Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 26 Temmuz 2017  Gösterim: 71.072  Cevap: 5

Balıklar Hakkında Genel Bilgi

5 Mayıs 2007 21:25       Mesaj #1
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

BALIK


Omurgalılar dalının bir sınıfı (Pisces). Hepsi suda yaşarlar. Bununla beraber suda yaşayan daha ilkel yapılı canlılardan çok farklıdırlar.

Sponsorlu Bağlantılar
Bir kısım organları değişerek suda yaşam koşullarına uymuştur. Bunların başında üyeleri (kol ve bacakları) gelir. Bunlar yüzgeç biçimine dönüşmüşlerdir. Balıkları diğer omurgalılardan ayıran önemli bir özellik de solungaçla solunmalarıdır. Balıkların besinleri çok çeşitlidir. Kimileri denizde yaşayan omurgasız hayvanları, deniz yosunlarını vb. yer, kimileri başka balıklarla ve suda yakaladıkları diğer hayvanlarla beslenir. Köpekbalığı gibi çok yırtıcı olanları da vardır. Kimi köpekbalığı türleri aç kaldıklarında insanlara bile saldırırlar.

Balıkların büyüklükleri de çok çeşitlidir. Birkaç santimden metrelerce uzunluğa kadar değişir. Balıklar insanlar için yararlı besin kaynakları olduğu gibi, kümes hayvanları için yem olarak, gübre olarak da kullanılırlar. Bazı balıklarda iskelet kıkırdaktan yapılmıştır. Bunlar sınıflandırmalarda ilkel balıklar olarak kabul edilirler. Kimi bilim adamları, bu balıkları sınıf olarak nitelendirmekte ve iskeletleri kemik olan balıkları gerçek balıklar (Pisces) sınıfına almaktadır. Bunlara göre, iskeletleri kıkırdaklı, yüzgeçleri tek, altçeneleri olmayan ve ağızları yuvarlak bir dudakla çevrilerek vantuz biçimini almış, asalak ve yarı asalak olarak yaşayan hayvanlar, omurgalıların en ilkel sınıfını oluştururlar (Cyclostomata).

Hepsi denizde yaşayan, iskeletleri kıkırdaklı, vücutları dişe benzer sert pullarla örtülü, yüzme keseleri olmayan balıklarıysa ikinci sınıf olarak kabul etmektedirler (Elasmobranchii). Bu sınıfın, köpekbalığı da aralarında olmak üzere 600 kadar türü bilinmektedir. Ve bunların dışında kalan, iskeletleri kemikten oluşmuş, yüzme keseleri bulunan, solungaçları örtülü balıkları da gerçek balıklar sınıfına almaktadırlar (Pisces). Balıkların büyük bir bölümü denizlerde, bir kısmı da akarsu ve göllerde yaşarlar.

Kural olarak hepsinin solungaçla solunmalarına karşılık kimilerinde yüzme keseleri, akciğerlere benzer bir yapıya dönüşmüştür (Dipnoi = akciğerlibalıklar). Bu balıklar durgun sularda yaşarlar, solunum için su yüzüne çıkarlar ve birkaç türden ibarettirler. Püskülyüzgeçliler (Crosspterygii) takımına giren balıkların yüzgeç iskeletleri, dört ayaklı omurgalıların bacak iskeletini andırır. Bu takımdan kimi cinsler yüzgeçlerini az çok bacak gibi kullanabilirler. Bu takım günümüzde yalnızca birkaç türle temsil edilmektedir. Mersinbalıkları takımı (Chondrostei), kemiklibalıkların en ilkellerini, tümkemikliler takımı (Holostei) ise tatlı sularda yaşayan balıkları kapsar. Yaşayan ve bilinen balık cinslerinin pek çoğunu kapsayan en geniş balıklar takımı ise kemiklibalıklardır (Teleostei). Uskumru, palamut, hamsi, alabalık,sazan, kefal, yılanbalığı vb. bu takımdandır.

Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs



Son düzenleyen perlina; 20 Temmuz 2017 12:38


Misafir
9 Eylül 2008 21:08       Mesaj #2
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Balıklar

solungaç solunumu yaparlar. Suda yaşayan hayvanlar ve balıklarda solungaç solunumu yaparlar. Solungaçlar suda çözünmüş oksijeni alacak şekilde özelleşmiş, yaprak veya tüy biçimindeki yapılardır.

Nasıl Nefes Alıyoruz?
Her insan için hayati bir öneme sahip olan nefes alma işlemi, solunum merkezi tarafından düzenlenir. Bu merkez bir mercimek tanesi büyüklüğünde olup beynimizin bir uzantısı olan "beyin sapı" denen yerdedir ve başlıca üç grup sinir hücresinden oluşur:
  • Birinci grup hücreler solunumun temel ritmini belirlerler ve içimize hava çekmemiz için emir verirler. Böylece ihtiyacımız olan havayı içimize çekmiş oluruz.
  • İkinci grup hücreler ise solunumun hızını belirlerler. Ancak ikinci grup hücreler devreye girdiğinde, birinci grup hücrelerin faaliyetini bir sinyalle durdururlar. Böylece akciğerin hava dolum bölümü kontrol edilir ve nefes alıp vermemiz hızlanır.
  • çünkü grup hücreler ise normal nefes düzeninde aktif değildirler. Ancak yüksek oranlarda soluk alıp vermek gerektiği zaman devreye girerler, karın kaslarımıza sinyal gönderip solunuma katılmalarını sağlarlar.
[üm bu anlatılanlar hayatta kalmamız için yeterli midir? Hayır. Solunum kimyasal olarak da kontrol edilir. Bizim nefes alıp vermemizin amacı kandaki oksijen ve karbondioksit miktarlarının belirli bir oranda kalması içindir. Bu orandaki değişiklikler ise solunum merkezindeki bir grup hücreyi harekete geçirir ve solunumdaki bozulan değerler, olması gereken düzeye çok hassas değişiklikler ile getirilir.
Kandaki oksijen miktarının solunum merkezine doğrudan bir etkisi yoktur. Ancak beynin dışında, şah damarı gibi bazı büyük damarlarda bulunan çok hassas alıcılar, kandaki oksijen belli bir düzeyin altına indiğinde solunum merkezine sinyaller gönderirler böylece solunumda çok hassas değişikliklerle gerekli düzeltmeler yapılır.
Son düzenleyen perlina; 20 Temmuz 2017 12:31
31 Ocak 2012 15:43       Mesaj #3
buz perisi - avatarı
VIP Lethe

Balıklar

: (Pisces) poikloterm olan, nerdeyse sadece suda yaşıyan ve solungaçları ile solunum yapan, soğuk kanlı, yürekleri çift gözlü, çoğunun vücudu pullu, genellikle yumurta ile üreyen omurgalı hayvanlardır. Bazıları doğurarak ürer.

Bulunmuş olan en eski balık fosilleri 500 milyon yaşındadır. Günümüzün balıkları kıkırdaklı balıklar (Chondrichthyes) ve kemikli balıklar (Osteichthyes) olarak ikiye ayrılırlar. Bunlar gibi diğer iki grubu oluşturmuş olan Placodermi (Zırhlı balıklar) ve Acanthodii (dikenli köpek balıkları)'nın nesilleri 300-400 milyon yıl evvel tamamen tükenmiştir
Bir kulakcık ve karıncıktan meydana gelen yüreklerinde daima kirli kan bulunur. Yürekten çıkan kirli kan solungaçlarda temizlendiğinden, vücutta temiz kan dolaşır. Ağızdan alınan su, solungaçlardan dışarı atılırken suda çözülmüş oksijen, osmozla kana verilir. Bu arada suda bulunan besinler ise yutulur. köpek balıklarında su hem ağızdan hem de ilk solungaç yarığından alınır. Tuzlu su balıkları su içtikleri halde, tatlı su balıkları su içmezler. Gerekli su ihtiyaçlarını solungaç zarlarından osmozla alırlar. Deniz balıkları içtikleri suyun tuzunu böbrekle değil, solungaçları ile ayırır. Balıklarda göğüs ve karın yüzgeçleri çift, sırt, kuyruk ve anal yüzgeçleri tektir. Tek yüzgeçler nadiren birden fazla olsalar da simetrik çiftler meydana getirmezler.

Uçan balıklar çok gelişmiş olan göğüs yüzgeçlerini açarak bir-iki dakika su üstünde uçabilirler. Yaşadığı yerlerde su kuruduğu zaman balçığa gömülüp akciğer solunumu yapabilen, sürünerek gölden göle geçebilen, kısa bir süre havada uçabilen, elektrik ve ışık üretebilen çeşitli balık türleri mevcuttur. Balıkların pulları birbirleri üzerine kiremit gibi dizilmiş, kemiksi, kaygan ve antiseptiktir. Antiseptik mukus salgısı, üzerine yapışan bakteri ve sporları yok eder.
Balıkların harekette önemli rol oynayan değişik kuyruk tipleri mevcuttur. Çatallanmış kuyruk tipine “difiserk”, çatallı olup eşit parçalı olana “homoserk”, köpek balıklarında olduğu gibi çatalları eş olmayan kuyruk tipine de “heteroserk” denir.

Balıklar omurgalı canlılar içerisinde sayıca en fazla olanıdır. Çalışmalarda balık türünün 40.000 kadar olduğu söylenmektedir.

Balıkların günümüzde sportif ve akvaryumdaki değeri yanında büyük bir protein kaynağı olması ticari değerini arttırmaktadır. Balıkların yeryüzündeki dağılımları o kadar geniştir ki, Antartika sularında, sıcak tropikal sularda, acı sularda, tatlı sularda, ışığın ulaştığı dağ derelerinde veya insanların henüz ulaşamadığı oldukça derin ve karanlık sularda yaşayabilmektedir. Üç türlü beslenme görülür: Herbivor (otçul), karnivor (etçil) ve omnivor (hem et hem de bitkisel besin yiyenler). Yalnız çenelerinde değil, bütün ağız boşluklarında ve yutaklarında sıralanış ve şekil olarak birbirinden farklı birçok diş bulunur. Bu genelde beslenme şekillerine göredir. Bazılarında farinks (yutak) dişleri gelişmiştir. Yalnız Mersin balıklarında ve Demetsolungaçlılarda diş bulunmaz.

Son düzenleyen perlina; 20 Temmuz 2017 12:29
_AERYU_
28 Ağustos 2012 16:56       Mesaj #4
_AERYU_ - avatarı
Ziyaretçi

BALIK



Balık, solungaçları ile solunum yapan, vücud ısıları çevreye bağlı olarak değişen, soğuk kanlı, yürekleri çift gözlü, çoğunun vücudu pullu, genellikle yumurta ile üreyen, suda yaşayan omurgalı hayvanların genel adı.

Bir kulakcık ve karıncıktan meydana gelen yüreklerinde daima kirli kan bulunur. Yürekten çıkan kirli kan solungaçlarda temizlendiğinden, vücutta temiz kan dolaşır. Ağızdan alınan su, solungaçlardan dışarı atılırken suda çözülmüş oksijen, osmozla kana verilir. Bu arada suda bulunan besinler ise yutulur. Köpek balıklarında su hem ağızdan hem de ilk solungaç yarığından alınır. Tuzlu su balıkları su içtikleri halde, tatlı su balıkları su içmezler. Gerekli su ihtiyaçlarını solungaç zarlarından osmozla alırlar. Deniz balıkları içtikleri suyun tuzunu böbrekle değil, solungaçları ile ayırır. Balıklarda göğüs ve karın yüzgeçleri çift, sırt, kuyruk ve anal yüzgeçleri tektir. Tek yüzgeçler nadiren birden fazla olsalar da simetrik çiftler meydana getirmezler.

Uçan balıklar çok gelişmiş olan göğüs yüzgeçlerini açarak bir-iki dakika su üstünde uçabilirler. Yaşadığı yerlerde su kuruduğu zaman balçığa gömülüp akciğer solunumu yapabilen, sürünerek gölden göle geçebilen, kısa bir süre havada uçabilen, elektrik ve ışık üretebilen çeşitli balık türleri mevcuttur. Balıkların pulları birbirleri üzerine kiremit gibi dizilmiş, kemiksi, kaygan ve antiseptiktir. Antiseptik mukus salgısı, üzerine yapışan bakteri ve sporları yok eder.

Balıkların harekette önemli rol oynayan değişik kuyruk tipleri mevcuttur. Çatallanmış kuyruk tipine “difiserk”, çatallı olup eşit parçalı olana “homoserk”, köpek balıklarında olduğu gibi çatalları eş olmayan kuyruk tipine de “heteroserk” denir.

Balıklar omurgalı canlılar içerisinde sayıca en fazla olanıdır. Çalışmalarda balık türünün 40.000 kadar olduğu söylenmektedir.

Balıkların günümüzde sportif ve akvaryumdaki değeri yanında büyük bir protein kaynağı olması ticari değerini arttırmaktadır. Balıkların yeryüzündeki dağılımları o kadar geniştir ki, Antartika sularında, sıcak tropikal sularda, acı sularda, tatlı sularda, ışığın ulaştığı dağ derelerinde veya insanların henüz ulaşamadığı oldukça derin ve karanlık sularda yaşayabilmektedir. Üç türlü beslenme görülür: Herbivor (otçul), karnivor (etçil) ve omnivor (hem et hem de bitkisel besin yiyenler). Yalnız çenelerinde değil, bütün ağız boşluklarında ve yutaklarında sıralanış ve şekil olarak birbirinden farklı birçok diş bulunur. Bu genelde beslenme şekillerine göredir. Bazılarında farinks (yutak) dişleri gelişmiştir. Yalnız Mersin balıklarında ve Demetsolungaçlılarda diş bulunmaz.

Duyu Organları



Görme organları
Balıkarda gözler yüksek omurgalılara benzer. Kornea daha düz ve mercek daha yuvarlaktır. Kornea, merceğin önünde koruyucu bir görev yapar. İris; kırmızı, siyah, portakal rengi, mavi, yeşil olabilir. Balıklarda göz yapısı, yaşadıkları çevreye uygun bir özellik arz eder. Işığın kolay geçtiği temiz sularda yaşayanlar iyi görür ve renkleri ayırt ederler. Derinde yaşayanlarda gözler oldukça büyük olup, ışığın zayıf olarak ulaştığı daha derinlerde teleskop gözlü olanlarına da rastlanır. Bulanık sularda yaşayan balıklarda ise gözler küçülmüştür. Kör mağara balıklarında gözler görev yapmaz. Işık olmadığından gözlere ihtiyaç duymazlar. Balıklarda gözyaşı bezi ve gözkapağı bulunmaz. Yalnız Raja balıklarında üstten gelen ışığa karşı gözü korumak için üzeri pullu kalın bir kapak vardır. Balıklar dinlenme halinde yakını görür, uzak için uyum yapar. Memelilerde durum tersinedir. Bazı dişli sazanlarda gözler yatay bir bantla ikiye ayrılmıştır. Üstteki kısım havada, alttaki kısım suda görmeye yarar. Böyle balıklara "dört gözlü" denir.

Tat alma organı
Balıklarda tat alma cisimcikleri dudaklarda, farinkste, burun epitelinde, baş derisinde, bıyıkların uçlarında yerleşmiş olduğu gibi bazılarında da ağız içinde yerleşmiştir. Balıklarda dil yoktur. Olanlarında da gelişmemiştir. Sazanların ağzı içinde çok kalın kastan yapılmış yastık şeklinde bir yapı bulunur. Bu organ tat almaya yarar. Balıklar bazı maddeleri memelilerden daha iyi ayırt edebilirler. Sazanlar tatlı, tuzlu, acı suyu ve asitli ortamı ayırt edebilirler.

Dokunma duyusu
Dokunma duyusunda bıyıkların rolü büyüktür. Bıyıklar tat almada etkili olduğu gibi, besin bulma ve dokunma organı olarak da görev yaparlar.

Balıkların baş, gövde ve yüzgeç derileri üstünde tomurcuk veya çukurcuklar halinde küçük duyu organları mevcuttur. İçlerinde sinir uçları dallanmış haldedir. Görevleri; yaklaşan düşmanı, sıcaklık değişimini, besin ve tuzluluğu hissetmektir. Duyuda yan organın da etkisi önemlidir. Bazı derin deniz balıklarının yüzgeç ışınlarında uzamış olan bazı kısımlarında duygu organları yer almıştır.

İşitme ve yan organ (Yanal çizgi)
Balıklarda dış ve orta kulak yoktur. İşitme organı bir kapsül içinde bulunan iç kulaktan ibaret olup, sudaki ses titreşimlerini idrak eder. Bu işitme organına “labirent” denir. İşitmede etkili olduğu gibi, dengenin sağlanmasında, ağırlık ve yerçekimi tespitinde de önemli rol oynar. İçlerinde kalsiyum karbonattan yapılmış “otolit” adı verilen cisimcikler de bulunur. Bazı balıklarda hava kesesinin ön kısmının her iki yanında iç kulakla ilişkili dörder adet kemikcik bulunur. “Weber cihazı” adını alan bu sistem ses dalgalarını ve basınç değişimini iç kulağa ileterek daha iyi işitmeğe yardım eder. Küçük frekanslı titreşimler, yanal çizgi sistemiyle idrak edilir. Bu, vücudun yanlarında derinin altında uzanan içi mukus dolu bir çift kanaldır. Belirli aralıklarla bu kanalı pulların arasından veya ortasından dışarı bağlayan yollar, bu yolların ucunda içinde sıvı ve sinir hücreleri bulunan bir torba vardır. Sudaki titreşimler bu sıvıya geçerek sinir hücreleri tarafından idrak edilir. Mesaj daha sonra sinirler vasıtasıyla beyne iletilir.

Bir başka balığın hareketinin doğurduğu titreşimleri, yanındaki balık bu yolla duyar. Yan organ çok alçak frekanslı titreşimleri idrak edip işitmeye yardımcı olduğu gibi, su akıntısının yönünü, sıcaklık ve soğukluk farklarını da tesbit eder. Yan organ işitmede de yardımcı olur. Ses ve basınç dalgalarını tesbit edebilir. Kemikli balıklarda, vücudun her iki yanında solungaçlardan kuyruk yüzgecine kadar uzanır.

Koku duyusu
Balıklarda burun (nostril), solunum için değil, suda çözünmüş kimyasal maddeleri koklamaya yarayan bir duyu organıdır. Koku alma kapsülleri üst çene üzerinde bulunan bir çift (veya bir adet) burun çukuruna yerleşmiştir. Koku maddelerini taşıyan su burun deliklerine girip çıkarken, koklama kapsüllerini yalayarak sinirleri uyarır. Bu duyu köpek balıkları gibi bazı balıklarda çok kuvvetlidir. Köpek balıkları kan kokusunu yüzlerce metre uzaktan alabilirler.

Yüzme kesesi
Balıkların suda batmadan durmasını sağladığı için önemlidir. Sindirim kanalının bir uzantısı olup, sırt tarafta torba şeklindedir. İçi CO2, O2 ve azot gazları ile doludur. Balığın yoğunluğunu, suyun yoğunluğuna göre ayarlar. Balık suda batmadan durmak için, içindeki gazı artırarak keseyi şişirir. Yüzerken havasını azaltır. Bazı balıklarda yüzme kesesi ikiye ayrılmıştır. Yüzme kesesi solunum, hidrostatik görev, ses meydana getirme ve bazı uyartıları hissetmede de etkilidir. Bütün balıklarda hava kesesi bulunmaz. Böyle balıklarda yağlı vücut ve göğüs yüzgeçleri batmalarına mani olur. Dip balıklarında ise zaten gereksizdir.

Üreme
Yumurtlama zamanlarında dişi balık, bir kaç saat içinde dibe binlerce yumurta bırakır. Erkek, yumurtalar üzerine sperm ihtiva eden sıvısını püskürterek yumurtaları döller. Böyle döllenmeye vücut dışında cereyan ettiğinden “dış döllenme” denir. Yumurtadan çıkan yavrular, etraftaki “plankton” denen küçük organizmaları yiyerek gelişirler. Köpek balığı gibi bazı balıklarda döllenme, dişinin vücudunda olur. Yumurtalar vücud içinde açıldığından doğuruyormuş hissini verir. Böyle doğurucu balıklara “ovovivipar” denir. Zaman zaman bazı balıklar hermofrodit (erkek ve dişi organa sahip) olurlar. Uskumru, sazan ve alabalıklarda bu duruma rastlanır.
Son düzenleyen perlina; 20 Temmuz 2017 12:37
19 Temmuz 2017 22:06       Mesaj #5
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI

Petrol Etkisinde Kalan Balıklardaki Tutum!


Ad:  thumbs_b_c_25ffb32177b921151785209d762a343a.jpg
Gösterim: 27
Boyut:  131.4 KB
Bilim insanları, petrol etkisinde kalan balıkların herhangi bir tehlike karşısında yavaş hareket ederek doğru yönde ilerleyemediklerini ve bu bağlamda doğru bir davranış sergileyemediklerini belirledi. Yaşamlarının ilk 3 haftasında petrole maruz kalan ve mercan kayalıklarında yaşayan 6 balık türünü inceleyen araştırmacılar balıkların davranışlarında ciddi düzeyde değişiklikler saptadı.

Bu durumun avcılara karşı balıkları savunmasız bıraktığını belirten araştırmacılar petrol etkisinde kalan balıkların yaşam için mercan kayalıkları ve açık sulara yöneldiğini belirtti. Büyük Set Resifi başta olmak üzere ölü resif sistemlerinde yaşayan balıkların sayısı ile sağlıklarının ilgili davranış bağlamında risk altında olduğunu belirten araştırmacılar balıkların büyüme oranlarında ve yaşam süresinde azalma gözlendiğini ve söz konusu durumun da balıkları daha da kötüleştirdiğini ifade etti.

Kaynak: BBC Bilim / Nature (19 Temmuz 2017)
Son düzenleyen perlina; 20 Temmuz 2017 12:35
26 Temmuz 2017 13:36       Mesaj #6
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI

Balon Balıklarının İnsanlar ile Benzer Diş Genine Sahip Olduğu Belirlendi!


Ad:  thumbs_b_c_b95a78b62bb3f94da9af1f7e7b930cab.jpg
Gösterim: 16
Boyut:  95.5 KB
Yapılan araştırmalar sonucunda balon balıklarının dişlerinin insan dişleriyle ortak bir gene, insanlara ek olarak diğer omurgalılara da çok benzer diş yenileme programına sahip olduğu ortaya çıktı. Diş yenileme bağlamında balon balıklarının insanlarla aynı kök hücrelerini kullandığı, ancak bazı dişlerini, karakteristik gagalarını oluşturan uzun şeride benzer yapıyla değiştirdiği keşfedildi.

Londra Doğa Tarihi Müzesi ve Tokyo Üniversitesi'nden araştırmacılar, söz konusu gagaya benzer yapının nasıl oluştuğuna dair incelemeler sonucunda elde ettikleri ilgili verilerden yola çıkarak sorumlu olan kök hücrelerin ve bu sürekli yenilenme sürecini yöneten genlerin bu bağlamda keşfedildiğini ve ilgili durumun insanlar dahil olmak üzere genelde omurgalıların diş yenilenmesinde görüldüğünü ifade etti.

Kaynak: Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS)


Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:


Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç