| | #1 (mesaj-linki) | |
| Türkiye'den Çevre ve Ekoloji HaberleriÇevre Mühendisleri Odası 2008 Çevre Durum Raporu'nda, dünya nüfusunun yüzde 15'ini oluşturan zengin ülkelerin, toplam karbondioksit salınımının yarısından sorumlu oldukları, buna rağmen salınımm neden olduğu iklim değişikliğinin "en yüksek faturasını, voksul ülkeler ve onların vatandaşlarının ödeyeceği" belirtildi. ANKARA- Çevre Münendisleri Odası {ÇMO) 2008 Çevre Durum Raporu'nda, dünya nüfusunun yüzde 15'ini oluşturan zengin ülkelerin, toplam karbondioksit salınımının yarısından sorumlu oldukları, buna rağmen salınımın neden olduğu iklim değişikliğinin "en yüksek faturasını, yoksul ülkeler ve onlarır vatandaşlarının ödByeceği" belirtildi. Raporda, "Önce insan, önce çevre1 an ayışı yerine bugün 'önce ekonomi, ön:e tüketim, önce kar anlayışının hSKim olduğu, çevre scunlarının önemli etmenlerinden biri olan "üketimin çevre ile birlikte an İmaya baş andığı ifade edildi. Üretim ve tüketim artışıyla iklim değişikliğinin meydana geldiği ve bunun en büyük sorumlularının gelişmiş ülkeler olcuğu vurgulanan rapcrda, şu ifadelere yeı verildi: "Dünya nüfusunun yüzde 15'ini oluşturan zengin ülkeler, toplam karbondioksit salınımının yarısından sorumludur. Buna rağmen iklim değ sikliğinin en yüksek faturasını yoksul ülkeler ve onların vatandaşları ödeyecekt- Gelişmiş ülkelerde kişi başına fosil ya<ıt kullanımı hala artmaktadır. Her sektör devasa ölçülerde ve gittikçe de artan ene'ji taleplerinde bulunmaktacır. Dünyadaki bütün insanların bazı gelişmiş ülkelerdekilerle aynı seviyede sera gazı üretmesi durumunda, 9 çezegene daha ihtiyaç duyulacağı öngörülmektedir." -İSHAL VE SITMA GİBİ SALGIN HASTALIKLAR ŞİDDETİNİ ARTIRACAK"Raporda, büyümeyi nızlandıran ekonomik modelin ve "savurgan tüketimin", ekolojik yaşamı tehdit ettiği ve küresel ısınmayı tetiklecği belirtilerek, şunlar kaydedildi: "Ortalama küresel sıcaklık, 1906'dan beıi yaklaşık 0,74 derece arttı. Bu yüzyıl içir de öngörülen yükselme ise 1,8-4 deıece arasında. Baz^ blim insanları 2 deıecelik yükselmenin, dünyayı büyük ve geıi dönüşü olmayan tanribattan önceki aşamaya getireceğine inanıyorlar. Daha yüksek sıcaklıkların, ishal ve sıtma gibi salgın hastalıkların şiddetini arttıracağı ve küresel besin üretiminin azalacağı düşünülüyor." Küresel ısınmanın, ksa dönemde dünya nüfusunun en yoksul yüzde 40'lık kısmını etkileyeceği bıldrilen raporda, uzun vadede herkesin iklim değişikliğinin yol açacağı tehlikelere maruz kalacağı bildirildi. -'SUYA ULAŞMA HAKKI TEHLİKE ALTINDA"Dünyada su politikalarının, suyu "kamusal bir hizmet olmaktan çıkardığı, suyun kaynaktan temini işlenmesi, iletimi ve arıtımının serbest piyasa koşullarında yapılmasının önünü açtığı" ifade edildi. Küresel politikalarla suyun "metalaşması ve özelleştirilmesi sonucu temiz, içilebilir suya erişim hakkının göz ardı edildiği" belirtilerek, "Dünya nüfusunun sadece yüzde 5'i suyunu şirketlerden alıyor. Bu şekilde bile su şirketlerinin yıllık gelirleri dünya petrol ticaretinin yıl ık gelirinin yarısına ulaşmış durumda. Sadece bu potansiyel dahi suya ulaşma hakk nın nasıl bir tehdit altında olduğunu göstermek için yeterlidir" değerlendirmesine yer verildi. Raporda, Türkiye sularının durumuna da değinilerek, ülkenin su varlığı açısından zengin olmadığı ve mevcut su varlıklarının ülke geneline eşit cağılmadığı öne sürüldü. Türkiye'nin artan su ihtiyacını karşılamak için 1995-2002 yılları arasında, yüzey ve yer altı suyu kaynaklarından çekilen su miktarında yüzde 32,9'luk bir artış görüldüğü bildirilerek, kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının bin 500 metre küp olduğu belirtildi. Türkiye nüfusunun 20 yılda 87 milyona ulaşmasının beklendiği ve bu durumda yıllık kişi başına düşen su rezervinin bin 42 metre küpe düşeceği ifade edilerek, bu rakamın, su fakiri olarak tanımlanan ülkelerdeki yıllık kişi başına düşen su miktarına çok yakın olduğu vurgulandı. Diğer taraftan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde belirtilen, "Kıta İçi Su Kaynaklarının Sınıflarına Göre Kalite Kriterleri" sınır değerleri baz alınarak yapılan ölçümlerde, Türkiye'deki önemli tarım ve endüstri merkezlerini kapsayan akarsu havzalarındaki su kaynaklarının kalitesinin, "az kirlenmiş" (II. Sınıf) ve "çok kirlenmiş su" (IV. Sınıf) arasında değiştiğine dikkat çekildi. -"ENDEMİK TÜRLERİMİZ İÇİN ALINAN TEDBİRLER YETERSİZ'Raporda, Türkiye'nin endemik bitkiler açısından çok zengin olmasına rağmen, bazı türlerin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu kaydedildi. Dünya Koruma Birliği (IUCN 2001) kriterlerine göre, Türkiye'deki endemik türlerin yaklaşık 600'ünün "Kritik CR", 700'ünün ise "Tehlikede EN" kategorilerinde yer aldığı belirtilerek, bu türlerin etkin korunması için alınan tedbirlerin yetersiz olduğuna işaret edildi. Raporda, şu hususlara dikkat çekildi: -Amik Gölü, Avlan Gölü, Hotamış, Eşmekaya sazlıkları gibi sulak alanlar yok oluyor. Beyşehir Gölü, Tuz Gölü süratle kirleniyor ve yüzey alanları hızla küçülüyor. -Fethiye'ye fosseptik, Tuz Gölü'ne kanalizasyon akıyor. Kekova'yı yatlar, Foça'yı balık çiftlikleri yok ediyor. ndan sorumlu -Özellikle Sukuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkındaki RAMSAR Sözleşmesi listesine dahil edilen ve 135'i uluslararası öneme sahip olan 500 sulak alanımızdan. 12 alanda ciddi oranlarda kuruma ve kirlenme mevcut. -Tüm dünyada koruma altına alınan alanların ülke yüz ölçümlerine oranı yüzde 12,8 iken, Türkiye'de yüzde 3,9. -Yargı kararlarına rağmen Bergama Ovacık Altın Madeni başta olmak üzere birçok yerde siyanürle altın madeni işletmeciliği hala devam ediyor. Raporda, genetiği değiştirilmiş organizmalardan (GDO) mısır, buğday, soya fasulyesi gibi ürünlerdeki genlerin, doğal bitki türüne atlayarak genetik çeşitlilik kaybına neden olduğu, yabani türlerin doğal yapılarında sapmalara yol açtığı ve ekosistemdeki tür dağılımını ve dengeyi bozduğu kaydedildi. Özellikle küresel ısınmanın uluslararası ortamlarda kabul görmesiyle uluslararası pazarı kontrol eden çok uluslu şirketlerin, bitkilerin kuraklık, aşırı soğuk ve sıcak, sel, tuzluluk gibi olağan dışı çevre koşul arında hayatta kalmasını sağlayacak genlerin patentini aldığı, "iklim genleri" olarak adlandırılan bu genlerin kullanım hakkını kazandığı ca vurgulandı. -"DOĞAL, TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLER, TURİZM BASKISI ALTINDA"Raporda, kent sorunlarına da değinilerek, kentlerde içme suyu, kanalizasyon, arıtma ve katı atık gibi sosyal ve teknik altyapı eksiklikleri yaşandığı belirtildi. TÜİK'in 2004 verilerine göre, 3 bin 225 belediyenin 2 bin 226'smın kanalizasyon şebekesine, 269'unun ise su arıtma tesisine sahip o duğu bildirildi. En önemli çevre sorununun katı atıklar olduğu ifade edilen raporda, tüm Türkiye'de 16 katı atık depolama tesisi bulunduğu kaydedildi. Türkiye'deki ormanlar, kıyılar, doğal, tarihi ve kültürel varlıkların yok edildiği de ileri sürüldü. Doğal, tarihi ve kültürel değerlerin, turizmin baskısı altında olduğu ifade ed lerek, şu görüşlere yer verildi: "Ülkemizde turizm faaliyetlerinin yüzde 79'u Nisan-Ekim aylarında. Ege ve Akdeniz kıyılarında yoğunlaşmaktadır. Bu yoğunluk önemli çevresel baskılar meydana getirmektedir. Turizm faaliyetlerinden kaynaklanan gü'ültü, hava kirliliği ve atıklar, turizmin alt yapısını oluşturmak için hızlı konutlaşma ve çarpık kentleşme, ayrıca ikinci konut denilen yazlık inşaatları nedeniyle verimli tarım topraklarının betonlaşması, flora ve fauna üzerine olumsuz etkileri çevre üzerindeki en önemli baskı unsurlardır." TMMOB Çevre Mühendisleri Odası | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Kışladağ’da hukuk da direniyor
TÜPRAG Altın Madencilik AŞ tarafından Kışladağ Altın Madeni işletmesi için Manisa İdare Mahkemesi’nin verdiği açılma ruhsatının iptal kararının yürütmesinin durdurulması istemi, Danıştay 8. İdare Mahkemesi tarafından reddedildi. TÜPRAG Altın Madencilik AŞ tarafından Kışladağ Altın Madeni işletmesi için Manisa İdare Mahkemesi’nin verdiği açılma ruhsatının iptal kararının yürütmesinin durdurulması istemi, Danıştay 8. İdare Mahkemesi tarafından reddedildi. Hukuk süreci, Uluslararası altın tekeli Eldorado Gold’a bağlı TÜPRAG Altın Madencilik AŞ’nin, Uşak’ın Eşme İlçesi Kışladağ mevkiinde altın madenciliği faaliyeti yürütme isteğiyle başladı. Daha önce Kışladağ Altın Madeni için verilen 6 Nisan 2007 tarihli 1. sınıf gayrisıhhi müessese açılma ruhsatının iptaline ilişkin Manisa İdare Mahkemesi, söz konusu işletmenin, “ÇED olumlu belgesinin iptali davasına Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı vermiş olması” gerekçesiyle açılma ruhsatının iptaline karar vermişti. Şirket, Danıştay 8. İdaresi’ne temyiz başvurusunda bulunmuş ve İdare Mahkemesi’nin verdiği açılma ruhsatının iptali kararının yürütmesinin durdurulmasını talep etmişti. Kararı değerlendiren Avukat Arif Ali Cangı, Danıştay 6. Dairesi’nin daha önce verdiği bozma kararıyla idare hukukunun temel ilkeleri altüst edilerek, yeni açılma ruhsatı ile Kışladağ Altın Madeni işletmesinin sürdürüldüğünü belirtti. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| İzmir’in Sularında Arsenik ÇıktıBunaltıcı sıcakta kavrulan İzmir’de bazı kuyular, arsenik nedeniyle devre dışı kaldı. Karşıyaka ve Bornova’ya verilen sudaki arsenik sınır değerin üzerinde.?Kocaoğlu: İçin veya içmeyin diyemem İZMİR - Ankara ve İzmir büyükşehir belediyeleri arasındaki ‘arsenikli su’ kavgasında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ‘haklı’ çıktı. Büyükşehir Belediyesi İzmir’in sularında son altı yılın arsenik değerlerini açıkladı. Tahtalı ve Balçova barajlarında arseniğe rastlanmazken Menemen, Sarıkız, Göksu ve Halkapınar kuyularında AB standartlarının çok üzerinde arsenik bulundu. AB standardında sınır değer litrede 10 mikrogram. Göksu kuyusunda 2007’de litrede 45 mikrogram olan değer bu yıl litrede 59 mikrograma ulaştı. Sarıkız’da 32 mikrogram oldu. Halkapınar’da 2007’de 18 olan değerin bu yıl 13’e inse de AB standardının üzerinde kaldı. Menemen kuyularıysa tam sınır değerde (litrede 10 mikrogram). Menemen’deki bazı kuyular dün kapatıldı. Pınarbaşı kaynakları temiz çıktı. Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Kaşıyaka ve Bornova ilçelerine verilen suyun standart değer olan litrede 10 mikrogramın üzerinde, 10-20 mikrogram olduğunu belirterek, “Suyu içmelerini veya içmemelerini tavsiye edemem.?Kendileri karar vermeli” dedi. Kocaoğlu, son haftalardaki su kesintilerinin de arsenik oranı yüksek su kuyularına karşı önlemlerden kaynaklandığını söyledi. İZSU yetkilileri, litrede 10 mikrogramın AB’yle uyum kapsamında, 2007’de benimsendiğini, bundan önce sınır değerin 50 olduğunu da vurguladı. Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı Halil Gezer, “Kanserojen etkisi olduğu için arsenikle ilgili sınır değerler bir yıl önce düşürüldü. Bu nedenle, eskisiden daha çok dikkatli olunmalı” dedi. Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan açıklamada ise özetle şöyle denildi: “Son altı yıllık analizlerden görüleceği üzere, 2006 sonuna kadar İzmir’in su kaynaklarında arsenik yoğunluğu açısından en ufak sorun yoktur. 2007 yılından itibaren tüm değerler normal sınırlar içinde görülürken, yalnızca arsenik değerlerinde bir artış gözlenmeye başlanmıştır. DSİ’nin tahsis ettiği yeraltı kuyularında küresel ısınmayla ortaya çıkan bu gelişme karşısında, önlem olarak Dokuz Eylül Üniversitesi ile protokol yapılmış, Göksu kuyuları devreden çıkarılmış, arıtma sistemiyle çalışmaları hızlandırılmıştır.” Açıklamada Gökçek’e de eleştiri vardı: “Ülkemizde küresel ısınmayla birlikte yer altı suyu kullanan tüm il, ilçe ve köylerimiz aynı sıkıntıyla karşı karşıyadır. Sayın Gökçek’in yaptığı konuyu başka mecralara taşıma çabalarıdır. Azalan yağışlara bağlı olarak yer altı sularında artan arsenik değerlerinden siyasi fayda umulması yakışıksız bir davranıştır.” (dha) TMMOB Çevre Mühendisleri Odası | |
|
| | #4 (mesaj-linki) | |
| Hikmet Çetinkaya'nın Kozak Yaylası Hakkındaki Yazısı.Kozak Yaylası... Bir pazar sabahı yaşamdan, sevgiden, aşktan söz etmek istiyorum... Düşsel yolculuklara çıkmak!.. Paul Celan'la bir Viyana akşamını yaşamak, Prag'da sokaklarda dolaşmak, Belgrad'da anıları toplamak... Geçmiş zaman resimlerinde yaşamı yakalamak. Kıyıda yürürken denizin beyaz köpüklü dalgalarını seyretmek... Eski Datça'nın taş duvarlı evlerinin bahçelerinde renk renk çiçekleri sulamak... İlkyaz sıcağını yüreğimde duyumsamak.. . Duru su baharın, ilk çiçek toprağın mıdır? Lermontov elinde şarap kadehiyle ayın ışıklarını toplarken yeryüzünde, küreselleşmeye karşı başkaldırmak. Hani o sağır ve eski pişmanlık yıllarım vardır benim, okura sık sık anlatıp bıkkınlık getirdiğim... Çokuluslu şirketlerin "altın talanı"nı anlatırken, çocuklarımızın iç çekişleri Fırtına Vadisi'nde, Tunceli Ovacık'ta, Bergama'da, Kaz Dağları'nda yankılanır. Kapanan gözler vardır ya hani; konuşmayan çocuklar; dağ başları, ovalar, akarsular, göller, denizler... Yağma vardır, talan vardır ya!.. Filiz süren bir sessizlik gelip çatar hayatın tam ortasına... Soygunun, vurgunun, yolsuzluğun egemen olduğu yer burasıdır bilip de bilmeyene... Kaz Dağları, Artvin Cerattepe, Bergama Kozak Yaylası, Madra, Efemçukuru, Eşme, Tunceli Ovacık... Dağlarımız, ovalarımız delik deşik... 66 bin 600 dekarlık Kozak Yaylası'nda altın avcıları... *** 5 milyon çamfıstığı ağacı... 50 milyon dolarlık çamfıstığı dış satımı, 17 köyün geçim kaynağı... 300 binden fazla insana su sağlayan akarsular... Zehirlenen Madra Çayı... Yok olan doğa ve insanlık... Ne zaman açılacak gözlerimiz, ne zaman?.. Ne zaman söylenecek türkümüz, insanca yaşamımız, sevgimiz, tutkumuz?.. 300 binden fazla insana su veren Kozak Yaylası gözden ıkarıldı... Ne yazarsan yaz, siyasal erk umursamaz... On beş gün önce oralardaydım. .. Kaz Dağları'ndan Edremit Körfezi'ni seyrederken tarifsiz kederler içindeydim... Kaz Dağları teslim alınmıştı... Biga Yarımadası can çekişiyordu... Vahşi kapitalizmin "Küreselleşme" ya da "Yeni Dünya Düzeni" masalı; aslında "Ahtopot'un Kolları"yla azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri kuşatmıştır... Çokuluslu "altın avcıları" ve onların taşeronları ülkemin topraklarını "mal" gibi görüyorlar. Yerli işbirlikçilerini, siyasal erki de "köle". Elimde Prof. Dr. Yaşar Gürbüz'ün "Siyasal Sosyoloji" kitabı (Filiz Yayınları, İstanbul) var... İlginç olduğu kadar okunması gereken bir kitap... Azgelişmiş ülke tanımı Türkiye'yi anlatıyor gibi... Kısa sürede köşeyi dönenler, sanayileşmiş ülke varsıllarının tersine pahalı otomobiller, yalılar, köşkler, gece kulüplerinde bırakılan binlerce liralar... Azgelişmiş ya da gelişmemiş ülkelerin fotoğrafları değil midir bu yazdıklarım... *** Şimdi gel de Karl Marx'ı anımsama... Yaşar Gürbüz de anımsamış ki, Marx'ın sosyal sınıflara bakışını almış kitabına... Köle bir çeşit maldır!.. Öyle söyler Marx... Emekçi ise emeğini satar... Sınıflar arasındaki çelişkiyi Tunceli Ovacık'ta ya da Eşme Kışladağ'ında "Altın avcıları"nın yanında çalışan köylülere nasıl anlatacaksınız? Bir uçta köleyi, bir uçta işçiyi alırsanız ne çıkar ortaya? Sanayileşmemiş bir toplumsanız, din eksenli politikaların boyunduruğu altındaysanız yandınız!.. Tarikatlar siyasete yön verecek, din sömürüsü ivme kazanacak. Galiba Türkiye'nin siyasal sancısı da bu!.. Suudiler Türkiye'de toprak satın alıp buğday ekmeye hazırlanıyorlar. .. AKP iktidarı arkalarında.. . Paraları repoda!.. Çokuluslu şirketler ise dağlarımızı, ovalarımızı talan ediyorlar... *** Kozak Yaylası'nda kıyım sürüyor... Acı ama gerçek bu!.. AKP'nin gerçek yüzü ortada sevgili okur! Türkiye'yi gerenler, hem ekonomiye hem de sosyal yaşama zarar veriyor... "Demokrasi ve özgürlük" adı altında Türkiye peşkeş çekiliyor... Her siyasi hareket AKP tarafından durdurulmak isteniyor; sendikalara, demokratik kitle örgütlerine baskı yapılıyor... Bir pazar sabahı yaşam ve sevgiden söz edecektim, olmadı... Belki Tahsin Saraç'ın dizeleriyle kendimi bağışlatabilirim: "Al bahar, yeşil yaprak / Titrerim ak yellerle, dorukta kavak kavak / Ben ozanım / Açlığın kan çizgisinde ve taş dilsizliğinde / Değişip olurum hemen / Suskunluğun o sarı öfkesiyle / Kınında bekleyen soğuk bir bıçak." TMMOB Çevre Mühendisleri Odası | |
|
| | #5 (mesaj-linki) | |
| Kuşatılan Çevremiz Ertuğrul Ünlütürk
Kuşatılan Çevremiz Ertuğrul Ünlütürk KUŞATILAN ÇEVREMİZ Erluğrul Ünlütürk eunluturk@gmail.com Yalancının mumu Kışladağ Alün Madeni'nin derin hikayesini anlatmaya sayfalar yetmez, burada çevrilen işlere de bizim aklımız ermez. Anlatalım da aklı eren varsa buyursun bakalım. Evrensel okurları aslmda iyi bilir bu hikayeyi. Bu maden, 2006 yılında Enerji Bakanı Hilmi Güler tararından açıldı, işletmecisi de Kanadalı bir şirketin yerli firması. Madenin açılışı da epey görkemliydi, ünlü bir TV programcısı sunuculuk yapmışu, şimdi de TV'lerde altın madenciliği üzerine övgüler diziyor. Maden işletmesinin çalışmaya başlamasından sonra, çevreye verdiği zararlar hemen hissedildi; İnay köylülerinde toplu zehirlenmeler görüldü. Yöre halkı, sivil inisiyatifler ve meslek odaları omuz omuza kararlı bir direniş başlattılar ve tesis, 2007 yılının Ağustos ayında Danıştay kararı ile kapatıldı; halen de hukuksal anlamda kapalıdır. Kapatma kararından sonra neler olduğunu şimdi biraz kurcalayalım. Kanadalı siyanürcü şirket, ticari laktik gereği önce bir süre sessiz kalarak yargı kararlarına saygılı olduğu görüntüsünü verdi. Bu sessizlikte hem gizliden gizliye üretime yeniden başlamanın yolunu yaparak yeni iş makinalan getirdi, hem de derin bir lobi faaliyetine başladı. Şirketin patronu, firmasının antetli kağıdı ile Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'e 8 Kasım 2007 tarihli bir mektup yazdı. Mektupta Tüzmen'e özetle diyor ki: "Ben bu işe çok para harcadım, yöreye birçok altyapı yatırımı yaptım, 600 kişiye iş verdim ama bu sizin Danıştay tuttu benim madenimi kapanı, zaten bu Danıştay kararı da muallaktadır. Benim de size güvenim kalmadı, bundan sonra Türkiye'deki yatırımlarımı geri çekerim. 27 Kasım'da Ankara'ya gelip sizinle görüşeceğim. Hem ben Başbakanlık Yabancı Sermaye Danışma Kurulu üyesiyim." Patron dediğin işte böyle olur, gözdağı verir. Geçen yıl Çevre Mühendisleri Odası bu mektubu,ele geçirdi ve araştırdı ki böyle bir kurul yek. Bu ibretlik mektubu da 12 Aralık 2007 tarihinde kamuoyuna duyurarak Bakan Tüzmen'den böyle bir görüşmenin olup olmadığını, eğer olduysa da ne görüştüğünü açıklamasını istedi [1]. Beklendiği gibi bu açüdama yapdmadı ama bu arada maden tekrar açıldı, maden için köylülerin toprağına el konularak yeni kamulaştırmalar yapıldı, neler oldu neler... Evrensel'de Özer Akdemir'in haberlerinde okudunuz hep bunları. Bakan Tüzmen beklenen açıklamayı yapmayınca, Çevre Mühendisleri Odası bu konuyu İstanbul Milletvekili Ufuk Uras ile görüşerek soru önergesi yoluyla TBMM gündemine taşımayı kararlaştırdı. Uras'ın verdiği 14 Mart 2008 tarihli yazdı soru önergesine ilişkin Çevre ve Orman Bakam Veysel Eroğlu, TBMM'ye 6 Mayıs 2008 tarihli bir cevap yazmış [2]. Şimdi o ibretlik mektup için sorulan sorujara verilen, tırnak içindeki ibretlik cevaplara bakalım. I "Sn. Kürşad Tüzmen'e yazılan böyle bir mektup kaydına rastlanılmamıştır." Bakan Eroğlu doğru söylemiyor, çünkü öyle bir mektup var ve kopyası da bende Patronun imzasını da şirket belgelerinden bulup kontrol ettim, imza da tutuyor. Bakan Eroğlu önce kendi bakanlığının evrak kayıtlanna bir baktırsın, bulamazsa ben yollarım ona. Sayın bakanın ya bakanlığında olan bilenden haberi yok, ya da TBMM'ye bilerek yanlış bilgi veriyor, inkar yiğidin kalesidir derler, dayanın yiğitler. "TC. Başbakanlık Yabancı Sermaye Danışma Kurulu diye bir kurul yoktur." Yani siyanürcü patron, olmayan bir unvanı kullanıyor. Bu şahıs hakkında yasal işlem yapılması gerekiyor. "Kışladağ Altm Madeni'nin tekrar faaliyete geçmesi, Çevre ve Orman Bakanlığı Hukuk Müşavirliği'nin uygun görüşüne uyanmaktadır." Bu talihsiz ve akla ziyan cevapla yakalanıyor Bakan Eroğlu; yani kendi atadığı hukuk müşavirinin görüşüne uyuyor ama Danıştay'ın kararına uymuyor. Özetle bu senaryo çok açık sevgili okurlar, kendim yazdım kendim oynadım misali. Siyanürcü şirket toplumsal muhalefete ve yargı kararma rağmen AKPü bakanları devreye sokarak ismi bağladı ve kanunsuz bir şekilde yeniden açtırdı madenini Ama bu ülkenin aydınlık yüzleri bu filmi oturduğu yerden seyretmeyecek. Siyanürcü şirketin, onun sanal unvanlı patronunun ve AKP'li bakanların peşini bırakmayacak, yalancının mumunu söndürecek. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası | |
|
| | #6 (mesaj-linki) | |
| İkizdere’liler “Vadime Dokunma” Dedi İkizdere’liler “Vadime Dokunma” Dedi Rize İkizdere Derneği ve İkizdere Köy Dernekleri, İkizdere Vadisi’ne yapılması düşünülen hidroelektrik santral planını protesto etmek için bugün Kadıköy İskele Meydanı’nda "Vadime Dokunma" sloganıyla buluştular. İkizdere Derneği öncülüğünde düzenlenen mitinge katılanlar attıkları sloganlarla bölgelerine kurulacak hidroelektrik santrallerini istemediklerini haykırdılar. Sorun İkizdere’nin değil tüm Karadeniz’in sorunu... İkizderelilerin yanısıra Rize ve çevre illerden gelen çok sayıda çevre örgütünün destek verdiği mitingte, dernek temsilcileri protestoların amaçlarını anlatan konuşmalar yaptılar. Yapılan konuşmalarda, yapılması düşünülen hidroelektrik santrallerin sadece İkizdere’nin değil tüm Karadeniz’in doğal dengesini altüst edeceği vurgulandı. Konuşmalarda; “Karadeniz’i kalkındırmayı isteyenler bölgeyi gerçekten kalkındırmak istiyorlarsa santrallerle değil kültür, turizm gibi yatırım alanlarıyla kalkındırsınlar. Karadeniz halkı bu santrali istemiyor. Çünkü enerji yatırımı adı altında yapılacak santrallerle bölgemizin yeşili kurutulmak ve kurutulduktan sonra da birilerine peşkeş çekilmek isteniyor.” denildi. "Bölgemizde santral istemiyoruz, derelerimiz özgür aksın!" Konuşmaların ardından müzik grupları sahne aldılar. Yöresel türküler eşliğinde çekilen horonlarla miting programı devam etti. Eylemde, “İnsan olan yaşatır Bırakın bu vadi yaşasın!”, “Vadimizi bozmayın, savaşı başlatmayın!”, “Kanser vadisi değil, yeşil İkizdere istiyoruz!”, “İkizdere vadisi HES’lere kurban edilemez!”, “Çevre ve doğa tahribatı durdurulsun!” pankartları açıldı. “Derelerimiz özgür kalacak!”, “Çölleşmeye hayır!”, “Kanser vadisi İkizdere istemiyoruz!”, “Sözümüz yasa olsun Papart Deresi özgür aksın!” dövizleri taşındı. Yaklaşık 2000 kişinin katıldığı protesto mitinginde, “Vadimize dokunmayın, sabrımızı taşırmayın!”, “İkizdere cennettir, cennet kalacak!”, “Dereler özgürdür, özgür akacak!”, “Susma sustukça sıra sana gelecek!” sloganları atıldı. SENDİKA.ORG TMMOB Çevre Mühendisleri Odası | |
|
| | #7 (mesaj-linki) | |
| Doğa ve tarih yok olacak
Doğa ve tarih yok olacak Yapılması planlanan çimento fabrikası Osmaniye’nin tarihi mirasını ve doğasını tehdit ediyor Osmaniye’ye yapılması planlanan çimento fabrikası çevredeki dört köyün tarım arazileri ile tarihi mirasını yok edecek. Geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan dört köyün etkileneceği fabrika ayrıca, Hitit döneminden kalan Kastabala antik kenti ile 152 çeşit kuş türünü barındıran Kırmıtlı Kuş Cenneti’ni de tehdit ediyor. Bölge halkı genellikle çimento fabrikasına karşı çıkarken bazı köylüler, işsiz oldukları için iş umudu ile çimento fabrikasının kurulmasını istiyorlar. Bazı köylüler ise çimento fabrikasının bahane olduğunu, asıl amacın tarihi açıdan zengin olan bölgeden hazine çıkarmak olduğunu söylediler. ‘Fabrika yerine bölge turizme açılsın’ Çimento fabrikasının hem tarihi hem de doğal güzelliği yok edeceğini söyleyen Yeniköy sakini Ersan Karaca, çimento fabrikasının kurulmasını istemediklerini ifade etti. Halkın çimento fabrikası hakkında çok fazla bilgiye sahip olmadığına dikkat çeken Karaca, “Halk arasında tarihi açıdan zengin olan mevkide hazine aramak için çimento fabrikasının bahane olarak kullanıldığı hakkında bir düşünce var. Daha önce de çevrede lahitler ve buna benzer eserler bulundu” diye konuştu. Karaca, çimento fabrikası yerine bölgenin turizm açısından değerlendirilebileceğini aktararak, Kuş Cenneti ve Kasatabala antik kentine gelenlerin bölge halkına katkı sağladığını ve hükümetin bu güzellikleri yok etmek yerine turizm anlamında destek olması gerektiğini dile getirdi. ‘Fabrikayı kurmak halka yaşamayın demektir’ Kesmeburun köyünden 80 yaşındaki Yusuf Kılıç ise köylerinin ikiye bölündüğünü, muhtarın ve yandaşlarının çimento fabrikasını istediğini, fakir fukaranın ise karşı çıktığını belirtti. “Fabrika kurulursa toz toprak olur, bağ üzüm olmaz” diyen Karaca, doktorların da kanser ve hastalık riski olduğu için fabrikaya karşı çıktığını aktardı. Köylerinin tarım ve hayvancılıkla geçindiğine dikkat çeken Karaca, fabrikanın kurulması halinde ne ekip dikecek bir tarlaları ne de hayvanları için bir mera kalacağını dile getirdi. Tarım ve hayvancılık olmazsa hayatlarını sürdüremeyeceklerini vurgulayan Karaca, “Fabrikayı yaparak bize yaşamayın diyorlar” dedi. ‘İş için insan hayatı tehlikeye atılır mı?’ Tarlasını sularken görüştüğümüz Şükrane Poyraz ise fabrikayı istemediğini, ancak kardeşinin istediğini söyledi. Kardeşinin işsiz olduğu için iş umudu ile fabrikanın kurulmasını istediğini aktaran Poyraz, sadece iş için binlerce insanın hayatının tehlikeye atılamayacağını söyleyerek, fabrikaya karşı çıkma nedenini açıkladı. Fabrika ile geçim kaynakları olan topraklarını kaybedeceklerini söyleyen Poyraz, “İnsanlar hayatlarını tarımla sağlıyorlar. Toprakların kaybolması insanların hayatlarını sürdürememelerine neden olacak. Ayrıca insanlar emekli olup buraya şehrin gürültülü ve kirli havasından uzaklaşmak için geliyorlar. Fabrika kurulursa hava kirlenecek, kim kirli hava solumak ister?” dedi. http://cmo.org.tr/bashaber.php?id=1873 TBMM'de Çevre Sorunları Araştırma Komisyonu kuruldu ANKARA - Türkiye’de yaşanan çevre sorunlarının araştırılarak sürdürülebilir çevre politikası için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu. Komisyonun kurulmasına ilişkin TBMM kararı Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı. Karara göre, komisyonun başkanlığına AKP Uşak Milletvekili Nuri Uslu getirildi. Komisyonun başkanvekilliğine ise AKP Sakarya Milletvekili Recep Yıldırım, sözcülüğüne AKP Van milletvekili Kayhan Türkmenoğlu, katip üyeliğe de AKP Samsun Milletvekili Birnur Şahinoğlu seçildi. Çevre komisyonunda görev yapacak milletvekilleri de şöyle belirlendi: Mehmet Erdoğan (AKP), Şevket Köse (CHP), Abdülkadir Akcan (MHP), Zekeriya Aslan (AKP), Mehmet Hanifi Alır (AKP), İlknur İnceöz (AKP), Muhammet Rıza Yalçınkaya (CHP), Mehmet Nezir Karabaş (DTP), Mustafa Kemal Cengiz (MHP), Mithat Ekici (AKP), Rasim Çakır (CHP), Özlem Müftüoğlu (AKP), Haydar Kemal Kurt (AKP), Mehmet Akif Paksoy (MHP), Mahmut Esat Güven (AKP), Hikmet Erenkaya (CHP) ve Çağla Aktemur Özyavuz (AKP). (anka) http://cmo.org.tr/bashaber.php?id=1881 Son Düzenleyen sahillerindostu; 25-06-2008 @ 12:36. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi | |
|
| | #8 (mesaj-linki) | |
| Euro 2008'de "Yeşil"
Dünya Kupası'nda ilk kez 2006 yılında doğal kaynakların korunması ve çevrenin kirlenmemesi için önlemler alınmıştı. Bu yıl bu önlemlere yenileri eklendi. En ilginç yöntem kullanılan bardaklarda yapılan değişiklikler. Artık lojistik olarak imkan bulunan stadyumlarda tek kullanımlık bardaklar yerine, çok kullanımlık seramik ve cam bardaklar kullanılıyor. Otoriteler, Euro 2008'in sadece bir futbol şampiyonası değil halkları bir araya getiren, saygıyı ve hoşgörüyü artıran bir organizasyon olması için özel çalışmalar yaptı. Yapılan çalışmaların sadece Euro 2008 için değil, düzenlenecek diğer büyük organizasyonlara baz oluşturması hedefleniyor. Amaç, "Yeşil Organizasyon" standartları oluşturmak.Bu amaçla uygulama bazlı çalışmalar ve modern çevre teknolojileri kulalnılıyor. Bu arada "kullan, at" kağıt bardakların yerini alan seramik bardakların üzerinde "Ben kağıt bir bardak değilim" mesajı yeralıyor. ![]() http://dogalhayat.ntvmsnbc.com/news.aspx?newsID=267 BM Habitat Örgütü (BM Habitat), Senegal'in UNESCO'nun dünya mirası listesinde yer alan Saint-Louis kentinin, küresel ısınma nedeniyle deniz sularının yükselmesi tehdidi altında olduğu uyarısında bulundu. BM Habitat'ın Afrika ve Arap ülkeleri bürosu direktörü Alioune Badiane, Saint-Louis Üniversitesinde düzenlenen konferansta, Saint-Louis kentinin bu konuda Afrika'nın en çok tehdit altında olan kenti olduğunu belirterek, bu durumun başlıca nedeninin iklim değişiklikleri olduğunu söyledi. Badiane, kenti su baskınlarından kurtarmak için 2004'de kurulan boşaltma kanalının da doğal alanlardaki bozulmayı arttırdığını kaydetti. ![]() Saint-Louis kenti, küresel ısınmanın tehdidi altında http://www.cnnturk.com/BILIM_TEKNOLO...haberID=469903 Avustralyalı ve Amerikalı bilim adamlarının yaptıkları araştırmaya göre, son 40 yılda okyanuslardaki ısınma sanılandan yüzde 50 daha hızlı oldu. Bu yeni araştırmanın sonuçları, Hükümetlerarası İklim Uzmanları Grubu'nun (GIEC) sonuçlarından farklı. 700 metre derinlikte 1961-2003 yılları arasında, okyanusların sıcaklığını anlamak üzere yeni yöntemler kullanan bilim adamları, termik genleşmenin her yıl deniz düzeyinin 0,53 milimetre yükselmesine yol açtığını söylediler. GIEC'in tahminleri, yükselmenin 0,32 milimetre olduğu yönündeydi. Araştırmayı yürütenlerin başındaki Avustralya İklim Araştırmaları Merkezi'nden Catia Domingues, bu verilerin, deniz düzeyinin yükselmesinin etkilerini önceden tahmin etmeye ve en aza indirmeye yardımcı olacağını, ayrıca yeni stratejilerin geliştirilmesine de olanak vereceğini bildirdi. GIEC, geçen yıl şubat ayında yayımladığı son raporda, okyanus düzeyinin bu yüzyılın sonuna dek 18-59 santimetre arasında yükselebileceğini açıklamıştı. Kıyı erozyonu ve sellere neden olabilen okyanus düzeyindeki yükselme, küresel ısınmanın sonucu olarak sudaki termik genleşme ve buzulların erimesine bağlı su kütlelerinin artmasıyla açıklanıyor. Araştırma, İngiliz "Nature" dergisinde yayımlandı. ![]() http://www.cnnturk.com/BILIM_TEKNOLO...haberID=471784 Bilim adamları, Kuzey Kutbu'nda önümüzdeki 5 ile 10 yıl arasında buz kalmayacağını hesaplıyor. ABD Milli Kar ve Buz Veri Merkezi'ndeki (NSIDC) bilgilere göre, Kuzey Kutbu'ndaki buz bu yıl, geçen yılın başlarına oranla daha büyük bir alanı kapladı, ancak erimesi, geçen yıl rekor buz kaybının olduğu Haziran ayına göre daha fazla oldu. Bundan birkaç yıl önce, yaklaşık 2080 yılına kadar Kuzey Kutbu'nda buz kalmayacağını savunan bilim adamları şimdi, buzun çok ince katman oluşturması nedeniyle daha kolay eridiğini ve böyle gittiği takdirde Kuzey Kutbu denizlerinde 5 ile 10 yıl arasında yazları buz kalmayacağını söylüyor. İklim açısından bu erimenin ısınma oranının artması ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi küresel etkilerinin olabileceği öngörülürken, Kuzey Kutbu'nu çevreleyen ülkelerin, eriyen buzun beraberinde getireceği ekonomik fırsatları değerlendirmeye başladığı ileri sürülüyor. ![]() http://www.cnnturk.com/BILIM_TEKNOLO...haberID=472217 Ünlü çevre analisti Lester R. Brown, Grönland ve Antartika'daki buzul tabakalarının erimeleri durumunda deniz düzeyinin yaklaşık 12 metre yükseleceğini ve bu durumun da milyarlarca mültecinin doğmasına neden olacağını söyledi. TEMA Vakfı'nın 15'inci kuruluş yılı etkinlikleri kapsamında Santralistanbul'da düzenlenen "Uygarlığı Kurtarmak İçin Harekete Geçmek" başlıklı konferansta konuşan Lester R. Brown, dünyada yaşanan gıda sorunu ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. Geçmiş dönemlerde bu denli bir gıda sorununun yaşanmadığını dile getiren Brown, dünya uygarlığının bu anlamda tehdit altında olduğunu, gıdanın hem ihraç hem de ithal eden ülkeler açısından olumsuz sonuçlar doğurduğunu anlattı. Çevre kirliliği ve küresel ısınmanın önüne geçilmesi konusunda yapılması gereken çok şey olduğunu belirten Brown, insanların su sıkıntısı ve toprak erozyonuyla mücadele ettiklerini, Haiti'de yaşanan erozyonun üretimi düşürdüğünü bildirdi. Küresel ısınmanın, gıda ihtiyacı artmasına karşın gıda üretimini düşürdüğünü ifade eden Brown, Japonya'daki pirinç tarlalarındaki üretimin sürekli düşme eğilimi gösterdiğini kaydetti. Brown, "Grönland ve Antartika'daki buzul tabakaları erirse, deniz düzeyi 12 metre yükselecek. Bu durum da milyarlarca mültecinin doğmasına neden olacak. Bu nedenle büyük bir seferberliğe ihtiyacımız var. Toplumun tek vücut olması gerekiyor" dedi. 2020 yılına dek karbon emisyonunun yüzde 80 oranında azaltılması gerektiğini vurgulayan Brown, ekonomilerin doğal destek sistemlerini kullanması gerektiğini vurguladı. Brown, karbon emisyonunun azaltılması için dünyadaki enerji verimliliğinin artırılması ve milyarlarca ağaç dikilmesi gerektiğine de dikkati çekti. Yenilenebilir enerji kaynakları konusuna da değinen Brown, dünyanın iklim dengesini bozmadan yeterince enerji üretecek kaynaklara sahip olduğunu, nükleer santrallerin ekonomik olarak cazip olmadığını, kimi ülkelerin, bu durumu nükleer silaha geçiş olarak kullandığını da sözlerine ekledi. Bakan Güler: "Güneş enerjisi kapasitemiz, tükettiğimizin 2 katı" Aynı konferansta konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, "Türkiye'nin güneş enerjisi kapasitesi, şu anda tükettiği enerji miktarının 2 katıdır" dedi. Bakan Güler, bakanlık olarak yenilenebilir enerji olan rüzgar, güneş ve jeotermal alanlarında önemli çalışmalar yaptıklarını söyledi. Türkiye'nin güneş enerjisi kapasitesinin, şu anda tükettiği enerji miktarının 2 katı olduğunu ifade eden Güler, Türkiye'nin güneş enerjisi potansiyelini tamamıyla kullanması halinde, ürettiği elektriğin 2 katı kadar üretim yapabileceğini bildirdi. Ancak bu konuda maliyet sorunu bulunduğunu dile getiren Güler, şöyle devam etti: "Var mı dünyadaki bütün idealistler? Şu silahlanmaya ayrılan paranın bir kısmını buraya aktaralım da bundan güneş enerjisi ve çevre dostu enerji alanları kuralım. Bu noktada reaksiyonel olmaktan ziyade aksiyonel olmamız gerekiyor. Onun için buradaki kararları hükümetler veya enerji bakanları vermiyor, 6 milyar insan verecek. Bu noktada kendimizi sorgulamamız gerekiyor." Güler, silahlanmaya harcanan paralardan bir miktar ayrılıp fon oluşturulması halinde, Türkiye'nin burada güneş enerjisini çok rahatlıkla kullanabileceğini, çok iyi bir model ve uygulamada da dünyaya örnek olabileceğini kaydetti. Bakan Güler, Kurtuluş Savaşı ile dünyaya iyi bir örnek oluşturan Türkiye'nin, "Enerji Kurtuluş Savaşı"nda da çevreye duyarlı uygulamalarla aynı örneği oluşturabileceğini söyledi. Türkiye olarak, tozlu raflardaki değerler olan vicdan, vefa ve kanaat gibi ögelerin gün yüzüne çıkarılması gerektiğini belirten Güler, bu 3 kavramdan kastının; çevreye karşı vefa, aç gözlü olmaya karşı kanaat ve vicdan olduğunu, bu 3 değerin çevreyle birleştirilmesi gerektiğini aktardı. Türkiye'nin rüzgar alanındaki politikalarına da değinen Güler, bakanlık olarak Türkiye'nin rüzgar atlasını çıkardıklarını, bu ay içerisinde 3 rüzgar enerjisi tesisinin hizmete gireceğini anlattı. 17 megavat ile başladıkları rüzgar tribünleri enerjisinde 240 megavata ulaştıklarını, yıl sonunda da 440 megavatı hedeflediklerini dile getiren Güler, jeotermal enerji alanında Avrupa'da 1'inci, dünyada ise 7'nci olan Türkiye'nin, bu alanda da önemli gelişmeler kaydettiğini vurguladı. Bakan Güler, doğal gaz santrallerinin ve iyi çalıştırılmaması halinde kömür santrallerinin karbondioksit ürettiğini belirterek, önemli olan şeyin, bunların çevreye zarar vermeyecek boyutlarda tutulması olduğunu kaydetti. Hafta sonunda, petrol üreticisi ve tüketicisi ülkelerin bir araya geleceği Cidde'deki toplantıya katılacağını ifade eden Güler, toplantıda, 21 dolardan 140 dolara çıkan petrol konusunu tartışacaklarını bildirdi. ![]() http://www.cnnturk.com/BILIM_TEKNOLO...haberID=472627 Avustralyalı uzmanlar, iklim değişikliklerinin ''Kayıp Balık Nemo'' animasyon filmiyle tanıklık ettiğimiz mercan resiflerinde yaşayan balıkları tehdit ettiği ve balıkçılık kaynaklarının azalma riskini beraberinde getirdiği uyarısında bulundu. James Cook Üniversitesinin mercan araştırmaları merkezinden Philip Munday adlı uzman, "İklimdeki ısınmaya bağlı olarak su sıcaklığındaki artış yüzünden birçok mercanın ölümüne tanık olduk, ancak sorun mercanların yok olmasıyla balıkların gidecek başka bir yeri olmamasıdır" dedi. Munday, küresel ısınma yüzünden mercanların ağır hasar görmesi durumunda resiflerin popülasyonunun yeniden artması sürecinin kesintiye uğrayacağını ve genç balıkların su sıcaklığındaki değişimler ve okyanus sularındaki asitleşme oranından zarar görme riskinin bulunduğunu söyledi. Dünya çapında yaklaşık 200 milyon insanın önemli çapta geçim kaynağı olan mercan resiflerinde veya bu resifler civarında yaklaşık 4 bin çeşit balık yaşıyor. ![]() http://www.cnnturk.com/BILIM_TEKNOLO...haberID=470739 Son Düzenleyen sahillerindostu; 25-06-2008 @ 21:29. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi | |
|
| | #9 (mesaj-linki) | |
| Özeleştirmeler ‘Sağlıklı Suya’ Erişimi Zorlaştırıyor2009 yılında İstanbul’da yapılacak Dünya Su Formu’na karşı kurulan Alternatif Türkiye Su Platformu’nun son toplantısı önceki gün Çorlu’da yapıldı. AKP Hükümeti’nin su politikalarının masaya yatırıldığı toplantıya TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Sekreteri Tores Dinçöz, Prof. Dr. Memet Türkay, Birleşik Metal İş Uluslararası İlişkiler Uzmanı Gaye Yılmaz, Çevre Mühendisleri Odası’ndan Semra Ocak, Su Politik Grubundan Selim Yılmaz ve Çorlu Su Yaşamdır Platformu Sözcüsü Prof. Dr. Tamer Dodurga katıldı. Toplantının açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Tamer Dodurga, su alanında büyük rant söz konusu olduğu için uluslararası şirketlerin suya el altığını söyledi. Özelleştirmelerin su sorununu çözmediğini belirten Dodurga, özelleştirmelere karşı olduklarını da sözlerine ekledi. “Çorlu Belediyesi Çorlu suyunun azaldığını ve sağlıksızlaştığını söyleyerek özelleştirmeyi savunuyor. Biz de sağlıklı yeni su kaynakları yaratılması gerektiğini ama bunu kamu yapmalıdır” diyen Dodurga, su kar alanı haline dönüştürüldüğünde halkın suya ulaşımının zorlaşacağını vurguladı. Yaşanacak olan olası su sıkıntısının su üzerinde ki rantın daha da büyümesine neden olacağını vurgulayan Dinçöz, benzer durumun doğal gazda da yaşandığına dikkat çekti. En çok yoksullar etkilenecek Su sorunu karşısında iki ayrı politikanın var olduğunu anlatan Gaye Yılmaz ise, su sorununda en çok işçi ve emekçilerin etkilendiğini ifade etti. Suyun yaşam hakkı olduğunu belirten Fedai Hazırdoğan, Çorlu’da suyun özelleştirilmesine karşı olduklarını söyledi. Şirketlerin suyu kâr alanı olarak kullanmaya çalıştığını anlatan Hazırdoğan, Sosyal demokrat bir partinin belediye başkanının da bu isteğe hizmet ettiğini kaydetti. Su özelleştirildiğinde şirketlerin kârlarını ön planda tutacağını dile getiren Hadi Güler’de halkın suyu daha pahalıya alacağına dikkat çekti. “Temel ihtiyaç olan suyun, kamu görevi yapan belediyeler tarafından sağlanmalı ve bedava olmalıdır. Bütün temel ihtiyaçlar kamu tarafından bedava halka verilmelidir. Bunun olabileceğini Dikili Belediyesi’nde gördük. Ama belediye başkanı görevini yaptığı, hizmet ettiği için yargılanıyor. Su sorununu kangren hale getiren kamu yönetim anlayışıdır. Bu sorunu özelleştirerek çözüleceğine halkı ikna etmeye çalışıyorlar” dedi. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Petrol Şirketleri Yargılanmalı NEW YORK - 1988’de ABD Kongresi’nde yaptığı konuşmada küresel ısınma uyarısı yaparak ilk alarm zili çaldıran biliminsanı olan James E. Hansen, dün tarihi konuşmasının 20. yıldönümü vesilesiyle Kongre’nin yine karşısına çıkarken, gündeminde bu kez fosil yakıt şirketlerinin yargılanması vardı. NASA’nın Godard Enstitüsü Başkanı ve Columbia Üniversitesi’nin çevrebilimleri profesörü Hansen’in konuşmasının içeriği önceden Guardian’da yayımlandı. Daha önce tütün şirketlerinin sigarayla kanser arasındaki bağlantıyı örtbasa çalışmaları gibi fosil yakıt şirketlerinin de küresel ısınmanın gerçekliğine dair şüphe uyandırma kampanyası yürüttüğüne dikkat çeken profesör, bunların yöneticilerinin insanlığa ve doğaya karşı suç işlemekten yargılanmasını istiyor. Petrol devi ExxonMobil ile kömür devi Peabody Energy’nin yanlış bilgilendirme kampanyasını tümüyle bilinçli yürüttüklerini kaydeden Hansen, Guardian’a şunları söyledi: “Okul kitaplarına giren bilgiyi bile etkileyen örgütler yoluyla yanlış bilgi yayan başrol oyuncularından birinin CEO’su olma gibi bir konumdaysanız, bence suç işliyorsunuz.” “Sorun lobicilik. Washington’da para konuşuyor, demokrasi çalışmıyor” diyen Hansen, iklim değişikliğini umursamayan Kongre üyelerini bizzat hedef alacağını, bunların kasımda yeniden seçilmemeleri için kampanya yürüteceğini belirtti. 20 yıl önce diğer biliminsanları konuşmaya çekinirken sera gazı etkisinden yüzde 99 emin olduğunu söylemiş Hansen, dün de atmosferdeki karbondioksit derişiminin güvenli düzeyi çoktan aştığından yüzde 99 emin olduğunu dile getirdi. Bugünkü derişim 385 ppm (milyonda 385 parça) ve yılda 2ppm artıyor. Oysa derişimin öncelikle 350 ppm’ye indirilmesi gerekiyor. Kasımda seçilecek yeni ABD Başkanı’nın sera gazı oranlarının düşürülmesine ilişkin Kyoto Anlaşması’yla ilgili tavrını belli etmesi açısından 2009’u kritik yıl olarak niteleyen Hansen’e göre, yeni başkan iklim değişikliğine karşı J.F. Kennedy’nin aya gitme kararına eşdeğer bir girişim üstlenmek zorunda. Obama Enron’a karşı Başkanlığın Demokrat talibi Barack Obama ise, dün varil petrol fiyatının 140 doları bulmasından rekor kar eden spekülatörleri sorumlu tutup spekülatörlerin at koşturmasına izin veren yasadaki Enron boşluğunu kapatma sözü verdi. ABD’nin en büyük yolsuzluk ve iflasına imza atmış şirket olan enerji devi Enron’un lobi faaliyeti sonucu Aralık 2000’de yürürlüğe giren yasa iki taraf arasındaki hisse alışverişi ile elektronik enerji borsasını hükümet düzenlemesinden muaf tutarak, fiyat manipülasyonuna izin veriyor. Gelgelelim gıda fiyatındaki artışın en önemli sebeplerinden biyoyakıtı destekleyen Obama, etanolün ‘milyarlarca doların petrol üreten düşman ülkelere gönderilmesini önleyerek ulusal güvenliğin sağlanmasında elzem olacağını’ söylemişti. Siyah adayın akıl hocalarının hepsi etanol lobisinin adamı. McCain pil derdinde Denizden petrol çıkarılmasını destekleyen Cumhuriyetçi John McCain ise, dün ‘Zihni Sinir projelere’ ilgisini belli edip, başkan olursa otomobilleri mükemmel ve temiz çalıştıracak pil üretene 300 milyon dolar ödül vereceğini duyurdu. Bunun için 300 milyon Amerikalının cebinden 1 dolar almayı planlıyor. (Dış Haberler) TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Son Düzenleyen sahillerindostu; 26-06-2008 @ 10:58. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi | |
|
| | #10 (mesaj-linki) | |
| Yaşama KültürüKazdağı savaşı… Güre’deyim… Akçay’la Altınoluk arasında, Kazdağı’nın (İda Dağı) böğründe… Gerçekten varsa, sanırım cennet böyle bir yerdir. Arabistan çöllerinde bunun düşü bile kurulamaz. Oralarda yaşayanların böyle bir düşü kurmaya imgelemleri yetmez. Zeus gerdeğe girmek için bütün Ege’de burayı seçmişmiş… Troya kralı Priamos, bilicilerin tüm ülkesinin çöküşüne neden olacağını söyledikleri oğlu Paris’i buraya bırakmışmış. Öldürmeye kıyamamış öz oğlunu… Belki kaz çobanlığıyla yaşamını sürdürebilir umuduyla… Ancak bilicilerin dedikleri olmuş da Akalar saldırmışlar Anadolumuza… Emperyalistler bu türlü öyküleri hep uydururlar. İster inanın ister inanmayın… Irak’a demokrasi götürülmesi gibi… Şimdi öykü sırası değil… Troya’yı yeniden savunmanın sırası… Bugünlerde gerçek Kazdağlılar kan ağlıyorlar. Ama durup oturarak değil... Bütün Türkiye’ye bunun Anadolu savaşı olduğunu anlatmaya çalışarak… Politikacılara değil, Çanakkale savaşlarında şehit düşen dedelerine inanarak… Üç bin yıl önce, bütün Anadolulular, Helen el koyuculara (istilacılara) karşı savundulardı Troya’yı… Uzun savaşlardan sonra ne yapalım ki onların eline düştüydü Troya… Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşı’nda bunun bilincindeydi… Bugün de kafaları değişmemiş olan (insanlaşamamış) Batılıları durdurduğunda Hektor’a sesleniyordu: Öcünü aldım! Şimdi de en çirkin Batılılar saldırıyor Anadolu’ya… Kimileri ağı dolu fıçıları Karadeniz’e atıyor… Kimileri, Isparta’nın Keçiborlu’sunda mı ne, bizim sömürgenlerle anlaşıp toprağa gömüyor. Kimileri Balıkesir’in Balya’sında toprağı öldürüp, içindeki madeni alıp deniz yoluyla ülkelerine götürdüler, Güre’deki iskeleden… Bergama’nın Ovacık köylülerine sorun ne yaptıklarını, bugün bile ne yapmakta olduklarını… En iyisi gidin gözünüzle görün. Bizim işbirlikçilerden, birkaç kalıp altın karşılığında kendi köylüsünü, toprağını satın aldılar… Bu yüzsüz kişiler, insanlık suçluları, ölü yerler bıraktılar (bırakıyorlar) artlarında… El bebek gül bebek, köyden kentten alıp yetiştirilmiş çocuklar bile işbirlikçi olup ülkelerini satar oldular. Hepsi böyle mi? Değil elbette! Ama böyle olanları kullanarak, onları kolayca işbirlikçi kılarak yürütüyorlar işlerini… Osmanlı’nın son dönemlerinde de böyle değil miydi? İşbirlikçiler, düşmanlar uyumamışlar demek ki… Yetmişin üzerinde altın arama izni almışlar yalnız Kazdağı’nda… Yalnızca yönetenleri değil, köylüsünü, muhtarını da satın alarak işe girişmişler bile kimi yerlerde… Gözleri ne tarih, ne sanat, ne doğa, ne de insan değerleri gören bu çirkin Batılıları durduracak güzel Batılılar nerede? Bunların işlemeyecekleri insanlık suçu yok; hele işbirlikçilerini böyle kolayca bulunca… Kendi ülkelerinde, doğayı kirlettiği için çimento üretimini yasakladılar Fransızlar… Buna karşılık gelip bizim çimento üretim yerlerimizi satın aldılar. Şimdi biz kendi ülkemizde, bizim işçimizin ürettiği çimentoyu Fransızlardan alıyoruz. Ülkelerimizi ele geçirdiklerinde başka türlü mü olacaktı? Yeni yeni üretim yerleri de açıyorlar. Kimilerini de SİT alanlarında bile… İnanmıyorsanız Halet Çambelimize de sorun… 94 yaşında bile bunlara karşı savaş verdiğini yazdım ya geçenlerde… Bu savaş çetin savaş… Tıpkı Troya, Çanakkale savaşlarımız gibi… Topumuzun savaşa katılmaya koşması gerekiyor gene!.. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası “Denizi kirletme, turizme darbe vurma” sloganlı sualtı temizliği ortaya çıkardı ki, denizi en çok günübirlik tur tekneleri ile balıkçılar, yani geçimini denizden kazananlar kirletiyor! Muğla’nın dünyaca ünlü koylarının temizlenmesi için Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı (ÖÇKK) ve ilçe kaymakamlıkların ortaklaşa düzenlediği “Denizi kirletme, turizme darbe vurma” sloganlı temizlik kampanyası tamamlandı. Başkent Dalış ve İlkyardım Merkezi dalgıçlarının 3 aydır sürdürdüğü sualtı temizliği sırasında çıkanlar, cennet koyların nasıl kirletildiğini ortaya çıkardı. Köyceğiz, Ula, Marmaris gibi Muğla’nın turistik yörelerindeki sualtı kirliliğine dikkat çekmek için bir araya gelen sualtı gönüllüleri çalışmalarını tamamladı. Özel Çevre Koruma Kurulu’nun Muğla koylarında temizlik kampanyası başlatmasıyla harekete geçen gönüllülerin çalışmaları 3 gazeteci tarafından da belgesel film haline getirildi. Kocayalı, Malderesi, Karaca, Boncuk, Çamlı, İngiliz Limanı, Okluk Koyu, İncekum gibi koylar temizlenirken, Sedir Adası ve Kleopatra Adası’nda da dalışlar yapıldı. Dalgıçlar Köyceğiz Gölü’nü de katı atıklardan arındırmaya çalıştı. Denizin içinde yok, yok Çalışmaları denetleyen Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı yetkilileri, sualtından çıkarılanlarla bir evin rahatlıkla donatılacağını söyledi. Biyolog, diyetisyen, cerrah, doçent, peyzaj mimarı, mimar, maden, makine ve inşaat mühendisi, finans müdürü, işletmeci, bankacı ve gazeteci gibi çeşitli mesleklerden 25 dalgıcın çıkardığı çöpler arasında ampul, av tüfeği fişeği, ayakkabı, bardak, bıçak, meşrubat kutusu, boru, buzdolabı motoru, cep telefonu, çatal, halı, paspas, kasa, klozet, mangal, televizyon gibi eşyalar çıktı. Biyolog Nesem Demiray, “Denizlerden çıkan materyalleri sayarak türlerine göre ayırdık. Gördük ki en fazla kirlilik baskısını günübirlik gezinti ve tur tekneleri oluşturuyor. Bunların yanı sıra balıkçılar da oldukça önemli bir kirlilik kaynağı. Geçimlerini denizden kazanan bu insanların denizleri bu şekilde hor kullanmaması gerekiyor” dedi. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Kızılırmak Suyu İçin Ödül Aldı ! Melih Gökçek'e Kızılırmak suyunu Ankara'ya taşıdığı için şilt ve plaket hediye edildi MOGAN Gölü'e Kızılırmak suyunun bir bölümünü bırakan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'e Gölbaşı Belediye Başkanı Abdulnasır Haşlak, ve çeşitli kuruluş temsilcileri plaket ve şilt verdi. Başkan Haşlak'ın yanı sıra Anadolu Denizcilik Kulubü Başkanı Prof.Dr. Esen Özsan, Gölbaşı İlçesi Koruma, Geliştirme ve Turizm Derneği adına Kaymakam Hakkı Uzun, Gölbaşı Andezit Taşı Derneği Başkanı Bayram Dursun ve Ankara Yelken Spor Kulübü Başkanı Adnan Özaslan, Gökçek'e plaket ve şilt verildi. Gökçek, plaket alma törenine eşi Nevin Gökçek ile birlikte katıldı. Gölbaşı Belediye Başkanı Abdulnasır Haşlak, şu anda görünen güzelliklerin 4 yıl önce olmadığını belirtirken, "Bu Moganpark yoktu. Burası bataklık haldeydi. Karşı taraflar da öyle. Mogan her yıl su çekilmesiyle, Ağustos ayında balık ölümleri ile karşı karşıyaydı. Mogan'ın temizleme projesi ile de Avrupa Birliği fonlarından yararlanacağız. 25 milyon Euro'luk hibe kredi temin etmeye çalışıyoruz" dedi. Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek konuşmasında, gölde kamışların kesilmesi gerektiğini belirterek, "Bu konuda heyet oluşturulsun, nereden nasıl kesileceğine karar versin" dedi. Kesikköprü'den getirilen suyun halen tartışma konusu olduğunu belirten Gökçek, "Bizim su değerleri üniversitelerden, DSİ'den, Hıfzısıhha'dan, ASKİ'den de yayınlandı. Hangi değeri sağlığı tehdit ediyor? Bir tanesini söyleyin" derken sadece AKP'li olduğu için kendisine karşı linç kampanyası başlatıldığını öne sürdü. Başkan Gökçek konuşmasının devamında, şöyle dedi: "Allah bana bir dönem daha Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nı nasip ederse, Gerede sistemini de devreye sokacağım. Ayrıca küçük olarak düşünmüş olduğumuz 3- 4 baraj var, onları da ilave edeceğim. Yani Ankara'nın hiç olmazsa ben gittiğim zaman 25 senesini kurtarıyım diyorum. Şimdi 20 senesini kurtardık. Bir 5 sene daha buna ilave edelim. Bizden sonra gelenler yeni tedbirleri alır." Başkan Gökçek konuşmasının devamında, "Bakın İzmir'de arsenik miktarı 59 çıktı, itiraf ettiler. Ankara'da bizim musluktan akan arsenik 4, genellikle 1'in altında. Dünya Sağlık Örgütü 10 miligram litreyi kabul ediyor. Onun altında. İzmir 59 çıktı. İzmir aleyhinde tek televizyonda haber gördünüz mü? Bana linç kampanyası uyguladılar. Ya arkadaş öbür tarafta 59 mikrogram litre suyu İzmirli'ye içiriyor, İzmirli'yi zehirliyor. Biz doğrusunu veriyoruz, bize linç kampanyası yapıyorsunuz" dedi. Türkiye'nin en ucuz olan 90 milyon metreküplük Kavşakkaya Barajı'nı 16 ayda 45 milyon dolara yaptıklarını hatırlatan Başkan Gökçek, "Mukayese etmeniz içinde söylüyorum. Kocaeli'nde Sefa Sirmen Belediye Başkanı iken 50 milyon metreküplük Yuvacık Barajı'nı 4.5 milyar dolara mal etti. Biz 90 milyon metreküplük barajı 45 milyon dolara, yani onun fiyatının yüzde birine mal ettik. Aradaki farkı düşünebiliyormusunuz?" diye konuştu. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Son Düzenleyen sahillerindostu; 26-06-2008 @ 11:26. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi | |
|
![]() |
| En popüler 5 etiket
Bu Konunun Etiketleri
|
| ekoloji haberleri, izmir deki doğal varlıklar, izmirdeki doğal varlıklar, izmirin doğal varlıkları, çevre haberleri, |
Türkiye'den Çevre ve Ekoloji Haberleri Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Çevre Nedir? Çevre Hakkında | eXcaLLaNT | Çevre Bilimleri | 1 | 12-06-2009 13:25 |
| Ekoloji ve Çevre Hakkında Makaleler | Hi-LaL | Çevre Bilimleri | 53 | 28-03-2009 01:23 |
| Ekoloji Bilimi | Blue Blood | Çevre Bilimleri | 2 | 11-03-2009 14:28 |
| Çevre - Çevre Nedir - Çevre Hakkında | MaRCeLLCaT | X-Sözlük | 0 | 19-12-2007 11:47 |
| Türkiye'den Manzaralar | kompetankedi | Komik Flash'lar/Video'lar | 0 | 31-01-2007 19:56 |