Beyin ve Sinir Sistemi Sağlığı (Nöroloji-Nöroşirurji) Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Akademik Forumlar :: > Tıp Bilimleri > Tıp Bilim Dalları
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 05-08-2006   #1 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Beyin ve Sinir Sistemi Sağlığı (Nöroloji-Nöroşirurji)



Bu maddedeki yazılar yalnızca bilgi verme amaçlıdır. Yazılanlar, doktor uyarısı ya da uzman önerisi değildir.

Beyni Resetlemek

Uçakların kuşlardan; Wolkswagen, nam-ı diğer tosbağa veya Vosvos arabalarının tasarımlarında adı üzerinde kaplumbağalardan esinlenildiği söylentilerini hepiniz duymuşsunuzdur. Bunun yanında, arabaların veya uçakların motor sistemlerine bakarsanız, insan vücuduyla ilişkisini görürsünüz. Dolaşım, sindirim, boşaltım, iskelet sistemi gibi sistemler, adları farklı da olsa araçlarda da mevcut. Peki, insan bu tasarımları bulurken başka neye bakacak ki? Tabi ki etraftaki canlılara ve bu canlıların en gelişmişi olan insana.
Bilgisayarları da düşünürseniz, tıpkı insana benzemektedir. Hatta diğer araçlardan fazla olarak yapay bir zekâya bile sahiptir. Yapay zekâ, derin ve ilginç bir konu olduğu için onu sonraki yazılarda işleyeceğiz.
Tekrar bilgisayara dönerek parçaların bazılarını kontrol edelim:
Hard Disk – Ana Bellek (Ana hafıza)
Ram – Ön Bellek (Kısa dönem hafıza)
Bunlar, zaten adlarını direkt olarak benzetildiği sistemlerden alırlar. Kısa dönem hafıza yani önbellek, gün içinde kullandığımız verilerin muhafaza edildiği; anlık değerlendirmelerin yapılarak fiilleri ortaya çıkartan bölüm. Ana hafıza da yani hard disk, buradan geçerek artık bizim olan ve kullanabileceğimiz bilgilerin muhafaza edildiği bölgedir. Örnek verecek olursak, tanışırken bize ismini söylemiş olan birinin aradan birkaç saat, hatta birkaç dakika, bazen de birkaç saniye kadar kısa bir zaman geçmiş olmasına rağmen ismini hatırlayamıyorsak, bu kısa dönem hafızanın bilgiyi ana belleğe atmadığı, bu süreçte de yeni gelen bilgileri aldığı için eskilerini, dolayısıyla o kişinin ismini de sildiği bir gerçektir.
Bilgisayardakinde ise kurulu olan programlar veya bu programları kullanarak oluşturduğumuz dosyaların ana bellekte olduğu bellidir. Fakat, bir program çalıştırırken örneğin, açık olan bir word belgesi kaydedilmediği sürece, kısa dönem hazıfada yani Ram (Random Access Memory) de olacaktır. Eğer bilgisayarımız resetlenirse, elektrikler kesilirse veya bilgisayara aşırı yüklenirsek Explorer tarayıcısının kendini resetleyeceğinden bu belgenin kaybolma ihtimali vardır (son yıllarda çıkan Office programlarının bu kaydedilmeyen belgeleri saklamak gibi bir özelliği vardır. Konuyu dağıtacağından oraya girmiyoruz). İşte burada da kısa dönem hafıza silinmiştir.
Bunların yanında, dış dünyayla iletişim kurmamızı sağlayan ağız, göz, kulak, eller-ayaklar gibi organlarımız vardır. Bilgisayardaki iletişim ise yoğunlukla Fax-Modem ile, Fareyle (mouse), klavyeyle, yazıcı ve USB girişler gibi çeşitli giriş-çıkış (input-output) denilen veri girdi-çıktısı sağlayan birimler ve sistemlerle olur.
Bilgisayarlar bu durumda insanoğlunun şu ana kadar kendine en çok benzetebildiği aygıtlardır. Hatta o kadar benzetmiştir ki, bir gün bu sistemlerin insanlığı sona erdirebilecek zekâ ve kapasiteye ulaşacağı senaryoları oldukça çokça görülmüştür.
Son yıllarda bilim adamları, elektromıknatıslar kullanarak, beyni ‘reset’leyen ya da ‘reboot’ eden yeni uygulamalardan söz ediyor. Hatta bu uygulamalar özellikle ağır depresyon tedavisinde kullanılmaya başladı bile..
Beyninizin bir bölümünü reset'lemeye ne dersiniz? Yaşadığınız acılardan ya da unutmak istediğiniz, ama rüyalarınızda bile peşinizi bırakmayan anılarınızdan kurtulmanın bir yolu olsa, dener miydiniz? Diyelim ki, bilgisayarınızda olduğu gibi bir 'tık'la tüm zihninizi boşaltıvereceksiniz. Ya da beyninizde depresyona neden olan kısmı 'restart' ederek, tüm fonksiyonların normale dönmesini sağlayacaksınız.Bilgisayarlarda bu gibi arızalar olduğunda resetlemek bir çare olabiliyorsa bu olay insanda neden yapılamasın? Tabii bu işlemi bir uzmanın yapmasında fayda var. Maazallah, beyninizi reset'lemeye çalışırken konuşma, hareket etme gibi temel bilgileri de yanlışlıkla silebilirsiniz.
Depresyon Tedavisinde Yeni Yöntem..
Yaklaşık on yıldır, bilim adamları beyni reset'leyecek ya da düzensiz seyreden beyin fonksiyonlarını yeniden düzenleyecek yöntemleri araştırıyor. Hatta son yıllarda Avrupa'da, Özellikle ağır depresyon tedavisinde, beynin işleyişini tamamıyla değiştiren bir uygulama kullanılıyor: Transkraniyal Manyetik Stimulasyon (TMS). Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Hakan Yöney, bu yöntemi kısaca, "Elektromanyetik alanlar kullanarak, beyin fonksiyonlarını araştırmak ve etkilemek için kullanılan bir uygulama" olarak açıklıyor.
Bu uygulamanın, gelecekte depresyon ve diğer psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde, ilaç ve diğer yöntemlere alternatif olabileceği iddia ediliyor. Şimdiden bu uygulamanın olumlu sonuçlarını görenler de yok değil, iki çocuk annesi bir kadın, kronik depresyonunu atlatabilmek için, neredeyse başvurmadığı te*davi kalmadığına inanmıştı. Ta ki geçen yıl, depresyon tedavisiyle ilgili yeni bir uygulama için gönüllüler arandığını öğrenene kadar. Bir süre sonra da, Colombia Üniversitesi' ndeki New York Psikiyatri Enstitüsü'nde, kafatasının üzerine yerleştirilen elektroman*yetik bobinin altında bir iskemlede otururken buluyor kendini. Yani bu düşünce çoktan uygulamaya geçmiş durumda.
New York Psikiyatri Enstitüsü, TMS uygulamaları konusunda araştırma yapan dünyanın sayılı bilim kurumlarından birisi. Amaç, bobindeki güçlü mıknatısların oluşturduğu dalgalar*la, beynin ilgili kısmındaki depresyona neden olan düzensizliği reset' lemek. Tedavi haftada bir, birer saatlik seanslarla altı hafta devam ediyor. Kadın üçüncü haftadan sonra, değişiklikleri hissetmeye başlıyor. Lezzetli yemeklerden, güneş ışığından yeniden keyif almaya başlıyor. Üstelik uzmanlar, bunun bir tesadüf olmadığını söylüyor. ABD Ulusal Beyin Sağlığı Enstitüsü denetiminde 240 depresyon hastasıyla gerçekleştirilen uygulamalar da aynı başarıyı işaret ediyor. Çalışma ekibinden Dr. Saran Lisanby, gelecek yıllarda TMS' nin, depresyonda en etkili ve yan etkisiz tedavi olarak benimseneceğini belirtiyor.
Çökerse, Sistemi Yeniden Yükle..
Söz konusu bobinler, elektromanyetik dalgalar olunca, aklımıza hemen elektroşok yöntemi ve Matrix filmi geliyor. Biliyorsunuz filmde beynin içine sokulan bir tür iğneyle elektroşoklarla bilgisayar sistemine bağlanılıyordu.
Manyetik stimülasyon, hiçbir elektrik bağlantısı olmadan, beyin işleyişini düzenleyen bir uygulama. Üstelik, elektroşok gibi kasılmalara neden olmadığı için, anestezi ya da kas gevşetici gibi önlemlere de gerek kalmıyor. Bu yöntem, ülkemizde de şiddetli depresyon tedavisi için Memory Center' da uygulanıyor. Elektroşok, depresyon tedavileri arasında en etkili yöntem olarak görülüyor. Hatta boğazını keserek intihara teşebbüs eden hastalar bile, bu tedaviyle kısa sürede yeniden şarkı söyleyip gülmeye başlıyor. Ne var ki, vücuda elektrik verildiği için, yanlış bir uygulama çok ciddi sonuçlara yol açabiliyor. "Oysa elektromıknatıslar sadece 2 cm' ye etki eder. Yani uzman beynin hangi bölgesini hedefliyorsa, sadece o kısımda değişiklik olur. Dolayısıyla hiç bir tehlikesi bulunmaz. MR gibi bu yöntem da hamilelerde dahi kullanılabilir.
Peki, beyne gönderilen elektrodalgalar ne işe yarıyor? Beyin hem elektrik hem de kimyasallarla ilgili bir organdır. Yani ilaçlar nasıl beynin salgıladığı hormon ve diğer kimyasalları etkiliyorsa, bu yöntemle de kortekste gerçekleşen elektrik akımı yönlendiriliyor. TMS yoluyla beyne gönderilen akım vuruşlarıyla, beyin sinirlerinin birbiriyle olan iletişimi düzenleniyor. Vuruş frekansı ve şiddeti ayarlanarak, ilgili kısımdaki işleyiş hızlandırılıyor ya da yavaşlatılıyor. Beynin gelişmiş bir bilgisayar olduğu düşünülürse, işlemi şöyle açıklamak mümkün: Network reset' lenerek, bilgisayar uzmanlarının sık kullandığı terimle beyin reboot ediliyor, yani sistem yeniden yükleniyor (Matrix filminin sonunda da virüs temizlenemeyince-öldürülemeyince çareyi, bozulan sistemi yeniden yüklemekle buluyorlar).
Tersten bakarak söyleyelim. Beyin gelişmiş bir bilgisayardır. İçinde 140–150 milyar kablonun bulunduğu çok karmaşık bir bilgisayar. Beyni bir şehre benzetip bu kabloları da birer ev olarak düşünelim. Her ev içinde de 8 bin telefon olsun, işte, beynin çalışması, tüm bu telefonların bir*biriyle bağlantı kurmasına benzer.
Kişilik Değişebilir mi?
Son yıllarda Kanada ve Avrupa'da şiddetli depresyon tedavilerinde kullanılan TMS yöntemi, ABD'de sadece araştırma amaçlı uygulanıyor. Ülkemizde ise iki yıldır psikiyatrik rahatsızlıklara yönelik bu uygulama, daha önceleri de kas sorunlarının tedavisinde kullanılıyordu. Yöntemin şizofreni, obsesif kompülsif bozukluklar, travma sonrası stres bozukluğu ve parkinson tedavisinde de kullanılabileceği yolunda çalışmalar devam ediyor.
Time'da yayımlanan haberin başlık sorusu, kafatası üzerinde dolaştırılan mıknatıslarla, insan kişiliğinin ya da özelliklerinin değiştirilip değiştirilemeyeceği. Biz de bu soruyu uzmanlarımıza yöneltiyoruz. Dr. Oğuz Tan, gelişmelerin bu yolda olduğunu dile getiriyor:
"Örneğin beyinde bulunan Amigdala adlı organ, insanın korku faaliyetle*rini kontrol ediyor. Fareler üzerinde yapılan deneylerde, bu organ alındığında, farelerin hiçbir şeyden korkmadıkları gözlemlendi. Belki gelecekte, insan Amigdala' sını etkileyerek, gereksiz korkulardan kurtulmak mümkün olacak."
Yakında kötü anıları hafızadan silmek için de bir nöropsikiyatri merkezine gitmek yeterli olacak. Çünkü şu sıra bilim adamları, her iki şakağın arkasında bulunan hipocampüs' ler üzerinde çalışıyor. Bu bölgelerin asli görevi, hafızayla ilgili faaliyetleri yönetmek.
Beyin üzerindeki araştırmalar, beyni reset'lemeye kadar vardığına göre, Öyle görünüyor ki önümüzdeki yıllarda istenilen davranış biçimlerinin ve kişilik özelliklerinin hard disk'e yüklenmesini mümkün olacak.
Bazı bilim adamlarına göre yakında kötü anıları hafızadan silmek için bir nöropsikiyatri merkezine gitmek yeterli olacak. Beynin sırlan keşfedildikçe, gelecekte belki de istenilen davranış biçimleri ve kişilik özellikleri de hard disk'e yüklenebilecek. İnsanların bunu aklını tezkiye etme çalışmalarıyla, psikiyatrik tedavilerle, Amerika’ da olduğunu bildiğimiz grup seanslarıyla yaptığını düşünürsek, sonuçta bunlar da insanlar arasındaki elektromanyetik dalga aktarımlarıyla veya kendi kendine yapılan beyin dalgalarını düzeltici çalışmalarla yapabildiğini biliriz. Ve buna da bir nevi “yükleme” yöntemi diyebiliriz. İleride bunun bilgisayarlarla sağlanması çok da şaşırtıcı olmaz galiba.

Aktüel Dergisi Nisan 2005

Son Düzenleyen Daisy-BT; 18-10-2009 @ 13:27.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 05-08-2006   #2 (mesaj-linki)
Mystic@L - avatarı
Cvp: Beyin ve Sinir Sistemi Sağlığı

SİNİR SİSTEMİ
İç ve dış çevreden gelen uyarılara karşı tepki göstermemizi sağlayan sisteme sinir sistemi denir.
Omurgasızlarda Sinir Sistemi:
Tek hücrelilerde özelleşmiş bir sinir sistemi yoktur. Uyartıları alma ve cevap verme sitoplazmadaki sinir telcikleri yardımı ile olur.

Paramecium da hücre dışında bulunan siller, hücre içindeki sinir telleri ile bağlantılıdır. Sinir telleri dıştan gelen uyartıları hücrenin her yerine iletir.

Süngerlerde özelleşmiş sinir hücresi yoktur. Her hücre uyarıya karşı kendisi tepki gösterir. Uyartı kimyasal yolla iletilir.

Sölenterlerden Hidrada özelleşmiş sinir sisteminin en basiti olan sinir ağı bulunur. Sinir ağı birbirine bağlı sinir hücrelerinden oluşur. Uyartı iletimi yavaştır.




Yassı solucanlarda (Planaria) başta beyin görevi yapan bir sinir düğümü (ganglion) ile vücudun iki yanında uzanan bir çift sinir şeridi bulunur. Bu yapıya ip merdiven sinir sistemi denir.
Eklembacaklılarda merkezi sinir sistemi görülür. Baş ganglionuna beyin denir. Ganglionlar bağımsız olarak iş görebilir.

Omurgalılarda Sinir Sistemi:
Omurgalılarda sinir sistemi ikiye ayrılır.

1- Merkezi Sinir Sistemi: Beyin ve omurilikten oluşur.
2- Çevresel Sinir Sistemi: Beyin ve omurilikten çıkan sinirlerden oluşur.

Son Düzenleyen Pasakli_Prenses; 25-12-2008 @ 01:01.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 02-09-2006   #3 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Beyin ve Sinir Sistemi Sağlığı

Beyin Sağlığı
Sinir sisteminin ve vücut fonksiyonlarının devamlılığı için temelini oluşturan en kompleks organımızdır. Bizleri hayvanlardan ayıran ana özellik beynimizin onlardan daha gelişmiş olmasıdır.
Beyin
Sinir sisteminin ve vücut fonksiyonlarının devamlılığını yöneten en kompleks organımızdır. Beynin işleyişine dair bir çok şey hala bilinememektedir. Bizleri hayvanlardan ayıran ana özellik beynimizin onlardan daha gelişmiş olmasıdır. Bu fark özellikle ön beyinde belirgindir.
Topluiğne başı büyüklüğünde bir beyin dokusu, yaklaşık 5 milyon hücre ihtiva eder.
Beynin sol tarafı,vücudun sağ tarafındaki istemsiz kasları,sağ tarafı ise sol taraftaki istemsiz kasları kontrol eder.
Her saniye beynimize ulaşan 100 milyon uyarıdan sadece 100 tanesinin beyin kökümüze ulaşmasına izin verilir. Bu kontrol sağlandığı içindir ki, ayakkabılarınızın ayağınıza teması ya da saçınızın cildinize değdiği sırada hissedilenler gibi konular hakkında her an bilgilendirilmemiş olursunuz.
Beynin sol tarafı; dil kullanımı,sayılar,ilmi çalışmalar ve değerlendirmelerle,sağ tarafı ise sanat,müzik,hayal kurma,sezgi ve üç boyutlu formların anlaşılması ile ilişkilidir. Bu nedenledir ki bilim adamları için “sol beyin insanı”,artistler gibi yaratıcı insanlar için de “sağ beyin insanı” gibi tabirler kullanılır.
Beyin fonksiyonları 18-23 yaşlarında artar, 40 yaşından sonraysa hızla azalır. Günde 10 bin hücre ölüyor. Ama 65-70 yaşına kadar ölen hücrelerin sayısı toplam hücrelerin ancak yüzde 5’ine ulaşabiliyor. Demek ki beyne hücre takviyesi oluyor. Bizim (kök hücreler) dediğimiz hücreler var. Bunlar beyin hücresine dönüşebiliyor. Her beyin hücresi öldüğünde, bellek depolama, yeni bilgileri alma ve öğrenmede zayıflama oluşuyor. Eğer beyin hücrelerimizi çalıştırırsak, 60 yaşında, bir gencin beyni kadar aktiviteye sahip olabiliriz.”
1 gr beyinde 100-150 milyon hücre vardır. Yeryüzündeki insan sayısı ise 5-6 milyar. Bu kadar insan birbiri ile aynı gün telefonla konuşmuyor ama insan beyin hücreleri sürekli iletişim halindeler. Masadan bir bardak su almak istediğimizde, kola gelen kaslara gevşeme-kasılma talimatı vermesi, bardağın sertliği, sıcaklığı, ağırlığı, hangi açı ile ağza götürüleceği gibi bir çok işlemler, hangi koordinatlarla hareket edileceğine dair bilgiler beynin işlevidir. Bunlar yapılırken olağanüstü bilgi işlem süreci işler.
İşte böyle harika bir organ kendini yenileme yeteneğine sahip değildir. Diğer beden hücreleri yenilenip değişirken beyin için tek yol kapasiteyi arttırmaktır. Bu işlem de Beyin eğitimidir. Beynini iyi bilen ve kullanan kişi başarı ve mutluluğu yakalayacaktır.
Beslenme ve beyin sağlığı ilişkisi
Beynimizin fonksiyonlarını gerçekleştirmesi için, oksijen ve gıdalarla beslenmesi gereklidir. Özellikle uzun süren beslenme bozuklukları sinir sistemi üzerinde olumsuz etkiler bırakmakta ve beyin büyüklüğünü, hücre sayısını ve sinir hücrelerinin gelişimini engelleyerek, beyinde kalıcı hasara neden olabilmektedir.
Yediğimiz besinlerin insanın hafıza, zeka ve konsantrasyon gücü üzerinde çok önemli bir etkisi vardır.
Beynimiz, oran olarak vücudumuzun küçük bir bölümünü (%2-3’ünü) oluştursa da, yiyeceklerle alınan enerjinin ortalama % 30’unu harcar.
Hafıza ve zeka gelişimi açısından bazı besin kaynaklarının diğerlerine göre önemi çok daha fazladır. Örneğin bunların arasında B vitaminlerini içeren yiyecekler birinci sırada gelmektedir. Beyin gelişiminde özellikle B grubu vitaminler yanında demir, çinko, iyot gibi mineraller etkilidir.
"B" vitaminlerinin beyindeki önemli reaksiyonların gerçekleştirilmesindeki payı zihinsel potansiyel açısından hayati öneme sahiptir. Ayrıca B vitaminleri beyni strese karşı da korumaktadır.
Beyin için enerji üretimine büyük katkısı olan B vitaminlerinin eksikliği yorgunluğa, hafıza ve zeka performansının zayıflamasına neden olur. Beynin ihtiyacı olan B vitaminlerinin yeterince alınması halinde zihinsel fonksiyonlarda; öğrenme ve hafıza gücü, konsantrasyon, hızlı düşünme, sözel yetenek ve akıcılık, uyanıklık, yaratıcı düşünme, enerjik hissetme gelişmelerin olduğu açıkça hissedilmektedir
Kuru baklagiller, kırmızı et, ayçekirdeği, balık, yoğurt, süt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler, tavuk eti, hindi, yerfıstığı, muz, kavun, brokoli, ıspanak, domates, yumurta, kavun ve enginar kombinasyonları B grubu (kompleks) vitaminlerini garanti eden besin kaynaklarıdır.
Demirin beynin beslenmesi için hayati bir önemi olup beyne oksijen taşınmasında çok önemli bir rolü vardır. Özellikle oksijenin beyne taşınması ve beyin tarafından kullanılmasını sağlayan kandaki hemoglobin ve alyuvarların oluşumunda demire ihtiyaç vardır. Daha kısa bir ifadeyle beynin temel enerji kaynaklarından biri olan oksijenin beyne taşınabilmesi için demire ihtiyaç vardır. Dolayısı ile diyetimizde mutlaka demir içeren yiyecekler bulundurmalıyız.
Tüm kırmızı etler, kuru baklagiller, koyu yeşil sebzeler, domates ve pekmez demir açısından zengin olan yiyeceklerdir.
E ve C vitamininden zengin gıdalar beyin hücre yıpranmasını önler.
C vitamini demirin yiyeceklerden emilmesini kolaylaştırır. Bundan dolayı demir içeren yiyeceklerin "C" vitamini içeren, örneğin turunçgiller, kivi, domates, patates, karnabahar, brokoli, kavun, çilek, incir, kırmızı ve yeşil biber gibi besinlerle birlikte alınmasında fayda vardır. Bunun yanında kafein içeren içecekler ise demirin emilmesini engellemektedir.
"C" vitamininin yanında "E" vitamininin de antioksidan olarak beynin etkin ve verimli kullanılmasına büyük katkıları vardır.
Bitkisel yağlar, yerfıstığı, ayçekirdeği ve buğday E vitamini açısından zengin besinlerdir.
Beyin kan şekerini doğrudan kullanır. Kan şekerimizi düşürmememiz gerekir.Bunun için serbest radikal giderici antioksidan, hücre yenileyici özellikteki taze sebze ve meyve vazgeçilmez gıdamız olmalıdır. Çayın özellikle yeşil çayın tüketilmesi beyin sağlığı için yararlıdır.
Beyin için gerekli vitamin,mineral, oligoelementleri çokça sağlayan bal, ceviz, fındık, çörekotu,badem karışımını her sabah bir çorba kaşığı alırsanız güne daha sağlıklı başlamış olursunuz.
Sigara ve alkol beyin hücrelerini öldürür !
Sigara
Sigaranın beyin hücrelerini tahrip ettiği ve yeni hücrelerin üretilmesini durdurduğu yapılan araştırmalar sonucunda kanıtlanmıştır.
Beyin tümörlerinin % 99’u, beyin kanamalarının % 85’i sigara kaynaklıdır. Bunların sonucunda kaslarda kuvvet azalması ve felç gibi sonuçlar ortaya çıkar.
Sigara içenlerin vücuduna % 15 ila % 33 daha az oksijen girmektedir. Sigaranın içindeki karbonmonoksit kandaki oksijeni yok eder.
Bu da öncelikle beyinin, kalp ve damarların tahribatına yol açarak beyin damarlarında daralma ve tıkanmalar meydana getirir. Ayrıca bu duruma bağlı olarak zihinsel ve bedensel yorgunluk ortaya çıkar.
Sigara içen kişilerdeki beyin-damar hastalığı (inme gibi) riski, içmeyenlere göre 4 kat yüksektir.
Dudaklarımıza dumanın değdiği andan itibaren 8 saniyede beyne ulaşan nikotin, her nefes sigara çekiminde yaklaşık 50 bin beyin hücremizin ölümüne sebep olur. Ve bu ölen hücreler asla yenilenmez.
Nikotin beyin hücrelerini etkileyerek bağımlılığa yol açar. ( sigara içmeyi deneyen her 4 kişiden üçü sigara bağımlısı olmaktadır.)
Yapılan araştırmalar tütündeki üç yüze yakın radyoaktif maddenin başlıcaları olan, kurşun ve uranyumun türevi olan polonyumun, radonun beyin hücreleri dışındaki hücreleri de tahrip ettiği belirtilmiştir.
Alkol
Alkole bağlı beyin hasarı, aşırı alkol tüketimi sonucu beyinde oluşan fiziksel hasardır. Hasarın derecesi yaş, cinsiyet, beslenme ve kişinin belli karakter özelliklerinin yanı sıra, alkol tüketiminin miktarı ve şekline de bağlıdır.

Aşırı alkol kullananlarda, vücut vitaminsiz kalacak ve özellikle B vitaminin eksikliğinden kaynaklanan hastalıklar başlayacaktır. Alkol tüm zihinsel fonksiyonlara zarar vermektedir. Yapılan tüm beyin hücreleri araştırmaları, alkoliklerin beyin hücrelerinin, normale oranla çok daha hızlı bir şekilde yok olduğunu, hatta "hücre deposunun" zamanla tamamen boşaldığını ortaya koymuştur. Bu durumda hastanın hemen hemen tüm zihinsel faaliyetleri durmaktadır.
Bellek zayıflığı, alkole bağlı beyin hasarıyla ilgili en yaygın sorunlardan birisidir. Alkole bağlı beyin hasarı düşünme ve bellek yeteneklerindeki değişikliklerle ilgilidir. Kişilerin öğrenme ve iletişim kurma becerilerini etkiler.
Alkole bağlı beyin hasarı kişilerin günlük yaşamdaki düşünme ve davranış biçimlerini etkiler. Endişe, stres ve durumun üstesinden gelmede yetersizlik hisleri yaygındır.
Normal olarak bir insan beyninde, milyarlarca sinir hücresi (nöron) bulunur. Bu hücrelerin bir özelliği doğumdan sonra, ölüme kadar sayılarının sabit kalmasıdır; yani sinir hücreleri doğumdan sonra sayıca çoğalmazlar. İşte, yukarıda bahsedildiği gibi, beyindeki kılcal damarları tıkayıp hücrelerde ölüme sebep olduğu gibi, beyinde de aynı neticeye sebep olmaktadır.
İlk kadeh içki dahi, beyinde bazı kılcal damarlarda tıkanmaya, dolayısıyla da birkaç bin sinir hücresinin oksijensizlikten ölümüne yol açmaktadır. Bu içki alışkanlığı devam ederse, alkol, beyinde telafisi kesinlikle mümkün olmayan milyonlarca sinir hücrelerinin ölümüne yol açacaktır.
Alkol miktarı arttıkça kandaki oksijen azalmakta ve beyin ihtiyacı olan oksijeni temin edemediği için işlevlerini yavaş yavaş kaybetmeye başlamaktadır. Alkol etkisi ile kişi saldırganlaşmakta, bazen de uyku hali ve uyuşukluk başlayarak kurallara uymamakta ve fren, vites ve direksiyonu zamanında gereğince kullanamaz duruma gelmektedir. Hız tahminleri ve hız karşılaştırmaları azalmakta ve hatta hızın korku veren etkisinden uzak kalarak hızı çekici bulma tutkusu başlamakta, mesafe tahmini sıfıra inmektedir.
Alkol,beyin hücrelerini öldürür. Uzun süreli içki kullanan alkolikler hafıza kaybı, halüsinasyonlar ve paranoya tehlikesi altındadır.
Diğer risk faktörleri
Ağır metaller
Beyin ve merkezi sinir sistemi için en zararlı maddeler kurşun, civa, kadmiyum gibi ağır metallerdir. Bu maddelerin bulaştığı gıdaları tüketenlerde özellikle çocuklarda zekâ geriliği, sersemlik ve davranış bozukluğu gözlenir.

Ağır metaller, atık su civarında yaşayan balıklar, trafiğin yoğun olduğu bölgelerde otlayan hayvanlar veya oralarda yetişen meyve ve sebzelerle vücuda girebilir
Benzen, civa, kadminyum, kurşun, krom, hidrokarbon gibi ağır metaller refleks bozuklukları ve baş ağrısını da içeren çeşitli sinir sistemi bozukluklarına neden olmaktadır.
Enfeksiyonlar
Menenjit, ensefalit, beyin apseleri, nörosifiliz, AIDS ve ateş yüksekliği ile giden tüm enfeksiyonlar beyin sağlığını olumsuz etkilemektedir.
Bazı ilaçlar
Antidepresanlar, çoğu antipsikotikler, antihistaminikler, sedatifler özellikle yüksek dozlerda alındığında olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.
Travma ve darbeler
Beynin sık sık darbeye maruz kalması mikroskobik hasarlara neden olabilmektedir. . Görünürde bir morarma ya da yara olmasa bile beyne gelen her sert darbe sinir bağlantılarında mikroskobik hasarlara neden olur. sürekli beyin darbesi almak serebral atrofiye neden olabilir.
Beyin ,kafatası boşluğunu tamamı ile doldurur.Beyindeki bir damarın yada beyin zarlarının yırtılmasına yol açan ciddi yaralanmalarda kafa içi hematom(birikmiş kan)gelişir ve bu ödem betine bası yapar.Kanama beyin içinde çok hızlı olduğundan ,hastanın nörolojik durumu çok hızlı ,dakikalar içinde kötüleşir.
Stres
Beyin hücrelerinin ölümündeki en önemli etken olan stres bir takım zararlı kimyasal elektronlar oluşturarak, bunların beyin hücrelerine yapışmasına neden olmaktadır.
Beynimizi korumak ve geliştirmek için;
  • Dengeli ve yeterli beslenin. Hafıza ve zeka gelişimi açısından temel besin kaynaklarının yeterli oranlarda alın. Her gün yeterli miktarda su için, B vitaminlerini içeren gıdalardan bol bol tüketin. E Vitamini, hem felç,hem de kalp krizi riskini azaltır. E vitamini içeren kuru yemişlerden yeterli oranlarda tüketmeye çalışın. Boron ve çinko içeren gıdalardan tüketin. Hindi,tavuk,dana eti ve balık gibi proteinli gıdalardan bol bol almayı ihmal etmeyin.
  • Stresten mümkün olduğunca uzaklaşın ve stresle baş etme yollarını öğrenin.
  • Beyninizi darbelerden koruyun, spor yaparken darbelerin beyinde oluşturabileceği hasarın bilincinde olarak gereken tedbirleri alın.
  • Beyin kaslarımız gibi çalıştıkça güçlenmektedir, bu nedenle beyin egzersizleri yapın. Özellikle düşünce gücü ve planlama gerektiren meşguliyetler bulun. Bu tip aktiviteler beyne kan akışını hızlandırır ve oksijen banyosu yaptırır. Zihninizi, oyunlar,yaratıcılığınızı kullanabileceğiniz aktiviteler ve okuma ile meşgul edin. Beyninizde ne kadar çok değişik bölümleri aktive edebilirseniz, o kadar çok sinir bağının harekete geçmesini sağlarsınız ve beyniniz daha esnek ve kompleks konularda çalışabilir duruma gelir. Kendinizi tek bir aktiviteye bağladığınız zaman, beyninizin diğer bölümlerini ihmal etmiş olursunuz. İşinizin de size sürekli yeni şeyler düşündüren ve problem çözme yeteneğinizi arttıran bir iş olmasını tercih ederseniz, beyin sağlığınız açısından daha iyi olur. Çalışmayan beyin hücrelerini çalışır hale getirirsek 60 yaşında bile bir gencin beyni kadar aktiviteye sahip olabiliriz.
  • Egzersiz yapın çünkü egzersiz beyne sadece daha fazla sadece oksijen ve kan akışı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda beynin gıdası olan glikozun (şekerin) da beyne daha fazla gitmesini sağlar.
  • Yüksek kan basıncı, beyin dokularınızı yıpratabilir. Yüksek tansiyonlu kişilerde beynin beyaz maddesi daha az bulunmuştur. Bu doku kaybı, kısa süreli hafıza kayıplarına,konuşma ve yön tayin edememe problemlerine ve bilginin daha yavaş işlenmesine neden olabilir. O nedenle aşırı tuz kullanmayın,doymuş yağlardan uzak durun, kilonuzu kontrol altında tutun.
  • Sigara ve alkol beyin hücrelerini hızlı bir şekilde yok etmektedir. Sigara ve alkolden uzak durun.
  • Kahve tüketiminizi sınırlayın, daha çok uyumaya çalışın. Kahve alışkanlığınız varsa yavaş yavaş azaltın. Sabah enerjisini en iyi sağlayan şey,dengeli beslenme ve yeterli uykudur. Ortalama olarak 8 saat düzenli uyku almayı alışkanlık haline getirmiş bir kimse, sabahları alarma gerek duymaksızın kendi kendine uyanabilir.
  • Zihinsel yorgunluğa sebep olan ilaçlardan uzak durmaya çalışın. Bunlara örnek vermek gerekirse sinüs problemleri, alerji, baş ağrıları ve soğuk algınlığı tedavisinde kullanılan anti-histaminikler,gençlerde migren tedavisi için kullanılan bazı yüksek tansiyon ilaçları,ibuprofen ve kodein gibi ağrı kesiciler,bazı bulantı ve öksürük ilaçları sayılabilir.

Son Düzenleyen Blue Blood; 04-01-2007 @ 19:02.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 06-09-2006   #4 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Cvp: Beyin ve Sinir Sistemi Sağlığı

Baş Ağrıları
Baş ağrıları ne sıklıkta görülür?
Başı hiç ağrımayan insan yok denilebilir. Şiddeti ve sıklığı değişmek üzere, hastane dışı toplumda insanların yüzde 70’inde baş ağrısı olur. Bu kişilerin yüzde 50’sinde gerilim baş ağrısı, yüzde 10’unda migren, kalan yüzde 10’unda da değişik nedenli baş ağrıları vardır. Nöroloji polikliniğine başvuran hastaların yüzde 20’sinde başvuru nedeni baş ağrısıdır. Bunların çoğunluğunu migren ve gerilim tipi baş ağrısı oluşturur. Hastaneye baş ağrısı nedeniyle başvuran hastaların ancak yüzde 10’unda organik nedenli (beyin uru, beyin damar hastalığı, sinüzit…) baş ağrısı bulunur.

Yapısal (organik) nedene bağlı baş ağrısı (ikincil baş ağrıları) ne demektir?
Beyin, baş ve yüz yapılarının hastalıkları sonucu ortaya çıkan baş ağrılarına organik nedenli baş ağrısı denir. Örneğin; yüz ve kafa yapılarında bulunan ve burun boşluğuna açılan içi havayla dolu sinüs denilen boşlukların iltihabı (sinüzit), diş hastalıkları, kulak hastalıkları, çene eklemi bozuklukları, göz hastalıkları; yapısal beyin hastalıkları (ur, menenjit, beyin damarı kanama ve tıkanıklıkları) baş ağrısına yol açabilir. Bu durumlarda baş ağrısıyla ilgili hastalığın belirtilerinden biridir. Tedavi asıl hastalığa yöneliktir. Yapısal nedene bağlı baş ağrılarında, baş ağrısı nedeninin geç ortaya konulması hayatı tehdit eden durumlara yol açabilir.

Yapısal bozukluğa bağlı olmayan (birincil) baş ağrıları nedir?
Bu tip baş ağrılarında beynin yapısında bir bozukluk tespit edilmez. Hastalığa yol açan değişiklikler, kimyasal düzeydedir veya damarlarda fonksiyonel değişiklikler olur. Burada baş ağrısı hastalığın esas belirtisini oluşturur. Baş ağrısının özelliklerine ve eşlik eden bulgulara göre bu tip baş ağrıları birbirinden ayrılır. Migren gerilim baş ağrısı ve küme baş ağrısı birincil baş ağrıları başlığı altında toplanır.

Migren
Erkeklerin yüzde 10’unda, kadınların yüzde 15 - 20’sinde ortaya çıkar. Nöbetler halinde gelen, saatlerce, bazen günlerce süren, hastayı yatıran veya işinden alıkoyan, bulantı, bazen de kusma yapan, ışıktan ve sesten rahatsızlığa yol açan, başın bir yarısını tutan, zonklayıcı, şiddetli baş ağrısıdır. Bu belirtilen baş ağrısı özelliklerinin her hastada bulunması gerekmez. Değişik tipleri vardır.

Gerilim baş ağrısı
Başın tümünü tutar. Çoğunlukla boyun ense kaslarının kasılmasıyla gider. Hasta tarafından ağırlık, yanma, sıkışma, basınç şeklinde tarif edilir. Bulantı ve kusma yapmaz, hareketle artmaz, çoğunlukla hastanın aktivitelerini engellemez. 5 - 10 dakika kadar kısa olduğu gibi günlerce de sürebilir. Ataklar şeklinde tekrarlar veya hiç geçmez, devamlıdır. Yıllarca ve sık baş ağrısı olan insanları yüzde 60’ında gerilim baş ağrısı vardır.

Küme baş ağrısı
Sıklıkla ortalama bir saat süren, günde bir ya da birkaç kere gelen, göz, alın ve şakakta yerleşen, ani başlayıp, ani sona eren şiddetli baş ağrısıyla karakterizedir. Baş ağrısına gözde kanlanma, gözyaşı akması, burun akması, burunda şişme, alın ve yüzde terleme, göz kapağı şişmesi, göz kapağı düşmesi ve o taraf göz bebeğinde küçülme gibi bitkisel sinir sistemi belirtileri eşlik eder. Ağrı günde birkaç kere veya gün aşırı sıklığında gelir ve genellikle aynı saatlerde, çoğunlukla geceleri ortaya çıkar. Bu tür ağrı nöbetleri haftalar ya da aylar boyu sürdükten sonra kendiliğinden kaybolur. Fakat yılda bir iki kere veya birkaç yılda bir benzer ağrılı dönemler yine ortaya çıkar. Nadir görülen bir baş ağrısı tipidir, değişik alttipleri vardır.

Kronik günlük baş ağrısı
Hastalarda her gün gelen, sabahtan akşama kadar devam eden, zaman zaman hastayı yatıracak kadar şiddetlenen, sürekli baş ağrısı vardır. Hastaların çoğunda başlangıçta migren, bir kısmında da gerilim tipi baş ağrısı bulunur. Bunlar giderek sıklaşır ve her gün gelen baş ağrısına dönüşür. Bir kısım hasta da migren ya da gerilim tipi baş ağrısı olmaksızın doğrudan kronik günlük baş ağrısı gelişir. Kronik günlük baş ağrısı olan hastaların çoğu sürekli ağrı kesici ilaç alır. Ağrı ilaçları baş ağrısını geçirmediği halde hasta ağrı ilacı almaya devam eder, çünkü ağrı ilacı almadığı zaman baş ağrıları şiddetlenir. Bu nedenle hastada bir çeşit ağrı kesici ilaç bağımlılığı gelişir.



Ruhsal nedenli ağrı ve baş ağrıları
Ağrı; somatoform ağrı bozukluğunda ana şikayeti oluşturur veya başka çeşitli ruhsal hastalıkların semptomlarından biri olarak ortaya çıkar. Somatoform ağrı bozukluğunda belirli bir bedensel nedene bağlı olmayan, psikolojik etkenlerle ilgili olabilen ve kişinin bireysel, toplumsal ve mesleki olarak işlevlerini önemli derecede bozan ağrı şikayeti vardır. Değişik ruhsal nedenli ağrılar belirli bir anatomik yapıya uymaz, bedenin birden fazla yerinde ortaya çıkabilir. Ağrının yeri zaman içinde değişiklik gösterir. Tedaviyle bir bölgedeki ağrı geçerse, bir başka bölgede tekrar ortaya çıkar. Ağrı ilaçlarının yararı yoktur, şikayet genellikle devamlıdır. Ağrıyla ilgili bilgiler çok güç alınır; hastalar çoğu kez belirsiz, birbiriyle çelişik ya da uyumsuz cevaplar verir. Ağrı ruhsal nedenlerle ortaya çıkmasına rağmen, hastalar genellikle duygusal sorunları ve çatışmaları olduğunu kabul etmez. Ruhsal durumlarıyla ağrı arasında bağlantı kuramaz ve ağrılarının gerçekliğini ve ağır şekilde hasta olduklarını ispata yönelik abartılı durumlar sergilerler. Ruhsal nedenli ağrılarda tedavi esas olarak ilaç ve psikoterapidir.

Yapısal bozukluklara bağlı olmayan çeşitli baş ağrıları
Çoğu zaman fiziksel etkilerle ortaya çıkan, nadiren tedavi gerektiren baş ağrılarıdır. Başa dıştan baskıyla oluşan, başın soğukta kalmasına bağlı, soğuk gıda yenilip içilmesine bağlı, öksürük, egsersiz ya da cinsel aktivite sırasında ortaya çıkan baş ağrısı gibi sıralanabilir.

Yapısal bozukluklara bağlı olmayan baş ağrıları hayatı tehdit etmemekle beraber, yaşam kalitesini ciddi şekilde bozarlar ve iş gücü kaybına sebep olurlar. Bu tür baş ağrılarında baş ağrısını ortaya çıkaran sebeplerin hasta tarafından tanınıp kontrol edilmesi, yaşam şeklinin ve dış olaylara verilen tepki biçiminin değiştirilmesi ve ağrıların gelmesini önleyici (ağrı ilacı olmayan) ilaçların uygun şekilde kullanılmasıyla bazen büyük oranda düzelme sağlanır.
Organik (birincil) nedene bağlı olmayan baş ağrılarında beyin ve yüz yapılarında ne gibi değişiklikler olur?
Migren, gerilim baş ağrısı, küme baş ağrısı organik nedene bağlı olmayan baş ağrılarıdır. Bir diğer deyişle bu kişilerin baş ve beyin yapılarında inceleme yöntemleriyle baş ağrısına yol açacak ur, iltihap, damar hastalığı gibi bir bozukluk tespit edilemez. Bu hastalıklarda baş ağrısına yol açan mekanizmalar kimyasal ve damarsal düzeydedir. Örneğin; migrende, baş ağrısı atağı sırasında beyin damarların etrafına ağrı eşiğini düşüren veya ağrıya yol açan bazı kimyasal ara maddeler salgılanır. Bununla eşzamanlı olarak, baş ağrısı sırasında ağrılı bölge atardamarlarında daralma, daha sonra genişleme ve şişme şeklinde değişiklikler olur. Gerilim baş ağrısında boyun ve kafatası kaslarında gerilme olabilir. Küme baş ağrısında ağrılı taraf damar ve yapılarında otonomik sinir sistemi üstünden işleyen bozulma ve değişiklikler meydana gelir. Tüm bu ağrı tiplerinde beyinde serotonin, noradrenalin gibi, ağrı düzenlenmesinde etkili olan ve sinirsel iletimi sağlayan maddelerin miktarı düşer. Bu değişikler ağrı atağından sonra normal hale döner. Ağrı atağının başlamasına yol açan bu değişiklikler biyolojik, kalıtsal bir yatkınlık sonucu kendiliğinden veya yaşam olaylarından kaynaklanan zorlanma ve üzüntülerin tetiklediği beyin mekanizmalarıyla olur.

Birincil baş ağrıları beynin tehlikeli yapısal hastalıklarına bağlı olabilir mi?
Primer baş ağrıları (migren, gerilim baş ağrısı, küme baş ağrısı) tanım olarak beynin yapısal bazukluklarıyla ilgisi olmayan baş ağrılarıdır. Fakat beyinin yapısal hastalıkları birincil baş ağrılarını taklid eden, bu ağrıların tanı ölçütlerine uyan baş ağrıları yapabilirler. Bu durumda primer baş ağrısı tanısı konulmaz ağrıya yol açan hastalığın teşhisi konulur. Bu nedenle primer baş ağrıları tanısı konulurken, hastalar uygun inceleme yöntemleriyle araştırılmalı ve organik hastalık şüphesi ortadan kaldırılmalıdır. Böyle bir yaklaşım hastadaki “Beynimde baş ağrısına yol açan ciddi bir hastalık mı var?” endişesini de ortadan kaldıracağından, tedaviye katkısı olur.

Organik nedene bağlı olmayan baş ağrılarının tedavisi neden gerekli?
Baş ağrısının kendisi kişiyi rahatsız eden bir yaşantıdır. Doğal olarak da kişi bu ağrılardan kurtulmak ister. Hekim olarak bu ağrıları geçirecek ya da büyük oranda azaltacak imkanlar elimizde vardır. Baş ağrısı kişinin iş ve gücünden kalmasına veya çalışma veriminin düşmesine yol açar. Bu nedenlerle, yapısal bir nedene bağlı olamasa da, bu tür baş ağrılarının tedavisi gerekir.

Baş ağrısı olan kişiler mutlaka hekime gitmeli mi?
Baş ağrılarının çoğu primer baş ağrılarını oluşturur. Yani bunlarda baş oluşumlarında ve beyinde yapısal bir bozukluk bulunmaz. Baş ağrısı olan kişilerin ancak yüzde 5 - 7’sinde baş ağrısı yapısal bir bozukluğa bağlıdır. Başı ağrıyan kişilerin hepsi hekime başvurmalıdır. Böylece baş ağrısına yol açan yapısal bir bozukluk olup olmadığı araştırılır. Hastada yapısal bir bozukluk (menejit, sinüzit, beyin uru, KİBAS, beyin damar hastalığı, vs.) varsa, bu hastalığın tedavisi yapılır. Hastada yapısal bir bozukluk bulunamazsa, baş ağrısının ne tür bir baş ağrısı olduğu tespit edilir, hastayla işbirliği içinde bunun tedavisi düzenlenir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 09-09-2006   #5 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Baş Ağrısı Olan Kişiler Hangi Durumlarda Gecikmeden Hekime Başvurmalı?

Baş Ağrısı Olan Kişiler Hangi Durumlarda Gecikmeden Hekime Başvurmalı?
· Kişide ilk defa ani ve şiddetli baş ağrısı çıkmışsa,
· Daha önce baş ağrıları olan bir kişide, öncekilere benzemeyen şiddetli bir ağrı ortaya çıkmışsa,
· Migren ya da gerilim tipi baş ağrısı olan kişiler ağrıyı geçirmek veya ağrının gelmesini önlemek amacıyla her gün ağrı ilacı alma ihtiyacı duyuyorsa,
· Baş ağrısıyla beraber görme bozukluğu, kolda bacakta, yüzde uyuşma, cansızlık gibi şikayetler ortaya çıkıyorsa,
· Baş ağrısı bilinç bozukluğu, unutkanlık, ateş, boyun kaslarında sertleşme gibi durumlarla birlikte gidiyorsa,
· Baş ağrısı nedeniyle kişinin iş ve gücü, kişilerle ilişkileri ciddi şekilde aksıyorsa, gecikmeden hekime başvurmalıdır.
Fiziksel ve kimyasal metabolik nedenlerle ve ilaç alınmasına veya gıdalara bağlı olarak baş ağrısı olur mu?
Yüz ve beyin yapılarında gözle görülen bir bozukluk olmaksızın yukarda sayılanlara benzer nedenlerle baş ağrısı ortaya çıkabilir. Mesela kanda karbondioksit oranının artması, kanda oksijen miktarının azalması, kırmızı kan hücrelerinin aşırı artması ya da düşmesi, kan şekerinde düşme, bazı hormonal değişiklikler vs., baş ağrısına yol açabilir. Çok sayıda ilaç, özellikle damarları genişleten ilaçlar, yiyecek ve içeceklerle alınan bazı kimyasal maddeler, duyarlığı olan bazı kişilerde çikolata, portakal, küflü peynir gibi bazı yiyecekler, alkol, bazı baharatlar baş ağrısına yol açar. Saçın sıkı şekilde sarılması, yüzücü gözlüğü kullanılması, dil ve damak üstüne soğuk etkisi, atmosfer basıncında ani değişiklikler, bazı iklim ve rüzgar çeşitleri gibi bölgesel etkili veya genel bazı fizik etkiler de baş ağrısı yapabilir.

Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Arif Çelebi
Vakıf Gureba Hastanesi

Fiziksel ve Kimyasal Metabolik Nedenlerle ve İlaç Alınmasına veya Gıdalara Bağlı Olarak Baş Ağrısı Olur mu?
Yüz ve beyin yapılarında gözle görülen bir bozukluk olmaksızın yukarda sayılanlara benzer nedenlerle baş ağrısı ortaya çıkabilir. Mesela kanda karbondioksit oranının artması, kanda oksijen miktarının azalması, kırmızı kan hücrelerinin aşırı artması ya da düşmesi, kan şekerinde düşme, bazı hormonal değişiklikler vs., baş ağrısına yol açabilir. Çok sayıda ilaç, özellikle damarları genişleten ilaçlar, yiyecek ve içeceklerle alınan bazı kimyasal maddeler, duyarlığı olan bazı kişilerde çikolata, portakal, küflü peynir gibi bazı yiyecekler, alkol, bazı baharatlar baş ağrısına yol açar. Saçın sıkı şekilde sarılması, yüzücü gözlüğü kullanılması, dil ve damak üstüne soğuk etkisi, atmosfer basıncında ani değişiklikler, bazı iklim ve rüzgar çeşitleri gibi bölgesel etkili veya genel bazı fizik etkiler de baş ağrısı yapabilir.
Baş Ağrısı Olan Kişiler Hangi Durumlarda Gecikmeden Hekime Başvurmalı?
· Kişide ilk defa ani ve şiddetli baş ağrısı çıkmışsa,
· Daha önce baş ağrıları olan bir kişide, öncekilere benzemeyen şiddetli bir ağrı ortaya çıkmışsa,
· Migren ya da gerilim tipi baş ağrısı olan kişiler ağrıyı geçirmek veya ağrının gelmesini önlemek amacıyla her gün ağrı ilacı alma ihtiyacı duyuyorsa,
· Baş ağrısıyla beraber görme bozukluğu, kolda bacakta, yüzde uyuşma, cansızlık gibi şikayetler ortaya çıkıyorsa,
· Baş ağrısı bilinç bozukluğu, unutkanlık, ateş, boyun kaslarında sertleşme gibi durumlarla birlikte gidiyorsa,
· Baş ağrısı nedeniyle kişinin iş ve gücü, kişilerle ilişkileri ciddi şekilde aksıyorsa, gecikmeden hekime başvurmalıdır.

Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Arif Çelebi
Vakıf Gureba Ha
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 11-09-2006   #6 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Nöroloji-Nöroşirurji Alt Konuları

Nöroloji-Nöroşirurji Alt Konuları

Epilepsi ( Bknz: http://www.msxlabs.org/forum/saglikl...light=epilepsi )
Parkinson ( Bknz: http://www.msxlabs.org/forum/saglikl...ight=parkinson )
Alzheimer ( Bknz: http://www.msxlabs.org/forum/saglikl...ight=alzheimer )
Uyku Sorunları
Baş Ağrıları
İnme ( Bknz: http://www.msxlabs.org/forum/saglikl...highlight=inme )
MS / Multipl Skleroz
Omurga ve Omurilik Yaralanmaları
Rett Sendromu
Soru ve Cevaplarla Beyin Atağı
Deli Dana (Creuzfeld Jakob) Hastalığı ( Bknz: http://www.msxlabs.org/forum/saglikl...ight=deli+dana )
ALS - Motor Nöron Hastalığı

Son Düzenleyen Blue Blood; 21-09-2006 @ 14:24.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 11-09-2006   #7 (mesaj-linki)
Mystic@L - avatarı
Cvp: Nöroloji-Nöroşirurji

Nöroşirurji Bölümü


Nöroşirurji batıda 20.yüzyıl başlarında ayrı bir bilim dalı,yaklaşık 50 yıl sonra da ülkemizde bağımsız bir uzmanlık dalı olarak kabul edilmiştir.Ancak gerek dünyada ve gerekse ülkemizde hızlı bir gelişim göstermiştir.



20.yüzyılın son 10 yılı ABD'de "Beyin On Yılı "olarak kabul edilmiş ,bu dönemde nörolojik bilimlerle ilgili araştırmalara daha fazla kaynak ayrılmıştır.
Gen mühendisliği çalışmaları,insan ömrünü uzatma ve tümör biyolojisi üzerinde yoğun çalışmalar yapmaktadır. Ayrıca tanı yöntemleri de gelişmekte, teknoloji bilime şaşırtıcı hizmetler sunmaktadır.
Nöroşirurji de hem tanı yöntemleri hem de cerrahi alet ve malzeme açısından oldukça şanslı konuma gelmiştir.
BT,MR,PET, Anjiografi ,BT Anjiografi ,EEG, Uyku EEG'si,EMG, Doppler Ultrasonografi tetkikler sinir sistemini tutan yer kaplayıcı,damar tıkayıcı ve kanamaya neden olan lezyonların tanısını kolaylaştırmaktadır.Cerrahide de mikroskop kullanımı 1970fliyıllarda Prof. Dr. Gazi YAŞARGİL tarafından başlatılmış,gerek çalışılan bölgeyi büyütmesi, gerekse aydınlatmanın çok iyi olması nedeniyle aşın rahatlık kazandırmıştır.

Nöroşirurji bölümünün en çok ilgilendiği hastalık guruplarını sayarsak;

1.Beyin Tümörleri
2.Beyin Kanamaları
3.Bel ve boyun fıtıkları
4.Kafa travmaları
5. Vertebral kolon travmaları,omurilik tümörleri
6.Periferik sinir kesileri,basıları
7.Medikal tedaviye cevap

Son Düzenleyen Blue Blood; 21-09-2006 @ 14:16.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 11-09-2006   #8 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Baş Ağrısı Olan Kişiler Kendilerini Nasıl Tedavi Ediyorlar?

Baş Ağrısı Olan Kişiler Kendilerini Nasıl Tedavi Ediyorlar?
Kronik baş ağrıları olan hastaların çoğu, genellikle, hekime başvurmazlar ve kendi buldukları yöntemlerle baş ağrılarını geçirmeye çalışırlar. Baş ağrısı olan hastaların bir kısmı ise daha önce, hekime başvurmuş kendisinde migren ya da gerilim baş ağrısı gibi bir hastalık olduğu söylenmiş, önerilen tedavileri bir süre uygulamış, fakat sonunda yine kendi bildiği ya da değişik uygulamalar içinden etkisini görüp seçtiği tedavi yöntemlerini uygulamaya devam etmiştir.
Kimi hasta baş ağrısı sırasında çok kullanılan baş ağrısı ilaçlarından birini alarak ağrıyı geçirir. Hangi ağrı ilacının o kişide daha etkili olacağını önceden bilmek zordur. Hasta baş ağrısı sırasında değişik baş ağrısı ilaçları kullanır, bunlardan bazılarının kendisine daha iyi geldiğini farkeder ve onu kullanmayı tercih eder. Bazı kişiler ağrı sırasında bir ağrı ilacı alıp yatmayı tercih eder, bir süre dinlenip uyursa, baş ağrısı geçmiş olarak kalkar. Bazı kişiler başa soğuk kompres uygulamasından, masaj yapılmasından, zonklayan damarlar üstüne bastırmaktan veya tülbentle sıkmaktan fayda görür. Bazı hastalar patates kesip başına sarar, bazıları burunlarından değişik etkili ilaçlar ya da bitkisel maddeler çeker.
Bu yöntemlerle sonuç alamayan, baş ağrısı geçmeyen ya da sık baş ağrısı olan hastalar hekime başvurma ihtiyacı duyar.

Baş Ağrısı Olan Kişilere Genel Öneriler
Herkeste değişik nedenlerle gelip geçici baş ağrıları olabilir. Herhangi bir nedene bağlı olarak başlayan ağrı çok şiddetliyse, günlük aktiviteleri bozuyorsa, ağrı dışında başka şikayetlere yol açmışsa, beklemeden hekime gidilmesi uygun olur. Baş ağrıları çok şiddetli olmasa da, devamlıysa, sık sık geliyorsa veya giderek sıklığı ya da şiddeti artıyorsa hekime başvurulmalıdır. Hekimle görüşme, muayene ve yapılan incelemeler sonucu ağrıya yol açan bir yapısal bozukluk bulunmazsa muhtemelen gerilim baş ağrısı, migren gibi primer baş ağrılarından birinin teşhisi konulacaktır. Yıllar boyu devam eden ve tekrarlayan baş ağrılarının yüzde 90’ı bu tür primer baş ağrılarıyla ilgilidir. Bu durumda hekimin önerilerine uymak ve verdiği ilaçları kullanmak baş ağrılarında yüzde 50 - 70 oranında bir azalmaya yol açacaktır.
Süreğen baş ağrısı olan hastaların ilaç tedavisi konusunda bilmeleri gereken bazı genel bilgiler
Tekrarlayan baş ağrısı, migren ve gerilim baş ağrısı gibi teşhis konulmuş olan hastalar ataklar sırasında daha önce kullandıkları ilaçlar içinde kendilerine iyi geleni tercih etmelidirler. Ağrı bu şekilde basit ilaçlarla ya da yatıp dinlenerek, uyuyarak geçiyorsa, daha komplike ilaçlar almaya ve başka bir şey yapmaya gerek yoktur. Ağrı ilaçlarıyla ilgili aşağıdaki bazı noktaları hastaların bilmesinde fayda vardır:
1) İlaçlar baş ağrısı ilk başladığı zaman alınırsa daha etkili olurlar. Ağrı bir kere başlayıp tepe noktasına eriştikten sonra alınan ağrı ilaçların pek etkisi olmaz, çünkü
a) baş ağrısına yol açan metabolik olaylar gelişmiştir, alınan ilaçların bu mekanizmayı geri çevirecek etkisi zayıf olur.
b) Ayrıca migrende otonomik fonksiyon bozukluğu nedeniyle, midede bir çeşit felç, tembellik olur; mide peristaltik hareketlerini yaparak muhtevasını barsaklara doğru göndermez, alınan ilaçlar mideden ileri gitmediği için, barsaklara ulaşıp emilmez, dolayısıyla etkisi olmaz. Ağrı ilaçlarından önce mideyi harekete geçiren gastrokinetik bazı ilaçların verilmesi ilaçların etkisini artırır.
2) İlaç, oda sıcaklığındaki suda eriterek ve bol suyla alınırsa daha etkili olur.
3) Kafein ağrı ilaçlarının etkisini artırır.




  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 19-09-2006   #9 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Omurga ve Omurilik Yaralanmaları

Omurga ve Omurilik Yaralanmaları
Hızlanan, hareketlenen insan hayatı , sürekli yeni sürprizlerle karşılaşıyor. Geçirilen travmaların şiddeti artıyor, etki tepkiyi getiriyor. Buna karşı yeni önlemler ve yeni tedavi metodları ortaya çıkıyor.

Kafadan bacaklara, vücudun tüm yükünü taşıyan, birbiri üzerine dizili otuzüç omur, sinir sisteminin iletişim ağını içeren omuriliği, içlerindeki kemik kanalı ile taşıyarak muhafaza görevini üstleniyor.
Omuriliğin boyun kısmından çıkan sinirlerin kollara gövde kısmından çıkan sinirler solunum kaslarına, belden çıkanlar bacaklara, kuyruk sokumundan gidenler ise üreme ve idrar organlarına gittiğini kabaca biliyoruz.

Yaralanmanın düzeyine göre, oluştuğu seviyenin altında, kısmen veya tamamen bu görevlerin yapılamaması, olayın dramatik yönünü oluşturuyor.
Çok sağlam yaratılmış, birbirine mükemmel eklem ve kaslarla bağlanmış omurga ve omurilik yaralanmaları, çeşitli nedenlerle karşımıza çıkabiliyor.

Günümüzde çağın vebası, AİDS'ten çok, trafik kazaları sayılıyor. Bu kazalarda ölümden çok, kısmi veya kalıcı sakatlıklar geriye kalıyor. Tedavi ve rehabilitasyon aşamalarının mali portresi, çevresindeki üretici güçlere, sosyal güvenlik kuruluşlarına getirdiği yük ve yıllar süren zahmetlerin sonucundaki, verim çoğunlukla düşük oluyor.

En sık boyun yaralanıyor
Araç içi trafik kazalarında en sık travma gören doku, boyun oluyor. Süratle giden araç, kaza sonucu ani durduğunda beş kiloluk kafa, boynu koparcasına öne çekiyor. Ardından bütün hızıyla arkaya savuruyor. Ön koltuklardaki enselik bu kamçı hareketinin önlenmesini amaçlıyor. Peki ya arka koltuktakiler? Bunlar enselik emniyet kemerinin opsiyonel olmasına, arka koltukların güvensizleşmesine neden oluyor. Motorsiklet kazalarında ise boyun ve omurganın diğer kısımları tamamen savunmasız oluyor.

Kazara veya intihar amaçlı yüksekten düşmelerde, omurga kırıkları ve buna bağlı felçler, yine sık karşılaşılan tablolardan biri sayılıyor. Örneğin; yaz aylarında balıklama suya atlamayanlar, çoğunlukla boyun kırığıyla geliyor.

Omurganın kırılarak içinden geçen omuriliği yaralanan kazazedenin, sonraki hayatı için kritik süreç başlıyor. Darbe yiyen omurilik, yaralıyı karga tulumba taşıyan kişilerin elinde hırpalanıyor. Kazazede hafif derecede yaralandıysa da, böyle bir hırpalanmadan sonra pek şansı kalmıyor. Ezilen omurga, artık koruyamadığı omuriliğe tedavi edilemeyecek ölçüde hasar veriyor.

Omurga yaralanmalarının tedavisi kazanın olay yerinde başlıyor. Omuriliği yaralanmış olan kişinin bilinci açıksa, kol ve bacaklarını hareket ettirmesi söylenerek durum hakkında fikir sahibi olunuyor. Boynunu kendi kendine sağa sola çevirmesi isteniyor. Eğer bu mümkün değilse, büyük bir hassasiyet gerekiyor. Böyle bir durumda boyun korsesi takılmalı ve hastanın bundan sonra nakli planlanmalı. Sırt ve bel yaralanması durumlarında ise, hasta oturtulmamalı ve daima yatay konumda taşınmalı. Kaza anında nefes yolunun açık olmasıyla solunum ve dolaşım sisteminin yakın desteği, ilk tedbirlerin başında gelmeli.

Cerrahi tekniklerin gelişmesi, pahalı materyallerle omurganın vidalanması ve sonrasında ciddi rehabilitasyon uygulamasıyla, kısmi felçli insanların hayatlarını sürdürebilmeleri mümkün oluyor.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 19-09-2006   #10 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Rett Sendromu

Rett Sendromu
Rett Sendromu yalnızca kızlarda görülen ve onları tüm hayatları boyunca etkileyen karmasık nörolojik bir bozukluktur. Bu kişiler çok yönlü olarak özürlüdür ve tüm gereksinimleri için diğerlerine bağımlıdır.
Neden Rett Sendromu İsmi Verilmiştir?
Rett Sendromu’na yolaçan karakteristikler düzeni ilk olarak 1966 yılında Avusturyalı doktor Prof. Andreas Rett tarafından tanımlanmıştır. Bu nedenle Rett Sendromu ismi verilmiştir.

Bu Sendrom Neden Yanlızca Kızlarda Olur?
Kişiler Rett Sendromu’nu kapmaz veya bu hastalıktan kurtulmaz. Bu hastalıkla doğarlar. Araştırmacılar henüz bir neden veya tedavi bulamamıştır. Şu an için genetik bir bozukluk olduğu düşünülmektedir. Doğan her 10,000 kız çocuğundan biri bu rahatsızlığa yakalanmaktadır.

Rett Sendromu Tanısı Nasıl Konur?
Tanı klinik olarak konur ve çeşitli kriterlerin bulunmasına bağlıdır.
Gelişmede, birinci yılın sonundan gerileme başlayıncaya kadar süren bir duraklama dönemi.
Konuşma ve el hareketi yeteneklerinin kaybolduğu, 9 ay ile 30 ay arasında meydana gelen gerileme dönemi.
Tekrarlanan el hareketlerinin gelişmesi (el oğuşturma, hafif biçimde vurma, el çırpma, eli ağıza sokma).
Dik, gergin veya hantal görünüşlü bir vücut şekli ya da yürüyüş biçimi.
Doğumda normal büyüklükte bir kafa çevresi fakat 5 ay ile 4 yıl arasında kafa büyümesinde yavaşlama.

RS hastalarının arasında büyük bir çesitlilik bulunmaktadır. Bu hastalığın tanısını diğer bazı özellikler de desteklemektedir.

Solunum fonksiyonunda bozukluk:
Hiperventilasyon ve/veya nefes tutma ve/veya hava yutma.
EEG’de anormallik.
Sara – hastaların %50’sinden çoğunda çeşitli zamanlarda bazı tip sara nöbetleri görülmektedir.
Spatisitede yaşla birlikte artış. Kaslar giderek gerginleşir, eklem deformasyonları ve kas harabiyeti meydana gelebilir.
Bacakları geniş açarak yürüme (Rett Sendromlular’ın yaklaşık yarısı kendi başına yürüyebilme yeteneğine erişir).
Belkemiğinde normal dışı bir kıvrılmanın gelişimi (omuriliğin eğrilmesi).
Büyümede gecikme.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
Yok
beyin damarlarinda daralma, beyin ve sinir sistemi, beynin sol tarafinin agrimasi, noroloji nedemek, sinir sistemi sagligi,
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Beyin ve Sinir Sistemi Sağlığı (Nöroloji-Nöroşirurji) Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Sinir sistemi sağlığı nasıl korunur? Ziyaretçi Soru-Cevap 4 11-10-2009 15:54
Diyabet Nedenli Sinir Hasarı PembeSeker Hastalıklar 0 28-10-2008 09:41
Canlılarda Sinir Sistemi CrasHofCinneT Biyoloji 1 04-06-2008 14:25
İtaat - Sinir Sayısı (Full Albüm) Ghostlover Underground Albümler 1 22-04-2008 01:56
Sinir Silindir Blue Blood Flash Oyunlar 4 11-01-2007 22:13