| | #2001 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şiir Nehri 2 Göç Erzeli ömre varmadan Torun torbaya rezil olmadan İyi adamın gitme vaktidir Dedik, Göçüp geldik dostlar Merhaba Celal Vardar | |
|
| | #2002 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şiir Nehri 2 KADRANSIZ ZAMAN KALIR Dudağın aralanır ırmak olur soluğun buluşamaz damlalar, ışıksız gider zaman umudun sokağında gölgesiz rüzgâr kalır Dudağın aralanır mermi olur bir rüya yönelir sevdamıza; acıyla ılışan aşk sıktıkça dişlerini tüketir birbirini Dudağın aralanır tende mızrak döngüsü balyoz sallar fırtına yıllara uyku salan paslı sarkaç sallanır Dudağın aralanır zamansızdır kırağı sellerden yol öğrenen sapsız buğday başağı dibine erken düşen ağaçsız çağla kalır Dudağın aralanır kendini emer sancı damlamayı unutan gökyüzüne yabancı tersine akan dere, bulutsuz yağmur kalır Dudağın aralanır bir yaş**ın ufkuna acıyla yıkanır gün, he denilemez aşka isyan eder yelkovan kadransız zaman kalır Ali Rıza Kars | |
|
| | #2003 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şiir Nehri 2 ASLINDA ÇEKİP GİTTİN ALLAHTAN BULURSUN İNAN hala sana sevgim sonsuz yüreğim kanıyor biliyorsun ağlarsam gözyaşım güldürürsen sevincim olursun Benim gibi yürekten seven İnan bir daha zor bulursun olur da karar zamanı deyip gidersen vedasız sessiz, lal omuş dillerle İnan allahtan bulursun bu intizar degil inan sadece yüreğin isyanı seven kalbin son ferydı kimbilir.....belki duyarsın Suna Ay | |
|
| | #2004 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şiir Nehri 2 Gerçek Aşk Yalnızca Bir Kez Yaşanır Çok mu zordu beni sevmek, Gözlerime bakıp içimdeki tutkuyu görmek. Duymak, sadece senin sesini işitmek Söyle; çok mu zordu? Dayanılmaz bir duygu bu bendeki Yalnızca seninle yaşayabilen, Bu dünyada bende varım dedirten. Sen, sadece sen. Senin tenin, senin kokun. Ne gariptir ki uçurumlar yüksek gelmiyor artık bana, Denizlerde bir o kadar ürkütücü. Çünkü sen yoksun ki yanımda, Sensizlikten büyük korku yok ki içimde. Korkularda düğümlenir bazen kalbinin köşesinde Onunla yaşarsın, ama kabullenemezsin. Ne korkusuz olabilirsin, Ne de korkusuz yaşayabilirsin. Ondan asla vazgeçmezsin. Çünkü gerçek aşk yalnızca bir kez yaşanır. Eğer bir gün kaybedersen o şansı, Her baktığın gözde onu ararsın. Her dokunduğun bedeni o zannedersin. Sadece bir soru acımasızca vurur gerceği yüzüne, Beni seviyor musun? Düşünmene bile gerek kalmaz cevabını İşte o zaman anlarsın sözlerimi. Gerçek aşk yalnızca bir kere yaşanır. Fuat Halıcılar | |
|
| | #2005 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şiir Nehri 2 Bence bugün için en anlamlı şiir bu olsa gerek çünkü İSTİKLAL MARŞININ KABULÜ: 12 MART 1921 İstiklal Marşımız, yurdumuzun düşman işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana karşı Anadolu’da tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genel Kurmay Başkanı İsmet (İnönü) Paşa dan geldi. İsmet İnönü böyle bir marşın Fransız ordusunda mevcut olduğunu ve bizim ordumuz için de faydalı olacağını Milli Eğitim Bakanlığına iletti. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip bir yarışma düzenledi. Beğenilen güfte için 500 lira ödül verilecekti. Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; marş olacak değerde bulunmadı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif’in para ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenildi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi şairin Meclis’teki sıra arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Bey’in yardımını istedi. Hasan Basri Bey bundan sonrasını şöyle anlatıyor: ‘‘Akif Bey’in yanımda olduğu bir zaman,elime bir kağıt parçası alarak,onun dikkatini çekecek bir tarzda yazmaya başladım. - Ne yazıyorsun? - Marş…İstiklal Marşı yazıyorum. - Yahu sen ne adamsın? Seçilecek şiire para ödülü verileceğini bilmiyor musun? içinde para olan bir işe nasıl katılıyorsun? - Yarışma kaldırıldı? Seçilecek şiire ne para verilecek, ne de her hangi bir ödül. Milli Eğitim Bakanı bana güvence verdi. - Ya, o halde yazalım. İşte böylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte bitirilen İstiklal Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığının seçici kuruluna sunuldu. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, daha önce seçilen 6 şiirle birlikte yeni şiiri Ordu Komutanlarına gönderdi. Onlardan, şiirlerin askerlere okunmasını, beğenilenleri sıralamalarını istedi. Komutanlar, kısa sürede sonucu bildirdiler: Hepsi de Mehmet Akif’in şiirini birinci sıraya almıştı. Bundan sonraki iş, İstiklal Marşı’nın T.B.M.M’ne getirip kabul ettirmekti. Marş, ilkin Meclis’in 1 Mart 1921 günü yaptığı ikinci oturumunda ele alındı. Başkan Mustafa Kemal’in söz vermesi üzerine Hamdullah Suphi kürsüye gelerek, sık sık alkışlarla kesilen şiiri okudu ve son seçimin Meclis’e ait olduğunu söyledi. O gün oylama yapılmadı. Şiirle ilgili konuşmalar ve oylama, Meclis’in 12 Mart 1921 günü öğleden sonraki oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin yeniden incelenmesini, bazıları da hemen görülüp karara bağlanmasını istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabulü için verilen 6 önerge benimsendi ve İstiklal Marşı çoğunlukla kabul edildi. Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930 da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı orkestrası şefi Osman Zeki Üngör’ün 1922 de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu. Marşın armonilenmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı. iSTiKLAL MARŞI Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır parlayacak! O benimdir, o benim milletimindir ancak! Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal. Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal. Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım; Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar. Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar, 'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar? Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın. Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın, Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı. Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı. Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ! Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ. Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli: Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli! Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli- Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli. O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım. Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım; Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım; O zaman yükselerek arşa değer belki başım! Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl; Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet, Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl! Mehmet Akif Ersoy | |
|
| | #2006 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şiir Nehri 2 Ansızın Bahar Geçmişin affına sığındığım saatlerde Uykusu kaçmış Dul masallardaydı sokak başlarım / huzursuz Gözleri(m) çekik çinli gecelerimde.. İhtimal ben de yoktum / el değmemiş günlerimizde A n s ı z ı n b a h a r......... Hangi yağmurun Kristal düşlerime bıraktığını bilmediğim Yeşili – ö n c e l e r i – senin gökkuşağını Gözlerin gözlerime çizene kadar Sonra Buğçeli yollar döşedim sana / yalnızlığımdan Gün ışıklarına kokunu serpeledim Tükendim gözlerinde / uzanıp göğsüne zamanın Umut / varsa / sana dokunuşlarda dedim Rüzgarının ertesinde / çılgın bir denizcinin Sana bağımlı öyküsüydü artık sesim Eski şiirlerin yazıldığı tüm harfleri Silik aşklara tutulmuş günceleri Geçmişimi bahşiş diye bıraktığım barlarda yaktım A k l a n d ı m...... Düşünmek sevmekti hafif dozlu Sana oradan başladım Seni yakacağım tüm ateşleri Günlerimize sereceğim gidilmemiş yolları En bakir zamanlara sakladım Sönmesin diye uyumadım geceleri Sana açılmayan kapıları sonsuza kapadım S e n... En uzun baygınlığım S e n... Günbegün / adım adım / A d ı m.. Orhun BASAT | |
|
| | #2007 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şiir Nehri 2 Acı Bahar şurada burada sıkılmış limon kesikleri paslanmaya bırakılmış demir çubuklar tertemiz kaynaklara atıksu tarifesi taze sürgünlerin ince boyunlarında ağır kementler henüz sıcaklığı soğumamış körpe cesetler karanlıklar ortasında bir ışık adası gibi talancıların gözünden nasılsa kaçmış çimenler birkaç tomurcuk üç-beş yeşil yaprak ıslak bir kağıt gibi yırtıp atmış kentin dokusunu acımasız kasırgalar arıtmıyor sabun çıkartmıyor sular giysilerden yalnızlığın kokusunu aşk mevsimi değil miydi bahar elele tutuşmaktan korkan ürkek ceylanlar hani nerede eşlerine kur yapan kumrular kuş cıvıltılarına hasret kulaklar denizler denli derin içezikliği geleceksen sekizinci günde gel sevgilim burada haftanın yedi gününde de aşka geçit vermiyor yağmurlar yalnızca bir ad yaraşabilir bu mevsime: “acı bahar” Mustafa Yıldız | |
|
| | #2008 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şiir Nehri 2 **Kemancı, Küçük Kız... Aşk, yada dua… Kemancı, küçük kız; Çaldığın, en güzel nota… Yalnızlar gecesi, ağır… volta atan hayaller, çağırır… ………..ayları… ………..perde perde indiren, ………………...sahneden… …………………..…zaman; düş kıyısına vuran, umut dalgasıdır. Kemancı, küçük kız, senden hediye…adındır… Ve sen… Kemancı kız, bilirsin nasıl yeşerir zihinde, senli günlerin meyvesi… Hani solursun, Yıllar sonra… ………………aynı havayı… ………………derinden… …………….…iç çekiştir… ……………….zaman… o zaman… Çaldığın kemandır küçük kız, hani tel tel, perde perde… her birinde tane tane çağlayan, bir harmonik dua ………………..ki nerde? Duygular, ……………..…akor basan… karmakarışık, hüzün yumağı… ………………..yalan… (II) Ses, Yada gölge… Kemancı, küçük kız, Dilinde en taze hece… Şarap kırmızısı dudaklarında, ……………………….söndürüldü… Alev alan; ………………….…….... şehvetin… Dudaklar; yol geçen hanı… pervane yüreğinin… Kemancı, küçük kız… ………………..Alev alan şehvetin… Şimdi sen… Kapatırsın gözlerini, yaşanmış sevişlere, yok sayarsın yiteni, hani az önce verdiğin hediyendi, ………………….tenin, ………………….kimindi? … Ve zaman, çaldığın kemandı küçük kız, hani her teline sardığın, ……………….gözyaşındı… ………….……ağlayandı… çaban… Aşk, yada dua… Kemancı, küçük kız; çaldığındı, en güzel nota… Kemal Süme | |
|
| | #2009 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şiir Nehri 2Sen gideli yar günü ayı bilmez oldum Yüreğim yürek değil artık bin yara. İçime işleyen kurşun oldu türküler Çağrılarımı yıdızlar da duydu yar… Kanamalı yüreğimin acısı içinde Ben seni beklemedeyim. Karardı düşlerim sen yoksun. Seni dinlemedeyim, Bana bir ses ver ne olursun yar Gecelerin içinde bir çiçek Hem kanıyor, hem ağlıyor… Dallarda donakaldı bahar… Özlemim ve umutlarım kanter içinde. Cemre düşeli hayli zaman oldu... Kelebekler, kurtlar kuşlar güneşini bekliyor… Yelkenler rüzgarı, yaşam yağmuru… Ben seni bekliyorum. Mezar taşları duydu beni Sağır sultanlar bile… Sen beni duyuyor musun Neredesin, kiminlesin, nasılsın Susuz toprak nasıl bekliyorsa yağmuru, Renklerini yitirmiş bütün çiçekler Yağmur duasında şimdi çayır-çimin elleri Güvercin gagasında minicik bir zetin dalı… Seni bekliyorum yar Kuruyan çimdemisin, Solan çiçektemisin Kuru kıraç yerdemisin… Nerdesin Nerelerdesin Yazgımın al bahar mevsimi Sen gideli günü ayı bimez oldum Bana bir ses ver ne olursun yar haydar okur | |
|
| | #2010 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şiir Nehri 2 I BANA ELLERİNİ VER.. HAYAT SENİ SEVİNCE GÜZEL.. HESABA OTURALIM Bir yağmur çisemişti sokaklara geceden Sana gelmek istiyorum bu sabah Gözlerimde kan tortusu gecelerden uykular Yıllara solmuş resmin Avuçlarıma bıkmış.. Cebimin saklısında posta pullu acılar Birazdan bir horoz ötecek sokağında bilirim.. Karanlıklar bir şafağa susacak Ve ben çalacağım kapını ürkek ellerle İnsaniyetine sığınarak Şaşırma karışmış sakalıma saçıma Ayakkabım yırtık işte neyleyim.. Yamalı bir pantolon seni gücendirmesin Düşmez kalkmaz bir Allah. Ne vardı.. Ne vardı be yüreğine koyup ağırlasaydın? Yasını tutuşturmak yerine bir sevdanın Ne olurdu gülmeyi elimden almasaydın Talanı böyle mi olacaktı Beni bir yağmasına terk ettiğin yılların.. De ki o sevdaya dahlim olmadı Gönül terim gözlerinden domur domur akmadı Haydi bunları birer birer atalım Peki elimdekiler ne oldu? Gel.. Gel gidenin hesabını tutalım Kimden geldi kışları dağlarımın Boran boran kim savurdu bir ömrü Hani gençlik diyorlar ya? O vergisi Tanrının.. Bilmem ki kimin için pervasız Nerelere bıraktın... Çisil çisil bir yağmur karasına gecenin Sana gelmek zorundayım. Bulanmışım.. naçarım.. Sevda kimmiş ben de kim! Dersimi aldım. Dizlerine yatınca Vardı ya o elin-tarak okşadığın saçlarım? Yaşam duvarlarını kazmalıyan zamanın Geçenlerde boz-bulanık tozlarına bıraktım Yıllar mı zorlu çıktı Yoksa sen mi vefasız? Birileri bir şeyler yaptı da kavrayamadım... Hani çokça öptüğün düzü var ya alnımın Zamansız ayaklanmış Görmedin ki kaç karışa fırlattım.. Elimde neler vardı geride ne bıraktım Haydi bunları da kalem-kalem atalım Hem bana gönül borcu da neymiş Say ki senin tuvalin değil arta kalanım Öğretilen gibi olmadı be hayat gülüm.. Boş ver Boş ver Bu hesabı kapatalım... Benim değil yaprağını erken dökmüş içimdeki ağaçlar Hasreti kahır kahır ben değilim imbiklemiş demlemiş Peki kim bu? Dört bir yanı tarumar. Söyle bu kim? O sen sonu, Mevsim mevsim sonbahar Artık bir ney eskisi değil yürek kanamalarım Sancıları da keman ahı değil anılarımın Say ki.. Say ki nevruzları da hala duruyor yüreğimin Baharsız dağlanmadım Kararmadım.. kavrulmadım.. yanmadım.. Eylüllü bir şafağına şu Elazığ’ın Kaldırıp kalemimi hiç yoktan sana buladım.. Yoksulluk demişler ya Yedi başlı ejdermiş Toz duman kan revanım Yelkenleri suya hal saldım ha salıcam.. Demem o ki Kusura kalma e mi Artık mısralarımı satacağım O ırgat yüreğimin nasır kaş emeğini Gizli katmanlarına nasıl da mühürlemiştim sabrı Kimin aklına gelirdi ki bir gün Köhnemiş dükkanların tozlu vitrinlerine Seni kitap-kitap bırakacağım.. Töresi mi bu yoksa Şu büyülü kör yumak edebiyat dünyasının? Yazanı yıkık viran.. Ozanı darmadağın.. Nerde Cahit Sıtkılar Ümit yaşarlar hani Ahmed Arifine noldu be Diyarbakır’ın Tekmil mısralar öksüz Sevdalar paslı yarım Bilesin ki Yıldızı senden kaydı Ahıtını sen yaktın bir hayatın.. O musalla taşına bıraktığın sevdanın Ben sadece şivanını mısralara dağladım.. Bir yağmur.. Çisil çisil şafağına gecenin Sana gelmek zorundayım Başka kapım yok Yek başına sarılmazmış yaraları sevdanın Geç de olsa anladım... Ya, Dirisiyle bir yere vardık mı ki! Hadi gel.. Hiç değilse ölüsünü birlikte kaldıralım.. RIDVAN AYDIN (“Eylül Bulutları” adlı kitabından) | |
|
![]() |
| Etiketler |
| nehri, şiir |
Şiir Nehri -2- Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Dünya Nehirleri - Nil Nehri | asla_asla_deme | Dünya Coğrafyası | 2 | 07-12-2008 16:17 |
| Dünya Nehirleri - Obi Nehri | asla_asla_deme | Dünya Coğrafyası | 0 | 11-11-2008 16:34 |
| Şiir - Şiir Nedir - Şiir Hakkında | SiyahLALE | X-Sözlük | 0 | 29-10-2008 20:30 |
| Özbekistan - Ceyhun Nehri | KisukE UraharA | Özbekistan | 0 | 01-06-2008 01:13 |
| Şiir Nehri -1- [Arşiv] | Blue Blood | Yazın Hayatı | 12496 | 03-12-2006 00:53 |