Arama

Tersinim Teorisi Nedir? Tersinim Teorisi Hakkında Genel Bilgiler - Sayfa 2

Güncelleme: 11 Haziran 2016 Gösterim: 11.051 Cevap: 16
tersinim - avatarı
tersinim
Ziyaretçi
3 Mayıs 2012       Mesaj #11
tersinim - avatarı
Ziyaretçi
Tersinim Teorisi-3 (Materyalizm)

Sponsorlu Bağlantılar

Var oluş kurallar ve yasalarla belirlenmiş düzenlilikle beraber bir bütünlükte içerdiğinden Var Edici İrade bu bütünlüğün dışında olmalıdır. Eser bütün olduğu içinde Varedici tektir. Bu nedenlerle Var Edici mutlak güç, mutlak bilgi ve mutlak bir irade sahibidir. Bu mutlaklık Var Edicinin eşsiz ve tek olduğunu, var ederken herhangi bir yardımcıya ya da araca ihtiyaç hissetmediğini de gösterir.

Evolutionary Biology kitabının yazarı Douglas Futuyma kitabında şöyle belirtmiştir:

-Yaratılış ve evrim, yaşayan canlıların kökeni hakkında yapılabilecek yegâne iki açıklamadır.

Canlılar dünya üzerinde ya tamamen mükemmel ve eksiksiz bir biçimde ortaya çıkmışlardır ya da böyle olmamıştır.

Eğer böyle olmadıysa, bir değişim süreci sayesinde kendilerinden önce var olan bazı canlı türlerinden evrimleşerek meydana gelmiş olmalıdırlar.

Ama eğer eksiksiz ve mükemmel bir biçimde ortaya çıkmışlarsa, o halde sonsuz güç sahibi bir akıl tarafından yaratılmış olmaları gerekir.

Futuyma’nın canlılığın kökeni hakkındaki bu sözleri tüm varoluşu kapsayacak şekilde bütünlenebilir.

Buna göre varoluş ya yaratılmıştır ya da yaratılmamıştır. Sorun bu iki seçeneklerden hangisinin doğru olduğudur.

Kimi insanlar varoluşun kompleks düzenler içerdiğini gözlemleyerek düzenliliklerin ilim sahibi bir gücün eseri olabileceği sonucuna varmışlarsa da kimileri bu sonuca katılmamışlardır.

Bunun en büyük nedeni de bir Var edicinin var olduğu inancı üzerinde kurulan din olgusuna bazı kişiler, kurumlar tarafından akıl, mantık ve dolaysıyla bilim dışı ritüellerin konulup karıştırılması, bazı konularda dinin; bilimin, aklın mantığın dışına itilmesi, çok kötü bir şekilde suiistimal edilmiş olmasıdır.

Bir Var Edicinin var olmadığını savunanların, en baştan bir Yaratıcının varlığını ret ve inkâr ettiklerinden var oluş sorusuna verebilecekleri tek bir cevap kalıyordu ki o da var oluş rastlantılar sonucu oluşmuştur yanıtıdır.

Fakat var oluş rastlantılar sonucu oluşmuştur yanıtı yeterince açık değildir ve bir temele dayanmamaktadır.

Bir Var edicin var olduğunu ret ve inkâr edenler var oluş sorusuna verdikleri rastlantılarla oluştu yanıtına bir temel aradılar ve bulmakta gecikmediler. Bu temel madde idi.

Bu temele göre var oluş sorusuna verilen yanıt; var oluş maddelerden rastlantılarla oluşmuştur şeklindedir.

Var oluşu maddeyle izah eden, var oluşun bütün aşamalarını maddeye indirgeyen bu görüşe maddecilik diğer adıyla materyalizm denilir.

Görüldüğü gibi materyalizm akıl, mantık ve bilim dışı ritüellerin, hurafelerin karıştırılması nedeniyle dine karşı verilen bir tepkinin sonucudur.

Devamı var.

tersinim - avatarı
tersinim
Ziyaretçi
4 Mayıs 2012       Mesaj #12
tersinim - avatarı
Ziyaretçi
Tersinim Teorisinin Ana Mantığı ve Kurgulama Yöntemleri

Sponsorlu Bağlantılar
Tersinim düzen ve sistemlerde zaman içinde görünen ya da gözlemlenen değişme, başkalaşma, azalma, bozulma, yıpranma, eskime, hastalanma, ihtiyarlama vb. gibi olguların genel ifadesidir.

Örneğin bir araba; motoruyla, ana karkasıyla, ön ve arka düzenleriyle, kontrol ve sürüş mekanizmalarıyla bir amaca yönelik düzenli bir sistemler topluluğudur.

Tersinim teorisi bu topluluğa basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliği olarak tanımlar.

Fabrikadan yeni çıkmış bir araba kullanılsa da kullanılmasa da zaman içinde bir şeylerini yitirecek, zamanla bozulacak, tersinime uğrayacaktır.

Evrim teorisine göre yaşamın en gelişkini olarak kabul edilen bizlerde kaçınılmaz olarak her an bir şeylerimizi yitirmekte, hastalanmakta, ihtiyarlamakta sonuçta kaçınılmaz olarak ölmekteyiz.

Tersinim olguları genelde negatiftir ve canlı cansız tüm varoluşu kapsar. Bu nedenle tersinim olayı evrenseldir; bütünüyle durdurulması, engel olunması mümkün değildir.

Düzen ve sistemler ne kadar kompleks, ayrıntılı ve hassas ise tersinim etkileri o kadar güçlü olur.

Bu nedenle canlılık gibi basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünsel kurgusunda olan oluşumlar korunma, savunma, bağışıklık ve çevreye uyum mekanizmalarıyla tersinim etkisini en aza indirmeye çabalarlar.

Çabalarlar ama tersinim etkisi sıfıra indirilemediğinden bu sadece ömürlerin bir parça daha uzamasından başka işe yaramaz. Sonuç yani ölüm kaçınılmazdır.

Tersinim olguları evrimin aksine uzun süreçlere gereksinim duymaz. Anlık olaylarla birkaç on yıllık süreçler yeterlidir. Bu nedenle tersinim rahatlıkla gözlemlenip deneylerle sınanabilir.

Terinim teorisi öngörüleri materyalizmin bilimsel olma tarifine harfiyen uyar.

Evrimsel olgular ise az birkaç on milyonluk çok uzun süreçlere gerek duyduğundan gözlem ve deneylerle birebir sınanamaz.

Evrimin başlangıcı ve devamlılığını sağlayan, itici gücü olarak öngörülen her hangi bir faydalı mutasyon da gözlenmemiştir.

Mutasyonların hepsi de tersinime uygun olarak az yada çok zararlıdır.


Faydalı mutasyonların gözlenmemiş olması evrim teorisinin doğal seleksiyon mekanizmasını da geçersiz kılar.

Gerçekte gözlenen doğal seleksiyon değil doğal elenmedir.


Evrim gözlem ve deneylerle sınanmalara dayanmadan çok yaşamın uzun süreçler içinde gözlemlenebilen değişimlerinden medet umar.

Bu değişimler evrime göre basitten karmaşıklığa doğru olduğu iddia edilirse de bu varsayımın önünde yanıtlanamayan sorulardan oluşmuş aşılması mümkün olmayan sıra dağlar, doldurulamayan boşluklar, uçurumlar vardır.

Yaşamın zaman içindeki değişimi tersinim teorisinin her canlı türü uygun zamanlarda, uygun yerlerde ve yeterli sayılarda var edildi.

Bugün hayranlık ve şaşkınlıkla gözlemlediğimiz yaşam zenginliği bu türlerin çeşitlenmesi sonucudur varsayımıyla birebir uyuşur.


Evrim teorisine göre gelişmesi, geliştikçe çeşitlenip çoğalması gereken canlılık gerçekte tersinim nedeniyle tür ve çeşit yönünden azalmakta, zayıflamaktadır.

Dinozorlar gibi onlarca tür ve çeşidi olan bir canlı filumu diğer pek çok canlı türleri gibi tamamen yok olmuştur.

Evrim teorisine göre yaşam dünyasında henüz beş milyon yıldan beri bulunan ve insanların evrimsel ataları olduğu iddia edilen maymunların ortaya çıkışlarında altı bine yakın tür ve çeşidi varken bu gün yaşam dünyasında sadece 400 (dört yüz) tür ve çeşidi vardır.

Pek çok canlı tür ve çeşidinin yok olduklarını ya da yok olmak üzere olduklarını dehşetle izlemekteyiz.


Devamı var.

tersinim - avatarı
tersinim
Ziyaretçi
6 Nisan 2013       Mesaj #13
tersinim - avatarı
Ziyaretçi
TERSİNİM TEORİSİ-VAROLUŞ VE BİLİM

Tersinim teorisi varsayımları hiçbir doğal kanun ve ilkeyle çelişmez.

Tersinim canlı cansız tüm düzenli sistemlerde rahatlıkla gözlemlenir. Tersinimin gözlenmesi için gözlenen olgunun / olguların düzenli bir sistem / sistemler oluşturması şarttır.

Diğer ifade ile karmaşa ve düzensizliklerde tersinim gözlenemez.

Bunun nedeni ise düzenlilikle düzensizlik arasında bir farklılığın / farklılıkların oluşmasıdır.

Bu farklılıkları biz kanunlar ve ilkeler olarak gözlemleriz.

Bir bakıma bir oluşumda kurgulayan, çalıştıran, kontrol eden kanun ve ilkeler varsa o oluşumlar düzenli sistemlerdir ve tersinim etkilerine açıktır.

Bir başka ifade ile kanun ve ilkelerin varlığı gibi tersinimin varlığı da o oluşumların düzenli sistem ya da sistemler olduğunun kanıtı, kanıtları olur.

= = =

Tersinim olayı evrenseldir. Bunun nedeni de evrenimizin kapalı bir sistem olmasıdır.

Bir bakıma evrenimizin kapalı bir sistem olması ve buna bağlı olarak kütle çekimi, maddenin sakımı, entropi gibi tüm kanun ve ilkeler tersinimin kanıtları olur.

Tersinimsel değişim karşımıza genelde çeşit azalması, sistemlerin bozulması, metal yorgunlukları, eskime, canlılarda ihtiyarlama vb. gibi onlarca şekilde karşımıza çıkar.

Evrenimiz saf enerjiden oluşmuş, ezelden gelip ebede giden bu nedenle durağan Bir Büyük Bütünün içinde (tıpkı okyanuslardaki hava kabarcıkları gibi, insansı ölçülerimize göre dev, evrensel ölçülere göre hiç denecek kadar küçük) bir küre şeklindedir.

Tersinim teorisi bu varsayımına kanıt olarak maddenin sakımı kanununu gösterir. (Maddenin sakımı kanunu bölümüne bakınız)

Tersinim teorisine göre ezelden gelip ebede giden, her şeyi sarıp kuşatan bu Büyük Bütünün içinde evrenimize benzeyen ya da benzemeyen sonsuz sayıda başka evrenler vardır.

Öncelikle şunu belirtelim ki Tersinim Teorisi pozitif bilimi temel alır. Akıl, mantık ve bilim dışı verilerden uzak durmaya çalışır.

Uzak durmaya çalışır ama tersinimin kendine özel bir bilim anlayışı vardır.

Tersinim insan aklının bir algılama sınırının olduğunu bilir.

Algılama yeteneklerimiz ise sınırlı ve hatalara açıktır.

Diğer ifade ile biz gerçeklerin sonsuz dünyasına daracık bir pencereden şaşı ve miyop gözlerle bakabiliyoruz. Bu nedenle sık sık yanılıp aldanabiliyoruz.

Tersinim öğrenebilme imkanlarımızın sınırlı olduğu kanısındadır. Her zaman yanılma ve aldanmalar açıktır.

Şu ya da bu şekilde algıladığımız şu anın ne olduğunu neyi ifade ettiğini gerçekte bilemeyiz.

En güçlü ve hızlı algılama duyularımız bile evrensel büyüklüklerin yanında hiç denecek kadar küçük ve zayıftır.

Örneğin biz güneşin dünyamızı aydınlatıp ısıttığını, hayat verdiğini biliriz ya da öyle zannederiz. Gerçekte bizi şu anda aydınlatıp ısıtan yedi dakika önce güneşten kopup gelmiş ısı ve ışık dalgalarıdır.

Şu anda var olduğunu gözlemlediğimiz güneşi biz gerçekte yedi dakika öncesindeki durumuna göre gözlemleyebiliyoruz.

Bu da güneşe bir şey olsa bunu ancak en erken yedi dakika sonra algılayabileceğiz demektir.

Evrensel boyutlarda düşündüğümüzde algılamalarımız çok vahim ve büyük hatalara açık olduğu bir gerçektir.

Başımızı kaldırıp gökyüzünü incelediğimizde ışıldayan milyonlarca yıldız görürüz de gözlemlediğimiz o yıldızların o anda gerçekte var olup olmadıklarını asla bilemeyiz.

Örneğin güneş sistemine en yakın yıldız olan Alfa Centauri'yi gözlemlediğimizde bu yıldızın 4.8 yıl önceki haline görebiliyor ve gözlemleyebiliyoruz.

Evrensel boyutta gözlemleyip algılayabildiklerimiz bir kaç yıldan milyarlarca yıla doğru uzanan kademeli bir geçmiştir. Asla şimdiki zaman değildir.

Tersinim teorisi olayları bilimsel yönden irdelerken bu büyük gerçeği göz önünde bulundurur, materyalizmin bilim için gözlem ve deneylerle sınanma şartını hatalara açık olduğundan yetersiz görür.

Tersinim teorisine göre algılama sınırlarımızın dışında pek çok gerçekler vardır.

Algılama sınırlarımızın dışında olduğundan ret ve inkar etmek gerçeklere bir zarar vermez, ancak bizim bu konudaki acizliğimizi gösterir.

Materyalizmin gözlem ve deneylerle sınama kuralı bilimi dar ve şaşı olan; sık, sık aldanıp yanılabilen algılama yeteneklerimizle sınırlar.

Bu nedenle gerçekler dünyasından alabildiklerimiz koca bir okyanusta bir damla bile değildir.

Söylemek istediğimiz; gözlem ve deneylerle sınanamayan, algılama yeteneklerimizin dışında kalan pek çok gerçeklerin olduğudur.

Kendimizi gereğinden daha büyük görmekteyiz. Bu da bize pek çok ve vahim hatalara sürüklemektedir.

Eğer algılama yeteneklerimiz biraz daha geniş ve derin olsaydı bu gün bilgi dağarcığımız çok daha çeşitli ve zengin olacaktı.

Tersinim Teorisi bu gerçeğin farkındadır. Yorumlarını bu gerçeğe uygun yapmaya çalışır.

Bir teori genelde doğruluğu kuvvetle inanılan bir ya da bir kaç varsayım üzerine kurgulanır.

Bu varsayım ya da varsayımlar temel alınarak ayrıntılanır. Bu temele uygun kanıtlar aranır, bulunanlarda bu temele uygun yorumlanır.

Kanıtlar doğruluğu kuvvetle inanılan temel varsayıma ya da varsayımlara uygun yorumlamak o varsayım taraftarlarının gerçek bilimden uzaklaştırmakta, koyu bir taassuba yöneltmekte, vahim hatalara düşmelerine neden olmaktadır.

Materyalizm ve uzantısı teoriler bu büyük ve vahim hataların içindedir.

Tersinim teorisi ise doğruluğu kuvvetle inanılan herhangi bir varsayıma ya da varsayımları temel almaz.

Tersinim teorisi hatalı ya da yanlış olmaları muhtemel sonuçlardan nedenler çıkarmaz. Temelsiz bilgilere ulaşmaya çalışmaz.

Tam tersine insanlık tarihi boyunca elde edilmiş tüm bilgileri her hangi bir ayırım yapmadan kendine temel ve esas alır; bu bilgileri gruplandırır; kıyaslar, sentezler; doğru oldukları kanaatine varılanlarla gerçekleri bulmaya çalışır.

Her alanda, her konuda, her kaynaktan alıntılar yapar.

Yanlış olduğu sonucuna varılanları da kaldırıp atmaz. Çünkü tersinim yanlış bilgilerin doğruların kanıtları olduğunu çok iyi bilir. Buna bilim dilinde olmayana ergi metodu denilir. Bu nedenle tersinim teorisinin temel aldığı her varsayım çok ve çeşitli kanıtlarla ortaya konulmuş kuvvetle gerçek zannedilenlerdir.

Tersinim teorisi bu nedenle çelişkili, karşıt gibi görünen varsayımların, teorilerin bir sentezlenme yeridir.

Nitekim tersinim teorisi karşıtı gibi görünen evrim teorisinin hemen hemen tüm mekanizmalarını, varsayımlarını yorum faklılığıyla kendisine mekanizmalar, varsayımlar olarak almıştır.

Sonuç olarak şunları söyleyeceğiz.

Tersinim bilimde önce kanıt sonra sonuç ilkesini temel alır. Kanıtlar dayanmayan hiç bir öngörüyü GERÇEK diye kabul etmez.

Bu nedenle tersinim taassuptan uzaktır.

Tersinim bilgiyi nerede bulursa oradan alır. Kaynaklar arasında herhangi br ayırım uygulamaz. Tamemen tarafsızdır.

Tersinim teorisi Epikür'den, Lucretus'tan, Lamarck'tan, Charles Darwin'den, Haeckel'den, Enstein'den, Davkins'ten, Berry'den, Jan Gould'dan, Behe'den, Hawking'den, Harun Yahya'dan ...vb gibi ulaşabildiğimiz tüm düşünür ve bilim insanlarından alınmış fikirlerin, görüşlerin, gözlem ve deney sonuçlarının birleştirilme, yorumlanıp, sentezleme yeridir ve tamamen bilimseldir.

Temel aldıkları çeşitli fikir ve düşüncelerin, varsayımların, gözlem ve deneylerin sentezlenme, kıyaslanma, birleşme, ayrışma sonucu ortak ulaştıklarıdır.

Tersinim hata ve yanlışlara düşebileceğinin farkındadır.

Hata ve yanlışlara düşmekten sakınmaya çalışır ama akıllı insanlar için hata ve yanlışların iyi bir öğretmen olduğunu da çok iyi bilir.

Düştüğü hata ve yanlışlardan ders almaya çalışır. Bu nedenle eleştirilere, ikazlara büyük değer verir.

Herhangi bir varsayımı ya da varsayımları değişmez temel almadığından, taassupla bağlanmadığından gerektiğinde düzeltilip değişebilir.

Bu da tersinim teorisinin önünü açar, özgürleştirir, bilimin sonsuzluklarına doğru uçmasını sağlar.

Biz sadece gerçeklere, doğrulara ulaşmaya çalıştık; kimi yerlerde yanılmış, aldanmış olabileceğimizi de biliyoruz.

Fakat hiç bir zaman peşin fikirli olmadık. Taassubun karanlıklarına kendimizi bırakmadık. Fikir ve düşünce özgürlüğünün bilimin kanatları olduğunu çok iyi biliyoruz.

Muhakkak ki Tersinim felsefesi yakın bir gelecekte gerçekler dünyasına yeni bir pencere açacak, yeni bir görüş ve anlayış getirecektir.


Devam edeceğiz.
tersinim - avatarı
tersinim
Ziyaretçi
8 Nisan 2013       Mesaj #14
tersinim - avatarı
Ziyaretçi

TERSİNİM GERÇEĞİYLE İLGİLİ TÜM YAZILAR MADE-İN TERSİNİMDİR.

SAĞDAN SOLDAN KOPYALANMA, ARAKLANMA DEĞİLDİR.

ANAMIZIN AK SÜTÜ GİBİ KENDİ ÖZ MALIMIZDIR.

BUNUN İÇİN KAYNAK GÖSTERMEMİZ GEREKMEZ.

DUYURULUR.

= = =


Tersinim teorisi ve Doğal ilkeler

Varoluş dediğimiz muazzam sistem tam bir düzen içindedir. Nice milyar yıllardan beri değişmeden var ve işler olan doğal kanun ve ilkeler bu düzenin inkâr edilemez kanıtlarıdır.

Düzensizliklerde kanun ve ilkeler bulunmaz. Bu nedenle düzensizdirler.

Kanun ve ilkelerin ortaya konulması, işlerlik kazanması bilgi, irade ve kudret üçlemesinin ürünleridir.

Doğal kanun ve ilkeler pek çoktur. Çoğu hakkında henüz bilgimiz bulunmamaktadır.

Şüphesiz ki gerçekleri arayan bilimde bu kanun ve ilkelerle doğrudan bağımlıdır. Kanun ve ilkelere ters düşen bilim olmaz.

Bilimde önce kanıt sonra sonuç ilkesi: Teorilerin kurgulanmasında; genelde doğru olduğu kuvvetle inanılan bir varsayım ya da fikir temel alınır, sonra da doğruluğu kanıtlanmaya çalışılır.

Temel, doğru ya da yanlışları ayıran bir mihenk taşı konumundadır.

Nedense temelin yanlış olabileceği (doğru olduğu kuvvetle inanıldığından) düşünülmez, kanıtlar temele uygun fakat yanlış teraziler de tartılır. Sonuç ise tam bir hüsran olur.

Bunun için kanıtlara göre sonuç ilkesi bilimin temellerinden biridir. Örneklemek gerekirse şunları yazabiliriz.

Varoluş sorusunun yalnız iki cevabı vardır. Varoluş ya yaratılmıştır ya da yaratılmamıştır.

Bilimde önce bulgulara bakılır, bulgular bilimsel yöntemlerle yorumlanır daha sonra da gerçeklere ulaşılmaya çalışılır.

Eğer bilimsel bulgulara ve yorumlarına dikkate almaz, en baştan yanıtlardan birini seçer, bu yanıtı gerçek kabul ederseniz bu bir önkabul olur.

Önkabuller söz konusu sorunun birbirinin zıddı yalnız iki cevabı varsa çok büyük önem kazanır.

Cevaplardan birine önkabulle ret ve inkâr eden bir kimse başka seçeneği olmadığından kendini diğer cevaba mahkûm etmiş demektir.

Örneğin varoluş bir Yaratıcı iradenin eseridir cevabını önkabulle benimseyen bir kimse diğer cevaba sırtına çevirir, varoluşla ilgili tüm soruları varoluş mutlak güç, mutlak ilim, mutlak irade sahibi bir Yaratıcının eseridir mantığıyla yanıtlamaya çalışır.

Bunun zıddı cevabı benimseyenler içinde durum değişmez.

Varoluş sorusuna; varoluş yaratılmamıştır, bir yaratıcı irade yoktur şeklinde yanıtlarsanız eğer bir yaratıcı irade yoksa o halde nasıl var oldu sorusuna cevap aramak zorunda kalırsınız.

Bu soruya rastlantılarla var oldu dışında verebileceğiniz bir cevap da yoktur.

Bu durumda yaratıcı bir irade yoktur, varoluş rastlantıların sonucudur cevabı bir önkabul, inkarı mümkün olmayan bir gerçek olur, varoluşla ilgili tüm sorular bu mantığa uygun cevaplanmaya çalışılır.

Bu mantık temelde doğru kabul edildiğinden bir canlı hücresi rastlantılarla oluşmuştur gibi ayrıntıların yanlışlığı; (bir canlı hücresi rastlantılarla oluşamayacak kadar komplekstir.) akıl, mantık ve bilim dışılığı kabul edilmez.

Fark edileceği gibi her iki önkabulün varoluş sorusuna vereceği cevaplar bilimsel kanıtlara dayanmaz, önce cevabı verme sonra kanıtları arama mantığına dönüşür.

Nitekim evrim teorisinin fosiller konusunda kanıt bulunamayışını fosillerin yetersizliğine bağlaması ilerde bulunacağı umuntusu bu mantık üzerine kuruludur.

Daha sonra bu mantık evrim yadsınamaz bir gerçektir, tüm bilimsel bulgular evrimin kanıtlarıdır taassubuna dönüşmüştür.

Tabi ki tüm bilimsel bulgular evrimin kanıtıdır öngörüsü; bulgular gerçekten evrimin kanıtı ise bir değer kazanır.

Önce varsayımları gerçek kabul edip bilimi bu varsayıma uydurmaya çalışmak, varsayımları yalanlarla, aldatmacalarla, sahtekârlıkla ayakta tutmaya çabalamak o varsayımı bilim dışına iter ve hiçbir yarar sağlamaz.

Devam edeceğiz.
zavallibilgisiz - avatarı
zavallibilgisiz
Ziyaretçi
24 Temmuz 2013       Mesaj #15
zavallibilgisiz - avatarı
Ziyaretçi
Artık bu konuya eğilmenin vakti geldi sanıyorum.

Bir takım şahısların kafalarına göre bilim üretip insanları kandırmaya enayi yerine

koymaya kimsenin hakkı yok deyip, insalık görevimi yerine getirmek istiyorum.

amacım ne kimseyi karalamak ne de herhangi bir dine vs. sataşmak değildir.

Müslümanlığın Temel Şartlarından biri olan Yalan Söylememek - Kibirlenmeden Yürümek.gibi

anlamlı yasalarının nasıl ayaklar altına alındığını aşağıda ibretle okuyacaksınız.



Adem ata Süpermen gibi bir insandı öyle mi ? Adem ata Süpermen Gibi Bir insan değildi ve

biz de ondan tersine evrilmedik (Şahıs, Ademden bu yana evrile evrile günümüz insanlarının

oluştuğunu iddia etmekte, Yani Bu durumda daha ileri bir zamanda MAYMUN' a doğru bir

gidişimiz söz konusu.) La havleee.

Tersinim:

Okuduğu harun yahya eserlerine dayanarak (onları da bir takım evangelist hristiyanlar

hazırlamıştır) bir yaşam teorisi ürettiğini zanneden Hüdai Çakmak bunun hiç üşenmeyerek

kitabını bastırmıştır. Kitabını kimse almayınca internet sitelerinde reklamını yapmış o da

işe yaramayınca bedava olarak dağıtmaya başlamıştır.

Sözüm ona tersinim teorisine göre bütün ırkların bir arı, saf, mükemmel başlangıcı var ve

git gide bozularak şimdiki hallerini almışlar. Bu uyduruk teori için hiç bir doğru dürüst

gözlem yoktur. Bu teoriye göre bundan 200 000 yıl önce yaşayan mağara adamları şimdiki

insanlardan daha insan, şimdiki insanlar ise bu adamlara göre daha maymunsudur. Hüdai

beyin bu iddiasını neye dayanarak yaptığını bilemiyoruz, belki aynaya bakmıştır ve kendini

mağarada yaşayan ilk insanlardan daha tersinmiş bir halde görmüştür.

Kendisine sorulan bilimsel sorulara cevap veremediği için ve ezberlediği şeyleri

tekrarladığı için daha önce sorduğum soruları ve diğer üyelerimizin sorularını bu başlık

altında toplamaya karar verdim.

Sözüm ona tersinim teorisini dayandırdığı şey termodinamiğin ikinci kanunudur (Bir ısı

kaynağından ısı çekip buna eşit miktarda iş yapan ve başka hiçbir sonucu olmayan bir döngü

elde etmek imkânsızdır. ) Konu ile ne kadar alakalı olduğuna karar vermeniz elbette zor

ama üzülmeyin hüdai de bilmiyor zaten. Her şey bozulmaya doğru gider der. Buna örnek

olarak da yaşlanıp ölen insanı bile göstermişliği vardır. Uyduruk tersinim teorisine göre

demek ki insanın en mükemmel olduğu an, sperm ile yumurtanın ateşli bir sevişme arkasından

bulunduğu zigot halidir. Bu zigot tersinerek en mükemmel halden bozunarak başka başka

hallere dönüşecektir. Bir de utanmadan kendisine düşünür ve yazar ünvanları veren Hüdai

Çakmak'ın asıl hedefi nedir?

Hüdai Çakmak'ın asıl hedefi

Harun Yahya'nın (Adnan Oktar) yediği pastaya göz diken hüdai bey kolları sıvamış ve

pastanın yarısı olmasa bile üç beş dilim bize de düşer belki diyerek bir teori

uydurmuştur. Kendisine pastadan dilim düşmeyince hiç olmazsa bi kedi canını da ben

götürürüm belki diyerek kendine verdiği ünvanlarla site site dolaşıp elindeki çürük

teoriyi pazarlamaya koyulmuştur. Dini sitelerin çoğunda ciddiye alınmayan hüdai ateist

sitelerde madara olmaya karar vermiş en azından "ateistlerle savaşıyorum birazcık pastadan

pay alayım" sevdasına düşmüştür.

Bir müddet sonra hırs yapan ve elinde kaldıkça patlayan malına (teorisine) yönelik hiç bir

soruyu cevaplayamadığı gibi kişisel sataşmalara ve hakaretlere vardırmıştır. Aslında

kendimizi onun yerine koyduğumuzda durumumuz gayet acıdır.

Empati yapalım

Elimizde harun yahyalardan kalma bilgilerle yola çıkıp bir teori uydurduk. Tek derdimiz

belki cebimize üç beş kuruş bağış girer hiç olmadı bi kedi canını götürürdük dedik. Ama

olmayınca olmuyor, teoriler tersiniyor. Yıllarca da okuduk, bire bir geçirdik kopyaladık

ondan sonra gelen vurdu giden vurdu. Yiğitliğe de yediremedik, ısrarla devam ettik. Ama ne

para veren var ne de şan şöhret. Pop dünyasının ajdarı neyse, internetin şamar oğlanı

olduk. Bu durum çok üzücü. Ben kendisi adına üzüldüğümü bildiriyorum.


Dip not:
Tersinimle ve Hüdai Çakmak'la ilgili düşüncelerinizi ve sorularınızı siz de bu başlık

altında toplarsanız google da arandığında derli toplu bulabiliriz.

Tersinim Teorisi ve Hüdai Çakmak | Sonsuz Us


GELELİM KONUYA YAPILAN YORUMLARA (siteden bakarsanız

bazılarına cevap veremediğini bazılarına saçma sapan cevaplar verildiğini görürsünüz.)

A- bilimle bu kadar ilgili görünen bi teorinin (tersinim-miş sanırım) kurgulayıcısı olan

Hüdai Çakmak, acaba yeryüzündeki canlılığın ve hayatın kökenlerine uzanmak istediğinde ne

tür kanıtlarla karşılaşmaktadır ve tüm bu olup biteni nasıl açıklamaktadır, onu da

paylaşabilir mi bizimle? (Lütfen bilimsel olsun dememe gerek yok sanırım)

B- 1) DNA düzeyinde olan her bozulum diğer nesillere aktarılmaz. Kalıtsal rahatsızlıklarla

genetik rahatsızlıklar aynı şey değildir.
2) Önce tavuğun yaratılıp sonra DNA yumurtladığını öngörmek bilimsel bir argüman değildir,

ama yine de ifade edilebilir. Lakin böyle bir kabulün (yaratılış) üzerine bir de mutasyon

ve DNA hasarından filan bahsedilirse, biz de aynı şablonu kullanarak şunu iddaa ederiz; o

zaman hiç de mükemmel değildir bu yaratım. (İkinci bir iddia da şöyle olabilir elbette, bu

metnin sahibi de tıpkı o tavuk gibi önce olmuş ve daha sonra yumurtlamıştır tüm bunları,

nasıl olsa yumurtlamak bedava.)
3) Yazarın mutasyon'un pratik kullanımı üzerine yaptığı tespit doğrudur. Yani bu kelimenin

(mutasyon) anlamının tam olarak bilinmemesi ve olur olmaz kullanılması gerçekten de bazı

yanlış anlamalara neden olmaktadır. Yukardaki yazı da bunun tipik bir örneğidir.
Son: Kaynak belirtilmesi gerekirdi, unutulmuş. Ama ben söyleyeyim, baba oğul kutsal ruh

adına çalışan bilimum Amerikan Evangelist merkez ve yayınları.

C- Harun Yahya ve şürakasının bilimi çarpıtarak bahsettiklerinden başka bir şey yok bu

yazılanlarda.coğu temel bilgi yalan yalnış aktarılmış.neresinden tutsam elimde kalıyor

D- Haklısın marmaramus. Yalnız böyle söyleyince şöyle bir yanılsama da oluyor, gören duyan

da Harun Yahya ve saz arkadaşlarının koca koca labaratuvarları, rasathaneleri vs. var da,

gece gündüz çalışıp ürettiklerini filan zannediyorlar tüm bu dalyangoz tespitleri.
Lakin işin gerçeği şudur ki, bunların tamamı Muhammed'i peygamber olarak kabul etmeyen,

hatta islamı semavi bir din olarak bile tanımayan ve sadece baba-oğul-kutsal ruh ve

tanrının krallığı adına çalışan Amerikan Evangelist merkezli araklama yazılar ve

metinlerdir. Hani okuyanlar bunu da bilsinler di mi?

E- Hızlıca bir göz attıktan sonra yazılara, şu iki maddenin etrafında dönülüp durulduğunu

anladım.
"2)-Tersinim teorisine göre Varoluş, tüm evreni varsa diğerlerini kapsayan kompleks bir

bütündür. Canlılık ve cansızlık olarak ayrılmaz.
5)-Canlılar evrim teorisi iddiasının aksine gelişim değil, tersinim gösterir. Canlılardaki

tersinim, kompleks sistem ve düzenlerin zaman içinde bozuma uğraması, kimi özelliklerini

zayıflatması ya da kaybetmesi demektir."
Evet bu teoriyi (tersinim teorisini) doğru kabul edersek, en tersinmiş, en berbat, en kötü

durumda olan teori bilin bakalım hangisi? Tabi kiii en son uydurulan Tersinim Teorisi.
Şimdi bu teorinize göre, 50 bin yıl önce yaşayan insan bugünkü yaşayan insandan daha zeki,

daha akıllı, daha bilgili, daha hızlı, daha güçlü, daha dayanıklı ve daha insan mıydı?

F- Kaç tane sitede yayınladığınızı bilmiyorum fakat yakında google aramalarında en başta

sonsuz.us çıkacağından burada yazdıklarınız hayli önemli kariyeriniz bakımından.
Mesela her şeyin eskidiğini, yıprandığını söylemişsiniz. Bu katı nesneler için belki

geçerli gibi görünebilir, zamanla bir taş, bir dağ, bir kaya parçalanıp yok olabilir. Peki

biraz daha mikrolaştırırsak, mesela bir Hidrojen atomu eskir mi? Ömrü ne kadardır?
Veya su? Eskir mi, zamanla daha ilkel veya daha su olmayan bir hale gelir mi?
En basit örneklerinden, geçen yıl X ilacı ile ölen sivrisinekler bu yıl X ilacından

ölmüyorlar, bağışıklık geliştirmişler. Bunlar "tersinmiş" mi oldular? Bu durumda

sivrisinekler "ölme özelliklerini" mi kaybetmiş oldular?

G -EVRİM TEORİSİ VE TERSİNİM TEORİSİ
Doğruluğu defalarca kez kanıtlanmış bir teoriyi inkar etmeyi insan aklının bir zaferi gibi

takdim etmek en hafif tabiriyle bilimsel tarafsızlığa görmezlikten gelmek, taraf

tutmaktır. Evrim teorisinin temelinin "bir canlı hücresinin rastlantılarla oluştuğu" gibi

bir saçmalık olduğunu iddia etmek ise, daha ötesinde alanen densizliktir. Bilimin, evrim

teorisinin kapsamı dışında olan bu konuya verdiği cevaplar bilimin gerektirdiği deney ve

gözlemlerle sınanarak ortaya konmuş olup tamamen güvenilir cevaplardır. Gerçektende evrim

teorisinin kurgulanma yöntemi tamamen bilmseldir. Doğruluğu somut gözlemlere, canlıların

açıkca gözlenen özelliklerine dayanır. Bir canlı hücresinin rastlantılarla meydana geldiği

gibi bir fikri evrim teorisine yamamaya çalışmak ise embesilliktir.
Tersinim diye önümüze konan zırvalık ise, henüz doğruluğuna dair hiç bir emare görülmemiş

olan, görülmesi ise imkansız olan bir hayali tanrı kavramında dayanır. Buı saçmalığa bir

teoriymiş gibi sunmak, bilimselmiş gibi yutturmaya çıkmak en hafif tabiriyle şarlatanlık

ve ahmaklıktır. Tersinim zrıvalığı bir canlı hücresinin yaratıcı denen masal kahramanı

tarafından nasıl oluştuğu sorusuna bile hiç bir cevap verememektedir. Bu konudaki verdiği

cevaplar bilimin gerektirdiği deney ve gözlemlerle sınanarak ortaya koyma yerine derin bir

hayal gücüne dayanır.
Gerçektende tersinim denen zırvalığı kurgulanma yöntemi de hatalıdır. Doğruluğuna dair hiç

bir emare olmayan; bir canlı hücresinin birinin yaratmasyıla meydana geldiği temel hayali

iddiasına dayanır.
Temel varsayım dediğimiz bu hayali kavram en baştan doğru kabul edildiğinden ayrıntılar

buna uygun yorumlanır. Gerektiğinde en bilinen ve tartışılmayan doğal kanun ve ilkeler

bile görmezlikten, bilmezlikten gelinir. Hiç bir zaman temel varsayımın yanlış olabileceği

düşünülmez. Bunun nedeni ise temel varsayımın doğru olduğunu kabul etme mecburiyetidir.
Bilimsel bulgular, düzen sahibi denen bir sistem olmadığını göstermektedir. Enerji

girişleri ve zamanın düzen sahibi denen sistemlerde bozuma (tersinime) neden olması gibi

bir olgu söz konusu değildir. Enerji girişi bozulmaya değil, onarmaaya vs. değil, değişime

yol açar. Burada bahsedilen bozulma denen şeyin, entropi kanunları ve bozmanın kolay

yapmanın zor olduğu ilkesiyle de zerre kadar ilgisi yoktur. Sadece entropinin ne olduğunu

bilmeyen birinin sayıklaması vardır.
Mutasyonlar gen bilgilerini etkilesin veya etkilemesin diğer nesillere aktarılır.

Mutasyonlar daima değişim yönündedir. Bu nedenle canlılarda sürekli bir tersinim, gelişim

filan değil değişim söz konusu olur. Bu değişimlerden ortama daha iyi uyabilenler daha çok

üreme şansına sahip olur ve diğerleri popülasyonda seyrekleşir. Buna da doğal seleksiyon

denir.
Buna göre maymunlar insanların tersinimi sonucu hiç bir şekilde oluşamazlar. Çünkü

elimizdeki fosiller maymunların insanlardan çok daha önce varolduğunu göstermektedir. Ama

en önemlisi şudur:
Şempanzenin ayrık olan 2A ve 2B kromozomlarının birleşip insan kromozomu olmasının önünde

bir engel yoktur. Bu bilinen kromozom kaynaması olayıdır. Ki buna uygun şekilde, insan 2.

kromozomunun ortasında, normalde kromozomların uçlarında olan telomerler bulunur.
Fakat insan 2. kromozomunun ayrılıp iki parça olarak iki ayrı kromozoma dönmesi mümkün

değildir. Bunu sağlayacak hiç bir mekanizma yoktur.
Görüldüğü gibi, eğer tersinim denen saçmalık geçerli olsaydı bile, arı ırkın şempanze,

bozulmuş ırkında insan olması gerekirdi.
hayal aleminde yaşayan hüdai efendi, çıkıp bunun somut kanıtları olduğunu iddia ediyor ki,

evlere şenliktir. Sabırsızlıklar bu soytarılığı bekliyoruz kendilerinden, neymiş bu somut

kanıtlar?

H- Sayın misafir, elinize sağlık ama bence bu düzeyde bir değer vermeyin Hüdai hazretleri

ve benzerlerine.
Çünkü bu zat-ı muhterem henüz "bilimsel" kelimesinin ne anlama geldiğini dahi

bilmemektedir.Onun gözünde birşeyi bilimsel yapan şey "kesin doğruluk" , "kesin kanıtlar"

veya "mutlak bilgidir". Sahip olduğu AYETÇİ zihniyetle birebir örtüşen, bu bakımdan soru

işaretlerinden çok ünlem işareti kullanmayı seven, ve herşeyin hazırını tek bir cümle ve

önerme içinde duymak ateşiyle yanıp tutuşan (örn; ol dedi ve oldu) bir bağımlılık modeli

de zaten böyle bir duyarlılık gerektirir.
Oysa bilimsel olan şeyin "mutlaklık", bilimsel bir önermenin ise "mutlak doğru" olduğunu

zannetmek zaten kendi başına devasa bir tersinmişliktir ve ne zaman ki herhangi bir

bilimsel teorinin geçersizliği ortaya çıksa daha o an büyük bir iştahla düzenlenen pek çok

enteresan şenliğin (bakın bilim yanıldı, hani diyordunuz ya bilim bilim diye, aha işte

yanıldı, vi de yanıldı billahi de yanıldı, hem siz daha aldanın, tee, tee, teeevv ) bilinç

arkasında yatan dürtü de aslında böyle bir ayet-el kürsi (yani "yanılmazlık")

beklentisidir. Hatta bazıları daha da ileri gidip, "bilimin çaresizliği karşısında

midelerinin bulandığını" dahi dile getirebilirler, sitemizde de örnekleri vardır, ben buna

kendimce "ayet tipi bağımlılık zemininde gelişen yoksunluk sendromu diyorum. (Örn kişiye

ayet verince klinik bir anda düzelir ve bulantı geçer, deney ve gözleme açıktır, çift kör

plasebo çalışması bile yapılabilir. )
E ne yapalım yani, ellibin farklı atraksiyonla sahne alıp yıldızlardan tavuk

yumurtasındaki DNA'ya kadar parmak atan bir şarlatana "bilimsel" kelimesinin aslen ne

anlama geldiğini mi anlatalım? Peki değer mi? Ya da gerekli mi? Deney nedir, gözlem nedir,

deney ve gözleme doğru veya dolaylı olarak açık olmak nedir, hipotez nedir, kurabilmek

için nasıl parametreler ve olgu dizileri gerektirir, amca kime denir, babanın kız

kardeşine ne denir, görümceyle kastedilen kimdir, falan, filan, fişman, pişman.
[[ Ne demiştik Circulus Vitiosus için; ispat edilmesi gereken şeyi bir kanıt olarak kabul

etmek suretiyle muhakeme yürütülmesinden doğan mantık hataları.
Tanrı'nın varlığını ispat edeceğim derken, ispat edilmesi gereken şeyi (yani tanrıyı) bir

kanıt olarak kabul ederek muhakeme yürütüldüğünde olan şey budur işte. Kısır döngü

denilmesi boşuna değildir. ]]

I - Sen Darwin'in söylediklerini de bi ayet gibi anlayıp yorumlamaya devam et Hüdai

aleyhissalam.

İ- Bilimsel yöntemin ruhunu, sürekli kendini yadsıyıp yenileyen dinamiklerini ve tarih

içinde yükselttiği her basmağı bir "ayet" gibi görme ve değerlendirme noktasında sahip

olduğunuz bu çarpık anlayış çok keyifli olmalı sizler için. "Bakın bakın, o da yanlış

söylemiş, bakın gördünüz mü şu da yanlışmış, heüheüe, yaratıldık işte yaratıldık" hüsnü

şenliğiyle özetlenebilecek olan bu sirk yeni Thomas'çılığın bir gereğidir şüphesiz. (Sen

bilmezsin ama bi google yap istersen)

J- Doğa bilimlerinin ve pek çok bilimsel tespitin (bilimsel demek "doğru" demek değildir

bu arada, sen daha bundan bile habersizsin) idealist zeminde tahrifi ile yol almaya

çalışmanın sadece sana özgü olduğunu mu düşünüyorsun Hüdai? Ya da bişeyler yazıp içinde

foton, siklon, uzay zaman, ışık hızı, ara form ya da Drake denklemi gibi terimler

kullanmakla bilimsel olunabileceğini mi sanıyorsun yoksa?

K - Hem nedir bu acelen, hırsın ve sabırsızlığın? Yok tersinim bir anda önce yayılmalıymış

da herkes öğrenmeliymiş saplantısı filan? Einstein genel göreliliği, Gamow'un arkadaşları

ise büyük patlamayı yayınladıklarında bile böyle bi görgüsüzlük sergilemediydiler yahu,

nedir sendeki bu heyecan ve "aman ha herkes bilmeli, duymayan kalmamalı, beş olmadı on, on

olmadı onbeşerli desteler halinde ve bilmem kaç yüz gazete aracılığıyla hemen duyurulmalı"

diyerekten kutsadığın binbir çeşit yarmalığın sebebi?

L- Almışsın hedef tahtasının ortasına evrim diye birşeyi, işin gücün orası yanlış burası

çirkin, efenim şurası da osuruktan teyyare zaten, e berisi aptal alim, kıçı açık başı

kırık Nedir bu kardeşim, bu nası bir densizlik ve serbestidir böyle, ne bilimi ulan Hüdo,

senin asıl derdin cihat etmek, Muhammet aşkına şeytanla savaşmak, hiç anlaşılmıyor mu

sanıyorsun? Bilim insanları böyle mi eleştirip kurcalıyorlar zannediyorsun farklı teorem

ve fikirleri, nesin ulan sen, bu ne estetiksizliktir? Bilim bilim diye çiçek açacak oranda

buranda, eee, sonra? Bilmem kaç yüz milyon yıl önceydi ve ilk dinazor kafilesi gökten

zembille yeryüzüne indirildi, bu mu yani?? Terbiyesiz adam, haddini bil önce, köy kahvesi

mi burası?

M - Ben uzun makalaler içinde soruma cevap aramak istemiyorum. Basit sorular soruyorum

basit cevaplar arıyorum. Evren oluştuğunda sadece H2 (Hidrojen) atomları vardı. Sonra

yıldızlar sayesinde bunlar daha büyük atomlara dönüştüler. Gezegenlerde bu atomlar

kimyasal reaksiyonlarla molekülleri oluşturdular. Bu moleküller zamanla daha büyük

molekülleri hatta DNA gibi devasa organik molekülleri oluşturdular. Bunlar hiç te tersinir

değil, basitten karmaşığa doğru ilerledi. Oysa sizin teoriniz, tam tersini iddia etme

çabası içinde. Önce her şey karmaşık ve kompleks yaratıldı, git gide basite (sadeye) doğru

gidiyor diyorsunuz.

N - Bu yorumları okuyup okumadığınızı bilmiyorum, sadece yazı ekleyip reklam derdinde

olmadığınızı umarak bir kaç soru sormak istiyorum.

1- Atomlar eskir mi?
2- Tersinim teorisinin tıp alanında uygulamaları neler olabilir?
3- İnsan ve Maymun'un bir birine üstünlüklerini kıyaslarken baz aldıklarınız sadece akıl

mı? (Mesela sizin teorinize göre insan, ağaçlarda zıplama özelliğini kaybetmiş veya onu

soğuğa karşı koruyan kıllarını kaybetmiş maymun olabilir mi? (yani tersinmiş))
4- Teorinizi destekleyen deney yaptınız mı? Bunlar nelerdir?
5- Doğayı gözlemleyerek (evrim teorisi hakkında yazıları değil) elde ettiğiniz kanıtları

yazabilir misiniz?
6- Sizce araform ne demektir?
7- Bakterilerin, virüslerin, böceklerin, memelilerin bağışıklık geliştirmesi hakkında

tersinim teorisi ne der?

O - Araştırmacı gazetecelik yaparak fizik veya biyoloji uzmanı olunabilir mi? Ezberlenmiş

metinleri tefrika tefrika yayınlamak dışında birşey yapılabilir mi? Şimdi soruyorum ben;

mesela bu arkadaşın tıp fakültesi birinci sınıf dersi olan tıbbi biyoloji ve genetik

finalinden, ya da ikinci sınıf mikrobiloji vizelerinden geçer not alabileceğini düşünen

var mı? (Biyoloji fakültelerini ve moleküler biyoloji gibi branşları hiç saymıyorum bile)
Eee? Yani konu bağlamında en temel düzeyde bir yeterliliği dahi bulunmayan ve muhtemelen

hiçbir labaratuvar deneyimi olmayan birisinin "bilimsel makale" şartlatanlığı karşısında

ne beklenebilir ki, sen bi de cevap bekliyorsun?
Evrim üzerine konuşmak veya eleştirel bakış sahip olmak için akademik kariyer şart

değildir elbette. (Örn. biz de burda fizik, kuantum, sosyal bilimler vs. gibi konularda

uzman olmadığımız halde fikir beyan ediyoruz arasıra, ama böyle mi, yani böyle bir

densizlik ve kesinlikte mi?.) Oysa Hüdai Çakmak hazretleri ne yapıyor? "Yazar" kimliği

altında sakladığı şey her ne ise bunu sınır tanımaz bir buyurganlık ve son derece

ideolojik/dogmatik bir bakış açısıyla birleştirip bi de üstüne uzman/bilirkişi/bilimadamı

rolüne soyunuyor. Ve bunu da tıpkı Prof. Dr. İzzet Duyar'ın açıkca belirttiği gibi kendisi

bilim yaparak değil, bilakis bilimin "kırıntıları" üzerinden yapıyor.
Tüm bu sirki ve içler acısı durumu açıklayacak şey sadece büyüklük kompleksi veya bir

takım politik nedenler olabilir. Bence Hüdai çakmak daha fazla havuç yemeli.

P- Şimdi bu Hüdai Çakmak, evrim teorisinin neredeyse birebir aynısının tersini ortaya

koyup evrim yoktur demesindeki salaklığı anında kenara atalım.

Düşünmeye bile gerek yok.

Beni meraklandıran böyle bir soytarının bunca salağı nasıl bir araya getirebildiği.

Biraz dolandım da bu konuda.bulduğum bir alay üfürüğün içinde şu dikkatimi çekti:

Darwin’e göre canlılar hayatları boyunca müthiş bir yaşam mücadelesi içindedirler. Güçlü

olanlar yaşar, güçsüz olanlar ise elemine edilir, hayat sahnesinden silinirler.

Örneğin aslanlar tarafından tehdit edilen bir geyik sürüsünde zayıf ya da hastalıklı

olanlar (hızlı kaçamayanlar) yakalanacak, daha hızlı koşabilen sağlıklı ve güçlü geyikler

kurtulacak, dolaysıyla hayatta kalacaklardır. Böylece zayıflar elenecek, hızlı ve güçlü

olanlar yaşamlarını devam edecek, geyik sürüsü hızlı, güçlü ve sağlıklı bireylerden

oluşacak; bu bireyler hızlarını, güçlerini ve sağlıklarını diğer nesillere aktarma fırsatı

bulduklarından daha gelişkin (evrimleşmiş) geyik sürüsü ortaya çıkacaktır.
Burada yakalama işi avcının geyik sürüsü içindeki zayıfları, güçsüzleri, sağlıklarını

kaybedenleri diğerlerinden ayırabildiği şeklindedir. Diğer ifade ile avcılar zayıf ve

hastalıklı olanları diğerlerinden ayırabilmekte, bunları avlayarak sürünün sağlıklı ve

güçlü bireylerden oluşmasını sağlamakta, bu yolla doğal seleksiyonu

gerçekleştirmektedirler.

Bir avcı av sürüsünün içindeki zayıf ya da hastalıklı olanları sağlıklı ve güçlü

olanlardan ayırabilir mi? Bu soruya vereceğimiz cevap evettir ve doğal bir melekenin

sonucudur. Bu meleke hızlı koşma, keskin dişler, sivri pençeler ve bunlara uygun vücut

yapısı gibi avcılara verilmiş avını daha kolay yakalamasına sağlayan özelliklerden sadece

birisidir.

Böyle bir özelliğin veriliş amacının nedeni de basittir. Böyle bir özellik sayesinde

avcılar yaralı, hasta ya da zayıf bireyleri seçip üzerlerine odaklanarak daha kolay

avlanmaktadırlar. Şüphesiz ki hızlı kaçamayanları hızlı kaçanlara göre avlamak daha

kolaydır. Bu derece basit bir gerçeği allayıp pullayarak evrimin en güçlü

mekanizmalarından biri olarak göstermek son derece ilginçtir.

Yukarıda verilen örneği göz önüne aldığımızda avcı tarafından avın seçilerek yani doğal

seleksiyon sonucu yakalanmasından çok; hızlı kaçamayan hastalıklı ve zayıfların

yakalanıyor olması daha mantıklı ve doğal değil midir?

Şimdi bu dediğine bakılırsa, olması gereken, büyük kedigiller geyikleri yakalayamaması

lazım. Yakaladıkları ya hasta ya da sorunlu olanlar.

Kilometrelerce öteden koku alma, bir kaçının bunları çevirerek pusu kurması, sessizce

yaklaşma kabiliyetleri ve sıfırdan belirli bir hıza varma konusunda üstünlüklerini saymaz

isek bu adamın osuruktan teyyare zırvalarına inanmaktan başka çareniz olmayacaktır.

Doğal seleksiyon ile doğada varlık sürdürmeyi bu şekilde açıklayan birisi olsa olsa bir

soytarıdır.

Yazık!

R - Hüdai amcanın protein ve aminoasitler hakkında yorumundan. (Ekşi sözlükten)
-----------------------

"gerçekten çok ilginç. bu yazıyı yazan aminoasitler, proteinler daha da önemli bakterileri

bilmiyor anlaşılan [once yazilan bir yaziya elestiri girisi, kendisinin proteinler

hakkinda ne bildigine bir bakalim].
izin verirse protein konusunda biraz bilgi verip ufkunu açalım [lutfen]
proteinlerin temel taşı aminoasitlerdir [heh en azindan bu dogru]. proteinlerde aminoasit

sayıları farklıdır [cok iyi gidiyor]. normal bir proteinde beş yüze yakın aminoasit

bulunur [ehh iste].
bir proteinin yapısı [burada bir proteinin kristal yapisinin resmi var orijinal yazida]

doğada bulunan üç yüz çeşit, her çeşidin sol ve sağ elli olmak üzere iki farklı yapılısı

vardır [ohaa. dogada 300 cesit amino asit mi varmis, naptin hudai amca, nasil uydurdun 300

amino asiti, cok iyi gidiyordun halbuki]. aminoasitlerden yalnız yirmi beş çeşidinin sol

ellileri proteinlerin oluşumunda kullanılır [sol elli diye ifade ettigi l-amino asitlerin

25 tane oldugunu iddia etmekte ama aslinda proteojenik olarak bilinen 22 tane l-amino asit

vardir[1]]

bir proteinde yirmi beş çeşit aminoasitten (sol elli olma kaydıyla) yalnız biri kullanılır

[cok fena batirdin ama simdi. proteinde 25 amino asitten yalniz biri mi kullanilir? bu ne

anlamsiz bir ifade]. dizime yanlış bir aminoasit girmesi proteini bozar [bu da dunyanin

gunesin yorungesinden bir milimetre kaymasi iklimleri acaip degistirir geyiginin uzantisi

olsa gerek. olmuyor efendim merak etmeyin, tek bir aminoasitin degisikligi illa da yapiyi

bozacak diye birsey yok. aktif bolge disinda kalan aminoasitleri degistirmeniz durumunda

yapiyi bozmama olasiliginiz oldukca yuksek. yani oyle bir yanlis aminoasit proteini bozar

diye birsey yok]
dizime giren aminoasitler peptid bağı denen özel bir bağla bağlanmak zorundadırlar aksi

halde protein oluşmaz [ooo peptit bagini biliyormus].
bir protein oluşması için bütün bu seçim ve oluşumlar rastlantılarla meydana gelecektir.
içinizde logaritma bilen varsa rastlantılarla oluşum yüzdesini hesaplayıversin [logaritma

ne alaka???? olasilik olmasin o sakin].
devam edeceğiz [lutfen devam ediniz, oldukca ufuk acici(!) ve eglendirici].

-----------

Koyu kısımlar Hüdai'nin değil elbette.

S- "xenix sayın hocamızı internet dünyasının Ajdarı yapmaya kara vermiş. Onun bu hayırlı

işine bir parça katkımız olsun"

Bana gerek yok o kendi kendini rezil ediyor zaten. Evren, uzay, astronomi cahili

yorumlarıyla.

"Yine örneğin evren uzay dediğimiz Büyük Bütünde parıldayan minik bir bilye gibidir."

Daaat. 1. yanlış. Evren ve uzay tanımlarından bihaber hüdai efendi ilk pırtlatmasını

yapmış. Evren ya da Kâinat, uzayda bulunan tüm madde ve enerji biçimlerini içeren bütünün

adıdır. Pozitif bilimler açısından evren, gök cisimlerini barındıran uzay ve tamamen boş

olan karanlık uzayın toplamıdır. Dolayısıyla modern fizik açısından evren, varolduğunu

bildiğimiz bütün atomik alemlerdir. Uzay ise sadece evrenden bir kesittir. Ama hüdai

sanıyor ki evren, uzayın içindedir.

"Materyalistlerce sonsuz bir hiçlik olduğu zannedilen uzayda (tersinim teorisi bu görüşte

değildir) evrenimize benzeyen ya da benzemeyen başka evrenler var mıdır sorusuna; bu

konuda gözlem ve deneyler yapamadığımızdan vardır ya da yoktur şeklinde bir cevap

veremiyoruz."

Zaart 2. yanlış. Materyalistler uzayı sonsuz bir hiçlik sanmaz. Aksine yukarıda tanımını

verdim. Uzay, evrenden belirli bir kesiti ifade eder.

"Bu durumda uzayda evrenimizden başka evren var mıdır sorusu gözlem ve deneylerle sınanma

imkânı olmadığından bilimsel olmayacak mıdır?

Yukarıda verilenler nihayet örneklerdir, binlerle çoğaltılabilir."

Çoğalt çoğalt eğlenceli oluyor. Hala aynı bilgisizlik devam ediyor ama cümlelerinde. Hani

birincisini yanlışlıkla yazdı desen, ardından gelen cümlelerde de devam ettirdiğine göre

arkadaş astronomiden hiç anlamıyor. Başka nelerden anlamadığını da zamanla çoğalttıkça

göreceğiz.

T- Tokat 1: Hiç bir gözlem ve deneye dayanmayan tersinim sanısı (teori bir şeyleri

açıklayan bilimsel bir modeldir, oysa hüdai'nin uydurduğu tersinim sadece bir sanıdır.)

tamamen bazı kitapları okuyup oradan kendince anladığını aktararak yapılmıştır. Bu yüzden

her hangi bir bilimsel yanı yoktur.

Tokat 2: Canlıların tarihini ve fosil kayıtlarını incelediğimizde basit sistemlerden

karmaşık sistemleri doğru gittiğini görürüz. Örneğin memelilere ait 500 milyon yıl

öncesinden fosil bulunamazken başka canlı türlerine ait fosiller bulunabilir. Oysa

tersinim sanısına göre bu böyle değildir. Memeliler 3 milyar yıl öncesinde bile mükemmel

bir şekilde olmalıdır.

Tokat 3: Tersinim sanısı hiç bir işe yaramaz. Canlı türlerini kategorilendirme de

sınıflandırma da bir yöntemi yoktur. Yöntemi bırakın böyle bir amacı bile yoktur. Bu

yüzden bilimsel bir değeri yoktur. Sadece bir kaç kişinin sanısıdır.

Tokat 4: Tersinim sanısı, tersinmeden önceki mükemmel arı ırklara hiç bir örnek veremez.

İlk insanın nasıl olduğunu sorsanız hiç bir açıklama yapamaz. Fosillerden yararlanıp veya

yararlanmadan bile olsa bugüne kadar hiç bir ırkın arı ırk olduğu dönemdeki

özelliklerinden bahsetmemiştir. Açıklama bile yapamayan bir sanıdır. (Merak eden sorsun

ilk insanın nasıl olduğunu bakalım ne bilimsel cevap verecek? )

Tokat 5: Tersinim sanısı bilimsel diye yutturulmak istendiğinden, içinde bir çok bilimsel

terim kullanılmış fakat bir çoğu yanlış kullanılmıştır. (Uzay, evren, logaritma, vs )

Tokat 6: Tersinim sanısına göre canlı cansız tüm maddeler eskir ve tersinir. Buna göre

atomlar eskir mi? Bir hidrojen atomu ne zaman tersinir?

Tokat 7: Tersinim sanısının biyolojide, tıpta kullanım alanı ne olabilir. Bu sözde teori

olan sanı ne işimize yarar?

Tokat 8: Tersinim sanısına göre araform canlılar nelerdir? (Örneğin insandan maymuna giden

yolda (tersinime göre) araform nedir? )

Tokat 9: Tersinim sanısına göre, ihtiyarlamak tersinmekmiş. Bu durumda canlının zigot hali

en genç, en mükemmel, en tersinmemiş hali oluyor.

Tokat 10: Tersinim sanısına göre 20 yaş dişleri, apendiks, erkek meme uçları, vitamin c

sentezi, kuyruk sokumu gibi organların tek açıklaması, ilk insanın (yani arı ırk insanın)

uzun çeneli, otçul ve kuyruklu bir canlı olduğu.

U- Benim anlayamadığım asıl şey; evrimin tanrıyla ne alakası var? Tanrı önermesi evrimi

geçersiz kılmaz ki Tanrı başlangıç şartlarını oluşturur ve süreci kendi haline bırakır,

evrim yine oluşur. (Tıpkı bizim güneş sistemimiz ve dünyamızın oluşumu için big-bang'ın

ardından 8-9 milyar yıl geçmesi gerektiği gibi. E demek ki herşey de ol deyince olmuyormuş

di mi? Ama ne diyor ordan eleman: siz şeytanın köpeğisiniz Niye? Sahi niye?

Benim bir başka başlık altında verdiğim hemoglobin beta geni, c vitamini ve glutamik asit

kodonu örnekleri, evrim teorisinin öngörülerinin test edildiği detaylardır. Evrim

teorisince bize yakın olarak tanımlanan bazı akrabalarımızla birlikte sahip olmamız

gereken muhtemel bir takım genetik ve spesifik "ortak paydalar" öngörü haline getirilmiş,

sınanmış ve doğru çıkmıştır. Ama tersinim denen dallama bu bilgileri bile *****den anlama

noktasında tam bir fırlamadır. C vitamini geninin kendi -güya- teorisine örnek teşkil

ettiğini bile söylemekten çekinmeyen bu adama göre maymunlar insandan tersinmiştir. Hayır

ama bi dakka, tersinmemiştir, çünkü aynı zamanda der ki kendileri: türler arası geçiş

mümkün değildir. E ne neye tersindi o zaman anlamak mümkün değil.

Sadece bunlar da değil, konuyu teknik terimlerle boğmayayım ama, insan DNA'sına eklenmiş

ve onunla kaynaşmış çeşitli virüs Dna'ları vardır. Bir düşünün ki, bir kromozomun belirli

bir kolu ve lokalizasyonunda izlenen spesifik bir değişiklik, başka bir takım türlerde de

aynı kromozomun aynı kolu ve lokalizasyonunda da aynen izleniyor. Yahu birazcık aklı olan

insan ne anlamalıdır bundan?

Aslında tam da bu noktada sorulması gereken şey, tersinim denilen manyaklığın nasıl

öngörüleri olduğudur?

Evet, öngörüleri görelim. Diyor ki eleman, Adem'in c vitamini geni sağlam olabilirdi.

(öngörüye bak Eee, bu mu yani, başka? Mesela diskromotopsi (renk körlüğü) X'e bağlı

resesif geçiş gösteren kalıtsal bir hastalıktır, geçiş paterni nedeniyle kadınlarda çok

nadiren izlenir buna karşın çoğu taşıyıcıdır, ama erkekler zaten tek X kromozomuna sahip

oldukları için ya sağlam olurlar ya hasta. Ya seydi, gel o zaman sadede, nedir bu

husustaki öngörün: Adem aleyhisselam X kromozomu üzerinde şu minik r harfiyle gösterilen

geni taşımıyor olabilir miydi yani?

Ha bi de mükemmellik meselesi var. Ama neye göre mükemmel, orası biraz muallak? Plazmodium

türü (sıtma paraziti) niye benim alyuvarlarımı enfekte ediyor da cezayir koyunlarını

etmiyor? (bu anlamda niye bi koyun kadar mükemmel değilim misal?) Optik sinire retinayı

deldiren bir mühendislik nasıl mükemmel olabilir, yani sen bunu android yapımında önersen

işten atılırsın yahu Ahaaa. bi dakka, bakın yeni bi önerme geldi aklıma: belki de Adem'in

optik siniri retinadan geçmiyordu filan Renal arterdeki kısmı bir daralmaya karşı sistemik

hipertansif yanıt geliştirerek böbreğin daha da ağzına sıçan bir feed back sistemi.

kıkırdak antijenlerine karşı oluşan kimi antikorların gidip kalp kapakçıklarına

saldırması, bilimum oto-immün hadise.

Tamam tamam, en süper önerme Adem'de bunların hiçbiri yoktu, hatta onun yarasalr gibi

sonar sistemiyle yılanlar gibi termal kameralı koni hücreleri filan vardı.

V - "Tersinime göre ara form yoktur. Türlerden türlere geçilmesi mümkün değildir. Sadece

mevcut özelliklerini zayıflatan, azaltan ya da kaybeden canlılar vardır. Bu tür canlılar

genelde doğal elenme yoluyla yaşam sahnesinden silinirler."

Hah, gel böyle

Hemen M. Behe'yi hatırlatalım,

Ne demiştik: hemoglobin. İnsan DNA'sında hemoglobin beta genlerinden birisi bozuktur. Yapı

olarak beta genine benzese de dizilimi farklıdır ve protein kodlaması yapamaz. İşte bu

bozuk gen ne tesadüf ki şempanzede de vardır. Bakın Prof. Michael Behe ne diyor; "

İnsandaki bu genin başlarında, genin deaktive olmasına neden olan iki tane belirli

nükleotid değişikliği vardır. Şempanze geninde de tam olarak aynı değişiklik vardır. İnsan

geninin biraz ilerilerinde bir yerde belirli bir harf eksiktir, burada eksilme mutasyonu

olmuştur. Tam da aynı harf şempanze geninde de bulunmamaktadır. İnsan geninin sonlarına

doğru bir harf daha kayıptır. Bu harf şempanze geninde de kayıptır." Ve devamı: "İnsan ve

şempanze DNA’larındaki aynı genlerdeki aynı pozisyonlarda aynı hatalar.Eğer bir ortak ata

ilk olarak bu mutasyonel hatalara sahip olup sonrasında bu iki modern türün doğuşuna neden

olduysa, bu durum bu iki türün neden bu hatalara sahip olduğunu açıklayacaktır.

Şempanzeler ile insanların ortak ataya sahip olduğu görüşüne daha kuvvetli nasıl bir delil

olabileceğini hayal etmesi zor. Geriye kalan birkaç bilmeceye rağmen Darwin’in, Dünya

üzerindeki tüm canlıların biyolojik akrabalar olduğuna yönelik tespitinin doğruluğundan

şüphe etmek için hiçbir sebep yok. " (Michael Behe, The Edge of Evolution, syf. 71)

Şimdi ne diyor bu tersinim; efenim türden türe geçiş yoktur. Heee, peki yine ne demişti

yaptığımız alıntıyla ilgili olarak: hemoglobin beta geni tersinim teorisinine bir delil

teşkil eder.

Ulan sayın beyefendi, sen okuduğunu nerenden anlıyon diye sormak lazım tabi.

Evet, Hüdai Çakma'ya göre insan ve şempanze ayrı ayrı ve mükemmel olarak yaratılmış iki

farklı tür ve birbirlerine dönüşümleri mümkün değil. (eyv Ve tersinim teorisine göre

bunlar piyasaya çıktıktan sonra eskimeye başlıyolar haliyle (işte c-vit. geni bozuluyo

zamanla, hemoglobin beta geni arıza yapıyo filan, e tamam tıkıma banayım hadi ona da eyv

Lakiiiiin, TESADÜFE bakın ki, şempanze ve insan gibi birbirinden farklı iki türün tam da

aynı genlerinin aynı lokalizasyonu ve aynı noktalarında aynı spesifik hatalar ve harf

eksikleri oluşuyor. Yani diyor ki bizim Hüdo, şempanzeyle insan sayısal oynadı, ikisi de

aynı hafta kazandı, tesadüfe bakar mısın? Ama biz de diyoruz ki hayır efenim sayısalı

onların babası oynayıp kazanmıştı, kazandığı da çocuklara miras kaldı

Hani hep söylerler ya, len nası tesadüf olur beeaaa, filan diye.Aman efenim aldanmayın,

dikkatli bakın "tesadüf"ün ı burda

Y - Tersinim bir gün otobanda giderken radyoda bir anons duymuş.

- Dikkat dikkat. Adamın biri otobanda ters yönde gitmektedir. Lütfen hızınızı düşünürüz.

- Tersinim bakmış yola.

- Ula hangi biri, bunların hepsi ters yönde gidiyor.

Z - Ben bu tayfayı, ve yaptıklarını kısaca tarif etmeye çalışayım.

Tersinim'in yazılarında da görürsünüz aynı şeyi.

Aslında şablon çok basit.

Önce ilgili konunun temel tıbbi bilimler bünyesinde (örn. anatomi- fizyoloji- histoloji-

embriyoloji-biyokimya gibi) basit* ve nispeten anlaşılır bir açıklaması yapılır.

Lakin bu basitlik* ve nispeten anlaşılırlığı biraz açmam lazım.

Şöyle ki;

Elbette her konunun değişik düzeylerde anlatımları vardır/ mümkündür. Örneğin ürogenital

sistem fizyolojisi, gerek ilk-orta öğretim, gerek lise, gerek üniversite, gerekse akademik

ihtisas ve üst ihtisas düzeylerinde farklı farklı anlatılabilir.

Lakin bu tipitoşların anlatımı, tam olarak bunların hiçbirine uymaz. Daha doğrusu, ilk

bakışta ortaokul-lise düzeyinde bir izlenim bıraksa da, tam olarak böyle de değildir

aslında.

Söz konusu orta-lise düzeyi izlenim, kullanılan terimlerden kaynaklanır daha çok. Hani

deyim yerindeyse, bir ders kitabını açılmış gibidir önünüzde Terimler geliir, terimler

gider Sanki çocuğunuz yanınızda ders çalışıyordur Asetil- colin anti-tripsin gamma-

globulin sitrik asit siklusu hekzos monofosfat yolu hidroliz glikoliz dehidrogenaz DNA

polimeraz vesaire.

Lakin!

Hiç alışık olunmadık biçimde ve hiç alışık olunmadığı kadar yan cümle peydahlanır

birdenbire Bi süre sonra onlar da çarpaz kulağınıza.

Tuhaftır çünkü, hani nası desem

Asetil-colin'e seranat yapılmaktadır sanki

Glikoliz tebrik edilir

Anti-tripsin ödüllendirilir

Sitrik asit harikadır

Dehidrogenaz muhteşem

Ostium tuba uterina: çetin

Sperm ondan da inatçı!

Yumurta mucizevi

Kabuğu daha bi mucizeli

gibi

Haa.

Araya resimler serpiştimeden olmaz ayrıca.

Renkli, şirin

Yani böyle bi sirk işte

Neyse

Özet:

1) Konu bol tıbbi/ biyolojik terim eşliğinde ve basitçe anlatılır.

2) Bu arada her türlü kompliman, sevgi gösterisi, alkış, tebrik yapılır/ yapılmalıdır.

Ara not: Aslında buraya kadar yapılan şey, bir kareyi sevgi ve hasretle tarif etmekten

farksızdır.Hemen bi benzetme yapayım misal: .ve şimdi de çok ilginç bir şekilde bir başka

doğru parçası geliyoorr ve o da aynı diğer köşede olduğu gibi diğeriyle birleşiyoor

bakıyoruz açıya: doksan! Dikkatinizi çekerim, ne bi derece eksik, ne bi derece fazla tam

doksan! Eğer bu açı yalnızca bir derece büyük olsa, kare asla oluşamayacak veyahut bir

derece eksik olsa, kare diye bişey olmayacak Sadece açı mı, aynı zamanda doğruların boyu

Mucizevi bir şekilde onlar da milimetrik olarak aynı. vesiare

3) Ve bomba patlatılır:

Açıkça görüldüğü gibi; Böbrek ve mesanenin birlikteliğini evrimle açıklamak ASLAA! mümkün

değildir!

)

Mantık bu yane

Sevgiyle tarif et ve sonra açıkça görüldüğü gibi asla

Hasta bunnar hastaaaeeaa)


Daha çoooook var komedi ama. Harfler BİTTİ bi de çok da uzun oldu. yeter gari

Hadi Tersinim = hüdai bey buyrun

maddeler halinde alalım açıklamalarınızı


Son Söz:

Kendi pis işlerinize; İslamı-Kutsal Kuran-ı Kerimi - Yüce Peygamberi alet etmeyi bırakın

artık. (Sizin Müslüman Olduğunuz Bile Şüpheli Bu Kadar Yalanınızdan Sonra Ya. Neyse ALLAH

Bilir)

Kuran- ı Kerim; Bir Bilim-Biyoloji-Fizik-Kimya-Astronomi ve Uzay Bilimleri-Tıp-

Mikrobiyoloji-Nükleertıp vs. Kitabı Değildir.

Ayrımın farkına varın artık.. Din Ayrı - Bilim Ayrı,

Kuran-ı Kerimi - İslamın hadislerini böyle kirli işlerine alet etmeyi bırak artık.

Namazını kıl-Orucunu Tut-Zekatını ver..

Takıldığın yerlerde kuranı-hadisi aç bak...İbadetini yap. Karışan mı var ? Sana kalkıp

Namaz öle kılınmaz. bilmion bak hadisde böle dio.. oruç için kuran şöle demiş bak sen

yanlış yapıon Diyen mi var ?

Bekle Sabret.. Bilim bir gün seni destekler belki.. ama o

gün gelene kadar yapacağın her hoplayıp zıplama Rezil Etti ..Daha da seni

- sizleri Rezil Edecek.
tersinim - avatarı
tersinim
Ziyaretçi
9 Mart 2014       Mesaj #16
tersinim - avatarı
Ziyaretçi




GÜDÜMLÜ BİLİM ve TERSİNİM GERÇEĞİ

Materyalizm her şeyin maddesel bir karşılığının olduğu, maddeye indirgenebileceği mantığını temel almış, nice bin yıllardan beri bilimi etkileyen felsefelerin başında gelir.

Materyalizmin Tanrı tanımazlar tarafından sahiplenilerek bilimin Tanrının olmadığı doğrultusunda yorumlanmaya çalışması bu felsefeye dinselliğe benzer tek yönlülük, tutuculuk, bağnazlık getirmiştir.

Hâlbuki bilim tam bir düşünsel özgürlük ve tarafsızlık ister. Bunun nedeni ise doğamız gereği çok sık yanılmamız, aldanmamızdır. Bir bakıma algılayabildiklerimiz bir doğrular, yanlışlar yığınıdır. Gözlem ve deneylerle; ulaştığımız gerçeklere dayanan mantıksal çıkarımlarla bu yığından doğruları arayıp bulmaya çalışırız ki buna bilim yapma diyoruz.

Gözlem ve deneylerin, mantıksal çıkarımların sonuçlarına dayanmadığı halde peşinen ret ve inkâr edilemez gerçekler kabul edilmiş, dinlere inançlara ya da felsefelere dayalı hiç bir varsayım bilime temel alınamaz, bilim bu tür varsayımların üzerine kurgulanamaz. Kurgulanırsa ortaya çıkan pek çok vahim hatalar yanlışlar içeren güdümlü bilim olur.

Temel alınan mantık yanlış ise ulaşılan sonuçların da yanlış olacağı açıktır.

Her şeyden önce bilim terazisinin doğru kurgulanmış olması gerekir. Eğer terazi yanlış tartıyorsa doğru tartmak için yapılan çabalar sonuç vermeyecektir.

Tersinim nice uzun zamandır uygulanan bir büyük yanlışı ortaya koymakta, bilime yeni bir anlam ve boyut kazandırmaktadır.

Bu nedenle tersinim tüm bilimsel bulguları yeniden sorgulayıp yorumlayacak tüm yaşantımızı yeniden yön ve şekil verecek kadar önemlidir.

Fakat her şeyden önce bir mantık düzeltmesi gereklidir.

İyiler kötülerle, güzeller çirkinlerle, doğrular yanlışlarla tartılıp kıyaslanırsa gerçek gerçeklere, her türlü yanlışlardan hatalardan arındırılmış gerçek bilime çok daha kolay ulaşabiliriz.

Bu nedenle bilim kesinlikle tarafsız ve özgür düşüncelerin, araştırmaların, yorumların ürünü olmalıdır.

Tersinim buna önce kanıt sonra sonuç ilkesi olarak tanımlar ve bilime temel alır.

Tersinim hangi dine, inanca, felsefeye temel olursa olsun doğruluğu bilimsel yöntemlerle gösterilmemiş hiçbir varsayımı inkâr edilemez gerçek ya da gerçekler olarak kabullenmez. Bilimin bu tür sahte gerçekler ya da şüpheli varsayımlar üzerine kurgulanmasına izin vermez.

Bilimin ortaya koyduğu gerçekler hiçbir zaman birbirleriyle çelişmez. Uydurmak için eğip bükmeler, zorlamalar gerektirmez

Tersinim şu esaslar üzerine kurulmuştur.

1)-Varoluştaki tüm düzen ve sistem sahibi yapılar zaman içinde tersinime uğrar. Sonuç kaçınılmaz olarak düzensizlik, sistemsizlik, bozum ya da karmaşadır.

Tersinim tüm düzen ve sistem sahibi yapılarda oluşan eskime, yıpranma, azalma, çoğalma, çeşitlenme, değişme, sakatlanma, hastalanma, yaralanma ihtiyarlama vb. Şekillerindeki OLUMSUZLUKLARIN genel ifadesidir. Olumlu değişimler yoktur. Mutasyonların tümü az ya da çok zararlıdır.

2)-Tersininim başta maddenin korunumu, termodinamik olmak üzere tüm doğal kanun, kural ve ilkeleri kendine temel alır, hiç biriyle çelişmez.

3)-Tersinim yaşamın her safhasında rahatlıkla gözlenip sınanabilir, daha da önemlisi yaşanır.

4)-Düzen ve sistemlerin bir başlangıcı, ömrü ve sonu vardır. Bu nedenle ezelden gelip ebede gitmezler.

5)-Düzen ve sistem sahibi yapılar irade-bilgi-yeterli güç-yeterli madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu oluşur, aniden ve rastlantılarla ortaya çıkmazlar.

6)-Tüm düzen ve sistem sahibi yapılar tersinime açıktır. Tersinimin fiziksel ve kimyasal pek çok nedenleri vardır ama en önemlisi kontrolsüz enerji giriş çıkışı gibi etkenlerdir.

Tersinim etkisi bu yapıların korunma, savunma, bağışıklık, çevreye uyum sistem, düzen ve mekanizmalara sahip olup olmadıklarına, bu mekanizmaların işlerliğine, hassaslığına, genişliğine, derinliğine; zamanın uzunluğuna ya da kısalığına, tersinim etkenlerinin gücüne ve çeşidine bağlı olarak değişebilir.

7)-Düzen ve sistemler oluşturmak zor, karmaşa ise kolaydır. Karmaşa için kaba güç ve kısa süreçler yeterli olabilir. Düzen ve sistemler ne kadar kompleks ve hassas ise bozum o kadar kolay olur.

8)-Düzen ve sistemler amaçlarına uygun kanunlar, kurallar, ilkelerle şekillenip yapılanırlar; işlerlik kazanırlar, varlıklarını korumaya çalışırlar.

9)-Karmaşalarda (düzensizliklerde sistemsizliklerde) kanunlar, kurallar, ilkeler bulunmaz. Kanun, kural ve ilkelerin bulunması o yapının düzen ve sistem sahibi olduğunun kanıtlarıdır.

10)-Nice milyar yıllardan beri değişmeyen kanun kural ve ilkelerle şekillenip işlerlik kazanan evrenimiz (ve tabii ki dünyamız) düzen ve sistem sahibi muazzam bir yapıdır. İrade, nitelikli bilgi, nitelikli güç nitelikli madde ve yeterli zaman beşlemesinin ürünüdür.

Bu nedenle Evrenimiz irade, bilgi ve güç sahibi bir Var Edicinin eseridir. Bir başlangıcı, ömrü ve sonu vardır.

11)-Maddenin korunumu kanunu, evrenimizin bir başlangıcının ve sınırının olması bir Büyük Bütünün var olduğunun kanıtlarıdır.

12)-Büyük Bütün kütlesiz bir NURDUR. Kütlesiz olduğundan sonsuzdur. Evre-nimiz ve diğerleri bu kütlesiz Nurun içindedir. Onunla kuşatılmış; sarılıp, sarmalanmıştır.

13)-Big Bang güdümlü bilimin varoluş sorusuna tabi olduğu felsefe temellerine uygun cevap bulma amaçlı sipariş bir teoridir. Akıl, mantık ve bilim dışı pek çok çelişkileri içerdiğinden tamamen yanlıştır.

14)-Varoluş Büyük Bütünün bir zerresinin kütle ve hacim kazanması, maddeleşmesi, genişimi ile başlar. İlk madde olabilecek en büyük atom ve moleküllere sahip-tir.

15)-Elementlerin oluşumu kademeli fisyon (bölünme) şeklindedir. Sonunda en basit element olan hidrojen ortaya çıkar.

16)-Elementlerin füzyon (birleşme) sonucu oluştuğu varsayımı gözlem deney ve mantıksal çıkarımlara dayanmadan çok, güdümlü bilimin temellerine uygun olduğu için ortaya atılmıştır. Akıl, mantık ve bilim dışı pek çok çelişkiler içerir.

17)-Bir yapının canlı olarak nitelenebilmesi için en azından korunma, savunma, bağışıklık ve çevreye uyum – beslenme – üreme özelliklerini eksiksiz sahip olması gerekir.

Bu nedenle en basit canlı bile düzen ve sistemlerin bütünselliğindedir. Rastlantılarla oluşamaz.

18)-Her canlı türünün uygun yer ve zamanlarda, yeterli sayılarda var edilmiş bir arı ırkı vardır.

19)-Canlılarda zaman içinde gözlenen değişmeler gen havuzu dahilinde oluşur. Bu yolla canlılar çeşitlenirler. Irklar dar alanda çeşitlenmeler sonucu oluşurlar..

20)-Gen havuzundaki değişimler kesinlikle tersinim yönündedir.

21)-Türlerden türlere geçiş mümkün değildir. Bu tür oluşumun önünde aşılması mümkün olmayan doğal engeller vardır.

22)-Tüm canlılar ekolojik sistemin bir parçasıdır. Her canlının bu sistemde bir yeri ve görevi vardır.

23)-Tüm canlılar yapılarını, yaşam avantajlarını korumaya çalışırlar. Koruyamayanlar elenir. Buna doğal elenme denir.

24)-Canlıların korunma, savunma, bağışıklık ve çevreye uyum düzen, sistem ve mekanizmaları ZARARLILARDAN korunma mantığıyla kurgulanmıştır. Faydalıları seçmezler. Bu nedenle faydalıları seçip üstünlük sağlayanlar diğerlerini eler mantığındaki doğal seleksiyon yanlıştır.

25)-Canlılarda üreme doğal YENİLENME şeklidir. Canlılar bu yolla varlıklarını uzun süreçlerde koruyabilirler.


Evrimleşen tek şey bilimdir.
İlimPeşindeyiz - avatarı
İlimPeşindeyiz
Kayıtlı Üye
11 Haziran 2016       Mesaj #17
İlimPeşindeyiz - avatarı
Kayıtlı Üye
Bu Teori Allah'ın varlığını mı savunuyor yokluğunu mu savunuyor anlamadım. Bilgilendirin biraz.
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

18 Mart 2017 / Alara Darya Kimya
21 Temmuz 2013 / ahmetseydi Akademik
8 Mart 2017 / Misafir Kimya
1 Temmuz 2011 / Misafir Psikoloji ve Psikiyatri