Arama

Molekül Nedir? Moleküller ve Özellikleri Hakkında Genel Bilgiler

Güncelleme: 8 Mart 2017 Gösterim: 31.640 Cevap: 6
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
8 Aralık 2008       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

molekül

Ad:  bağı.jpg
Gösterim: 1765
Boyut:  21.4 KB

birbirlerine sıkı biçimde bağlanarak kararlı bir bütün oluşturan ve tek bir birim gibi davranan atom grubu.
Sponsorlu Bağlantılar

Molekül, katışkısız bir maddenin bütün kimyasal özellikleri ve bileşimi aynı kalacak biçimde bölünebileceği en küçük birimidir. Molekül parçacığı bölündüğünde ortaya çıkan daha küçük bölümlerin bileşimi ve kimyasal özellikleri çoğunlukla maddeninki- lerden farklıdır. Bu en son bölünmede moleküldeki atomları bir arada tutan kimyasal bağlar kırılır.

Atomlar artı yüklü bir çekirdek ile bunun çevresini saran eksi yüklü bir elektron bulutundan oluşur. Atomlar birbirine yaklaştığında elektron bulutları birbirleriyle ve çekirdeklerle etkileşime girer. Eğer bu, sistemin toplam enerjisini düşürecek bir etkileşim ise, atomlar birbirine bağlanarak bir molekül oluştururlar. Bu nedenle yapısal olarak herhangi bir molekül tek bir atomdan (helyum[He] molekülü ya da öbür asal gaz moleküllerinde olduğu gibi) ya da değerlik (valans) kuvvetleriyle bir arada tutulan bir atom yığışımından oluşabilir. Kimyasal olarak bağlanmış iki atomdan oluşan moleküllerde ise, eğer atomların her ikisi de aynı türden ise (örn. oksijen [O2] molekülü), bu tür bir moleküle eşçekirdekli (homonükleer) ikiatomlu molekül; eğer farklı türden ise (örn. karbon monoksit [CO] molekülü) buna da karmaçekirdekli (heteronükleer) ikiatomlu molekül denir. Karbon dioksit (CO2) ve su (H2O) molekülü gibi ikiden çok atomdan oluşan moleküllere çokatomlu molekül denir. Polimer molekülleri ise binlerce atomdan oluşabilir.

Bir molekül oluşturmak üzere bağlanan atomların sayılarının birbirine oranı sabittir; örneğin, her su molekülü bir oksijen atomu ile iki hidrojen atomundan oluşur. Kimyasal bileşikleri çözeltilerden ve öteki mekanik karışımlardan ayırt eden özellik budur. Bu nedenle örneğin, hidrojen ve oksijen mekanik bir karışımda herhangi bir oranda bulunabilir; ama tepkimeye girdiklerinde bir kimyasal bileşik olarak suyu (H2O) oluşturmak için ancak belirli oranlarda birleşirler. Aynı atomların farklı ama gene belirli bir oranda birleşerek farklı bir molekül oluşturması da olasıdır. Örneğin iki hidrojen atomunun iki oksijen atomuna kimyasal olarak bağlanmasıyla bir hidrojen peroksit (H2O2) molekülü oluşur. Dahası, atomlar özdeş oranlarda da birleşip farklı moleküller oluşturabilirler. Bu moleküllere izomer denir; bunlarda yalnızca molekül içindeki atom düzenlenişi farklıdır. Örneğin etil alkol (CH3CH2OH) ve metil eter (CH3OCH3) moleküllerinin her ikisi de bir oksijen, iki karbon ve altı hidrojen atomu içermekle birlikte, bu atomlar her iki birleşikte farklı biçimde bağlanmıştır.

Her madde belirgin molekül birimlerinden oluşmayabilir. Örneğin sofra tuzu olarak bilinen sodyum klorür bir kristal örgüsü biçiminde düzenlenmiş sodyum ve klorür iyonlarından oluşur; örgüdeki her sodyum iyonu eşit uzaklıktaki altı klorür iyonuyla, her klorür iyonu da eşit uzaklıktaki altı sodyum iyonuyla çevrelenmiştir. Yapıdaki bütün bitişik sodyum ve klorür iyonları arasındaki kuvvetler eşittir. Bu nedenle de, sodyum klorür molekülü olarak ayırt edilebilecek belirli bir birim yoktur. Sonuç olarak sodvum klorür ve benzeri katı maddeler için (genellikle bütün tuzlar) molekül kavramının herhangi bir önemi yoktur. Bu tür bileşiklerin kimyasal formülü, atomların en basit oranı halinde verilir (sodyum klorür için NaCl).

Belirli bir molekülü oluşturan atomların uzamdaki dağılımı bu molekülün yapısı olarak tanımlanır. Yapı kimyasının konusu, atomların belirli oranlarda nasıl birleştiğini ve bunun bağ yönleri ve bağ uzunlukları ile olan ilişkisini belirleyen değerliktir (valans). Moleküllerin özellikleri yapılarıyla yakından bağıntılıdır; örneğin, su molekülü yapısal olarak eğiktir ve bu nedenle de bir dipol (çiftkutup) momentine sahiptir, buna karşılık karbon dioksit molekülü doğrusaldır ve bu nedenle de herhangi bir dipol momentine sahip değildir. Atomların kimyasal tepkime sırasında nasıl düzenlendiklerinin anlaşılması önemlidir. Atom çekirdekleri her zaman titreşim halindedir, ama bu titreşimlerin genliği genellikle moleküllerdeki atomların arasındaki bağ uzunluklarından çok daha küçüktür. Bazı moleküllerde sabit bir yapı bulunmayabilir; örneğin etan (H3CCH3) molekülünde, karbon-karbon bağı çevresinde hemen hemen serbest bir dönme söz konusudur.

Moleküllerde atomların konumu ve yerleşimi, mikrodalga titreşim-dönme tayfından ya da nötron kırınımından belirlenebilir. Moleküldeki çekirdekleri çevreleyen elektron bulutu ise X ışınları saçılımı deneyleriyle incelenebilir. Elektron spin (fırıl) rezonansı ya da nükleer magnetik rezonans teknikleriyle de daha ayrıntılı bilgiler edinilebilir. Kuramsal olarak molekül yapısı, çekirdek alanlarındaki elektronların devinimine ilişkin kuvantum mekaniği denkleminin (Schrödinger denklemi) çözülmesi yoluyla belirlenebilir. Molekül yapısındaki bağların uzunluğu ve aralanndaki açı, molekülün enerjisi en düşük düzeyde olacak biçimde düzenlenmiştir. Herhangi bir molekülün biçiminin ve yapısının açıklanmasında kimyasal bağ kuramlarından yararlanılır.

Bir molekülün molekül ağırlığı, onu oluşturan atomların atom ağırlıklarının toplamına eşittir. Molekül ağırlığı M olan bir maddenin M gramına, o maddenin bir molekül gramı ya da molü denir. Bütün maddelerin bir molekül gramındaki molekül sayısı aynıdır; buna Avogadro sayısı (6,023 x 1023) denir. Molekül ağırlıkları, kütle spektroskopisi yoluyla ve taşınım olaylarına ilişkin kinetik ya da termodinamik yasalarına dayalı tekniklerle belirlenir.

Son düzenleyen Safi; 9 Aralık 2016 20:54
ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
16 Ağustos 2009       Mesaj #2
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Molekül
Molekül kimyada genel olarak en az iki atomun değişik durumlarında beraber durmasıyla oluşan, bütün şekline denir. Genel olarak bir molekül, saf kimyasal maddenin kendi başına bütün kimyasal bileşimini ve özelliklerini taşiyan en küçük parçasıdır. Bazı katı ve sıvı kimyasal maddelerde (örneğin; metaller, eriyik durumundaki tuzlar, kristaller, vb) bu tanım her zaman geçerli değildir ve böyle kimyasal maddelerin farkedilebilir moleküllerden değil atomlardan oluştuğu söylenmelidir. Moleküler fizikte ise bir molekül, iki ya da daha fazla atomdan oluşan, yeterli düzeyde değişmez, elektriksel olarak nötr bir oluş biçimidir. Tek atomlu molekül genel düşüncesi, asal gazlardaki gibi tek atomlu moleküller, neredeyse tek başına gazların kinetik teorisinde açıklamada kullanılır. Çok atomlu iyonlar bazen işe yarar bir şekilde elektriksel olarak yüklenmiş moleküller şeklinde düşünülebilirler.
Sponsorlu Bağlantılar

Hidrojen ve oksijen elementlerinde olduğu gibi atomların oluşturduğu atom kümesi molekül olarak adlandırılır. Atom ve molekül maddelerin özelliğini taşıyan en küçük birimdir. Yüzden fazla çeşit atom vardır. Bazı moleküller tek çeşit atomdan oluşurken,bazı moleküller farklı çeşit atomlar içerebilir.

Molekül, herhangi bir maddenin, bütün kimyasal özellikleri değişmeksizin aynı kala­cak biçimde bölünebileceği en küçük parçası­dır. Moleküller atomlardan oluşur. Herhangi bir elementin molekülü, bir ya da birden çok, ama hepsi aynı tür atomdan oluşur; oysa bir kimyasal bileşiğin molekülünde iki ya da daha çok değişik elementin atomları bulunur. Hidrojen elementinin molekülünde iki hidrojen atomu vardır; bir hidrojen ve oksijen bileşiği olan suyun molekülünde ise, iki hidrojen atomu ile bir oksijen atomu bulunur. Öte yandan daha karmaşık bir bileşik olan ve bitkilere yeşil rengini veren klorofil, beş değişik elementin 136 atomundan oluşan bir moleküle sahiptir.

Kimyasal formülü H2O olan bir su molekü­lü, ancak hidrojen ve oksijene ayrıştırılarak bölünebilir. Her ikisi de gaz olan hidrojen ve oksijen molekülleri, birbirlerinden olduğu ka­dar, birleştiklerinde oluşturdukları sudan da çok farklı özelliklere sahiptir.
Herhangi bir maddenin katı, sıvı ya da gaz halinde bulunması, moleküllerinin davranışına bağlıdır. Katılarda moleküller birbirlerine çok yakın, sıkışık biçimde bir arada bulunurlar; bunun sonucunda ortaya çıkan sıkı ve kararlı yapı, katı maddenin biçimini korumasını sağlar. Bilim adamları, katı maddelerin moleküllerindeki atomların yerleşim düzenini saptamışlar ve çok sayıda değişik yerleşim düzeninin bulundu­ğunu ortaya çıkarmışlardır. Sıvılarda ise mole­küllerin konumu sabit değildir ve bunlar birbir­lerinin üzerinden kayabilir. Bu nedenle sıvılar, hacimlerinde herhangi bir değişiklik olmaksızın kolayca biçim değiştirebilir. Öte yandan gazlarda moleküller birbirlerinden o kadar uzaktır ki, kapladıkları hacimde serbestçe hareket edebilir­ler. Bu nedenle de gazlar genleşerek, yani yayılarak bulundukları kabı doldurur. Ayrıca katı ve sıvıların tersine gazlar iyice sıkıştırılarak küçük bir hacme sığdırılabilir. Oksijen molekül­leri normal sıcaklıklarda, saniyede yaklaşık 450 metre hızla hareket eder; hidrojen molekülleri ise bunun neredeyse dört katı kadar bir hızla hareket eder. Ama moleküller birbirleriyle çar­pıştıklarından fazla uzağa gidemezler.

Bir maddedeki moleküllerin hareketi, o maddenin sıcaklığına bağlıdır. Herhangi bir cisimdeki moleküllerin tüm enerjisi çekilip alınabilseydi, cismin sıcaklığı "mutlak sıfır"a (yaklaşık —273°C) düşer ve moleküller tü­müyle hareketsiz duruma gelirdi. Bir madde ne kadar ısıtılırsa molekülleri de o kadar hızlı hareket eder. Isı enerjisi, kinetik enerji denen hareket enerjisine dönüşür.
Katılarda ise moleküller yer değiştirmez ve yalnızca bulundukları yerde titreşebilir. Katı­ların sıcaklığı ne kadar yükselirse, molekülle­rinin titreşimi de o kadar hızlanır. Kızgın bir demirde moleküller o kadar hızlı titreşir ki, demire dokunduğumuzda moleküllerin bu hareketini elimizi yakan bir sıcak biçiminde duyumsayabiliriz. Çaydanlıktaki su kaynadığı zaman, su molekülleri o kadar hızlı hareket etmeye başlar ki, artık sudaki gibi bir arada durmazlar ve birbirlerinden iyice uzaklaşarak gaz haline, yani buhara dönüşürler.

Ad:  mol.png
Gösterim: 2288
Boyut:  72.6 KB
Moleküller aslında çok ufak parçacıklar­dır; örneğin, ortalama büyüklükteki bir ba­lonu dolduran bir gazda, bütünüyle balon hacmine saçılmış durumda bulunan yaklaşık 80.000.000.000.000.000.000.000 molekül var­dır. Canlıların hücrelerinde bulunan pek çok madde, yüz binlerce atomdan yapılı dev moleküllerden oluşur. Bu tür moleküllere makromolekül denir (makro sözcüğü, "bü­yük" anlamına gelen Eski Yunanca bir söz­cüktür). Proteinler, selüloz ve kalıtım madde­leri olan DNA (deoksiribonükleik asit), makromoleküllü organik maddelerdir. Makromoleküller, elektron mikroskopu altında görülebilir.
Günümüzde kimyacıların yapay olarak üre­tebildikleri maddelerin pek çoğu örneğin plastikler, yapay kauçuklar, silikonlar uzun atom zincirlerinden ya da katmanlarından oluşan ve polimer denen makromoleküller-dir. Böyle bir maddenin özellikleri ve davra­nışı, atomlarının birbirine bağlanma biçimine bağlıdır. Örneğin polietilen elde etmek için, etilen moleküllerinin zincir biçiminde birbiri­ne bağlanması gerekir.

Bilimsel çalışmalarda çoğu zaman molekül­lerin kütlelerinin bilinmesi ve hesaba katılma­sı gerekir; ama moleküller o kadar küçük parçacıklardır ki, bunların kütlesini gram cinsinden ölçmek olanaksızdır. Bu nedenle bilim adamları, bağıl molekül kütlesi denen bir ölçüden yararlanırlar. Eskiden molekül ağırlığı denen bağıl molekül kütlesi, o mole­külün kütlesinin bir hidrojen atomunun kütle­sinin kaç katı olduğunu gösterirdi. Gerçek bağıl molekül kütlesi değerleri, moleküllerin, bağıl atom kütlesi tam 12 olan karbon-12 izotopuyla Ad:  mol1.png
Gösterim: 2164
Boyut:  467 Byte karşılaştırılması yoluyla belir­lenir. Buna göre, oksijenin bağıl atom kütlesi (eskiden atom ağırlığı denirdi) 16'dır. Amon­yağın (NH3) bağıl molekül kütlesi ise 17'dir, çünkü amonyak molekülü bir azot atomu (bağıl atom kütlesi 14) ile üç hidrojen atomundan (her birinin bağıl atom kütlesi 1) oluşur.
Maddenin moleküllerden oluştuğu düşüncesi­ni ilk olarak İtalyan bilim adamı Amedeo Avogadro (1776 - 1856) ortaya atmıştır.

MsXLabs.org & Temel Britannica

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 8 Aralık 2016 22:46
Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
6 Ekim 2009       Mesaj #3
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Molekül


Kimyada, bir molekül genel olarak en az iki atomun değişik durumlarda beraber duran, bütün şekline denir. Genel olarak bir molekül, saf kimyasal maddenin kendi başına bütün kimyasal bileşimini ve özelliklerini taşiyan en küçük parçasıdır. Bazı katı ve sıvı kimyasal maddelerde (örneğin; metaller, eriyik durumundaki tuzlar, kristaller, vb) bu tanım her zaman geçerli değildir ve böyle kimyasal maddelerin farkedilebilir meleküllerden değil atomlardan oluştuğu söylenmelidir. Moleküler fizikte ise bir molekül, iki ya da daha fazla atomdan oluşan, yeterli düzeyde değişmez, elektriksel olarak nötr bir oluş biçimidir. tekatomlu molekül genel düşüncesi, asal gazlardaki gibi tek atomlu moleküller, neredeyse tek başına gazların kinetik teorisinde açıklamada kullanılır. Çok atomlu iyonlar bazen işe yarar bir şekilde elektirksel olarak yüklenmiş moleküller şeklinde düşünülebilirler.

En küçük molekül, hidrojen molekülü (H2) olup, çapı 2,3-2,4 angstron (1 angstron= 10-8cm) ve ağırlığı 3,3x10-24 gramdır. Meselâ bir çay kaşığında bulunan su moleküllerinin sayısı, Atlas (Atlantik) Okyanusunda bulunan suyun, çay kaşığı sayısına eşittir. En büyük moleküller, protein ve DNA gibi karmaşık organik moleküllerdir. Bunlar binlerce tek atomdan müteşekkildir ve molekül ağırlıkları hidrojeninkinin birkaç milyon katıdır.

Moleküller gaz, sıvı ve katı olarak bulunurlar. Genel olarak, diğer özellikleri aynı olmak şartıyla, moleküller, büyük ve ağır oldukça daha zor buharlaşırlar. Meselâ, metan (CH4)dan butan (C4H10)a kadar olan moleküller normal sıcaklıkta gazdırlar. Ancak pentan (C5H12)’dan pentadekan (C15H32) a kadar olanlar ise sıvıdırlar. Heksadekan (C16H32) ve daha ağır olanlar ise katıdır. Bu durum ayrıca sıcaklığa ve moleküller arası çekim kuvvetine bağlıdır. Molekül yığınlarında moleküller, oldukça zayıf moleküller arası kuvvetle tutulurken; moleküllerin elektrik yüklü olması hâlinde kuvvetli bir elektrostatik kuvvetle bir arada tutulurlar. Böyle bir katı kristali eritmek için bu kuvvetli bağların çözülmesi gerekir. Bu ise erime noktasının yüksek olması ve daha fazla enerjiye ihtiyaç olunması sonucunu getirir.

Molekül içi kuvvetler


Bir kimyâsal maddede moleküller elektronların etkili olduğu iki tür kimyasal kuvvetle bir arada tutulurlar. Moleküllerden meydana gelmeyen bileşikler iyon bağı ile bir arada bulunurlar. Böyle durum bir veya daha fazla elektronun bir elektropozitif elementten (genellikle metaldan) bir elektronegatif elemente (genellikle metal olmayan) geçişi şeklinde meydana gelir. Bir atomun elektronegatifliği, elektronların cezbedilmesinin bir ölçüsüdür. Bu ölçünün büyüklüğü oranında iyon bağı teşkil etme eğilimi fazladır. Meselâ, yüksek elektropozitif olan sodyum metali, yüksek elektronegatif olan klor gazı içinde yanarsa, her bir sodyum atomu bir elektron kaybederek tek yüklü bir pozitif iyon meydana getirirken, her bir klor atomu bir elektronu alarak tek yüklü bir negatif iyon meydana getirirler. Böyle bir değişimin sonucu olarak her bir atom, dış halkalarında sekiz elektrona sâhip olarak kararlı bir yapı kazanırlar. Sonuç olarak sodyum klorür (NaCl) normal yemek tuzu ortaya çıkar. Yemek tuzunda sodyum ve klorlar üç boyutlu yerleşmiş olarak bulunurlar. Hiçbir sodyum, belirli bir klora âit değildir.

İyonik bileşiklerin tanınmış özelliklerinden biri de sıvı hâlde ve bir sıvıda çözüldükleri zaman elektrik iletmeleri, oldukça yüksek erime ve kaynama noktasına sâhip olmaları ve su gibi sıvılarda çözülebilmeleridir.

Diğer taraftan molekülün meydana gelmesinde etkili olan kovalent bağı, iki atom arasında elektronun geçişi şeklinde değil de, elektronun ortaklaşılması sûretiyle ortaya çıkar. Bu genellikle metal olmayan elementlerde görülür. Atomların tamâmen aynı olması durumunda her ikisi de, aynı elektronegatifliğe sâhiptir. Birbirlerine elektron vererek kararlı duruma gelemezler. Bunun yerine her bir atomun dış kabuğunda bulunan elektronlar, diğer atom tarafından karşılıklı paylaşılır. Böylece her biri kararlı duruma gelir. Meselâ, iki flor atomu bir araya gelerek, bir elektronlarını karşılıklı paylaşırlar. Azotta ise, karşılıklı üç elektronun paylaşılması sûretiyle molekül meydana gelir. Bu tür moleküller genellikle elektrik akımı iletmezler. Erime ve buharlaşma noktaları düşüktür. Sadece kovalent bağı ile aynı cins atomların birleşmesiyle meydana gelen Cl2 gibi olan moleküllerde, atomlar aynı elektronegatifliğe sâhiptir. Ortaklaşa kullanılan elektronlar arada bulunur.

Bu şekilde açıklamalar yanında moleküler yapı, kuvantum mekanik teorisi yönünden de açıklamalara sahiptir. Kuvantum mekanik, kimyâsal bağları ve değişiklikler için bir teori verirken, moleküllerin üç boyutlu yapıda nasıl titreştiğini açıklar. Bu yaklaşımda elektron, artık, ayrık parçalar olarak düşünülmez. Burada önemli kabul, Heisenberg’in belirsizlik prensibidir. Buna göre bir elektronun hem yerini ve hem de hızını kesin olarak aynı zamanda ölçmek mümkün değildir. Bu hâlde elektron bulutları söz konusu olur. Bu tür bulutların yoğunluğu, verilen bir noktada elektron bulunma ihtimaliyle orantılıdır. Ancak bu tür yaklaşımda basit atomların dışında çözümü zor denklemlerle karşılaşılır. Bu sebepten tekrar ayrık elektron kabulüne gerek duyulur.

Moleküller arası çekim


Moleküller arasında çekici ve itici olmak üzere iki tür kuvvet mevcuttur. Bir maddenin molekülleri, birbirine birkaç angstrom mertebesinde yaklaştıkları zaman, negatif yüklü iki elektron bulutu birbirini kuvvetli bir şekilde iter. Ancak biraz büyük mesâfelerde, çekici kuvvetler daha önemli olabilir. Basınç ve sıcaklığa bağlı olarak bu kuvvetler, molekülleri sıvı veya katı hâlde bir arada tutacak kadar kuvvetli olabilirler.

Moleküllerin hareketi


Genel olarak bir madde ısındıkça, yâni ısı enerjisi arttıkça, moleküllerinin de hareketi artar. Ötelenme, dönme ve titreşim olarak üç türlü molekül hareketi vardır. Ötelemede molekül, atılan bir top gibi hareket ederken, dönmede karmaşık bir molekülün bir parçası, diğer bir parçası etrafında döner. Titreşim hareketinde ise moleküller birbirine yaylarla bağlanmış gibi ileri geri hareket ederler. Bu tür harekette moleküller arası mesâfe onda bir oranında azalır veya artar. Titreşimleri çok hızlı olup, sâniyede 10 trilyon (1013) mertebesinde iken, dönme yaklaşık bunun yüzde biri hızında, sâniyede 100 milyar (1011) civarındadır. Moleküllerin öteleme hızları ise, saatte birkaç kilometre mertebesindedir.

Molekülün hareketinin tür ve derecesi, maddenin sâhip olduğu ısı enerjisine bağlıdır. Eğer sıcaklık çok düşükse, moleküller sıkı olarak yerleşmiş olur ve sâdece titreşim hareketi yaparlar ve madde katı hâlde bulunur. Sıcaklık yükseldikçe molekül, titreşim yanında dönme de yapar. Ancak yerleri sâbit kaldığı müddetçe madde katı kalır. Sıcaklık daha da yükselirse moleküller sıkı yerleşmiş olmakla beraber öteleme hareketi, kayma, birbiri üzerinde atlama yaparlar. Bu hâlde de sıvı durumdadır. Daha yüksek sıcaklıklarda ise moleküller birbirlerine daha az bağlıdırlar. Uzayda serbestçe hareket ederler. Bir gaz olarak, bir kap içinde değilseler, sınırsız bir şekilde hareket ederler.

Karmaşık moleküler yapılar


Düz zincirler


Düz zincir moleküllerine tipik misal olarak, hidrokarbon serilerini gösterebiliriz. Metan (CH4) en basit hidrokarbon bileşiği, tetraedral yapıya sâhiptir. Tetraedrin her köşesinde bir hidrojen atomu bulunur. Karbon atomu ise tetraedrin tam merkezindedir. Bu, karbon atomunun bağlarının köşelere doğru yöneldiği sonucunu verir. Metan genellikle şeklinde gösterilir. Metanın hidrojen atomlarından birinin yerine metil gurubu (CH3-) konulursa, hidrokarbonların bir üst üyesi olan etan meydana gelir. Buna benzer olarak bundan sonra gelen üye propandır. Hidrokarbon serisinde birbirini tâkip edenler arasında (CH2) kadar bir fark vardır. Bu tür hidrokarbon zincirleri aslında dosdoğru değildir. Komşu karbon atomları arasındaki açı, tedraedral (109°28’) olduğu için zincir zikzak şekle sahiptir. Kapalı zincirlere karşılık olarak “düz” ismilendirilirler.

Halkalar


Karbon atomunun bağlanma açısı tedraedral olduğundan, halka yapısı, zincirin sonlarının birbirlerine bağlanmasıyla meydana gelir. Bu yapıya aromatik bileşikler, siklohegzan ve steroitler misâl olarak verilebilir.

Halkalı bileşiklerin en önemli sınıfı aromatik bileşiklerdir. Bu bileşiklerin en basit üyesi benzen (C6H6)dir. Benzende karbonlar arasında sırayla bir tek ve bir çift bağ bulunmaktadır. Karbonlar arasında çift bağ olduğu hâlde, doymamış hidrokarbonların özelliğini göstermez. Bu çift bağlar belirli bir yerde değildir. Titreşim hâlinde karbonlar arasında değişir. Halka yapı, organik bileşiklere has bir yapı olmayıp, bâzı anorganik bileşiklerde de görülür. Bor elementinin meydana getirdiği borazin bileşiği, elektronik yapı bakımından benzene benzer ve buna bâzan “anorganik benzen” de denir.

Kafes yapısı


En basit kafes yapı, beyaz fosforda (P4) bulunur. Bu, fosfor atomlarının bir tedrahedrin köşelerine yerleşmesinden meydana gelir. Fosforun oksitlerinden P4O6 ve P4O10 kafes yapısına sâhiptirler. P4O6 ile aynı sayıda elektron sayısına ve aynı yapıya sâhip olan fosfor imid P4(NCH3)6 de kafes yapısına sâhiptir.

Sandaviç bileşimler


Metal atomun iki hidrokarbon halkasının arasında bulunduğu oldukça büyük bir organometalik bileşiklerdir. İlk sandaviç bileşim ferosende bulundu. Benzene olan benzerliğinden (aromatik reaktivitesinde) bu isim verildi.

İzomerler


İzomerler aynı kimyasal bileşime ve moleküler ağırlığa sahip, fakat farklı özellik gösteren moleküllerdir. Çeşitli türde sınıflandırıldığı hâlde, yapısal izomerler ve stereoizomerler esas grubu teşkil eder.

İzomerler, aynı tür ve sayıda atomlara sahip olmakla beraber, atomlar arası bağlar farklıdır. Atomların ve bağlarının uzayda yerleşmesi farklıdır.

Makromoleküller


Makromoleküller veya polimerler, kovalent bağlar yardımıyla aynı küçük moleküllerin biraraya gelmesi sûretiyle meydana gelirler. Meselâ, formaldehit (HCHO) simetrik trioksan olarak isimlendirilen bir trimer (HCHO)3 ve uzun bir zincir polimer olan paraformaldehit HO (HCHO)nH’i teşkil eder. Burada n, 8 ile 100 arasında değişir.

Makromoleküller bir boyutlu polimerler olabilir. Bunlar tabii olarak ortaya çıkan lastik, ipek, aspest ile sunî madde olan polietilen ve sıvı silikonlardır. Kezâ, bunlar mika, grafit veya volkanize (çapraz bağlı) lastikte olduğu gibi iki boyutlu ve kuars veya elmasda olduğu gibi üç boyutlu da olabilirler.

Polimerlerin özelliklerini bunu meydana getiren dev moleküllerin özellikleri belirler. Silikon sıvılar, mika ve kuarsın hepsi silikooksijen bağlara sâhiptir. Fakat birbirine olan bağlantı sıra ile bir, iki ve üç boyutludur. Diğer bir misal de grafit ve elmas olup, tamamen karbondan ibâret olmalarına rağmen, çok değişik yapıya sâhiptirler. Grafitte karbon atomları iki boyutlu levhalarda bağlı olup, levhalar arasındaki bağ oldukça zayıftır. Levhalar birbiri üzerinde kolayca kayarak grafiti yumuşak ve mükemmel bir yağlayıcı yaparlar. Elmasta ise karbon atomları birbirine üç boyutlu bağlı olup, üç boyutlu bir yapı ortaya çıkar. Elmas, kuvvetli kovalent bağlardan dolayı en sert maddedir.
Canlılardaki glikojen, nişasta, selüloz ve protein, polimerdirler.
Son düzenleyen Safi; 8 Aralık 2016 22:59
ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
7 Nisan 2010       Mesaj #4
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Moleküller
Cisimleri birbirinden farklı kılan şey nedir? Renklerini, biçimlerini, kokularını, tatlarını birbirinden farklılaştıran nedir? Neden bir madde yumuşakken diğeri sert, bir diğeri akışkandır? Buraya kadar okuduklarınızdan hareket ederek bu sorulara "atomların farklılığıdır" diye cevap verebilirsiniz. Ancak bu cevap yeterli değildir. Çünkü eğer bu farklılıkların sebebi atomlar olsaydı, o zaman birbirinden farklı özellikler taşıyan milyarlarca atom olması gerekirdi. Ama gerçekte bu böyle değildir. Birçok madde aynı atomları içermesine rağmen farklı görünür ve farklı özellikler taşır. Bunun da nedeni atomların molekülleri oluşturmak için aralarında kurdukları farklı kimyasal bağlardır.


Maddeye giden ilk basamak olan atomlardan sonra ikinci basamak moleküllerdir. Moleküller, maddenin kimyasal özelliklerini belirten en küçük birimlerdir. Bu küçük yapılar iki veya daha çok atomdan, bazıları da binlerce atom grubundan oluşur. Atomları, molekül içinde elektromanyetik çekim kuvvetine dayalı kimyasal bağlar bir arada tutarlar. Yani bu bağlar atomların sahip oldukları elektrik yüklerini esas alarak kurulurlar. Atomların elektrik yükleri de daha önce belirttiğimiz gibi son yörüngelerinde taşıdıkları elektronlar tarafından belirlenir. Moleküllerin çeşitli biçimlerde bir araya gelmeleriyle de çevremizde gördüğümüz madde çeşitliliği ortaya çıkar. Bu noktada da maddenin çeşitliliğinin ana merkezinde yer alan kimyasal bağların önemi anlaşılır.


Kimyasal Bağlar
Yukarıda da belirtildiği gibi kimyasal bağlar, atomların dış yörüngelerindeki elektronların hareketleriyle oluşur. Her atom en dışta yer alan yörüngesini, alabileceği en fazla elektron sayısına tamamlama gayreti içindedir. Atomların son yörüngelerinde bulundurabilecekleri maksimum elektron sayısı 8’dir. Bunu sağlarken atomlar ya en dış yörüngelerindeki elektronları 8’e tamamlamak için başka atomlardan elektron alırlar, ya da eğer en dış yörüngelerinde az sayıda elektron varsa, bunları bir başka atoma vererek önceden tamamlanmış olan bir alt yörüngeyi en dış yörüngeleri haline getirirler. Atomların kendi aralarında yaptıkları bu elektron alıp verme eğilimi, birbirleri arasında yaptıkları kimyasal bağların temel itici gücünü oluşturur.
Bu itici güç, yani atomların son yörüngelerindeki elektron sayılarını maksimuma tamamlama amaçları, bir atomun diğer atomlarla 3 çeşit bağ kurabilmesini sağlar. Bu bağlar:
  • İyonik bağ
  • Kovalent bağ
  • Metalik bağ
Moleküller arasında ise genel olarak "zayıf bağlar" başlığı altında toplanan özel bağlar görev yapar. Bu bağlar atomların molekülleri oluşturmak üzere kurdukları bağlardan daha zayıftır. Çünkü moleküllerin maddeyi meydana getirmek için daha esnek yapılara ihtiyaçları vardır.
Bu bağların özellikleri nedir ve nasıl kurulurlar, kısaca ele alalım.

1. İyonik Bağlar
Bu bağ ile birleşen atomlar son yörüngelerindeki elektron sayısını 8’e tamamlamak için birbirleriyle elektron alışverişinde bulunurlar. Son yörüngelerinde 4’e kadar elektronu bulunan atomlar bu elektronları birleşecekleri yani bağ kuracakları atoma verirler. Son yörüngelerinde 4’den fazla elektron bulunduran atomlar ise birleşecekleri yani bağ kuracakları atomlardan elektron alırlar. Bu tip bağ ile oluşan moleküller kristal (kübik) yapıya sahip olurlar. Yakından tanıdığımız sofra tuzu (NaCl) molekülleri bu bağ ile oluşmuş maddelerden biridir. Peki atomların neden böyle bir eğilimi vardır? Bu eğilim olmasa ne olurdu?

Bugüne kadar atomların bir araya gelmek için aralarında kurdukları bağlar çok genel biçimde tarif edilebilmiştir. Ama atomların neden böyle bir prensiple davrandıkları anlaşılamamıştır. Yoksa atomlar son yörüngelerindeki elektronların sayısının 8 olması gerektiğini kendileri mi tesbit etmiştir? Tabii ki hayır. Bu öyle büyük bir tespittir ki, bir aklı, iradesi ve şuuru olmayan bir atomun kendisini aşmaktadır. Çünkü bu sayı maddenin ve dolayısıyla evrenin meydana gelmesi için ilk basamak olan atomların birleşmelerindeki kilit noktadır. Eğer atomların bu prensipten kaynaklanan eğilimleri olmasaydı moleküller ve buna bağlı olarak da madde oluşamazdı.
Oysa atomlar ilk yaratıldıkları andan itibaren sahip oldukları bu eğilim sayesinde moleküllerin ve maddenin kusursuz bir biçimde meydana gelmesi için hizmet ederler.

2. Kovalent Bağlar
Atomların arasındaki bağları inceleyen bilim adamları ilginç bir durumla karşılaştılar. Bazı atomlar bağ kurmak için elektron alışverişinde bulunurken, bazıları da son yörüngelerindeki elektronları ortak kullanmaktaydılar. Daha sonra yapılan çalışmalar da canlılık için vazgeçilmez önem taşıyan birçok molekülün bu bağlar sayesinde var olabildiğini ortaya koymuştur.

Kovalent bağın daha iyi anlaşılabilmesi için kolay bir örnek verelim: Daha önce elektron yörüngelerinden bahsederken de belirttiğimiz gibi atomların ilk yörüngelerinde en fazla 2 elektron taşınabilir. Hidrojen atomu tek bir elektrona sahiptir ve elektron sayısını 2’ye çıkarıp kararlı bir atom olma eğilimindedir. Bu yüzden hidrojen atomu 2. bir hidrojen atomuyla kovalent bağ yapar. Yani, 2 hidrojen atomu da birbirlerinin tek elektronlarını 2. elektron olarak kullanır. Böylece H2 molekülü oluşur.

3. Metalik Bağlar
Eğer çok sayıda atom, birbirlerinin elektronlarını ortaklaşa kullanarak birleşiyorlarsa, bu kez "metalik bağ" söz konusudur. Günlük hayatta çevremizde gördüğümüz ya da kullandığımız pek çok araç ve gerecin ana maddesini oluşturan demir, bakır, çinko, alüminyum, vs. gibi metaller, kendilerini oluşturan atomların birbirleri aralarında metalik bağlar yapmaları sonucunda, elle tutulur, gözle görülür, kullanılabilir bir yapı kazanmışlardır.

Atomların yörüngelerindeki elektronların neden böyle bir eğilimi olduğu sorusunu ise bilim adamları cevaplayamamaktadır. Fakat canlı organizmalar ancak nedenini bilmediğimiz bu eğilim sayesinde var olabilirler.

Acaba tüm bu bağlarla kaç farklı bileşik oluşabilmektedir?

Laboratuvarlarda her gün yeni bileşikler oluşturulmaktadır. Şu an için yaklaşık 2 milyon bileşikten bahsetmek mümkündür. En basit kimyasal bileşik, hidrojen molekülü kadar ufak olabildiği gibi, milyonlarca atomdan oluşan bileşikler de vardır.
Bir element acaba en fazla kaç değişik bileşik oluşturabilir? Bu sorunun cevabı oldukça ilginçtir. Çünkü bir tarafta hiçbir elementle birleşmeyen bazı elementler (soy gazlar) vardır. Diğer tarafta ise 1.700.000 bileşik oluşturabilen karbon atomu vardır. Toplam bileşik sayısının 2 milyon kadar olduğunu tekrar hatırlarsak, Ad:  molekul.png
Gösterim: 2005
Boyut:  613 Byte ’i toplam 300.000 bileşik yapmaktadırlar. Ancak karbon olağanüstü bir şekilde tek başına tam 1.700.000 bileşik yapabilmektedir
Son düzenleyen Safi; 8 Aralık 2016 22:46
Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
9 Aralık 2016       Mesaj #5
Safi - avatarı
SMD MiSiM
MOLEKÜL
a. (fr. molöcule; lat. moles, kütle'den). Kim.
1. Atomlardan oluşan ve meydana getirdiği arı bir maddede serbest durumda bulunabilen en küçük madde niceliği olan parçacık. (Moleküller, tam olarak ancak gazlarda tanınabilir, ama bir dereceye kadar, zayıf bağlarla bağlı sıvılarda ya da kimi katilarda da [hid- irojen bağı, Van der Waals bağı; kutuplarda bağı] belirlenebilir )
2. Molar molekül kütlesi, moleküllerden meydana gelen bir maddenin bir molûnûn kütlesi. (Molar molekül kütlesi maddenin molekülünü oluşturan elementlerin molar atom kütlelerinin toplamına eşittir.) [Buna molekül tartısı da denir] (Eşanl. MOLEKÜL AĞIRLIĞI.)

—Astrofiz. Molekül bulutu, içinde, maddenin molekül halinde bulunduğu yıldızlara- rası geniş madde derişimi. (Yıldızlar, bu molekül bulutlarının ortasında oluşur.)

—Fizs. kim Molekül değişmezi, bağıntısıyla tanımlanan büyüklük; bu bağıntıda A, kendi buharıyla temas halinde olan sıvının yüzey gerilimini; p, sıvının özgül kütlesini, paynı sıcaklıkta alınan doymuş buharın özgül kütlesini; M, maddenin molar kütlesini gösterir. (Molekül değişmezi, arı bir madde için kesinlikle sıcaklığa bağlı değildir. Bu değer, ya yukarıdaki formüle göre ya da atom ve molekül bağlarının özgül büyüklükleri toplanarak hesaplanabilir. Bu yolla bulunan iki ayrı değerin karşılaştırılması, molekülsel yapı problemlerinin çözümlenmesini sağlar) [Eşanl. PARAKOR.]

—ANSİKL. Akışkan, mekan. Birbirleriyle temas halinde kalarak serbestçe yer değiştiren sıvı molekülleri, sıcaklık ne kadar yüksekse, o denli fazla çalkalanır. Sıvı içinde katı asıltı halinde bulunan küçük taneciklerin hareketi (Brovvn hareketi) bu çalkalanmayı görünür hale getirir.

Bunun tersine, gaz molekülleri birbirlerinden bağımsız olarak yer değiştirir ve ancak çok kısa süreli çarpışmalar sırasında etkileşime girerler. İki çarpışma arasında her molekül düzgün bir hareket yaparak, düz bir çizgi boyunca yer değiştirir. Belli bir gaz için, belli bir sıcaklıkta, iki çarpışma arasındaki bu yolların ortalama uzunluğu değişmez. Bu “ortalama serbest yol” gazın sıcaklığına ve basıncına bağlı olduğu gibi, türüne de bağlıdır. Oksijen için, olağan koşullarda mikrometrenin onda biri düzeyinde olan bu yol, 10-10 atmosferlik bir basınç altında kilometre düzeyine erişebilir. Hacimleri eşit, farklı gazlarda, aynı sıcaklıkta ve aynı basınç altında aynı sayıda molekül bulunur (Avogadro hipotezi). Normal sıcaklık ve basınç koşullarında, 22,4 litrelik bir gaz, N:6,0231023 (Avogadro sayısı) molekül içerir.

—Astrofiz. Moleküller, kimi soğuk yıldızların tayfı ile yansız ve soğuk yıldızlararası maddenin tayfında ortaya çıkar. Yıldızlararası gazda 50’den fazla molekül bulunmuştur; bu moleküllerin en karmaşığı, 1983'te bulunan ve formülü HC„N olan, 13 atomlu siyanodekapenten molekülüdür.

—Atom fiz. Kuvantal kuram açısından bir molekül kendini oluşturan atomlara ilişkin sistemin bağlı hali olarak tanımlanır. Bağı oluşturan enerji düşüşü, tam anlamıyla kuvantal bir yapının belirtisidir; bu kuvantal yapı, bağlı oldukları atomun çekirdeği çevresinde yoğunlaşmak yerine birçok çekirdeği içine alan bir bölgede var olma olasılığı gösteren az sayıda elektronun yöresizliğinden kaynaklanır.

Kaynak: Büyük Larousse
SİLENTİUM EST AURUM
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
10 Aralık 2016       Mesaj #6
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Moleküller :


  • Aynı cins ya da farklı cins iki ya da daha fazla atomun (kimyasal bağlar ile) birbirine bağlanması sonucu oluşan atom gruplarına (yapıya) molekül denir.
  • Atomların çoğu doğada tek başlarına bulunmazlar. Aynı cins ya da farklı cins atomlar bir araya gelerek molekülleri oluştururlar ve doğada molekül halinde bulunurlar.
  • Moleküller iki ya da daha fazla atomdan oluşurlar. İki (az sayıda) atomdan oluşan moleküllere basit yapılı moleküller, çok sayıda atomdan oluşan moleküllere karmaşık yapılı moleküller denir. (500 atomdan oluşan moleküller bulunabilir).
Örnek :
  • Su, iyot, hidrojen, oksijen molekülleri basit yapılı moleküllerdir.
  • Günlük hayatta kullanılan besinlerde ve hücrede bulunan karbonhidrat, protein ve yağ molekülleri karmaşık yapılı moleküllerdir.

Aynı Cins Atomların Molekülleri :


Aynı cins iki atom bir araya gelerek element moleküllerini, aynı cins element molekülleri de bir araya gelerek elementleri oluştururlar.
Bazı elementleri oluşturan aynı cins atomlar doğada tek başlarına bulunurken bazı elementleri oluşturan aynı cins atomlar da doğada ikili gruplar halinde bulunurlar. Doğada ikili gruplar halinde bulunan atomlara sahip elementlere moleküler yapılı elementler denir. Moleküler yapılı elementlerin en küçük taneciği moleküllerdir.
Hem elementler hem de element molekülleri aynı cins atomdan oluşur. Elementler çok sayıda atomdan oluşur ve görünür boyuttadır. Element molekülleri ise iki atomdan oluşur ve elementlerin yapı birimleridir (görünmez boyuttadır).
Ad:  1.jpg
Gösterim: 1717
Boyut:  41.5 KB
Ad:  2.jpg
Gösterim: 1484
Boyut:  17.0 KB

Farklı Cins Atomların Molekülleri :


Farklı cins atomlar bir araya gelerek bileşik moleküllerini, bu moleküller de birleşerek bileşikleri oluştururlar. Bu nedenle bileşikler farklı cins atomlardan oluşurlar ve bileşiklerin kendi özelliklerini taşıyan en küçük tanecikleri moleküllerdir.
Bileşiklerin moleküllerini oluşturan atomlar farklı cins atomlar oldukları için bu atomların büyüklükleri ve özellikleri de birbirinden farklıdır.
Ad:  3.jpg
Gösterim: 1531
Boyut:  27.2 KB
NOT : 1- Su molekülünde hem aynı çeşit hem de farklı çeşit atomlar bulunur.

Ad:  4.jpg
Gösterim: 1644
Boyut:  66.0 KB

NOT : 1- Karbon dioksit molekülünde hem aynı çeşit hem de farklı çeşit atomlar bulunur.
Son düzenleyen Safi; 10 Aralık 2016 20:22
SİLENTİUM EST AURUM
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
8 Mart 2017       Mesaj #7
Avatarı yok
Yasaklı

Araştırmacılar Laboratuvarda Üçgen Biçimli Bir Molekül Sentezledi!


İlk kez, yaklaşık 70 yıldır peşinde koşulan “triangulen” isimli, garip ve kararsız bir molekül sentezlendi.Triangulen molekülü grafen ile tek atom kalınlığında olması ile benzeşiyor. Grafende olduğu gibi karbon atomlarının oluşturduğu bir düzlemden çok, triangulende altı taneye kadar altıgen biçimli karbon molekülü uçlarından birleşerek bir üçgen oluşturuyor ve kararlı bir bağ oluşturmaya engel olacak şekilde birleşiyor. Bu zamana kadar hiç kimse bu molekülü sentezleyememişti.

Ad:  Traingulene_web_1024.jpg
Gösterim: 863
Boyut:  19.5 KB
Bu zamana kadar bulunamamış molekülü bulan kişiler IBM’de çalışan araştırmacılar oldu. Nature dergisinden Philip Ball’a konuşan baş araştırmacı Leo Gross (İsviçre IBM Laboratuvarı), “triangulen molekülü kişilerin uzun zamandır deneyip başaramadığı ilk molekül oldu” diyor. Triangulen uzun zamandır sentezlenmeye çalışılan ve başarılamayan moleküllerden şu özelliği ile ayrılıyor, yalnızca benzersiz olması ile değil, ayrıca elektronik ve kuantum bilgisayarlarda faydalı olabilecek özelliklerinden dolayı peşinden koşulan bir molekül bu.

Triangulen molekülü 1950 yılında Çek bilim insanı Erich Clar tarafından tahmin edilmiş. Teorik hesaplama sonucunda üçgen biçimli bir molekülün altı adet birbirine kaynaşmış benzen molekülünden elde edilebileceğini öne sürmüş, ancak çift sayılı atom ve elektronların varlığı nedeniyle iki eşleşmemiş elektron ortaya çıkmakta. Clar, deneme – yanılma ile bu molekül üzerinde çok uğraşmış. İki adet eşleşmemiş elektron yapıyı son derece kararsız hale getirmekte ve etrafında ne varsa onunla tepkimeye girmektedir.

Geleneksel sentez teknikleri ile daha büyük yapılar elde edilmeye çalışılmış, ancak 70 yıla yakın bir süredir araştırmacılar bu yöntemi kullanmaya devam etmişler. Araştırmacılardan biri olan Niko Pavliček, sentezlenir sentezlenmez molekülün yükseltgendiğini söylüyor. IBM farklı bir yöntem kullanarak sonuca gitmeye çalışmış. Bir öncül madde elde edip onun üzerinden devam etmek istemiş. Öncül madde üzerinde fazladan hidrojen atomları var ve molekülü kararlı hale getiriyor. Bu hidrojen atomları bir elektron demeti ile uçurulabiliyor ve kararsız triangulen molekülünü geride bırakıyor.

Araştırmacılar, taramalı prob mikroskobu kullanarak yapıyı görüntülemeyi başarmışlar. IBM araştırmacısı olmayan, ancak geçmişte triangulen sentezinde bulunmuş biri olarak Osaka Şehir Üniversitesi (Japonya) çalışanı Takeji Takui de Nature’ye bunun ilk doymamış triangulen sentezi olduğunu söylemiş.

Yeni Malzeme Benzersiz ve Beklenmedik Özelliklere Sahip!


Beklendiği gibi, araştırma ekibi tarafından moleküldeki iki eşleşmemiş elektronun hizalı dönü gösterdiği ortaya çıkarılmış, molekül seviyesinde manyetiklik kazanan yapı kuantum bilgisayarlarda ve spintronik cihazlarda kullanılma potansiyeline sahip. Araştırmacılar ayrıca bakır yüzey kullanarak dört güne kadar triangulenin kararlı olduğunu görmüş. Triangulenin normalde bakır yüzeyle tepkimeye girmesi bekleniyormuş, ancak neden tepkimeye girmediği şimdilik bilinmiyor.

Gross, basın açıklamasında triangulenin bir pi radikali olduğunu ve eşleşmemiş elektronlarının delokalize halde bulunduğunu ve neden bağ oluşmadığı konusunda şaşkınlık içinde olduklarını söylemiş. Bu yeni yapıyla ilgili daha çok araştırma yapmak gerekiyor ve ekibin bulduğu yeni sentez tekniği diğer kaçak yapıları elde etmek için faydalı olabilir. Bu bütün kimyasal sentezde faydalı olabilecek bir teknik değil; pek çok malzeme için faydalı olmayacak, yavaş ve pahalı bir süreçten bahsediliyor. Ancak konu kuantum hesaplamanın geleceği olunca IBM kesenin ağzını açıyor. Böylece diğer araştırmacıların da bu mücadeleden faydalanması mümkün olabiliyor.

Kaynak: Sciencealert / Görsel Telif Hakkı: IBM Research (14 Şubat 2017)
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

10 Aralık 2016 / ThinkerBeLL Kimya
18 Mart 2017 / Alara Darya Kimya
19 Temmuz 2017 / kompetankedi Çevre Bilimleri
4 Ağustos 2018 / ThinkerBeLL Çevre Bilimleri
7 Nisan 2010 / Misafir Cevaplanmış