Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 7 Nisan 2017  Gösterim: 136.297  Cevap: 8

Destan Nedir?

Kısaca
Destan, insanüstü ve doğaüstü bir çerçeve içinde geçen serüvenlerden, yolculuklardan, tehlikeli durumlardan, gerçekçilikle yüceliği kaynaştıran öykülerden, diyaloglardan, açıklamalardan, betimlemelerden oluşur.
_green
31 Ekim 2007 08:24       Mesaj #1
_green - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  destann.jpg
Gösterim: 284
Boyut:  117.9 KB

Destan

, iki tür anlatı düzeninin birleşme noktasıdır.
Bunlardan biri, ilkel ve sözlüdür (ama transkripsiyonu da, edebiyatçı gözüyle yeniden işlemeyi de dışarda bırakmaz), öteki tek bir yazarın yapıtı olan yazımsal bir anlatıdır. Bu iki anlatı arasında tarihsel bakımdan açık bir kopukluk bulunsa bile, hayalgücü, kahramanların tiplendirilmesi, efsanevi ve kültürel bir bütün oluşturmaları bakımından aralarında bir bağlantı bulunduğu açıktır, çünkü destan, ortak bir nitelik taşıyan şiirsel ve anlatısal sözün, gerçekleşmesi, geçmişin yitirilmiş bütünlüğünün yeniden yeniden kazanılması olarak tanımlanır.

Sponsorlu Bağlantılar
Sümer destanı Gılgamış' tan (İ.Ö, 3000), ilyada’ ve Odysseia'dan, Sanskrit destanları Ramayana ve Mahabharata'dar, kahramanın şeytan-canavarlar ve ejderlerle çarpışmasının öyküsü olan Beowulf' a kadar bütün bu ilk anlatılar, birtakım örnek kişilerin portrelerini çizer. Bunlar, tanrılara yakınlığı olan, tasarımın ortak örneklerini kendi üzerlerinde yoğunlaştırabilen kişilerdir; mitlerden ve folklor verilerinden yola çıkarak gerçeği düzenler, bu arada, özellikle düşlem yardımıyla, bütün insansal konulara el atılmasını sağlarlar.

Destanın bütünü, insanüstü ve doğaüstü bir çerçeve içinde geçen serüvenlerden, yolculuklardan, tehlikeli durumlardan, gerçekçilikle yüceliği kaynaştıran öykülerden, diyaloglardan, açıklamalardan, betimlemelerden oluşur. Destanın sürekliliği, onu topluluğa okuyan kişinin değişik şiir ya da şarkıları, gerçek bir bütünlük içinde düzenlemesini gerektirir.

Destan geleneğinin zayıflaması Yunanistan ya da böyle bir geleneğin yokluğu Roma gerçek yazınsal destanın: İskenderiye döneminde Rodoslu Apollonios’un Arganautika'sına, latincede Naevius'un Pön savaşı'nın ve Ennius'un Yıllıklarının doğmasına yol açar. Vergilius, Aeneis'iyle, Roma'nın Romulus tarafından kurulması efsanesini Homeros' tan alınma anılara ve geleneğe bağlayarak, Roma'ya kendi destanını kazandırmak ister.

G. Dumâzil'in kanıtlamasına göre, bu destanla, tanrısal sitenin kurulmasına ilişkin hint-avrupa miti bütün öğeleriyle yeniden ortaya çıkar. Lucanus'un Pharsalia'sı, Sezar ile Pompeius'un rekabetini ve savaşını dile getirirken, Homeros ile Vergilius'un yöntemlerini bir arada kullanır. Daha sonra, yeni bir yaratıcı geleneğin belirmeye, başladığı görülür. Chanson de Roland'dan Victor Hugo' ya ve Ezra Pound’a (yazının gücüne dayanarak dünya tarihini destansı bir biçimde ve parça parça yeni baştan düzenleyen Cantos, kadar uzanan bu yeni gelenek, destanı, yüce bir düzenden ayrı düşünülemeyen bir tarihsel düzenin kesinliğini edebiyat aracılığıyla yeniden ortaya koymanın bir yolu yapar. Chansons de geste' in üç bölümü (bunlardan Charlemagne bölümündeki Roland en iyi parçayı oluşturur), ispanyada El Cid, Provence’ta la Chanson’ de la croisade contre les albigeois, Almanya’da Nibelungenlied ve İzlanda saga'ları, Avrupa'da Ortaçağda ortaya konulan ve tasarım biçimlerini düzenleyen gerçek kahramanlık eylemlerinin son örnekleridir.

Halk inançlarının, dinsel felsefenin işlenmesi bakımından, Dante, ilahi komedya’sında, belirli anlam hiyerarşilerine dayalı ruhsal bir destan oluşturur. Yunan latin örneklerinin saygınlığı,Rönesans'tan başlayarak, gerçek anlamda tarihsel bir kaygıyla destana dönülmesine yol açar: amaç, yeni zamanları oluşumları ve dinsel umutlarıyla, ulusal bir görüş açısından yansıtmaya çalışmaktır. Tasso, Gerusalemme Lıberata'sıyla, Vergilius'a öykünerek I. Haçlı seferi'ni anlatır; Camoes de,Lusiadas’ıyla, mitolojiden ve Vasco da Gama'nın kişiliğinden yararlanarak, paganlara karşı yürütülen kutsal bir savaş görüntüsü altında, tüm Portekiz tarihini sergilemeye çalışır. Ronsardla Franciadelyla, krallığa ve Fransa'ya bir destan kazandırmayı dener. XVII. yy. Fransısında, Saint-Amant, Godeau, Chapelain, Desmarets de Saint-Sorlin, Louis Le Laboureur ile bir başarısız destanlar furyası görülürken, Milton, Paradise lost'uyla, türün bütün alışılmış araçlarından efsane, doğaüstü, folklor, tarih yararlanarak sırf dinsel bir destan ortaya koyar, Milton'un destanının bitişi Adem ile Havva, el ele tutuşmuş olarak, bir başlarına, karşılarında açılan dünyaya doğru ilerlerler ilk kadınla ilk erkeği Robenson Cruosoe'nun habercisi yaparak ve her türlü kahramanlık imgesini yıkarak çünkü itaatsizlik kahramanlık değildir her türlü destan düşleminin sonunu kesinler.

Destansının kapsamında bu daralma, Spenser'in The Faerie' Guenne’inde de açıkça görülür. Burada, kral Arthur efsaneleri, Charlemagne'a göndermeler, erdemci bir simgeciliğe, anıştırmacı bir didaktikliğin hizmetine verilmiştir. Voltaire'in La Henriade"lyla Klopstock'un la Messiade, epos ile modernliğin birbirinden kopuşuna tanıklık eder. Bu yüzden, lirizme kültürdeki yerini kazandıran romantizmin, destanı hâlâ sürdürmek istemesi, çelişkili görülebilir. Romantizm, destanı, büyüklük imgesiyle tarih arasında, her türlü didaktikçiliğin dışında, uzlaşma sağlayabilecek bir araç olarak görür. Bununla birlikte, Keats'in Hyperion'u ve Mattew Arnold'un Sohrab and Rustum’u, daha çok, lirizmi bir anlatım çerçevesi içinde nesnelleştirmek ve ona büyük işlere özgü bir soyluluk aşılamak çabası olarak belirir.

Hugo, la Lagende' des siöcles'i ile, modern destan sorununu örnek bir biçimde çözümler: tarih, eylemlerin zamanıdır, ama aynı zamanda da ilerleme sürecidir; çağımızda tarih, artık ünlü ve örnek kişileri tanımaya olanak vermediğine göre, İncilse! erdemleri alçak gönüllü insanlar somutlaştırır, vaçgeçilmez örnek portreler oluştururlar. Biçim konusunda ise, sürekli ve uzun anlatıma bağlı kalan Lamartine (Jocelyn’), Mânard (Promöthöe dölivrâ) ve Soumet'nin (Jeanne darc) ya da düzyazı biçiminde destanı deneyen Ballanche ve Quinet‘nin tersine, Hugo, nazma bağlı kalır ve yapıtını, tarihin yükselme noktalarının vurgulanması niteliğinde olan kısa şiirlerle kurar.

Tümüyle bireysel kalan ben'in, destana malzeme olabileceğini ve romanın destansı verileri bir araya topladığını söylemek yanlış olur. Ama destana başvurma, çağdaş yazınsal yaratımın ve çağdaş eleştirinin vazgeçilmez bir verisidir. Bu durum, eleştiri alanında, belirgin bir hegelcilikle ve edebiyatın ilk ve ideal bir durumuyla ele aldığı kişilerin ve nesnelerin bütünlüğünü, somut birliğini ve eşitliğini bir simgeler sistemi biçiminde ortaya koyduğu zamanki durumuyla dile gelir. Bu da, destanı yazıya geçiren ya da yaratan kişinin, üstükapalı bir biçimde, bu bütünlüğü tıpatıp uyan bir hayalgücü yüklemek ve onun yazısını, hem bu gücü nedeniyle monarşik, hem de her şeyi eşit biçimde kavrayabilen bir yazı kullandığını söylemek, kimi çağdaş yapıtları destansı yüceliğin tam tersi olarak okumak için, edebiyat biçimleri tipolojisini sürekli bir iniş, bozuluş olarak görmek demektir (Joyce' un Ulysses'ı böyle bir yönelime tanıklık eder). Oysa, destanın oldukça eski bir tarih görüşünü yansıttığını söylemek daha doğru olur. Hegel'in belirttiği gibi, bu görüş, henüz "duyguyla eylem, tutarlı bir biçimde izlenen ereklerle dış rastlantılar ve olaylar arasında ayrım yapma” gücüne ulaşmış değildir.

Kimi zaman destansı bir metin gibi okunan Tevrat, bu saydamlığı, bu genel mimesis’ eğilimini yok eder, çünkü daha ileri bir tarih görüşü getirir. Roman, bu ilerlemeyi zorunlu kılar ve destan düşselliği ancak eşit betimlemeye ve kişilerin, sözlerin ve nesnelerin bölünmüşlüğünün etkilerini azaltmak için zorunlu olan simgesel bir ilkörnekler sistemine dönüşle yeniden bulabilir.

• Türk edebiyatında destan.

Türk destanları bir şair tarafından topluca yazılmadığı gibi, bir folklorcu tarafından da destancı halk şairleri ağzından derlenip yazıya geçirilmemiştir. Bunların ancak konuları üzerinde bilgimiz vardır; bu konular da, çoklukla, Çin, İran, arap kaynaklarında ve bazı türkçe kaynaklarda saptanmıştır.
Türk destanları, türk tarihinin gidişine uygun olarak 4 daireye ayrılır: Saka destanı, Hun destanı, Göktürk destanı, Uygur destanı. Bunlar da, kendi içlerinde birtakım kollara daha bölünürler.

1. Saka destanı: Saka Tûrkleri’nin iki destanı vardır: Alp Er Tunga destanı, Şu destanı.
  • a. Alp Er Tunga destanı: Bu destanda, İ.Ö. VII. yy.'da İranlılar ile savaşan Saka Türkleri’nin hükümdarı Alp Er Tunga'nın (öl. İ.Ö, 624) serüveninin anlatıldığı tahmin ediliyor. Kâşgarlı Mahmuf'un (XI. yy.) Divanü lügat it-türk adlı yapıtında, Alp Er Tunga'nın ölümü üzerine söylenmiş bir sagu (ağıt) vardır. Fars şairi Firdevsi*'nin (934-1020) Şehname adlı mesnevisinde Alp Er Tunga, "Efrâsiyâb" adıyla anılmıştır.
  • b. Şu destanı: Bu destanda, İskender' in Batı Türkistan'a yürümesi (İ.Ö. 330-327) üzerine, türk hükümdarı Şu'nun doğuya çekilmesi, İskender gittikten sonra yine Balasagun'a dönüp Şu şehrini kurması anlatılmıştır.

2. Hun destanı (Oğuz Kağan destanı):

Bu destanda Hunlar'ın hükümdarı Oğuz (Mete, İ.Ö. 209-174) Kağan'ın doğması, evlenmesi, kağan (hakan) olması, Orta Asya’da türk birliğini kurması, ölümünden önce imparatorluğu oğulları arasında bölüştürmesi anlatılır.
Destanın konusu XIII. yy.’da uygur harfleriyle ve nesirle yazıya geçirilmiştir, içinde manzum parçalar da vardır

.3. Göktürk destanı:

Göktürkler'in de iki destanı vardır:
  • a. Bozkurt destanı: Bu destanda Göktürkler'in dişi bir bozkurttan (totem, tanrı) türedikleri anlatılır. Konusu Çin kaynaklarında saptanmıştır.
  • b. Ergenekon destanı: Şu destanda, bir savaşta yenilen Göktürkler'in sığındıkları "Ergenekon" denen yerde dört yüz elli yıl kadar oturup çoğaldıktan sonra demir bir dağı delerek oradan çıktıkları ve büyük bir devlet kurdukları anlatılır.
Bu destanın konusu, İlhanlIlar devri tarihçilerinden Reşidüddin'in (1248-1318) Câmi üt-tevârîh adlı farsça yapıtında yazıya geçirilmiş; oradan yararlanan Ebül- gazi Bahadır Han'ın (1605-1663) Şecere -i türk adlı kitabında da anlatılmıştır.
Destanda, Güney Hunlar'a yenilen (İ.S. 93) Kuzey Hunlar'dan bir kısmının Altay dağları yöresinde saklanıp orada demircilikle uğraşmalarının, sonraları yönetimi altında yaşadıkları Aparlar'a (Avarlar) karşı 459 yıl sonra ayaklanarak (İ.S. 552) bağımsızlığa kavuşup Göktürk devletini kur malarının izleri görülmektedir

.4. Uygur destanı:

Uygur Tûrkleri'nin iki destanı vardı:
  • a. Türeyiş destanı: Bu destanda, Hun hükümdarlarından birinin çok güzel iki kızının bir erkek kurtla (totemle) birleşmesinden Dokuz Oğuz - On Uygurlar'ın Hunlar'dan geldiği yolundaki tarihsel olgunun izleri görülmektedir.
  • b. Göç destanı: Bu destanda Uygurlar’ ın Moğolistan'dan Çin'in Kansu eyaletine ve Doğu Türkistan’a göçleri anlatılmıştır.
Destanın eski Çin ve Iran kaynaklarında saptanmış iki ayrı söylentisi vardır. Çin söylentisi ile, İlhanlIlar devri tarihçilerinden Cüveyni'nin (1226-1282) rih-i cihanüşâ adlı farsça yapıtında anlattığı söylentilere göre, bir ağacın gövdesinden (ya da, iki ağacın arasında meydana gelen dağdan) beş çocuk doğar, bunların en küçüğü ve en akıllısı Buğu (Buku) Han’ı Uygurlar kendilerine hükümdar seçerler. Buğu (Buku) Han'ın soyundan gelen hükümdarlardan biri zamanında kutsal bir kayanın Çinliler tarafından alınıp götürülmesi üzerine ırmaklar kurur, göllerin suyu çekilir, topraklar çatlayıp ürün vermez olur (ya da, hayvanlar ve çocuklar “Göç, göç!’’ diye bağrışır); o zaman Uygurlar yurtlarından ayrılıp Beşbalık’a göç ederler.

Destan, Kırgızlar'a yenilerek 840'ta Moğolistan'dan güneye, Doğu Türkistan'a göç eden Dokuz Oğuz - On Uygurlar'ın tarihinden izler taşımaktadır. Her iki söylentide de yer alan Buğu (Buku) Han’ın adının, Uygurlar'a 763'te şaman dinini bıraktırarak mani dinini kabul ettiren Bögü Kağan'ın adından gelme olduğu görülmektedir.

Türkler arasında, İslamlıktan sonra da Kırgızlar'ın müslümanlığı yaymak için savaşan kahramanı Er Manas üzerine kurulmuş, Manas destanı, moğol istilasından sonra Cengiz’in adı çevresinde oluşan Cengizname (Cengiz destanı), Timur destanı vb. gibi yeni destanlar ve din uğrunda savaşları konu edinen Battalname, Danişmendname vb. gibi nesirle yazılmış destan-romanlar oluşmuştur.

Çağdaş türk edebiyatında da, bazıları Kurtuluş savaşı üzerine yazılmış birkaç destan vardır. Bu dönemde yazılan destanların en ünlüleri: Nâzım Hikmet, Simavna kadısı oğlu Şeyh Bedrettin destanı (1936), Kuvayı milliye (1968); Fazıl Hüsnü Dağlarca, Üç şehitler destanı (1949); Ceyhun Atuf Kansu, Sakarya meydan savaşı (1970) vb.

Halk edebiyatında destanlar, koşma biçimi ile ve hece vezninin 11 ya da 8 heceli kalıbıyla düzenlenir. Uzunluğu, anlatılan olayın uzunluğuna bağlıdır. Kendine özgü bir ezgi ile söylenir. Bu tür destanlar toplumu yakından ilgilendiren savaşları ve kahramanları (Genç Osman destanı), ayaklanmaları (Vak'a-i hayrıye destanı), eşkıyalık, kıtlık, deprem, yangın, hastalık salgını vb. gibi olayları; toplumsal sorunları, öğütleri (Öğüt destanı): cimrilik, dalkavukluk, korkaklık vb. gibi gülünç huyları; züğürtlük, mirasyedilik, çapkınlık vb. gibi acı, ya da gülünç yaşam olaylarını; pire, tahtakurusu, boz öküz, uyuz vb. gibi gülmece konularını dile getirir.

Anadolu'da XIV. yy.'dan başlayarak İslam inancını sergileyen bazı dinsel mesneviler de destan adını taşır. Geniş halk topluluklarına seslenen ve sade bir anlatımla yazılmış, sahipleri belirsiz bu yapıtların başlıcaları Kesikbaş destanı. Ejderha destanı, İbrahim destanı vb.'dir. Bunlardan bazıları eski mevlit yazmalarının arkasına eklenmiştir.

Destan (Manzum)

Aşık edebiyatında destan, aşıkların sevgilerini, kahramanlık olaylarını, günlük olaylarla ilgili kimi durumları ve bazı acıklı olayları anlattıkları, biçim olarak halk edebiyatı türlerinden koşmaya benzeyen, koşmadan dörtlük sayısı, konu, anlatım ve ezgi yönünden ayrılan halk şiiri. Kafiye şeması (abab), (cccb), (eeeb) şeklindedir.

DESTAN ÖRNEKLERİ

Köroğlu Destanı'ndan
(Köroğlu'nun Rus muharebesinde askerine söylediği)

1
Yiğit olan gümbür gümbür gürlesin
Yiğidi doğuran ana bin yaşa
Ağ göğdede kızıl kanlar şorlasın
Yiğidi doğuran ana bin yaşa

Davlumbazlar yeğde yeğde uranda
Çarkacılar sağlı sollu dönende
Eğri kılınç ağ göğdeyi bölende
Yiğidi doğuran ana bin yaşa

Gel'e beyler cengi harbi çalınsun
Çamlıbel askeri ayrı bölünsün
Gece gündüz zarbı meydan kurulsun
Yiğidi doğuran ana bin yaşa

Asıl koç yiğitler busuda saklı
Belleri kılınçlı eli mızraklı
Hep şahin bakışlı arslan sıfatlı
Yürü kan içenler hep binler yaşa

Köroğlu der bugün burda duralım
Sabah olsun zarbı meydan kuralım
Akan kandan dolu şarap uralım
Yürü deli Hoylu'm sen binler yaşa

2
Yiğitler silkinüp ata binende
Derelerde aç kurtlara ün olur
Yiğit olan döne döne döğüşür
Kötüler de attan düşer kan olur

Bir yiğit okunu almış eline
Başın komuş yiğitliğin yoluna
Kalkan paralana zırhlar deline
Kanlı gömlek koç yiğide don olur

Bir yiğit okunu almış atıyor
Ak elleri kızıl kana batıyor
Bir kötü yoldaşın komuş gidiyor
Kaçma kötü kaçma şimdi dön olur

Hasım da çağırır figan ağıtlar
İman ehli birbirini öğütler
Boydan boya demir donlu yiğitler
Çalar cidasını kahraman olur

Köroğlu da der ki kalmayın n'ç'r
Serçenin gönlünden şahinlik geçer
Şahini görünce ormana kaçar
Gider tenhalara kahraman olur

3
Hemen Mevl' ile sana sığındım
Arkam sensin kal'am sensin dağlar hey
Senden gayrı yoktur kolum kanadım
Arkam sensin kal'am sensin dağlar hey

Sana derim sana hey ulu yaylam
Nasıl başım alup bu ilden gidem
Okum senden yayım sendendir cıdam
Arkam sensin kal'am sensin dağlar hey

Hep sınadım Osmanlı'nın alını
Bulamadım bir gez gönlüm alanı
Anacığım sevdiğimin halını
Arkam sensin kal'am sensin dağlar hey

Yüce yüce tepesinden yol aşan
Gitmez oldu günlümüzden endişen
Mürüvvetsiz beyden yeğdir dört köşen
Arkam sensin kal'am sensin dağlar hey
Köroğlu der tepelerden bakarım
Gözlerimden kanlu yaşlar dökerim
Bunca yıldır hasretini çekerim
Arkam sensin kal'am sensin dağlar

4
Mert dayanır n'mert kaçar
Meydan gümbür gümbürlenir
Şahlar ş'hı div'n açar
Meydan gümbür gümbürlenir

Yiğit kendini öğende
Oklar menzili döğende
Şeşber kalkana değende
Meydan gümbür gümbürlenir

Ok atılır kal'asından
Hak saklasın bel'sından
Köroğlu'nun n'rasından
Meydan gümbür gümbürlenir.

Son düzenleyen perlina; 7 Nisan 2017 13:48


Daisy-BT
16 Haziran 2011 18:19       Mesaj #2
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi

Destan


Eski çağların kahramanlık öykülerini, ulusların, tanrıların, yiğitlerin savaşlarını, başlarından geçen olayları, toplumun ortak düş gücüyle beslenerek dile getiren büyük manzum yapıtların adı.

Destanlar eskiçağ insanının inanışlarını, yaratılış, varoluş konularındaki düşüncelerini yansıttıkları gibi, toplumların geçmişlerine ilişkin bilgileri de içerirler. Destan kahramanlarının olağanüstülüğü, serüvenlerinin gerçekdışı nitelikler taşıması onların gerçeklerden kaynaklanmadığını göstermez. Nitekim sözlü gelenekte yaşar ve anlatılırken dinleyenlerce o toplumun geçmişteki tarihi olarak benimsenen destanlar, yazıya geçirildikten sonra da gerçekdışı nitelikler taşıdıkları bilinerek, ama toplumun geçmişiyle ilgili, geçmişini dile getiren yapıtlar olarak değerlendirilmişlerdir.

Ad:  destanlar.jpg
Gösterim: 325
Boyut:  121.6 KB
Bugün elimizde bulunan destanların yazıya geçiriliş tarihleri İ.Ö. 2000 yıllarına dek çıkarılabilmektedir. Sümer-Akad-Babil uygarlığının ürünü olan ve çiviyazısıyla pişmiş çamur tabletlere geçirilen Gılgamış Destanı, bilinenlerin en eskisidir. Destanın kahramanı Gılgamış, Uruk kentinin beyidir ve Gılgamış'ın serüvenleri destan türünün bütün ana özelliklerini taşır. Homeros'un İlyada ve Odissia destanlarının ise Atinalı tiran Peisistratos (ölümü İ.Ö. 527) döneminde yazıya geçirildiği sanılmaktadır. Yunan sitelerinin Troya (Truva) kentini ele geçirmek için giriştikleri savaşları konu alan İlyada ile Troya'nın yıkılışından sonra yurduna dönmek üzere yola çıkan İthake kralı Odisseas'nın (Odyseus) serüvenlerini anlatan Odissia destanları ise yazılı destan türünün en iyi örnekleri arasındadır.

Sözlü anlatıma dayanan destanlar, epik şiirin en yetkin örnekleri sayılmaktadır. Anlatım olarak şiirin seçilmesi, destanların kolayca ezberlenerek belleklerde kalmasını, kuşaktan kuşağa geçmesini sağlamıştır. Bu durum, başlangıçta bireysel bir yaratı olan destanların zaman içinde gelişip büyümesine, ayrıntılarla zenginleşmesine, anonim bir nitelik kazanmasına yol açmıştır. Ama hepsinin ortak yanı, ürünü oldukları çağın toplum düzenini yansıtmalarıdır. Destan kahramanları, toplumu yöneten kişiler ya da destana konu olan savaşlarda sivrilen kahramanlardır. Sözlü gelenekte oluşup gelişen destanların, toplumların tarihsel gelişim süreçlerinde yazının kültür aracı olarak kullanılmasıyla yazıya geçirildikleri görülmektedir. Bu, destanları yazıya geçirme denemeleri genellikle bir şair tarafından yeniden yazma ya da küçük değişikliklerle yazıya geçirme biçiminde gerçekleşmiştir.

Destan sözcüğü bir edebiyat türüne ad oluşunun yanı sıra Türkçede, Farsçadaki "Efsane ve mesel ve hikâyât-ı güzeştegân" anlamıyla 9., 11. yüzyıllardan başlayarak yazılı edebiyatın çeşitli türlerinde kullanılmıştır. Mesneviler, manzum ve mensur tarihler, manzum masallar, biyografik yapıtlar, kahramanlık öyküleri destan sözüyle nitelendiği gibi, kimi yapıtlarda ara başlıklarda (Yunus Emre, Risaletü'n-Nushiyye) ya da girişte (Mercimek Ahmet, Kabusname) destan sözünün geçtiği görülür. Destan sözcüğü, halk şiirinde de tür adı olarak kullanılmıştır. Yapı olarak koşmaya dayanan destanlar dörtlük sayısı, konu, anlatım ve ezgileri açısından koşmadan ayrılırlar. Elimizdeki destan örnekleri dörtlük sayısının sınırlandırılmadığını, destanın istenildiği kadar uzatılabileceğini göstermektedir.

Konu bakımından destanda temel öge, belirli bir olay, bir vak'adır: Savaş, deprem, salgın, yiğitlik olayları, eşkıyaların serüvenleri, güldürücü konular, toplumsal yergi ya da eleştiri, çevrede yankı uyandıran olaylar destan konuları arasındadır. Olay temel alındığı için de, destanın anlatımı öykülemeye dayanır. Bu nedenle öğreticilik destanın ana niteliklerinden biri olur. Ayrıca öteki halk şiiri türlerinde olduğu gibi, destanların da, destan ezgisi denilebilecek özel bir ezgiyle okundukları, yapı olarak koşmaya dayanmak ve hece ölçüsünün on birli kalıplarıyla yazılmakla birlikte, mâni türüne kayılarak sekizli kalıplarla söylendikleri de bilinmektedir.

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi


Son düzenleyen perlina; 7 Nisan 2017 13:26
29 Haziran 2011 15:28       Mesaj #3
Tykhe - avatarı
VIP Tinky Winky

Destan Nedir?


Destan, bir ulusun yaşayışını yakından ilgi­lendiren savaş, göç., gibi tarih ve toplum olayları­nın çerçevesi içinde yiğitlik ve olağanüstülük üze­rine kurulmuş çok uzun bir manzum öyküdür. Destan, insanoğlunun çok eski dönemlerde orta­ya koyduğu ilk sanat ürünlerinden biridir.

Kaç Türlü Destan Vardır?


Destanlar, ortaya konuluş özelliklerine göre iki türlüdür: Doğal destan, yapma destan.

I. Doğal Destan:
Çok eski dönemlerde ulus vicdanında derin izler bırakan bir tarih ya da toplum olayının, yine o devirlerde ulusal bir ozan ya da çeşitli saz ozanları tarafından söylenen biçimine doğal des­tan denir.

Doğal Destanların Özellikleri:
  • - Anonim bir nitelik taşır.
  • - Çoğu manzumdur; nazım-nesir karışık olan­larına az rastlanır.
  • - Nazım biçimi ve uyak, destanı yaratan halkın geleneğine bağlıdır. Sözgelimi Homeros'un Ilyada ve Odysseia'si ölçülü fakat uyaksız dizelerden oluşur. Bir Fin destanı olan Kalavela ise dörtlüklerden oluşur.
  • -Gerçek ve gerçekdışı olaylar iç içedir. Söz­gelimi Oğuz Kağan destanında Oğuz'un türlü av hileleriyle bir canavarı öldürmesi gerçeğe uygun bir olaydır; Göktanrı'ya yalvarırken gökten bir ışık düşmesi, o ışığın içinden çıkan güzel bir kızın Oğuz'a eş olması ise gerçekdışıdır. Bu bakımdan des­tanlar roman ile masal arasında bir yer tutarlar.
  • - Destan kişileri beden yapısı ve karakter özellikleri bakımından hem olağan hem de olağanüstü özellik taşır.
  • -Destanlarda anlatılan olayların zamanı aşağı yukarı bellidir. Sözgelimi İlyada ve Odysseia Helenlerin ataları olan Akhai ve Argos kralla­rının serüvenlerini anlatır.
  • - Destanlar çok uzun, manzum öykülerdir. Kır­gızlara ait Manas destanı 400 bin dizeden, Hint destanı Mahabharata ile Ramayana 240 bin dizeden oluşur.
  • -Destanlarda daha çok kahramanlık, yiğitlik, dostluk, aşk, ölüm, yurt sevgisi... temaları iş­lenir.

Doğal Destanların Oluşumu:


Doğal bir destan üç aşamada oluşur: ilk aşamada bir ulusu derinden etkileyen, sarsan gerçek bir tarih olayı art arda gelen kuşakların ha­yal gücü ile genişler, derinleşir, nice efsanelere bürünür; olay yazılı olmadığı için her isteyen onu dilediği biçimde anlatır. İkinci aşamada, efsaneleşen bu tarih olayını değişik ozanlar şiir halinde söylerler. Son aşamada ise bir büyük destan oza­nı çıkar, diğer ozanların söylediklerini derleyip to­parlar, soylu bir üslupla destana son şeklini verir. Türk destanlarının çoğu son aşamaya kavuşama­mış, ikinci aşamada kalmıştır.

Dünya Edebiyatının En Ünlü Doğal Destanları:
  • İlyada ve Odysseia (Homeros), Yunan edebiyatı: Yunanlıların Troia Savaşı'na gidiş ve dönüş­lerini anlatır.
  • Şehname (Firdevsi), İran edebiyatı: İran-Turan mü­cadelelerini, İran'ın ulusal kah­ramanı Rüstem'in yiğitliklerini ve Büyük iskender'in İran'ı işgalini anlatır.
  • Kalevela (Lönrot), Fin edebiyatı: Doğaya karşı savaşan Finlilerin erdemlerini, bilgeliklerini anlatır.
  • Mahabharata, Hint edebiyatı : Kaurava'nın Pandavalara karşı savaşlarını, Krişna ve Arcuna'nın kahraman­lıklarını anlatır.
  • Ramayana, Hint edebiyatı: Ayadhya prensi Rama'nın yaşamını anlatır.
  • Nibelungen, Alman edebiyatı: 5. yüzyılın ilk yarısındaki Hun-Germen savaş­larını anlatır.
  • Boewulf, İngiliz edebiyatı: Yiğit Beovvulf ve arkadaşlarının bir canavarla mücadelesini anlatır.
  • Igor, Rus edebiyatı: 12. yüzyılda Kıpçak Türkleriyle Rusların yap­tıkları savaşları anlatır.
  • La Cid, İspanyol edebiyatı: İspanyol­ların ulusal kahramanı Rodrigo'nun 11. yüzyılda Araplarla mücadelesini anlatır.
  • Chansen de Röland, Fransız edebiyatı: Charlemag­ne döneminde Müslümanlarla yapılan savaşları anlatır.
  • Oğuz Kağan, Türk edebiyatı: Hunların bü­yük hükümdarı Oğuz (Mete) Kağan'ın Orta Asya'da Türk birliği­ni nasıl kurduğunu anlatır.
  • Bunlardan başka Sümerlerin Gılgamış, Ja­ponların Şinto adlı destanları da ünlüdür

II. Yapma Destan:


Yeni ve yakın çağlarda, herhangi bir tarih olayının bir ozan tarafından destan kurallarına uy­gun olarak yazılmış biçimine yapma destan denir. Bunlar bireysel yaratıma yaslanan, sanatsal amaçlı destanlardır. Yapısı, kurgusu ve öğeleri bakımından doğal destanlardan çok büyük ayrı­lıklar göstermez. Ancak doğal destanlar, ilkel biryaşamın ortak, sözel ve kendiliğinden oluşan ürü­nü olmasına karşın yapma destanlar, sonraki top­lumlarda bireysel anlatım ve yaratmaya dayalı ürünlerdir. Yapma destanlarda toplumsal katkının yeri yoktur, bunlar tek bir sanatçının ortaya koy­duğu yapıtlardır.

Dünya Edebiyatının En Ünlü Yapma Destanları
  • Aeneis (Vergilius), Latin edebiyatı: Troia hüküm­darı Priamos'un yeğeni Aeneis'in Roma'yı kurması anlatılır.
  • Henriade (Voltaire), Fransız edebiyatı: 16. yüzyılda­ki din ve mezhep savaşları anla­tılır.
  • Os Lusiadas (Camoens), Portekiz edebiyatı: Vasco de Gama'nın seferleri anlatılır.
  • Kaybolmuş Cennet (J. Milton), İngiliz edebiyatı: Âdem'le Hav­va'nın cennetten yeryüzüne inişleri anlatılmıştır.
  • Kurtarılmış Kudüs (T. Tasso), İtalyan edebiyatı: I. Haçlı Seferi’nde Kudüs’ün alınışı (1909)
  • Çılgın Orlando (Ariosto), İtalyan edebiyatı: Charlemagne döneminde Hıristiyanlarla Müs­lümanlar arasında geçen savaş­lar anlatılır.
  • İlahi Komedya (Dante), İtalyan edebiyatı: Öteki dünya­da (ahirette) Dante'nin yaptığı 7 günlük bir gezi anlatılır.
  • Üç Şehitler Destanı (F. H. Dağlarca), Türk edebiyatı: Kurtuluş Savaşı'ndan bazı olaylar anlatılır.
Son düzenleyen perlina; 5 Nisan 2017 23:32
26 Ekim 2011 20:52       Mesaj #4
Yağmur Kaçağı - avatarı
VIP ..Paşa Gönlüm..

Doğal Destan ve Yapma Destan Özellikleri



Yapma Destan


Bir şairin, toplumu etkileyen herhangi bir olayı tabii destanlara benzeterek söylemesi sonucu oluşan destanlardır. Yazarı belli olan,daha yakın zamanda yazılan ve olağanüstü durumlara az yer veren bir destan türüdür.

Yapma destanlara örnek:


  • Virgilius - Aeneit
  • Dante - İlahi Komedi
  • Tasso - Kurtarılmış Kudüs
  • Milton - Kaybolmuş (Kaybedilmiş) Cennet
  • Firdevsi - Şehnâme

Doğal Destan


Doğal Destanlar anonim (yazarı belli olmayan),ilkel dönemde yaşanmış olayları konu alan ve sözlü destan türüdür. Türk edebiyatında doğal destanlar İslamiyet öncesi ve İslami dönem olmak üzere ikiye ayrılır. Bu destanların çoğu destan döneminde yani İslamiyet öncesi dönemde ortaya çıkmıştır. Destan dönemi çok eski dönemlerde mitolojilerin ortaya çıktığı dönemdir. İnsanların evreni, yaradılışlarını, yaşanılan tüm doğa olaylarını sorguladıkları, adlandırmaya çalıştıkları dönemdir.


Doğal destanlara örnek:


  • İliada, Odysseia -Yunanlıların (Homeros)
  • Kalevala - Finlilerin
  • Nibelungen - Almanların
  • Ramayana, Mahabarata - Hintlilerin
  • Cid - İspanyolların
  • Chanson de Roland - Fransızların
  • Gılgamış - Sümerlerin

Doğal destan ve Yapma destan arasındaki farklar


Yapma destanlar;
- Yazarı bellidir
- Yazılı destan türüdür
- Yakın zamanda yer alan olaylar ele alınır
- Olağanüstü olaylara ve kahramanlara az yer verilir

Doğal destanlar;
- Yazarı belli değildir
- Sözlü destan türüdür
- Eski dönemler yada ilkel dönemleri konu alan olaylar anlatılır
- Olağanüstü olaylara ve kahramanlara yer vilerek abartılı üslup kullanılır

Doğal destan ve Yapma destan arasındaki benzerlikler


- Milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış olayları konu edinir
- Uzun manzum eserler olmaları
- Her ikiside olağanüstü öğeler (benzetmeler) taşıyabilir.

Destan ve masal arasındaki benzerlikler ile farklılıklar


FARKLILIKLAR
1.Destanlarda sonradan aslı bozulsa bile bir yaşanmışlık söz konusudur. Masal ise tamamen hayal ürünüdür.
2.Masallar tekerlemeyle başlayıp tekerlemeyle biterken destanlarda böyle bir durum söz konusu değildir.
3.Destanlar genel olarak yer adları ve kişilerin davranışları üzerinde oluşmuşken masallarda böyle bir şey yoktur.
4.Destanlar belli bir yere , tarihe dayanırken masallarda böyle bir durum söz konusu değildir.
5.Destanlarda genel olarak gerçek kişiler kullanılırken masallarda cin ,peri, dev vb. hayali kahramanlara sıkça yer verilir.
6.Destanların bazıları din kavramı üzerinde dururken masallarda böyle bir durum yoktur.
7.Destanlar genel olarak masallara göre daha kısa yazı türleridir.
8.Destanlar bazen hatta çoğu zaman kötü bir sonla biterken masallar mutlu sonla biter.
9.Bazı destanlar belli bir yöreye ait olup sadece o yöreye ait izler taşırken masallar yöreselden ziyade genele hitap eder.
BENZERLİKLER:
1.Her iki tür de sözlü edebiyat geleneğine bağlı bir türdür.
2.Olağanüstü olaylara her iki türde de rastlanır.
3.Her iki türde de zaman kavramına çok önem verilmez.
4.Her iki tür de ait olduğu toplumun kültürel özelliklerini yansıtması bakımından çok önem taşır.
5.Her iki tür de nesir yani düz yazı şeklinde yazılmaktadır.
6.Her iki türü de kimin oluşturduğu belli değildir. Halkın ortak ürünü olup anonim eserlerdir.
7.Her iki türde de bazı kahramanlar ortak olabilmektedir.
Son düzenleyen perlina; 7 Nisan 2017 14:08
26 Aralık 2011 19:56       Mesaj #5
CeLebRindaL - avatarı
VIP why did you go why
Ad:  destan.jpg
Gösterim: 186
Boyut:  128.7 KB

Destanlar


MsXlabs & Edebiyat Öğretmeni

Destanlar henüz aklın ve bilimin toplum hayatına tam anlamıyla hâkim olmadığı ilk çağlarda ortaya çıkmış sözlü edebiyat ürünleridir.
Milletleri derinden etkileyen tarihî ve sosyal olayları anlatan edebî eserlere destan adı verildiğini biliyoruz. Bu tür edebî eserler deprem, bulaşıcı hastalık, kuraklık, kıtlık, yangın, göçler, savaşlar ve istilâlar gibi önemli olayların etkisiyle tarihin eski çağlarında meydana gelmiştir.

Destanlar üç safhada oluşur:


  • a) Doğuş Safhası: Bu safhada milletin hayatında iz bırakan önemli tarihî ve sosyal olaylar, bu olaylar içinde yüceltilmiş efsanevî kahramanlar görülür.
  • b) Yayılma Safhası: Bu safhada, söz konusu olay ve kahramanlıklar, sözlü gelenek yoluyla yayılır. Böylece bölgeden bölgeye ve nesilden nesle geçer.
  • c) Derleme (yazıya geçirme) Safhası: Bu safhada, sözlü gelenekte yaşayan destanı, güçlü bir şair, bir bütün hâlinde derleyip manzum olarak yazıya geçirir. Çoğu zaman bu destanların kim tarafından derlendiği ve yazıya geçirildiği belli değildir.

Destan Çeşitleri


  • a) Tabii (Doğal) Destan: Toplumun ortak malı olan ve birtakım olaylar sonucu kendiliğinden en oluşan destanlardır.Örnek: Oğuz Kağan Destanı.
  • b) Yapma (Yapay) Destanlar: Bir şairin, toplumu etkileyen herhangi bir olayı tabiî destanlara benzeterek söylemesi sonucu oluşan destanlardır.Örnek: Üç Şehitler Destanı – Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

Destanların Genel Özellikleri


  • Anonimdirler.
  • Genellikle manzumdurlar. Az olmakla beraber nazım-nesir karışık olan destanlar da vardır. Bazıları, manzum şekilleri unutularak günümüze nesir hâlinde ulaşmıştır.
  • Olağan ve olağanüstü olaylar iç içedir.
  • Destan kahramanları olağanüstü özelliklere sahiptir.
  • Destanlar, tarihî ve sosyal olaylardan doğarlar. Bu eserlerde genellikle, yiğitlik, aşk, dostluk, ölüm ve yurt sevgisi gibi temalar işlenir.
  • Bir edebiyat türü olan destan, zamanla asıl anlamını yitirmiş, âşık edebiyatında savaşları, ünlü kişileri, gülünç olayları anlatan eserlere de destan denilmiştir. Türk destanları, İslamiyet’ten önceki destanlar ve İslamiyet’ten sonraki destanlar olmak üzere ikiye ayrılır.
İSLAMİYETTEN ÖNCEKİ TÜRK DESTANLARI
  • Altaylara Ait Destanlar
    • Yaratılış Destanı
  • Sakalara Ait Destanlar
    • Alp Er Tunga Destanı
    • Şu Destanı
  • Hunlara Ait Destanlar
    • Oğuz Kağan Destanı
    • Attila Destanı
  • Göktürklere Ait Destanlar
    • Ergenekon Destanı
    • Bozkurt Destanı
  • Uygurlara Ait Destanlar
    • Türeyiş Destanı
    • Göç Destanı
İSLAMİYETTEN SONRAKİ TÜRK DESTANLARI
  • Karahanlı Dönemi – Satuk Buğra Han Destanı
  • Kazak-Kırgız Dönemi – Manas Destanı
  • Moğol Dönemi – Cengiz Han Destanı (Cengiz-Name)
  • Tatar-Kırım Dönemi – Timur Destanı
  • Tatar-Kırım Dönemi – Edige Destanı
  • Beylikler Dönemi – Danişmend Gazi Destanı (Danişmend-Name)
  • Selçuklular Dönemi – Battal Gazi Destanı (Battal-Name)
  • Osmanlılar Dönemi – Köroğlu Destanı

Kaynakça
Türk Destanlarında Motifler (Totemler)
Türk Destanları Ders Notları
Dünya Destanları Ders Notları
Son düzenleyen perlina; 7 Nisan 2017 13:08
9 Ocak 2012 01:17       Mesaj #6
Mira - avatarı
VIP VIP Üye

Destan


Kahramanlarının olağanüstü eylemlerini coşkulu, törensel bir üslupla anlatan ve genellikle birkaç bölümden oluşan manzum yapıtlardır. Bilinen en eski edebiyat türlerinden biridir. Yunanca “espos” sözcüğünden gelmektedir. Mitoloji, efsane, folklor ve tarihi öğeler içerir. Destanlar ve destansı öyküler ilkçağlardan beri dünyanın her yerinde gelenekleri sonraki kuşaklara aktarmak için kollektif olarak yaratılmış edebi biçimlerdir.

Destanların Ortak Özellikleri


Hepsinde yarı tanrısal nitelikler taşıyan bir ya da birçok kahramandan söz edilir. Destan bu kahramanın eylemleri üzerine kurulmuştur. Olaylar çok geniş bir kozmik coğrafya üzerinde geçer. Bir destanın dünyası ortaya çıktığı zaman içinde düşünebilecek her şeyi barındıran bütünsel, çok yönlü bir dünyadır. Hemen bütün destanlarda uzun yolculuklar anlatılır. Çoğu destanda olaylara doğaüstü yaratıklar da katılır. Kişiler, olaylar, doğal varlıklar hep gerçek yaşamdaki boyutlarından daha büyük, daha zengindir. Özellikle sözlü destanlarda uzun anlatı, betimleme (tanımlama) ve konuşma bölümleri bulunur. Öykü içinde öyküye yer verilir. Törensel söyleyişler ve kamusal duyarlılık hâkimdir. Destanlar temel olarak iki gruba ayrılır.

Sözlü Destanlar


Yazının henüz bulunmadığı ve yaygınlaşmadığı bir kültürde doğan ve kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarıldıktan sonra yazıya geçirilen destanlardır. Ozan ve şarkıcıların değişik zamanlarda söylediği şarkı ve şiirlerin bütünleşmesi ve işlenmesiyle oluşturulurlar. Örnekler:
  • Gılgamış: MÖ 3000 yıllarında Mezopotamya’da ortaya çıkmıştır. Bilinen en eski destandır. Babil ve Akad toplumlarınca da benimsenmiştir. Ama bugüne kalan en eksiksiz biçimi Sümer toplumunda ortaya çıkmıştır. Zalim Uruk kralı Gılgamış’in ölümsüzlük arayışını anlatır. Gılgamış ve arkadaşı Enkidu ile birlikte uzun arayışlardan sonra ölümsüzlük otunu bulur, ama bir yılana kaptırır.
  • İlyada ve Odysseia: MÖ 11-12’nci yüzyıllarda geçtiği sanılmaktadır. Homeros destanları olarak bilinirler. Yunan Yarımadası’ndaki Akhalar’ın, Anadolu’daki İon krallıklarına saldırısı ve Akha kral ve prenslerinin daha sonraki serüvenleri anlatılır. Özellikle Odysseia, Yunan Tragedyası ve Batı edebiyatının önemli bir kaynağıdır.
  • Diğerleri: Eski İngilizce halk destanı Beowulf, Eski Almanca Heldenlieder (kahramanlık türküleri), Almanca Nibelungenlied , Kudrunlied, Fransa’da Chanson de Geste (kahramanlık şarkısı), Chanson de Roland (Frank kralı Charlemagne’ın savaşlarını anlatır), İspanya’da El Cantar de Mio Cid, Hindistan’da Mahabharata, Ramayana, Japonya’da Heike Monogatari.
Ad:  DESTANN.jpg
Gösterim: 255
Boyut:  81.9 KB

Edebi Destanlar


Belirli bir yazar tarafından eski örneklere uygun olarak ve okunmak üzere kaleme alınmış destanlardır.
  • Vergilius’un Aeneis’i: MÖ 29-19’uncu yüzyılları kapsar. Troyalı Aeneias’in uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra Latin ülkesine gelerek Lavinium kentini kurması anlatılır. Lavinium sonradan Alba Langa ve Roma kentlerinin yerine kurulan ilk kenttir.
  • Milton’un Paradise Lost’u: İnsanın cennetten kovuluşu ve tanrının şeytanla mücadelesini anlatır.
  • Dante’nin La Divina Commedia’sı (İlahi Komedya): MS 1310-1321, Ariosto’nun Orlando Furioso’su (Çılgın Orlando) 1532, Camoes’in Os Lusidas’ı 1572.

Türk Edebiyatında Destan


Asya kıtasının çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk boyları arasında zengin bir destan geleneği vardır. Bilinen Türk destanları arasında en eskisi Yaratılış Destanı ’dır. Altay Türkleri arasında söylenmektedir. V. Radlov tarafından saptanıp yazıya geçirilmiştir. Saka Destanı, İskit Türkleri’ne aittir. Bu destan zinciri içinde Alp Er Tunga ve Şu parçaları bulunur. Bunlar Kaşgarlı Mahmud’u Divanü Lugati-t-Türk adlı eserinde yer almıştır. Oğuz Kağan Destanı 14’üncü yüzyılda derlenmiş özet nitelikte bir metindir. Oğuz Kağan’ın doğumu ve üstün nitelikleri, askeri başarıları ve ülkeyi oğulları arasında pay edişi anlatılır. Oğuz Türkleri’nden günümüze gelen tek destan metni ise Dede Korkut Kitabı’dır. Bayındır Han soyundan geldikleri sanılan Akkoyunlular’ın egemen olduğu Kuzeydoğu Anadolu’daki olaylar ve Müslüman Oğuzlar’ın yaşamı anlatılır. Göktürk Destanları çeşitli parçalardan oluşmuştur.

Bozkurt parçasında Göktürkler’in bir boz kurdun soyundan geldikleri, Ergenekon parçasında ise Ergenkon’a sığınmaları, çoğalıp buraya sığmayınca dağı eriterek dış dünyaya çıkmaları anlatılır. Köroğlu parçasında, göçebe Oğuzlar’ın Horasan ve Hazar’da İranlılarla savaşlarından sözedilir. Manas Destanı’nda Kırgız Türkleri’nin putperest Kalmuk ve Çinliler’le savaşları vardır. Cengiz Han Destanı, Moğol istilasından sonra Kıpçak bozkırlarında ve eski Uygurların yaşadığı bölgelerdeki olayları anlatır. Timur Destanı, Timur’un savaşları ve kişiliğine yer verir. Danişmend Gazi Destanı’nda Türklerin Anadolu’yu ele geçirmeleri anlatılır. Battal Gazi Destanı’nda da Anadolu’daki Türk-Bizans savaşları yer alır.
Son düzenleyen perlina; 7 Nisan 2017 13:21
9 Ocak 2012 02:30       Mesaj #7
HANDSOME - avatarı
VIP ☪ ɴє мυтŁυ тürĸüм đἶყєɴє
Ad:  ÇANAKKALE DESTANI.jpg
Gösterim: 180
Boyut:  74.7 KB
Milletlerin inanç, fazilet ve milli kahramanlık maceralarının manzum hikayeleri. Kelime asıl olarak Farsça "dastan’dan gelmektedir. Türk dilinde destan şeklini alarak, Türkçeleşmiş bu edebi türün dışında, "dillere destan olmak", tabirinde görüldüğü gibi, başka mana da kazanmıştır. Batı dillerinde tarihten önce veya tarihin kuruluşu asırlarında söylenmiş efsanelere lejand (legande), daha çok tarih devirlerindeki kahramanlar veya kahramanlıklar üstüne söylenmiş efsanelere de epope (epopee) denir.

İlahi dinlerin bozulduğu zamanlarda tanrılar veya tanrılaştırılan insanlar hakkında söylenerek zamanla inanış haline gelen efsaneye de mitos (mythos) denir. Mitoloji ise, mitosları inceleyen ilmin adıdır. Türkçede bunların hepsine birden destan denir.

Destanlara konu olan milli maceralar çok defa tarihten önceki devirlerde veya tarihin kuruluş asırlarında başlar, bazen tarih boyunca devam eder. Destanların teşekkülünde efsanelerin ve efsane devirlerinin büyük tesiri olur. Bir masal atmosferinin hakim olduğu destanların kahramanları arasında tanrılar, tanrıçalar, gün ışığından, su köpüğünden yaratılmış, bir hayvandan veya ağaç kovuğundan meydana gelmiş mukaddes insanlar, olağanüstü mahluklar, korkunç canavarlar, devler, periler gibi varlıklar bulunur.

Destanlar, gerek tarih, gerek fikir ve sanat bakımından büyük değer taşırlar. Tarihi aydınlatır, fikir ve sanat eserlerine kaynak olurlar. Bazı milletlerin hayatı, tarihten önceki zamanlara uzanır. Bunların tarihlerinin başlangıcını bulmak mümkün değildir. Destanlar, böyle milletlerin ilk çağlarını bir takım mitolojik menkıbeler halinde anlatırlar. Bununla beraber destan, tarih demek değildir. Destanlarla gerçek tarih arasındaki münasebeti tespit için; "Destanlar, halk gözüyle görülen, halk psikolojisiyle duyulan ve halk hayalinde masallaştırılan tarihlerdir." denilebilir.

Ayrıca destan; bir tarih kitabı veya tarih belgesi olmaktan çok, kökü tarihe dayanan, ilhamını tarihten alan bir halk edebiyatı verimidir. Destanlarda milletlerin türlü inançları, dinleri, tanrı veya tanrılar karşısındaki davranışları, iyilikleri ve faziletleri yanında kötülükleri ve ahlak düşüklükleri, hayatı, dünyayı, olayları anlayış, kavrayış ve yorumlama farklılıkları bütün çıplaklığıyla ortaya çıkar. Bu bakımdan milletlerin eski devirlerini tanımada önemli ipuçları verirler.

Daha Eski Yunan devrinden başlayarak destanlarda anlatılan kişi ve olaylar pekçok sanat ve fikir eserine konu olmuştur. Eski Yunan şiiri ve tiyatrosunun belli başlı konusu Yunan mitolojisi ve unsurlarıdır. Bu konular milattan sonraki asırlarda da Latin şairi Seneca (M.S. 1. asır), Fransız şairi Voltaire (M.S. 18. asır), İtalyan bestekarı Sacehini (1735-1786), Alman şairi Geothe (1749-1832), Fransız Racine (1639-1699) gibi edebiyatçılar ve günümüz yazarları tarafından tekrar tekrar ele alındığı gibi, resim, müzik, mimari, heykeltraşlık gibi diğer sanat şubelerinin de vazgeçilmez konularından birisi olmuştur.

Yunan mitolojisinde adı geçen tanrı, tanrıça, kral, kraliçe ve diğer kahramanları tasvir için Avrupa milletlerince milat başından bu yana, bilhassa rönesans ve sonrasında yapılan tapınak, heykel, tablo ve bestelerin sayısını tespit imkansız gibidir. Bu sebeple Eski Yunan ve Roma putperestliğinin temel unsurlarının, Avrupa sanat dünyasında şaşılacak ölçüde hakim olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Destanların bir başka önemi de milletlerin büyük işler yapmak için kendilerine güven duymalarında, türlü sosyal ve tarihi sebeplerle uzaklaştıkları milli benliklerine dönmelerinde, yeniden büyük millet olarak, hürriyet ve istiklallerini korumak için kıyam etmelerinde rol oynamalarıdır. Bu bakımdan destanlar millidir. Bunun tipik misallerinden birisi İran destan şairi Firdevsi’nin Şehnamesi ve bu eserde Farsça ile anlatılan İran-Acem destanı gösterilir. Şehname için "Otuz yıldan çok sıkıntı çektim. Fakat bu Farsça ile Acem’i dirilttim." diyen Firdevsi’den sonra bir kalkınma hamlesine girişen İran dil, kültür ve edebiyatının kısa zamanda şarkın en büyük klasiklerinden olduğu bir vakıadır.

Bir başka örnek Almanya’dan verilerek Nibelungen destanı hatırlatılır. On sekizinci yüzyılın ikinci yarısında Grimm ve Schlegel kardeşlerin eski Cermen masallarını karıştırarak Siegfried isimli Alman destan kahramanını halka yeniden tanıtmaları ve sevdirmesiyle başlayan hareket Wagner’in dört bölümlük Nibelungen halkası isimli bir opera bestelemesi ve Bavyera Kralı İkinci Louis’in Bavyera Dağlarından birinde Walhala adıyla sun’i bir Olympos yaptırmasına kadar uzandı. Bütün bu benzeri çalışmaların Alman milletini her yönden harekete geçirip, Almanların büyük bir milliyet ve medeniyet kurmalarında birinci derecede vazife gördüğü kabul edilir.

Bu açıdan hareketle, İran’da Firdevsi heykeli, rejimlerin değişmesine rağmen, Fars milliyetçiliğinin bir sembolü olarak her zaman ayakta durmaktadır. Her milletin destanı yoktur. Bir milletin tabii destanı olabilmesi için o milletin halk hayalinin efsaneler uydurmaya elverişli bulunduğu en eski ve iptidai devirlerde yaşamış olması lazım geldiği gibi, tarihinde
de unutulmaz tabiat olayları, büyük savaşlar, göçler, istilalar, yeni coğrafyalarda vatan kuruluşları gibi halk hayat ve hafızasını nesiller boyu meşgul edecek hadiseler bulunmalıdır. Çünkü tarih öncesi çağlar, acı tatlı bütün gerçeklerin türlü hayallerle süslenip efsaneleştiği çağlardır.

Destanlar, tarih boyunca milletlerin halk şairleri tarafından gerek dil, gerek nazım yapısı bakımından önce iptidai terennümler halinde söylendi. Destan türküleri, halk arasında yayılıp söylenirken yeni ilavelerle zenginleşip büyüyerek bir tek şairin değil, bütün bir milletin ortak eseri haline geldi. Her yeni ağız, her yeni hayal, destanlara yalnız vak’a olarak değil, dil ve söyleyiş bakımından da gittikçe güzelleşen parçalar kattı. Zaman ilerledikçe destan gelenekleri zenginleşen milletlerin aydınları arasında büyük destan şairleri yetişti. Bunlar halk hafızasında derin izler bırakan destan şiirlerini toplayıp, asıllarına sadık kalarak dil ve üslup güzellikleri içinde bir bütün halinde söylerler.

Böylece milletlerin efsanevi tarihi manasında milli destanları ortaya çıkar. Esasen milli destanlar, destan devirleri geçtikten sonraki devirlerinde milli mazilere karşı uyanan derin sevgi ve özleyiş çağlarında yazılır. Yine böyle çağlarda böyle sebeplerle toplanır. Eski Yunanlıların Homeros’u, İranlıların Firdevsi’si milli destan şairlerinin en tipik misallerindendir. Türklerin bütün destanlarını toplayarak onları tek bir destan haline getirecek bir destan şairi henüz çıkmamıştır. Türk tarihinin akışı da dikkate alınarak denilebilir ki: "Türkler, destan devri yaşamaktan, yeni destanlar söylemekten, eski destanları derleyip toplamaya vakit bulamamışlardır." Bu yüzden ele geçen destan parçaları bir bütünlük göstermezler.

Türk destanları, İslamiyetten önce ve sonra olmak üzere iki büyük kısımda toplanır. Bu destanların bir kısmı halk dilinde yaşayan destanların derlenip toplanmasıyla elde edilmiş, bazılarına eski Çin kaynaklarında, Arap, İran tarih ve edebiyatına ait el yazması eserlerde rastlanmıştır. Türk destanlarının pek çoğu teşekkül ettikleri tarihten sonra yazıya geçirilmiştir. Ancak destanlar, halk dilinde asırlarca yaşayıp yeni vak’alarla birleştiğinden yazıya geçişteki bu gecikmeler bazen onların lehinde olmuştur. Türk destanları gönülleri asırların vak’aları için çarpmış olan Türklerin duygu, görgü ve hatıralarıyla süslüdür. Tarihin birbirine benzeyen nice kahramanları ve kahramanlık vak’aları bu destanlarla birbiriyle kaynaşmış ve tarih içinde Türk fazilet ve kahramanlığını hülasa eden birer örnek olmuştur. Türk destanlarını, Türk uluslarının (boylarının) çeşitli coğrafyada ortaya koydukları destanlar olarak ele almak gerekir. Bunlar İslamiyetten önce ve sonra olmak üzere iki şekilde ortaya çıkmışlardır.

Destanlar, istisnaları dışında, daha ziyade eskiden beri görülen ve bir miras olarak tarihe intikal eden Türk- İran düşmanlığını işlerler. Bunun uzantısı olarak İslamiyetin kabulünden sonra bile ortaya çıkar. Osmanlı Devletinin batıya çıktığı her seferde, buna karşı her zaman bir İran-Hıristiyan devletleri ittifakı ile karşılaşılır.

İslamiyetten önceki destanların başında Saka (Şu), Alp Er Tunga, Afrasyap, Oğuz Kağan gelir. Bunun yanında Dede Korkud Hikayeleri destani özellik gösterirler ve İslami bir renge bürünmüşlerdir (Bkz. Dede Korkud Hikayeleri). Göktürk destanları içinde, Gök Börü, Börü, Asena ve Ergenekon destanları vardır. Türeyiş ve Uygur Göç destanları da Uygur Türklerine aittir.

Ayrıca cemiyette ortaya çıkan hadiseler karşısında ferdi olarak uzun şiirlerin destan olarak ele alındığı görülmektedir. Bu manzumelere Aşık Sadık’ın Mehrali Bey’i ile Ispartalı Seyrani’nin Vak’a-i Hayriyye’si örnek gösterilebilir. Bunlar arasında züğürtlüğü, Erzincan depremini, salgın hastalıklarla gelen felaketi konu edinenler de vardır. Hadiseler herkes tarafından bilinip, duyulduğu için, dillerde dolaşmış ve şuyu bulmuş (yayılmış) olmasıyle de "dillere destan oldu" gibi bir deyimi de kendiliğinden getirmiştir.

Türk destanları da; Saltuk Buğra Han Destanı, Kırgız Türklerinin destanı olan Manas, Cengizname, Battalgazi Destanı gibi destanlardır. Ayrıca Oğuz Destanı’nda, İslam inancına ve terbiyesine adapte edilmiş bir şekil vardır.
Türk destanlarının hemen hepsinde ışık, ağaç, maden ve maden isimleri, bozkurt, kadın, at, su sevgisi, aksaçlı ihtiyarlar, kopuz gibi milli ve bedii unsurlara rastlanır. Ayrıca destanlar eski devirlerde kamlar tarafından kopuzla çalınıp söylenirdi.

Sözlükte "destan" ne demek?
1. Tarih öncesi tanrı, tanrıça, yarı tanrı ve kahramanlarla ilgili olağanüstü olayları konu alan koşuk, epope; destanlaşacak kadar güzel, görkemli, etkileyici.
2. Bir kahramanlık öyküsünü ya da bir olayı anlatan, koşma biçiminde, ölçüsü on bir hece olan halk koşuğu.
3. Çağdaş türk yazınında biçim ve içerik yönünden, geleneksel destanlardan ayrılık gösteren uzun kahramanlık şiirleri.

Destan kelimesinin ingilizcesi
n. epic, epopee, epos, saga


Son düzenleyen perlina; 7 Nisan 2017 13:13
4 Nisan 2017 17:31       Mesaj #8
perlina - avatarı
MOD Moderatör

Destan

, kahramanların olağanüstü eylemlerini coşkulu, törensel bir üslupla anlatan ve genellikle birkaç bölümden oluşan uzun manzum yapıt. Bilinen en eski edebiyat türlerinden biridir. Batı dillerindeki karşılığı, Yunanca epos sözcüğünden gelmektedir. Bütün büyük destanlar, bir kavmin ya da ulusun dünyada kendine bir yurt bulma, kimlik edinme çabalarını dile getirir. Mitoloji, efsane, folklor ve tarih öğeleri içeren destan türü, uzunluğu, kapsamının genişliği ve üslubunun yüceliği ile daha kısa kahramanlık şiirlerinden, daha iddiasız halk öyküleri ve baladlardan ve daha süslü ortaçağ romanslarından ayrılır.

Destanlar iki öbekte toplanabilir: Birincil ya da sözlü destanlar ile ikincil ya da edebi destanlar. Birinci öbekte, yazının henüz bulunmadığı ya da yaygınlaşmadığı bir kültürde doğan ve ancak kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarıldıktan sonra yazıya geçirilen Gılgamış ve İlyada gibi temelde anonim destanlar yer alır. Vergilius’un Aeneis'i ya da Milton’ın Paradise Losfu (Kaybedilmiş Cennet) gibi, belirli bir yazar tarafından eski örneklere uygun olarak kaleme alınmış yapıtlar ise edebi destan olarak nitelendirilir.

KÖKENLER VE ORTAK ÖZELLİKLER
Destanlar ve destansı öyküler, ilkçağdan beri dünyanın hemen her yerinde, geleneklerini sonraki kuşaklara aktarmak için kolektif olarak yaratılmış edebi biçimlerdir. Kökenleri, savaşçı bir aristokrasinin egemen olduğu “kahramanlık çağlarında” yatar. Elemen her kavim ya da ulusun tarihinde, bir kimlik edinmek için mücadele ettiği, büyük savaşlarla dolu böyle bir dönem vardır. Destanların saraylarda ve şölenlerde bazen profesyonel şarkıcıların, bazen de savaşçıların kendilerinin söylediği şiir ve şarkıların gelişmesiyle ortaya çıktığı sanılmaktadır. Bu şarkılarda eski ve yeni kahramanların eylemleri övülür, onları tanrısal atalara bağlayan soykütüğü oluşturulur ve çeşitli mitolojilerin ilk öğeleri belirir. Bugün de bazı Afrika kabilelerinde savaşlardan önce kabile üyelerini yüreklendirmek için ataların kahramanlıklarından söz eden şiirlerin okunması bu geleneğin bir izdüşümüdür. Ama sözlü destan geleneği kahramanlık çağlarından sonra da etkisini sürdürmüştür. Hatta destanların asıl bu dönemde işlendiği, olgunlaştırıldığı söylenebilir. Bir halkın kahramanlarının efsaneleşmesi, genellikle savaşların bittiği ya da yenilgiyle sonuçlandığı görece durgun dönemlerde olur.

Ad:  Destanlarin_Ozellikleri.jpg
Gösterim: 228
Boyut:  65.3 KB
Destanların ortak özellikleri vardır. Hepsinde yarıtanrısal nitelikler taşıyan bir ya da birçok kahramandan söz edilir. Destan bu kahramanın eylemleri üzerine kurulmuştur. Çoğu zaman eylemin fiziksel boyutu ön plandadır. Olaylar çok geniş bir kozmik coğrafya üzerinde geçer. Odysseia gibi bir destanın dünyası, o zaman için düşünülebilecek her şeyi barındıran bütünsel, çok yönlü bir dünyadır. Hemen bütün destanlarda uzun yolculuklar anlatılır. Kahramanlar bu yolculuklarda zorlu sınavlardan geçerler. Yolculuğun kendisi bir sınav, bir arayıştır. Ama olayların temposu hızlı ve dramatik değildir; destan coşkulu bile olsa geriye dönüşlere, anımsamalara, yan konulara atlamalara izin veren, ağır, sakin, huzurlu bir tempoyla gelişir.

Çoğu destanda olaylara doğaüstü varlıklar da karışır. İnsan, doğa ve doğaüstü arasında katı ve geçilmez sınırlar yoktur. Kişiler, olaylar, doğal varlıklar hep gerçek yaşamdaki boyutlarından daha büyük, daha zengindir. Ama bu, daha sonra ortaya çıkan fantastik romanslarda olduğu gibi bir “gerçek dişilik” duygusuna yol açmaz.

Bütün destanlarda, ama özellikle sözlü destanlarda uzun anlatı, betimleme ve konuşma bölümleri bulunur. Olayların akışı sık sık konu dışı bölümlerle, geriye dönüşlerle kesilir. Öykü içinde öyküye yer verilir. Betimlemeler, özellikle Homeros destanlarında sert, canlı ve dolaysızdır. Lirizm ve bireysellik yerine törensel söyleyiş ve kamusal duyarlık baskındır. Konuşmalarda, daha sonra klasik tragedyanın da benimseyeceği “yüce” bir üslup vardır.

SÖZLÜ DESTANLAR
Bunlar ozan ve şarkıcıların değişik zamanlarda söylediği şarkı ve şiirlerin bütünleştirilmesi ve işlenmesiyle ortaya çıkar.İÖ 3000’lerde Mezopotamya’da doğmuş olan Gügamış bilinen en eski destandır. Babil ve Akad toplumlarının da benimsediği Gılgamış'm bugüne kalan en eksiksiz biçimi Sümer toplumunda ortaya çıkmıştır. Uzun arayışlardan sonra ölümsüzlük otunu bulup da bir yılana kaptıran zalim Uruk kralı Gılgamış ile arkadaşı Enkidu’nun öyküsünü anlatır.

Homeros destanları olarak da bilinen İlyada ve Odysseia'da Yunan Yarımadasındaki Akhaların Anadolu’daki İon krallıklarına saldırısı ve Akha prenslerinin daha sonraki serüvenleri anlatılır. Bu olayların İÖ 12-11. yüzyıllarda geçtiği, Homeros’un ise İÖ 9. ya da 8. yüzyılda yaşadığı sanılmaktadır. Aradaki dönemde aynı konular çeşitli Yunan ozanlarınca (aoidoi) işlenmiş olmalıdır. Homeros diye birinin gerçekten yaşayıp yaşamadığı konusunda da değişik görüşler vardır.
Bu iki destan, özellikle de Odysseia, daha sonraki Yunan tragedyasının ve Batı edebiyatının önemli bir kaynağı sayılır. Bütün Hint-Avrupa kültürlerinde rastlanan “üçlü sistem” burada da görülür. Buna göre evren, üç insan grubunun temsil ettiği üç ilkeye dayanmaktadır: Krallar din ve yönetimden, savaşçılar fiziksel güçten, üreticiler de bereket, zenginlik ve üretimden sorumludur. Homeros destanlarında bu üç grup arasında bozulmaması gereken hiyerarşik bir dengenin gözetildiği görülebilir.

Homeros destanları, Fenikeliler aracılığıyla Ortadoğu kaynaklarından da beslenmiştir. Örneğin, Odysseus’un bilge Teiresias’ın kehanetini dinlemek için ölüler dünyasına gitmesiyle Gılgamış’ın ölümsüzlük sırrını öğrenmek için Utnapiştim’i araması arasında bir koşutluk vardır. Ama dünya görüşleri oldukça farklıdır. Gılgamış'ta ne pahasına olursa olsun ölümsüzlük isteği ağır basar. Yunan mitolojisinde ise, insanın yazgısına (moira) razı olması düşüncesi egemendir.
Germen kavimlerinin İS 3. yüzyıldan 6. yüzyıla değin süren göçleri sırasında bir kahramanlık çağı yaşanmış ve gelişen sözlü gelenek birçok ortaçağ destanına kaynaklık etmiştir. Bu çağın en önemli ürünlerinden biri, 8. yüzyılda yazıya geçirildiği sanılan Eski İngilizce halk destanı Beowulftur. Eski Yüksek Almanca dönemine ait Heldenlieder'den (kahramanlık şarkıları) ise yalnızca Hildebrandslied'in (800; Hilde- brand’ın Şarkısı) bir bölümü günümüze ulaşmıştır. Ama kökleri en eski Toton inançlarına giden efsaneler, mitler ve masallar ortaçağ ile sonrasında çok zengin bir edebi destan geleneğini hazırlamıştır.

Roma imparatorluğunun Germen kavim- lerince yıkılmasından sonra Batı Avrupa’da sözlü gelenek uzun süre canlılığını korumuş, kahramanlık öykülerine dayanan birincil destanlar çeşitli Avrupa dillerinde yazıya geçirilmiştir. 11-12. yüzyıllarda Fransa’da ortaya çıkan chanson de geste (kahramanlık şarkısı) türü ve özellikle Frank kralı Charlemagne’ın savaşlarım konu alan Chanson de Roland (Roland’ın Şarkısı), İspanyolcadaki El Cantar de M io Cid (12. yy; Cid’in Şarkısı) ile Almancadaki Nibelungenlied (y. 1200; Nibelungların Şarkısı) ve Kudrunlied (Kudrun’un Şarkısı) bunlara örnektir.

Asya toplumlarmda oldukça geniş bir destan edebiyatı vardır. Ârilerin Hindistan’ı istilasından sonra, İÖ 1000’lerde oluştuğu sanılan ve İS y. 300-400 arasında yazıya geçirilen Mahabharata'nın (Bharata Hanedanının Büyük Destanı) kahramanları, Hint-Avrupa düşünce sistemlerinde üçlü ilkeyi temsil eden tanrılardır. Mahabharata İÖ y. 300’de oluşan Ramayana (Rama’nın Aşk Öyküsü) ile birlikte, Hindistan’ın iki büyük destanından biridir. Japon edebiyatında da çeşitli hanedanlar arasındaki savaşları konu alan destansı öyküler Çin karakterlerinin benimsenmesinden sonra (İS 4. yy) yazıya geçirilmiştir. İmparatorluğu ele geçirmek için çekişen Genci ve Heike aileleri arasındaki savaşları (1180-85) konu alan Heike monogatari (Heike’nin Öyküsü), Budacı felsefenin de ağırlığının duyulduğu en büyük Japon destanıdır.

EDEBİ DESTANLAR

Bir topluluk önünde genellikle ezgili olarak ve ezbere söylenen birincil destanın tersine, okunmak amacıyla kaleme alınmış destanlara edebi ya da ikincil destan adı verilir. Bu türün bilinen ilk örneği, Latin şairi Vergilius’un Aeneis'idir (İÖ y. 29-19). Yapıtta Troyalı Aineias’ın uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra Latin ülkesine gelerek Lavinium’u (sonraki Alba Longa ve Roma kentlerinin yerinde ilk kurulan kent) kurması anlatılır. Vergilius Homeros destanlarının yapısını ve dilini örnek almışsa da, bir kahramanlık çağının ürünü olmayan Aeneis bunlardan çok farklı bir ruh halini yansıtır. İlyada'da ve Odysseia' daki taşkın ve dışa dönük bireysellik Aeneis'te yoktur. Kent kuruculuğu ve yurttaşlık gibi daha yerleşik bir uygarlığın değerleri ön plandadır. Dil, üslup ve yapısıyla da Homeros destanlarından çok daha ince işlenmiş bir yapıttır.
Edebi destanlarda sözlü destanların malzemesinin daha bilinçli, daha eleştirel, ironik bir biçimde kullanıldığı görülür. Hatta bazı edebi destanlar, birincil destanların diliyle, üslubuyla alay etmek için yazılmış gibidir.

Dante’nin başyapıtı La divina commedia dan (y. 1310-21; ilahi Komedya, 1956-64, 3 cilt) sonra Avrupa’da Vergilius’un yapıtını örnek alan bir dizi destan yazılmıştır. Ariosto’nun Orlando furioso (1532; Çılgın Orlando) adlı yapıtı aşkı konu alması, ayrıca şövalyelik ve kahramanlık değerlerini yermesiyle ötekilerden ayrılır. Vergilius’tan esinlenen Camöes’in Os Lusiadas'ı (1572; Lusitania’lılar) Portekiz’in başlıca ulusal destanıdır. Torquato Tasso’nun Kudüs’ü geri almak isteyen Hıristiyan şövalyelerinin savaşlarını anlatan Gerusalemme liberata'sı da (1581; Kurtarılmış Kudüs) dil ve yapı açısından Aeneis örneğine bağlı kalır. Pierre de Ronsard’ın Fransa’nın efsanevi Troyalı kahraman Frâncus tarafından kuruluşunu konu alan La Franciade (1572) adlı yapıtı, bu türün daha zayıf örneklerinden biridir. İngiliz edebiyatının başyapıtlarından sayılan Edmund Spencer’ın The Faerie Çueene (1590-96; Periler Kraliçesi) adlı alegorik şiiri de, epik özellikler taşır. Destan edebiyatının son büyük yapıtları, Milton’ın Paradise Lost (1667) ve Paradise Regained (1671; Yeniden Bulunan Cennet) adlı uzun epik şiirleridir. İnsanın Cennet’ten kovuluşu ve Tann’nın şeytanla mücadelesi gibi iddialı konuları ele alan bu yapıtların Latinceyi andıran İngilizcesi Batı edebiyatını uzun süre etkilemiştir.
19.yüzyılda destan alanında en önemli ürün, Elias Lönnrot’un Fin halk şarkı ve masallarından derleyip yeniden yazdığı Kalevala'dır (1835; Kalevala, 1965). Yapıt bütünüyle sözlü gelenekten kaynaklanması açısından birincil destan sayılabilirse de, Lönnrot’un malzemeyi kurgulamakta gösterdiği başarıyla temelde edebi destan sınıfına girer.
20.yüzyılda çeşitli türlerde epik özellikler gösteren yapıtlar verilmekle birlikte, edebi destan önceki yüzyıllardaki önemini yitirmiştir.

Kaynak: Ana Britannica
7 Nisan 2017 13:51       Mesaj #9
perlina - avatarı
MOD Moderatör

Destan Nedir?





Daha fazla sonuç:
Destan Nedir?

Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:


Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç