Arama

Yalnızlığıma (Yalnızlık) - Sayfa 11

Güncelleme: 21 Ekim 2014 Gösterim: 199.618 Cevap: 1.891
Mystic@L - avatarı
[email protected]
Ziyaretçi
5 Ekim 2006       Mesaj #101
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Adı Yalnızlık

Sponsorlu Bağlantılar
Gölgen gibidir yalnızlık
Gecenin ıssızlığı, karanlığı gibi boş ve soğuk.
Sarılırsın ararsın tutamazsın
Yoktur çaresi.
Adı Yalnızlık
Yazılmıştır bir kere
Yiğit olsan da büker bileği,
Cesur olsan da sızlatır yüreği.
İçindedir sevgi, insanın tek dileği
Ateşten gömlek misali
Sevgi... Sevgi... Sevgi...
mydarling24 - avatarı
mydarling24
Ziyaretçi
5 Ekim 2006       Mesaj #102
mydarling24 - avatarı
Ziyaretçi
Aglama zamanı

Sponsorlu Bağlantılar
Yine yagmur yagıyor..Tıpkı gözlerim gibi
Etraf mis gibi toprak kokuyor..
Senin teninin kokusu gibi..!
Gözlerim bir noktaya takılı kaldıgında
Gözlerinin içine dalıyor..
Daldıkça batıyor..batıyorum ve boguluyorum..!

Kurtulmak için ise hiç bir çaba sarfetmiyorum
Olsun..Olsun be..! Bogulayım
Yeterki gözlerinde son bulayım..!

İçim kor alev gibi yanıyor..Yanıyorda
Bu kalbim boşyere seni arıyor..
Boş yere 'nerdesin' diye feryad ediyor..!

Bak dayanma gücüm kalmadı artık
Her geçen gün bitmekteyim..
Tıpkı sensiz ve yalnız gecelerim gibi..!

Seni özlüyor..Seni arıyorum
Sagıma bakıyorum yoksun..
Solumda ise hiç yoksun..!

İşte o an başımı önüme egip aglıyorum
Biliyorum ki;
Şimdi aglamanın tam zamanı..!

Bak sevgili..! Gökyüzüde aglıyor benim halime
Adeta yarış halinde gözlerimle..
Kimsesiz bir yetim gibi
Boynu bükük kalbimin
Şimdi tam aglama zamanı..!

Eger bir gün sende sevmeyi ister
Ve de..Denersen
Sakın haa..! Sakın
Ben gibi sevme..
Sakın haa..! Sakın
Ben gibi özleme..

Kıyamam sana..Kıyamam
Kıyamam o güzel gözlerine..!
Bırak..Bırakta yine ben aglayayım
Senin yerine..!
Şimdi gözlerimin senin yerine aglama zamanı..!

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
5 Ekim 2006       Mesaj #103
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Hayatlarımız da hep ya beklenenler var yada bekleyenler var.
Ömrümüz nedense hep ümit etmekle unutmak arasında tükeniyor.
Ya beklenen bir türlü bize ulaşmıyor yada yol ayrımlarında erken davranıyoruz.
Ümit edilenle unutulanlar nedense hep birbirlerini götürüyorlar.
Yanlışla doğru da olduğu gibi...
Var oluşlarımızda yok oluşlarımızda hep aynı nedenden... Özlemden...
Kiminin hayatı yeni varoluşlara kiminin ki yokoluşlara gebe.
Ama sonuç ne olursa olsun yok olurken de var olurken de bekleyişler içindeyiz.
Bekledik...
Bekliyoruz...
Beklemeye devam edeceğiz...

Ve neden her bekleyen hayatını beklenene bağlar?
Yada neden beklenen birgün döneceğini söyleyerek çıkar bekleyenin hayatından?
Hayatımızda ki gelgitlerde neden hep bekleneni suçlarız?
O olsa hayat daha mı çekilir hale gelir?Yoksa hayatı çekilir yapan Onun özlemi midir?
Neden bekleyen her güne beklenenin geleceği umuduyla başlar?
Gidişlerden dönüş olsaydı zaten varılmaz mıydı çoktan kavuşmalara?
Veya neden beklenen bir türlü dönüş yolunu bulamaz?
Bütün yollar çıkmaz da mıdır?
Ya da geri dönüşte bekleyeni bulamama korkusu mudur onu her yola çıktığında geri koyan sebep?
Bekleyen de beklenen de unuttuysa unutmaya mahkumsa neden her doğan gün kendisiyle beraber yeni bekleyişler de doğurur?
Veya neden hep sonunu bile bile başlarız yeni bekleyişlere?

Yoksa hiçbirşey değilde beklenenin bir gün geriye dönebilme umudu mudur bizi ayakta tutan?
Veya bir bekleyenimiz olduğu için yalnız olmadığımızı dünyaya kanıtlamış olduğumuzu sanmak mıdır bizi bekleyene bağlayan?
Bekleyen bütün hayatını o kadar bağlamıştır ki beklediğine, onun gelmesi için yapamayacağı hiçbirşey yoktur yeryüzünde.
O olmadan yalnızdır ve onun yalnızlığı da güzeldir sonunda Ona kavuşmak varsa...
Beklenen o kadar mutludur ki bir bekleyeni olduğuna Onsuz olmanın Onu görememenin hüznü bile güzel gelir eğer bütün yollardan geriye dönüş varsa...

Aslında bekleyen de beklenen de kendini mi kandırır?
Bütün bekleyişlerin asıl nedeni yolun sonunda kendimizi bulma, kendimize kalma korkusu mudur acaba?
Bütün bekleyişler de asıl beklediğimiz kendimiziz ve her döndüğümüz yolda kendimize çıkıyorsa başlangıçtan beri yalnız değil miyiz?
Ve yalnız mı bitir meliyiz?
Yalnızlığımıza veya başkalarının yalnızlığına çare aramaktansa sadece beklemeli miyiz?
Bu bekleyişin var mıdır sonu?
Yoksa sonsuz bekleyişlere o kadar harcadıkta benliğimizi geriye döndüğümüzde bulacak bir ben bırakmadık mı?
Boş umutların peşinden o kadar koştukta kendimize gidecek dermanı bulamadık mı?
Herşeyde o kadar başkalarını aradıkta kendimizi bulmaya zaman ayıramadık mı?
Veya herşeyi unuttuğumuz gibi başlangıçta asıl aradığımızın kendimiz olduğunu damı unuttuk?
Yoksa herşeyi kurguladık mı? Bizi bu kadar mutlu eden, bekleten, yoran, acıtan, yorarken bile tekrarını bekleten hep mi kendi kurgu muzdu?.. Varsayımlardan mı ibarettik?
Ve kendimize bekleyenle bekleneni icat ettik...

Eğer herşey sadece kurguysa neden bu yolculuk sonsuz değil? Neden diğer herşey gibi sadece bizim değil? Neden bu oyunda tek başımıza oynayamıyoruz? Ya beklenen yada beklenen olmak zorundaysak ve hangisi olacağımıza bile karar veremiyorsak nasıl bizim oynumuzdur bu?
Ve bu oyunun bir sonu var mıdır? Yoksa sonsuz mudur bekleyenle beklenenin ömrü kadar?
Ve ben bu yazının neresindeyim?
Beklenen miyim? Beklemeli miyim?
Yoksa bir zamanlar kendime yaptığım gibi her şeyi terk mi etmeliyim?...
Mystic@L - avatarı
[email protected]
Ziyaretçi
5 Ekim 2006       Mesaj #104
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Yalnızım Aşkıyla Aşklandım Yalnızım
Aşkıyla aşklandım
Gözlerimden güneşler sökün edecek
Bir dünya istiyorum
Başımı döndürecek..

Göğsümün içinde
Volkan yürek
Kim yaşayabilir ki böyle suskun
Sustukça haykırarak..

Okyanuslar istiyorum
Taş devrini gömecek
Yüzyıllar istiyorum
Aşk, hükmünü sürecek..
Bir yürek daha istiyorum
Dahalarca aşkımlı
Aşkımı döndürecek..
electra_mai - avatarı
electra_mai
Ziyaretçi
6 Ekim 2006       Mesaj #105
electra_mai - avatarı
Ziyaretçi
Yüreğimin hecelerini susturmaya çalıştım gece boyunca, ancak hükmedebildim. (ya da öyle sandım)
Kendimle başbaşa kalmaya çalıştıkça, yüzüme vurdu yüzsüzlüğünü hayat. Bir sahnede rol yapmaktan daha zordu sahnesi. Perdeler hesapsız açılır kapanırdı. Dublör yoktu. Prova yoktu. Yaşardın olabildiğince.
Nereye olduğunu bilmediğim yollara girmekten korkarak, çaresizliğime yenisini ekledi yeni bir yol!Hayat(mış)! hadi ya!
Acıya alışmış bir bedenin yüzüne mi vurmak gerek sancılarını tüm kök hücreleriyle!
Bu yolun ortasında yer almalı ve işime gelmediğinde geri dönmeliyim belki de...
Yorgunlukların, düne benzemesini istemiyorum. Soğuk odalarda yankılanan isyan sözcüklerini duymak istemiyorum. Acı istemiyorum... Kendim için istiyorsam, namerdim!!!
Yine mi?
Kendimi ne kadar arasam, o kadar uzağıma düşü(rülü)yor suretim...
Sonsuz kelimeler biriktirmeye çalışıyordum ve son kelimelerini duyduğumu hissettim. "Geceydi ay vardı, bütün hayatımız, Uzak bir yıldızdan düşmüş gibiydi, Dilimde bir gençlik şarkısıyla aradım eski hayalleri, Vakitsiz gelip geçen trenlerde sevgili arkadaş yüzleri" S(b)ana birileri lazımdı. S(b)enden daha çok biri olmalıydı bu. S(b)ana güç vermeliydi, dualar etmeliydi, sabır dilemeliydi...İnatla karaya bulayanlara, beyazdan bahsetmeliydi!
Ağlatmamalıydı... İncitmemeliydi...
Yazacağım son hecelerin anlamı ağır olmalı...
Kan...
Can...
Çare(sizlik)...
Hesap...
Ömür... (ölüm)
zaman...

Zamandan bahsedebiliyorsam hala, demek ki yarın güneş doğacaktı... Güneşe leke sürülmemeliydi... Demek ki ellerimiz temiz olmalıydı. Güzel bir düş olacaksa eğer uyanacağım, kinimi akıtmamalıydım hayata daha çok...
ve sadece susmalıydım...
Pollyanna - avatarı
Pollyanna
Ziyaretçi
6 Ekim 2006       Mesaj #106
Pollyanna - avatarı
Ziyaretçi
YALNIZLIK ŞİİRİ
Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
Bu gece dağ başları kadar yalnızım

Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
Dudaklarımda eski bir mektep türküsü
Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
Gözlerim gözlerini arıyor durmadan
Nerdesin?
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
6 Ekim 2006       Mesaj #107
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Dün gece ağladım içimdeki odada. Saatleri kovdum, kilitleyip kendimi kendime, ağladım dün gece. Tüm renkleri siyaha boyayıp, mumlar yakıp gizlice ağladım. Geçmişe baktım eski penceremden, baktım baktım ağladım. Gözyaşlarımı toplayıp tek tek düştükleri yerden baktıkça onlara ağladım. Odanın en kuytu yerine "sindim", odadan kaçtım, yine ağladım. Ağladıkça çoştum. Coştukça ağladım. Ağlaya ağlaya yüreğimi dağladım. Dün gece...
nünü - avatarı
nünü
Ziyaretçi
7 Ekim 2006       Mesaj #108
nünü - avatarı
Ziyaretçi
Hüzün yıldızları parlıyor yine gecemde, ne tarafa çevirsem başımı,
bir SEN bakıyor bana…

Ne zaman kahretse yüreğim, ağlamaya susasa ve ne zaman iki damla belirse göz bebeklerimde, bir SEN akıyorsun, sessiz çığlıklarıyla şehri uyandıran kaldırımlara…

' Ne zaman seni düşünsem' desem yalan olur… Hep aklımdasın ya! Her saniye bir SEN daha çakılıyor aklıma…

Ellerimi her uzatışımda maviye umut dilenmek için, SEN batıyorsun avuçlarıma…

SEN bakıyorsun bir çocuğun gözlerinde, bir bebeğin kokusunda SEN kokuyorsun, bir SEN seviliyorsun onca yüreğin arasından…

Her şey SEN oluyorsun da, o kadar SEN, bir BEN olamıyorsun sevdiğim.. Bir benim gibi sevmeyi beceremiyorsun…

Her tohum ekişimde toprağa, birkaç gün sonra SEN filiz veriyorsun. Gittiğinde bir asma ekmiştim evimin önüne, gün geçtikçe büyüdü, çardak yaptım kendi kendime.. Şimdi kapımın tam önüne düşen bir dalı var, sanırım onu kesmeliyim. Çünkü kapımdan dışarı her adım attığımda bir SEN çarpıyor yüzüme…

Neden yağmurlara benzettim ki seni? Şimdi her yağmurda, SEN yağıyorsun bu koca kente…

Sana güneşim demeseydim keşke… Her sabah yatağıma SEN vuruyorsun penceremden…

Lanet olsun! Keşke Kalbim demeseydim sana… Şimdi her an SEN atıyorsun içimde…

SEN den kurtulmanın bir yolu yok mu yar? SEN imkansızsın… BEN imkansızlıklar denizinde cılız kulaçlar atıyorum hayata dair, boğuluyorum arada bir… Yine de kıyamıyorum sana…

Keşke, 'Bu can seninle yaşıyor' demeseydim sana. Şimdi her boğuluşumda SEN dirhem dirhem ölüyorsun, öldürüyorsun!

Yani her şey SEN oluyorsun da, o kadar SEN, bir BEN olamıyorsun sevgili… olamıyorsun!

Yaşayabilmen için benden gitmen lazım…
Yaşayabilmem için benle olman lazım
Pollyanna - avatarı
Pollyanna
Ziyaretçi
7 Ekim 2006       Mesaj #109
Pollyanna - avatarı
Ziyaretçi
Desem ki ... "Canım Acıyor"...

Yaralarım kabuk bağlıyor bu doğru desem, ondan daha da canım acıyor desem, ne anlarsınız bilmiyorum ki? Desem ki yaralarım kabuk bağladıkça, hayat ile bağım zayıflıyor, mesela kelimelerim de öte diyarlara gidiyor, iyice yalınlaşıyorum, iyice suskunlaşıyorum

Desem ki size bu aşk bitti,
Desem ki size aşk bitti
Desem ki size ben bittim
Ne farkı var?

Kavramlarımın içi boş…

Ben yeni kavramlar üretmeye, türetmeye çalışıyorum.
Anlamlarımı değiştirmeye zorluyorum kendimi.

Sebepsiz hıncımın sebebi...

Anlıyorum cümlelerin özünü, kelimelerin tüm anlamlarını ve onların bütünüyle oluşturduğu yeni anlamları. Mesela herhangi bir yerde duyduğum, şu insanların pek sevdiği- hiçbir şey eskisi gibi olmayacak- cümlesini. Anladım artık “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” cümlesini. Anladım artık, sıradanlaşma çabam hayatımın en önemli meselesi.

Bir anda televizyonda eski bir film,
Türkan Şoray- unutulmaz replikleri ve kalp atışları altında,
Selvi boylu ve al yazmalı çıkıveriyor karşıma.
Olmuyor
Desem ki size olmuyor?
Sahi anlar mısınız?

Kalbim yaşlandı biliyorum,
Yatağa uzandığım her an hissediyorum bunu desem.
Dinleme deseniz,
Manalı buğulu bir bakış fırlatsam

Sahi anlar mısınız?
Başka türlü nasıl yapıldığını hiç bilmiyorum, demenin ne demek olduğunu
Bilseniz de hiçbir şeyin değişmeyeceğini
Çaresizliğin ne olduğunu
Sahiden güvenli limanların yanlış yolcusunu
Yanlış yolcunun hırçın çabasını
Havadaki hoyrat rüzgarı
Her şeyin birbirine bağımlı olduğunu
Hiçbir şeyin bağımsız kalamadığını
Zamanın çürüdüğünü

İçinizin yığılıp kaldığını
Bedeninizin ayakta öylece asılı kaldığını

Kelimelerin hayalden ibaret olduğunu
İçinizin yığılıp yol ortasında münasip bir yerde
Orada kaldığını

Geri dönülemez olduğunu girilen yolların
Zamanın ve yaşamın saçmalığında
Tutunma çabalarınızın
Soluksuz bir boşlukta yel değirmenleriyle savaşan don kişotlara dönüştüğünü...

Yeniden yığılıp kaldığınızı
Sahi söylesem inanır mısınız?

Bedeninizin sancıların bir aracı olduğunu,
Ölsen değişmeyecek bir kader olduğunu
Sonsuzlukta yankılanacak bir acı kaldığını
Sonsuz bir acı doğurduğunu
Bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını...

- Erken ölürüm diyen küçük bir kadının büyük yüreğini....

İnanmışlığını
İmkansızlığını
Çaresizliğini

Yıllar sonra geliveren “çok üzgünüm” cümlesinin hiçbir şey ifade etmediğini
Aklınızda sebepsiz şiirlerin şarkıların süregelişi;
“mutlu aşk yoktur” dizesinde kalakalışı,

Çok seviyorum seni,
Ve bu çoklar anlatmıyor hiçbir şeyi,
Ben bile anlatamam
İçimdeki deliyi...
Diyenleri

Sahi anlar mısınız?

Rasyonel dünyanın ince sızılarını üstlenmiş yüreklerin çığlıklarını duymadan yaşayıp giden güruh!
Hakikati sınamadan inanan saf ruhların sürüklendiği uçurumların inançsız yaban çiçeklerini sular mısınız?

Doğanın kucağında uyuyan güzel!
Ey güzel artık uyan!
Uyan!
Mystic@L - avatarı
[email protected]
Ziyaretçi
8 Ekim 2006       Mesaj #110
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Bazen Yalnız Kalır İnsan

Bazen yalnız kalır insan
Kalabalıkta yabancı yüzler içinde
Bazen de yalnız kalmak ister insan yalnızlığın içinde
Bir dost ararken
Yalnızlık gelir oturur baş ucuna
Dertleşir seninle dertleşirsin kendinle
Hayat muhasebesi yaparsınız
Nedense bilanco hep açık verir
Kader dersin hep kendine yontmuş
Sonra geçmişine bakarsın
Görebildiğin;
Bir kavanoz dibinde keşkelerden başka bir şey değil
Üzülsende aslında ağlasanda bir şey değişmez
Bazen kahkahalarda bulamadığın huzur
Iki damla yaşla çıka gelir
Sebahattin Mertaslan
bazen insana
sebebini bilmediği bi sıkıntı gelir
yada gitmesini hiç istemediği bi yalnızlık hissi
bazende
boğulmak ister kahkahalara dostlar arasında
tıpkı ağlamak istemesi gibi
boğulmak göz yaşlarına yalnızlıkta
paylaşılması gereken duygulara kapılır
bi an yaşanması gereken duygulara
bir boşluk vardır bir yerlerinde
yıllarca ömrünce dolduramadığı bi boşluk
hayali ile yatıp kalkması gibi bi çocuğun
hiç ulaşamayacağı hiç elde edemeyeceği
bir oyuncağın
hayali ile yaşar bulmanın yaşamanın
bi an dalar gider gözleri yatırıp uzaklara
kapılıp gider ulaşılması güç sevdalara
bi an içine bir seher vakti ferahlığı gelir
sahilde sıçrayan dalgalar gibi
yada temmuz sıcağında yakaladığı bir cereyan gibi
gelir ve gider
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

27 Ekim 2008 / Misafir Genel Galeri
26 Temmuz 2009 / Misafir Genel Galeri
14 Mayıs 2007 / Misafir Genel Galeri
12 Nisan 2012 / Misafir Genel Galeri
17 Eylül 2016 / ThinkerBeLL Genel Galeri