Arama

Sizin Yazılarınız

Güncelleme: 14 Eylül 2014 Gösterim: 48.795 Cevap: 157
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
5 Aralık 2006       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Sizin Yazılarınız

Sponsorlu Bağlantılar
Size ait yazıları bu başlık altında toplayabilirsiniz.


BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
RespecT - avatarı
RespecT
Ziyaretçi
5 Aralık 2006       Mesaj #2
RespecT - avatarı
Ziyaretçi
YALNIZLAR YAŞLANIR SADECE

Sponsorlu Bağlantılar
Kendi kendine yardım etmeyi bilmeyene kimse yardım etmez. Kepazeyizdir resmen, bildiğimiz şey hiçbir zaman bilgimizin dışına taşamaz.Bilgimizce ufkumuz geniştir bir yerde , öğrene öğrene yaşlanırız, bilgilerimizde ihtiyarlar tabi ama içimizde hep bir uhde kalır, akıp giden zamana dur demek ! Başlangıçta sahibi olduğumuz o enerji bu isteği yerine getirecek kadar güç versede bize, hayata bakış açımız olan o Deli Dumrul' su halimiz elinde sonunda yenilecektir tutuştuğu bilek güreşi yarışında ! Sen ne kadar başkaldırırsan kaldır, hayat öyle gariban gariban dolaşmaya benzemez yada çobancılık oynamaya onunla hep iç içe olman gerekir onunla sevişmen !

Yeri geldiğinde kendi yaralarını kendi sarmasını bilmeli insan, avutabilmeli yani .Bazen sarmaşıkları öyle bir uzun oluyor ki, öyle ayak atmaya yer bulamıyoruz ki yolunda hayatın, onun meyvesi olan portreler öyle anlamlar yüklüyor ki ara sıra bizlere, yeri geliyor bakakaldığımızda resimlere biz sandığımızı görüyoruz bir başkasına benzeterek yada bir başkasının yerine geçmek için hatıralarımızı yeniden derliyoruz istediğimiz gibi, hayal ederken bizi görenler deli dese de sırıtıyoruz bizi mesut ve bahtiyar eden o his karşısında nedense kıskanıyoruz anıları unutmaya çalışıp da bir türlü unutamadığımız anıları, bu resimde nerden çıktı şimdi diyoruz alaycı ve kendimizi avutan bir kahkaha atıyoruz, değil ki hiçbir zaman bakışları ele vermesin insanı kahbe , *** bir gözyaşı akıverir gözlerimizden sahipsiz ve gerçeği kabul eden bir damla nedense bizim inkar ettiğimiz. Bir uğultu, Bir ses , tutup yapraklarını kopardığımız çiçekler geçmişimize dair her ne varsa o yürüdüğümüz yolda portreler halinde çıkar karşımıza hayalini unuttuğumuz resimler!

En acısı söyleyemediklerimiz içimizde bir kıymık olmuştur o kıymığı kalbimizden içimizden çıkarıp atmak ve bize verdiği acıyı hasarı görmezlikten gelmek yolumuza bir savaşçı gibi devam etmek duygusuz bir şekilde, önünüze çıkacak ilk ejderha yada canımızı almaya geldiğini sandığımız bir gölge ile hayatımızın savaşına girişmek.Yorgunluğumuz, ayağımıza bir gülle ile bağlıdır zincirle. İçimizi küfleten şu kıymıkla o son savaşımıza girmek öleceğimizi bile bile son bir kez silkelemek yaratıcılığını hayallerimizin, yarattığımız dünyada bir deprem yaratmak tutunamayan ne varsa yada bizi çekemeyen tek bir zelzelede savurup atmak.

Yalnızca güçlülerle yaşamak kendine yardım etmeyi bilmiyorsan yalnızca güçlülerle yaşıyorsun demektir oysa yarattığımız her fırtına deprem yada kıyametimsi bir gün başkalarına zarar veren, dünyamızı birbirine katar ve bize tutunmak isteyenler tutunamazlar. Yardım etmek isteyenlerde.O bakakaldığımız resimler onlara tutunan dallardan bir bir kopar ve toprağa karışırlar onlarda birer isimleri kazılı taş ararlar kendilerine baş uçlarında duracak ve biz güçlülerle baş başa kalırız sonra kendi kendimize yardım edemeyiz.Elimizi tutan olmaz çünkü kendi kendimize yarattığımız o şehirde hiç kimseye bir rol vermeyiz hep kendimizdir başrolde olan kimseye yol vermeyiz hayata dair aradığımız şey erdem değil yalnızlık olmuştur her zaman kimse tanımadığı için bizi sana layık görülen tek şey yazgın tarafından ki boyun eğmelisin, eğeceksin bir yerde ; Bakman için durman gereken bir açı, gözlerinin yağmur bulutlarının gürlediği ve beyninin hiçbir zaman anlam veremeyeceğin o karmaşasına sürüklendiğin an, kulakların da bir bebek sesi duyarsın çocukluğundan kalma gitgide görünmez olur her şey gösterir dünya sana gerçek yüzünü ve yine ağlarsın sen artık başladığın noktaya gelmişsindir bir çocuk ve bir ihtiyar işte o zaman anlarsın . Küçükken sana masal anlatan o insana sana bir varmış derken ve sana hayatı hep yalan yanlış öğretirken neden sorgulayamadığını anlarsın neden sana bir yokmuş diyemediğini hep senden gizlemek istediğini.


Yazan: Gökhan ALBAYRAK
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
mavigezegenx - avatarı
mavigezegenx
Ziyaretçi
5 Aralık 2006       Mesaj #3
mavigezegenx - avatarı
Ziyaretçi
Enerji, evrenin en onemli unsurudur ve bizler madde yaşamını, uzay içinde bir enerji dönüşümü şeklinde deneyimlemekteyiz. Bitkilerin oksijeni karbondioksite dönüştürmesi bir enerji dönüşümü oldugu gibi, bizlerin oksijeni karbondioksite dönüştürmeside bir enerji dönüşümüdür. Bunu ayrıca belirgin bir şekilde mevsimlerdeki değişikliklerde, güneşin doğuşunda, gece ve gündüz oluşumunda ve daha farkında olmadığımız binlerce olayda rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz . Bunun yanında tüm davranışlarımız ve tepkilerimizle enerji dönüşümleri yaratmaktayızdır. Ayni olay için, kişiden kişiye değişebilen tepki,
"kızgınlıktan kudurma" dönüşümü olabildiğĩ gibi,"dünya umurumda degil" dönüşümü de olabilmektedir. Kızgınlık anında, kan dolaşımınız hızlanıp terlemeye başladığınız an, enerji dönüşümünü başlatmış olursunuz. Bu dönüşümü tamamlayabilmek için, gerek hareketler gerekse sözcüklerle, o an yaşadığınız duyguları ifade etmeniz gerekmektedir. İfade şekliniz size bağlı olarak fırtınalı bir dönüsüm olabilecegi gibi sakin bir dönüşümde olabilmektedir.

Yaşadığınız her duyguda bir enerji dönüşümü yaşarsınız. Yaşadığınız duyguyu ifade etmediğinizde, bu enerji dönüşümünü yarım bırakırsanız ve bu da enerji yapınızda, ileride vucudunuzda hastalık olarak deneyimleyeceğiniz enerji tıkanıklıkları olusturur. Duygularınızı mutlaka ifade edin. Ne hissediyorsanız, özellikle, yoğun olarak yaşadığınız duygularda oluşturduğunuz enerjiyi, gerek sözcüklerle gerekse hareketlerle uygun bir şekilde mutlaka ifade ederek bu dönüşümü tamamlayın.Güzel bir şekilde ifade ederseniz daha rahat ve huzurlu olursunuz...
sevgiyle kal,yolun ışık olsun
ReaLin - avatarı
ReaLin
Ziyaretçi
5 Aralık 2006       Mesaj #4
ReaLin - avatarı
Ziyaretçi
Sensiz Kalmayı kaldırmıyor yureğim.Kısa ayrılıklar bile kederimi arttırıyor,hüzün dolu geceler yaşatıyor bana.Seninle birlikte olmanın tafını almıştım bir kere,bundan vazgeçemiyorum.Alışkanlık değil bu.Her alışkanlık terk edilebilir bir gün.Oysa sen benim yaşam kaynağımsın.Ama sen yoksun anne...
Asi-BeL - avatarı
Asi-BeL
Ziyaretçi
6 Aralık 2006       Mesaj #5
Asi-BeL - avatarı
Ziyaretçi
oysa öyle sulu gözlü biri degildim ben.
ölümden korkuyordum,
ölüm beni sevdiklerimden ayıracaktı çünkü...
ama artık;
hem aglıyorum,
hemde ölümden korkmuyorum...
acı çekmekten bıktım...
hep seni beklemek çok degiştirdi beni,
beni sahipsiz koydu.
beni yalnız...
beni benle baş başa...
biliyorum sonu yok bu kavuşamamanın,
olmayacak evet biliyorum...
biz seninle hiç kavuşamadık.
ve hiç kavuşamayacagız,
ve biz senle hep uzaktan sevişecegiz,
ve hep uzaktan kavuşacagız.
gözlerim bitti...
kalmadım...
nerdeyim ?nerde o eski ben?!...
Su_KeLeBeGi - avatarı
Su_KeLeBeGi
Ziyaretçi
8 Aralık 2006       Mesaj #6
Su_KeLeBeGi - avatarı
Ziyaretçi
Merhaba...

Hayatimda iyi ki is var yoksa kendimi bulamazdim herhalde
Biraz daha iyiyim biliyor musun?

Sanirim büyüyorum Ve büyüdükçe aslinda ne kadar çok degerli biri oldugumu
fark ediyorum. Bunlari hak etmedim, ben yeteri kadar onun için yasadim
zaten, birazda kendim için bir seyler yapmam lazim diye düsünüyorum...

Hos düsünüyorum ama nedense hala yüregimde ki kanayan yarayla bas
edemiyorum... Halen hüznün dibindeyim... Bir sahil kenarina gidip saatlerce
karanligin üzerinde ki hüznü izlemek istiyorum...

Zaman ne getirecek bana acaba....! Sevdayi mi? Aciyi mi? Iki yol ayrimim
var... Yol ayrimin basinda O var, O beni ne tarafa çekerse o tarafa
gidecegim... ama hangi zaman diliminde, bilememek öldürecek beni... Zaman...


Güçlü olmayi unutali çok zaman oldu... Bilmem ki eskisi gibi olabilecek
miyim?

Bilmiyorum ki......

Ama sunu bilmeni isterim, yazdigin maillerinde bana destek olusun çok güzel.
En azindan birilerinin hala bana inancinin olmasi güzel ki ben bu inancimi
kaybetmisken...

Tesekkür ederim... Çok tesekkür ederim...
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
12 Aralık 2006       Mesaj #7
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
TEMİZLENİRKEN KİRLENMEK


Hiç acaba temizliğin kirlilik yarattığını düşünen oldumu .
Çocukluğumda temizlik malzemeleri için iki kelime kullanılırdı. Su ve sabun .
Bunların yanında soda, tuzruhu, gibi maddelerde vardı.
Sabun beyaz ve yeşil sabun olarak iki şekilde satılırdı. Mutlaka yörelere göre
değişik şekillerde de sabunları vardı. Bunlara ilave olarak arap sabunu da
mai sabun adıyla satılıp-alınır kullanılırdı. Tuvalet sabunu adı altında Lux ve Puro
markasıyla banyo sabunları satılırdı. Temizlik tozları adı altında Vim ve Fay
kendi aralarındaki pazar yarışını sürdürürdü. Ve dilimize deterjan kelimesini
yerleştirerek ilk temizlik kirliliğini yaratmanın adımlarını atmışlardı.
Toz sabunun tek temsilcisi Tursil idi. Hakiki sabun tozu idiası altında hanımların
çamaşır temizliğindeki en büyük yardımcılarındandı.
Omo Türkiye'ye gelince evlerimize küçük karton kutularda hediyelik olarak
tanıtım maksatlı dağıtıldığını hatırlıyorum. Raflarda yerini alıp yeni bir alan
yaratınca peşinden Pop ve Set deterjanları geldi.
Sabun tozu gündemine deterjanlar oturmuştu ve bu arada Güneş ismi ile
ilk krem deterjanda piyasada boy göstermişti. Bunu diğerleri takip etti ve
bugünlere gelindi.

Bugün Şampuan-Toz deterjan -Krem Deterjan -Likit deterjan - Sıvı sabun-
Kireç çözücüler -Makine ve Çamaşır koruyucular adı altında bir çok asit ve baz
kökenli temizlik malzemeleri kirli isimleri ile Türkçe'ye yerleştiler.
Üşenmeyen kalksın baksın evinizde isminin bir anlamı olan kaç tane temizlik
malzemesi bulacaksınız.Hepsi bir reklam ile isimlendirilmiş.Belki bir kaçınızın
evinde beyaz sabun bulunacaktır.Geleneksel saf beyaz sabunu kullanmayı
medeniyet dışı saymaya başladık çünkü.

İstanbul talihsiz şehir :
Rakamların değişikliğine rağmen ben seni 20.000.000 kişiyi barındıran bir şehir
olarak görmeye devam ediyorum.Bu nüfusunla hergün tabiatın sana hediyesi
olan , ve seni İstanbul yapan Boğaziçine ve çevrendeki denize hergün ortalama
500 ton ağır deterjan artığı dökülmesine sebeb oluyorsun.
Bu arada bu konuda halkını bilinçlendirmesi gereken bilimsel kuruluşların
deterjan reklamlarının onay mercii gibi kullanıldığını gördük.Oysa bu
kuruluşların deterjanların ( BOD 5 ) ve ( COD 5 ) istemlerini ve bunların
anlamlarını açıklayıp,vatandaşlarının deterjanları minimum seviyede
kullanmaları yönünde uyarmaları gerekirken,yaptıkları çevre adına en kötü
davranıştı.
Bunların özellikle sudaki hayata verdikleri zararı ve besin zinciri ile dönüşümünü
çok iyi anlatmaları gerekirdi.
Temizlik yaparken kirlendiğimizi bilmek hakkımızdı.

Bilemediğimizden ;
- Birçok yabancı isimli temizlik malzememiz oldu.
- Deterjanın dilimize yerleştiği bir gerçek olduğu kadar vazgeçilmez olarak
görülüp her ay yiyecekten fazla harçlık istediği de bir gerçek oldu.
- Kullanma tarifleri kişilerin bilincine bırakıldığından, gerekenin bir kaç misli
kullanılan deterjanların artıklarının her gün tenimize en yakın zehir olduğunu
bilemedik.
Bu yüzden ;
Temizlenirken kirlendik ve kirlenmeye devam ediyoruz edeceğiz.
Deterjanların temizliğin artık vazgeçilmez ana madddesi olduğunu kabul
ederek.
Günümüzde kendi temizliğimiz kadar geleceğin çevre temizliğini de kontrollu
temizlikle daha iyi yapabileceğimize inanmaktayım.
Temizlikten minimum kirleneceğimiz günlerin gelmesi dileğiyle.
Saygılar , sevgiler
.....
Not : Bu düşünce ve ifade İstanbul'da yaşamın verdiği birikimlerdir. Yurdumuzun
değişik bölgelerinde az çok değişikliklerle aynı gelişimlerin olduğunu düşünmekteyim.
( BOD 5 ) Bir maddenin biyolojik olarak çözünebilme için gerek duyduğu oksijen
miktarını ifade eder.
( COD 5 ) Bir maddenin kimyasal olarak çözünebilme için gerek duyduğu oksijen
miktarını ifade eder.
.....
Olması muhtemel düşünme yanlışlarımın düzeltilmesini arz ederim.
_________________

Esin Çınar
nuisancex - avatarı
nuisancex
Ziyaretçi
12 Aralık 2006       Mesaj #8
nuisancex - avatarı
Ziyaretçi
Madem bizim yazılarımız var burda ve madem aşk dair yazılmış
o zaman bu da benden..

Rose Rose Rose Rose Rose Rose Rose

Msn Cigarette Msn Thinking
İşte o gün geldi
Gidiyorsun.......
Kendi yolunu çizmiş..
Emin adımlarla...
Bense kafası karışık..
Derin duygularla..
Ne söylesem bilmiyorum
Sanki kelimeler düğümleniyor
Yutkunmak zor geliyor
Seni bir daha görememek korkusu büyüyor
Seni düşünürken sadece ağlamak istiyorum
Sadece senin mutlu yüzün bana umut veriyor
Gözlerin sanki de “bana birşey olmaz” diyor
Beni anlayanın sadece SEN olduğunu biliyor musun?
Ben tek kelime etmeden aklımı okuyorsun
Ama emin ol arkadaşım...
Dünyanın öbür ucunda bile olsam...
Bizi dev dalgalar bile ayırsa...
Yıkılmaz dağlar bize engel olsa...
Bil ki ben her zaman yanındayım
Senin uslanmaz arkadaşın olacağım
Sesini çok özleyeceğim
Gülüşünü....
Duruşunu....
Beni sinir edişini....
Sensiz asla eskisi gibi olmaycak
Ama...
Beni avutan ne biliyor musun?
Kalbinin sahibi....
Siz birlikteyken sanki de kayboluyorsunuz bu dünyadan
Kendi dünyanıza çekiliyor...
Orda tekrar doğuyorsunuz
Bu da bana umut veriyor
Çünkü biliyorum ki.....
Siz birbiriniz için yaratılmışsınız
Beni affet arkadaşım
Sana yaptığım saçmalıklar için
Beni affet arkadaşım
Seni anlamadığım için
Beni affet arkadaşım
Yokluğuna alışamayacağım için
Seni çoook özleyeceğim ve
Ölene dek seni senden çoook seveceğimmmm.
I promise..... Smiley32


Rose Rose Rose Rose Rose Rose Rose

(E.S.)
Son düzenleyen nuisancex; 12 Aralık 2006 09:17 Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
veba - avatarı
veba
Ziyaretçi
12 Aralık 2006       Mesaj #9
veba - avatarı
Ziyaretçi
Zamansızlaşma,kum tanelerinin her aşağiya doğru kendini bırakması,bir nevi intihardı....onlar için her yalnız düşünüş,özgürlüğün sınırsızlaşmasının olabilirliğini keşfedişti...Yıkılmaların ardından,yığılmış fikirlerden yeniden bir doğuş mümkünmüydü...?

Damlaların her düştüğü noktada çıkardığı tınılar kulaklarını tımalıyordu...tek bir damladan oluşan zerreler tekrar eski hallerini alabileceklermiydi???Damla misali olmuş fikirlerim,düşüncelerim,yaşadıklarım her çarptıktan sonra parçalandığı noktanın etrafında yeni bir form alarak değişimin deviniminden etkileneceklermiydi zamanla????Beynimdeki çatışmalar yaralıyordu,birbirlerine acımıyorlardı ...olguların sorguculuğu her kafamı koyduğum yastığımın üstünde volta atıyorlardı fikirlerimin üzerinde...doğru,gerçek,fikir ne kadar özgürdü zamanın akıcılığında!!!Tiyatral bir eda ile çatışan düşünceler belkide bir dramın sonunu görüyordu son perde ama intihar eden kum taneleri peşlerinden o kadar çok ide'yi sürüklüyorduki farkında olamıyordum kimi zaman....


Zaman yığılıyordu varisli bacakları ağrılarını göçebe bir kavim gibi gezdiriyordu bedenimde....kum tanelerinin intiharları ile özgürlük empozesini yapabilecekmiydi hümanite üzerinde!!!Asimile edilmiş olgular yeniden bir vücuda bürüneceklermiydi...diriliş mümkünmüydü değişimin deviniminden yararlanmadan tabulaşmış idelerin...Dengesizleşmiş yaşamın sebebi bu değişim deviniminden etkilenmeden çıkmış bir yaşamı savunan idelermiydi...tabutlaştırmak değilmiydi yaşamı değişmeden,gelişmeden yaşamak...!!!!

Sebebi neydi acaba,kum tanelerinin intiharının.Hiç düşündünüz mü kaybedilen her kum tanesinin ardından kazanmamız gereken yada yaşantımıza katmamız gereken idelerin beynimizdeki yokluluğunu,istediniz mi değişimin devinimini yaşamak?

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

gereksizleşiyor soluk bir hal alıyor konuşmalar boşuna mı yorumların....fikirler süzgeçten geçiyor zaman ürküyor...televizyon bakıyor bana bir canavar sünger misali beynim her televizyona baktığımda reddediyor empoze edilmek istenenleri...saniyeler jiletliyor bileklerini ...ya insanlar neden bir toplumsal çöküşün eşiğinde olduğum uçurumuma yaklaşamıyorlar ...neydi saniyelerin jiletleyişiyle beni uçurumun etrafında daha da dik tutan olgu belki geçen her saniye birşey daha katıyor bana...gerçek dünyaya dair ....peki neden kaçiyorlar insanlar?...benim gerçekliğimdeki dünya değildi yaşadığım onların görmek istemedikleri saniyelerin jiletleyişi ile kendini korktukları gerçek dünyaydı ...suçluluk olgusunun bedenlerinde estirdiği poyraz üşütüyordu onları içlerindeki dünyadan çıkmaları için yaptığı baskı ile korkuydu.... onlardaki bu kaçış zaman işte bu noktada kayboluyordu elinden tutuğu insanlıktan...


-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

bir kavaga sokakta...pazarcının sesi sokağımızın başından boyunca süzülüyordu....kulaklarımı tırmalıyordu araba sesleri...damlaların sürekliliği bir bitişin tamtam sesleriydi ayin misali....kurgusal bir oyun içersinde sürüklendiğimiz boşluk,fırtına,hayat ve yaşadığımız olguların hepsi bir nevi toplumsal şizofreni....kaos neresi kötü bunun huh yaşamak istemiyormusun hayatta...bak kaldır ki gözlerindeki fikirler daha da toparlansın,bir şekil alsın asimile edilmiş korkularındı belki seni görmekten çekindirten ... kurtaracaklar ama sen korktun ve annenin yaktığı tütsüler evi tutuşturacak diye söndürdün su tabnacanla ...ellerine verdiğiniz su tabancaları bir gün öldürürmüydü sizi... bunu soruyorsan korkunun içersine dalda bak göreceksin o zaman titrek çocuklarının babalarının kucaklarında nasılda tünediğini..... işte savaş ve çocuk benzemiyormu sokakta ki bir kavgaya....Şiddete hayır için sokakların dilinden dökülenlere kullaklarınızı tıkamayın

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Karanlikti.Yalnız başına oturmuştu. Sahipsiz bir mezar gibi, manasız bir şekilde ziyaretci bekliyordu. Moloz yiginina dönüsmüs yaşamıni düsünüyordu. Ah hayaller! Onlar, elinden kacivermis hayalperest bir cocuktu. Aglamak istiyordu; en derinlerinden gelen cetin bir baskinin etkisiyle...Ağlamak onun için, ruhunu yağmur damlaları altında yıkamaktı. Yagmur damlalarina gönüllü teslimiyet...
Iki ucunda ateş olan bir demirin uclari tutulabilir mi? Bir taraftaki ates, yüreginden bir parca. Ne yapacakti? Bilmiyordu. Tutamiyor, elleri atese uzanamiyordu. Korkuyor muydu? Elini yakmaktan degildi elbet korkusu. Korkuyordu; cünkü, yüreginin parcalanmis son demlerini yitirmemeliydi!
Bebeciklerin gülücükleri gibi, isil isil parildiyordu hayal dünyasinda yildizlar. Piril piril ve masum hayaller...Kendine yaklastikca, icindeki askin tüm sesleri doganin her karisinda yankilaniyordu. Kökleri cok derinlerde unutulmus, üzerine dökülen moloz yiginlariyla sindirilmis yasami kesfetmisti. Böylesine gercek olan bir yasamla kucaklasma ayricaligini, kac yürek tasiyabilirdi? Ondan uzak, ama ona aslinda cok yakin sarmaldaki bu dünya da kaybolmak istiyordu. Cirkefliklerin, yalanlarin, samimiyetsizliklerin an be an tükürüldügü, tüm benligini katre katre saran gerceklik.
„AYNADAKİ YANSIMALARI İLE YAŞAYANLARIN, BİR GÜN YALANLARI İLE BOĞULACAKLARINI“ bilmedikleri bu gerçek dünyadan, kaçmak istiyordu
.

--- Veba ---
Son düzenleyen veba; 12 Aralık 2006 15:31 Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
cano_c_a_n_o - avatarı
cano_c_a_n_o
Ziyaretçi
20 Aralık 2006       Mesaj #10
cano_c_a_n_o - avatarı
Ziyaretçi
Geceydi gözlerin, önümü göremem,
Hala senden bir yıldız parlaklığı,bir ışık, ayın denize bıraktığı çırılçıplak saflığı beklerken,
Gündüzü sevemem.
Karşılıksız sevdalar üzerine tutacağım kalemi,
Ellerimden kayıp gidecek sözcükler, saçlarını okşar gibi.
Yinede anlatamayacağım biliyorum seni sevmeyi.
Sonra karanlığı kıyaslayacağım siyah diyemediğim buğulu gözlerinle,
Gülecek tüm şehrin ışıkları gözkırparken, inadıma biyerlerde yanarken bir sokak lambası,
Yinede sana bakmaya doyamayacağım.yok sayacağım gözlerim kör olsunki o haylaz
cilveleşmeleriyle çağıran mumu,
Yakmayacağım üstüne bir kibrit bile,varsın yanmasın sigaram.
Onuda bırakacağım tıpkı biryerde bıraktığım gibi eskiyen beni.
Geceydi gözlerin düştüğünde aklıma canom.
Ben karanlığı böylesi hiç sevmedimki...!

Tüm mavi karanlığa itafen
*CANO_C_A_N_O*
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

24 Ağustos 2017 / Misafir Genel Mesajlar
6 Temmuz 2015 / Misafir Forum Oyunları
5 Mayıs 2006 / Misafir Bilgisayar