Arama

Anlayana - Sayfa 93

Güncelleme: 26 Kasım 2018 Gösterim: 634.273 Cevap: 3.995
iblis1907 - avatarı
iblis1907
Ziyaretçi
12 Nisan 2007       Mesaj #921
iblis1907 - avatarı
Ziyaretçi
Anlayabilmek

Sponsorlu Bağlantılar
Demek ki sen beni üç ayda unutabilecek kadar
Tüm yaşadıklarımızı hemen silebilecek kadar
Yerime bir başkasını koyabilecek kadar Sevmişsin.
Ama ben, sen her hastalandığında,
Sınavlarından önce,
İş ararken,
Evdekilerle kavga ettiğinde hep yanındaydım.
Ya sen?
Anla şimdi kim daha çok sevmiş
Sen bana bir ömürlük sevi borçlusun!

Yıldırım Pehlivan
NiliM - avatarı
NiliM
Ziyaretçi
12 Nisan 2007       Mesaj #922
NiliM - avatarı
Ziyaretçi
Anlayana

Sponsorlu Bağlantılar
Gönül gözü ile gören
Kelebeğe değil
Kozadaki tırtıla sevdalanırmış

Anlayana!

Ben bu yüreği gördüm
Bu yüzdendir ki;
iyi günde belki değil
kötü günde hep yanında olacağım…


Zeynep Sönmez

Nephthys - avatarı
Nephthys
Ziyaretçi
12 Nisan 2007       Mesaj #923
Nephthys - avatarı
Ziyaretçi
Anlamadın


hiç anlamadın beni
bir geminin limandan ayrılmasına
ağladığımı görmedin
sen bilmezsin
liman olurum ben giden her vapurun ardından
bazen deniz....
ve bir geminin pervanesi değidir
betona çarpıp üstünü ıslatan o damlalar!
el sallamalar arasında
göz yaşlarımı dalga sanır herkes

Ceyhun Yılmaz
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
12 Nisan 2007       Mesaj #924
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Fotoğraflar sahte olurlar hep. resim çektiren insanlar en güzel gülüşlerini takınırlar ve kendilerini en güzel oldukları açıdan gösterirler.
Kokunu duyamam resminden ya da nefes alışında ki o ritmi hissedemem. Sadece Bakarım. Sende bana bakarsın bir "hiç"liğe bakar gibi. Ya da her şeye bakar gibi bakarsın ama bana baktığın gibi bakmazsın fotoğrafında. Bakmazsın , bakamazsın ya da bakmak istemezsin bilemem ama beni göremediğini bilirim ve gözetlerim seni resminde.
Fotoğraflar sahte olurlar hep. Her fotoğrafında güler insan , hiç bıkmamacasına. Bazen MonaLisa gibi gizemli , bazen çocuklar gibi saf , bazen istediğini elde etmiş bir insan gibi içten... her zaman gülersin. En sevdiğini kaybetmiş olsan da , istediğini elde edememiş olsan da , isteyecek bir şeyin kalmamış olsa da gülersin.
Resmine bakarak kilo almışsın ya da daha bi güzelleşmişsin diyebiliyorum ama resmine bakarken gözlerini okuyamıyorum. O gözler kimin için , nereye bakıyor bilmiyorum. Orada bana ait bir şeyler var mı bilmiyorum ?
Tenine dokunmak istiyorum. Elimi fotoğraf kâğıdında ki sen'in üzerinde gezdiriyorum. Hep o kâğıtsı tat geliyor tenime. Senin tadın senin kokun yok o kâğıtta. Bazen o kâğıtsı tat o kadar bıktırıyor ki beni ; tüm yaşama isteğimi , kalbimi , hislerimi , düşüncelerimi ve sen'i koparıp alıyor sanki benden.
Seni seviyormuyum bilmiyorum ama fotoğrafını sevmiyorum. Sevemedim. Ve sevmeyeceğim.
tikkymelike - avatarı
tikkymelike
Ziyaretçi
12 Nisan 2007       Mesaj #925
tikkymelike - avatarı
Ziyaretçi
yeniyil10anicid25aah0
yeniyil10anicid25aah0Kırkıncı Oda ..... cid25aah0yeniyil10ani
2a0j1o8cid25aah0yeniyil10ani
cid25aah0yeniyil10ani
Ne kadarınız gerçek sizin,
kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki
kilitler altında sakladığınız gerçek
duygularınızla,
gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor
hayatınıza,
söylenmeyen neler var kuytularda,
hani kendinizden bile sakladığınız,
bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla
yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da
ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz
içinizde...? ? ?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri?
Sevip de söyleyemediğiniz,
özleyip de açıklayamadığınız
ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize
gömdüğünüz oluyor mu,
korkaklıklar var mı,
kalleşlikler var mı,
yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi
bekliyor...? ? ?
Göründüğünüz insan mısınız siz,
yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur
içinizde
ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi
taşıyorsunuz?
Derununuzda neler saklıyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz,
yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız,
gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı
saklıyorsunuz,
açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz?

Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde,
günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp
Tanrı'yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz?
Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz
yoksa...? ? ?

Uzun bir yolculuğa çıkar gibi
duygularınızla düşüncelerinizi denklere
sarıp da içlerinizde bir yerlere mi
yerleştirdiniz,
bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz
aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve
denklerinizi
hiç açmayacağınızı bilerek...
Bir gün çıldırsanız da
bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça
söyleseniz,
neler duyacağız sizlerden,
gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya,
yoksa korkaklığın altında,
bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi
büyümüş yiğitlikler mi?

Kızgınlıklarınız yok mu sizin,
öfkeleriniz, isyanlarınız?
Aşklarınız yok mu?
Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz?
Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya,
kendinize şaşar mısınız,
hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler
var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer,
dile getirilmeyen özlemler,
söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler,
hangi boşvermişlikler,
hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde?

Ne kadarınız gerçek sizin?

Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz
kendinizden?
Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı
turuncu pırıltılı külrengi bir gecede,
şimşeklerle boşanan yağmur başladığında
şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz,
ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz
kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi,
bu kadar gerçeği o odada saklayıp,
hayatı yalandan yaşadığınızı farketmek nasıl bir
sarsıntı yaratıyor?
yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de
ıssız gece,
sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu,
korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden,
kırkıncı odanız size de mi kapalı,
kendi kendinize bile mahrem misiniz?

Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan,
hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu,
kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek
istemiyor musunuz,
bütün yalanlarınızdan uzak bir yere?

Şöyle rahatça bütün duygularınızı,
bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara,
kendinizi bile yanınıza almadan.

Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız
kimleri saklıyorsunuz koynunuzda,
yüksek sesle eleştirip de
içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var,
kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi
korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde
gizliyorsunuz?

Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?

Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu
yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size?
Neler var kırkıncı odada?
Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı,
kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı
yaşıyorsunuz?
Niye yapıyorsunuz bunu?
Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede
belki...
Belki de hiç açmazsınız,
kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü,
kendinizden sıkılarak.. cid25aah0yeniyil10ani
yeniyil10anicid25aah0
Ahmet Altan
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
12 Nisan 2007       Mesaj #926
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
70629751si2


Bugün Yağmur Yağdı Şehre..
Bana bir kez olsun söylemedin beni sevdiğini... En huzurlu sarılışlarda, en duygulu bakışlar da bile... Düşünmek akıl işiydi sevmek benim işim... Sen akıllıydın, ben sevgili...
Bugün yağmur yağdı şehre... Uzun bekleyişlerin sessiz sonu gibi... Bekledim uzun bir yazı, ne kadar çabuk geçti değil mi, upuzun, kocaman bir yaz...Sonbahar sendin benim için ve sevindim sen geldin diye. Sen geldin tekrar düşlerime dökülen yağmur taneleriyle... Ama çıkmadım sokağa,ıslanmadım düşen sen taneleriyle... Özlememiş miyim yağmuru ya da seni yani sonbaharı? Belki de o kadar alışmışım ki yokluğuna geldiğini kabullenmek zor geldi...
Bugün yağmur yağdı şehre... Hiç düşündün mü ıslandım mı diye... Ya da hiç düşündün mü kimler yağmura apansız yakalandı bugün ve kimler penceresinden gördü yağmuru ve atıldılar birkaç ıslak ama umutlu tanenin altına... Kimler apansız yakalandı bugün aşka ya da kimler pencerelerini kırıp atladılar aşkın üşüten ıslak damlalarının altına...
Bugün yağmur yağdı şehre... İlk kez hem de... Ne yapmalıyım diye düşündüm bir an... Çıkmalı mıydım sokağa ve izin vermeli miydim sen tanelerinin altında ıslanmayı özlemiş benliğime... Yoksa evde kalmalı ve yaşatmamalı mıydım sen tanelerine seni hala sevdiğimi bilmenin kendini beğenmiş mutluluğunu...
Bugün yağmur yağdı şehre... Ne yapmalıyım diye düşündüm bir an... Eskiden düşünmezdim hatırlıyor musun? Seni sevdiğimi söylemek için bir kez olsun düşünmedim ben... Ama sen... Ama sen bir kez bile kurtulamadın sonu asla yüreğinin sesiyle bitmeyen düşüncelerden... Bana bir kez olsun söylemedin beni sevdiğini... En huzurlu sarılışlarda, en duygulu bakışlar da bile... Düşünmek akıl işiydi sevmek benim işim... Sen akıllıydın, ben sevgili...
Bugün yağmur yağdı şehre... Hiçbir şey hissetmedim sana dair... Düşünmeyi öğrendim belki de... Büyük savaşları kaybetmektense küçük olanları kazanmayı seçer oldum senin gibi... Ama kazandığın şey sendin kaybettiğin ben, bunu hiç bilemedin.. Sen susmayı bilmeden konuşmaya çalışanlardandın, başaramadın... Bense ikisini de bilirken seçim yapma zorunluluğu taşımadığıma inandım sadece... Bense seni bu kadar çok severken bu yükü içimde taşıma zorunluluğu taşımadığıma inandım sadece...
Bugün yağmur yağdı şehre... Ve ben durdum, pencereden sana baktım... O an beni değil kendini ıslatıyordun... Ben seni neden ve ne kadar sevdiğimi bilirken, sen neden yanımda olduğuna bile karar veremedin... Islattın ve kazandın önceleri... Islanıyor ve kaybediyorsun şimdi... Üstelik neyi kaybettiğini bile anlayamadan...
Bugün yağmur yağdı şehre... Uzun bekleyişlerin sessiz sonu gibi...
Bugün yağmur yağdı şehre... Uzun bekleyişlerin sensiz sonu gibi...
Bugün yağmur yağdı şehre... Herkes ıslandı ben uslandım...
Bugün yağmur yağdı şehre... Ve döküldü sen taneleri son kez içime...

Alıntıdır

user online reputation report
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
12 Nisan 2007       Mesaj #927
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
O gece deniz

Birden rüzgar hayat gibi esince
Karanlıklar ağır ağır gerindi
Denizdeki içli hayat bu gece
Sonu gelmez ölümden de derindi

Bu ilahi büyüklüğün nefesi
Doldurmuştu nihayetsiz boşluğu
Andırırdı hayattaki son sesi
Dalgaların sahildeki soluğu

Nazım Hikmet
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
12 Nisan 2007       Mesaj #928
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Yüreğime bir beden büyük gelen umutları Üzerimden çıkarıp gidiyorum."
Küçük bir çocuğun duası gibiMasumluğunu sundum sana aşkın.
Ama sen, “İmkansız bir aşk “ deyip sustun.Oysa sana dair ne düşlerim vardı.
Dans edecektim yağmurlarda seninle.Yıldızların saçlarına düştüğünde,
Bir gökkuşağı çizecektim beyaz tuallere.
Asla kırgın değilim sana...Özgürdün, hürdün elbet.
Güneşte yaşamak varken,Karanlıklarda boğulmayı göze alamazdın sen...
Gözlerine sakladığım baharlara Veda busesini yapıştırıp gidiyorum.
Aslında bir teşekkür borçluyum sana,Yarım bir adamın karanlıklarına
Rüya misali baharlarınla konakladın..
Her nefesinde,Mevsimleri soludum gözlerinde.Kırılmış bir gönül mabedineBir gülüş ekledin ya,
Bir ömür yeter bana..Hep ağladığımda öper dururum
Baharda açmış o gülüşlerini......
Gittiğim yerlerde,Kim bilir belki de alışırım.Alışacağım; gözlerinin yokluğu değil elbet.
Bahçemde ezilmiş güllerin çığlıklarına ,içimdeki çocuğun gözlerindeki ıslaklığına,
Elbet bir gün alışırım....
gidiyorum, Aynalara ağlamaklı suretimi bırakıp
Masum çocukların dualarına gidiyorum...Senin uyuduğun saatlerde ben,
Bu şehri, bu yüreği sana bırakıp
Yağmurlarla öpüşmeye gidiyorum.
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
12 Nisan 2007       Mesaj #929
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi


yaralıyım, peşimsıra düş avcıları
harcım değil ki, ellerini bırakayım.
Bozkır vadilerde etimi kemirdiler
öptüğün güneş renkli dağlarda
hala ben
ağlama makamındayım.

Hırçın kuşların yüküdür, ellerin yorgunluğu
toprağımı itirazsız çağırıyorum
gözlerime üşüşen güvercin sürüsüyle.

Usul usul açılır ellerin
kıyısında gölgemi kaybettiğim denizlerime
çığlığımı kaçırıyor yüreğinden uğurladığın gemi
haylaz ergenliğimle
ellerinden ümid sağıyorum.

Adem Özbay
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
12 Nisan 2007       Mesaj #930
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Aşkın Temizliği
yüzün halisina dökülen zeytinyagi askin dikis izleri ya tamamiyle degistirmek lazim deriyi ya da temizlemeye calismak, çullardan çaputlarla gün gün biraz allik biraz agri biraz suyla bilerek gitmeyecegini ve daha beter kusacagini aslinda uzak bir 'sonra'da

Ilgım Veryeri