Arama

İcatlar - Önemli İcatlar - Sayfa 2

Güncelleme: 5 Mart 2017 Gösterim: 272.047 Cevap: 21
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
11 Nisan 2011       Mesaj #11
Avatarı yok
Yasaklı

ELEKTRİĞİN İCADI


"Elektrik" deyimi, Yunanca "elektron"dan gelmektedir.Bunun anlamını mı merak ediyorsunuz ? Yunanca "elektron" kelimesi, bildiğimiz "amber" karşılığıdır. Açıklamadan da anlaşılacağı gibi, İsa'dan 600 yıl önce, Yunanlılar bir yere devamlı olarak sürtüştürülen, böylece kızan amberin ,mantar ve kağıt parçaları türünden hafif maddeleri çekebilme yeteneğini biliyorlardı.Buna rağmen,1672 yılına kadar bu konuda kayda değer bir gelişme olduğu söylenemez. 1672 yılında, Otto von Guericke adında bir adam,elini hızla dönen bir sülfür (kükürt) kürenin karşısına tutarak, daha güçlü elektrik üretti.
Sponsorlu Bağlantılar

1729 yılında ise, Stephen Gray,bazı maddelerin (örneğin metaller) bir yerden başka bir yere elektrik ilettiklerini keşfetti. Bu tür maddeler "kondüktör-iletken" diye tanımlandılar. Cam,kükürt,amber,balmumu gibi diğer bazı maddelerde elektriği taşımıyor,bir yerden bir yere iletmiyorlardı.Bunlara genel olarak "yalıtkan" adı verildi.
Aynı doğrultuda son derece önemli bir başka adım, 1733 yılında du Fay adında bir Fransızın negatif ve pozitif elektrik yüklerini bulması olmuştur. Du Fay, negatif ve pozitif şarjların (elektrik yüklerinin),iki ayrı tür elektrik olduğunu sanmıştı.Gene de, elektriğin gerçeğe en yakın tanımlamasını yapan Benjamin Franklin'dir. Benjamin Franklin'in fikrine göre, tabiattaki bütün maddelerin bünyesinde "elektriksel bir akış" vardı. Belirli iki madde arasındaki sürtünme, bu akıştan bir kısmının, miktar bakımından fazlalık meydana getirecek şekilde öteki maddeye geçmesine sebep oluyordu. Bugün, bu akışın negatif yüklü elektronlardan oluştuğunu söyleyebiliyoruz.

TÜBİTAK'tan Elektronik Burun ve Dil


TÜBİTAK mühendisleri elektronik burun ve elektronik dil geliştirdi. Elektronik burun ile havada bulunabilecek zehirli gazlar algılanabilecek, elektronik dil ise su ve içecek kalitesini belirlemede kullanılacak.

Gelişen teknoloji ile artık canlıların koku ve tat alma organlarını taklit eden sistemler geliştirildi. Havadaki zehirli gazları algılayabilen "elektronik burun" ile sudaki kirleticileri anında tesbit edebilen "elektronik dil" teknolojisi gibi...Bu ezber bozan teknolojik ürünler TÜBİTAK mühendislerinden geldi.

İlk olarak gazları algılayabilen ve sınıflandırabilen elektronik burun geliştirildi. Bu sistem havada bulunabilecek zehirli gazlara karşı kullanılacak. Sistem tıp, gıda ve ilaç sanayi ile askeri uygulamaların yanısıra zararlı atıkların ve içecek kalitesinin belirlenmesi, kapalı alanların hava kalitesinin ölçülmesinde de kullanılabilecek.

Elektronik dilin de tıpkı burun gibi pek çok işlevi var. Sudaki kirleticileri algılayabiliyor. Bu sistem de su ve içecek kalitesini belirlemede kullanılacak. Ama bir de yine askeri boyutu var. Deniz suyu içindeki kısmen çözülmüş patlayıcıları tesbit edebiliyor.

Elektronik burun ve dilin nasıl çalıştığını TÜBİTAK Malzeme Enstitüsü araştırmacısı İlke Gürol anlattı. İki sistem de istenmeyen kimyasal bileşikleri algıladığında sesli ve ışıklı sinyaller veriyor.Uygulama, sistemin içindeki mini bilgisayarların analizleri ile gerçekleştiriliyor. Üstelik, bilgisayar üzerinde çalışan tüm yazılımlar da yerli kaynaklarla tasarlandı ve hayata geçirildi.
Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2016 20:40
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
13 Haziran 2011       Mesaj #12
Avatarı yok
Yasaklı

Amerikan Newsweek Dergisine Göre, Bilimadamlarının Üzerinde Kafa Yorduğu Buluşlar


Teknoloji dünyasındaki bu yenilikler arasında trafik kazalarını önleyecek özel kameradan hastalıklara ilaç olacak hücre programları da var…
Sponsorlu Bağlantılar

Yüzen ev:


Sel baskınlarında yan yatmıyor, sürüklenmiyor
1800 kişinin ölmesine yol açan büyük gelgit dalgalarının kabusunu hala yaşayan Hollandalılar artık evlerini su üzerine inşa etmeye başladı. Gelgit dalgalarıyla yükselip alçalacak şekilde tasarlanan yüzen evler çok dengeli oldukları için asla yan yatmıyor, direğe bağlı oldukları için de sürüklenip gitmiyor. Elektrik ve su gibi ihtiyaçlar ise esnek kablo ve borularla karşılanıyor. Bu sadece Hollanda’nın değil bütün dünyanın işine yarayacak bir teknoloji. Birleşmiş Milletler eriyen buzulların ve yükselen deniz seviyesinin selleri artıracağını ve 2050 yılına kadar 2 milyar kişinin riske gireceğini tahmin ediyor.

Elmastan mikroçip:


‘Kıyamete kadar’ saklanabilecek
Bugün yılda 80 ton üretilen düşük kalite sentetik elmas sağlamlığından ötürü matkap gibi araçlarda kullanılıyor. Bilimadamlarının amacı ise yapay yolla üretilen bu sentetik elması mikroçiplerin hammaddesi olarak kullanmak. Çünkü silikon mikroçipler 95 derecede erirken, elmas olanlar 500 dereceye kadar dayanabiliyor. Daha ucuza mükemmel elmaslar yapmanm yolu bulunduğunda bunların üzerine daha fazla devre yerleştirilebilecek. Japon Nippon Telegraph and Telephone firması elmastan yapılmış yarı iletken prototipleri üretti bile.

Elektronik yardımcı pilot:


Sert dönüşlerde devreye girecek
Direksiyon ve pedallar yine normal sürücü tarafından kontrol edilecek. Cansız yardımcı pilot sert dönüşler gibi tehlikeli hareketlerde devreye girerek aracın kaymasını önleyecek. BMW, DaimlerChrysler ve GM tarafından geliştirilen bu teknoloji alkollü ya da uyuklayan sürücüleri de uyararak şeritlerinden çıkmalarını önleyebilecek. Bu tür hatalar trafikteki ölümlerin yüzde 40′ına neden oluyor.

Fiber karbon otomobiller:


Ağırlık yarıya inecek yakıt tasarrufu olacak
Normal otomobillerde kullanılan benzinin sadece yüzde 1’inin araçtaki yolcuları taşımak için, yüzde 99′unun ise aracın kendisini ilerletmek için kullanıldığı gerçeği karşısında bilim adamları daha hafif araçlar üretmeye çalışıyor. Amaç yakıt tasarrufu. Karbon liflerinin yapıştırıcı benzeri bir malzemeyle birbirine tutturulmasıyla elde edilen malzeme çelik yerine kullanıldığında ağırlık yarıya inebilecek. Bu fiber karbon otomobillerde yakıttan yüzde 50 tasarruf etmek anlamına geliyor.

Kokuya duyarlı uçak:


Kaybolan kişi kolay bulunacak
ABD’li bilim adamları sineklerin şimdi de koku alma yetenekleriyle yollarını nasıl bulduklarını araştırıyor. Amaç böceklerin 1 kilometre kadar uzaktan koku kaynağını farkettikleri gerçeğinden yola çıkarak, bu sistemi keşif uçaklarında kullanmak. Bu sayede ormanda kaybolan bir koşucu, ya da uyuşturucu tarlaları bu uçaklarla kolaylıkla bulunabilecek.

Beyinlere mikroçip:


İngilizce’yi daha kolay öğrenin
Güney California Üniversitesi’nin uzmanları, insan beyninin hafıza bankasını destekleyip güçlendirecek bilgisayar çipleri üzerinde çalışıyor. Ted Berger hücrenin davranışlarını taklit edebilen bilgisayar programları ve bunları çalıştıracak çipler üretmeyi başardı. Uzmanlar bu teknolojiyle, beyne yerleştirilecek çipler sayesinde felçlilere ya da Alzheimer hastalarına yardım etmenin yanı sıra, örneğin İngilizce öğrenmek isteyen birinin de bunu daha kolay yapabilmesinin yolunu açmaya çabalıyor.

Yüz labarotuvarı:


Uyumasın diye şoförün gözlerini takip edecek
“Facelab” (Yüz Laboratuvarı) adlı bir teknoloji sayesinde direksiyonun yanında bulunan bir kamera sürücünün yüzünü sürekli kontrol altında tutuyor. 3 boyutlu bilgisayara yansıyacak bu görüntü gözlere odaklanarak, gözbebeğinin ve iris tabakasının hareketlerini takip ediyor. Loş ışıkta bile çalışabilen bu cihaz şoförün tam olarak neye baktığını anlıyor ve şayet gözkapaklarının aşağıya doğru kaydığını farkederse sürücüyü uyarıyor. Koltuğu ve pedalı titreştirerek sürücünün ayık kalmasını sağlıyor.

Uzay meyveleri:


3 bin bitki türü uzaya gönderildi
Çinli bilim adamları bazı meyve ve sebzeleri orijinal boyutlarından daha büyük, bazı özelliklerininse daha üstün olmasını sağlamak için tohum halindeyken uzaya gönderiyor. Sıfır yerçekimi, kozmik radyasyon gibi uzaya has 7 unsura maruz bırakılan tohumlar geri getirilip toprağa dikiliyor. Salatalıklar beyzbol sopası uzunluğunda olabiliyor. Domateslerde ise yüzde 27 daha fazla antioksidan oluşabiliyor. Şu ana kadar, sebze, şifalı ot ve çiçeklerin dahil olduğu 3 bin bitki türü gram başına 45 bin dolara uzaya gönderildi. Bu sayede iki metrelik pamuk bitkileri elde ediliyor, böylece uzun ve esnek iplikler üretilebiliyor.

Hücreler programlanacak:


Hastalık geni bir hapla devreden çıkabilecek
Kök hücre konusunda büyük mesafe kateden uzmanlar, bu yapı taşlarının kemiğe ya da karaciğere dönüşmesini sağlayarak hastalıkları kökünden çözmeyi amaçlıyor. İnsanın genetik mekanizmasına sadece birer hapla müdahale edilebilmesi hiç de uzak değil. Hastalığa göre kimi genlerin devrelerini “açık” tutabilen, bu iyi gelmezse hastalığı tetikleyen genleri “kapatan” haplar yutturulabilecek.

Uzaya asansörlü yolculuk:


100 bin kilometrelik halatta eşya taşınacak
Yeryüzünden 100 bin kilometre yükseğe uzanacak asansörde “karbon nanotüpleri” adı verilen ve çelikten kat kat güçlü olan molekül zincirleri kullanılacak. Amerikalı fizikçi Edwards güneş enerjisiyle çalışan robotların saatte 190 kilometre hızla tırmanacağını öngörmüştü. 20 yıl içinde hayata geçirilebilecek teknolojiyle kilo başına 4 bin 500 dolar olan uzaya eşya taşıma fiyatı 450 $’a inecek.

kaynak: Bilimvadisi

Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2016 20:42
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
2 Mart 2012       Mesaj #13
Avatarı yok
Yasaklı

Geleceğin 5 İcadı


Teknolojiyi durdurmak mümkün görünmüyor.Ancak teknoloji bu hızla ilerlerse yakında bu icatları da görebiliriz.HowStuffWorks isimli internet sitesindeki habere göre, işte herkesin merakla beklediği geleceğin 5 icadı:

1. Mars'a Bilet:


1969 yılında Apollo 11, içindeki astronotlarla birlikte Ay'a indi. 1946 yılının başlarında, Alman-Amerikan roket bilimci Dr. Wernher von Braun, Mars Projesi'nin taslağını çizdi. İlk uzun menzilli füze olan V2'lerin planları onun tarafından çizilmiştir. Ayrıca, Apollo ay uçuşunu yapan Satürn 5 roketini gerçekleştiren ekibi de o yönetmişti. Mars'ın içinde insan bulunan uzay aracıyla keşfi henüz gerçekleştirilemedi. Ancak, politikacılar ve roket bilimciler kırmızı gezegeni uzun süreli bir hedef olarak belirlediler.

2. Robot Yardımcılar:


Jetgiller çizgi filmindeki Rozi isimli robot gibi evinizi temizleyen, bulaşıkları yıkayan, toz alan bir robota sahip olmayı kim istemez ki? Robot uzmanları, birkaç işi aynı anda yapabilen robotlar üzerinde çalışmaya devam ediyorlar. Şimdilik üretilen robotlar sadece yürümekle ve koşmakla yetiniyor ancak teknoloji şirketleri geliştirdikleri robotları göstermek için her yıl teknoloji fuarlarına akın ediyorlar.

3. Su Altı Şehri:


1950'lerin sonunda ve 1960'ların başında Amerikan Donanması Deniz Laboratuarı ve ünlü araştırmacı dalgıç Jaques Cousteau'nun Conshelf adını verdiği sualtı köyü sayesinde sualtı şehirlerinde yaşama fikri güçlendi. Üzerinden 50 yıl geçmesine rağmen henüz herhangi bir su altı şehirleri kurulmadı. İnsanların su altında yaşaması gerçekleşse bile bunun kolay ve ucuz olmayacağı kesin.

4. Uçan Otomobil:


Kendi kendine uçan araçlar rüyası gerçek olabilir. 1917 yılında Glenn Curtiss ilk uçan araba denemesini yaptı, bu tasarım trendi günümüze kadar devam etti. Terrafugia'nın 2010 Transition'u da en son yapılan prototiplerden biriydi. 1996-2002 yılları arasında, NASA'nın "Breakthrough Propulsion Physics Project" isimli projesinde yerçekimi olmamasının imkanları ortaya çıkarıldı. Buna rağmen yine de uçan arabaları halen havada görmeyi bekliyoruz.

5. Sürücüsüz Araçlar:


İnsanlar bazen bir otomobilin en tehlikeli parçası olabiliyor. Bilim adamları, yıllardır otomatik otoyol teknolojisi üzerinde çalışıyor. 1990'larda Amerikan Nakliye Departmanı'nın "Ulusal Otomatik Otoyol" isimli projesi, potansiyel radar noktaları ile özellikle otoyolun hazırlanmış uzunluğunu test etmesini sağlayan manyetik ve görsel sensörleri başarılı bir şekilde gösterdi. DARPA (ABD Savunma Bakanlığı İleri Araştırma Projeleri Ajansı)'nın da sürücüsüz otomobil yarışında otomatik araç araştırma-geliştirme programı bulunuyor. Ayrıca Braunschweig Teknoloji Üniversitesi, Audi firması ve hatta Google şirketi sürücüsüz taşıt sistemlerini test etmeyi ve geliştirmeyi sürdürüyor. Buna rağmen, Google araştırmacıları kendi kendine giden arabanın en azından 2018 yılına kadar mümkün olmayacağını tahmin ediyor.

kaynak: Gençbilim
Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2016 20:44
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
19 Mart 2012       Mesaj #14
Avatarı yok
Yasaklı

Mucitlerini Öldüren İcatlar


Mucitler ve icatları arasındaki ilişki kimi zaman fazlasıyla dramatik, duygusal ve hazin olabiliyor. Amaçları uğruna kendilerine zarar vermekten bile çekinmeyen birçok bilim adamı sırf bu yüzden hayatlarını kaybettiler. İşte icatları tarafından öldürülen 7 mucit;

Henry Smolinski...
Mühendis olan Smolinski'nin tek amacı uçan bir araba yapmaktı. Bu amaçla kurulan Advanced Vehicl Engineers firmasında çalışmaya başlayan Smolinski, bir Cessna tipi Skymaster uçağını Ford Pinto'yla birleştirerek amacına ulaşmak istedi. Smolinski 1973'te başladığı projeyi 1 yıl sonra piyasaya sunma niyetindeydi. Ancak 11 Eylül 1973'de pilot Harold Blake ile birlikte aracın test uçuşunu yaparken hayatını kaybetti. Aracın kanatları, otomobilden ayrıldı ve böylece icadı Smolinski'yi öldürmüş oldu.

Franz Reichelt...
Avusturya doğumlu Fransız mucit Franz Reichelt hayatını bir terzi olarak sürdürüyordu. Ancak terzi maskesi altında asıl yaptığı iş uçak pilotlarının giyebileceği uçan paraşüt görevi gören bir giysi yapmaktı. Reichelt'ın bu çabaları dikkat çekti ve ilgi gördü. Reichelt ürününün ilk testini yapay mankenlerle yaptı ve başarılı oldu. Ancak bu yeterli değildi, bir insanla da test yapması gerekiyordu. Kendini kurban seçti ve giysisini giyip Eyfel kulesine çıktı. Kendini kulenin düşük bir seviyesinden aşağıya bırakan Reichelt zemine çarptı ve hayatını kaybetti.

Horace Lawson Hunley...
Bir avukat olan Hunley'nin merakı denizaltılar üzerineydi. Üç farklı modelde denizaltının dizaynına yardım etmişti. İlk denizaltısını New Orleans'ta battı, ikincisi Alabama'da Mobil Bay'de battı. Üçüncü denizaltısında isekendisi de vardı ve 15 Ekim 1863'te denizaltı içinde 7 kabing örevlisiyle birlike Charleston sularında battı ve Hunley hayatını kaybetti.

Thomas Midgley, Jr...
Midgley Jr. Kurşunlu benzin ve sera gazı ile ilgili çalışmalar yapıyordu. Bir keresinde bir basın toplantısında yakıtının güvenli olduğunu göstermek için ellerine kurşunlu benzin döktü, ayrıca 60 saniye boyunca benzini kokladı. Ancak kurşun zehirlenmesinden dolayı ölmedi. Ölümüne çocuk felci geçiren hastalar için yaptığı yatak sebep oldu. Halat ve makara sistemiyle kurulan yatakta 2 Kasım 1944'te iplere dolanmış olarak ölü bulundu.

Marie Curie...
Radyoaktivite üzerine yaptığı çalışmalarla efsane kimyager Marie Curie uranyumla yaptığı deneylerle radyoaktiviteyi bulmuştu. İki kez Nobel ödülü kazandı. Ancak Curie'nin ölümü de bu buluşundan dolayı gerçekleşti. 1934 yılında Fransa'nın Savoy kentinde kan kanserinden hayatını kaybetti. Hastalığı aşırı dozda radyasyona maruz kalmasına baağlandı. Bu yüzden ona bilim için ölen kadın dendi.

Atinalı Perillos...
Perillos bir pirinç dökümcüsüydü... Agrigentum Tiran'ı Phalaris için tamamen pirinçten içi boş ve bir tarafında kapı bulunan bir boğa yaptı. Phalaris kurbanlarını boğanın içine kapatıyordu. Boğanın altına yerleştirilen ateşle metalin rengi sıcaktan kırmızıya dönene kadar ısıtılıyordu. Böyle kurban içeride yavaşça kızararak ölüyordu. Boğanın başı karmaşık bir sistemle tüp ve tapalarla yapılmıştı ve böylece mahkumların çığlıkları kızmış bir boğa böğürmesine dönüştürülüyordu.

Söylendiğine göre boğa tekrar açıldığında, kurbanın kavrulmuş kemikleri mücevher gibi parlıyordu ve bunlardan kolye yapılıyordu. Pirinç boğayı beğenerek sipariş vermiş olan Phalaris, boğanın boynuzundaki ses sisteminin bizzat Perillos'un kendisi tarafından test edilmesini istemiş, Perillos içeri girince hemen kapıyı kapatmış ve ateşi yakarak bu icadın ses sisteminin çalışıp çalışmadığını Perillos'un çığlıklarından öğrenmeye çalışmış ve Perillos'un ölmesine sebep olmuştu.

Abakovsky...
Abakovsky kendi icadı tarafından öldürülen bir Rus mucitti. İcadı yüksek hızlı bir Aerowagon tren motoruydu. Test sürüşü sırasında Abakovsky ve yanındaki 5 kişi hayatını kaybetti. Abakovskyi'nin icat ettiği motor aslında bir uçak motoruydu. Bu motorun üzerinde çalışan Abakovsky ne yazık ki öldüğünde 26 yaşındaydı.

Kaynak:CNN
Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2016 20:56
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
31 Mart 2012       Mesaj #15
Avatarı yok
Yasaklı

İğneden Korkanlar İçin Değişik Bir Şırınga Tekniği


Ad:  1.JPG
Gösterim: 362
Boyut:  24.9 KB

Aşı olmak sizin için de kabus anlamına geliyorsa, bu yeni teknik tam size göre.
Sezgilere aykırı bir şey gibi gelse de, bu yeni tasarımla artık iğneden korkmamız gerekmeyecek. Tek iğne formunda olan ama hızlı çalışan iki farklı iğneyi birlikte sunan bu şırınga ile acılardan kurtulabileceğiz ve bu teknik aşıdan korkanlar için büyük bir avantaj olacak.

Vucuda ilk giren iğne oldukça ince; özel ucu sayesinde bir sineğin konmasıyla eşdeğer bir his veriyor.Bu arada da hastaya hafif bir anestezi uyguluyor. İkinci iğne ise hemen ardından, hızlı bir biçimde devreye giriyor ve ilk iğnenin verdiği anestezi sayesinde, hiç bir acı hissettirmeden işini görüyor. Bu iğnenin mucidi ise, Oliver Blackwell isimli bir bilim adamı.

Kaynak: CHİP
Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2016 21:38
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
30 Mayıs 2012       Mesaj #16
Avatarı yok
Yasaklı

Kaza Sonucu Keşfedilen İcatlar


Birçok icadın keşfedilmesi kimi zaman çok uzun yıllar alırken, kimileri de tesadüfen ya da bir kaza sonucu ortaya çıkabiliyor.Bazı bilim adamları üzerinde çalıştığı maddeyi yanlışlıkla eve götürüp yemeğine bulaştırması sonucu ya da ormandaki bir otun yapışkan özelliğinden yararlanıp yeni bir madde icat etmişlerdir.HowStuffWorks isimli sitede yer alan habere göre, tesadüfen bulunmuş icatlar:

Anestezi: Anestezinin gerçek kaşifi itiraz etmesine rağmen, anestezinin gelişimine ve kullanımına katkıda bulunanlar ise mucidin benzer tesadüfi gözlemden esinlendiklerini belirtiyorlar. Crawford Long, William Morton, Charles Jackson and Horace Wells gibi bazı bilim adamları bazı vakalarda eter ve azot oksitin (gülme gazı) insanlarda ağrıyı önlediğini fark ettiler.

1800'lü yıllarda, bu bileşenlerin hem eğlenme hem de oyalanmak için solunması çok modaydı. Anestezinin kaşifleri, gülme partileri veya eter eğlencesi olarak isimlendirilen bu eğlencelere katılıp bu bileşenlerin insanların acıyı algılamalarını nasıl etkilediği konusunda çok şey öğrendiler.

Bu bileşenlerin tesadüfi keşfi acıyı önlemek için tıp alanında da kullanılmaya başladı. 1844 yılında Horace Wells bir sergiye katıldı ve bir katılımcının gülme gazının etkisinde bacağını yaralamasına şahit oldu. Bacağı kanayan adam Wells'e hiç acı hissetmediğini söyledi. Bu tesadüfi keşiften sonra Wells dişini çekerken bu bileşeni anestezik olarak kullandı.

Penisilin: İskoç bakteriyolog Alexander Fleming, laboraturındaki kaza sonucu penisilini keşfetti. Mucidin laboratuarı hep dağınık oluyordu. 1928 yılında 2 haftalık yolculuktan döndükten sonra, Fleming dağılmış çeşitli deneyleri düzenlerken ilginç bir mantar kolonisi keşfetti. Mantarlar "Staphylococcus aureus" bakterisi tarafından sarılmış kaplarda yetişmişlerdi. Fakat bu mantarlar, zararlı olmaya potansiyeli olan bakterileri yıkıyordu. Başka bir ifadeyle, mantarlar zararlı hücreleri yok ediyordu. Bunun önemini hemen kavrayan Fleming bir yıl sonra (1929'da) Penisilin adını verdiği keşfini duyurdu. Ancak Fleming'in bu keşfi tedavi için kullanılmadı. Yaklaşık 13 yıl sonra Howard Florey, Norman Heatley ve Andrew Moyer penisilinin geliştirilip etkili bir hale getirilmesini sağladılar.

Cırt cırt: Pıtrak (dulavratotu) bitkisini duydunuz mu? Elektrik mühendisi olan George de Mestral, İsviçre dağlarında köpeğiyle gezerken dulavratotunun köpeğin tüylerine ve elbiselerine yapıştığını görür. Mikroskopla bu iş nasıl oluyor diye inceleme yapar ve bitkinin üzerinde sayısız kanca görür. 1955 yılında, De Mestral kazara bulduğunu icadını mükemmelleştirmek için naylon üzerinde deneme yapmaya karar verir ve günümüzde kullandığımız cırt cırtı icat eder.

Kalp pili: Mühendis Wilson Greatbatch, 1958 yılında Cornell Üniversitesi'nde kalp seslerini kaydeden bir cihaz üzerinde çalışıyordu. Yaptığı cihazdan yanlış parçayı çıkaran Wilson gerekli enerjiyi cihaza verdiğinde, icadı normal bir kalp gibi çalışmaya başlamıştı. Yeni cihazını 1960 yılında bir insanın kalbine yerleştirmeden önce hayvanlar üzerinde denedi ve ince ayarlarını yaptı.

Mikrodalga fırın: İkinci Dünya Savaşı sırasında bilim adamı olan Percy Spencer, Raytheon Şirketi'nde bir laboratuarı ziyaret etti. Bir cihazın önünde dururken ilginç bir şey fark etti. Spencer'ın cihazın yanındaki cebinde bulunan şeker yumuşamıştı, diğer cebindeki ise yumuşamamıştı. Bunu fark eden Spencer daha sonra mısır taneleri denedi ve onların patladığını gördü. Böylece 1945 yılında mikrodalga fırını keşfetmiş oldu.

Sakarin: İlk yapay tatlandırıcılardan biri olan sakarini, John Hopkins üniversitesi'nde bulunan Ira Remsen Laboratuarı'nda çalışan Constantine Fahlberg bazı kimyasalları sentezlerken 1879 yılında tesadüfen buldu. Bilim adamı, farkında olmadan ellerinde kalan maddeyi evine getirdi. Evde yemek yerken, ekmeğine şeker eklememesine rağmen ekmeğin tadının biraz tatlı olduğu fark etti. Noktaları bir araya getiren Fahlberg, tatlılığın laboratuarında üzerinde çalıştığı maddeden geldiğini anladı. Bu ilginç, şekerli madde üzerinde daha fazla test yaptıktan sonra, Fahlberg kendi başına sakarinin patentini aldı.

Dinamit: İsveçli kimyager ve mühendis olan Alfred Nobel patlayıcılarla uğraşmanın işi olmayanlara göre olmadığını öğrendi. Nitrogliserini dengeleme çabalarında, Nobel ve laboratuar çalışanları birkaç kaza geçirdi. Stockholm'deki bir patlamada Nobel'in küçük kardeşi ve birkaç kişi daha 1864 yılında öldü. Bu kaza onu patlayıcı maddeleri daha güvenilir bir şekilde saklamak için bir çözüm bulmaya sevketti. Nitrogliserinin kararsız olduğunu bilen Nobel, sürekli olarak patlayıcıları patlatmak ve depolamak için çeşitli yöntemleri test etti. Nitrogliserini taşırken kutulardan biri kazayla kırıldı, sızıntı oldu. Kizelgur isimli toprağın sıvıyı mükemmel bir şekilde absorbe ettiğini fark etti. Kizelgur toz haline getirilip nitrogliserinle karıştırılınca kazara patlaması önleniyordu. 1867 yılında dinamitin patentini aldı.

Mısır gevreği:
1894 yılında Dr. John Harvey Kellogg, bu karışımı Michigan'daki bir sanatoryumda, sıkı bir vejeteryan rejim uyguladıkları hastalara da verdiler. Bu mısır karışımının mısır gevreği haline gelmesi ise Dr. Kellogg ve ağabeyi Will Keith Kellogg'un sanatoryumda işlem sırasında, pişirdikleri mısırın yanlışlıkla preslenmesi sonucu oldu. Bu yeni şeklin tutacağını düşünen Kellogg kardeşler küçük bir bütçe ile üretime geçmeye, mısır hamurunu silindirlerden geçirip kurutarak gevrek haline getirmeye karar vermişler.

14 Nisan 1894 tarihinde ilk üretimi gerçekleştirip hastalarına vermeye başlamışlar ve 31 Mayısta "Granose" ismi ile ürünün patentini almışlar. Şeker ve süt ile karıştırılan bu gevrek hastalar arasında çok popüler olmuş. Bunun üzerine Kellogg kardeşler diğer tahıllarla da aynı sistemi denemeye başlamışlar. 1906 yılında Kellogg firmasını kurarak ürünü pazarlamaya başladılar.

Kaynak : Gençbilim / Timetürk
Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2016 21:39
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
1 Ağustos 2012       Mesaj #17
Avatarı yok
Yasaklı

Atom Bombası


Atom bombasını ilk kez yapmayı başaran ABD, ilk atom bombasını 16 Temmuz 1945'te New Jersey eyaletindeki Alamogordo hava üssünde patlattı. Bu patlamada inanılmaz derecede kuvvetli bir ışık16 km uzaklardaki dağları bile aydınlattı. Ateşten bir top 12,000 metreye yükseldi.

İkinci Dünya Savaşı'nda, savaş amacıyla kullanılan ilk atom bombası, 6 Ağustos 1945'te Japonya'da Hiroşima şehrine atıldı. Patlamada 66,000 kişi öldü, 69,000 kişi de yaralandı. Üç gün sonra Nagasaki'ye atılan atom bombası ise 37,000 kişiyi öldürdü, 40,000 kişiyi yaraladı.

Atom bombası patlatılınca, bir sarsma dalgası meydana gelir. Bu dalganın hızı ses hızından yüksektir. Atom bombası, genel olarak bu sarsma dalgasının etkisini artırmak için yerden yüksekte patlatılır. Bu dalga yere çarptıktan sonra yeniden yukarı doğru sıçrar. böylece aşağı doğru inip çıkan yeni sarsma dalgalarının oluşmasına yol açar.

Diğer yandan bombanın patladığı yerdeki hava ısınır; büyük bir hızla genişleyerek bir boşluk meydana getirir. Bu boşluğu doldurmak için hücum eden soğuk hava, şiddetli bir kasırgaya yol açar. Böylece atom bombası, iki yönden yakıcı, yıkıcı bir kuvvetle binaları devirir, canlıları öldürür.

Faks Makinası


İskoçya'da yaşamını sürdüren Alexander Bain 27 Kasım 1843 yılında ilk faks makinası (faksimil) için patent başvurusunda bulundu. Bain'in tasarladığı faks makinası ana hatlarıyla günümüzde kullanılan sisteme benzemektedir. Belgenin beyaz ve siyah kısımlarının tanımlanarak iletilmesi ilkesine dayanıyordu. İletken bir madde üzerinde elektriksel olarak haritalama işlemi için sarkaçlar kullanılmasını önermiş fakat bu sistemi hiçbir zaman uygulayamamıştır. 1848 yılında İngiltere'de bir fizikçi (Frederick Bakewell) daha geliştirilmiş bir versiyonu için patent aldı. Yine İngiltere'de halka açık bir sergide ilk defa bir belge iletimini gerçekleştirdi.

Tüm bu çabalar ticari anlamda sonuçsuz kalmıştı. Ticari başarıyı yakalayan ilk faks makinasını ise İtalyan Giovanni Caselli icat etti. Caselli Bain ve Bakewell'in sistemlerini harmanlayarak ortaya yeni bir sistem çıkarmıştı.Pantelgraf adını verdiği buluşun ortaya çıkması 10 yıl sürmüştü. 1861 yılında patentini aldı. Fransız hükümetince kullanılmaya başlandı.

Faks makinasının başlangıçta oldukça başarılı olması telgraf sisteminin korunması adına fazla yaygınlaştırılamadı. Çıkan savaşlar nedeniyle döşenen hatların kullanılamaz hale gelmesiyle faks sistemi uzun süre ortalardan kaybolacaktı. 20. YY'da Alman Alexander Korn fotoelektrik tarama adında bir sistem geliştirdi. Hernekadar yeni bir sistem gibi görünsede mantık aynıydı. Bu sistem sayesinde hertürlü belge gönderilebiliyordu ve sarkaçlara gerek duyulmuyordu. Telefonun yaygınlaşması telgrafın sonunu hazırladı. Böylece faks kullanımı yaygınlaştı ve iş dünyasında çokça kullanılır hale geldi.

Faks'ın İcadı


Faksın icadı, zannedildiğinin aksine, yaklaşık 100 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. İlk faksı kimin kullandığı hakkında farklı görüşler mevcuttur. 1843'de Alexander Bain'in bir faks patenti olmış olduğu iddia edilmektedir. F. C. Bakewell ise 1853 yılında basılan Elektrik Bilimi adlı kitabında 'kopyalama yapan telgrafı' tasvir etmektedir. Belki de bu iki icat da vücut bulamamıştır. Ancak İtalyalı bir fizik profesörü olan Giovanni Caselli 'patelegraple' adında bir marinayı icat ederek kullanmıtır. Bu makine, 1866 yılında Paris'le Lyon arasında, ilk yıl içinde yaklaşık 5.000 faks geçmiştir.

Dökme demirden yapılmış, 2 m uzunluğundaki bu ilkel, fakat kullanışlı faks şu şekiilde çalışıyordu: Gönderici, yalıtkan mürekkeple ince bir teneke levhanın üzerine mesajı yazıyordu. Daha sonra bu levha metal bir aksam üzerine yerleştirilip her bir milimetrede üç satır halinde bir iğneyle taranıyordu.
Sinyaller telgrafla alıcı faksa iletiliyor ve buradaki iğne de mesajı, potasyum ferrosiyanite batırılmış bir kağıt üzerine, özel bir kimyevi işlemle imal edilen Prusya mavisi mürekkeple yazıyordu.

Her iki iğnenin de ayın anda tarama yapması için ikisi de tam olarak ayın zamanı gösteren iki saat kullanılıyordu. Bu saatler bir sarkacı harekete geçirirken kullanılıyor, sarkaç da iğnelerin hareketini kontrol eden dişli ve çarkları çalıştırıyordu.

2012 Yılının En İyi Buluşlarından Biri


Hollandalı sanatçı ve bilim insanı Berndnaut Smilde, sis makinasını kullanarak kapalı alanda bulut oluşturmayı sağlayan bir yöntem geliştirdi.Gerçeği gibi hiçbir zaman olamasa da gerçekmiş gibi görünen bulutlar, bir gün oturma odanızda belirebilir. Hollandalı mucitin geliştirdiği yöntem, havadaki nemi, ışığı ve ısıyı ayarlayarak kapalı alanda bulut oluşturmayı sağlıyor.Time dergisinin en iyi icatlar listesinde yer verdiği buluş ortaya sadece birkaç dakika ömrü olan bir bulut çıkarsa da oldukça etkileyici bir manzara oluşturuyor.Hollandalı mucit bulutlarını koridor veya yatak odası gibi farklı ortamlarda ortaya çıkarabiliyor.
Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2016 20:27
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
15 Aralık 2012       Mesaj #18
Avatarı yok
Yasaklı

Yeni Ampuller için Alışılmamış Enerji Kaynağı: Yerçekimi


30 dakikada bir ağırlığı resetlendiği sürece, bataryasız ve sürekli bir ışık kaynağı elde etmek mümkün.Şehir merkezi dışında, kırsal kesimlerde kullanılmakta olan gaz lambaları büyük bir problem. Hem insanların sağlığını hem de çevreyi tehdit eder durumda. Buna bir çözüm de daha çevreci bir kaynak elde etmek; her yerde çokça bulunan yerçekimi.

İcat edilen 'Yerçekimi Ampulü' adından anlaşıldığı gibi yerçekimi gücüyle ışığın yanmaya devam etmesini sağlıyor. Ona bağlı olan bir ağırlık düştükçe, dinamoya güç veren ışığın ortasında bulunan kabloyu çekiyor. Dinamo, aşağı doğru düşen ağırlığı ışığa çeviriyor. Ağırlık çok kısa sürede ayarlanabilir ve yavaşça yeryüzüne ulaştıkça 30 dakika yanabilecek bir enerji kaynağı oluşturuyor. 30 dakikada bir ayarlandığı sürece bataryasız ve sürekli bir ışık kaynağı elde etmek mümkün. Pil şarj cihazları gibi diğer cihazlar da aynı şekilde kullanılabilir.Buluşu gerçekleştirenlere göre cihazlar şu an 10 doların altında satılabilir ve bu da gaz lambalarını kullanmayı bıraktıklarından yaklaşık üç ay sonra satıcıların yatırımlarına kar sağlamaya başlayabilir. Yakında bunları piyasada göreceğimizi umuyoruz.

Kaynak : Popular Science
Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2016 21:39
perlina - avatarı
perlina
Ziyaretçi
13 Ağustos 2014       Mesaj #19
perlina - avatarı
Ziyaretçi

Mucitler ve Bilim Kurgu Kaynaklı İcatları


Cep telefonu ve helikopter gibi icatların arkasında, Star Trek ve Dünyalar Savaşı’ndan ilham alan mucitler var. Bu durumda gerçek mucit, bilim kurguyu oluşturan mı olur yoksa ondan ilham alan mı orası tartışılır.
Bilim kurgudan ilham alan mucitlerin icatları bugün bile neredeyse her an yanımızda! Bakalım hayal gücü yüksek mucitler neler icat etmişler:

Denizaltı


İcadın anafikrini Jules Verne’ün Denizler Altında Yirmi Bin Fersah’tan alan Amerikan mucit Simon Lake, modern denizaltıların babası olarak bilinir. Lake, safra tankı, dalgıç kompartımanı ve periskop dahil birçok icadında Jules Verne’ün bu güzel eserinden esinlenmiştir. Lake’in kurduğu şirket 1898’de açık okyanusta kullanılabilen ilk denizaltı olan Argonaut’u üretmişti.

Helikopter


Jules Verne asıl kurguladığı denizaltıyla ünlüyken, Nautilus’la geleceğin uçağını öngördü. Modern helikopterin mucidi Igor Sikorsky de gençken okuduğu Jules Verne’ün Fatih Robur adlı kitabından esinlenmiş. Sikorsky sık sık Jules Verne’ün “Birinin hayal ettiğini, başka biri gerçeğe dönüştürebilir” sözünü dile getirir.

Roket


Amerikan bilim insanı Robert H. Goddard, 1898 yılında gazetede H.G. Wells’in Marslıların istilasını anlattığı Dünyalar Savaşı adlı romanıyla ilgili yazı dizisini okuduktan sonra çok etkilenir ve uzun uğraşlar sonucu 16 Mart 1926’da ilk akaryakıtla çalışan roketi üretir.

Nükleer enerji


H.G. Wells 1914’te The World Set Free (Özgür Bırakılan Dünya) adlı kitabını yayınladı. Kitap,1933’te ‘yapay’ bir nükleer enerjinin üretilerek, dünya savaşını başlatacağını ve daha sonra dünyanın barış içinde yaşayacağını konu alır. Kitabı okuyan fizikçi Leo Szilard, kitaptan çok etkilenir ve kitaptan aldığı ilhamla 1932’de nükleer zincir reaksiyonları problemini çözer.

Muharebe Bilgi Merkezi


1930’larda ve 40’larda E.E. Smith, okuyucularının gönlünü Galactic Patrol’ün maceralarını anlattığı Lensmen öyküleriyle fethetti. Yazarın, 1947’de yazdığı romanda yer alan kontrollü savaş gemileri, Amerikan Deniz Kuvvetleri’ne ilham vermiş.

Uzaktan kumandalı protez el

Ünlü bilim kurgu yazarı Robert Heinlein 1942’de yayınladığı kısa öykü, uzaktan kumandalı protez eli icat eden Waldo F. Jones’a ilham kaynağı olmuş. Gerçek hayata uyarlanan, 1940’ların ortalarında nükleer endüstri için üretilen kollar,” waldos” adını almışlar.

Cep telefonu


Motorola’nın araştırma ve geliştirme müdürü Martin Cooper, 1970’lerin başlarında ilk cep telefonunu tasarlarken ‘Star Trek’ten ilham almış. Yüzyılın en büyük icatlarından biri olarak nitelendirilen cep telefonunun mucidi Cooper eseri için, “Bu bizim fantezimiz değil, amacımızdı,” diyor.

Şok tabancası


Gençler için yazılmış bilim kurgu romanlarının zeki kahramanı Tom Swift, 20. yüzyılın başlarının en ünlü edebi karakterlerinden biriydi. NASA fizikçisi Jack Cover, Taser’ı bir fan olarak icat etmişti. Taser adını, Swift’in kurgusal icatlarından “Thomas A. Swift’s Electric Rifle” (Thomas A. Swift’in Elektrik Tüfeği) ın baş harflerinden almış.

Ses / film oynatıcısı



Apple’ın bilim insanı Steve Perlman çığır açan multimedya programı QuickTime player (ses/film oynatıcısı)’ı yaratma fikrini karakterlerden birinin bilgisayarda müzik parçaları dinlediği Star Trek: Yeni Nesil’i izledikten sonra düşündüğünü söylüyor.

Sanal Dünya oyunu


Neal Stephenson’ın 1992’de yazdığı Snow Crash (Kar Kazası), insanların kendileri yerine ‘avatar’larıyla var oldukları üç boyutlu online ‘Metaverse’ (gerçeğe yakın sanal dünya) i tüm detaylarıyla tanımlıyor. Ünlü online ortamlardan biri olan Second Life’ın yaratıcısı Philip Rosedale, liseden beri sanal dünya fikriyle ilgilenmiş ve Snow Crash’ı izledikten sonra “yakın gelecekte sanal dünyanın nasıl görüneceğiyle ilgili” fikre vasıl olmuş.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2016 21:59
_EKSELANS_ - avatarı
_EKSELANS_
Kayıtlı Üye
27 Ocak 2015       Mesaj #20
_EKSELANS_ - avatarı
Kayıtlı Üye

Çikolata Yazan 3D Yazıcı CocoJet Karşınızda!


Ad:  1.JPG
Gösterim: 333
Boyut:  29.7 KB
Teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki, daha bir iki yıl önce 3D yazıcıların dev boyutlarda ve on binlerce TL fiyatlara sahip olduğunu, ancak günümüzde bilgisayar boyutlarında ve 100TL'ye bile satın alınabiliyor olması bunu çok iyi izah ediyor. İlk etapta sanayide kullanılan 3D yazıcılar, sağlık alanında da çığır açarak insan organlarını dahi yazabilir duruma geliyorlar. Peki tadı damağımızda kalacak bir şey yazdırmak istersek? 3D Systems ve The Hershey Company tarafından geliştirilen CocoJet isimli yeni 3D yazıcı, istediğiniz görünümde çikolatayı yazarak teknolojiye yeni bir tat getiriyor.
Koyu, sütlü veya beyaz çikolatayı kullanabileceğiniz CocoJet ile yazılımı yardımıyla kolaydan karmaşık formlara kadar istediğiniz görünümdeki çikolatanın yazdırılma işlemi gerçekleştirilebiliyor.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2016 22:00

Benzer Konular

27 Temmuz 2016 / KisukE UraharA Mühendislik Bilimleri
16 Mart 2016 / kompetankedi Mühendislik Bilimleri
9 Ocak 2013 / _Yağmur_ Taslak Konular
3 Kasım 2012 / ölmez fenerli Mühendislik Bilimleri
23 Kasım 2012 / Valeria Taslak Konular