Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 28.057|Cevap: 10|Güncelleme: 3 Ocak 2017

Kutsal Yerler - Kâbe

Kısaca
Mekke’de Harem-i Şerifin ortasında bulunan ve bütün Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri kutsal yapı. Beytullah (Tanrı’nın Evi), Beytü’l-Haram (Kutsal Ev), Beytü’l-Atik (Eski Ev) ve Mescidü’l- Haram (Kutsal Mescid) gibi adlarla da anılır.
Mesaja atla
31 Mayıs 2009 16:24   |   Mesaj #1   |   
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye

Kâbe

Ad:  Kabe.JPG
Gösterim: 257
Boyut:  51.7 KB

Mekke’de Harem-i Şerifin ortasında bulunan ve bütün Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri kutsal yapı. Beytullah (Tanrı’nın Evi), Beytü’l-Haram (Kutsal Ev), Beytü’l-Atik (Eski Ev) ve Mescidü’l- Haram (Kutsal Mescid) gibi adlarla da anılır.

Sponsorlu Bağlantılar
Kuran’a göre Kabe, insanlar için ilk kurulan evdir. Hz. İbrahim’in makamının da bulunduğu bu kutsal yeri, gücü yeten herkesin haccetmesini istemek, Tanrı’nın insanlar üzerindeki bir hakkıdır (Âl-i İmran 96-97). Tanrı bu kutsal evi insanlar için bir toplantı ve güven veri (Bakara 125), bir kıyam evi (Mâide 97) yapmış, yerini de Hz. İbrahim’e açıklamıştır, (Hacc 26). Gene Hz. İbrahim’ le oğlu Hz. İsmail’e, tavaf ve ibadet edenler için Kâbe’yi temizlemelerini buyurmuştur. (Bakara 125). Kuran’a göre Hz. İbrahim ve Hz. İsmail Kâbe’yi birlikte inşa etmişlerdir (Bakara 127).

Kâbe, planı 12 m x 10 m boyutlarında, yüksekliği 15 m olan dikdörtgenler prizması biçiminde bir yapıdır. Yörenin siyah renkli taşından yapılmıştır. Şazarvan denen, 25 cm yüksekliğindeki, 30 cm kadar dışa taşan bir taban üstünde yükselir. Köşeleri (rükn) dört ana yöne bakar. Doğu köşesi Rüknüş Şarki ya da (Hacerü’l-Esved’in bu köşeye yakın olması nedeniyle) Rüknü’l-Esved, batı köşesi Rüknü’ş-Şami, güney köşesi Rüknü’l-Yemani, kuzey köşesi de Rüknü’l Iraki olarak anılır. Kuzeybatı duvarında, yerden yaklaşık 2 m yükseklikte bir kapısı vardır. Bu kapı kullanılacağı zaman önüne, tekerlekleri tahtadan bir merdiven (daraç ya da madrac) getirilir. Doğu köşesinde, yerden yaklaşık 1,5 m yükseklikte duvara yerleştirilmiş olan Hacerü’l-Esved ile kapı arasında kalan bölüme Multazam adı verilir. Hacılar ellerini bu bölüme koyarak dua ederler. Kuzeybatı duvarının üstünde altın yaldızlı bir oluk (mizab) yer alır. Yağmur suları bu oluktan mozaikti taş döşemeye akar. Kâbe’nin içinde tavanı taşıyan üç tane ahşap sütunla, çatıya çıkmak için kullanılan bir merdiven yer alır; tavanda belli zamanlarda kullanılan altın ve gümüş kandiller vardır. Duvarlar ve döşeme mermer kaplıdır.

Kâbe, yere kadar inen ve ucundaki bakır halkalarla şazarvana tutturulan siyah bir örtü ile örtülür. Kisve ya da sitare denen örtünün kapı ve oluklara rastlayan yerleri kesiktir. Kesik yerlerin kenarları sırma işlemelidir. Her yıl yenisiyle değiştirilen bu örtü, Osmanlı döneminde Mısır’da özel olarak dokutulurdu. 17. yüzyılda da İstanbul’da hazırlanıp surre alayıyla Mekke’ ye götürülmeye başladı. Bu örtünün üstüne altın ya da gümüş sırma ile kelime-i şahadet işlenirdi. Örtünün üstüne yukarıdan aşağıya doğru üçte ikisini kaplayacak biçimde geçirilen altın işlemeli şerite hizam denir; bunun üstüne çeşitli sureler yazılıdır. Her yıl 25 ya da 28 Zilkade’de bu örtü kaldırılır, yerine geçici olarak, uçları yerden ancak 2 m yukarıya kadar inen beyaz bir örtü örtülür. Buna Kâbe’nin ihrama girmesi denir. Hac bittiği zaman da Kâbe yeni örtüyle örtülür.

Kâbe’nin kuzeybatı duvarının tam karşısında, 1 m yükseklikte ve 1,5 m kalınlıkta, yarım daire biçiminde beyaz mermerden bir duvar vardır. Uçları, Kâbe’nin batı ve kuzey köşelerine 2 m kadar yaklaşan bu duvarın çevrelediği alana Hatim adı verilir ye Kâbe’nin içi sayılır. Hicr ya da Hicr-i İsmail de denen bu bölümde Hz. İsmail ile Annesi Hacer’in gömülü olduklarına inanılır.

Kâbe’nin tavaf edildiği taş döşemenin adı Metaf’tır. Bu döşeme üstünde, Kâbe’nin kuzeyine gelen yerde Mahzen ya da Nican (tekne) denen sığ bir çukur vardır. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in Kâbe’yi yaparken bu çukurda harç kardığı söylenir. Gene aynı yönde, Metaf’ın biraz dışında Makam-ı İbrahim denen bir taş bulunur. Bugün küçük kubbeli bir yapı ve cam bir muhafaza içine alınmış olan bu taşı Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken iskele gibi kullandığına, üstündeki çukurluğun da onun ayak izi olduğuna inanılır. Makam-ı İbrahim’in biraz daha dışında Zemzem kuyusu bulunur.

Ad:  Kabe2.JPG
Gösterim: 152
Boyut:  71.3 KB
Hadislerde bildirildiğine göre Âdem dünyaya indirildikten ve tövbesi kabul edildikten sonra, ibadet etmek için Tanrı’dan bir yer ister. Kendisine, meleklerinki gibi bir mescit yaparak orada ibadet etmesi söylenir. Âdem, meleklerin de yardımıyla Kâbe’ yi inşa eder; Cennet’ten getirdiği bir taşı da Kâbe’ye yerleştirir. Başlangıçta bembeyaz olan bu taş, zamanla günahkârların ellerinin ve kesilen kurbanların kanlarının sürülmesiyle siyahlaşan Hacerüfüsved’dir. Kâbe, gene bu rivayetlere göre Âdem’in ölümünden sonra göğe çekilmiş ya da Nuh Tufanın da yıkılarak yeri belirsiz hale gelmiştir. Hz. İbrahim’e Kâbe’yi yeniden yapması buyrulunca, ilk yeri ona bir bulut aracılığı ile gösterilir. Eski ölçülerine uygun biçimde yeniden yapılan Kâbe’nin duvarları biraz yükselince, Nuh Tufanı’ndan beri Ebu Kubeys Dağında bulunan Hacerü’l-Esved getirilerek yerine yerleştirilir.

Kâbe İslam tarihçilerinin verdikleri bilgiye göre çeşitli zamanlarda birçok kez yeniden yapılmış ya da onarılmıştır. Örneğin Amalekliler (Âmalikalılar) ve Cürhümlüler onu ikinci ve üçüncü kez yeniden yaptılar. Hz. Muhammed’in büyük dedelerinden Kusay bin Kılab, Kâbe’yi dördüncü kez inşa etti. Hz. Peygamber 35 yaşlarındayken beşinci kez yeniden yapılan Kâbe, tütsü yapan bir kadının yol açtığı yangında yandı, arkasından da sel suları duvarlarına zarar verdi. Duvarlar yıkılıp eski temeller üstünde yeniden inşa edildi; Cidde kıyılarında karaya oturan bir geminin keresteleri getirilerek tavan yapıldı. Kâbe, Abdullah bin Zübeyr’ in halifeliğini ilan etmesi üzerine Mekke’nin Emevi ordularınca kuşatılması sırasında yandı ve duvarları çatladı. Kuşatmanın kaldırılmasından sonra Abdullah, Kâbe’yi yıkarak el-Hatim’i de içine alacak biçimde altıncı kez yeniden yaptırdı. Mekke’yi ele geçirerek Abdullah bin Zübeyr’i öldüren Haccac bin Yusuf Kâbe’yi eski durumuna çevirdi. Osmanlı padişahı I. Ahmed döneminde onarımdan geçirilen (1611) Kâbe’nin IV. Murad döneminde (1623-40) sel sularına dayanamayan iki duvarı yıkıldı. IV. Murad’ın görevlendirdiği mimar Rıdvan Ağa da bütün duvarları yıktıktan sonra, eski temeller üstünde yeniden yaptı.

BAKINIZ

> İslam'ın Şartları - Hac (Hacca Gitmek)

> Hac ve Umrenin Yapılışı



Kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Baturalp; 3 Ocak 2017 12:31
19 Haziran 2009 14:26   |   Mesaj #2   |   
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

KÂBE'NİN YENİDEN İMÂRI VE PEYGAMBERİMİZİN HAKEMLİĞİ


Kâinatın Efendisi otuz beş yaşında idi. Bu sırada Kureyş kabilesi, Kâbe duvarlarını yıkıp, yeniden tamir kararını verdi. Zira, yıllardan beri yağan yağmur ve neticede meydana gelen seller, yapı itibarıyla pek sağlam olmayan bu ma`bedi oldukça yıpratmıştı. Çatısız bulunması sebebiyle de, yağan yağmurlar temeline kadar tesir etmiş ve binâyı âdetâ harab bir hale getirmişti. Son olarak gelen büyük bir sel, Kâbe`yi bütün bütün sarsmış, duvarlarını çatlatmıştı. Bu durum Mekkelilerde bir korku ve telâş uyandırmıştı.

Sponsorlu Bağlantılar
Bu arada bir hâdise daha oldu. Kadının biri Harem`de ateş yaktı. Ateşin korundan sıçrayan kıvılcımlar, Kâbe`nin örtüsünü tutuşturdu ve yanmasına sebep oldu. Bütün bunların üzerine bir de Kâbe`nin içinde bulunan bir definenin çalınması eklenince, Mekkeliler, artık, verdikleri kararı bir an evvel gerçekleştirme gayretine girdiler.

İnşaat Malzemesi Yüklü Gemi


Kureyşliler, Kâbe`yi nasıl ve neyle tamir edeceklerini düşünüp istişare ediyorlardı. Bu sırada Cidde`ye gitmek üzere Mısır`dan yola çıkmış bulunan bir Bizans gemisi, Cidde yakınlarında karaya oturdu. Bunu haber alan Kureyş, olay yerine bir heyet gönderdi. Geminin yükü yumuşak aktaş, tahta, direk ve demirdi. Bunlar Kureyş`in arayıp da bulamadıkları şeylerdi.

Heyet, gemide bulunanlarla anlaşarak keresteyi satın aldı. Bunun yanında, gemideki tüccara, Mekke`ye serbestçe girebilme ve mallarını gümrüksüz satabilme garantisi de verdiler. Halbuki, daha evvel Mekkeliler, şehirde ticâret eşyası satanlardan öşür alırlardı. Gemide ayrıca Bâkûm adında Bizanslı bir mîmar da bulunuyordu. Kâbe yapımında kendisinden istifade etmek üzere bu mîmarla da anlaştılar. Buna göre, duvarlarını yeniden tamire karar verdikleri Kâbe`nin mîmarlığını Bizanslı Bûkûm, marangozluğunu ise Mekke`de oturan Kıbtî bir usta yapacaktı.

Duvarların Taksimi


Kâbe duvarlarının taşlarla örülmesi işi, kur`a ile kabileler arasında dörde taksim edildi. Buna göre, Abd-i Menaf ile Zühreoğullarına Kâbe`nin cephe ve kapı tarafı; Abdüddar, Esed ve Adiyyoğullarına Kâbe`nin Şam cephesi (Hatiym, Hıcır tarafı); Şehm, Cehm (Cümâh) ve Amiroğulları payına Kâbe`nin Yemen köşesi ile Hacerü`1-Esved köşesi arası, Mahzum ve Teymoğullarına ise, Safâ ve Eryad`a bitişik olan Yemen cephesi düştü.117

Mekke`nin Sarsılması


Her kabile, kendisine düşen tarafı yıkıyordu. Hazret-i İbrâhim`in attığı temele kadar inildi. Bundan sonra, birbiriyle kaynaşmış deve sırtı gibi yeşil yeşil taşlar görülmeye başlandı. Niyetleri daha da aşağı inmekti. Ne var ki, buna muvaffak olamadılar. İçlerinden biri bu yeşil taşlara kazmayı sallayınca, birden zelzeleye uğramış gibi Mekke`nin sarsıldığını gördüler. Herkeste bir korku ve telâş başladı. Bundan sonrasını yıkmaya müsaade bulunmadığını anlayıp, kazdıklarıyla iktifâ ettiler.118

Kabileler Arasında Anlaşmazlık Çıkması


Herkes kendisine düşen taraf için taş taşıyor ve duvarlar örülüyordu. Bina, Hacerü`1-Esved`in konulacağı yere kadar yükseltilmişti. Ancak, bu mübarek taşı yerine koymada kabileler arasında anlaşmazlık çıktı. Her kabile, kendisini diğer kabilelerden bu hususa daha lâyık görüyordu. Kabile taassubunun bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü bir zamanda, hangi kabile bu şerefi başkasına kaptırmak isterdi? İş kızıştı, tartışma ve münakaşa son derece sertleşti. Öyle ki, birbirleriyle vuruşacaklarına dair yemin bile ettiler.119

Ortalığı bir kargaşalık kaplamıştı. Her an çarpışma bekleniyordu. Çarpışma vuku bulursa, çok kişi hayatını kaybedebilir, çok mal telef olabilirdi. Bu duruma bir çare bulmak gerekiyordu. Dört beş gün Kâbe`nin duvarlarına tek taş koymadan, Kureyş kabileleri, bekleyip durdular. Sonra tekrar Mescid-i Haram`da toplandılar. Birbirleriyle konuştular, tartıştılar. Bu arada, kabileleri uzlaşmaya davet edenler de vardı. Kanlı bir hâdisenin kopması her an beklenirken, Kureyş`in en yaşlılarından Ebu Ümeyye diye bilinen Huzeyfe bin Muğire, ortaya atıldı ve taraflara şu teklifi sundu:

"Ey Kureyşliler! Anlaşamadığınız şu işte, ma`bedin kapısından (Benî Şeybe kapısını eliyle işaret ederek) ilk girecek zâtı aranızda hakem yapın, o kimse bu işi bir neticeye bağlasın."120 Ebû Ümeyye`nin bu beklenmedik teklifi, taraflarca tereddütsüz kabul gördü.

Muhammedül-Emîn Geliyor!
Artık, bütün gözler Benî Şeybe kapısındaydı. Acaba kim çıkacaktı ve kabilelerin anlaşmazlığına nasıl bir çare ile son verecekti? Hiçbir kabilenin gönlünü kırmadan bu işi nasıl halledecekti? Merak dolu bakışlar, Mescid`in mezkûr kapısını dikkatle süzmekte idi. Kapıdan bir zât belirdi. Uzaktan fark ettiler, kendisine mahsus boyu, posu ve yürüyüşüyle vakar içinde gelen bu zâtı derhal tanıdılar ve sevinç içinde bağırdılar:

"El-Emîn, o! Muhammed, o! Onun aramızda vereceği hükme razıyız." Evet, gelen Muhammedü`l-Emîndi (a.s.m.). Herkesin itimadını kazanmış olan dürüst insandı. Bu sebeple merak dolu bakışlar, birden sevinç bakışlarına döndü. Çünkü, âdil karar vereceğinden, hepsi, tereddütsüz emîndi.

Elbette, isabetli karar vermekten şaşmayan Efendimizin gelişi, tesadüf değildi. Vereceği hükümle, onlara, peygamberliğinden önce de isabetli görüşe, derin düşünceye sahip olduğunu tasdik ettirecekti. Kureyş, durumu kendilerine anlattı. Kalbi gibi, zihni de tertemizdi, Efendimizin. İsâbetli kararı vermekte gecikmedi ve şu emri verdi:

"Hemen bana bir örtü getiriniz!"
Ânında getirdiler. Bir rivâyete göre, bu Velid bin Muğire`nin elbisesi idi. Diğer bir rivâyete göre ise, Peygamber Efendimiz bizzat kendi ridâsını bu işte kullandı. Kâinatın Efendisi, getirilen örtüyü yere serdi. Küçük büyük herkesin dikkatli bakışları, Efendimizin üzerinde toplanmıştı. O, örtü ile ne yapacaktı? Merakları fazla sürmedi. Sevgili Peygamberimiz, Hacerü`l-Esved`i bu örtünün ortasına koydu. Sonra da, "Her kabileden bir kişi bunun birer köşesinden tutsun!" diye emretti. Öyle yaptılar. Hacerü`l-Esved`i örtüyle konulacak yere kadar kaldırdılar. Ve Resûl-i Kibriya Efendimiz, Hacerü`1-Esved`i bizzat kendi elleriyle yerine koyarak, bu şerefe nâil oldu.

Bundan sonra duvar örülmeye başlandı ve kısa zamanda tamamlandı.Böylece, Allah Resûlü, İlâhî mevhibenin bir eseri olan isâbetli kararıyla, kabileler arasında büyük bir kanlı çarpışmayı önlemiş oldu. Bu kararıyla, Sevgili Peygamberimiz, kendisinden çok daha yaşlı ve haliyle tecrübeli bulunanlardan bile daha isabetli görüşe, daha kuvvetli muhakemeye ve daha ziyade zekâya sahip bulunduğunu, aynı zamanda, İlâhî bir kuvvetle te`yid edildiğini ortaya koymuş oluyordu. İbn-i Abbas Hazretlerinin bir rivâyetine göre, Efendimiz, Hacerü`l-Esved`i yerine koyduğu gün, Pazartesi günü idi.124

Mübârek Taş


Renginin siyah olması sebebiyle Hacerü`l-Esved (Siyah Taş) diye adlandırılan bu mübârek taş, Kâbe`nin Şark köşesinde olup, yerden bir buçuk metre yükseklikte, kapıya yakın bir yerde yerleştirilmiştir. Üç büyük ve birkaç tane de küçük parçadan müteşekkildir. Etrafı gümüş bir halka ile çevrilidir. Bir başka ismi, Ruhu`l-Esved`dir.

Bu mübârek taş, semâvî bir taş olup, Hz. İbrahim`e (a.s.) Hz. Cebrâil tarafından getirilmiştir. Kâbe duvarına yerleştirilmeden evvel, Ebû Kubeys Dağında muhafaza edilmekteydi. Bir rivâyete göre, Kâinatın Serveri, Peygamber Efendimizin, "Ben, peygamber gönderilmeden evvel, Mekke`de bana selâm veren taşı, hâlâ biliyor ve tanıyorum" ifadelerinin işaret ettiği taş, bu Hacerü`l-Esved`dir. Bir gün, bu taşa yaklaşıp öpen Hz. Ömer, şöyle demişti:

"Çok iyi bilirim ki, sen zararı ve menfaati olmayan bir taş parçasısın. Eğer Resûlullahın seni takbil ettiğini [öptüğünü> görmese idim, asla seni takbil etmezdim."

Peygamberimizin, Hz. Ali`yi Yanına Alması


Efendiler Efendisi otuz altı yaşında. Milâdî, 607 senesi.

Mekke`de şiddetli bir kuraklık ve kıtlık başgöstermişti. Çoğu âile, geçim sıkıntısından perişan bir durumda idi. Geçim sıkıntısı içinde bulunan âilelerden biri de, Resûl-i Ekrem Efendimizin amcası Ebû Talib âilesi idi. Efendiler Efendisinin kalbi şefkat ve merhamet kaynağıydı sanki. Zâtına yapılan iyilikleri asla unutmuyordu. Kendisine karşı gösterilen kadirşinaslıkları asla karşılıksız bırakmak istemiyordu. Böylesi güzel ve eşsiz bir mizâca sahip bulunuyordu. İşte, şimdi geçim sıkıntısı çeken biri vardı. Kendisine, elinden gelen yardımı esirgemeyen biri.. Çocukluğundan beri şefkatli kanatları arasında büyüdüğü biri: Ebû Talib…

Amcası geçim sıkıntısı içinde iken, o nasıl rahat edebilir ve nasıl yardımına koşmazdı? Derhal harekete geçti. Hali vakti yerinde olan diğer amcası Hz. Abbas`a koştu, durumu kendisine arzetti. Sıkıntı içinde kıvranan Ebû Talib`e yardım ellerini uzatmaları, yükünü bir nebze olsun hafifletmeleri gerektiğini anlattı.

Hz. Abbas, Efendimizin bu dâvetini memnuniyetle karşıladı ve birlikte Ebû Talib`e vardılar. Maksadları Ebû Talib`in evindeki kalabalığı biraz azaltmak, hiç olmazsa birkaçının nafaka yükünü omuzundan kaldırmaktı. Maksadlarını Ebû Talib`e açınca, o bundan memnuniyet duydu ve sonunda Efendimiz; ismini bizzat koyduğu Hz. Ali`yi, Hz. Abbas da Hz. Cafer`i himâyesine aldı.

O sırada, Hz. Ali, dört veya beş yaşında bulunuyordu. Henüz bu yaşta, "Güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim," buyuran Resûl-i Kibriyânın himâyesine girmesi, Hz. Ali için eşsiz bir mazhariyetti. Bu yaşından itibaren onun terbiye süzgecinden geçecek, dâvet edildiğinde ise, derhal îmân edecektir. Bu îmânı sırasında 9-10 yaşlarında bulunan Hz. Ali, aynı zamanda ilk Müslüman çocuk şerefini de kazanmış olacaktır.

115. Sîre, 1/205; Tabakât, 1/145; Taberî, 2/198
116. Sîre, 1/205; Tabakât, 1/145
117. Sîre, 1/207; Tabakât, 1/146; Taberî, 2/200
118. Sîre, 1/207-208; Tabakât, 1/146
119. Sîre, 1/209; Tabakât, 1/146; Taberî, 2/201
120. Sîre, 1/209; Tabakât, 1/146; Taberî, 2/201
121. Sîre, 1/209; Tabakât, 1/201
122. Belâzuri, Ensâb, 1/99
123. Sîre, 1/209-210; Tabakât, 1/146; Taberî, 2/201
124. Süheyli, Ravdü`l-Ünf, 1/129

Salih Suruç

Son düzenleyen Baturalp; 23 Aralık 2016 03:37 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
6 Temmuz 2009 20:27   |   Mesaj #3   |   
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye

Kâbe

Ad:  Kabe1.JPG
Gösterim: 153
Boyut:  61.7 KB

MsXLabs.org & Temel Britannica

Kâbe, Mekke'de Harem-i Şerif denilen yer­de, Mescid-i Haram'ın ortasında yer alan kutsal yapıdır. Müslümanlar dünyanın nere­sinde olurlarsa olsunlar namaz kılarken Kâbe’ye yönelirler. Kâbe ayrıca Hac ziyaretinin tamamlanması için tavaf edilmesi (çevresinde dolaşılması) gereken yerdir.

İslam inancına göre Kâbe yeryüzünde in­sanlar için yapılmış ilk yapıdır. Hz. Âdem tarafından yapılmıştır. Hz. İbrahim'le oğlu Hz. İsmail, Kâbe’yi ikinci kez yeniden yap­mışlardır. Tanrı'ya ibadet yeri olarak yapılan Kâbe zamanla Tanrı yo­lundan uzaklaşan insanlarca putlarla doldu­rulmuştu. İslam öncesi dönemde bu yüzden kutsal sayılır ve yılın belirli aylarında ziyaret edilirdi. Hz. Muhammed peygamber olunca insanları putlara tapmaktan vazgeçirmeye ça­lıştıysa da önceleri pek başarılı olamadı. Bu yüzden Mekke'den Medine'ye göç etmek zorunda kaldı. Müslümanlar bu dönemde namaz kılarlarken Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya yöneliyorlardı. Ama 624'te inen bir âyetle bundan böyle Kâbe’ye yönelinmesi buyruldu ve Kâbe Müslümanlar için de kut­sallık kazandı. Hz. Muhammed halkın İslam dinini kabul etmesi üzerine 630'da Mekke'ye geri dönünce bütün putları ortadan kaldırdı, Kâbe’ye ve çevresine bugünkü biçimini verdi.

Kâbe 12x10 metre boyutlarında, 15 metre yüksekliğinde, siyah taştan yapılmış bir ya­pıdır. Doğu köşesine yakın bir yerde Hac için tavafın başlangıç noktasını gösteren Hacerü'l-Esved adlı kutsal taş bulunur. Kâbe’nin üstü siyah bir örtüyle kapatılmıştır. Her yıl yenilenen bu örtü Osmanlılar döneminde önceleri Mısır'da dokutulurdu. 17. yüzyıldan başlayarak İstanbul'da hazırlanan örtü, özel törenlerle yola çıkarılan ve Surre Alayı deni­len bir kervanla Mekke'ye götürülürdü. Kâbe İslam döneminde birkaç kez iç savaşlar ya da doğal afetler sonucu yıkıldı ve yeniden yapıl­dı. En son 1621'de sel yüzünden büyük bölümü yıkıma uğrayınca IV. Murad'ın gö­revlendirdiği mimar Rıdvan Ağa, Kâbe’yi yeniledi.
Son düzenleyen Baturalp; 23 Aralık 2016 18:02 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
Misafir
11 Nisan 2010 07:16   |   Mesaj #4   |   
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Kabe

Ad:  Kabe2.JPG
Gösterim: 178
Boyut:  50.0 KB

Kabenin bir çok ismi vardır. Bunlar; Beytullah, Mescidü'l-Haram vs.

Kabe’nin kelime anlamı: Sözlükte dört köşeli veya küp şeklinde olmak anlamlarındaki ka'b kökünden gelen kabe "Küp şeklinde nesne" demektir.

Kabe’ye Allah’ın evi denmesinin sebebi: "Bir zamanlar Kâbe'nin yerini İbrahim'e şu şekilde hazırlamıştık: Sakın bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada (kıyama) duranlar, ruku edenler ve secdeye varanlar için EVİMİ tertemiz et." (Hac Suresi 26)

İlk olarak Hz. Âdem'den de önce melekler tarafından yapıldığına inanılmaktadır. Daha sonrasında Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından tekrar yapılmıştır. Mescid-i Haram ın tam ortasında yeralmaktadır. Kabe'nin etrafını halen çevirmekte olan kabe yüksekliğini aşmayan kubbeli yapı (revaklar) II. Selim zamanında yapılmış planlarını Mimar Sinan hazırlamıştır.

Kabe'nin fiziksel özellikleri ve konumu:
  • Duvarlarında kullanılan taşlar Mekke tepelerindeki granit taşlardır.
  • Tavanı ahşaptandır.
  • Yer yüzünde yapılmış ilk mescit ve ilk binadır.
  • Üzeri altın işlemeli hat yazıları bulunan siyah bir örtü (sitâre) ile örtülüdür. Örtüsü her sene hac mevsiminde yenilenmektedir.
  • Kâbe'nin köşeleri yaklaşık olarak dört ana yönü gösterir. Köşelerden her birinin ayrı ismi vardır. Doğu köşesine "Hacer-i Esved" veya "Şarki", kuzey köşesine "Irakî", batı köşesine "Şâmî" ve güney köşesine de "Yemânî" denir.
  • Kabe'nin küresel yer bulma sistemindeki yeri 21°25′24″N, 39°49′24″E.
Kabe'nin içinde ne var?
  • Kabe'nin duvarları siyah taşlardan yapılmıştır. 25 cm yükseklikte ve 30 cm kadar çıkıntılı bir mermer kaide üzerinde bulunmaktadır.
  • Kabe'nin içinde tavana çıkmak için bir merdiven ve üç ağaç sütun bulunmaktadır.
  • İç duvarlar ve yerler mermer kaplıdır.
  • Tavanda altın ve gümüş kandiller asılıdır.
  • Yerden 2 metre kadar yükseklikte altın kapısı vardır.
  • Kanuni Sultan Süleyman tarafından tavanı onarılan Kabe, beşinci onarımını I. Ahmed döneminde görmüş, IV.
  • Murad döneminde çıkan sel baskını sonucunda üç cephesi yıkılmış ve yine aynı padişah tarafından onarılmıştır.
  • Kabe ilk binasında yüksekliği 9 ziraa (4,32m.) idi ve yere bitişik iki kapısı vardı. Biri doğuda diğeri ise batıda idi.İbrahim a.s.binasında çatısı yoktu ve kapılara da açılıp kapanan kanat koymamıştı.
  • İçine de hediyeler koymak için bir kuyu kazmıştı. Kabe'nin içi ve dışı zaman zaman tamirat görmüştür.
  • Kabenin yüksekliği her inşa edilişinde değişmiştir.
  • İbrahim a.s. zamanında 4,32 m.
  • Kureyş'in yapısında 8,64 m.
  • Abdullah b. Zubeyr yapısında 12,95 m idi.
  • Abdulmelik b. Mervan bu yüksekliği daha sonra korumuştur.
Kabe ilk inşaasından bu güne kadar 12 defa yeniden inşaa edilmiştir.
  • Meleklerin inşaası (Adem A.S.dan önce yapılmıştır.)
  • Adem a.s. inşaası
  • Şit a.s.inşaası (Bu bina Nuh A.S.Tufanında yıkılmıştır.)
  • İbrahim a.s.inşaası
  • Amelika'nın inşaası
  • Cürhümlülerin inşaası
  • Kusay'ın inşaası
  • Abdul Muttalip inşaası
  • Kureyş'in inşaası
  • Abdullah bin Zubeyr'in inşaası
  • Haccac'ın inşaası
  • Sultan Murad'ın inşaası
  • Kabe Örtüsü (Sitâre veya Kisve)
Kabe örtüsüne verilen addır. Kabenin tamamını kuşatan bu örtü siyah ibrişimden yapılır.Üzeri Altın yaldız sırma yazılarla tezyin edilir. Kabe'yi örtmekten amaç onun yüceliğini ilan etmektir, onu takdis etmektir. Kabeye ilk örtü giydiren hakkında çok değişik rivayetler vardır. bunlardan doğruya en yakın olanı İsmail A.S.dır. İbrahim A.S. Kabe'yi örtmediğinde ittifak vardır. Bazı rivayetlerde peygamberimizin dedelerinden Adnan b.ud ün Kabe'yi ilk örten kişi olduğu belirtilmektedir. Kabe İsmail a.s. dan sonra hiç bir devirde örtüsüz bırakılmamıştır. Her milletçe bu iş salih amel olarak addedilmiştir.

Tarihte Kabe'yi örtme işi değişik kabileler tarafından yardımlaşarak yapılmıştır. İlk olarak tek başına Ebu Rabia b.Abdullah örtmüştür. Yine Abdulmuttalib'in zevcesi Netile bt. Hubab (Abbasın annesi) rivayet edildiğine göre; oğlu Abbas kaybolur, bulunursa kabeyi kendi balına örteceğini nezr eder. (Adar) Oğlu bulununca da bu nezrini yerine getirir. Böylece tarihte tek başına Kabe'yi örten ilk kadın o olur.

Hz. Ömer zamanında ilk olarak Kabe beyt-ül maldan örtülmüştür. Bundan sonra Kabe örtüsü hükümetlerin sorumluluğunda olmuştur. Yine ilk olarak Hz. Ömer r.a. kabe örtüsünün Mısırda dokunmasını emretmiştir. Hz. Osman da bu kararlara sadık kalmış ancak senede iki defa dokunmasını emretmiştir.

Kabe'nin örtüsü üç bölümden meydana gelmektedir. Kabe'nin dış örtüsü, iç örtüsü (astar) ve kuşak bölümü. Bunların hepsi şu anda Mekke'de bulunan Kabe örtüsü fabrikasında dokunmaktadır. Kabe kapısının İlk nakışlı örtüsü 810 h. 1407 m. yılında dokunmuş ve örtülmüştür.

Kabe’nin kapısı

Ad:  Kabe3.JPG
Gösterim: 179
Boyut:  60.6 KB

İbrahim (a.s.)'in inşa ettiği Kâbe'de, yerle aynı hizada tek bir kapı mevcuttu.Kureyş, Kâbe'yi yeniden inşa ederken Ebu Huzeyfe b. el-Muğire'nin teklifi doğrultusunda, kapı yerden yüksek tutulmuştur. Abdullah b. Zübeyr'in inşasında Kâbe'de, kapı tekrar yer seviyesinde tutulmuş ve buna ilâve olarak Kâbe'nin batı tarafında Rükn-i Şâmî ile Rükn-i Yemânî arasında bir başka kapı daha yapılmıştır. Haccâc döneminde kapı tekrar Kureyş'in inşa ettiği şekle iade edilmiş ve batı tarafındaki kapı kapatılmıştır. Şu an mevcut kapı ise, saf altından yapılmış olup, Kral Halid b. Abdulaziz tarafından yaptırılmıştır. KABE'nin anahtarı bu ailenin elinde Hz. Muhammed (S.A.V)'in de mensubu olduğu Kureyş Kabilesi'nden Es Sidane Seybe ailesi Kabe'nin anahtarı ve her yıl örtüsünü değiştirme şerefini elinde bulunduruyor.
Son düzenleyen Baturalp; 23 Aralık 2016 18:04 Sebep: Kırık linkler kaldırıldı. başlık ve sayfa düzeni
19 Nisan 2010 22:35   |   Mesaj #5   |   
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın
Günde en az beş vakit kendisine yöneldiğimiz Kâbe, yer­yüzünde âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk binadır. İlk defa Hz. Âdem tarafından inşa edildiği rivayet edilen Kâbe-i Muazzama, Hz. Âdem'den iti­baren pek çok defa tamir edilmiş veya yeniden yapılmıştır.

Yeryüzüne indiği zaman Hz. Âdem (a.s.)'e Yüce Allah, yeryüzünde, semadaki Beyt-i Ma'mur'un izdüşümünde bir 'Beyt' yapmasını, onun ve evlatlarının, meleklerin arşın etra­fında ibadet ettikleri gibi Zatına ibadet etmelerini emretmiş­tir. Rivayetlerde, meleklerin Kâbe'nin yapımına yardım ettik­leri bildirilmektedir. Beyti ilk yapan, orada namaz kılıp tavaf eden Hz. Âdem (a.s.)'dir.
Sponsorlu Bağlantılar

Daha sonra Kâbe, Allah'ın emriyle Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail (a.s.) tarafından yeniden yapılmıştır. Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır:

"Bir zaman Rabbi İbrahim'i birtakım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: "Ben seni insanlara önder yapacağım.' İbrahim de,"Soyumdan da (önder­ler yap, ya Rabbi!)' demişti. Bunun üzerine Rabbi, "Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz' demişti.

Hani, biz Kâbe'yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim'den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail'e şöyle emretmiştik:"Tavaf edenler, kendini ibadete veren­ler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe'yi) tertemiz tutun.'

Hani İbrahim,"Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklan- dır' demişti. Allah da, "İnkâr edeni bile az bir süre, (bu geçici kısa hayatta) rızıklandırır; sonra onu cehennem azabına girmek zorunda bırakırım. Ne kötü varılacak yerdir orası!' demişti.

Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe'nin) temellerini yük­seltiyor, "Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" diyorlardı.

"Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın."

"Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülük­ten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hik­met sahibisin." (Bakara sûresi, 2/124-129)

"İbrahim'i Beytullah'ın bulunduğu yere yerleştirdiğimizde de şöyle demiştik: 'Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, kıyamda duranlar, rükûya ve secdeye varanlar için evimi tertemiz tut." (Hac sûresi, 22/26) 'Mescid-i Haram' denilen mabedin ortasında bulunan Kâbe, kuzeydoğu duvarı 12.63; kuzeybatı duvarı 11.03; gü­neybatı duvarı 13.10; güneydoğu duvarı 11.22 ve yüksekliği 13 m. olan 145 m2 alan üzerine kurulmuş taş bir binadır. Üzeri siyah bir örtü ile örtülüdür. Örtüsü, her sene hac mevsiminde yenilenmektedir.

Kâbe'nin köşeleri yaklaşık olarak dört ana yönü gösterir. Köşelerden her birinin ayrı ismi vardır. Doğu köşesine 'Hacer-i Esved' veya 'Şarkî', kuzey köşesine 'Irakî', batı köşesine 'Şâmî' ve güney köşesine de 'Yemânî' denir. Kâbe'nin çeşitli tamir ve yapım aşamalarında, Kureyş tara­fından yapılışını hatırlamak gerekir. Çünkü bu yapılışta, çok önemli bir olay meydana gelmişti. Bina yükselip de Haceru'l- Esved'i yerine koyma şerefi meselesi nedeniyle Kureyşliler arasında büyük bir ihtilaf çıkmıştı ve kan dökülmeye ramak kalmıştı ki bu işi bir hakemle halletmeye karar verdiler. Bu iş için hakem olarak Muhammedu'l-Emin'i seçtiler. O, Haceru'l- Esved'i bir kumaş parçasının ortasına koyarak ve bütün kabilelerin ileri gelenlerine o kumaş parçasının etrafından tuttu­rarak konulacağı yere kadar birlikte kaldırmalarını sağlamış, oraya kadar kaldırdıklarında kendi elleriyle Haceru'l-Esved'i yerine koymuştur. Böylece bu problem, Hz. Peygamber tara­fından güzel bir şekilde çözüme kavuşturulmuştur.

Kâbe'nin Kısımlarına İlişkin Kısa Bazı Bilgiler



Hacer-i Esved
Mültezem

'Hacer-i Esved', Kâbe'nin doğu kö­şesinde yerden 1.5 m yükseklikte bu­lunmaktadır. 'Hacer-i Esved', siyah taş demektir. Hz. İbrahim tarafından tava­fa başlanacak yere işaret olmak üzere konulmuştur. Başlangıçta çevresi 18-19 cm. olan bu taş, çeşitli yıkımlar sebe­biyle birkaç defa kırılmıştır. Şimdi, ilk olarak konulduğu köşede, gümüş mu­hafazalı kurşun içine gömülü yedi par­ça hâlinde bulunmaktadır.

Kâbe'nin, kuzeydoğu duvarında (Hacer-i Esved ile Irakî köşeleri arasında) Hacer-i Esved köşesine yakın ve yerden 1.97 m kadar yükseklikte bulunan altın kaplı bir kapısı vardır. Kapı 1.8 x 3.5 m. boyutların- dadır. Kapı ile Hacer-i Esved köşesi arasında kalan bölüme 'Mültezem' denir.

Hicr-i Kâbe
Kâbe'nin kuzeybatı duva­rının (Irakî ile Şamî köşeleri­nin) karşısında, yerden 1.25m. yükseklikte yarım daire şeklinde bir duvar bulunur. Buduvara "Hatim" denir. Tavaf bu duvarın dışından yapılır. Buduvar ile Kâbe arasında kalan boşluğa da 'Hicr-i Kâbe', 'Hicr-iİsmail' veya 'Hatîra' denir. Bu boşlukta Kâbe'ye yönelerek na­maz kılınabilir, dua edilebilir. Ancak Kâbe'ye yönelindiği gibiburaya yönelip namaz kılınmaz.

Altınoluk
Kâbe'nin 'Hatîm'e bakan duvarı­nın üst ortasında, altından yapılmış bir oluk bulunmaktadır. Halk arasın­da 'Altın Oluk' diye bilinen bu oluğa, 'Mizab-ı Kâbe' denir.

Şazirvan
Kâbe duvarlarının zeminle buluş­tuğu yere meyilli olarak konmuş mer­merlerden meydana gelen ve Rukni Irakî ile Rukni Şamî arasında kalan duvar hariç diğer üç duvara bitişik olan kısma da Şazirvan denmektedir. Kâbe örtüsünün aşağıdan bağlanması için Şazirvan üze­rinde pirinçten yapılmış halkalar vardır. Bu halkalara Kâbe örtüsü bağlanarak tutturulur.

Kisve-i Kâbe (Kâbe'nin Örtüsü)
Kâbe'yi dört tarafından, yukarıdan aşağıya örten, tarih bo­yunca değişik renklerde yapılmış, daha sonra siyah renge dö­nüştürülmüş bir örtü vardır. Buna 'Kisve-i Kâbe' denir.

Kâbe kapısının örtüsü ayrıdır ve kendi hâlinde dokunur ve buna 'Burka' denir. Kapı örtüsü üzerinde süsleme sanatının çok güzel örnekleri vardır. Altın ve gümüş sırmalarla örülü­dür. Kâbe örtüsünün üze­rinde bir de kuşak var­dır. Bu kuşak Kâbe'nin dört cephesini de dola­nır. Üzerinde, altın ve gümüş tellerle yazılı âyet-i kerimeler ve süs­ler vardır.

Kâbe'nin içi
Günümüzdeki hâliyle Kâbe'nin içinde ahşap kaplamalı üç direk bulunmaktadır. Bu direkler tavanı tutar. Kâbe içi kapı hizasında mermer döşeli bir zemine sahiptir. İç duvarlar iki metreye kadar mermerle kaplıdır. İki metre yukarısı ise tavan dâhil ipekten yeşil bir kumaşla örtülüdür. Rükni Irakî tarafın­da tavana çıkmak için merdiven vardır. Kâbe'nin içinde Hz. Peygamber (s.a.s.)'in namaz kıldığı yer işaretlenmiş vaziyettedir. Bu yer Kâbe kapısının tam karşısına düşmektedir.Kâbe'nin içinde her tarafa dönülerek namaz kılınabilir.

MsXLabs.org & DİB

Son düzenleyen Baturalp; 23 Aralık 2016 03:25 Sebep: Kırık linkler kaldırıldı. başlık ve sayfa düzeni
23 Temmuz 2010 14:20   |   Mesaj #6   |   
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI

Kâbe’nin Sırları


Kâbe tarih boyunca garip tecellilere mazhar olmuş bir mekan. Onun kutsallığı ve merkez rolü, Hz. Âdem ve öncesine kadar uzanır. Hz. İbrahim tarafından imar edilmiş, Hz. Muhammed'in (S.A.V) doğum yeri, bütün hak dinlerin kıblesi olması yanında, birçok peygamberle alakası ile şimdiye kadar ona denk, Allah evi denebilecek bir bina görülmemiştir yeryüzünde.

İnsanların günün yirmi dört saatinde devamlı bağlantı halinde olduğu ve ziyaret ettiği Kâbe'ye denk başka bir yer var mıdır yeryüzünde?

Manevi hayatımızın merkezinde duran kalp gibi Kâbe de yeryüzünün kalbi olarak mı yaratıldı? İbadetlerde yöneldiğimiz Kâbe'nin manevi esrarından ne kadarına vakıfız?

Kâbe, Eski Dünya'nın (Avrupa, Asya ve Afrika) merkezinde bir konumda yer alıyor ve bu üç kıtaya hemen hemen aynı uzaklıkta bulunuyor. Ama siz en iyisi elinize bir Dünya haritası alıp, Kuzey Amerika'dan Avustralya'ya, Kuzeydoğu Asya'dan Güney Amerika'ya doğru birer çizgi çekiniz ve bu çizgilerin kesiştiği yere bakınız. Kâbe'nin Dünya karalarının merkezinde kalan bir konumda yer aldığını görürsünüz.

Kâbe Dünya'nın Merkezinde


Coğrafyacılar, yeryüzünün herhangi bir noktasını kolaylıkla bulabilmek ve en pratik yoldan, en doğru biçimde gösterebilmek için, Dünya'yı enlem ve boylam adı verilen çizgilerle, sembolik olarak küçük karelere bölmüşlerdir. Ancak, bu çizgilerin başlangıç noktaları, bilimsel bir temele değil, farazî bir kabule dayanır. İngiltere'de Greenwich'ten geçtiği kabul edilen boylam çizgisi 0 (sıfır) kabul edilir. Yuvarlak olduğu iddia edilen Dünya'mızın, aslında kutuplarının basık ve ortasının şişkin olduğu bir gerçektir. Bu şişkin bölgenin, tam ortasından geçen en büyük enleme ise, "0" enlemi denmektedir. Bu enlem, bilinen adıyla Ekvator'dur. Ekvator'un da nispi olarak, Dünya'yı tam ortadan ikiye ayırdığı kabul edilir.

Kutup noktaları, Ekvator'un oluşturduğu dairenin tam merkezinden geçen bir eksenin iki uç noktasıdır. Ancak bunlar gerçek kutuplar değildir; coğrafi kutuplardır. Gerçek kutuplar ise manyetik özellikleri ile dikkat çeken, mıknatıs ibrelerinin yöneldiği esrarlı özellikleri ile dikkat çeken manyetik kuzey ve güney kutuplarıdır. Kuzey kutbu, coğrafi kutbun yaklaşık 1290 km güneyinde kalır. Bu da Kanada'nın kuzey batısında Ellef Ringnes adalarının kıyısına tekabül eder. Güney kutbuna gelince Antarktika kıtasında, Adelie Land denilen bir bölgede yer alır.

Bir pusulaya Dünya'nın neresinden bakarsanız bakın, daima kuzey yönünü gösterir. Eğer bu yönü takip ederseniz, sonunda manyetik kuzey kutbuna varırsınız. Pusula ibreleri bu bölgedeki manyetik alanın tesirinde kalarak sürekli olarak buraya yönelir, bu yöneliş sayesinde bizler de karada, denizde ve havada yönümüzü kolayca buluruz.

Enlem ve boylamların gösterdiği kutup noktaları ile pusulanın gösterdiği manyetik kutup noktaları neden birbirinden farklı yerlerdedir? Dünya'nın ekliptik olarak 27o 27'lık eğime sahip olduğunu biliriz. Dünya'nın başı böyle eğdirilmeseydi tek bir mevsimi, mesela hep yazı yahut kışı yaşayacaktık. Günler, buna göre uzar ya da kısalır. Işte bu eğim, kutupların yerini de değiştirmiş olur. Gerçekte; enlem ve boylamları çizerken Dünya'nın bu eğimini, yani mıknatısların sürekli yöneldiği manyetik kutupları dikkate alırsak, yeni bir Ekvator çıkar. O zaman "0" (sıfır) no'lu en büyük enlem olan Ekvator, bu yeni haliyle, Mekke kentinden geçecektir. Bu da Kâbe'nin, Dünya'nın ortasında bulunduğu gerçeğinin başka bir teyidi sayılabilir.

Öte yandan, bu düzeltilmiş şekilde çizilen, Oğlak ve Yengeç dönenceleri de, yine Mekke'nin bulunduğu bloktan geçmektedirler. Bu mantığa göre çizilen boylam ise (iki kutbu birleştirerek), yine aynı blok içerisinde, dönenceleri ve Ekvator'u keser. Bu kesişme noktası yine Mekke'dir. Bu enlem ve boylamların Mekke'de kesişmeleri, Kâbe'nin yerinin çok özel olarak belirlendiğinin bir ifadesi kabul edilebilir ve yine insanların ibadetlerinde niçin oraya yöneldiklerinin sırlarını taşır.

Dünya'nın manyetik kuzey ve güney kutuplarına göre çizilen yeni ekvator çizgisinin, yani Kâbe'den geçen Ekvator çizgisi üzerinde, birisi Kâbe'ye göre doğu, diğeri ise batıda iki adet manyetik kutuplar bulunmaktadır. Batı kutbunu esrarengiz olayları ile "Bermuda" üçgeni teşkil ederken, doğusunu ise Japonya'da bir körfez bölgesi teşkil eder. Bu körfez de Bermuda gibi kaybolmaları ile meşhur olmuştur. Kâbe'nin bu iki noktanın tam ortasında yer alması da Kâbe'nin yerinin özel olarak seçildiğini düşündürmektedir.

Nurdan Direk


İbn-i Abbas'tan gelen hadis rivayetinde "Göklerin en önde geleni, kendisinde arş olandır. Yerlerin en önde geleni de bizim üzerinde olduğumuz Arş'tır" ifadesi yer alır. (Suyuti, ed-Dürer el-Mensur, VI/239) Bilindiği gibi âlemler sadece bizim içinde yaşadığımız fizik evren ile sınırlı değildir. Yedi farklı uzay-zamanın bulunduğunu Kur'an'da geçen seb'a ve semâvât ifadelerinden anlamak mümkün.

Havada, yerin altında her nerede bulunursak bulunalım Kâbe'nin bulunduğu mekana yönelmek, istikbal-i kıble için kafi gelmektedir. Bediüzzaman gibi maneviyat büyüklerinin de ifade ettiği gibi kıbleyi, sadece Kâbe'nin bulunduğu mekan olarak değil, Kâbe'den Arş'a uzanan nuranî bir sütun ve manevî bir direk olarak düşünmek gerekir. Bu nurdan sütun, ferş denen arzımızı cennetin de üstünde kalan ve âlemin çatısı hükmündeki "Arş"a bağlar. Kâbe'de hissedilen ve solunan apayrı bir maneviyat ve ruhî atmosferin Arş'a uzanan bu nuranî sütunla ilgisi nedir? Dünya'mızı en üst semaya bağlayan "göbek bağı" diyebileceğimiz nurdan bağın taşıdığı sırlar henüz meçhulümüz. Sürekli kutba yönelen mıknatıs misali insan kalbi de bu ilahî nurun devamlı çekim etkisi altında mı bulunmaktadır? İnsanların pervane oldukları bu ilahî nur, tefekkür-dua-tespih-hamd gibi manevi hâsılatın toplandığı ve oradan Arş'a ulaştırıldığı bir tür uydu misal toplama-dağıtım ve nakil üssü fonksiyonu mu görmektedir? İbadetlerde kıbleye yönelmekle, tıpkı antenlerini uyduya çeviren haberleşme vasıtaları gibi, kalp ve beyinden neşrolunan mana dalgalarının önce bu nurdan sütuna geldiğini ve oradan da ilahî dergaha ulaştığını düşünebilir miyiz?

Kâbe'de Rahmet Zirveye Çıkar


Acaba namaz gibi ibadetlerde kıbleye yönelmekle, o nurla bağlantıyı en üst noktaya mı çıkarıyoruz? Öyleyse, namaz sırasında yapılan hareketlerde bu nurun, insanın ruhî ve fizikî varlığının tüm unsurlarına nüfuzunun sağlandığı; Kâbe'de tavaf yapıldığında ise, yani nurun odak noktasının çevresinde dönüldüğünde, bağlantı ve rezonansın en üst seviyeye çıkarıldığı an olmalıdır. Bu soru ve ihtimallerin gerçek cevaplarını maneviyat ve hakikat kâşiflerine bırakarak şu ayetin ifade ettiği manaya bakalım:

"Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan ev Mekke'de o kutlu ve bütün insanlar için hidayet yeri olan Kâbe'dir. Burada apaçık deliller vardır. Ibrahim'in makamı vardır; kim oraya girerse emniyet içinde olur." (Âl-i Imran, 3/96-97)

"Ona varmaya gücü yeten kimsenin Kâbe'yi tavaf etmesi, Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır" İlahî fermanı, her sene mübarek bir zaman dilimi içinde, Beytullah'a teveccüh edip, belirli mekanları, hususi bir kısım usullerle ziyaret etmesini farz kılar.

Oraya gidenlerin, bilaistisna herkesin ayrı bir atmosferi solumaları, orada ayrı bir iklim ve fiziki anlamda ifadesi mümkün olmayan apayrı bir havayı hissetmeleri de Kâbe'deki sırların sözle anlatılamayan fakat hissedilebilen tecellileri olmaktadır.

Bir çekirdekten yüz binlere, milyonlara varan sümbül ve tane alınması gibi, Allah'ın rahmetinin zirveye çıktığı bu mekanda kullar, yüz binler, milyonlar sevaplara ulaşır; günahlarının sıfırlanacağı bir fırsatla tanışırlar. Dünya'nın merkezine, aslında adeta Arş'a uzanan bu nurlu yolculukta insan yepyeni gerçeklerle tanışır. Bir yaratılış gösterisine şahit olur. Bembeyaz ihramlar içinde kefenleri her türlü farkın ve sınıfın ortadan kalktığı, aynı anda yeniden dirilmenin, mahşerin hatırlandığı, İslam'ın bilfiil yaşandığı, cemaat şuuru ve sırrının en azim şekilde tecelli ettiği bir gösteriye tanık olur. Hac ibadetiyle, arzın Arş'a bağlanıldığı, nuranî dairenin yoğun dezenfekte etkisiyle kullar bir bir günahlardan temizlenir. Allah'a kulluk şuurunun yeniden kazanıldığı, ahd-i peymânın yenilendiği bir ibadet seramonisinde kul, Allah'a doğru sonsuz bir hareketin içine girer
Son düzenleyen Baturalp; 23 Aralık 2016 03:29 Sebep: başlık düzenlendi. yazı rengi siyah yapıldı.
Daisy-BT
28 Kasım 2010 00:47   |   Mesaj #7   |   
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi
Suudi Arabistan'ın Mekke şehrin­de Harem-i Şerif denen çok büyük bir camiin ortasında bulunan bina. Ka­be ilk olarak Allah'ın emriyle Hz. İb­rahim e oğlu İsmail tarafından yapıl­mıştır.

Yeryüzünde Allah adına, Al­lah için dikilmiş tek yapı olan Kabe Allah'ın birliğinin sembolüdür. Ka­be'ye Beytullah (Allah'ın evi) de de­nir.

Kabe, dört köşeli, genişliği 11, uzunluğu 12, yüksekliği 13 metre olan bir yapıdır. Kabe'nin bütünü yere ka­dar uzanan siyah bir örtü ile örtülü­dür.

Kabe'nin kapısının bulunduğu duvarda yerden 1.5 metre yükseklik­te ünlü Hâcerü'l-Esved denen siyah taş bulu­nur.

Kabe Hz. İbrahim'den itibaren birkaç defa yenilenmiş ve onarım gör­müştür. Hz. Muhammed 35 yaşında iken, Kabe'yi tamir etmekte olan Arap kabileleri arasında Hâcerü'l-Esved'in yerine kim tarafından kona­cağı konusunda çıkan anlaşmazlıkta hakemlik yapmış ve her kabilenin razı olacağı çözümü bulmuştur. Kabe Os­manlı padişahlarından I.Ahmed ve IV. Murad tarafından da tamir etti­rilmiştir.

Kabe bütün Müslümanların kıblesidir ve Müslümanlar arasındaki manevi birliğin simgesidir.

İslam Ansiklopedisi
Son düzenleyen Baturalp; 23 Aralık 2016 03:31 Sebep: sayfa düzeni
jaws
22 Nisan 2012 12:51   |   Mesaj #8   |   
jaws - avatarı
Ziyaretçi

Kabe

Ad:  Kabe2.JPG
Gösterim: 139
Boyut:  31.3 KB


“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor. (şöyle diyorlardı) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur: Şüphesiz sen işitensin, bilensin”. (Bakara Suresi – Ayet: 127)

Kabenin yapılışı hakkındaki rivayetlere göre, Hz.Adem ile Havva cennetten çıkarıldıkları vakit yeryüzünde Arafat’ta buluşurlar, beraberce batıya doğru yürürler.Kabenin bulunduğu yere gelirler. Bu esnada Hz.Adem, bu buluşmaya şükür olmak üzere Rabbine ibadet etmek ister ve cennette iken, etrafında tavaf ederek ibadet ettiği nurdan sütunun tekrar kendisine verilmesini diler. İşte o nurdan sütun orada tecelli eder ve Hz.Adem, onun etrafında tavaf ederek Allah’a ibadet eder. Bu nurdan sütun Hz.Şit zamanında kaybolur, yerine bir taş kalır. Bunun üzerine Hz.Şit, onun yerine taştan onun gibi dört köşe bir bina yapar ve o siyah taşı binanın bir köşesine yerleştirir. İşte bugün Hacerül Esved diye bilinen siyah taş odur. Sonra Nuh tufanında bina kumlar altında uzunca bir süre gizli kalır.

Hz.İbrahim Allah’ın emri ile Kabe’nin bulunduğu yere gider. Oğlu İsmail, annesi ile birlikte orada iskan eder. Sonra İsmail ile beraber Kabe’nin yerini kazar. Hz.Şit tarafından yapılan binanın temellerini bulur ve o temellerin üzerine bugün mevcut olan Kabe’yi inşa eder. Ayette “Beytullah’ın temellerini yükseltiyor” cümlesi bunu ifade eder.”

“İnsanın ilk evi” şeklinde adlandırılan ve her gün yüz milyonlarca Müslüman’ın, o yöne dönerek ibadet ettikleri Kabe’nin ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmiyor, öte yandan Kabe’nin Hz. İbrahim tarafından ikinci kez inşa edilmesi sırasında bazı esrarengiz olayların yaşandığı belirtiliyor.

Dünyada yaşayan ve çeşitli dinlere mensup insanların farklı farklı ibadet şekilleri vardır. Her inanç sahibi, kendi dininin gerek­tirdiği şekilde her gün ibadetini sürdürür. Kabe, Müslümanların ibadetinde çok önemli bir yer tutar. Her gün dünya üzerinde yaşayan milyonlarca Müslüman, nerede olurlarsa olsunlar, Kabe’nin bulunduğu yönü hedef alıp, o yöne doğru namaz kılarlar.

Kabe’nin yerini arıyor


Birçok kaynağın bildirdiğine göre, Kabe’nin bu günkü duruma gelişi, Hz. İbrahim’in zama­nına değin uzanır. İslam metinlerinde Allah’ın Hz. İbrahim’i Kabe’yi inşa etmekle görevlendirerek Mekke’ye gönderdiği yazılı­dır. Bununla birlikte, Kabe’nin Hz. İbrahim’ den çok çok daha eski dönemlere uzanan bir geçmişi olduğu da söyleniyor. Çünkü Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa etmek için Mekke’ye geldiği sırada, “Kabe’nin yerini aradığından” söz ediliyor. İnanışa göre Kabe çok önceleride vardı. Fakat Nuh Tufanı sırasında yıkıla­rak kayboldu. İşte Hz. İbrahim de Kabe’nin özgün yerini bulmak ve onu yeniden inşa etmekle görevlendirilmişti.

Dünyadan 1000 yıl önce yaratıldı


İslam bilginleri arasındaki yaygın inanca göre, “Allah gökleri ve yeri yaratmadan 40 yıl ince, Kabe su üzerinde bir köpük halinde bulunuyordu.” Yeryüzü o köpükten döşenmiştir. Dolayısıyla Kabe, kâinatın mayasını oluşturmaktadır. Bir başka söylentiye göre de Allah yeryüzüne ait hiçbir şey yaratmadan 1000 yıl önce Kabe’nin yerini yaratmıştı. Aynı inanışa göre Kabe’nin temelleri yerin yedi kat altına kadar uzanır.

İlk tavaf ne zaman oldu?

Ad:  Kabe4.JPG
Gösterim: 141
Boyut:  44.0 KB

Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in oğlu Muhammed, babası ile bir adamın arasında geçen ilginç bir konuşmaya tanık olduğundan söz eder. “Babam ile beraber Mekke’de Mes­cidi Haram’daydik. Babam Kabe’yi tavaf ediyordu, ben de onun arkasından gidiyordum. Birden babamın yanına bir adam yaklaştı ve şöyle dedi: ‘Ey Resulullah’ın oğlu! Sana bir şey sormak istiyorum’. Babam ise tavaf bitin­ceye kadar adamla konuşmadı. Daha sonra babam tavafını bitirdi ve Kabe’nin oluğunun (mizab) altında durdu. O adam tekrar geldi ve babama şunu sordu: ‘Kabe’yi tavafın başlangı­cını soruyorum. Tavaf ne zaman, nasıl ve niçin yapılmıştır?’ Şam yöresinden geldiğini öğrendi­ğim bu adama babam şunları anlattı:”

“Yeryüzüne bir halife göndereceğim”
“Şam’lı kardeş, şimdi sana söyleyeceklerimi iyi ezberle ve doğru olarak anlat. Kabe’yi tavafın başlangıcı şöyledir: Allah meleklere, ‘Ben yer­yüzüne bir halife göndereceğim’ dediği zaman melekler ona, ‘Ey bizim Rabbimiz! Halife, yer­yüzünü fesada uğratacak, orada kanlar akıta­cak, düşmanlıkta bulanacak, suç ve cinayet işleyecek kimselerden, yani bizden başkasın­dan mı tayin olunacak? Rabbimiz, o halifeyi bizim aramızdan seç’ şeklinde ısrar ettiler. Allah ise şöyle dedi: ‘Ben şüphesiz sizin bilme­diklerinizi de bilirim.’ “

Gökteki beyt


“Melekler bunun üzerine Rab’larına karşı yap­tıkları bu itirazdan ötürü, O’nun gazabını anlayarak Arş’a sığındılar. Başlarını yukarıya kaldırarak Allah’a yalvarmaya başladılar. Bu şekilde hiç durmadan saatlerce arşı tavaf etti­ler. Bu hareketlerinden ötürü Allah meleklere acıdı. Bundan sonra da Allah arşın altında dört direkli bir ‘Beyt’ (ev) koydu. Bu Beyt’in direkle­rini kırmızı yakuttan süsledi ve ona Beyt’üd Darrah adını verdi. Sonra da meleklere şöyle dedi: “Arşı tavaf etmeyi bırakın da bu Beyt’i dolaşın.’ Bunun üzerine melekler bu gökteki Beyt’in çev­resinde tavafa başladılar. (Bazı araştırmacılar Darrah’ın, gökte tam Kabe’nin hizasında bulunduğunu ve buna da Beyt’ül-Mamur denildiğini öne sürüyorlar).

Melekler Kabe’nin temelini kazıyorlar


Yine bir diğer İslam inancına göre, Âdem, cennetten yeryüzüne indirildiğinde, Allah onu teselli etmek için melekler aracılığıyla yeryüzüne bir beyt indirmişti. Melekler yeryü­züne inip Kabe için yedinci kata kadar varan bir temel kazdılar. Temele ancak otuz kişinin kaldırabileceği büyüklükte taşlar yerleştirdi­ler. Âdem de bu sağlam temelin üzerine cen­netten indirilen beyti yerleştirdi. Ve onun çevresinde ilk tavaf eden kişi oldu.

Tufan’da kayboldu


Nuh Tufanı’nda ise Kabe’nin yeri kayboldu. Tufan’dan, Hz. İbrahim’in zamanına kadar yeri de belirsiz kaldı. Sadece Kabe’nin bulun­duğu alan biliniyordu. Bu yer de kırmızı top­raklı ve sel sularının ulaşamayacağı kadar tümsek bir tepe durumundaydı. Yeri kesin olarak belli olmamakla birlikte, insanlar tara­fından Kabe’nin yerinin bu bölgede olduğu biliniyordu ve tıpkı bugün olduğu gibi o zaman da yeryüzünün çeşitli yerlerinden insanlar Kabe’nin bulunduğu bölgeye gelip dua ederlerdi, ibadet ederlerdi.

Esrarengiz bulut


Bu durum Hz. İbrahim’in Allah tarafından Kabe’nin yeniden inşa edilmesiyle görevlen­dirildiği zamana kadar sürdü. Bu konuya iliş­kin kaynaklardaki bilgilere göre Kabe’nin Hz. İbrahim tarafından inşasında birtakım esrarengiz olaylar oldu. Sözgelimi Hz. İbra­him, Kabe’yi inşa etmek için Mekke’ye geldi­ğinde, yanında bir melek ve ‘Sekine’ adı verilen bir “şey” vardı. Sekine’nin ne olduğu konusunda çelişkili ve farklı bilgiler öne sürü­lüyor. Kimilerine göre, Sekine iki kanadı ve kedi başı gibi bir başı olan ve çok hızlı uçan bir “kuş” idi. Kimilerine göre ise Sekine’nin insan yüzüne benzeyen bir yüzü vardı ve bir tür inilti sesi çıkarırdı. Daha başkaları ise Sekine’nin hoş bir rüzgâr olduğunu öne sürüyor.

Müslüman hacıların Kabe’ de tavaf ettikleri sırada çekilen bir gece fotoğrafı, islami inanışa göre ilk tavaf Âdem Peygamberden önce melekler tarafından yapıldı. Meleklerin gökte tavaf ettikleri yer, tam bugünkü Kabe’nin bulunduğu yerin üstündeydi

Bulut yere iniyor


Hz. İbrahim, bugünkü Kabe’nin bulunduğu yere gelince Sekine, ona, “Burada dur!” dedi. Kabe’nin yeri bu şekilde belirlendikten sonra Sekine, içinde baş şekli bulunan bir bulut biçi­minde yere indi. Bulut ona Kabe’nin inşa edi­leceği yer üzerinde görünerek şöyle dedi: “Ey İbrahim! Rabbin sana bu bulutun altında ve onun ölçüsünde bir temel kazmanı emrediyor.” Hz. İbrahim de bulutun gösterdiği ölçülerde yeri kazmaya başladı. Oğlu Hz. İsmail de ona yardım ediyordu. Bir süre sonra Kabe’nin Adem tarafından inşa edildiği zamanki ilk temeline ulaştılar. Bundan sonra meleklerin de yardımıyla Kabe inşa edilmeye başlandı. Kabe’nin inşasında kullanılan taşların, Sina, Lübnan, Hira, Zeytinlik ve Cudi dağlarından getirildiği söyleniyor. Kabe’nin kapısının üzerindeki siyah örtü hac mevsiminde kaldırılır. Kapıya el sürmek hacıların yerine getirmesi gereken bir davranış olarak kabul ediliyor.

Levite olan taş


Kabe’nin yüksekliği yerden bir adam boyu olunca bulut birden kayboldu. Bundan sonra Kabe’nin duvarları inşa edilmeye başlandı. Hz. İsmail taş taşıyor, yaşlı babası Hz. İbra­him de duvar örüyordu. Fakat binanın duvar­ları yükselip de insan boyunu aşınca Hz. İsmail özel bir taş getirdi. Bu taş denildiğine göre yere temas etmiyordu ve Hz. İbrahim’in ihtiyacına göre alçalıp, yükseliyordu. Kabe’ nin duvarı Hacer-ül Esved taşının bulunduğu yere gelince Hz. İbrahim oğluna şöyle dedi: “Bana öyle bir taş getir ki, onu bu köşeye koyayım.” Bunun üzerine Hz. İsmail, babası­nın istediği taşı bulmak için çevrede dağlara çıktı. O sırada kırşısına Cebrail çıktı ve ona Hacer-ül Esved taşını verdi. Taş böylece bugünkü yerine yerleştirildi.

İnsanlar kirletmeseydi, şifa verecekti


Hz. Muhammed’in ise Hacer-ül Esved ile ilgili olarak şöyle dediği söyleniyor: “Bu taş eğer cahiliye devrinin pislikleri ve kirleri ile kirletil­miş olmasaydı onunla her türlü hastalık, veba ve musibetten kurtulmak için Allah’tan şifa istenirdi. Allah elbette bir gün onu ilk yarattığı şekle döndürecektir. O, cennet yakutlarından beyaz bir yakut idi, fakat, Allah onu, kötülerin günahlarından ötürü değiştirip, ziynetini zalim ve günahkâr lardan gizledi. Çünkü onlar, cen­netten çıkma bir şey bakmaya layık değillerdir.” Cennetten getirildiğine inanılan Hacer-ül Esved taşı, Hz. Muhammed’e göre bu kara taş önceleri bembeyazdı, insanların günahları onu kararttı.

“Hacer-ül Esved cennete dönecektir”
Hz. Muhammed’in Hacer-ül Esved ile ilgili diğer sözleri de şöyle: “Hacer-ül Esved cennet taşlarından bir taştır. Eğer ona kirli eller dokunmasaydı, şimdi aynen indiği şekilde kala­caktı… Hacer-ül Esved Allah’ın yeryüzündeki sağ elidir. Allah onun vasıtasıyla kulları ile tokalaşır… Cebrail, Hacer-ül Esved’i cennetten getirdi ve onu gördüğünüz yere yerleştirdi. O sizin desteğinizdir. O durdukça siz iyilik üze­rinde kalırsınız. Ona gücünüz yettiği kadar yapışın. Çünkü şüphe yoktur ki, Cebrail bir gün gelip onu getirdiği yere götürecektir… Hacer-ül Esved cennet yakutlarından bir yakuttur. Dönüp gideceği yer de yine cennettir.”
İbni Abbas ise şöyle diyor: “Yeryüzünde cennete ait sadece iki varlık vardır. Bunlardan biri Hacer-ül Esved, diğeri ise Makamı ibrahim’dir. Eğer bunlara müşriklerin elleri dokunmamış olsaydı, onlara dokunan kimse­lere Allah şifa verecektir.”

Dünyaya ait değil


Hacer-ül Esved taşı, Kabe’nin doğu köşe­sinde, kapıya yakın bir yerde ve yerden 1,5 metre yükseklikte yer alır. Bu taş, 30 cm çapında, yumurta biçiminde, hafif sarı ve kır­mızı damarlı bir taştır. Bilim adamları Hacer-ül Esved’in yüzyıllardır çeşitli etkilerle karşı karşıya kalmasından ötürü, onun yapısını anlamanın son derece güç olduğunu söylü­yorlar. Ayrıca bu taşın yeryüzünde kendi türünde “tek” olduğunu öne sürenler de var. Bazı araştırmacılar da Hacer-ül Esved’in dün­yaya ait bir taş olmadığını, başka bir dünya­dan getirilmiş olabileceğini belirtiyorlar.

Kabe ve 19 sayısı


Öte yandan, gizemli 19 sayısının Kabe ve çev­resinde de ortaya çıktığı görülüyor. Derinle­mesine olmamakla birlikte, yapılan küçük bir inceleme, şu sonuçlan ortaya koydu: Kabe’ nin de içinde bulunduğu Mescid-ül-Haram’ın kapılarının sayısı 19′dur. Hacer-ül Esved ile Makamı İbrahim’in arasındaki uzaklık 19 metredir. Kabe’nin içerisinde bulunan levha­ların toplam adedi 38′dir (2X19). Bu levhalar­dan yine 19 tanesi yeşil renktedir. Kabe’nin güney köşesi (Rükn-ül-Yemani) ile doğu köşesi (Rükn-ül Esved – Hacer-ül Esved’in bulunduğu köşe) arasında 19 taş vardır.

Ruhsal enerji merkezleri


Yazılı tarihin bilgilerine göre Kabe’nin ne zaman, hangi uygarlık zamanında, nasıl ve niçin yapıldığına ilişkin hiçbir bilgi yok. Bazı gizemciler Kabe’nin, yeryüzünün en büyük ve en güçlü ruhsal enerji merkezi olduğunu belir­tiyorlar. Onlara göre yeryüzünün çeşitli yöre­lerine dağılmış durumda bulunan psişik enerji santralları var. Esrarengiz yeraltı ülkesi Agarta, Paskalya Adası’ndaki dev heykeller, İngiltere’deki Stonehenge megalitleri, ve Piramitler bunlardan sadece birkaçı. Öte yandan, bilindiği gibi ley araştırmacıları da bu söz konusu noktalarda, “ley enerjisi” adını verdikleri fakat içeriği tam olarak bilinmeyen bir enerjinin akıştığından söz ediyorlar.
Eski insanlar ve enerjinin odaklandığı noktaları şu ya da bu şekilde biliyorlardı ve bu odak noktalarına çeşitli yapılar kurmuşlardı. Tarihin çeşitli dönemlerinde insanların bura­larda dinsel törenler düzenledikleri biliniyor.

Hatta Druid rahiplerinin izleyicileri günü­müzde bile, yılda bir kez Stonehenge megalitleri çevresinde toplanıp dinsel tören yapıyorlar. Fakat kuşkusuz tüm bu enerji merkezleri artık, o ilk etkinliklerini kaybetmişe benziyorlar. Kabe’nin, Hacer-üI Esved ve Makamı İbrahim’in İçinde yer aldığı Mescid-ül Haram. Mescid-ül Haramın 19 kapısı var. Ayrıca Hacer-ül Esved ile Makamı İbrahim arasındaki uzaklığın da 19 metre olduğu belirtiliyor.

Kozmik enerjileri topluyor


Eğer gerçekten Kabe denildiği gibi bir ruhsal enerji merkezi ise, etkinliğini hâlâ tüm canlılı­ğıyla sürdürüyor demektir. Kabe’nin, birta­kım kozmik enerjileri bünyesinde toplayarak yeryüzüne dağıttığı, böylece bir tür transfor­matör işlevi gördüğü söyleniyor. Bunun sonucunda da her gün milyonlarca Müslü­man, Kabe yönüne dönerek oradan yayılan psişik enerji ile uyuma geçiyorlar. Ayrıca, namaz sırasında yapılan hareketler de bu enerjinin, insanın ruhsal ve fiziksel varlığının tüm unsurlarına nüfuz etmesini sağlıyor. Kabe’de tavaf yapıldığı zaman ise, yani enerji­nin odak noktasının çevresinde dönüldüğü zaman bu psişik enerji ile en üst düzeyde bağlantı kurulduğu an oluyor. Nitekim insanların tavaf sırasında birtakım normalötesi olaylar yaşadıkları söyleniyor. Bunların arasında zaman kaymaları, ışınlama olayları, apor olayları, çeşitli ruhsal görüntüler var. Hatta tavaf sırasında gökte uçandaire gördüğünü söyleyenler bile var.

İslam inanışa göre Hz. ibrahim, oğlu İsmail’i Allah’a kurban etmek istedi. Denildiğine göre Hz. ibrahim’i böyle yapmaya zorlayan şeytan oldu. Hz. İbrahim önce buna karşı çıktı ve Şeytan ile aralarında bir mücadele başladı. Şeytan, Hz. ibrahim’ e taşlar atmaya başladı. Bu olayın geçtiği yer olduğuna İnanılan noktaya sonraları fotoğrafta görülen sütun dikildi. Bu sütuna taş atılarak şeytan’ın kovulacağına inanılıyor .

Kıyamet günü tanıklık yapacak


Hacer-ül Esved taşının ise Dünyadışı bir kökeni olduğu öne sürülüyor. Ayrıca Hacer-ül Esved’in, öyle sadece basit bir taş olmanın ötesinde evrensel düzeyde bir işlevi olduğu belirtiliyor. Bu işlevin ise Dünyadışı zekâlarla bağlantılı bir tür kozmik bilgisayar olabile­ceği düşünülüyor. Nitekim, bazı gizemciler, Hz. Muhammed’in şu sözünün, ancak bu şekilde bir anlam kazanabileceğini vurgulu­yorlar: “Şüphesiz, Allah bu taşı, göreceği iki gözü ve kendisini öpenlere şahitlik yapacağı bir dili ile kıyamet gününde insanlar için konuşturacaktır.
Son düzenleyen Baturalp; 23 Aralık 2016 18:18 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
5 Temmuz 2012 18:32   |   Mesaj #9   |   
buz perisi - avatarı
VIP Lethe

Kâbe


MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi

Müslümanların Beytullah (Allah'ın evi), Beytülharam (yasak ev) vb. adlarla da andıkları ve namazlarını ona yönelerek kıldıkları, Mekke'deki yapı. Kara taştan yapılmış olup yan duvarları yaklaşık 10 ve 12 m. genişlikte, 15 m. yükseklikte bir dikdörtgen prizmayı andırır. Haceriesvet, doğu köşesine, 1,5 m. yüksekliğe yerleştirilmiştir. Kâbe'nin üstüne, ayetlerle bezeli kara bir örtü geçirilmiştir. Her yıl yenilenen bu örtüyü, eskiden Osmanlı Devleti gönderirdi. Tarih boyunca birçok kez yıkılıp yeniden yapılmış ya da onarılmış olan Kâbe'nin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. İslâmdan önce de kutsal sayılan Kâbe'yi İbrahim Peygamber'in, Tanrı buyruğu ve oğlu İsmail'in yardımıyla yaptığına inanılır.
Son düzenleyen Baturalp; 23 Aralık 2016 18:19 Sebep: başlık düzenlendi
Misafir
16 Aralık 2012 19:02   |   Mesaj #10   |   
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Kâ­be’nin Tâ­ri­hi ve Kud­siy­ye­ti


Lü­gat­te “küp şek­lin­de nes­ne” mâ­nâ­sı­na ge­len Kâ­be, Kur’ân-ı Ke­rîm’de iki yer­de zik­re­dil­mek­te­dir. Âyet­ler­de “Beyt, Bey­tul­lâh, el-Bey­tü’l-atîk, el-Bey­tü’l-ha­râm, el-Bey­tü’l-mu­har­ram, el-Mes­ci­dü’l-ha­râm” gi­bi muh­te­lif isim­ler­le de anı­lan Kâ­be’ye halk ara­sın­da ek­se­ri­yet­le “Kâ­be-i Mu­az­za­ma” de­ni­lir.12

Sponsorlu Bağlantılar
Haz­ret-i Âdem -aley­his­se­lâm- yer­yü­zü­ne in­di­ril­di­ğin­de Mek­ke’de Bey­tul­lâh’ın bu­lun­du­ğu yer­de bir mâ­bed in­şâ et­mek­le va­zî­fe­len­di­ril­miş­ti.13

Al­lâh Te­âlâ şöy­le bu­yu­rur:

إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ

“Şüp­he­siz, âlem­le­re be­re­ket ve hi­dâ­yet kay­na­ğı ola­rak in­san­lar için ku­ru­lan ilk ev (mâ­bed), Mek­ke’de­ki (Kâ­be)dir.” (Âl-i İm­rân, 96)

Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- de Ebû Zerr14 -ra­dı­yal­lâ­hu anh-’ın bir su­âli­ne ce­vap ola­rak yer­yü­zün­de ilk in­şâ edi­len mes­ci­din “Mes­cid-i Ha­râm”, ikin­ci in­şâ edi­le­nin ise “Mes­cid-i Ak­s┠ol­du­ğu­nu be­yan bu­yur­muş­tur.

Gö­rül­dü­ğü gi­bi Mek­ke vâ­di­si ilk in­san­la bir­lik­te se­çi­lip mu­kad­des kı­lın­mış­tır.

Kâ­be, Nûh Tû­fâ­nı’ndan son­ra, uzun­ca bir sü­re kum­lar al­tın­da kal­dı. Haz­ret-i İb­râ­hîm, se­ne­ler son­ra ha­nı­mı­nı ve oğ­lu­nu bı­rak­tı­ğı Mek­ke’ye gel­di­ğin­de İs­mâ­îl -aley­his­se­lâm-’a:

“–Rab­bi­min em­ri var. Bir beyt in­şâ ede­ce­ğiz. Sen de ba­na yar­dım ede­cek­sin!” de­di.

İs­mâ­îl -aley­his­se­lâm- taş ta­şı­dı, Haz­ret-i İb­râ­hîm de bey­tin du­var­la­rı­nı in­şâ et­ti. Ma­kâm-ı İb­râ­hîm di­ye bi­li­nen ve üze­rin­de İb­râ­hîm -aley­his­se­lâm-’ın ayak izi bu­lu­nan mer­mer de, Kâ­be du­var­la­rı in­şâ edi­lir­ken asan­sör va­zî­fe­si gör­dü.16

Âyet-i ke­rî­me­de buy­ru­lur:

وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

“Bir za­man­lar İb­râ­hîm, İs­mâ­îl ile be­râ­ber Bey­tul­lâh’ın te­mel­le­ri­ni yük­sel­ti­yor ve şöy­le di­yor­lar­dı «Ey Rab­bi­miz! Biz­den bu­nu ka­bûl bu­yur; şüp­he­siz Sen işi­ten­sin, bi­len­sin.»” (el-Ba­ka­ra, 127)17

İb­râ­hîm aley­his­se­lâm, in­san­la­rın Kâ­be’yi ta­vâ­fa baş­la­ma­la­rı­na bir alâ­met ol­sun di­ye Ha­cer-i Es­ved’i Kâ­be’nin bir kö­şe­si­ne yer­leş­tir­di.

Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in bil­dir­di­ği­ne gö­re bu si­yah taş, cen­net­ten çık­tı­ğı za­man süt­ten ve kar­dan da­ha ak ol­du­ğu hâl­de, in­san­la­rın gü­nah­la­rı, onun ka­rar­ma­sı­na se­beb ol­muş­tur. (Tir­mi­zî, Hac, 49/877; Ah­med, I, 307)18

Ay­rı­ca câ­hi­li­ye ve İs­lâm dö­nem­le­rin­de bir­bi­ri ar­dın­ca mey­da­na ge­len yan­gın­la­rın, onu da­ha da si­yah bir hâ­le ge­tir­di­ği ri­vâ­yet edi­lir. Ni­te­kim bu si­yah­lı­ğın sâ­de­ce gö­rü­nen kı­sım­da bu­lun­du­ğu, Ha­cer-i Es­ved’in Kâ­be du­va­rı­na gö­mü­lü kıs­mı­nın hâ­lâ be­yaz ol­du­ğu bil­di­ri­lir.

Mü­câ­hid şöy­le de­miş­tir:

“Ab­dul­lâh bin Zü­beyr -ra­dı­yal­lâ­hu anh-, Bey­tul­lâh’ı ye­ni­le­mek için yık­tı­ğın­da Ha­cer-i Es­ved’e bak­tım; Beyt’in için­de ka­lan kıs­mı be­yaz­dı.”

Kar­ma­tî­ler, ye­rin­den sö­küp gö­tür­müş ol­duk­la­rı Ha­cer-i Es­ved’i, hic­rî 339 se­ne­sin­de iâ­de et­tik­le­rin­de, ye­ri­ne ko­nul­ma­dan ön­ce Mu­ham­med bin Nâ­fî el-Hu­zâî onu in­ce­le­miş ve şöy­le de­miş­tir:

“Ha­cer-i Es­ved’i ye­rin­den sö­kül­müş ol­du­ğu hâl­de in­ce­le­dim; si­yah­lık sâ­de­ce baş ta­ra­fın­day­dı, di­ğer ta­raf­la­rı ise be­yaz­dı.”

Yi­ne hic­rî 1039 se­ne­sin­de Kâ­be bü­yük bir sel ne­tî­ce­sin­de yı­kıl­mış­tı. Ye­ni­den in­şâ edil­di­ği es­nâ­da ora­da bu­lu­nan İmâm İbn-i Al­lân el-Mek­kî, in­şa­atın saf­ha­la­rı­nı iz­le­ye­rek taf­sî­lâ­tıy­la kay­det­miş ve Ha­cer-i Es­ved hak­kın­da şun­la­rı söy­le­miş­tir:

“Ha­cer-i Es­ved’in Kâ­be için­de ör­tü­lü ka­lan kıs­mı­nın ren­gi Ma­kâm-ı İb­râ­hîm gi­bi be­yaz­dır…”

Kâ­be’nin in­şâ­sı ta­mam­la­nın­ca Haz­ret-i İb­râ­hîm ve İs­mâ­îl -aley­hi­mes­se­lâm-, Al­lâh’a şöy­le duâ et­ti­ler:

“Ey Rab­bi­miz! Bi­zi Sa­na tes­lîm olan­lar­dan kıl! Nes­li­miz­den de Sa­na ita­at eden bir üm­met çı­kar; bi­ze ibâ­det usûl­le­ri­mi­zi gös­ter; tev­be­le­ri­mi­zi ka­bûl et; zî­râ tev­be­le­ri çok­ça ka­bûl eden, çok mer­ha­met­li olan an­cak Sen’sin.

رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِن ذُرِّيَّتِنَا أُمَّةً مُّسْلِمَةً لَّكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا إِنَّكَ أَنتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

(128)

رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنتَ العَزِيزُ الحَكِيمُ

(129)

Ey Rab­bi­miz! On­la­ra, iç­le­rin­den Sen’in âyet­le­ri­ni ken­di­le­ri­ne oku­ya­cak, Ki­tap ve hik­me­ti öğ­re­te­cek ve onları(n ne­fis­le­ri­ni) tez­ki­ye ede­cek bir pey­gam­ber gön­der! Çün­kü üs­tün ge­len, her şe­yi yer­li ye­rin­ce ya­pan yal­nız Sen’sin!” (el-Ba­ka­ra, 128-129)

Kâ­be’nin in­şâ­sı bit­tik­ten son­ra, Al­lâh Te­âlâ İb­râ­hîm -aley­his­se­lâm-’a bü­tün in­san­la­rı hac­ca dâ­vet et­me­si­ni em­ret­ti:

وَأَذِّن فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلَى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ

“İn­san­la­rı hac­ca dâ­vet et; yü­rü­ye­rek ve­ya za­yıf­la­mış bi­nek­ler üs­tün­de (uzak yol­lar­dan) her de­rin vâ­di­yi aşa­rak sa­na gel­sin­ler.” (el-Hacc, 27)

Bu ilâ­hî tâ­li­mat üze­ri­ne Haz­ret-i İb­râ­hîm Ebû Ku­beys Da­ğı’na çı­ka­rak ve­ya Ma­kâm-ı İb­râ­hîm üze­rin­de yük­se­le­rek dört bir ya­na ses­len­di ve Al­lâh’ın, Kâ­be’yi hac­cet­me­yi in­san­la­ra farz kıl­dı­ğı­nı bil­dir­di.20

İb­râ­hîm -aley­his­se­lâm- bu îlâ­nı yap­tık­tan son­ra Ceb­râ­îl -aley­his­se­lâm- ge­le­rek, ken­di­si­ne Sa­fâ ile Mer­ve’yi ve Ha­rem-i Şe­rîf’in sı­nır­la­rı­nı gös­ter­di, alâ­met ol­mak üze­re de bi­rer taş dik­me­si­ni söy­le­di. Da­ha son­ra hac­cın bü­tün fa­rî­za­la­rı­nı öğ­ret­ti.

Bun­dan son­ra ya­kın ve uzak bel­de­ler­den zi­yâ­ret­çi­ler Hi­caz’a ge­le­rek Bey­tul­lâh’ı zi­yâ­re­te baş­la­dı­lar. Kâ­be mü­him bir dî­nî mer­kez hâ­li­ne ge­le­rek bü­tün in­san­la­rın te­vec­cü­hü­nü ka­zan­dı.

Öte yan­dan Kâ­be, sâ­hip ol­du­ğu kıy­met ve kud­siy­ye­ti çe­ke­me­yen pek çok müş­rik kav­min sal­dı­rı­sı­na da mâ­ruz kal­dı. Ye­men hü­küm­dâ­rı Eb­re­he’nin men­fur ta­ar­ru­zun­dan ön­ce­ki asır­lar­da, put­pe­rest olan Ye­men hü­küm­dar­la­rın­dan üçü da­ha Kâ­be’yi yık­mak is­te­miş­ti. Bu ta­ar­ruz­lar­dan bi­ri­sin­de Hü­zey­lo­ğul­la­rı’ndan bâ­zı kim­se­ler, Tüb­ba’ı21 Kâ­be’yi yı­kıp ora­da­ki ha­zî­ne­yi al­ma­sı için kış­kırt­tı­lar. Onu böy­le­si men­fur bir ta­ar­ru­za sevk et­me­le­ri­nin se­be­bi, Tüb­ba’dan kur­tul­mak is­te­me­le­ri idi. Zî­râ Hü­zey­lo­ğul­la­rı, Kâ­be’nin kud­siy­ye­ti­ne ina­nı­yor ve tâ­ri­hî tec­rü­be­le­re is­ti­nâ­den ona kar­şı ya­pı­la­cak her­han­gi bir su­ikas­tin ke­sin­lik­le he­lâ­ke se­bep ola­ca­ğı­nı çok iyi bi­li­yor­lar­dı.

Kâ­be’yi yık­mak için yo­la çı­kan Tüb­ba’ ve ce­ma­ati, yol­da ku­ma sap­la­nıp ka­lın­ca, Tüb­ba’, ma­iy­ye­tin­de bu­lu­nan âlim kim­se­le­rin îkâ­zı ve ir­şâ­dı ile Kâ­be’ye kar­şı bes­le­di­ği kö­tü ni­yet­ler­den vaz­geç­ti. Bey­tul­lâh’a tâ­zim gös­te­rip Mek­ke hal­kı­na da iz­zet ü ik­ram­da bu­lu­na­ca­ğı­nı ah­det­ti ve böy­le­ce he­lâk ol­mak­tan kur­tul­du.22

Bu ve ben­ze­ri hâ­di­se­ler­le Kâ­be’nin Hak ka­tın­da­ki kadr u kıy­me­ti zâ­hir olun­ca, bu­na bağ­lı ola­rak halk na­za­rın­da­ki îti­bâ­rı da yük­sel­di. Kâ­be, Mek­ke ve Ku­reyş­li­le­rin ilâ­hî mu­hâ­fa­za al­tın­da ol­duk­la­rı inan­cı, Ara­bis­tan ahâ­lî­si ta­ra­fın­dan be­nim­sen­di.

Haz­ret-i İb­râ­hîm’den son­ra Bey­tul­lâh’ta ibâ­det, put­pe­rest­li­ğin baş­la­dı­ğı za­mâ­na ka­dar tev­hîd esas­la­rı­na uy­gun bir şe­kil­de de­vâm et­miş­tir. An­cak Mek­ke’de put­pe­rest­li­ğin ya­yıl­ma­sıy­la be­râ­ber, müş­rik­ler ta­ra­fın­dan Kâ­be’nin içi­ne ve et­râ­fı­na bir­çok put di­kil­miş­tir. Bu­na rağ­men Kâ­be hiç­bir za­man put­la­ra izâ­fe edil­me­miş, dâ­im⠓Bey­tul­lâh” is­miy­le yâd edil­miş­tir.23

Mek­ke’nin fet­hin­de, Kâ­be’nin için­de­ki put­lar ta­mâ­men kı­rı­lıp atıl­mış ve Kâ­be’nin içi dı­şı, Pey­gam­ber Efen­di­miz’in ne­zâ­re­tin­de Zem­zem’le yı­kan­mış­tır. O gün­den be­ri Kâ­be, Kur­ban bay­ra­mı­nın are­fe­sin­de Zem­zem ve gül su­yu ile yı­ka­nıp te­miz­le­nir, misk ü am­ber­le ko­ku­la­nır ve ör­tü­sü ye­ni­le­nir.

Câ­hi­li­ye dev­rin­de, müş­rik­le­rin çok kıy­met ver­dik­le­ri Mu­al­la­kâ­tü’s-Seb’a gi­bi ede­bî eser­le­rin ve müs­lü­man­lar­la her tür­lü alâ­ka­yı kes­me ka­ra­rı­nın ya­zı­lı ol­du­ğu boy­kot met­ni gi­bi mü­him si­yâ­sî ve­sî­ka­la­rın Kâ­be du­va­rı­na asıl­ma­sı, onun her ci­het­ten bü­yük bir ehem­mi­ye­te sâ­hip ol­du­ğu­nu gös­ter­mek­te­dir.

Kâ­be ile alâ­ka­lı, in­şâ edil­di­ği gün­den iti­bâ­ren îfâ edi­le­ge­len bir­ta­kım hu­sû­sî va­zî­fe­ler var­dı ki, bun­la­rı ilk za­man­lar Haz­ret-i İs­mâ­îl yü­rüt­müş­tü. Ar­dın­dan bu şe­ref­li va­zî­fe­ler İs­mâ­îl aley­his­se­lâm’ın oğ­lu­na geç­miş, son­ra Cür­hü­mî­le­re ve on­lar­dan da çe­şit­li ka­bî­le­le­re ge­çe­rek ni­hâ­yet Ku­reyş’e in­ti­kâl et­miş­ti. Da­ha son­ra ku­ru­lan Mek­ke şe­hir dev­le­tin­de de îti­nâ ile ye­ri­ne ge­ti­ri­len bu va­zî­fe­ler şun­lar­dı:

1. Si­dâ­ne ve­ya Hi­câ­be: Kâ­be’nin per­de­dar­lı­ğı ve anah­tar ko­ru­yu­cu­lu­ğu va­zî­fe­si.

2. Si­kâ­ye: Ha­cı­la­ra tat­lı su ik­râm et­mek ve Zem­zem ku­yu­su ile alâ­ka­lı va­zî­fe.

3. Ri­dâ­ne: Fa­kir ha­cı­la­ra ye­mek ik­râm et­mek, on­la­rı ba­rın­dı­rıp ağır­la­mak va­zî­fe­si.

Bu va­zî­fe­le­ri de­ruh­te et­mek, en bü­yük şe­ref sa­yı­lır­dı. Bu hiz­met­ler Asr-ı Sa­âdet’te Mek­ke’nin ile­ri ge­len âi­le­le­ri ara­sın­da pay­la­şıl­mış­tı. Haz­ret-i Ömer, hi­lâ­fe­ti za­mâ­nın­da mez­kûr hiz­met­ler için tah­si­sât ayır­mış, Haz­ret-i Mu­âvi­ye’den iti­bâ­ren de bu iş­ler bir ni­zâ­ma ko­nul­muş­tur. Os­man­lı idâ­re­sin­de ise Kâ­be hiz­met­le­ri­ne her yıl Ha­re­meyn tah­si­sâ­tın­dan pay ay­rıl­mış­tır.
Son düzenleyen Baturalp; 23 Aralık 2016 03:49 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
Cevap Yaz
Hızlı Cevap
Mesaj:
Müslümanlık/İslamiyet forumu 'Kutsal Yerler - Kâbe' konusunu görüntülüyorsunuz: Kâbe Mekke’de Harem-i Şerifin ortasında bulunan ve bütün Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri kutsal yapı. Beytullah ...

Kaynak:


Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç