ZEVİ çoğl. a. (ar. zu’nun çoğl. zevi). Esk.
1. Sahipler, malikler.
2. Zevi-l-er- vah, ruh sahibi olanlar; canlılar: "...üstad-ı kudret zevi-l-ervah Cı cemadatı halk ü tezyine ne kadar sanat bezi etmiş..." (Ebüz- ziya Tevfik). || Zevi-t-hayat, yaşayanlar, ömrü olanlar: "Gezer, koşar, uçar, güler... güler bütün zevi-l-hayat" (Tevfik Fikret). || Zevi-l-ihtiram, saygı değer kimseler. || Zevi -l-iktidar, iktidar sahibi kimseler. || Zevil-I -itibar, itibarlı sözü geçen kimseler. || Zevi -l-ukul, akıl sahibi kimseler: “...hizmet-i şakkade zevi-l-ukule bir dereceye kadar vekâleti cihetiyle..." (Ebüzziye Tevfik).
—Esk. zool. Zevi-l-enyab, azı dişliler. || Zevi -l-mefasıl, eklemli hayvanlar. || Zevi-s-se- daya, memeliler.
—İsi. huk. Zevil ensâb, yakınlar, akrabalar. || Zevil erham, ölüye yakınlığı olan ve ölüye doğrudan mirasçı olabilecek, nesep yönünden bir yakınının (ashabı fera- iz) ya da asabesinin bulunmaması halinde ona mirasçı olabilecek kişiler.
(Zevil erham dört sınıftır:
1. ölenin kızlarının oğlu ve kızı, oğlunun kızının kız ve oğulları;
2. ölenin sahih olmayan büyükbabaları, bü- yükanaları;
3. ölenin kız kardeşlerinin kız ve erkek çocukları, oğlan kardeşlerinin kızlarıyla onlann oğul ve kız çocukları, ana bir kardeşlerinin kız ve erkek çocukları;
4. hala, ana bir amca, dayı, teyze, asabeden olmayan dede ve nine çocukları vb.)
—Tasav. Zevi'l-ayn, halkı zahiri, halkı batini görenler. || Zevi'l-ukul, halkı zehiren, halkı batınen görenler.
Kaynak: Büyük Larousse