Arama

Jeolojik Devirler - Sayfa 2

Güncelleme: 8 Aralık 2019 Gösterim: 70.438 Cevap: 20
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
13 Eylül 2006       Mesaj #11
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Jura
205.1 myö-142 myö
Sponsorlu Bağlantılar

Pangea Parçalanmaya başlar
Ekvatoral ve nemli olan iklim dönem boyunca gittikçe yumuşar
Dinozorlar karasal ekosistemlerin baskın omurgalı grubu olur
Denizlerde sürüngenler çağı başlar
Sürüngenler gökyüzünün de hakimi olur
Belemmitler denizlerde yaygınlaşıp çeşitlenir
Bitkiler dünyasında "Sikatların Çağı"
Kuşların ortaya çıkması

juramanzaratw6
Jura yaşamından bir manzara

Triasın sonunda gerçekleşen küçük bir yok oluş, Jurada dinozorların yayılmasına fırsat verdi. Dinozorlar çeşitlenip gelişti, dev boyutlara ulaştı. Juranın başında Diplodocus ve Apatosaurus gibi devasa sauropod dinozorlar çeşitlendi. Allosaurus ve Compsognathus gibi etçil theropodlar da sayıca bollaştı. Kuş benzeri dinozorlar yaygınlaşırken, Archaeopteryx gibi dinozor benzeri ilkin kuşlar dönemin sonunda ortaya çıktı.
Dinozorlar karada hüküm sürerken, bilinen en büyük uçan omurgalılar olan Pterosaurslar gökyüzünde yaygınlaştı. Ichthyosaurslar, plesiosaurslar ve dev deniz timsahları, denizlerde sürüngen hanedanın temsilcileri olarak besin zincirinin en üstünde yerlerini aldı.
Jurada sürüngenlerin ezici üstünlüğü olsa da ilkin memeliler bu dönemde gelişme ve çeşitlenmelerine sessizce devam etti. İlk çiçekli bitkilerin de Juranın sonlarına doğru evrimleştiği düşünülüyor.
Jura İklimi
Jura iklimi Triasa göre daha yumuşak iklimler arası farklılıklar azaldı. Yağış miktarı artmış, sıcaklıklar düşmüştü. Artan nem miktarıyla birlikte bitki yaşamı daha güçlendi. Dönemin büyük bölümünde kutuplarda buzul yoktu ve deniz seviyesi yüksekti. Yükselen denizler, kıtaların bir bölümünün üzerini örttü. Rusya ve Kuzey Amerika'nın büyük bölümü sular altındaydı. Tetis de, Gondvana'nın ve ondan kopan parçaların bir bölümünü kapladı. Sığ denizlerin geri dönmesiyle deniz yaşamı yeniden çeşitlendi. Geniş sel alanları, ılıman ve subtropikal ormanlar, mercan kayalıkları yaygındı.

Deniz Yaşamı
Juranın sıcak tropikal denizlerinde fitoplanktonlar çok yoğundu. Dinoflagellatlar, Coccolithophoridler bunların başlıcalarıydı. Foraminiferler de Permiyenden sonra ilk defa yeniden yaygınlaştı. Bu planktonik deniz canlılarının kalıntıları deniz tabanında birikerek, günümüz petrol yataklarını oluşturdu. Omurgasızlar da büyük çeşitlilik gösteriyordu. Okyanus ve denizler, çeşitli ve çok sayıdaki süngerler, mercanlar, yosun hayvancıkları, salyangozlar, midyeler, mürekkep balıkları, ammonitler ve belemnitlerle dolup taşıyordu. Ammonit ve belemnitler, Juranın baskın omurgasızları olup, Mezozoiğin sonuna kadar da bu durumlarını korudular. Dallı bacaklılar ve denizlaleleri varlıklarını sürdürse de, Paleozoikteki başarılarından oldukça uzaktaydılar. Tatlı sularda midyeler, salyangozlar, dallı bacaklılar ve kabuklular yaygındı. Çok sayıda köpek balığı ve kemikli balık arasında, modern biçimler de kendilerini göstermeye başlamıştı. İlk modern kemikli balıklar olan Teleostei de bu dönemde ortaya çıktı. Ichthyosaurslar ve plesiosaurslar gibi sucul sürüngenler dev boyutlara ulaştı. Trias yok oluşunun ardından, Jura denizleri ichthyosaursların, plesiosaursların ve pliosaursların yeni tipleriyle ve timsahlarla doldu.




teleosteimb7 kopekbalikwe2
Teleostei fosili <<<<<<------------->>>>>> Köpekbalığı fosili

Ichthyosaursların birkaç farkı tipi vardı. Günümüz yunuslarının ve dişli balinalarının kullandığı nişleri, Jurada farklı boyutlardaki ichthyosaurs kullanıyordu. Bu hayvanların 2-3 metre boyutlarındaki küçük biçimlerinin yanı sıra, büyüklükleri 9 metreye ulaşanları da vardı.

ichthyosaurssa1
Ichthyosaurs

Plesiosaurslar oldukça çeşitliydi, hem küçük hem de büyük biçimleri vardı. İlkel normal uzunlukta bir boyuna sahip, timsah benzeri bir başa sahip Plesiosaurslar bu dönemde iki farklı dala ayrılarak, uzun boyunlu küçük kafalı Plesiosauroidea'ya ve kısa boyunlu büyük kafalı Pliosauraidea'ya doğru özelleşmeye başladı. Bu iki tip, Mezozoiğin geri kalanında denizlere hükmedecekti.

Deniz sürüngenlerinin bir üçüncü grubu da timsahlardı. Jurada ortaya çıkan gerçek timsahlar, dönem boyunca oldukça yaygın ve çeşitliydi. Grubun; deniz, yarı sucul ve küçük kertenkele benzeri karasal biçimleri vardı. Deniz timsahları, Teleosauridler Juranın başında hızlı bir evrimsel açılım gösterip, dönem boyunca oldukça başarılı olan grup, Kretasenin başında azalıp, Erken Kretasede yok oldu.

Son düzenleyen ahmetseydi; 5 Haziran 2013 12:41
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
16 Eylül 2006       Mesaj #12
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Jura İklimi

Bitki yaşamı; Sikatların Çağı
Sponsorlu Bağlantılar
Sikatlar diğer açıktohumlularla birlikte, baskın bitki grubuydu. Palmiye benzeri sikatlar, tohumlu eğreltiler, ginkolar ve kozalaklı bitkiler subtropikal ormanları dolduruyordu. Ginkolar, orta ve yüksek kuzey enlemlerinde oldukça önemliydi. Bazı kozalaklılar, sikatlar gibi, palmiye benzeri bir yaşam biçimi geliştirmiş, ibrelerinin çoğu gövdelerinin üst bölümünde toplanmıştı. Kozalaklıların; Pineaceae, Taxaceae, Taxodiaceae, Araucariaceae, Cephalotaxaceae, Podocarpaceae gibi günümüzde de var olan grupları ortaya çıktı. Tohumlu eğreltiler ve eğreltilerin ağaçsı biçimleri azalırken; çalımsı biçimler görece daha başarılıydı. Eğreltiler en başarılı taban bitkisiydi. Kibrit otları ve at kuyrukları oldukça önemsizleşirken, Bennettitalenler dönemin en önemli gruplarından biri oldu. Çiçekli bitkilerin Geç Jurada ortaya çıkmış olabileceği düşünülüyor; fakat, önemsiz bir grup olarak kalmış olmalı.

kozalakai3
Kozalaklar
Karasal Hayvan Yaşamı

dinomanzaraos8

Henüz bir bütün olan yeryüzü karaları üzerinde bölgesel farklılıklar olsa da tüm kıtalar üzerinde aşağı yukarı benzer bir yaşam hakimdi. Bir bölgedeki aileye, hatta bazen cinse, farklı bir kıta üzerinde rastlanabiliyordu. Pangea'nın bu tekdüze yaşamının tartışmasız hakimi dinozorlardı.
Juranın nemli ve tropik iklimi, böcekleri de olumlu şekilde etkilemiş, pek çok yeni böcek grubu ortaya çıkmıştı.Çekirgeler, kın kanatlılar, zar kanatlılar, saçak kanatlılar ve pek çok başka böcek grubu Jurada ortaya çıktı. akciğerli salyangozlar, kırkayaklar, akrepler, örümcekler ve akarlarda oldukça boldu.
Kurbağalar ve semenderler ilkel biçimlerde de olsa, Jura iki yaşamlılarının baskın grupları oldu. Az sayıda therapsit, Pangea'nın bazı bölgelerinde yaşamaya devam ediyordu; fakat, Juranın sonlarında ortadan kalkacaklardı.

Çoğu bir sıçandan daha büyük olmayan Jura memelileri, küçük omurgalı faunasının önemli bir parçasıydı. Jura memelileri günümüz böcekçil ve kemirgenlerinin kullandığı nişleri kullanıyordu.

memeliuc3

Jura memelisi

Deniz ve karalarda, sürüngenler, dev boyutlu biçimleriyle kontrolü elinde bulundursa da; Sphenodontlar gibi daha küçük sürüngenler günümüz kertenkelelerinin kullandığı nişlere yerleşip, yayılmıştı.
Jurada gökyüzünün kontrolünü ele geçiren Pterosaurslar da çok çeşitliydi. Kretasede dev boyutlara ulaşsalar da; Juranın Pterosaurslarının çoğu 0.5 metreyle 2 metre arasındaki boyutlardaydı. Ancak 25 santimetre olan daha küçük örnekleri de vardı. Günümüzde, kuş ve yarasaların doldurduğu pek çok niş, Jurada Pterosaurslarca kullanılıyordu.

pterosursdb7

Pterosurs fosili

Jura aynı zamanda ilkkuşların ortaya çıktığı dönemdi. Uzmanların çoğu kuşların; boşluklu kemikler, pelvis yapısı, uzun kemikli bir kuyruk, pençeli eller ve dişli çeneler gibi pek çok özelliği paylaştığı iki ayaklı etçil dinozorlardan evrimleştiğini düşünüyor. İlkin kuşlar modern akrabalarında bulunan göğüs kemiği ve gaga gibi yapılara henüz sahip değildi. İlkin kuşların en tanınmış örneklerinden biri Archaeopteryx'tir. Archeopteryx gibi ilkin kuşlar ana karalardan soyutlanmış adalarda büyük yırtıcılardan uzakta evrimleşiyordu.

kusyl5
Kuşların Evrimi
Triasın sonlarında ortaya çıkan dinozorlar Jurada çeşitlenerek karasal ekosistemlerin baskın omurgalı grubu olur ve nişlerin büyük bölümüne yerleşir. Çok çeşitli olan dinozorlar Jurada dev sauropodlardan, küçük kuş-benzeri etçil dinozorlara kadar pek çok farklı biçime evrimleşir.

Dinozorlar kalça yapılarına göre iki takıma ayrılır:

kalcanp7

cesitlizx5

Bu takımlardan ilki "Sürüngen kalçalı dinozorlar"dır. Saurischia adı verilen bu grup, ataları olan Archosaursların ilkel kalça yapısına sahip, etçil ya da otçul dinozorlardı. Saurischia grubunun üyeleri olan Theropodlar yani tüm etçil dinozorlar, iki ayak üzerinde yürüyen, kuş benzeri kafa ve boyuna sahip hayvanlardı. Sivri dişleri, pençeleri, üç parmaklı el ve ayakları en belirgin özellikleriydi. Allosaurus ve Tyrannosauruslar gibi dev etçillerinin yanı sıra Compsognathus gibi böcekle beslenen tavuk boyutlarında küçük biçimleri de vardı. Kuşların öncülleri olan bazı etçil dinozorların -Archaeornithes- tüyleri de vardı.
tyrannosaurusnd4

Tyrannosaurus

Otçul Saurischialar ise gelmiş geçmiş en büyük karasal hayvanların içinde bulunduğu grup olan Sauropodlardı. Bunlar dört ayak üzerinde yürüyen, küçük kafalı, uzun boyun ve kuyruğa sahip, görece basit bir vücut planı olan canlılardı. Sauropodların en dikkat çekici özelliği kafalarının üzerinde yer alan burun delikleriydi. Apatosauruslar ya da daha bilindik isimleriyle Brontosauruslar bu grubun üyesiydi. Sauropodların Geç Triastaki akrabaları Plateosaurs ya da Prosauropodlar, gerektiğinde iki ayaklarının üzerine kalkabilen canlılardı. Diplodocus gibi gerçek sauropodlar,ilk kez Triasın sonlarında ortaya çıkar; fakat, çeşitlenmeleri Orta Jurada gerçekleşir. Diplodocus ve Brachiosaurus gibi sauropodların boyutları 25 metreye, ağırlıkları 100 tona kadar ulaştı. Sauropodlar coğrafi olarak geniş alanlara yayılmıştı. Antarktika hariç, tüm kıtalarda fosilleri ya da ayak izleri bulunur. Yaygın coğrafi yayılımları dışında, Juranın başından Geç Kretaseye kadar süren yüz milyon yıllık varlıklarıyla Sauropodlar, en uzun ömürlü dinozor gruplarından biri oldu. Juranın sonları sayıca zirveye ulaştıkları dönemdi.
brachiosaurusoc2

Brachiosaurus

Dinozorların ikinci grubu Ornithischia yani "Kuş kalçalı dinozorlar"dır. Çoğu iki ayak üzerinde yürüyen, hepsi otçul olan Ornithischiaların kalça yapısı kuşlarınkine benzer. Sauropodlara göre küçük boyutlarda olan Ornithischianın, Erken Jurada bile, orta boydan büyük boya kadar çok çeşitli biçimi vardı. Keşfedilen ilk dinozorlardan biri olan Iguanodonlar, ördek gagalı Hadrosaurslar, gergedan benzeri boynuzlu dinozorlar olan Ceratopsianlar, plaka zırhlar, dikenler, gibi saldırı ve savunma silahlarıyla donanmış olan zırhlı dinozorlar, aşırı biçimde kalınlaşmış kafataslarıyla Pachycephalosauria ve dinozorlar dünyasının pek çok iki ayaklı küçük otçulu Ornithischia grubunun üyesiydi.

ornithomv8

Ornithischia iskeleti

Jurada da yeryüzü karaları ortak bir biyolojik yapı gösteriyordu. Her ne kadar yüksek deniz seviyeleri süper kıtayı büyük adalara bölüp bölgesel fauna ve flora farklılıklara yol açsa da aynı aile, hatta bazen aynı cinse yeryüzünün farklı bölgelerinde rastlamak mümkündü.

Jura Dünyası
Pangea kıtasının Triasta başlayan parçalanması Jurada da devam eder. Süper kıtanın farklı parçaları farklı yönlerde dönerek birbirinden uzaklaşırken aralarında yarık vadiler oluşur. Batıya doğru hareket eden Kuzey Amerika ile Grönland'ın, Avrupa ile Afrika'dan ayrılmasıyla oluşan, yarık daha sonra Kuzey Atlantik okyanusuna dönüşecekti. Kimerya ile Lavrasya çarpışır ve Kimerya'da dağlar yükselmeye başlar. Gondvana'da, Güney Amerika ve Afrika arasında, Triasta başlayan ayrılma, Jurada günümüz Kızıldeniz'ini andırır hale gelir. Geleceğin Güney Atlantik okyanusu Jurada uzun ince bir iç deniz şeklindeydi. Gondvana'nın doğusu batısından ayrılmaya başlar. Büyük bir yarık Antarktika'yı, Güney Amerika ve Afrika'nın güney uçlarından ayırır. Antarktika'nın üzerinde duran ve Afrika'nın doğusundan bu iki kıtayı birleştiren Hindistan ve Gondvana'dan ayrılan diğer parçalar yavaşça kuzeye doğru hareket etmeye başlar. Yarıkların oluştuğu bölgelerde pek çok volkan oluşur. Bu volkanlardan büyük miktarlarda lav çıkışı olur. Geç Jurada Kuzey ve Güney Atlantik Okyanusları açılırken, Tetis küçülmeye başlar. Juranın başında İtalya, Yunanistan, Türkiye ve İran Gondvana'nın Kuzey Afrika parçasına ekliydi.

Juranın Sonu
Juranın sonunda küçük bir kitlesel yok oluş meydana gelir. Yok oluştan karasal ekosistemler, özellikle dinozorlar, pek fazla etkilenmez. Ammonitlerin pek çok cinsi, deniz sürüngenleri, deniz midye ve istiridye türlerinin %80'i ve pek çok sığ su canlısı yok olur. Yok oluşun sebebi bilinmiyor. Ancak deniz tabanındaki çok büyük metan yataklarının boşalmasının tetiklediği bir dizi olayın yok oluşa neden olabileceğine dair kuşkular var.

Son düzenleyen ahmetseydi; 5 Haziran 2013 12:45
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
20 Eylül 2006       Mesaj #13
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Trias
251.4 myö- 205.1 myö
Pangea bir bütün halinde
İklim karasal ve sert
Yok oluşun ardından deniz yaşamının ve karasal yaşamın yeniden çeşitlenmesi
İlk dinozorlar, ilk memeliler ve pek çok yeni sürüngen grubunun ortaya çıkıp, farklı ekosistemlere yerleşmesi
Mercanların ve Belemnitlerin ortaya çıkması

triasmanzaraak0

Trias yaşamından bir manzara

Triasta Permiyen yok oluşundan kurtulmayı başaran az sayı ve çeşitlilikteki canlı grubu, uyumsal açılımla boşalan ekosistemlere yayılır. Bu nedenle Trias yaşamı, Paleozoiğin canlıları ile Mezozoiğin canlıları arasında bir geçiş dönemidir.
Bu dönemde deniz omurgasızları büyük oranda modern biçimlerine kavuşur ve Mezozoik denizleri -baskın yırtıcıları hariç- az çok tanıdık bir biçim alır. Bitki yaşamında açık tohumlularının ve özellikle kozalaklı bitkilerin baskınlığı giderek artar. Karasal ekosistemlerde omurgalıların baskınlığı Permiyende, olduğu gibi devam eder. Yok oluştan kurtulabilen az sayıdaki terapsit, Labyrinthodont iki yaşamlı ve Archosaurslar çeşitlenir. Mezozoiğin geri kalanına damgasını vuracak olan dinozorlar henüz çok çeşitli değildir. Dönemin sonuna doğru ilk memeliler ve timsahlar ortaya çıkar

Trias Dünyası
Permiyende oluşumu tamamlanan Pangea kıtası, Trias boyunca da varlığını sürdürür. Permiyende dağ oluşumuyla yükselen bölgeler bu dönemde büyük oranda erozyona uğrar. Yer yer volkan patlamaları yaşanır ve büyük lav akıntıları olur. Bu dönemde Tetis denizi Pangea'nın ekvatoral bölgesinde bir iç deniz olarak bulunurken, Pantalassa okyanusu gezegenin geri kalanını kaplar. Dönem ilerledikçe Pangea'yı oluşturan kıtalar birbirinden ayrılmaya başlar. Tetis Pangea'yı doğudan istila ederek Gondvana ve Lavrasya kıtalarını birbirinden ayırır. Kuzey Amerika ve Avrupa kuzeye doğru hareket etmeye başlar. Gondvana'nın parçaları olan Kuzey Amerika ve Afrika birbirinden uzaklaştıkça ikisi arasında yarık vadiler oluşur.

Trias İklimi
Permiyenden miras kalan, iklimsel farklılıkların oldukça belirgin olduğu kurak ve karasal iklim Trias boyunca da devam eder. Mevsimler aşırı yağışlı ve aşırı kurak dönemler şeklinde yaşanır. Pangea'nın iç kesimleri ise aşırı kurak hatta çöl benzeri bir durumdaydı. Bitkiler sadece yağış olan kıyı bölgelerinde yaygındı. Yeryüzünde tek bir kara parçası olmasına rağmen, Pangea'nın farklı bölgelerinde oldukça farklı bitkiler baskındı. Bol yağış alan kuzey ve güney Pangea'da geniş yapraklı sık ormanlar yaygınken kurak ekvatoral bölgelerde seyrek ormanlar vardı.

Trias Deniz Yaşamı

triasdenizmanzaraej8

Trias deniz yaşamından bir manzara

Permiyen yok oluşundan kurtulmayı başaran gruplar, Triasta uyumsal açılımla yeniden yaygınlaşır. Dallı bacaklılar, ammonoyitler ve midyeler yaygınlaşarak Trias denizlerinin baskın omurgasız grupları olur. Triasa sağ olarak ulaşan tek ammonoyit grubu olan Ceratitesler, dönemin en çeşitli ve baskın omurgasızlarıydı. Bu dönemde ammonoyitlere mürekkep balığı benzeri biçimler de eklenir, bunlardan Belemnitler Jurada yaygınlaşır.
Paleozoikten gelenlerin çeşitliklerini artırmasının yanı sıra, bu dönemde omurgasızların en modern grupları da ortaya çıkar. Planktonik foraminiferler, Radiolaryalarla birlikte, fitoplanktonlardan Dinoflagellatlar da bu dönemde ortaya çıkan bir hücreli gruplarıdır. Derisi dikenliler çeşitliliklerini bir ölçüde artırırken modern mercanlarilk kez Tetis'te ortaya çıkar. Bu yeni gruplarla birlikte deniz yaşamı günümüzdekine oldukça benzer bir duruma gelir. Bu omurgasız gruplarıyla birlikte köpek balıkları ve ışın yüzgeçli kemikli balıklar da çeşitlenir ve günümüzdekilere benzer biçimler kazanır. Tetis, mercan resiflerinin yayılmasıyla tropik bir denize dönüşür.

foraminiwi4

Foraminifer

dinoflagelbq2

Dinoflagella mikrofosilleri

Trias denizlerinin günümüzden en büyük farkı, baskın yırtıcı gruplarıydı. Permiyenden bu yana karalarda üstünlüğü ele geçiren sürüngenlerin bir kısmı sucul yaşama uyum sağlayarak, besin piramidinin en üstüne oturdu. Bugün balina yunus gibi deniz memelilerinin işgal ettiği bu nişleri, Mezozoiğin boyunca dev deniz sürüngenleri dolduracaktı.
Geç Triasta ortaya çıkan ichthyosaurslar yani "Balık Sürüngenler" deniz yaşamına en iyi uyum sağlamış sürüngen grubuydu. Triasta küçük boyutlarda, balıktan daha çok sürüngene benzeyen ichthyosaurslar, Jura ve Kretasede büyük boyutlara ulaşacak balık -daha çok yunus- benzeri biçimler alacaktı. Bu durum daralan evrimin en iyi örneklerinden biridir. Ichthyosaurslar deniz yaşamına tam uyum sağlamıştı. Tüm diğer deniz sürüngenleri gibi akciğerleriyle solunum yapıyor ve nefes almak için su yüzüne çıkıyorlardı. Ancak kara ile hiçbir bağlantıları yoktu. Bazı ichthyosaurs fosillerinin rahminde anneleriyle birlikte fosilleşmiş ichthyosaurs embriyoları bulunması üremek için bile karaya dönmediklerini gösteriyor. İchthyosaurslar tıpkı yunuslar gibi suda doğup, suda ölüyordu.
Plesiosaurslar da ilk kez Triasta ortaya çıkar. Uzun boyunlu, dört yüzgeçli ve kısa bir kuyruğa sahip olan Plesiosaursların sucul yaşama uyumları, ichthyosaurslara oranla daha azdı. Bunların sığ sularda yaşadıkları ve zaman zaman kaplumbağalar gibi yumurtlamak için karaya çıktıkları düşünülüyor. Plesiosaursların iki farklı grubu vardır: Uzun boyunlu ve küçük kafalı Plesiosaurslar ve daha kısa ve güçlü boyunlarının sonunda irice bir kafa taşıyan Pliosaurslar.
Bunlardan başka, Trias denizlerinde pek çok farklı sucul sürüngenin yanı sıra, kaplumbağaların ve timsahların ilk biçimleri de yaşıyordu.

farklinothosaurus1fm3

Nothosaurus

Archosaurslar Mezozoiğin baskın sürüngen grubu olurken, Anapsit sürüngenler olan kaplumbağalar da ilk kez Triasta ortaya çıktı. Trias kaplumbağaları günümüz kaplumbağalarınınkinden çok da farklı olmayan bir yaşam sürüyordu. Zamanlarının çoğunu suda geçiren bu hayvanlar üremek üzere karaya çıkıyordu. Trias kaplumbağalarının günümüzdekilerden en büyük farkı dişlerinin olmasıydı. Bilinen ilk kaplumbağa Proganochelys'di.

kaplumbagaproganochelysaj9

Proganochelys
Son düzenleyen ahmetseydi; 5 Haziran 2013 12:46
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
27 Eylül 2006       Mesaj #14
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Karbonifer
Kömür Çağı
354 myö-292 myö
Bataklık ormanlarının ortaya çıkıp yaygınlaşması
Ammiyotik yumurtanın keşfi: Sürüngenlerin ortaya çıkması
İlk uçan böcekler,
Gondvana ile Lavrasya'nın çarpışması: Pangea'nın oluşması



Dünya kömür rezervlerinin büyük bir kısmı bu zamana ait olduğundan, döneme "karbon içeren" anlamında "Karbonifer" adı verilmiş. Ancak bugünlerde döneme yeniden bir isim vermemiz gerekseydi, muhtemelen "yeşil çağ" anlamına gelen bir kelime kullanırdık. Karbonifer, tüm dünya karalarının ekvatoral düzlemde bir araya toplanmaya başladığı ve bu uçsuz bucaksız kara parçasının büyük bir bölümünün günümüz Amazon ormanlarına benzetilebilecek yağmur ormanlarıyla kaplı olduğu bir dönemdi. Bu uçsuz bucaksız yeşil; bugün artık var olmayan veya günümüz bitkilerinin ataları olan eğrelti ve eğrelti benzeri bitkilerle ilkin tohumlu bitkilerin dahil olduğu, pek çok farklı grubun oluşturduğu bataklık ormanlarıydı. Bu yoğun bitki örtüsünün hayvan sakinleri olan böcekler, kırkayaklar ve akrepler de çağdaşlarına göre dev boyutlardaydı; omurgalıları ise çok çeşitli iki yaşayışlılar temsil ediyordu. Dönemin sonuna doğru, dev kıta Pangea oluştukça ve buzullar büyüdükçe, çekilen deniz suları ve kuraklaşan iklimle birlikte bitkilerin ve ormanların yapısı değişirken, sürüngenler de yavaş yavaş kendilerini göstermeye başlar.


Paleozoik Zaman
(545 myö-251.4 myö)
294milyon yıl sürdü
Antik Yaşam


Yaklaşık üç yüz milyon yıl süren Paleozoik, Fanerozoiğin ilk ve en uzun zamanıdır. Bu zaman çok hücreli canlıların ortaya çıktığı, gelişip yaygınlaştığı ve ekosistemin baskın yaşam biçimi haline geldiği zaman dilimidir.
Paleozoik boyunca iklim genel olarak nemli ve ılımandı. Zaman zaman güney kıtası Gondvana'nın kutup bölgesinden geçmesiyle ya da başka biçimlerde buzul çağları yaşanmıştır. Kambriyenden hemen önce süper kıta Rodinia'nın parçalanmasıyla daha küçük kıtalar doğar. Bu kıtalardan en büyüğü olan Gondvana, Paleozoik kıtalarının ana kitlesini oluşturur. Paleozoiğin sonuna doğru kıtalar yeniden bir araya gelerek yeni bir süper kıta olan Pangea'yı oluşturur.


deneyselin2
Erken Paleozoik yaşamı
Paleozoiğin hemen başında "Kambriyen Patlaması" olarak bilinen olayla birlikte hayvanlar fosil kayıtlarına girer. Nerdeyse bilinen tüm hayvan şubeleri Paleozoiğin başında çeşitli türlerce temsil ediliyor, çok çeşitli omurgasız grupları denizleri dolduruyordu. Bunların arasında bazı bilim adamlarınca "deneysel" olarak kabul edilen ve kısa sürede ortadan kalkan yaşam biçimleri de vardı. Erken Paleozoikte henüz çok kırılgan olan ekosistemde yaşanan yok oluşlarla dönemin geri kalanına damgasını vuracak canlılar belirlenir. Paleozoik denizlerinin en tipik canlılarından biri eklembacaklılar grubundan olan üçlablulardı. Erken Paleozoikte çok yaygınlık ve çeşitlilik kazanan üç loblular, zamanın sonuna doğru azalarak ortadan kalktı. Paleozoiğin bir diğer baskın grubu da dallı bacaklılardı. Zaman zaman tüm türlerin %50'sinden fazlası dallı bacaklılar arasından çıktı. Tabulat ve rügoz mercanlar, yosun hayvancıkları, deniz laleleri ve blastoidler, yumuşacaklardan nautiloidler Paleozoiğin önemli derisi dikenlilerden omurgasız gruplarıydı.


trilobithc7
Üç loblu fosili (Trilobit) Blastoid fosili


Paleozoiğin ortalarına doğru omurgalılar denizlerin en önemli gruplarından biri olur. Balık Çağı olarak adlandırılan bu dönemde, ilkel çenesiz balıkların ardından ilk çeneli balıklar, ilk kemikli balıklar veköpek balıkları ortaya çıkıp yaygınlaşır. Denizlerde balıkların üstünlüğü ele geçirdiği sıralarda ilk bitkiler ve hayvanlar karaya adımlarını çoktan atmıştı. Damarsız kara yosunu benzeri bitkilerin ve kırkayak benzeri eklembacaklıların öncülük ettiği karaların çok hücreli canlılarca işgaline, Orta Paleozoiğin sonlarına doğru omurgalılardan da destek geldi. Geç Paleozoiğe gelindiğinde yeryüzü karaları uçsuz bucaksız ormanlarla kaplandı, pek çok hayvan grubunun temsilcilerinin de katılımıyla karmaşık bir karasal ekosistem kuruldu. Karasal faunanın en göze çarpan üyeleri, artık uçma yeteneğini geliştirmiş olan böcekler, iki yaşamlılar ve sürüngenlerdi. Paleozoiğin sonlarına doğru Pangea'nın oluşmasıyla iklim kuraklaşıp, karasallaşır. Sucul ortamların azalmasıyla geniş alanlara yayılmış sporlu bitkilerin oluşturduğu bataklık ormanları, yerini açık tohumlu bitkilerin oluşturduğu ormanlara bıraktı. İki yaşamlılardan da sürüngenlere doğru bir kayış oldu. Zamanın sonlarında sürüngenler oldukça çeşitlendi ve memelilerin ve dinozorların ataları olan gruplar ortaya çıktı. Bu canlılardan bazılarının kürklü ve sıcak kanlı oldukları düşünülüyor.
baliktb5
Çeneli balık (Coelacant)



Permiyen sonunda, bir gök cisminin yeryüzüne çarpmasıyla, Paleozoik canlılarının büyük çoğunluğu ortadan kalkar. Yok oluşun ardından sahneye yeni canlılar çıkar Eskisinden oldukça farklı olan bu yeni yaşamla, "Dinozorlar çağı" olarak da anılan Mezozoik Zaman başlar.
paleozoiksonyb1
Paleozoik zamandan görüntü

Son düzenleyen ahmetseydi; 5 Haziran 2013 12:52
*TeoDora* - avatarı
*TeoDora*
Ziyaretçi
2 Ekim 2006       Mesaj #15
*TeoDora* - avatarı
Ziyaretçi
JEOLOJİK DEVİRLER

LEVHA HAREKETLERİ
Yerküre’nin üst katmanları, bir bütün halinde olmayıp, sürekli hareket halinde olan levhalardan oluşuyor. Manto’daki ısı akımlarının neden olduğu bu hareketler sırasında levhalar birbirinden uzaklaşır, birbirlerine çarpar veya birbirlerini sıyırırlar. Bu hareketlilik sonucunda, levha sınırlarında, uzun zaman dilimleri ile baktığımızda yeni okyanuslar, yeni kıtalar, sıradağlar ve yanardağlar oluşur. Depremler ve volkanik aktivitelerin nedeni de tüm bu hareketliliktir ve levha sınırlarında oluşmalarına şaşmamak gerekir.

Levha hareketleri yerkürenin oluşumundan beri sürmektedir. Süperkıta Pangea'nın, bundan 225 milyon yıl önce parçalanmaya başladığı ve bu hareketliliğin sonucunda kıtaların günümüzdeki şekli aldığı düşünülüyor

(Karayip, Kokos, Pasifik, Naska, Skotya, Filipin levhaları daha çok okyanusal; diğer levhalar hem okyanusal hem kıtasal kabuk taşırlar)

Levhaların birbirleriyle etkileşimleri bakımından levha hareketlerini 3 ana başlıkta toplayabiliriz. Uzaklaşma-ayrılma; yakınlaşma-çarpışma; yanal yer değiştirme-sıyırma. Bu hareket türleri, aynı zamanda bu sınırlarda oluşan depremlerin ve volkanik faaliyetlerin niteliklerini de belirler.
Uzaklaşan-Ayrılan Levhalar (Divergent Plates)
Birbirinden uzaklaşan levhalar, aralarına astenosferden gelen eriyik kayaçların sızdığı yarıklar oluşturur. Bu eriyik yüzeye çıktıkça katılaşır ve yerkabuğuna eklenir. Astenosfer’den gelen eriyik kuvvet uygulamaya ve böylece levhalar birbirinden ayrılmaya devam eder. Bu ayrılma genelde daha ince olan okyanus tabanında görülür ve Atlas Okyanusu ortasındaki sırt buna çok iyi bir örnektir. Bu ayrılma kıtada meydana gelirse yeni bir okyanus tabanı oluşuyor demektir. Doğu Afrika’daki ayrılma henüz bir deniz oluşması için yeterli değilse de, gidiş o yöndedir. Bu tür ayrılmalar, Astenosfer’den gelen eriyiğin katılaşarak Litosfer’e dönüşmesine ve levhaların büyümesine neden olur.
Uzaklaşan levhalar arasında Litosfer çok ince olduğu için, buralarda büyük depremlere yol açacak enerji birikimleri olmaz. Buradaki depremlerin odakları çoğu zaman yüzeye yakındır.
Yakınlaşan-Çarpışan Levhalar (Convergent Plates)
Levhaların birbirine yaklaşması ve çarpışması ise üç değişik şekilde olabilir:
Okyanusal ve kıtasal levha karşılaşmalarında, daha yoğun olan okyanusal levha (yoğunluğu 2.8 - 3.0 gr/cm3) , kıtasal levhanın (yoğunluğu 2.7 gr/cm3) altına dalar (subduction). Alta dalan kısım derinlere indiğinde ergimeye başlar ve bu magmanın bir kısmı, kıta tarafında yanardağ kümelerinin oluşumuna neden olur. Güney Amerika Levhası’nın altına dalan Nazca Levhası’nın yol açtığı And Dağları buna bir örnektir.
İki okyanusal levhanın karşılaşmasında da, yine bir levha diğerinin altına dalar. Yukarıdakine benzer şekilde yüzeye çıkan magma okyanus tabanında yanardağlar oluşturmaya başlar. Eğer bu aktivite devam ederse, yanardağ okyanus yüzeyini aşabilecek yüksekliğe erişir ve adalar oluşur. Filipinler’deki birçok volkanik ada bu şekilde oluşmuştur.
İki kıtasal levhanın karşılaşmasında ise, genellikle levhalardan hiçbiri diğerinin altına dalmaz. Levhaların arada sıkışan bölümleri yeni dağlar oluşturur. Himalayalar’ın halen süren oluşumu buna iyi bir örnektir.
Yakınlaşan ve çarpışan levhaların sınırlarında oluşan depremler çok değişik derinliklerde ve büyüklüklerde olabilir. Özellikle bir levhanın diğerinin altına daldığı bölgelerde odakları derinlerde büyük depremler oluşur.
Yanal Yer Değiştirme-Sıyırma (Lateral Slipping)
İki levhanın birbirini sıyırarak yer değiştirmesi sırasında Litosfer’de artma veya azalma olmaz. İki levha arasındaki sürtünme çok fazla olduğu için harekete belli bir süre direnç gösterirler. Bu bölgede artan gerilim periyodik büyük depremler ile çözülür. Kuzey Anadolu fay hattı ve Kaliforniya’daki San Andreas fay hattında bu tip levha hareketi gözlenir.
Bu tip levha hareketlerinde oluşan depremlerin odakları çoğunlukla yüzeye yakın veya orta derinliktedir. Sürtünme ve kırılma uzunca bir hat boyunca oluşabileceği için büyük depremler meydana gelebilir.Sıcak Noktalar (Hotspots)
Depremlerin ve volkanik aktivitenin büyük bir kısmı levha sınırları çevresinde oluşur. Ancak volkanik kökenli olan Hawaii ve çevresindeki adalar örneğinde olduğu gibi levha sınırlarına çok uzak volkanik oluşumlar da vardır. Bunlar mantoda sıcaklığı çok yüksek olan ve bu nedenle sıcak nokta adı verilen küçük bölgelerden yerkabuğu dışına kadar yükselen magma etkisiyle oluşur. Levhalar hareketli ama sıcak noktalar sabit olduğu için sıra sıra yanardağlar veya yanardağ adaları ortaya çıkar.

Levha hareketlerinin incelenmesi sayesinde bugün, büyük depremlerin %90’nın nerelerde olacağını bilebiliyoruz. Ancak zamanlarını kestirmek için levha sınırlarındaki davranışların detaylı olarak araştırılması gerekiyor.


DEPREM


DEPREM NEDİR ?
Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayına "DEPREM" denir. Başka bir tanımla da, Hareket eden levhalar birbirleri üzerine kuvvet uygularlar. Bu kuvvet yerkabuğundaki kayaçların direnç göstermesi yüzünden belli bölgelerde enerji birikimine yol açar. Bu enerji, kayaçların kırılma sınırını aştığı anda da kırılma (faylanma) olur ve biriken enerji açığa çıkar. Levha hareketleri yüzünden birikmiş gerilme enerjisinin aniden boşalmasına deprem diyoruz.
Depremin nasıl oluştuğunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne şekilde yayıldıklarını, ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların değerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diğer konuları inceleyen bilim dalına "SİSMOLOJİ" denir.



DEPREMİN OLUŞ NEDENLERİ VE TÜRLERİ:
Dünyanın iç yapısı konusunda, jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediği bir yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre, yerkürenin dış kısmında yaklaşık 70-100 km.kalınlığında oluşmuş bir taşküre (Litosfer) vardır. Kıtalar ve okyanuslar bu taşkürede yer alır.Litosfer ile çekirdek arasında kalan ve kalınlığı 2.900 km olan kuşağa Manto adı verilir. Manto'nun altındaki çekirdegin Nikel-Demir karışımından oluştuğu kabul edilmektedir.Yerin, yüzeyden derine gidildikçe ısının arttığı bilinmektedir. Enine deprem dalgalarının yerin çekirdeğinde yayılamadığı olgusundan giderek çekirdeğin sıvı bir ortam olması gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Manto genelde katı olmakla beraber yüzeyden derine inildikçe içinde yerel sıvı ortamları bulundurmaktadır.
Taşküre'nin altında Astenosfer denilen yumuşak Üst Manto bulunmaktadır.Burada oluşan kuvvetler, özellikle konveksiyon akımları nedeni ile, taş kabuk parçalanmakta ve birçok "Levha"lara bölünmektedir. Üst Manto'da oluşan konveksiyon akımları, radyoaktivite nedeni ile oluşan yüksek ısıya bağlanmaktadır. Konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe taşyuvarda gerilmelere ve daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla levhaların oluşmasına neden olmaktadır. Halen 10 kadar büyük levha ve çok sayıda küçük levhalar vardır. Bu levhalar üzerinde duran kıtalarla birlikte, Astenosfer üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine göre insanların hissedemeyeceği bir hızla hareket etmektedirler.
Konveksiyon akımlarının yükseldiği yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklaşmakta ve buradan çıkan sıcak magmada okyanus ortası sırtlarını oluşturmaktadır. Levhaların birbirlerine değdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta, sürtünen levhalardan biri aşağıya Manto'ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını oluşturmaktadır. Konveksiyon akımlarının neden olduğu bu ardışıklı olay tatkürenin altında devam edip gitmektedir.
İşte yerkabuğunu oluşturan levhaların birbirine sürtündükleri, birbirlerini sıkıştırdıkları, birbirlerinin üstüne çıktıkları ya da altına girdikleri bu levhaların sınırları dünyada depremlerin oldukları yerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyada olan depremlerin hemen büyük çoğunluğu bu levhaların birbirlerini zorladıkları levha sınırlarında dar kuşaklar üzerinde olusmaktadır.
Yukarıda, yerkabuğunu oluşturan "Levha"ların, Astenosferdeki konveksiyon akımları nedeniyle hareket halinde olduklarını ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden açıldıklarını ve bu olayların meydana geldiği zonların da deprem bölgelerini oluşturduğunu söylemistik.
Birbirlerini iten ya da diğerinin altına giren iki levha arasında, harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardır. Bir levhanın hareket edebilmesi için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi gerekir.
İtilmekte olan bir levha ile bir diğer levha arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluşur. Bu hareket çok kısa bir zaman biriminde gerçekleşir ve şok niteliğindedir. Sonunda çok uzaklara kadar yayılabilen deprem (sarsıntı) dalgaları ortaya çıkar.Bu dalgalar geçtiği ortamları sarsarak ve depremin oluş yönünden uzaklaştıkça enerjisi azalarak yayılır. Bu sırada yeryüzünde, bazen gözle görülebilen, kilometrelerce uzanabilen ve FAY adı verilen arazi kırıkları oluşabilir. Bu kırıklar bazen yeryüzünde gözlenemez, yüzey tabakaları ile gizlenmiş olabilir. Bazen de eski bir depremden oluşmuş ve yerüzüne kadar çıkmış, ancak zamanla örtülmüş bir fay yeniden oynayabilir.
Depremlerinin olusumunun bu sekilde ve "Elastik Geri Sekme Kuramı" adı altında anlatımı 1911 yılında Amerikalı Reid tarafından yapılmıştır ve laboratuvarlarda da denenerek ispatlanmıştır.
Bu kurama göre, herhangibir noktada, zamana bağımlı olarak, yavaş yavaş oluşan birim deformasyon birikiminin elastik olarak depoladığı enerji, kritik bir değere eriştiğinde, fay düzlemi boyunca var olan sürtünme kuvvetini yenerek, fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç bloklarının birbirine göreli hareketlerini oluşturmaktadır. Bu olay ani yer değiştirme hareketidir. Bu ani yer değiştirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin açığa çıkması, boşalması, diğer bir deyişle mekanik enerjiye dönüşmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarının kırılma ve yırtılma hareketi ile olmaktadır.
Aslında kayaların, önceden bir birim yerdeğiştirme birikimine uğramadan kırılmaları olanaksızdır. Bu birim yer değiştirme hareketlerini, hareketsiz görülen yerkabuğunda, üst mantoda oluşan konveksiyon akımları oluşturmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar dayanıklılık gösterebilmekte ve sonrada kırılmaktadır. İşte bu kırılmalar sonucu depremler oluşmaktadır. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmiş olan gerilmelerin ve enerjinin bir kısmı ya da tamamı giderilmiş olmaktadır.
Çoğunlukla bu deprem olayı esnasında oluşan faylarda, elastik geri sekmeler (atım), fayın her iki tarafında ve ters yönde oluşmaktadırlar.
FAYLAR genellikle hareket yönlerine göre isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu meydana gelen faylara "Doğrultu Atımlı Fay"denir. Fayın oluşturduğu iki ayrı blokun birbirlerine göreli olarak sağa veya sola hareketlerinden de bahsedilebilinir ki bunlar sağ veya sol yönlü doğrultulu atımlı faya bir örnektir.
Düsey hareketlerle meydana gelen faylara da "Egim Atımlı Fay"denir. Fayların çoğunda hem yatay, hem de düsey hareket bulunabilir.

Deprem sırasında açığa çıkan enerji, ses veya su dalgalarına benzeyen ve sismik dalgalar adı verilen dalgalar ile yayılır. Bu dalgalardan Cisim Dalgaları, P dalgaları ve S dalgaları olarak ikiye ayrılır. P dalgaları, en hızlı yayılan bu yüzden deprem kayıt aletlerinde (sismograf) en önce görülen dalgalardır. P dalgalarında, titreşim hareketi yayılma doğrultusu ile aynıdır. Daha yavaş yayılan S dalgaları, kayıt aletlerinde ikincil olarak görülen ve titreşim hareketi yayılma doğrultusuna dik olan dalgalardır. S dalgaları sıvı içinde yayılamazlar. Yüzey Dalgaları ise Cisim Dalgaları’na göre daha yavaş yayılırlar ancak genlikleri daha büyüktür. Hızı daha fazla olan Love ve genliği daha büyük olan Rayleigh dalgaları olarak ikiye ayrılırlar. Yapılarda yıkıma yol açan dalgalar S dalgaları ile yüzey dalgalarıdır.


Depremler çok değişik derinliklerde oluşabilir. 0-60 km. arası derinliklerde oluşanlar, sığ depremler olarak adlandırılır ve genelde kıtasal alanlarda (örn. Türkiye) meydana gelir. 60-300 km. derinliklerde oluşanlar, orta derinlikli depremler adıyla anılır ve bir levhanın diğer bir levha altına daldığı bölgelerde (örn. Japonya, Şili) görülür. Derin depremler ise yine aynı bölgelerde levhanın dalan ucunda 300-700 km. derinliklerde oluşan depremlerdir.
Depremlerin büyüklüğü (magnitude) ve şiddeti (intensity) genellikle birbirine karıştırılan iki kavramdır. Büyüklük, deprem sırasında boşalan enerji ile ilişkili bir değerdir ve aletsel olarak ölçülür. Şiddet ise deprem bölgesindeki hasara göre belirlenen göreceli bir değerdir. Büyüklük, deprem kayıt aletlerinde kaydedilen dalga genliğinin logaritmasını içeren bir bağıntı sonucunda, Charles Richter’in geliştirdiği ve Richter Ölçeği denilen bir cetvele göre hesaplanır. Logaritmik olduğu için büyüklükteki 1 birim artış, yer hareketlerinde 10 katlık fark yapmaktadır. Günümüzde birkaç değişik büyüklük hesabı yapılmaktadır.
Ml - Lokal Büyüklük: Richter’in orijinal bağıntısına göre hesaplanır. Sığ, yakın ve küçük depremler için kullanılır.
Mb - Cisim Dalgası Büyüklüğü: P dalgalarının genliği baz alınarak hesaplanır.
Ms- Yüzey Dalgası Büyüklüğü: Yüzey dalgalarının genliği baz alınarak hesaplanır.
Md - Süre Büyüklüğü: Çok küçük ve yakın depremlerin süresi kullanılarak hesaplanır.
Mw - Moment Büyüklüğü: Açığa çıkan enerjinin sismik momenti baz alınarak hesaplanır.
17 Ağustos depreminden sonra Türkiye ve Türkiye dışı merkezlerden alınan büyüklük değerlerinin farklı olmasının nedenlerinin başında bu hesaplama farklılıkları geliyor. Büyüklük belirtilirken hesaplama türü de belirtilirse karışıklık ortadan kalkacaktır.
Deprem sırasında yer yüzeyinde de çeşitli değişimler gözlenir:
Yüzey Kırıkları: Deprem odağı eğer yüzeye yakınsa yüzeyde de kırılmalar görülür.
Heyelanlar, Çökmeler: Sağlam olmayan zeminlerde, sismik dalgalar nedeniyle toprak hareket eder.
Çamur Akıntıları: Yeraltı sularının harekete geçmesiyle oluşur.
Zemin Sıvılaşması: Suya doygun zeminler sismik dalgalar nedeniyle sıvı gibi davranır. Tsunamiler: Okyanus kıyılarında dev deniz dalgaları oluşur.

DEPREM TÜRLERİ :
Depremler oluş nedenlerine göre degişik türlerde olabilir. Dünyada olan depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan biçimde oluşmakla birlikte az miktarda da olsa baska doğal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadır. Yukarıda anlatılan levhaların hareketi sonucu olan depremler genellikle "TEKTONİK" depremler olarak nitelenir ve bu depremler çoğunlukla levhalar sınırlarında olusurlar.Yeryüzünde olan depremlerin %90'ı bu gruba girer. Türkiye'de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik depremlerdir. İkinci tip depremler "VOLKANİK" depremlerdir. Bunlar volkanların püskürmesi sonucu oluşurlar.Yerin derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluşan gazların yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin maydana geldiği bilinmektedir. Bunlar da yanardağlarla ilgili olduklarından yereldirler ve önemli zarara neden olmazlar. Japonya ve İtalya'da olusan depremlerin bir kısmı bu gruba girmektedir. Türkiye'de aktif yanardağ olmadığı için bu tip depremler olmamaktadır.
Bir başka tip depremler de "ÇÖKÜNTÜ" depremlerdir. Bunlar yer altındaki boşlukların (mağara), kömür ocaklarında galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan boşlukları tavan blokunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük sarsıntılara neden olduğu bilinmektedir.
Odağı deniz dibinde olan Derin Deniz Depremlerinden sonra, denizlerde kıyılara kadar oluşan ve bazen kıyılarda büyük hasarlara neden olan dalgalar oluşur ki bunlara (Tsunami) denir. Deniz depremlerinin çok görüldüğü Japonya'da Tsunami'den 1896 yılında 30.000 kisi ölmüstür.




Jeoloji Nedir?

Jeoloji yerbilimi anlamına gelir. Ge: Yer, Logos: Bilim sözlerinden alınmıştır.
Jeoloji arz (yer) kabuğunun yapısından, bunu teşkil eden maddelerden, onun teşekkül ve oluşum tarihinden,ayrıca üzerinde yaşayan hayvan ve bitkilerin ilk yaratılışlarından bugüne kadar olan biyolojik oluşumlardan söz eder.
40-50 Km. kadar bir kalınlığa sahip olan yerkabuğunun organik ve anorganik oluşum tarihi jeolojide esas konuyu teşkil eder. Yerkabuğunun tüm hareketleri ve mekaniği jeolojinin içerisinde yer alır.

(Yer kürenin şekli, ortası şişkince, kutupları basık bir küredir. ( Litosfer) )
Jeoloji bir gözlem bilimidir. O kitaplardan, laboratuardan çok doğadan öğrenilir. Jeoloji; çevremizin tanınmasında, sırlarının çözülmesinde bize yardımcı olur. Jeolojiyi meslek edinen Jeolog; yerküreyi anlamak, onun sayısız problemlerine çözüm yolu aramak için doğayı irdeler.

Dağlar, okyanuslar, denizler, sıcak çöller, derin vadiler jeologların çalışma alanlarıdır. Jeoloji bir bilim olarak yerkabuğunu incelerken bu kabuk içine gizlenmiş bulunan maden, su, kömür, petrol vb. yeraltı servetlerine de özel ilgi gösterir. Bunların oluşumlarını ve dağılışlarını inceler.
Bundan dolayı diğer bilim dallarından olan fizik, kimya, biyoloji, jeofizik, maden, coğrafya... bilimleri jeolojinin destekçileridirler.
Jeolog elde ettiği bulgularla geçmişe giden kapıları açar, karşılaştırır, çözer.
Jeolojiyi anlamak; doğayı sevmek ve onun dilini çözmekle mümkün olur. Çünkü geçmiş içinde geleceği barındırır. Bunu keşfetmenin tadına varmak ise doyumsuzdur.
Son düzenleyen ahmetseydi; 5 Haziran 2013 12:55
sedat sencan - avatarı
sedat sencan
VIP VIP Üye
28 Ocak 2008       Mesaj #16
sedat sencan - avatarı
VIP VIP Üye
Jeolojik olayların tarihlendirilmesi konusunda fikirbirliğine varılması uzun tartışmalar sonucunda mümkün olmuştur.Joologlar başlangıçta,kayaçları oluştukları dönemlere göre kategorize etmeyi denediler.Ama sınır çizgilerini nerelere çekmeleri konusunda sık sık uzlaşmazlığa düşüyorlardı.Bu tartışmaların en önemlisi,’ Büyük Devoniyen İhtilafı’ olarak bilinir.
Roderick Murchison,bir kayaç katmanının Silüriyen Dönem’de olduğunu söylemişti.Rahip Adam Sedgwick ise sözkonusu katmanın Kambriyen Dönem’e ait olduğunu ileri sürdü.Bu tartışma giderek şiddetlendi ve yıllarca sürdü.Martin J.S.Rudwick,bu ihtilafı konu alan bir kitap yazdı.Bu bilimsel kavga 1879 yılında Silüriyen Dönem’le Kambriyen Dönem arasına yeni bir dönemin,yani Ordovisyen Dönemi’nin eklenmesi ile sona erdi.
*
Jeoloji terminolojisinde İngiliz adları egemendir.
Devoniyen,İngiltere’de bir il olan Devon’dan türemiştir.
Kambriyen,Galler’in Latincedeki adıdır.
Ordovisyen ve Silüriyen eski Gal kabileleri Ordovislere ve Silürlere dayanır.
Jeoloji araştırmaları yaygınlaştıkça terminolojiye dünyanın diğer yerlerinden de adlar girmiştir.
Jura Dönemi,adını Fransa-İsviçre sınırındaki Jura Dağı’ndan alır.
Permiyen,Ural Dağları’ndaki Perm bölgesi ile ilgilidir.
Terminolojiye giren adlar her zaman yer adları olmayabilir.Örneğin Kretase,tebeşir anlamındadır.
*
İlk başlarda jeolojik tarih dört zaman dilimine bölünmüştü:
Birinci
İkinci
Üçüncü (tersiyer)
Dördüncü (kuvaterner)
Bu sistem çok basitti,bu sebeple kalıcı olamadı.Jeologlar bazı kısımları elediler ve yeni eklemeler yaptılar. Birinci ve İkinci Dönemler tamamen kaldırıldı.Dördüncü Dönem bazı jeologlar tarafından kaldırıldı,bazılarınca korundu.
Charles Lyell,dinozorlar çağından bu yana geçen süreyi kapsamak için,bölümler ya da dizinler olarak bilinen ek birimler önermişti.Bunlardan bazıları şöyleydi:Pleistosen (en yakın) , Pliyosen (daha yakın) , Miyosen (az çok yakın) ve Oligosen (belki bir nebze yakın).Son ek olarak ta ‘senkron’ terimini kullanmak istiyordu.Böylece Miyosenkron ve Pliyosenkron gibi terimler üretiyordu.
William Whewell,etimolojik gerekçeleri öne sürerek Charles Lyell’in yöntemine itiraz etti, ‘senkron’ yerine ‘-eous’ modelini önerdi.Böylece Meioneous ve Pleioneous gibi terimler üretti.
Prekambriyen, Kambriyen Öncesi olarak kullanılır. Paleozoik,eski hayat anlamındaki sözcükten türetilmiştir. Mezozoik,orta hayat, Senozoik ise yeni hayat anlamına gelir.John Wilford’un,zaman ve dönem konusunda pratik bir önerisi vardır. Prekambriyen, Paleozoik, Mezozoik ve Senozoik olan zamanları yılın mevsimleri gibi, Karbonifer, Permiyen, Jura,vb. gibi dönemleri de mevsimlerin ayları gibi düşünmek kolaylık sağlar.
Yukarıdaki tabloya eklenmesi gereken katlar ya da çağlar diye bilinen ve adlarını Illinois,Des Moines,Croix gibi çeşitli yerlerden alan daha küçük altbölümler vardır.
*
Aslında bütün olarak ele alındığında jeokronoloji konusunda tam bir fikir birliği yoktur.Örneğin Kuzey Amerika’daki kat veya çağların,Avrupa’dakilerden farklı adlarla kullanıldığı olur.Çoğu da zaman içinde ancak tahminen çakışır. Kuzey Amerika’daki Cincinnati katı büyük ölçüde Avrupa’daki Ashgill katına ve küçük ölçüde biraz daha önceki Caradoc katına denk gelir.
Ayrıca bu bilgiler kitaptan kitaba değiştiği gibi kişiden kişiye de değişebilir.Bazı jeologlar 7 tane yeni bölüm tanımlar,bazısı da 4 bölüm.Bazı kitaplarda Tersiyer (Üçüncü) ve Kuvaterner(Dördüncü) çıkarılmış,yerlerine Paleojen ve Neojen olarak adlandırılan farklı uzunluktaki dönemler konmuştur.
Prekambriyen Zaman’ı,çok eski Arkeyan Devir ve daha yakın Proterozoik Devir larak ikiye ayıranlar vardır.Bazen de Paleozoik (Birinci), Mezozoik (İkinci) ve Senozoik (Yakın) zamanları içine alan zaman dilimini tanımlamak için Fanerozoik Üstzaman terimi kullanılır.
*
Bütün bunlar sadece zaman birimleri içindir.Kayaçlar,kendi içlerinde sistemler,diziler ve katlar olarak bilinen farklı birimlere ayrılmıştır.Ayrıca zaman açısından geç ve erken,kayaç katmanları açısından alt ve üst birimler arasında da farklar vardır.
Keten Prenses - avatarı
Keten Prenses
Kayıtlı Üye
18 Mart 2009       Mesaj #17
Keten Prenses - avatarı
Kayıtlı Üye
JEOLOJİK ZAMANLAR « Yeryüzü


Yer'in oluşundan bu güne kadar geçirdiği şekil, ısı, bitki örtüsü, v.b. değişikliler. jeoloji bilimi yönünden incelendiğinde, ilkel zaman, birinci zaman, ikinci zaman, üçüncü zaman ve dördüncü zaman olmak üzere beş büyük bölüme ayrıldığı görülür.

Bu çeşitli zamanların her biri de devirlere, devirler tabakalara, tabakalar da daha küçük kısımlara ayrılır.

İLKEL ZAMAN (Antekambrien), hayatsız olan zamandır. Arkeen ve Prekambrien olmak üzere iki devre ayrılır. Arkeen devre ait incelemelerde, hiç bir canlı izine rastlanmamıştır (bitki ya da hayvan). Prekambrien devrine ait izlerde ise bugünkü kırkayaklara benzer cinste hayvanların yaşadığı anlaşılmaktadır.

BİRİNCİ ZAMAN (Paleozoik) eski hayvanlar zamanıdır. Bu zamanda, şekil bakımından çok az gelişmiş her gruptan canlıya rastlanmaktadır. Fakat bu zamanda memeliler, kuşlar, kapalı tohumlu bitkiler yoktur. Bu zamanın bitkilerinin çoğunu, çiçeksiz fakat kökü olan bitkiler, atkuyrukları, kibrit otlan, açık ve kapalı tohumlu çiçekli bitkiler meydana getirmektedir. Bütün bu bitkilerin yükseklikleri de 10-40 metreyi bulmaktadır. Bu zamanın hayvanlarının büyük bir bölümünü de deniz hayvanları meydana getirmektedir. Bunla da en ilkel hayvanlardır. Biraz gelişmiş hayvanlar arasında bu zamanda rastlanan hayvanlardan çeşitli balıklar, kurbağalar, bazı sürüngenler dikkati çekmektedir. Birinci zaman, Kambrien, Silürien, Devonien, Karbonifer, Perm devirlerine ayrılmaktadır.

İKİNCİ ZAMAN (Mozozoik) orta hayvanlar zamanıdır. Birinci zamana oranla daha sakin ve durgun bir zamandır. Atmosfer az yoğun ve az sıcaktır. Üç devreye ayrılır: Trias devri, Tura devri, Tebeşir devri. Bu zamanda bulunan bitkiler arasında, bugün bile varolan çamlar ve sedir ağaçları, bu zamanda meydana gelmiştir. Bu arada çınar, kavak, incir, meşe, bambp, palmiye gibi bitkiler de bu zamanda oluşmuştur. Bu zamanın hayvanları da dikkati çekecek özelliktedir. Bu zamanda ilkel hayvanların gelişmiş türlerinin yanında kelebeğin, İstakoz, yengeç gibi yüksek kabukluların meydana geldiği kemikli balıkların belirdiği görülür. Fakat, bu zamanın asıl karakteristik hayvanları, Jura devrinde gelişen ve karada yaşayan sürüngenlerdir. Bunlardan bazıları küçük boylu oldukları halde, diğer bir kısmının boyları 30-60 metreyi bulur. Bazıları ot yiyicidir. Çoğunun üzerleri iki kat zırhla örtülmüştür. Genel bir şekilde bunlar pek büyük hayvanlar. dır. Bu sürüngenler arasında suda yüzen ve uçanlarına da (kuşların bu devir de oluştukları sanılır) rastlanır.

ÜÇÜNCÜ ZAMAN (Meozoik) yeni hayvanlar zamanıdır. Bu zaman dehşetli volkan püskürmelerinin, tektonik olayların meydana geldiği etkin bir zamandır. Bu olaylar sonucu, yeryüzünde, üçüncü zaman oluşumları (Alpler) Pireneler,Apeninler, Karpatlar And dağlan Himalayalar meydana gelmiştir. Ülkemizin en yüksek volkanik dağları (Erciyas, Ararlar Süphan dağları Toroslar) bu zamanda olmuştur. Üçüncü zaman, kendisinde bulunan ve bugün de halâ yaşayan birçok canlı türlerin karakterize edilmesiyle dört devre ayrılır: Eosen (Bu devirde nümmelitler boldur), Oligosen (Bol oranda yumuşak, çaların bulunduğu ve geliştiği devirdir), Miyosen (Fillerin, geviş getirenlerin ve atların geliştiği devirdir), Pliyosen (bu devrin yumuşakça ve memelileri, tamamıyla bugünkü şekillerine benzer).

DÖRDÜNCÜ ZAMAN (Antropozoik) insan zamanıdır. Bu zamanda yerel alçalmalarla yerel püskürmelere, nehirlerin deniz kenarlarına getirdikleri bazı alüvyonlara rastlanır. Bu zamanın önemli olaylarından birisi buzulların genişlemesi, öbürü de insanın meydana gelişidir. Bu sebeple bu zamana ilkel ya da medenî insan zamanı da denir. Dördüncü zaman pleistosen. Holosen adlan altında iki devreye ayrılır. Bu zamanın hayvanları, zamanımızın hayvanların aynıdır. Ancak, zaman başlangıcında var olan hayvanlardan bazıları, bugün yok olmuşlardır. (filden daha büyük olan mamut gibi). Diğer bir kısım hayvanlar da ısı değişimlerine göre, daha soğuk ya da daha sıcak bölgelere göç etmişlerdir. İlk insan da Pliosen devri sonlarında meydana

kaynak
Quo vadis?
Keten Prenses - avatarı
Keten Prenses
Kayıtlı Üye
18 Mart 2009       Mesaj #18
Keten Prenses - avatarı
Kayıtlı Üye
JEOLOJİK ZAMAN TABLOSU
zamancet
Dunya
Kambriyen öncesi dünya tüm kıta hareketleri
tablo




Jeolojik zamana, dünyanın oluşumunda itibaren günümüze kadar olan zamanların değişik dönemler halinde adlandırılması diyebiliriz. Biline İlk insan ya da insan benzeri canlının yaklaşık 2 milyon yıl önce ortaya çıktığı tahmin ediliyor.

Jeolojik Zamanlar:

Hadean (4.600 - 4.000 milyon yıl)
Yerküremizin oluşumu ve kimyasal evrim süreci

Arkeen (4.000 - 2.500 milyon yıl)
Biyolojik evrimin başlangıcı ve ilkel oksijensiz yaşam

Proterozoyik (2.500 - 545 milyon yıl)
İlkel tek hücreden karmaşık çok hücrelilere geçişin olduğu dönem

Paleozoyik (1. zaman)
Kambriyen (545- 495 milyon yıl)
Hayvanlar aleminin hızlı evrimi ve çeşitlenmesi
Ordovisiyen (495 - 440 milyon yıl)
Tatlı sulardaki ilk omurgalılar

Silüriyen (440-410 milyon yıl)
Karalardaki ilk canlılar: Bitkiler ve böcekler

Devoniyen (410-354 milyon yıl)
Çift yaşamlılar: Bir ayakları karada, bir ayakları denizde

Karbonifer (354-298 milyon yıl)
Dev boyutlu bitkiler - Kömür devri

Permiyen (298-250 milyon yıl arası)

Mesozoyik (2. Zaman)

Triyas (250 -203 milyon yıl)

Jura (203 - 144 milyon yıl)

Kretase (144 - 65 milyon yıl)
Dinozorların devri

Senozoyik (3. Zaman)

Paleosen (65- 53 milyon yıl)

Eosen (53 - 33.7 milyon yıl)
Memelilerin yükselişi ve günümüz yaşamının doğuşu

Oligosen (33.7-23.8 milyon yıl)
İlk hortumlu memeliler

Miyosen (23.8-5.3 milyon yıl)
Atların göçü ve egemenliği

Pliyosen (5.3-1.8 milyon yıl)
Hominidlerin (İnsan soyunun) evrimi

Pleyistosen (1.8 - 0.01 milyon yıl)
Buzul çağları

Holosen (0.01 milyon yıl - Günümüz )

Pleyistosen'de yaşanan son buzul çağının sona ermesiyle başlayan devre yaklaşık 10 bin yıl öncesinden başlayan ve günümüze ulaşan bir zaman dilimini ifade etmektedir.

biltek.tubitak.gov.tr
Quo vadis?
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
19 Nisan 2010       Mesaj #19
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye
Jeolojik Zamanlar Ve Özellikleri

Jeolojik Zamanlar

Yaklaşık 4,5 milyar yaşında olan Dünya, günümüze kadar çeşitli evrelerden geçmiştir. Jeolojik zamanlar adı verilen bu evrelerin her birinde , değişik canlı türleri ve iklim koşulları görülmüştür.

Dünya’nın yapısını inceleyen jeoloji bilimi, jeolojik zamanlar belirlenirken fosillerden ve tortul tabakaların özelliklerinden yararlanılır.

Jeolojik zamanlar günümüze en yakın zaman en üstte olacak şekilde sıralanır.

Dördüncü Zaman
Üçüncü Zaman
İkinci Zaman
Birinci Zaman
İlkel Zaman

İlkel Zaman

Günümüzden yaklaşık 600 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır.

İlkel zamanın yaklaşık 4 milyar yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları :

Sularda tek hücreli canlıların ortaya çıkışı
En eski kıta çekirdeklerinin oluşumu

İlkel zamanı karakterize eden canlılar alg ve radiolariadır.

Birinci Zaman (Paleozoik)

Günümüzden yaklaşık 225 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Birinci zamanın yaklaşık 375 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları :

Kaledonya ve Hersinya kıvrımlarının oluşumu
Özellikle karbon devrinde kömür yataklarının oluşumu
İlk kara bitkilerinin ortaya çıkışı
Balığa benzer ilk organizmaların ortaya çıkışı
Birinci zamanı karakterize eden canlılar graptolith ve trilobittir.

İkinci Zaman (Mezozoik)

Günümüzden yaklaşık 65 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. İkinci zamanın yaklaşık 160 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir. İkinci zamanı karakterize eden dinazor ve ammonitler bu zamanın sonunda yok olmuşlardır.

Zamanın önemli olayları :

Ekvatoral ve soğuk iklimlerin belirmesi
Kimmeridge ve Avustrien kıvrımlarının oluşumu
İkinci zamanı karakterize eden canlılar ammonit ve dinazordur.

Üçüncü Zaman (Neozoik)


Günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Üçüncü zamanın yaklaşık 63 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları :

§ Kıtaların bugünkü görünümünü kazanmaya başlaması

§ Linyit havzalarının oluşumu

§ Bugünkü iklim bölgelerinin ve bitki topluluklarının belirmeye başlaması

§ Alp kıvrım sisteminin gelişmesi

§ Nümmilitler ve memelilerin ortaya çıkışı

Üçüncü zamanı karakterize eden canlılar nummilit, hipparion, elephas ve mastadondur.

Dördüncü Zaman (Kuaterner)

Günümüzden 2 milyon yıl önce başladığı ve hala sürdüğü varsayılan jeolojik zamandır.

Zamanın önemli olayları :

İklimde büyük değişikliklerin ve dört buzul döneminin (Günz, Mindel, Riss, Würm) yaşanması
İnsanın ortaya çıkışı
Dördüncü zamanı karakterize eden canlılar mamut ve insandır.

"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
Mavi Peri - avatarı
Mavi Peri
Ziyaretçi
14 Ağustos 2012       Mesaj #20
Mavi Peri - avatarı
Ziyaretçi
Jeolojik Zamanlar

Dünyanın bugüne kadar geçirdiği biçimsel değişikliklerin ayrıldığı geniş dönemler. Radyoaktivite yöntemiyle yapılan hesaplara göre dünyanın yaşı 4.5 milyar yıl kadardır. İlk oluşumundan bugüne, dünyanın geçirdiği evreler beş büyük jeolojik zamana ayrılır. Bunların ilki ve en uzun süreni, aynı zamanda en az bilineni prekambriendir. Yerkürenin yavaş yavaş soğuyarak katı hâle geçmesi, ilk kayaların teşekkülü bu zamanda oldu. İlk canlılar olan algler de bu zamanda ortaya çıktı (günümüzden 3 milyar yıl önce). Prekambrienden sonra ve günümüzden 600 milyon yıl önce ise paleozoik (birinci zaman) başladı. 370 milyon yıl süren paleozoikte ilk balıklar, ilk bitkiler ve ilk kara hayvanları ortaya çıktı. 240 milyon yıl önce mezozoik (ikinci zaman) başladı. 167 milyon yıl sürdü. Memeliler bu dönemde ortaya çıktı. Mezozoiki neozoik ya da tersiyer (üçüncü zaman) izledi. Günümüzden 63 milyon yıl önce başladı ve 62 milyon yıl sürdü. Son jeolojik zaman günümüzden 1 milyon yıl önce başlayan ve devam etmekte olan antropozoik ya da kuaternerdir (dördüncü zaman). İnsan dördüncü zamanda ortaya çıktı.

MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi

Benzer Konular

22 Aralık 2013 / GusinapsE Tarih
18 Mart 2009 / _kbr_ Soru-Cevap