Arama

Büyük Türk Devletleri - Babür İmparatorluğu

Güncelleme: 19 Eylül 2016 Gösterim: 8.224 Cevap: 4
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
1 Temmuz 2006       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Babürlüler (Babür İmparatorluğu, Gürgâniyye Devleti)

Ad:  Büyük Türk Devletleri - Babür İmparatorluğu1.jpg
Gösterim: 1455
Boyut:  49.1 KB

Hint-Türk İmparatorluğu


Sponsorlu Bağlantılar
BABÜRLÜLER, GURKANLİLAR ya da MUGHALLAR olarak da bilinir,
1526-1858 arasında Hindistan’da egemen olan Müslüman Türk-Moğol devleti.

1761’den sonra gücünü önemli ölçüde yitirmiştir. Kuzey ve Orta Hindistan’da İslam dininin ve Orta Asya’nın batı kesiminde filizlenmiş bir Türk kültürünün yayılmasında önemli rol oynamış, bu kültürle yerel Hint kültürünü kaynaştırarak güzel sanatlar, özellikle de mimarlık alanında özgün bir bireşimin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Kuruluş dönemi.


Hint-Türk İmparatorluğu’nun kurucusu, Moğol hükümdarı Cengiz Han’ın soyundan gelen Babür’dür. Timurlular hanedanının bir üyesi olan babası Ömer Şeyh Mirza’nın yolunu izleyen Babür, Timur’un egemenlik kurduğu toprakları ve eski başkenti Semerkand’ı ele geçirmek istiyordu. Bu sırada Afganistan’dan Türkistan’a uzanan bölgenin karışık, oturmamış durumu, yeni serüvenlere girişerek kendilerine toprak kazanmak isteyen soylu savaşçılar için elverişli bir zemin yaratıyordu. 1501’de Muhammed Şeybani Han önderliğindeki Özbekler karşısında, 1511-12 yıllarında Semerkand üzerine yaptığı son seferde başarısız olan Babür, Sind bölgesinde ve Hindistan’da egemenlik kurmaya yöneldi. Bu girişimde ona, ateşli silahlardaki üstünlüğü ile Hindistan’ın dağınıklığı yardımcı oldu. 1522’de Sind yolu üzerindeki stratejik Kandehar kentini aldı. 21 Nisan 1526’da Delhi yakınlarındaki Panipat’ta Delhi sultanı İbrahim Ludi’yi ağır bir yenilgiye uğratarak üç gün sonra Delhi’yi, 4 Mayıs’ta da Agra’yı ele geçirdi.

Hemen ertesi yıl, 16 Mart 1527’de Agra yakınlarındaki Khanua’da Racasthan’daki güçlü federasyonun başı Rana Sanga’nın ordusunu, Mayıs 1529’da da Mahmud Ludi’ nin ordusunu Ghaghara’nın Ganj Irmağı ile birleştiği yerde ağır bir yenilgiye uğratan Babür öldüğünde devletin toprakları Kandehar’dan Bengal sınırına kadar uzanıyor, güneyde Racput Çölü ile Ranthambhor, Gvalior ve Çhanderi kaleleriyle sona eriyordu. Ancak bu geniş topraklarda henüz yerleşmiş bir yönetim yoktu. Bu, Hindistan toplumunun üzerine oturan yeni askeri aristokrasinin egemenliğine nasıl istikrar kazandıracağı sorununu ortada bırakıyordu.

Hindistan’da elde ettiği bu büyük başarıyla Hint-Türk İmparatorluğu’nun temellerini atan Babür, Moğol kökenli olmakla birlikte, öteki Moğol boylarından kopuk olarak uzun yıllar Türkmen bölgelerinde yaşayan, dil ve töre bakımından Türklerden çok şey almış bir boydan geliyordu. Yeni kurduğu devletin gelişme çizgisi de Moğollarmkinden farklı oldu.

Gelişme dönemi.


Babür’ün yerini alan Hümayun (hd 1530-56) iyi yetişmiş, daha babasının sağlığında birçok başarılı sefer yönetmiş bir devlet adamıydı. Başa geçer geçmez Delhi Sultanlığını canlandırmak isteyen Mahmud Ludi ve Şîr Şah Sur’un baskılarıyla karşılaştı. Mahmud Ludi’yi yenilgiye uğratan, Şîr Şah’la da barış yaparak doğuda Afgan egemenliğini tanıyan Hümayun, 1535’te Gucerat’ı ele geçirdi. Ama bu bölgenin yönetimini kardeşi Askerî’ye bırakması olumsuz gelişmelerin de başlangıcı oldu. Bir süre sonra bağımsızlığını ilan eden Askerî, Agra’ya yürüdü. Henüz bu sorun çözülmemişken eski sultan Bahadır Şah, Gucerat’ı geri aldı. Hümayun, Bahadır Şah’ın 1537’de Portekizlilerce öldürülmesinden yararlanarak Gucerat’ta yeniden üstünlük sağlamak isterken bu kez de Afgan sultanı Şîr Şah Sur aradaki barışı bozdu ve Bengal’e girdi. Haziran 1539’da yenilgiye uğrayan Hümayun 1540’ta Agra’yı terk ederek daha batıya çekildi. 1543’te de İran’a sığınmak zorunda kaldı. Delhi, Şîr Şah Sur’un eline geçti. Onun ölümünden sonra, durumdan yararlanmak isteyen Hümayun, İran şahı I. Tahmasb’ın da desteğini alarak önce Kâbil’i, ardından da 1555’te Delhi’yi yeniden ele geçirdi, hanedanın bölgedeki üstünlüğünü sağladı.

Hümayun ertesi yıl bir kazada öldü. Pencap valisi olan oğlu Ekberin küçük yaşta olmasından yararlanan Hindu vezir Hemu, Delhi ve başka birçok kentte üstünlük sağlayarak Babürlülerin egemenliğini ortadan kaldırmaya çalıştıysa da, Ekber’in naipliğini üstlenen Bayram Han, Hemu’yu Panipat’ta yenerek egemenliği yeniden elde etti. 1560’ta Bayram Han’ı yönetimden uzaklaştıran Ekber’in ilk egemenlik yıllarında Hint - Türk İmparatorluğu’nun toprakları Pencap ve Delhi çevresiyle sınırlıydı. Ancak Ekber kısa sürede Kuzey Hindistan’ın büyük bölümünü yeniden Hint-Türk egemenliği altına almayı başardı. 1561-95 arasında Malva, Gucerat, Bengal, Keşmir, Sind ve Kandehar ile Handeş, Berar ve Ahmednagar’ın bir bölümünü topraklarına kattı. Köklü yönetsel ve mali düzenlemelerle devlet yönetimini güçlendirdi. Yaşamının son yıllarında, tahta bir an önce çıkmak için ayaklanan oğlu Şehzade Selim’le uğraşmak zorunda kaldı.

Tahta çıktığında Cihangir sanını alan Selim, bir dizi başarısız seferden sonra 1614’te Mevar’a üstünlük sağladı. 1621’de Dekkan’da Melik Amber’in öncülük ettiği direnişi kırarak Ahmednagar, Bicapur ve Golkonda’yı vergiye bağladı. Babasının başlattığı gelişmeleri sürdürerek hukuk düzenini pekiştirici önlemler aldı. Ölümünden sonra, tahta çıkan oğlu Şah Cihan (hd 1628-58), ilk yıllarında Dekkan valisinin ve Bundelkhand’daki Hinduların ayaklanmalarıyla uğraştı. Dekkan’da Ahmednagar’ın başkenti Devletâbad’ı ele geçirerek Bicapur ve Golkonda’daki üstünlüğünü pekiştirdi. Semerkand’ı fethetmek amacıyla seferler düzenlediyse de (1639-46), İran’dan destek gören Özbeklerin direnişi karşısında başarılı olamadı. Şah Cihan döneminin önemli olaylarından biri de, giderek Uzakdoğu deniz ticaretine egemen olan Portekizlilerle girişilen savaşlardı.

Şah Cihan 1657’de ağır bir hastalığa yakalanıp oğullarından Dara Şükuh’u vâris ilan edince öteki oğulları ayaklandı. Bunlardan Evrengzib (1658-1707) üstünlük sağlayıp babasını göz hapsine aldırdı ve tahta çıktı. Başkenti Agra’dan Delhi’ye taşıyan Evrengzib, İslam kurallarını katı bir biçimde uygulayıp Hinduları baskı altına aldı. Bu arada imparatorluk topraklarına saldırılar düzenleyen Marathaları yenilgiye uğrattı, toprakları üzerinde dolaylı bir denetim kurdu, Assam’a ve sınır bölgelerine seferler düzenledi. Evrengzib bu seferlerde bazı başarılar elde ettiyse de, devletin mali kaynaklarını da önemli ölçüde tüketti. Öte yandan uyguladığı baskıcı siyaset, Çatların (1669) ve Sihlerin (1675) ayaklanmasına yol açtı. Bunu 1681’de Racputların ayaklanması izledi. Yönetiminin son 25 yılını Dekkan’da geçiren Evrengzib 1686’da Bicapur’u, ertesi yıl da Golkonda’yı kesin olarak topraklarına kattı. Ama egemenlik altına almaya çalıştığı Marathalarm başlattığı yıpratıcı savaşlar, Hint-Türk İmparatorluğu’nun gerileme döneminin de başlangıcı oldu.

Gerileme dönemi.


Evrengzib’in ardından, iki kardeşini öldürterek 63 yaşmda tahta çıkan I. Bahadır Şah (hd 1707-12) Racputlarla barış yaptıktan sonra Pencap’taki Sihleri dağlık bölgelere sürdü. Cihandar Şah’ın bir yıllık yönetiminin ardından, darbeyle tahta geçen Ferruh Siyer ise (hd 1713-19) kendisini desteklemiş olan Abdullah ve Hüseyin Ali Seyyid kardeşlerce devrildi. Yerine geçen Muhammed Şah (hd 1719-48) döneminde yetkileri ellerine geçiren Seyyid kardeşler ve daha sonra da vezir Nizamülmülk, görülmemiş bir baskı ve yolsuzluk dönemi başlattılar. Bu arada Seyyid kardeşleri yenilgiye uğratan Nizamülmülk (Mir Kamereddin [Asaf Cah]), daha sonra Haydarâbad Nizamlığı olarak anılan hanedanı kurdu. Bunu Ayodhya, Bengal, Bihar ve Orissa’da bağımsız hanedanların kurulması izledi. Marathalar da 1731’den sonra Kuzey Hindistan’a akınlar düzenlemeye başladılar. İran’daki Nadir Şah yönetimi ise durumdan yararlanarak Afganistan ve Hindistan’a doğru yayılmaya başladı. Nadir Şah 1738’de Kâbil’i, ertesi yıl da Delhi’yi ele geçirdi. Nadir Şah’ın ölümünden sonra Kâbil’de bağımsızlığını ilan eden Ahmed Şah Dürrani ise, Pencap için sürekli bir baskı öğesi oldu.

Muhammed Şah’m ölümünden sonra başa geçen Ahmed Şah döneminde (1748-54) Marathalarm desteğiyle vezirliği ele geçiren İmadü’l-Mülk, yönetimde üstünlük sağlayarak tahta II. Âlemgir’i (hd 1754-59) çıkardı, Pencap’ta yeniden denetim sağladı. Bu, Ahmed Şah Dürrani’nin saldırıya geçmesine neden oldu. Bölge, uzun bir dönem boyunca Marathalarla Ahmed Şah Dürrani arasındaki yoğun çekişme ve savaşlara sahne oldu. Ocak 1761’de Marathaları Panipat’ta kesin bir yenilgiye uğratan Ahmed Şah Dürrani, Bengal, Bihar ve Orissa’yı denetim altında tutan İngilizlere de Kuzey Hindistan yolunu açmış oldu. Ahmed Şah Dürrani’nin çekilmesinden sonra Hint-Türk İmparatorluğu, egemenlik alanı Delhi ve çevresiyle sınırlı simgesel bir güce dönüştü. Bengal, Bihar ve Orissa’nın mali yönetimini ele geçiren İngiliz Doğu Hindistan Kumpanyası gücünü geliştirerek Hint-Türk İmparatorluğu üzerinde de etkili oldu. II. Ekber Şah (hd 1806-37) aylığını bu kumpanyadan alan kukla bir hükümdardı. Son hükümdar olan oğlu II. Bahadır Şah da (hd 1837-58), Hint racalarının başlattığı bir ayaklanmanın önderliğini yaptığı gerekçesiyle İngilizlerce tahtından indirildi ve Birmanya’ya (bugün Myanmar) sürgüne gönderildi. Öte yandan İngiliz hükümeti de Ingiliz Doğu Hindistan Kumpanyası’m feshederek Hindistan’ı doğrudan İngiltere’ye bağladı.

Yönetim özellikleri.


Hint-Türk İmparatorluğu, çok başlı bölünmüş yönetimlerin ve merkezî yönetim eksikliğinin yol açtığı istikrarsızlığı İran kültür ve uygarlığından da beslenen kurumlarla gidererek, Hindistan’a devlet geleneğini getirdi. Daha sonra başka bazı ülkelerin de örnek aldığı başlıca düzenlemelerin mimarı Ekber’di. Onun kurduğu etkili merkezî yönetimin başında devlet işlerine bakan bir vekil, mali işlerden sorumlu bir vezir, harcamaları yöneten bir görevli (mir bahşi) ile yargı ve din işleri görevlisi (sadrü’ssudur) bulunuyordu. İmparatorluk 15 eyalete (,subel) ayrılmıştı. Her eyalette sonradan nevab adı verilen bir vali (subedar), vergileri toplayan bir sivil yönetici (divan), bir askeri yönetici (bahşi), bir dinsel yönetici (sadr) ve merkezî yönetime rapor gönderen bir görevli (kadı) vardı. Küçük özerk devletler yönetim açısından sınırları içinde yer aldıkları eyalete bağlıydı. Eyaletlerin altındaki illerde (sarkar) eyaletlere benzer bir yönetim örgütlenmesi vardı. Kendi işlerini pançayat denen meclisler aracılığıyla yürüten köyler, özerk bîr yapı taşıyordu. Devlet gelirleri, arazi vergisinden başka orman, sulama kanalı ve dalyanlardan elde edilen gelirlerden, tuz ve gümrük vergilerinden ve bağımlı hükümdarlardan alınan yıllık vergilerden elde ediliyordu. Ürünün üçte biri arazi vergisi olarak almıyordu. Moğol, İranlı, Türk, Özbek ve Afgan askerlere dayanan ordunun en önemli birimleri süvari ve topçu kuvvetleriydi. Yönettikleri kişilerin sayısına göre rütbe alan subaylara (mansabdar) aylık ya da belirli bir arazinin geliri veriliyordu. Terfi ve atama yetkisi imparatorun elindeydi. Asker ve sivil ayrımı kaldırıldığından, bazı makamlar dışında bütün görevliler bir mansabdar rütbesi taşıyordu.

Dinsel baskıları ortadan kaldırarak Din-i İlahi adı altında hoşgörüye dayalı bir inancı yaymaya çalışan Ekber, Farsçayı tek resmî dil yaparak kültürel birliği sağladı. Türk ve İran kültürünün Hindistan’da geniş bir alana yayılmasında Babür soyundan hükümdarların büyük rolü oldu. Örneğin 16. yüzyıl sonlarına değin saray dili Türkçeydi. Sonra Türkçenin yerini Farsça aldı.
Güzel sanatlar. Hint-Türk sanatının OsmanlI sanatıyla benzer yönleri vardı. Her iki üslubun da kökeninde, İslam dininden kaynaklanan geleneklerin (en az 13. yy’dan başlayarak) yerel geleneklere uyarlanması yatıyordu. 14. yüzyıl boyunca çok ayaklı cami şeması Tuğlukâbad, Gaur ve Ahmed- âbad gibi Güney Asya kentlerindeki uygulamalarla Hindistan’a özgü bir biçime ulaşmıştı. Bu yeni çözümde, üçlü sahınlı bir iç mekân, eksenlere getirilmiş minareler ve küçük kubbeler yer alıyordu. Güzel manzaralı noktalara yerleştirilen ilk türbeler de gene bu yüzyılda ortaya çıktı. Bölgesel yapım yöntemlerinden nasıl yararlanılacağını iyice öğrenen Babürlü sanatçıları, Güney Asya bezeme tekniklerini ve örgelerini başarıyla uyarladılar.
15. yüzyılın ikinci yarısında Hint-Türk sanatı İran’la ve daha çok da Timurluların egemenliğindeki bölgelerle sürekli ilişki içinde oldu. Herat ve Semarkand gibi kentlerdeki yapıtlar örnek alındığı gibi, İran’dan akın eden sanatçılar da Babürlü sanatını etkilediler.

Delhi’deki Hümayun Türbesi, Fetihpur Sikri kentindeki yapılar, Agra’daki Ekber Türbesi ve Tac Mahal Hint-Türk mimarlığının gelişimini özetleyen önemli uygulamalardır. Dört örneğin de ortaya koyduğu gibi, Hint-Türk sanatının İslam geleneğine yaptığı en büyük katkı, kırmızı kumtaşıyla beyaz mermerin yapı ve bezeme malzemesi olarak kullanılmasında ulaşılan teknik yetkinliktir.

Babürlü minyatür sanatında, çoğunlukla Safevi tarih kitaplarında olduğu gibi, efsanevi öyküler, yerel olaylar, portreler ve tür konuları betimlenmişti. Hızla gelişen yeni resim anlayışının ilk örneği 1576 tarihli Emil Hamza Destanıydı. Bu minyatürlerden günümüze ulaşan 200 kadar örneğe başta Washington, D.C.’deki Freer Sanat Galerisi olmak üzere belli başlı Hint minyatür koleksiyonlarının çoğunda rastlanır. Savaş, kabul töreni ve bayram gibi geleneksel İran temaları, gerek imgelerin oransız büyüklüklerinden, gerekse nesne ve figürlerin çizgiden çok leke olarak betimlenmelerinden ötürü, anıtsal bir hava taşır. İran minyatürlerinin canlı renkliliğinden bir ölçüde yoksun olmakla birlikte Babürlü minyatürlerinde imgeler daha büyük bir anlatım gücü kazanmıştır. Portreler kişinin özelliklerini, Safevi minyatür okulu portrelerinden daha iyi yansıtır. Çizim anlayışı doğalcıdır, resmin genel havası sanatçının ruhsal durumuna göre değişir. Örneğin hayvan resimlerinde çoğunlukla neşeli bir ruh hali, kadın figürlerinde ise belli bir duyumsallık göze çarpar.

Babürlü sanatı ender rastlanan üslupsal karşıtlıklar içerir. Bunun bir nedeni kökeninin karmaşıklığı, bir başka nedeni de çok farklı yöneticilerin korumasında gelişmiş olmasıdır.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 19 Eylül 2016 21:08
peaceful - avatarı
peaceful
Ziyaretçi
9 Ağustos 2008       Mesaj #2
peaceful - avatarı
Ziyaretçi

Babürlü cam işi


Ad:  babür1.JPG
Gösterim: 302
Boyut:  26.3 KB
Sponsorlu Bağlantılar
Hindistan’da Hint-Türk İmparatorluğu döneminde, 1556-1707 arasında görülen cam işi üslubu. Babürlü sarayına İran’dan ustalar getirtildiği için, 17. ve 18. yüzyıllardaki Babürlü cam işleri belirgin bir İran etkisi gösterir. Kıvnmdallı bitkisel girift bezemeler ve (daha az yaygın olmakla birlikte) geometrik örgeler Babürlü cam ustalarınca sık sık kullanılmıştır.
Zarif ve fantezi biçimlerde çok çeşitli şişeler, kâseler, tabaklar ve tükürük hokkaları üretilmiş, ayrıca boyama bezemeli renkli cam da çok kullanılmıştır. Delhi ve Moğol eyalet başkentlerinden başka, Gucerat’ta bulunan Kapadvan da önemli üretim merkezlerinden biri olmuştur.

Babürlü halısı

Ad:  babür2.JPG
Gösterim: 377
Boyut:  43.4 KB

16. ve 17. yüzyıllarda Hint-Türk hükümdarları için yapılmış el dokuması döşeme yaygısı. Babürlü halılarının İran tarzındaki örneklerinden başka, Hindistan’a özgü çeşitli türleri de vardır. Bunlar arasında çeşitli sahnelerin ve manzaraların yer aldığı duvar halıları, geniş çayırlıklarda geçen heyecanlı av sahnelerini gösteren hayvan figürlü halılar, İtalyan tarzında ince mimari kafesler işlenmiş çiçekli halılar ve ortasında çiçek açmış bir bitki deseni bulunan seccadeler sayılabilir. Mor salkımlar ya da uzatılmış üzüm salkımları bu halılarda en çok kullanılan bitki örgeleridir.

Yoğun çiçek örgeleriyle bezenmiş birçok hah daha yeni tarihlidir. Bunların arasında Keşmir’de yapılmış olabilecek seccadeler de vardır. Eski Doğu halıları arasında düğümleri en sık ve en ince olanlar Babürlü halılarıdır. Bunların en kalitelilerinin iki renk iplikten bükülmüş çözgüleri de düğümleri gibi yün olmakla birlikte, halılar ipek sanılacak kadar incedir. Örneğin ortasında çiçek açmış bitki deseni olan seccadelerin cm2’sinde yaklaşık 300 düğüm bulunur. Washington, D.C. Dokumacılık Müzesindeki bir Babürlü halısının santimetre karesindeki düğüm sayısı ise 400’e yakındır. Ama Babürlü halılarının çözgüleri çoğunlukla pamuktur. Bunların Lahor, Agra ve belki de Fetihpur Sikri’de dokunduğu düşünülmektedir. En tanınmış örneklerden biri de Londra’daki Girdlers Halide bulunan Girdlers halısıdır.

Babürlü minyatür okulu


Hindistan’da, 16. ve 19. yüzyıllar arasında hüküm sürmüş Hint-Türk imparatorları döneminde gelişen minyatür üslubu. Genellikle kitap resimlerinde ve tek minyatürlerde kullanılmıştır. Başlangıçta Safevi minyatür okulunun etkisinde gelişmiş, ama kısa sürede İran anlayışından uzaklaşmıştır. Babürlü minyatür okuluna ait olduğu sanılan ilk örnek, Ohio’daki Cleveland Sanat Müzesi’nde bulunan Tutîname adlı resimli halk öyküleri kitabıdır.
Ad:  babür3.JPG
Gösterim: 352
Boyut:  43.7 KB

Babürlü minyatür okulu temel olarak bir saray sanatıydı. Babürlü hükümdarlarının koruması altında gelişti ve onların bu konuya ilgilerini kaybetmeleriyle birlikte geriledi. Daha çok dünyevi konulara yönelen okulun sanatçıları tarihsel olayları, Fars ve Hint edebiyatından konulan, hükümdarların ve saraylılann portrelerini, manzaralan ve gündelik yaşamdan sahneleri işlediler.

Okul ilk kez, Mir Şeyyid Ali ve Abdüssamed Hoca adlı iki İranlı sanatçıyı Hindistan’a çağıran İmparator Hümâyun döneminde (1530-40 ve 1555-56) ortaya çıktı. Ama ilk ve en önemli ürünleri, Ekber döneminde (1556-1605) yapılan Emir Hamza Destanı minyatürleri oldu. Sayıları 1.400 kadar olan 56 cm x 71 cm boyutlanndaki bu resimlerin 200 kadarı günümüze ulaşmıştır; çoğu Viyana’daki Uygulamalı Sanatlar Müzesi’nde sergilenmektedir.

Ekber’in sarayındaki Hintli sanatçılar, genelde İran resmine özgü dikine çerçeveyi, yüzeysel hava perspektifini ve genel yerleştirme düzenini sürdürmelerine karşın, içinde yaşadıkları çevrenin etkisiyle, artan bir doğalcılık ve ayrıntılı bir gözlemcilik geliştirmişlerdi. Ekber, tarihe olan tutkusu nedeniyle, Ekber name (Victoria ve Albert Müzesi, Londra) gibi hareketli resimlerle süslenmiş tarih kitapları sipariş etmişti.

Bu dönemde hayvanlara duyulan ilgi de Kelile ve Dimne ve Envar-ı Siiheyli gibi hayvan öykülerini konu alan kitap resimlerinde görülür. Başka önemli örnekler arasında Caipur Hükümet Konağı Müzesi’nde bulunan Rezmname’nin (Hindu destanı Mahabharata’nın Farsça adı) ve Hâfız’m Rampur’da Rıza Kitaplığındaki Divanının resimleri sayılabilir. Dasvant ve Basavan, bu dönemin önde gelen minyatürcüleriydi.

Babürlü minyatür okulu sanatçıları, 1580’den sonra Cizvit misyonerlerin ve başka AvrupalI gezginlerin saraya getirdikleri oyma baskılar ve süslü el yazmaları aracılığıyla Batı tekniği konusunda bilgi edindiler. Öte yandan Rembrandt gibi Batılı sanatçılar da Babür minyatürlerini görüp bunların kopyalarını yaptılar.

Cihangir döneminde (1605-27) kitap resimlemeye daha az önem verildi. Cihangir bunun yerine, kenarsularıyla bezenmiş albümlerde toplanan saray yaşamından sahneleri, portreleri ve hayvan çalışmalarını yeğledi. Bu yapıtlardaki üslup, ince fırça işçiliğindeki teknik gelişmeyi gösterir. Kompozisyonlar daha az kalabalık, renkler daha yumuşak, hareketler ise daha az
canlıdır. Dönemin sanatçıları insan doğasına duyarlı bir biçimde yaklaşmış ve portre sanatının psikolojik incelikleriyle ilgilenmişlerdir. Dönemin en ünlü minyatürcüleri, “çağın harikası” diye adlandırılan Ebu’l- Hasan, portreleriyle ünlü Bişandas ve hayvan çalışmalarının ustası Üstad Mansur’du.

Cihangir dönemi üslubunun incelik ve zenginliği Şah Cihan döneminde de (1628- 57/58) sürdü, ama soğuk ve katı olma eğilimi gittikçe arttı. Bu dönemin yapıtlarında müzikli toplantılar, balkondaki âşıklar ya da ateşin çevresinde toplanmış zahitler gibi tür resmi niteliğindeki gündelik yaşam sahneleri oldukça sık işlendi. Bu eğilim Evrengzib döneminde de (1659-1707) sürdü. Muhammed Şah zamanındaki (1719-48) kısa bir canlanmadan sonra Babürlü minyatür okulu gitgide geriledi, II. Şah Âlem dönemindeyse (1759-1806) yaratıcı etkinliği bütünüyle sona erdi.

Babürlü minyatür okulu tekniği, ilk dönemlerde çoğu kez bir sanatçı grubunun çalışmasını gerektirirdi. Sanatçılardan biri kompozisyonu hazırlar, bir başkası renklendirir, büyük bir olasılıkla bir portre uzmanı da insan yüzlerini işlerdi. Kullandıkları fırçalar boz sincabın kuyruk tüylerinden yapılırdı. Önceleri İran’dan getirtilen kâğıt, sonraları Hindistan’da bambu, jüt ve pamuktan üretildi. Boya maddeleri, mineral ve bitkilerden elde edilir, sulandırıldıktan sonra arap zamkı gibi bir tutkalla karıştırılırdı. Kırmızı, demir oksit, cıva sülfür ve kırmız böceğinden; mavi, çivitten; san, aşıboyasından; beyaz, kurşundan elde edilirdi. Yüzeydeki mine benzeri parlaklık ise bitmiş resmin bir parça cilalı akik taşıyla perdahlanmasıyla sağlanırdı.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 18 Eylül 2016 23:01
Daisy-BT - avatarı
Daisy-BT
Ziyaretçi
17 Haziran 2010       Mesaj #3
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  Büyük Türk Devletleri - Babür İmparatorluğu2.jpg
Gösterim: 486
Boyut:  59.0 KB

HİNT-TÜRK İMPARATORLUĞU (1526-1761).


Küçük devletlere bölünmüş Hindistan’ı tek bir imparatorluk altında birleştiren Babürlüler hanedanı, aynı zamanda siyasal, toplumsal ve kültürel alanda büyük bir ilerleme sağlayarak bu ülkeyi dünyanın en zengin ve güçlü devletlerinden biri durumuna getirdi. Bu arada Avrupah devletlerle ticari ilişkiler de giderek gelişti.

Kuruluş dönemi.


Çağatay Türklerine katılmış Moğol kökenli bir boydan gelen ve Fergana’da hüküm süren Babür, Semerkand’ı ele geçirme girişimlerinden sonuç alamayınca Kâbil’i merkez edinerek Hindistan’a yöneldi. Pencap’ı almak için giriştiği, başlangıcı 1519’a değin uzanan akınlarm ardından, Ludiler hanedanının iç çekişmelerinden yararlanarak Delhi üzerine yürüdü. Nisan 1526’da Panipat’ta üstün Ludi kuvvetlerini yenilgiye uğratarak Delhi ve Agra’yı aldı. Daha sonra Mevar hükümdarı Rana Sanga’nın öncülük ettiği Racputlar karşısında parlak bir zafer kazandı (Mart 1527). Afgan kabilelerle birleşerek doğuda saldırılara girişen Ludi ordusunu Ghaghara’nm Ganj’la birleştiği yerde dağıtarak (Mayıs 1529) son direniş odağını da kırdı. 1530’da öldüğünde oğlu Hümayun’a (hd 1530-56) İndus’tan Bihar’a ve Himalayalar’dan Gvalior ve Çhanderi kalelerine kadar uzanan, ama düzenli bir yönetimden yoksun geniş topraklar bıraktı.

Belirli bölgeleri kardeşlerine verdiği için etkili bir yönetim kuramayan ve Kalincar, Malva ve Gucerat’ı ele geçirme girişimleri sonuçsuz kalan Hümayun, Delhi tahtı üzerinde hak iddia eden Şîr Şah Sur’a yenilince (1539) kuzeybatıya çekilmek zorunda kaldı. 1543’te sığındığı Iran şahından sağladığı destekle Kabil’de yeniden egemenlik kurduktan sonra, İndus’u geçerek 1555’te Suriler hanedanına son verdi. Ertesi yıl bir kazada ölünce yerine Pencap valisi olan 14 yaşındaki oğlu Ekber geçti.

Ekber (hd 1556-1605).


Ekber’in naipliğini üstlenen Bayram Han, Suri veziri Hemu’nun yarattığı tehdidi ortadan kaldırdıktan sonra Kuzey Hindistan’ın büyük bölümünü yeniden Babürlü egemenliği altına almayı başardı. 1560’ta Bayram Han’ı uzaklaştırarak yönetimi eline alan Ekber, 1562’de Amer racasının kızıyla evlenerek egemenliğini tanıyan Racputlarla güçlü bir ittifak kurdu. Ardından giriştiği fetihlerle Codhpur, Bhatha (Reva), Gakkhar ve Gondvana’yı ele geçirdi. Bu arada Hindulardan alman vergileri kaldırarak dinsel ayrımcılığa son verdi. Racasthan’da Babürlü egemenliğine karşı koyan Mevar’ın başkenti Çhitor Kalesi’ni düşürdükten (1568) sonra Mevar’ın bir bölümü dışında bütün bölgede denetimi eline geçirdi (1570). Gucerat’ın fethiyle (1573) batıda denize ulaşarak Portekizlilerle ilişki kurdu. Ardından doğuya yönelerek Bihar ve Bengal’i topraklarına kattı (1574-76). Bunu Keşmir (1586), Sind (1591), Orissa (1592), Belucistan (1595) ve Kandehar’m (1595) fethi izledi. Sonraki yıllarda Dekkan’da girişilen seferlerle Handeş ve Berar’m yanı sıra Ahmednagar’m bir bölümü de imparatorluğa bağlandı.

DEVAMI Hindistan (India) ve Hindistan Tarihi
Son düzenleyen Safi; 19 Eylül 2016 02:44
asla_asla_deme - avatarı
asla_asla_deme
VIP Never Say Never Agaın
30 Eylül 2010       Mesaj #4
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

Hint-Türk İmparatorluğu

Ad:  Büyük Türk Devletleri - Babür İmparatorluğu3.jpg
Gösterim: 504
Boyut:  81.9 KB

Hindistan'da Hint-Türk imparatorluğu’nun kurulması, Timurlular'dan Babur'un eseridir. Orta Asya’yı fetih tasarısı XVI. yy.'ın başlarında Özbekler'in güçlenmesiyle engellenince, Babur Kâbil’e yöneldi ve Delhi sultanlığının çöküşünden yararlanmayı bildi. 1526’da Panipat’da Ludiler’in son hükümdarı İbrahim'e karşı, 1527’de Hanua’da bir racput konfederasyonuna karşı ve 1529’da Gogra yakınında bir afgan koalisyonuna karşı kazandığı zaferlerle Kuzey Hindistan’ı egemenliği altına aldı. Hint topraklarında 1526'da kurulan Hint-Türk imparatorluğu'nun tarihi, yaklaşık iki yüzyıl boyunca, Evrengzib'in 1707’ de ölmesine dek, her şeyden önce hanedanını ayakta kalmasını ve bütünlüğünü sağlayan mücadeleler ve savaşların, her seferinde uğrunda acımasızca dövüşülen taht mücadelelerinin ve bunlar sona erince başlayan fetih ya da yeniden fetih savaşlarının tarihidir. Çağatay Türkleri’nde kesin bir veraset hukukunun oluşmamasından kaynaklanan bir tür doğal ayıklanma, son derece yetenekli ve korkusuz fatihlerin tahta çıkmasına olanak verdi. Babur’un oğlu Hümayun (1530-1556), hükümdarlığını kendi soyundan gelenlere ancak 10 yıl içinde kabul ettirebildi. 1540’ta krallığını, birçok bakımdan daha yetenekli olan afganlı Şir Şah’a kaptırdı; ama Şir Şah’ın soyundan gelenler iktidarı koruya- madılar Bunun üzerine Hümayun, ölümünden birkaç ay önce yeniden tahta çıktı.

Ekber (1556-1605)


hem askeri hem idari alanlardaki olağanüstü yetenekleriyle ve güçlü kişiliğiyle babası Hümayun’un iyice zayıflamış krallığından sağlam ve tam anlamıyla hintli bir imparatorluk kurdu. Afganistan'dan Bengal'e ve Himalayalar’dan Dekkan'ın kuzeyine dek çeşitli güçler ve bölgeler, birbiri ardından Ekber'e boyun eğdiler ve birçok idari özelliğiyle İngiliz egemenliğinin en azından ilk zamanlarına dek süren bir imparatorluk yapısı içinde bütünleştiler. İmparatorun en önemli yeteneklerinden biri de halkının farklı unsurlardan oluştuğunu bilmesi ve yönetirken de bu olguyu dikkate almasıdır. Müslüman hükümdarlarca müslüman olmayanlara uygulanan kafa uçurma cezasının kaldırılması ve hinduların en üst düzeye dek yönetime katılması bu anlayışla alınmış önlemlerdi. Siyasal kaygılarının ötesinde, gizemciliğe büyük bir eğilimi olması ve sık sık farklı dinlerin temsilcileriyle görüşmesi, tebaasının ruhani önderi olmak isteyen Ekber'i bir tür dinsel bağdaştırmacılığa yöneltti. Yeni imparatorlukta sanat, özellikle mimarlık, aynı açık fikirliliği yansıtıyordu.

1605-1627 arasında Cihangir’in, 1628 -1658 arasında da Şah Cihan'ın saltanat dönemleri, en azından saray çevresinde (önce Âgrâ’da, 1648’den itibaren de Delhi’de) ve başlıca taşra kentlerinde, ihtişamın doruğa ulaştığı dönemlerdi. Cihangir’in ve daha çok karısı İran prensesi Nur Cihan’ın hükümdarlığı sırasında, İsfahan' ın iki katı büyüklüğe ulaşan Âgrâ, safevi zerafetinin simgesi oldu. Şah Cihan ise, Hindistan'ın o tarihe dek gördüğü en muhteşem yapıları inşa ettiren hükümdar olarak kaldı. Her ikisi de Âgrâ’da olan Tac Mahal ve inci camisi ile yedinci Delhi kenti olan Şah Cihanabad onun eseridir.

Ama, onun zamanında bile Ekber ve Cihangir’in hoşgörü anlayışının yerini, bazı müslüman çevrelerin, Evrengzib döneminde (1658-1707) bağnazlığa varan tepkisi aldı; bu yüzden Ekber zamanından beri tahta bağlı olan Racputlar'ın desteği yitirilince, imparatorluğun çöküşü hızlandı. Daha önce Şah Cihan’ı tehdit etmiş olan tuzağa Evrengzib düşmekten kurtulamadı. Tuzak Dekkan, özellikle de Bicapur ve Golconda sultanlıklarındaydı. Bu iki krallığı ilhak etmek için yapılan ve pahalıya mal olan yıkıcı seferler 1631’de başladı ve Evrengzib'i 1681 'de ölene dek uğraştırdı.

Taht uğruna, Dekkan’a karşı ya da başka nedenlerle girişilen savaşlar geniş bölgeleri kasıp kavurdu. Hint-Türk imparatorluğu hiçbir zaman, Evrengzib’in hükümdarlığının son yıllarındaki kadar genişlememişti, ama Hindistan Ekber zamanından daha büyük bir yoksulluk içindeydi. XVII. yy.’ın ikinci yarısındaki ayaklanmalar, imparatorun bağnazlığı yüzünden dini bir nitelik kazandı. Başlıca ayaklanmaları Pencab Sihleri, Racastan Racputları ve özellikle Dekkan Marataları başlattı [Şivaci 1647'de harekete geçti ve 1674'te Marata krallığı'nı kurdu]).

Kaynak: Büyük Larousse
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 19 Eylül 2016 00:53
Şeytan Yaşamak İçin Her Şeyi Yapar....
asla_asla_deme - avatarı
asla_asla_deme
VIP Never Say Never Agaın
8 Nisan 2011       Mesaj #5
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın
Hindistan'da Babür tarafından kurulan imparatorluk (1526-1858). Batı'da Hint Moğol İmparatorluğu ya da Büyük Moğol İmparatorluğu denir. Babür, tahta geçtiğinde (1494) bir süre saltanat kavgalarıyla uğraştı. Sonunda emrindeki çok az bir kuvvetle Hindikuş'u geçti ve Kabil'i ele geçirdi (1504).

Böylece Babür, Afganistan'da yeni devletini kurmuş oldu. Safevilerin de yardımıyla Semerkant ve Buhara'yı aldı (1511). Kandehar (1522) ve Lahor kentlerini ele geçirdi (1524). Panipat Savaşı'nda Delhi Sultanı İbrahim Ludi'yi yendi, Delhi ve Agra'yı aldı. Babür İmparatorluğu'nun temellerini attı (1526).

Babür'den sonraki hükümdarlar (Evrengzip, Ekber Şah) Babür İmparatorluğu'nu yıllarca yaşatmayı başardılar. Babür İmparatorluğu'nun son hükümdarı Bahadır Şah, 1858'de İngilizler tarafından tahttan indirildi.

Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 18 Eylül 2016 23:32
Şeytan Yaşamak İçin Her Şeyi Yapar....
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

6 Kasım 2016 / Baturalp Türk ve İslam Dünyası
11 Haziran 2012 / Misafir Türk ve İslam Dünyası
2 Haziran 2011 / Misafir Türk ve İslam Dünyası
11 Haziran 2012 / Misafir Türk ve İslam Dünyası
6 Aralık 2012 / Misafir Türk ve İslam Dünyası