| | #1 (mesaj-linki) |
Felsefe Nedir? FELSEFE Köle sahipleri ekmek kaygısı çekmedikleri için felsefe yapıyorlardı, Çünkü Ekmeklerini köleler veriyordu onlara; Köleler ekmek kaygısı çekmedikleri için Felsefe yapmıyorlardı, Çünkü Ekmeklerini köle sahipleri veriyordu onlara. Ve yıkıldı gitti Likya. Köleler felsefe kaygısı çekmedikleri için ekmek yapıyorlardı, Çünkü Felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara; Felsefe sahipleri köle kaygısı çekmedikleri için ekmek yapmıyorlardı, Çünkü Kölelerini Felsefe veriyordu onlara. Ve yıkıldı gitti Likya. Felsefenin ekmeği yoktu, Ekmeğin felsefesi. Ve sahipsiz felsefenin ekmeğini, Sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi. Ekmeğin sahipsiz felsefesini Felsefenin sahipsiz ekmeği. Ve yıkıldı gitti Likya. Hala yeşil bir defne ormanı altında... Melih Cevdet ANDAY Felsefe Nedir ? Felsefe, eğildiği konulardan doğan beş dalıyla bu işlevi yerine getirir: 1- Metafizik 2- Epistemoloji 3- Ahlak 4- Politika 5- Estetik 1-Felsefenin esas dalı olan metafizik: Mevcudiyeti (realiteyi) en temel hususiyetleri açısından araştıran felsefe dalıdır. Başka bir deyişle metafizik, -canlı veya cansız, insan veya gayriinsan evrende varolabilen herşeyle ilgili asgari müşterekleri konu edinir. Metafizik, felsefenin temelidir. Bütün felsefe sistemleri metafizik içinde sorulmuş sorulara verilmiş cevaplar etrafında inşa edilir. Mesela: Evren belirli tabiat kanunlarıyla yöneltilen, dolayısiyle anlaşılıp kontrol altına alınması mümkün bir yer midir, yoksa anlaşılmaz bir kaos, izah edilemez bir mucizeler alanı, teslim olunacak bir tehdit midir? Etrafımızdaki şeyler, bilincimizden bağımsız olarak mevcut mudur, yoksa kafamızda yarattığımız birer illüzyon mudur? İnsan, serbest iradeye sahip, kendini üretebilen ve idare edebilen bir kahraman mıdır, yoksa "ilahi tecelli" veya "üretici güçler" gibi kendi dışındaki kuvvetlerin programladığı, cevhersiz, çaresiz bir otomaton mudur? Bu gibi sorulara verilecek cevaplar sonucu ortaya çıkan soyutlamalar (prensipler, aksiyomlar, kavramlar vs.) o felsefenin metafiziğini teşkil eder. 2-Felsefenin ikinci dalı epistemoloji: İnsanın mevcudiyet içinde davranabilmesi için gereken bilgileri elde etmenin ve bu bilgilerin doğruluğunu tahkik etmenin yöntemlerini araştırır. Metafizik ve epistemoloji, felsefenin teorik temelini teşkil eder. 3-Felsefenin Üçüncü dalı ahlak: Felsefenin teknolojisi olarak düşünülebilir. Ahlak, felsefenin insan hayatının bütünleştiricisi haline gelmesinin yollarını gösterir, bireyi inşa eder. Ahlak, var olan her şeyle değil, sadece birey olarak insanla ilgilidir: karakteri, faaliyetleri, değerleri, mevcudiyetle olan ilişkileri.Yani; ahlak, bireyin hayatının gayesinin ne olması gerektiğini tayin eden, bu gayeye erişmek için nasıl bir seyir tutturması gerektiğini gösteren, faaliyetleri sırasında yapmak zorunda kalacağı tercihlerde kendisine rehberlik edecek değerler hiyerarşisini ve prensipleri nasıl elde edeceğini gösteren bir sistemdir.Ahlak, bir yandan insanın kendi karakterinin ne olması gerektiğini belirlerken, diğer yandan onun başka insanlara nasıl davranacağının kurallarını ortaya koyar ve politika isimli felsefe disiplinine yol verir. 4-Felsefenin dördüncü dalı politika: Siyaset felsefesi, bu anlamda ahlakın türevidir. Politika, insana-özgü-bir toplumsal sistemin temel prensiplerini belirleyen felsefe dalıdır. 5-Felsefenin beşinci dalı estetik: Sanatı inceleyen felsefe dalıdır. Metafizik, epistemoloji ve ahlak üzerine bina olur ve sanatın ne olması gerektiğini araştırır. Sanat, onu yaratan ve izleyenlerin felsefesinde soyut olarak mevcut kavramları, değerleri, prensipleri somut bir ürüne dönüştürür; o felsefenin değerlendirilmesini mümkün kılar; insan bilincinin eleştirmenliği görevini yapar. İnsan bilgisi, felsefe denen kök üzerinde iki dal halinde gelişir. Bu dallardan biri, fiziki dünyayı -insanın fiziki mevcudiyetiyle ilgili fenomenleri- inceler; diğeri, insanı -insan bilinciyle ilgili fenomenleri- inceler. Birinci dal, soyut bilime yol açar; soyut bilim, uygulamalı bilime veya mühendisliğe yol gösterir; uygulamalı bilim, teknolojiyi -maddi değerlerin fiilen üretimini- mümkün kılar. İkinci dal, birinciye benzer bir yönelimle, sanatı mümkün kılar. - Ahlak, insan inşaının mühendisliğidir: prensipleri ortaya koyar, projeleri çizer. - Sanat, insan inşaının teknolojisidir: nihai ürünü yaratır, model inşa eder. - Sanat, üç felsefi disiplinin ürünüdür: metafizik, epistemoloji ve ahlak. Metafizik ve epistemoloji, insan fenomeninin soyut bilimidir. Bu soyut temel üzerinde bina olunan ahlak, insan fenomeninin uygulamalı bilimidir: hayatının amaç ve çizgisini belirleyen seçim ve faaliyetlerinde insanı yönlendiren değerler sistemini tanımlar; yani, ahlak, insan inşaının mühendisliğidir: prensipleri ortaya koyar, projeleri çizer. Sanat, insan inşaının teknolojisidir: nihai ürünü yaratır, model inşa eder. Sanatın amacının "öğretmek" ile olan ilgisi, bir uçağın amacının "öğretmek" ile olan ilgisinden daha fazla değildir. Nasıl ki, bir uçağın incelenmesinden, onun parçalarına demonte edilmesinden bir çok şey öğrenilebilirse; benzer şekilde, bir sanat eserinin incelenmesinden de-insanın tabiatı, insanın ruhu (bilinci), insanın mevcudiyeti hakkında- çok şey öğrenilebilir. Fakat, bunlar, sadece yan faydalardır. Bir uçağın birincil amacı, insana uçmayı öğretmek değil, ona uçma deneyini fiilen yaşatmaktır. Sanatın birincil amacı da, aynı şekilde düşünülmelidir. Sanatın; şeyleri, "olabileceği ve olması gerektiği gibi" temsil etmesi, insanın bu şeylere, gerçek hayatta erişmesine yardımcı olur; ama, bu yarar, sadece ikincil bir değerdir. Birincil değer; sanatın, şeylerin olması gerektiği gibi olduğu bir dünyada yaşama deneyini insana tattırmasıdır. Bu deney, insan için hayati önemi haizdir. Son Düzenleyen ThinkerBeLL; 21-09-2006 @ 10:37. | |
| |
| | #2 (mesaj-linki) |
felsefe FELSEFE SÖZCÜGÜNÜN ANLAMI Felsefe sözcügü ilk kez Antik Ege’de Samos’lu matematikçi düsünür, Pythagoras ( Pisagor IÖ 6.yy ) tarafindan kullanilmistir. Pythagoras; dost ve bilgi anlamlarindaki filos ve sofia sözcüklerini yan yana getirerek kendisini ifade etmistir. Çünkü ona göre eksiksiz bilgelik (sofia-sophia) ancak tanrilara yakisir. Insan ise sofia’nin yalnizca dostu olabilir. Yani felsefe bilginin dostu anlami tasimaktadir. IÖ 4. yüzyilda Atina’li düsünür Platon bilgiyi doxa ve sofia olarak ikiye ayirdiktan sonra; bu bilgilerin ardina düsen farkli iki anlayista insan tanimi yapar. Bu dünyanin aldatici bilgileri pesinde kosan filodox ve gerçek bilgiyi arayan filozof. Platon’un bu tanimi yaygin kabul görür. Ortaçaga ögrencisi Aristoteles ile birlikte damgasini vuran Platonun görüsleri; Islam kültüründe de en az batidaki kadar etkilidir. Hatta Platon o kadar kabul görür ki; adi EFLATUN’a bile çikar. Sufi, sofu ve feylesof sözcükleri Filosofia sözcügüne karsilik gelmektedir. Islamiyet’in kabulünden sonra Türkçe’ye de bu sözcükler girerek günümüzde kullandigimiz biçimi almislardir. Platon’nun adi bile dilimizde çogu kere Eflatun olarak kullanilir | |
|
| | #3 (mesaj-linki) |
Türkiye Felsefe Kurumu Derneği Tarihçe Türkiye Felsefe Kurumu 1974 yılında kuruldu. Kuruluş amaçları, kişinin yaşamında ve kamu hayatında felsefî bilgiye olan ihtiyacın farkına varılmasına katkıda bulunmak, Türkiye’de felsefeyi dört duvarın dışına çıkararak toplumsal işlevini görmesine yardımcı olmak, uluslararası çalışmalar yapmak ve Türkiye’de yapılan çalışmaları dünya düzeyinde tanıtmak gibi amaçlardır. Bu amaçları gerçekleştirmek için Kurum, 1974’ten bu yana ulusal ve uluslararası seminerler düzenlemekte, çeşitli aralıklarla felsefe eğitimiyle ilgili toplantılar gerçekleştirmekte ve yayın yapmaktadır. Kurumun 1994 yılına kadar yaptığı çalışmaların bir dökümü, Arslan Kaynardağın Türkiye’de Felsefenin Kurumsallaşması ve Türkiye Felsefe Kurumu başlıklı kitabında bulunabilir. Kurum, Bakanlar Kurulunun 28.10.1997 tarihli kararıyla, kamu yararına çalışan dernekler arasında yerini almıştır. Kurumun İstanbul Komitesi 1989 yılından beri aralıksız olarak, İstanbul Sonbahar Seminerlerini düzenlemektedir. Türkiye Felsefe Kurumu 1979 yılından beri, UNESCO’ya bağlı Felsefe ve İnsan Bilimleri Konseyi’ne üye 13 Federasyondan biri olan Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonunun (FISP) üyesidir. Bu üyeliğiyle, uluslararası felsefe çalışmalarının fildişi kuledençıkmalarına önemli katkılarda bulunmuş ve Türkiye’nin uluslararası felsefe dünyasında yerini almasını sağlamıştır. Bu çalışmalar sayesinde Kurum, 2003 yılında, FISP tarafından beş yılda bir düzenlenen Dünya Felsefe Kongrelerinin yirmibirincisine evsahipliği yapmıştır. Bu kongreye 90 ülkeden yaklaşık 2700 kişi katılmıştır. Kurum 9 yıldan beri Ulusal Felsefe Olimpiyatlarını düzenlemekte ve bu yarışmada birincilik ve ikincilik kazananları Uluslararası Felsefe Olimpiyatlarına katılmasını sağlamaktadır. İstanbul’da 1994 yılından beri yılda iki toplantı düzenleyen Sivil Toplum Kuruluşları Hareketini başlatan beş kuruluştan biridir. Institut International de Philosophie (IIP, Paris) tarafından yayımlanan Bibliographie de Philosophie’ye Türkiye’de Felsefe alanında yayımlanan telif ve çeviri eserlerini tanıtmaktadır. Kurum, bir çeviri dizisi (iki dilli), bir Türk Felsefesi (Simurg) dizisi, bir konferanslar dizisi ve başka kitaplar yayınlamaktadır. Bugüne kadar 29 kitap ve 1994 – 1999 yılları arasında yılda üç defa çıkan Türkiye Felsefe Kurumu Bülteni’ni yayımlamıştır. Kurumun bir İstanbul Komitesi ve dört birimi –Çocuklar İçin Felsefe, Hukuk Felsefesi, Bioetik ve Fenomenoloji Birimleri– vardır. | |
|
| | #4 (mesaj-linki) |
:::::::::::::::::::::ÜLKEMİZDE FELSEFE:::::::::::::::::: Türk Felsefesinin Tarihi: Türk felsefesinin tarihinin İslam felsefesinin parlak dönemleri olan 12. ve 13. yüzyıllarda başladığını iddia edenler olmasına rağmen çoğunluk Türk felsefesinin başlangıcı olarak Tanzimat fermanını gösterir. Buradan da anlaşıldığı gibi felsefe tarihçilerinin çoğu felsefe lafından batı(Grek) felsefesini anlamaktadır. Türklerin İslam kültür çevresine katıldıkları 8. ve 9. yüzyıllar aynı zamanda İslâm felsefesinin doğuş yıllarıdır. Türkler 12. ve 13. yüzyıllarda tasavvufla karışık olan İslam felsefesinin gelişmesinde önemli roller oynamışlardır. İslam felsefesi, kavramlar yerine imgelere dayanan, amacı doğruyu bulmak değil inandırmak olan, dogmalardan oluşmuş bir felsefedir. Çoğu kişinin gerçek felsefe olarak gördüğü Batı felsefesine ise, Türk toplumu, Tanzimat Fermanı ile girmiştir. Tazminat Fermanından sonra ortaya çıkan Batı özentiliği her ne kadar kültür yozlaşmasına yol açmış olsada batı felsefesinin Türk felsefesini etkilemesini sağlamıştır. Batıda 2500 yıldır olan felsefe bizde sadece 150 yıldır vardır. Kısacası Türkiye felsefesi daha yeni doğmuştur ve bu yüzden çok önemli adımlar atamamıştır. Türkiye’de düşüncenin önünü kapayan bu kadar engellere rağmen Türk felsefesi ufak bir kitleye hitap ediyor olsa da tek tük çok başarılı felsefecilerin çıktığı söylenebilir ancak hala Türkiye’de felsefenin önünün açık olduğu söylenemez. Ülkemiz maalesef eğitimsizlikten veya eğitim sisteminin kötülüğünden dolayı bir dolu dogmatik insanla dolmuştur. Onlar içinse felsefe yapmak rakı masalarında ülke kurtarmaktan ileri gidememiştir. Eğitim sistemi yüzünden Türkiye her deneni sorgulamadan kabul eden akla hitap edenlerle ilgilenmeyip insanın duygularıyla oynayanların peşinden koşan insanlarla dolmuştur. Böyle bir ortamda felsefenin geniş kitlelere ulaşması ise çok uzak bir ihtimaldir. Türkiye’de Felsefeye Verilen Önem: Türkiye’de felsefe geniş kitlelere ulaşmamıştır. Bunun sebeplerinden biri halkın tutumudur. Halk çoğu yerde olduğu gibi ülkemizde de felsefeyi gereksiz bilgiler yığını olarak görmektedir. Felsefe ise filozofların kafalarında yarattığı tuhaf durumlar üzerine yapılan tuhaf yorumlardır. Zaten filozoflar onlara göre deli, boşta gezen insanlardır. Hele darbeler sonucunda bütün düşünce eylemleri anarşistlik ve teröristlik olarak görülmüştür. Bir felsefe olan anarşizm günümüzde çoğu insan için terörizmle aynı anlama gelmektedir. Kısacası felsefeyle ilgili her şey ülkemizde ya saptırılmış ya da yasaklanmıştır. Düşünen toplum istemeyenlerin yozlaştırdığı eğitim sistemi sonucunda felsefenin ne olduğunu bilmeden üniversite mezunu olmuş insanlar yetişmiştir. Eğitimsiz olan halk koşullandırılmış ve felsefeyi gereksiz görmüştür. Bunun sonucunda da düşünme yeteneğinden yoksun kuşaklar yetişmiş ve kendilerine her telkin edeni yapan insanlar türemiştir. Felsefe yapmak gerçek anlamıyla düşünmek ve gerçeği aramaktır ancak günümüzde halkın felsefe yapmakla kastettiği yabancı ya da eski sözcükler kullanarak, insanları etkilemek ve ikna etmek için yapılan anlamsız ve kafa karıştıran konuşmalar gelmektedir. Ayrıca ülkemizde liselerde okutulan felsefe dersleri çok yetersizdir. Dağların adlarını ve yerlerini unutulacağını bile bile ezberleten eğitim sistemi düşünmeyi öğretmeye neredeyse hiç yeltenmemiştir bile. Lise müfredatına zorâki koyulan felsefe dersi çoğu okulda felsefe tarihini geçemezken diğer okullarda çocukların kafasında soru işaretleri bırakmaktan başka bir işe yaramamıştır. Felsefeyle bu kadar olumsuz koşullar altında tanışan insanlar da doğal olarak felsefeyi sadece geçmek zorunda oldukları bir ders olarak görmektedir. Bu denli önemsenmeyen bir konuda da ancak birkaç kişi felsefeyle ileri düzeyde ilgilenmeyi düşünmektedir. Türk Felsefesinin Önünü Kapayan Etkenler: Türk felsefesinin önünü kapayan nedenlerin başında, yukarıda anlattığım gibi, felsefeye verilen önemin azlığı gelmektedir. Ayrıca insanların felsefenin ne olduğunu bilmemesi de başka bir önemli sebeptir. Türk felsefesinin önünü tıkayan en büyük etken bence her yerde olduğu gibi ülkemizde de tümellerdir. Ülkemizde insanların düşünüşlerini engelleyen tümeller diğer yerlere göre çok daha fazla sayıdadır. Ayrıca düşünmeyi teşvik etmeyen, ve öğretmeyen bir eğitim sisteminden dolayı Türk insanı tümelleri aşmakta normalden daha çok zorlanmaktadır. Bunun en güzel örneği ise ülkemizde komünistlerden en çok nefret eden insanların açlık seviyesinde asgari ücretle çalışan ya da işsiz insanlar olmasıdır. Platon’un mağara allergorisindeki ellerinden kelepçeler çıkarılınca yine güneşe bakamayan insanlarından oluşmaktadır bizim ülkemiz çünkü bizim halkımızda eleştiri kavramı gelişmemiştir ve halk toplumun yüzyıllar öncesi koyduğu şimdi tamamen saçma olan bir kurala hala körü körüne bağlanmaktadır. Sorgulamayı öğretmeyen bir eğitim sistemi felsefeye atılan çoğu kişinin düşünürken bir noktada tıkanmasına yol açmıştır. Ayrıca bildiğimiz gibi ülkemizde hala düşünce suçu diye bir suç vardır ve böyle bir ortamda sistemdeki bir bozukluğu görüp açıklamak suç kapsamına girebilecek bir şeydir. Kısacası tümelleri aşmayı başarmış bir insan gerçekleri görüp kendi fikrini açıklayarak sonunu getirebilmektedir. Ayrıca ekonominin de Türkiye’de felsefenin geri kalmasında çok önemi vardır. Eski uygarlıkları incelediğimizde, genelde felsefenin belirli bir kast sistemi olan uygarlıklarda geliştiğini görmekteyiz. İnsanların hayatlarında çeşitli öncelikler vardır. İnsandan insana bu öncelikler fark gösterir ama her insan önce karnını doyurmayı ve rahat bir şekilde yaşamayı düşünür. Hiç kimse karnı açken başka sorunlarını düşünmez çünkü karnını doyuramadığı takdirde ölecektir ve düşündüklerinin onun için bir anlamı olmayacaktır. Ayrıca düşünerek bir sonuca varabilmek için zaman gerekir ve çalışan bir insan genellikle bu zamanı bulamaz işte bu yüzden felsefe eski uygarlıklarda genelde aristokratlar arasında gelişmiştir. Yaşama kaygısı olan insanlar içinse kendilerinden başka konularda düşünmek angaryadır ve gereksizdir. İşte bu yüzden yaşamak için çalışan milyonlarca asgari ücretlinin olduğu bir ülkede düşünmek ve felsefe hiçbir zaman birinci sırayı almaz ve gayet doğal olarak delilerin işi olarak görülür. Karnını doyuramayan biri hiç bir zaman felsefe yapmayı düşünmez. Türk felsefesinin ilerlemesini yavaşlatan bir engel ise filozofların genelde yabancı olmasıdır. Felsefe ile ilgilenenlerin yaptığı okumalar genellikle çeviri eserler olduğu için anlamakta ve kavramakta bazı güçlükler yaşanmaktadır. Bazı kavramların Türkçe’de tam karşılığı bulunmamasından dolayı bu çevirilerde kavram kargaşası söz konusudur ve okur felsefecinin demek istediğini tam olarak anlayamaz. Türkçe felsefesinin geç başlamasından dolayı Türkçe felsefe alanında okuma yapmaya pek elverişli bir dil değildir. Felsefe yapmak için eserler yazıldığı dilde okumak en güzelidir ama bu da Türk felsefesinin gelişmesine fazla bir katkıda bulunmaz. Türk Felsefesinde Dinin Etkisi: Felsefeye tehlikeli bir gözle bakanlar, buna gerekçe olarak, felsefeye özgü yöntem ve etkenlik ile dine özgü inanç ve öğreti arasında köklü bir çelişkinin olduğunu öne sürüyorlar. Felsefe yapmak soru sormakla başlar ve insanın aklına gelen ilk sorulardan bir tanesi de evrenin düzenin nasıl oluştuğudur. Din bu konuda kesin bir bilgi vermektedir ve kaynağını tanrıdan aldığı için bu bilgi onlara göre karşı çıkılmazdır. İslâm tanrı konusunda ve tanrının yarattıkları hakkında fikir yürütmeyi yasaklamıştır. Kuran Allah’ın gücünü eşsiz olduğunu ve yapabileceklerini anlatmıştır ve Allah’ın insan beyni tarafından anlaşılamayacağını bu yüzden insanların Allah’ın ne veya nasıl olduğu hakkında düşünmemesi gerektiğini söylemiştir. Kısacası sorgulamaya elverişli bütün kapıları kapatmıştır. Felsefenin temeli olan soru sormakla bir yere varılamayacağı açıktır çünkü sorulan soruların cevabı yoktur çünkü insan beyni onu anlayamaz iş böyle olunca da felsefe yapmanın bir anlamı kalmaz. Kısacası insan aklına güvenirse Allah’ın varlığını yadsıyabilir ama Kuran’da yazanlara inanırsa da Allah’a inanır. Dinin felsefeye en büyük zararı dogmalardan oluşması ve insandaki sorgulayıcı yapıyı yok etmesidir. Eskiden Türk filozofları İslamdaki inançları düşüncelerle temellendirmeye çalışmışlardır ama bunun günümüz felsefesine fazla yararı olmamıştır çünkü eninde sonunda İslam felsefesi kavram yerine çeşitli imgelere dayanıyordu. Türk Felsefesi ile Türkçe: Bir ülkedeki felsefenin durumu, gidişi, gelişmesi o felsefenin ortaya çıktığı dile bağlıdır. Buna göre Türk felsefesi Türkçe ile kendini gösteren felsefedir. Türk felsefesinin geride kalmasının sebeplerinden biride budur. Ortaçağdaki Türk filozofları eserlerini Türkçe değil Arapça yazmışlardır. Genel kültür etkenleri ve o zamanki eğitim koşulları ve din koşulları düşünüldüğünde bu o kadar da anormal değildir ama günümüzde Türk felsefecileri eserlerini Türkçe yazmalıdır. Sonra bu eserleri yabancı dile çevirip yayımlayabilir. Bu eserin başarı kazanması Türkiye için ayrı bir övünç kaynağı olur. Türkçe’yi düzgün kullanamayan yazarların düşünceleri de anlaşılmaz hale gelir. Ayrıca Türk bir filozofun fikirleri ilk Türkçe’de şekillenir çünkü filozof bunları Türkçe düşünür. Bunun üzerine bunları yabancı bir dile çevirerek yazmak hem Türk felsefesinin hem de fikirlerinin bozulmasına yol açar. Felsefe Eğitimi: Tüm eğitim işlerinde olduğu gibi felsefe öğreniminde de ayrıntıların toptancılıklardan çok daha önemli, çok daha verimli olduğu, yararlı olabildiğidir. Buna göre ayrı ayrı gereksemelere uygun felsefe programlarının düzenlenmesi: çeşitli öğretim araçlarının, bu arada felsefe öğreten çeşitli üslup ve yazılıştaki yapıtların, mesela ders kitaplarının seçilmesi; öğretim malzemesinin sıra, içerik ve amaç yönünden saptanması gereklidir. Ayrıca felsefe kurumlarının zaman içinde gereksiz bilgiler veren kurumlar olmasını engellemek için sık sık denetlenmesi lazımdır. Felsefe eğitiminin zaman koşullarına ayak uydurarak kendini yenilemesi lazımdır. Felsefe eğitimi denilince ilk akla gelen şeyin felsefe bilinci olması gerekir. Tüm felsefe kurumları “Felsefe öğrenilmez, felsefe yapmak öğrenilir!” sözünden yola çıkarak eğitim vermelidir. Çünkü önemli olan felsefe tarihini bilmek değil, felsefe yapmayı ve düşünmeyi bilmektir. SONUÇ: Türkiye’nin felsefe alanında hızlı ilerlemesi için aşması gereken bir dolu engel vardır ama ilk olarak yapılması gereken düşünce özgürlüğünü elde etmektir. Özgür olarak düşünemeyen insan felsefe yapamaz. Gücü elinde tutanlar yerlerini garantilemek için senin düşüncene hükmedip senin düşünmeni engelliyorlarsa bu felsefeye vurulan en büyük darbedir ve düşünce özgürlüğü alınmadan hiçbir yere ulaşılamaz. Felsefenin kurtulması gereken ikinci şey ise din baskısıdır. Din bizim fikirlerimizi şekillendirmemelidir. İstediğimizi düşünmekte özgür olmalıyız. Tanrıya inanmamız hiçbir düşüncemizi etkilememeli. Tanrıya inanan bir bilim adamı Kuran’da yazanlara göre çalışsa ve sırf Kuran’da yazıyor diye sorgulamadan herşeyi kabul etse o zaman bilim olmazdı. Örneğin insanların topraktan geldiği kabul edilse Darwin’in teorisi hiçbir zaman için ortaya konamazdı. Aynı şey felsefe içinde geçerlidir dinin koyduğu tümeller bizim fikirlerimizi sınırlamamalıdır. Türkiye’de din dışında toplum baskısı da çok ağırdır. Toplum bireylerin düşüncelerini en çağdaş ülkelerde bile etkilemektedir. Amerikalı filozofların faydacı, Almanların idealist olması bunun en güzel örneğidir ama yine de tümellerden olabildiğince uzak durulmalıdır felsefe yapılırken. En iyi bildiğimiz şeye bile kuşkuyla yaklaşılmalıdır. Yapılması gereken en önemli şeylerden biri ise Türkiye’nin eğitim sistemini değiştirmektir. Lisede felsefe dersine daha çok önem verilmelidir. Haftada en az iki felsefe okuması yapılıp incelenmelidir. Çünkü insanlar ancak bu şekilde felsefe yapmayı öğrenir ve ancak bunun sonucunda Türkiye’de felsefe gelişebillir. | |
|
| | #5 (mesaj-linki) |
bilgi olarak felsefe İnsan sürekli varolanlarla ilişki içinde bulunmak zorundadır. Varlığını sürdürebilmesi bu ilişkiye bağlı bulunmaktadır. Canlılar arasında başkaları ile ilişki alanı en geniş olan insandır. Maddî ve manevî tüm ilişkileri sadece insan gerçekleştirebilir. Kendisi de dahil her şey varolanları oluşturur. Varolanların toplamı da varlıktır. Öğretim ve eğitim, insanla varolanlar arasındaki ilişkilerin bir türüdür ve bir bilgi sorunudur. İnsanın herhangi bir varolanla ilişki kurabilmesi ancak onu tanıması ile mümkün olur. Tanımak ise bilgi sahibi olmak demektir. Diğer ilişkiler bu tanımadan sonra gelir. Öyleyse insanın varolanlarla olan bütün ilişkileri bir anlamda insan faaliyetleri anlamına gelir. O halde insanın bütün faaliyetlerinin temelinde bilgi sorunu yatar. İnsan varolanların bilgisinin çok büyük kısmını öğretim yolu ile elde eder. Böylece öğretim fertlere varolanların bilgisini kazandırmada yapılan bir faaliyettir. İnsanlar, olay ve olgular karşısında daima bir tutum içinde bulunurlar. İnsanlara bir tutum kazandıran varolanlar hakkındaki bilgileridir. Yani öğrenimdir. Öğrenimi büyük ölçüde anlayan da öğretimdir. Eğitim ise, insanı herhangi bir tutum içine sokar. Öyleyse eğitimin bir amacı vardır. Bu da, ferde istenilen tutumu kazandırmaktır. Öğretimde bilgi seçimi vardır. Bilgilerin seçilmesi eğitimde amaçlanan tutuma göre olur. Öğretimde bilgi seçiminde zorunluluk vardır. Her bilgi türünde asırlardır yazılmış bilgilerin bir nesle öğretilmesi imkansızdır. Öğretimde bilgi seçiminin birinci sebebi bu imkansızlıktır. Bunun yanısıra bilgi seçimi raslantı ile olmaz. Öğretim yapacakta kazanılması istenen formasyon ve tutuma göre yapılacak seçim faydalı olur. İşte hedefi eğitim politikası belirler. Hedefe varmak için öğretimde hangi bilgilerin verilmesi gerektiği de eğitimci tarafından tayin edilir. Öğretimde önemli olan objektifliktir. Yani varolanın bilgisini doğru olarak vermektir. Herhangi bir amaç için verilecek yanlış bilgi yanlış hareketlere sebep olur. İnsan varolanı tanımada farklı yollar kullanır. Bu yüzden farklı bilgiler vardır. Felsefe de bu bilgiler arasında yer alan bir bilgi çeşididir. Fakat felsefe nedir? Nasıl bir bilgi türüdür? Bir tarafta Descartes, “Felsefesiz yaşamak gözü kapalı yaşamaktır” derken, bir tarafta da bir Fransız yazarı şöyle diyor: “İnsanlık için tehlike ne atom bımbasından ne de hidrojen bombasından gelir. Tehlike filozoftan gelmektedir.Bugün dünya; Batı-Doğu diye iki düşman kampa ayrılmış, birbirini yoketme hazırlığı ve yokolma korkusu içindedir. Arada asıl çarpışan filozofların fikirleridir. Bir tarafta Volter’ler, Rousseau’lar; diğer tarafta Marx’lar, Engels’ler… Büyük kitleler, bu filozofların adını bile duymadan onların fikirleri peşinde koşup düşman kamplara ayrılıyorlar. Demek ki bugün insanlığın içinde bulunduğu tehlike filozoftan kaynaklanıyor. O halde kurtuluş çözümlerini de ondan beklemek lâzım…” İşte böyle birbirine zıt hükümlerle değerlendirilen felsefe nedir? Fransız filozofu Jules Lachelier, felsefe öğrenimini tamamlayıp Toulous’a tayin ediliyor. İlk dersinde kendisine öğrencisi tarafında, “Felsefe nedir?” sorusu yöneltiliyor. O da, “bilmiyorum” cevabını veriyor, öğrencilerinin hayretleri arasında. Olay şehre yayılıyor. Her yerde alay konusu oluyor. Diyorlar ki; “Paris’ten bir öğretmen tayin edilmiş. Daha öğreteceği disiplinin ne olduğunu bilmiyormuş.” Sokrat’ın; “Bir şey biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğimdir” sözü ne kadar düşünmeye değer ise; Lachelier’nin, “Felsefe nedir?” sorusuna verdiği “bilmiyorum” cevabı o kadar anlamlı ve düşünmeye değerdir. Çünkü felsefenin kesin bir tanımını yapamayız. Fakat böyle bir disiplinin varolduğu kesindir. Başka inanç ve kanaatlere saygılı olmak ve onlara hak tanımak, kendi inanç ve kanaatine bağlı olmamak demek olmadığı gibi, bütün inanç ve kanaatler karşısında kayıtsız kalmak da demek değildir. Herhangi bir inanç ve kanaatine sıkı sıkıya bağlı olan kişi hoşgörü sahibi de olabilir. Öyleyse hoşgörülü, yani medenî insan yetiştirmek için felsefeye ihtiyaç vardır. Zaten felsefe yapmak insanın kaçamayacağı bir faaliyettir. İnsan tabiatı gereği, zorunlu olarak felsefe yapar. Bu konuda Aristo şöyle diyor: “Felsefe yapmak mı lazımdır diyorsunuz, o halde felsefe yapmak lazımdır. Felsefe yapmamak mı lazımdır diyorsunuz, bunu yapmak için yine felsefe yapmak lazımdır.” MODERN ÇAĞDA FELSEFENİN ETKİSİ On dokuzuncu yüzyıl felsefesi, bir anlamda, iki karşıt kamp arasındaki bir savaşım olarak değerlendirilebilir. Hegel gibi sanat, ahlâk, din, siyaset, tarih, edebiyat ve bilimi de kucaklayan bir felsefe inşa etmeye çalışanlarla, binlerce ayrı, özel sorunu araştıranlar kampı. Çağdaş felsefelerin altyapısı, bir yüzyıl süren siyasal, tarihsel, ekonomik, kültürel, toplumsal ve sanatsal alanlardaki olağanüstü değişikliklerdi. Geçmiş dönemlerde bu tür değişiklikler yavaş gelişir ve yüzyıllara yayılırken, yirminci yüzyılın ilk elli yılı öyle büyük değişikliklere sahne oldu ki, bunların anlamını tam olarak düşünmek için zaman yoktu. Birinci dünya savaşı yalnız süper güçler arasında bir savaş değildi. Viktorya çağının da bir sonuydu. Dört yıllık savaşım kadınların ekonomik ve siyasal alanlara girmesi sonucunu getirdi, on dokuzuncu yüzyılın ahlâk geleneğini yıktı, toplumsal kurtuluş adı altında gençler ana babalarına karşı başkaldırdı. Savaşın ekonomik sonuçları kimi ülkeler için yıkım getirirken kimilerine de refah getirdi. Amerika, ihtiraslı bir dönem geçirdi ve 1929 yılında etkisi bütün dünyada yankılanan büyük ekonomik bunalıma girdi. Ortaya çıkan işsizlerin saylarının küçümsenemeyecek kadar çok olması sosyalist ve kominist akımlara güç kattı. Bu akımların ruhsal yuvası 1917 devrimiyle ortaya çıkarılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ydi. Sosyalizm ve kominizmin güçlenmesi İtalya’da, Almanya’da ve İspanya’da dünyayı etkileyen büyük çatışmalara sebep oldu. Bundan sonra insafsız materyalistlerin ortaya çıktığını görüyoruz. Öyle akımlar vardı ki, madde ve mekanik öğretilerin etkisinde kalarak yaşamda hiçbir amaç ve umut bulamadılar. Bunun ardından ateizm boygösterdi. Marx’ın felsefesinin çıkış noktasında Hegel vardır. Genel olarak Hegel’den sonra büyük felsefe sistemlerinin sona erdiğini söylemek mümkün. Hegel’den sonra felsefe yepyeni bir yola girmiştir ve büyük kurgusal sistemlerin yerini “varoluşçu” ya da “eylemci” felsefeler almıştır. “Amaç dünyayı anlamak değil, onu değiştirmektir” derken Marx’ın kastettiği de budur. İşte onun bu sözleridir felsefe tarihinde çok önemli bir değişikliğe sebep olan. Marx’ın düşüncesinin hem pratik, hem de politik bir yanı vardır. Uygulamalı politika alanında ondan daha etkili olan bir başka filozofun varolmadığını söylemek yanlış olmaz. Marx’a göre insanların düşünce biçimlerini belirleyen, toplumda geçerli olan maddî ilişkilerdir. Bu tür maddî ilişkiler tarihin gidişini de belirlemektedir aynı zamanda. Ve tarihi ilerleten şey ekonomik güçlerdir. Neyin yanlış neyin doğru olduğunu toplumu yöneten sınıflar belirleyebilir. Hiçkimse bir başkasını doyurmak için çalışmamalıdır. Bu yüzden, “Bütün ülkelerin emekçileri birleşin” sloganı ile kominizm, toplum düzenlerini güç yoluyla yerlebir etme amacıyla yola çıkmıştır. Fakat dünya milletlerini galeyana getiren bu sistemler de yavaş yavaş çözülmeye başlamıştır. Çünkü bilgi yığını bir şey ifade etmez. Onun benimsenmesi, kabullenilmesi, adeta onun yaşanması lazımdır. Bütün bunların yanında insan tabîatına uygun bir bilgi olması gereklidir. Bu da şuna işaret eder: Öğretim tek başına yeterli değildir, eğitim şarttır. Eğitim edinilen bilginin, bilgi sahibinin hayatını etkilemesi, o bilgiyi hayatında tatbik edebilme hâlini kazandırmasıdır. Hayatın her döneminde etkili olan sistemler, yaşayış şekilleri, kültürler vesaire pek çok toplumsal olay felsefî düşüncelerin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Felsefe adının kullanılması ya da kullanılmaması bu gerçeği değiştirmez. Çünkü felsefe bir düşünce aritmetiğidir. Fakat herhangi bir amaç için verilecek yanlış bilgi yanlış hareketlere sebep olur.... | |
| |
![]() |
| Konu Araçları | |
Felsefe Nedir? Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| İslam Ansiklopedisi | tangozcan | Müslümanlık/İslamiyet | 21 | 1 Hafta Önce 09:18 |
| İnternet ve Yazılım Teknik Terimleri Sözlüğü | Asi-BeL | Internet/Bilgisayar Dünyası | 3 | 29-05-2008 18:25 |
| Sigorta Nedir? Sigorta Hakkında | NihLe | Ekonomi | 1 | 17-11-2007 16:03 |
| Zihin-Beden Sahte Zıtlığı | inloVe | Felsefi Mevzular | 1 | 16-11-2006 13:40 |
| Osmanlı'da Felsefe | ThinkerBeLL | Osmanlı İmparatorluğu | 0 | 22-10-2006 19:36 |
| |||||
| vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc. Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler. Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız. If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately. | |||||