| | #1 (mesaj-linki) | |
| Hac ve Umrenin Yapılışı a) Hac ve umre menâsiki ihrama girmekle başlar. İhrama girmeden önce tırnaklar kesilir, koltuk altı ve kasık kılları temizlenir, gerekiyorsa saç, sakal tıraşı olup bıyıklar düzeltilir. Mümkünse gusledilir veya abdest alınır. Gusül, abdestten efdaldir. Su yoksa veya kullanılamıyorsa, teyemmüm yapılmaz; çünkü bu abdest ve gusül, beden temizliği içindir. Bu sebeple abdestli olanlara ve özel hallerinde bulunan kadınlara da sünnettir. Bu hazırlıktan sonra erkekler, üzerlerindeki bütün giysilerden soyunup izâr ve ridâ denilen iki parça ihram örtüsüne, usulüne göre sarınırlar. Başları açık, ayakları çıplaktır. Ancak ayaklarına topukları ve mümkün olduğunca üzerleri açık ayakkabı veya terlik giyebilirler. Kadınlar normal elbise ve kıyafetlerini değiştirmezler. Onların her türlü giyim eşyası, kapalı ayakkabı, çorap ve eldiven giymelerinde bir sakınca yoktur. Yalnızca yüzlerini örtmemeleri gerekir. Kerâhet vakti değilse, iki rek‘at ihram namazı kıldıktan sonra niyet ve telbiye yapılarak ihrama girilir. İfrad haccı yapacak olanlar, "Allahım, senin rızânı kazanmak için haccetmek istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul buyur!" diyerek sadece hacca niyet eder ve telbiye yaparlar. Temettu‘ haccı yapacak olanlar, "Allahım, senin rızânı kazanmak için umre yapacağım, onu bana kolaylaştır ve benden kabul eyle!" diyerek sadece umreye niyet eder ve telbiye yaparlar. Kırân haccı yapmak isteyenler ise, "Allahım, senin rızânı kazanmak için umre ve hac yapmak istiyorum. Bunların edâsında bana kolaylık ver ve her ikisini de kabul buyur!" diyerek hem umre, hem de hacca niyet edip telbiye söylerler. Niyet ve telbiyenin yapılmasıyle ihrama girilmiş ve ihram yasakları başlamış olur. Telbiye, tekbir, tehlîl ve salavât-ı şerife söyleyerek yolculuğa devam edilir. Telbiye, ihram süresince her fırsatta söylenir. Özellikle zaman, mekân ve durumda yenilik ve değişiklik olduğunda, yokuşta, inişte, kafilelere rastlayışta, farz namazlardan sonra, seher vakitlerinde söylenmelidir. Telbiyeyi her söyleyişte üç defa tekrarlamak, sonra tekbir, tehlîl ve salavât-ı şerife okumak müstehaptır. Telbiye hacda bayramın ilk günü Akabe Cemresi’ne taş atmaya başlamakla, umrede ise, umre tavafına başlamakla biter; daha sonra yapılmaz. Mekke'de kalınacak yere yerleşip mümkünse boy abdesti, değilse abdest alındıktan sonra telbiye söylenerek Harem-i şerif’e gidilir. Beytullah görülünce üç defa tekbir ve tehlîl getirilip dua edilir. Farz namaz kılınmıyorsa hemen tavafa başlanır. b) İfrad haccında ilk yapılacak tavaf "kudüm tavafı", temettu‘ ve kırân haccında ise "umre tavafı"dır. Temettu‘ ve kırân haccında umre tavafından sonra umrenin sa‘yi yapılacağı için tavafta "ıztıbâ‘" ve "remel" yapılır. İfrad haccında ise, şayet hac sa‘yi kudüm tavafını takiben yapılacaksa, tavafta ıztıbâ‘ ve remel yapılır, aksi halde yapılmaz. Müsait yer varsa, makam-ı İbrâhim'in arkasında, orada yer yoksa, uygun başka bir yerde tavaf namazı kılınıp dua edildikten ve zemzem içildikten sonra temettu‘ ve kırân haccı yapanlar umre sa‘yini; ifrad haccı yapanlar ise, isterlerse hac sa‘yini yaparlar. İfrad haccı yapanlar, hac sa‘yini ister yapsınlar ister yapmasınlar tıraş olmazlar ve ihramdan çıkmazlar, ihramlı olarak kalırlar. Temettu‘ haccı yapanlar mîkatta sadece umreye niyet ettikleri için umrenin sa‘yi tamamlanınca, tıraş olup ihramdan çıkarlar. Tekrar hac için ihrama girinceye kadar Mekke'de ihramsız kalırlar. 8 Zilhicce (terviye) günü veya isterlerse daha önce hac için tekrar ihrama girerler. Hac için ihrama girdikten sonra yapacakları nâfile bir tavafı takiben isterlerse hac sa‘yini Arafat'a çıkmadan önce yapabilirler. Bu takdirde, ziyaret tavafından sonra sa‘y yapmazlar. Kırân haccı yapanlar, ihrama girerken hacca da niyet ettikleri için umre sa‘yindan sonra tıraş olmazlar ve ihramdan çıkmazlar. Bunlar umre sa‘yi bitince, gerekiyorsa biraz dinlendikten sonra ayrıca kudüm tavafı yapıp tavaf namazını kılarlar. Hac sa‘yini isterlerse bu kudüm tavafının arkasından, isterlerse ziyaret tavafından sonra yaparlar. Peşinden sa‘y yapılacak tavafta ıztıbâ‘ ve ilk üç şavtta remel yapılır. c) İster ifrad, ister temettu‘, ister kıran yapsınlar, bütün haccedenler terviye (8 Zilhicce) günü Mekke'den ayrılıp Mina'ya veya Arafat'a geçerler. d) Hac Menâsikinin Eda Edildiği Günler Hac menâsiki yoğun olarak 8-13 Zilhicce arasındaki altı gün içinde eda edilir. Bu günlerden her birinde yapılan menâsik özetle şöyledir: 1. Terviye günü (8 Zilhicce). İster ifrad, ister temettu‘, ister kırân haccı yapsınlar, bütün haccedenler terviye günü sabah namazından itibaren Mina'ya veya Arafat'a intikale başlarlar. Terviye günü öğle namazından arefe günü sabah namazına kadarki beş vakit namazı Mina'da kılmak ve geceyi orada geçirip güneş doğduktan sonra Arafat'a hareket etmek sünnettir. 2. Arefe günü (9 Zilhicce). Arafat'ta zeval vaktine kadar çadırlarda dinlenilir ve ibadetle meşgul olunur. Zeval vaktinden sonra, mümkünse gusledilir. Öğle ve ikindi namazları cem‘-i takdîm ile kılındıktan sonra vakfe yapılır. Bütün gün telbiye, tekbir, tehlîl, zikir, tesbih, salavât-ı şerife, dua, namaz-niyaz, tövbe-istiğfar, Kur'ân-ı Kerîm tilâveti gibi ibadetlerle değerlendirilir. Resûlullah "Bugün gözüne, kulağına ve diline sahip olanın geçmiş günahları bağışlanır" (Müsned, I, 329, 356) buyurmuştur. Güneş battıktan sonra akşam namazı kılınmadan Arafat'tan Müzdelife'ye intikal başlar. Akşam ve yatsı namazları, yatsı vakti girdikten sonra, Müzdelife'de cem‘-i tehîr ile kılınır. Bayram gecesi burada ibadet ve istirahatle geçirilir. Şeytan taşlamada kullanılmak için yeteri kadar taş toplanır. 3. Bayramın ilk günü (yevm-i nahr; 10 Zilhicce). a) Vakti girince sabah namazı Müzdelife'de erkence kılınır. Namazdan sonra ortalık aydınlanıncaya kadar vakfe yapılır. Dua, niyaz ve istiğfar edilir. Ortalık iyice aydınlanınca, güneş doğmadan Mina'ya hareket edilir. b) Mina'da eşyalar çadırlara yerleştirildikten sonra Akabe Cemresi’ne gidilir. Her birinde "Bismillâhi Allahüekber, rağmen li'ş-şeytâni ve hizbih" denilerek yedi taş atılır. İlk taşın atılması ile telbiye biter. Bundan sonra artık telbiye yapılmaz. c) Daha sonra Harem bölgesi sınırları içinde kurban kesilir veya vekâlet yolu ile kestirilir. Temettu‘ ve kırân haccı yapanların şükür kurbanı kesmeleri vâciptir. İfrad haccı yapanların kurban kesmeleri gerekmez; isterlerse nâfile olarak keserler. d) İfrad haccı yapanlar Akabe Cemresi’ne taş attıktan sonra; temettu‘ ve kırân haccı yapanlar ise kurbanlarını da kestikten veya kestirdikten sonra, saç tıraşı olup ihramdan çıkarlar. Böylece cinsel ilişki dışındaki diğer bütün ihram yasakları kalkar. Cinsel ilişkiyle ilgili yasak ise ancak ziyaret tavafı yapılınca kalkar. Haccedenler bizzat kendi saçlarını kesebilecekleri gibi birbirlerini de tıraş edebilirler. Tıraş olabilecek duruma gelmiş olan bir ihramlının henüz kendisi tıraş olmadan başka bir ihramlıyı tıraş etmesinde bir sakınca yoktur. e) Aynı gün imkân olursa, Mekke'ye inilerek ziyaret tavafı yapılır. Daha önce hac sa‘yini yapmamış olanlar ziyaret tavafından sonra hac sa‘yini de yaparlar. Ziyaret tavafının bayramın ilk günü yapılması efdaldir. O gün yapılamazsa daha sonra yapılır. Bu tavafın en geç bayramın 3. günü güneş batmadan önce yapılması Ebû Hanîfe'ye göre vâcip, diğer müctehidlere göre ise sünnettir. f) Ziyaret tavafı bayramın ilk günlerinde yapılmışsa, tavaftan sonra tekrar Mina'ya dönüp şeytan taşlama günlerinde Mina'da gecelemek, Hanefîler'e göre sünnet, diğer üç mezhepte ise vâciptir. 4. Bayramın 2, 3 ve 4. günleri (11, 12 ve 13 Zilhicce). a) Bayramın 2 ve 3. günleri zeval vaktinden sonra sırayla Küçük, Orta ve Akabe cemrelerine yedişer taş atılır. Küçük ve Orta cemrelere taş attıktan sonra uygun bir yere çekilerek dua edilir. Akabe Cemresi taşlandıktan sonra ise dua için artık durulmayıp orası hemen terkedilir. Bu iki gün zevalden önce "şeytan taşlama" yapılmaz. b) Bayramın 4. günü cemrelere taş atmayacak olanların, o gün fecr-i sâdıktan yani tan yeri ağarmaya başlamadan önce Mina'dan ayrılmış olmaları gerekir. Bunların 3. gün henüz güneş batmadan Mina sınırları dışına çıkmaları sünnet; güneş battıktan sonra ayrılmaları mekruhtur. 4. gün tan yeri ağarmaya başlamadan Mina'dan ayrılmamış olanların o gün de her üç cemreye yedişer taş atmaları gerekir. Ancak Ebû Hanîfe'ye göre, 4. gün taşların fecr-i sâdıktan itibaren zevalden önce atılması da câizdir. 4. gün taşlar atıldıktan sonra Mina'dan Mekke'ye inilir. c) Âfâkýler, Mekke'den ayrılmadan önce vedâ tavafı yaparlar. Böylece hac tamamlanmış olur. e) Hacda Kadınlar Hac ve umre menâsikinde kadınların erkeklerden ayrıldıkları hususlar, aşağıdakilerden ibaret olup diğer hususlarda aralarında fark yoktur. 1. İhramlı iken elbise, çorap, eldiven, kapalı ayakkabı, mest, çizme ve her türlü giyim eşyası giyebilirler. Başlarını örterler, sadece yüzlerini örtmezler. 2. Telbiye, tekbir ve dua yaparken, seslerini fazla yükseltmezler. 3. Tavafta ıztıbâ‘ ve remel, sa‘yde ise hervele yapmazlar. 4. İhramdan çıkmak için saçlarını tıraş etmezler, uçlarından biraz keserler. 5. Erkekler arasında sıkışmamak için Hacerülesved'i uzaktan istilâm ederler. 6. Hacdan sonra aybaşı veya loğusa iken Mekke'den ayrılırlarsa vedâ tavafı sâkıt olur. 7. Özel hallerini görmekte olan kadınlar, tavaftan başka, haccın bütün menâsikini bu halleriyle yapabilirler. Hayız ve nifas denilen özel durumları sebebiyle farz olan ziyaret tavafını eyyâm-ı nahrdan yani bayramın ilk üç gününden sonra yapmak veya vedâ tavafını terketmekle kendilerine ceza gerekmez. Bu haliyle ziyaret tavafı yapmaları da Hanefîler'e göre geçerlidir. Bu durumda ceza kurbanı kesmesi gerekir. Hayız veya nifas halindeki bir kadın kudüm veya umre tavafını yapmadan Arafat'a çıkmak ve vakfe yapmak zorunda kalırsa; a) İfrad haccı yapmak üzere sadece hac için ihrama girmişse, temizlendikten sonra ziyaret ve vedâ tavaflarını yapar. Sünnet olan kudüm tavafının terkinden dolayı bir şey gerekmez; haccı tamam olur. b) Temettu‘ haccı yapmak üzere sadece umre için ihrama girmişse, Hanefîler'e göre Arafat'a çıkarken hac için niyet ve telbiye yaparak umre ihramını iptal eder. Hacdan önce umre yapmadığı için ifrad haccı yapmış olur; şükür kurbanı kesmesi gerekmez. Hacdan sonra iptal ettiği umreyi kazâ eder ve iptal ettiği için ceza kurbanı keser. Diğer mezheplere göre hac için niyet ve telbiye yapmakla umre ihramı bozulmaz, hac ihramı ile birleşmiş sayıldığından kırân haccı yapmış olur ve kırân hedyi kesmesi gerekir. Fakat hacdan sonra önceden yapılamayan umrenin kazâsı için ayrıca tavaf ve sa‘y gerekmez. Hac için yapılan tavaf ve sa‘y umre için de yeterli olur. c) Kırân haccı için ihrama girmişse, Hanefîler'e göre, umre tavafından önce Arafat’ta vakfe yapmakla umresi bozulmuş sayıldığından ifrad haccı yapmış olur. Şükür kurbanı kesmesi gerekmez. Fakat hacdan sonra bozulan umreyi kazâ eder ve bozduğu için bir ceza kurbanı keser. Diğer mezheplere göre, umre tavafını yapmadan Arafat'ta vakfe yapmakla umre bozulmuş olmaz. Yapılan hac yine kırân haccı olur ve şükür kurbanı kesmek gerekir. Hacdan sonra, önceden yapılamayan umrenin kazâsı için ayrıca tavaf ve sa‘y gerekmez. Hac için yapılan tavaf ve sa‘y umre için de yeterli olur. Son Düzenleyen asla_asla_deme; 30-07-2009 @ 17:16. | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Hac ve Umrenin Amacı Hac ve Umrenin Amacı İbadetler öz ve amacı itibariyle kulun yaratanı ve O'nun üstün kudreti karşısında aczini itiraf etmesi, kendini kuşatan sonsuz zaman dilimi, uçsuz bucaksız var-lıklar âlemi içinde konumunu bilip ona göre tavır alması ve bu ruh hali içinde O'nunla iletişim kurması demek olduğundan neticede bireyin mutluluğuna, bireyin kendi-sini tanımasına, kendisiyle ve toplumla barışık yaşama-sına, bunun devamında da toplumsal huzur ve barışın ku-rulmasına hizmet eder. İbadetlerin taşıdığı hikmetler bu sıra dahilinde özetlenebilirse de, bir dine mensup olan-ların yeryüzünde tek bir cemaat oluşturarak yılda bir defa belli bir yer ve zamanda birlikte ibadet etmesi demek olan hac ibadetinde durum biraz daha farklıdır. Kutsal zaman ve mekân inancı hemen bütün dinlerde mevcuttur ve esasen haccın temelinde, ulûhiyyetin her-hangi bir yerde tecellîsine ilişkin inanç yatar. İslâm dininde de, kutsal mekân ve zaman telakkisi hac ibadeti bünyesine yerleştirilmiştir. Hac sözcüğünün "kasıt, yöneliş ve yürüyüş" anlamına gelmesi, bir bakıma hac ibadetine saygınlık ve kutsiyet atfedilen birtakım özel mekânlar üzerinden Allah'a yü-rünmesi şeklinde sembolik bir mahiyet kazandırır. Kur'ân-ı Kerîm'de özellikle hac törenleri, bu törenlerin yapılacağı zaman ve yerlere ilişkin olarak kullanılan "haram aylar, belde-i haram, hurumâtullâh, şeâirullah" vb. ifadeler, sembolik saygınlık ve kutsiyet ifadeleri-dir (meselâ bk. el-Mâide 5/1, 2; el-İsrâ 17/1; el-Kasas 28/57; el-Ankebût 29/67). Haccın nostaljik boyutu, inanan bir kimsenin inanç kökleriyle bağlantısını tazelemesi bakımından önemlidir. Müslümanlık açısından düşünüldüğünde İslâm peygamberinin ve arkadaşlarının tevhid ve adaleti hâkim kılma mücade-lesi, bu süreçte yaşanmış acı tatlı anılar, âdeta bir film şeridi gibi bu kutsal mekânları ziyaret eden kişi-nin gözünün önünden geçer. Bu nostalji, inanan kişiye daha yoğun bir dinamizm kazandırır ve daha üst düzeyde bir sahiplenme şuuru verir. Haccın lâhûtî boyutu, mahşeri andırmasıdır. Farklı dil, ırk, bölge ve kültürlere, sosyal konum ve ekonomik güce sahip insanların eşit statüde ve aynı renk ve tip elbiseler içinde toplanması, akın akın koşuşturması ve topluca ibadetler etmesi, bir bakıma âhirette yaratıcı-nın huzurunda dirilişi ve toplanışı hatırlatır. Hac mü-mini âhiretteki bu diriliş ve toplanmaya hazırlar, bu bilinci kazanmasında ona yardımcı olur. Gerçekten de hac ibadetinde müslüman, İslâm'a gönül vermiş olmanın mutluluğunu ve hazzını daha yakından idrak eder, yeryüzündeki bütün müslümanlarla birlikteliğin ve kardeşliğin kolektif şuuruna erer. Dünyanın çeşitli böl-gelerinden âdeta her biri bir temsilci ve gözlemci sıfa-tıyla Mekke'ye akın eden müslümanlar, mîkat denilen be-lirli sınırlarda dünyayı, dünyevî farklılığı, hatta ben-cilliği ve ihtirasları temsil eden elbiselerini çıkarıp hepsini eşitleyen, birleştiren, onları dünya Müslümanlığının bir üyesi olmanın bilincine erdiren ihram elbisele-rini giyerler. Artık "ben" yok, "biz" vardır. Müminler bir ufuktan diğerine akan beyazlar seli içinde yok olur, âdeta ölmeden önce ölümü ve âhiret hayatını yaşarlar. İhram, kişinin kendini geçici kaygı ve bağımlılıklardan kurtarışının sembolüdür. İhram süresince toplumsal barışı ve bütünlüğü bozucu, bencilliği uyandırıcı, geride bıra-kılan geçici haz ve menfaatleri hatırlatıcı mahiyetteki her türlü eşya ve fiiller yasaklanmıştır. Arafat vakfesi, insanın dünyaya ayak basışını ve kıya-mette Allah'ın huzurunda bekleyişini hatırlatır. Hac ru-hun Allah'a yükselişini temsil ettiğinden, Kâbe hedef de-ğil, belki sonsuzluğa ve bu mânevî atmosfere geçişin baş-langıcıdır. Kâbe etrafında dönerek gerçekleştirilen ta-vaf, kâinatın ve yaratılışın özeti, teslimiyetin ve ilâhî kadere boyun eğişin sembolü sayılır. Koşmak anlamına ge-len sa‘y, bir canlılık, bir arayıştır, esbaba tevessül-dür. Hacda dıştan bakıldığında sembolik davranışlar şek-linde gözüken her ibadetin ve şeklin bir anlamı, mümini eğitici ve bilinçlendirici bir yönü vardır. Hac ibadeti esnasında bu anlam ve bilinci yakalayabilen, haccın hik-metlerine nüfuz edebilen müminler, eski hata ve günahla-rından arınarak hayata yeni bir canlılık ve şuurla döner-ler. Hac onların hayatında kalıcı etkilere sahip bir dö-nüm noktası olur. Müminin yükümlülük şartları gerçekleş-tiğinde bir an önce hacca gitmesinin tavsiye edilmiş ol-masının bir anlamı da budur. Esasen hac ibadeti, bir ba-kıma, hem İslâm'daki diğer ibadetlerin topluca ve bir a-rada sergilenişi görünümündedir, hem de namaz, oruç ve zekât ibadetlerinden izler taşır. Hacca giden mümin, na-mazlarda yönelip durduğu Allah’ın evine bizzat gelmiş, namazda yaşadığı Allah'la buluşma şuurunu daha yakından hissetmeye başlamıştır. İhrama girmek, namazdaki iftitah tekbiri mesabesindedir; her ikisinde de dünya arkada bı-rakılmaktadır. İhramlının özel günlerde birtakım dünyevî zevklerden geri durması da oruç ibadetini çağrıştırır. Hac bir yönüyle de toplumsal bütünleşme, kaynaşma ve a-rınmanın bir anlamda üniversal çapta gerçekleştirilmesidir. Peygamberimiz’in, Allah rızâsı için hacceden ve haccın özel günlerinde cinsel ilişkiden ve diğer yasaklardan sakınan kimsenin anasından doğduğu gün gibi günahlarından arınmış olarak memleketine döneceği şeklindeki ifadesi (Buhârî, “Muhsar”, 9-10; Müslim, “Hac”, 438), haccın her bakımdan bir büyük arınma oluşuyla ilgi-lidir. Haccın dünyevî-insanî boyutu da vardır. Hac başta i-nananların bir güç gösterisi mahiyetindedir. Hacda dün-yanın dört bir tarafından gelen müslümanlar, hem daya-nışma ruhunu daha derinden ve daha coşkulu hissetmiş hem de birbirlerinin yanında ve arkasında olduklarını, bir-birlerini desteklediklerini münasip bir dil ile başkala-rına göstermiş olurlar. Hac bu dayanışma ruhunun canlı tutulmasının bir vesilesidir. Görüşüp tanışmaya vesile olması yanında hac, bir yönüyle de üretilen bilginin tanıtımının yapılacağı uluslararası bir fuar içeriği de taşır. Hac esnasında günlük giysilerinden soyunup, bembeyaz lekesiz ihram örtülerine bürünen müslümanlar, her türlü gösteriş ve alâyişten uzaklaşmayı, ziynet ve servetle böbürlenmemeyi, insanlar arasındaki eşitliği, ölümü ve ötesini hatırlamayı fiilen yaşayıp öğrenmeleri yanında, kötü arzu ve alışkanlıklarından da sıyrılıp, tertemiz yeni bir yaşayışa başlama iradesini de sergilerler. İh-ramlı için konulan yasaklar, hiç kimseye hatta haşerele-re bile zarar vermeme, bütün yaratıklara şefkat ve mer-hamet, zorluklara sabır, kısaca kişiye düzenli ve disip-linli yaşama melekesi kazandırır. Böylece hac farîzasını eda eden müslümanlar, Allah'ın hoşnutluğunu kazandıkları gibi çevresindekilere faydalı olma, hiç değilse zarar vermeme alışkanlığı kazanmış olurlar. Hz. Peygamber işte bu anlayışla haccedenler için "Kim Allah için hacceder de (bu esnada, Allah'ın rızâsına uymayan) kötü söz ve davra-nışlardan ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, (kul hakkı müstesna) annesinin onu doğurduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak hacdan) döner" (Buhârî, “Hac”, 4; Müslim, “Hac”, 438) buyurmuştur. Haccın sebebi ve namazlarda kıblegâhımız olan Kâbe, yeryüzünde Allah'a ibadet için yapılan ilk binadır. Al-lah'ın emri ile Hz. İbrâhim ve oğlu Hz. İsmâil tarafın-dan Mekke'de yapılmıştır. İnşaat tamamlandıktan sonra, Cibrîl (a.s.) tavafın ve haccın nasıl yapılacağını fii-len göstermiş; Hz. İsmâil de bunu Hicaz halkına ögretmiştir. Hz. İbrâhim'den sonra müşrikler tarafından haccın zamanı ve eda edilişi üzerinde yapılan tahrif ve değişiklikler, Resûl-i Ekrem'in Vedâ haccındaki uygula-ması ile tekrar aslî haline dönmüştür. Hz. Peygamber bu haccında İslâmî haccın nasıl yapılacağını amelî olarak göstermiş, hataları düzeltmiş ve "Hac menâsikini benden alın, benden gördüğünüz gibi yapın" (Müslim, “Hac”, 310) buyurmuştur. Bununla birlikte, Hz. Peygamberin bu uygulamasında hangi fiil ve alt ibadetlerin hac ibadetinin aslî ve talî unsurları olduğu, terkedildiğinde nasıl telâfi edi-leceği konusu ayrıntıyla belirtilmediği için, bu husus daha sonraki dönemlerde fakihler arasında tartışmalı kalmış, her bir fıkıh mektebi kendi bakış açısına göre bir değerlendirme yapmıştır. Haccın rükün ve şartları, vacip ve sünnetleri, hac yasaklarının ihlâli halinde ne gerekeceği konularındaki farklı ictihadlar, esasen bu değerlendirme farklılıklarını yansıtır. Öte yandan hac ibadeti içinde yer alan ve bir kısmı sembolik davranış-lardan ibaret olan fiiller (menâsik), çoğunluk itibariy-le Hz. Peygamber'den görüldüğü şekliyle yapılması gerek-tiğinden taabbudî nitelikte ise de, bir kısmı o günkü şart ve imkânlarla da alâkalı emir ve tavsiyelerdir. Böyle bir ayırım da hac ibadetinin ifası konusundaki görüş ayrılıklarına zemin hazırlamıştır. | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| Haccın Şartları Haccın Şartları Hac ibadetiyle yükümlü olmak için genel olarak bütün yükümlülükler de öngörülen Müslümanlık, akıl ve bulûğ şartı yanında, ayrıca hac yapmaya bedenî ve malî imkânların yeterli olması da şarttır. Beden ve malî imkânın yeterli düzeyde bulunmasına literatürde, yapabilme, güç yetirebilme anlamında istitâat denilir.Ayrıca kişinin hac ile yükümlü sayılabilmesi ve hac yükümlülüğünün zimmetinde borç olarak sabit olabilmesi için belirtilen dört şarta ilâve olarak, bu farîzayı yerine getirecek vakte erişmiş olması da gerekir. Belirtilen tüm şartları taşıdığı halde, bu tarihten itibaren haccı ifaya elverişli zaman bulamadan yani hac mevsimine erişemeden ölen kişi hac ile yükümlü olmadan ölmüş kabul edilir. İstitâat, teknik ifadesiyle söylenecek olursa, haccın vücûb şartıdır. Hac, sadece Kâbe ve civarında belirli günlerde eda edilen bir ibadet olduğu için hac yükümlülüğü bedenî ve malî imkânların yeterli olması şartına bağlanmıştır. İslâm dini, diğer mükellefiyetlerde olduğu gibi, hac ibadetinde de mükellefin durumunu dikkate almış ve ona güç ve imkânlarının üzerinde bir yük yüklememiştir. Hac yükümlülüğü için istitâatın şart olduğu konusunda mezhepler arasında görüş birliği olmakla beraber istitâatin ne anlama geldiği konusunda bir birlik yoktur. Mezhep imamları ve müntesipleri, âyette geçen istitâat kavramını farklı şekillerde anladıkları için aralarında, haccın yükümlülük ve eda şartlarının tesbitinde bazı farklılıklar doğmuş, bu bakımdan bir kısmının yükümlülük şartı olarak kabul ettiği bir şey diğerinde eda şartı olmuştur. İstitâat denilen yapabilme güç ve imkânı, hac yolculuğuna çıkacak kişinin gidip dönünceye kadar kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin geçimlerini sosyal seviyelerine uygun olarak sağlayacak malî güce ve hac için yeterli zamana ve malî güce sahip olması anlamına gelmektedir. | |
|
| | #4 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Hac ve Umrenin Yapılışı Haccın Farz Olmasının Şartları 18- Bir kimseye haccın farz olması için sekiz şart vardır. Şöyle ki: 1) Müslüman olmalıdır. Gayri müslimler hac ile mükellef değildir. Buna göre bir gayri müslim hac yaptıktan sonra müslüman olsa, diğer şartlar bulununca yeniden hac etmesi gerekir. Yine, bir mü'min hac ettikten sonra -Allah korusun- dinden çıkıp da sonra tevbe ederek İslâmiyete dönünce, diğer şartlar bulununca tekrar hac etmesi gerekir. 2) Buluğa ermiş olmalıdır. Bir çocuk, aklı başında ve kâr ile zararı ayıracak durumda da olsa, hac ile mükellef olmaz. Onun yapacağı hac nafile olur. Onun için buluğ çağına erer de hac şartlarını toplarsa, tekrar hac etmesi gerekir. Velisi ile beraber hacda bulunan çocuğa, velisi hac işlerini yaptırır. Taşları attırır, tavaf yaptırır ki, büyüyünce görevini daha iyi yapabilsin. Bu taşlamayı çocuk terk etse, bundan bir şey gerekmez. Çünkü çocuğa hac vacib değildir. 3) Akıl sahibi olmalıdır. Deli olanlar hacla yükümlü değillerdir. Bunlar iyileşir de hac şartlarını elde ederlerse, o zaman hac etmeleri gerekir. 4) Hür olmalıdır. Köleler ve cariyeler hacla yükümlü değillerdir. Bunların yaptıkları haclar birer nafiledir. Bunlar azad edildikten sonra diğer şartlara sahib bulundukları takdirde hac etmeleri gerekir. 5) Haccın farz olduğunu bilmiş olmalıdır. Şöyle ki: Küfür diyarında (dâr-ı harbde) gayri müslimlere ait bir memlekette bulunup İslâmı kabul eden kimse, haccın farz olduğunu bilmedikçe,hac ile yükümlü olmaz. Fakat İslâm ülkesinde böyle bilmemezlik özür sayılmaz. Onun için İslâm yurdunda bulunan bir gayri müslim, haccın farz olduğunu bilsin veya bilmesin, ihtida eder de, hac şartlarına sahib bulunursa, hac ile mükellef olur. 6) Hac görevine güçlük olmaksızın gidip yerine getirmeye yeterli bir vakit bulunmalıdır. Bunun için bir kimse görevi için diğer şartlara tamamen sahip olduğu tarihten itibaren bu görevi yerine getirmeye elverişli bir vakit bulmadan ölürse, bu farzla mükellef tutulmaz. 7) Hicaz'a gidip gelinceye kadar kendisinin ve aile halkının âdete göre nafakaları bulunmalıdır. Temel ihtiyaçlardan sayılan malların bulunması ile hac farz olmaz. Fakat ihtiyaçtan fazla gelir getiren bir mal veya eşya bulunsa, bunları satıp hac etmek gerekir. Bir evde kira ile oturmak da, haccın farz olmasına engel değildir. Temel ihtiyaçlar için zekât bölümüne bakılsın!.. 8) Kendi durumuna uygun binek vasıta ve yolda yapacağı harcamaları karşılayacak parası bulunmalıdır. Buna Rahiliye, Zadü-t Tarika (yol azığına sahib bulunmak) denir. Şöyle ki: Hac için yol azığına ve bilinecek vasıtaya gücü yeter olması şarttır. Bu kudretin hac aylarında veya herkesin buluduğu yerde hacıların âdet üzerine hacca gidecekleri zamanda bulunması gerekir. Bu esnada temel ihtiyaçlardan başka hacca yetecek kadar mala sahib olan kimsenin, diğer şartlara da sahib olması halinde, ona hac farz olur. Bu malı başka yere harcayamaz. Harcarsa, hac üzerinde borç kalmış olur. Fakat bu zamandan önce elde edilen mal, bundan önce istenilen yere harcanabilir. Bundan dolayı kendisine hac görevi vacib olmuş sayılmaz. Meselâ: Muharrem ayında hacca yetecek kadar malı olan kimse, bunu bir iki ay içinde başka bir yere harcayıp da, memleketinde hacca gidilmesi âdet olan bir zamanda elinde mal kalmamış olsa, kendisine hac farz olmuş olmaz. Ödünç ve ikram suretiyle verilen azık ve binek yeterli sayılmaz. Bu ikram minnet altında bırakmayacak kimseler tarafından olsa bile hüküm aynıdır. Onun için Hac etmek üzere yapılan bir malı kabul etmek her halde gerekmez. Bununla beraber Mekke-i Mükerreme'ye on sekiz saatten yakın bulunan yerlerdeki müslümanlar için yaya yürümeye güçleri olunca binek bulunması şart değildir. (İmam Malik'e göre, azık ve binit için yeterince imkâna sahib olmak şart değildir. Bu konuda Mekke'ye gidip en düşük şartlarla hac işlerini yerine getirmeğe imkân bulunması yeterlidir. Onun için fazla güçlük bulunmaksızın yaya olarak veya kira ile karşılayabileceği bir binek ile hac etmeğe ve yiyecek harcamalarını sanatı ile yolda yürüdükçe elde etmeğe gücü olan bir müslümana canı ve malı için bir tehlike yoksa, hac farz olur. Yurdunda ailesine bir nafaka bırakıp bırakmaması fark etmez. Ancak nafakasız kalmakla helak olmaları korkusu olunca, o zaman hac ile yükümlü olmaz.) | |
|
| | #5 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Hac ve Umrenin Yapılışı Haccın Farziyetindeki Şer'î Hikmetler 34- Bilindiği üzere hac, İslâmın beş önemli esasından biridir. "İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur," hadis-i şerifi bunu bildirmektedir. Hac, şartlarını kendinde toplayan her müslüman için çok kutsal bir farzdır. Namaz ile oruç birer bedenî ibadettir. Zekât malî bir ibadettir. Hac ise hem bedenî, hem de malî bir ibadettir. Bu farz, hem bedende olan sıhhat ve selâmetin, hem de mal varlığının bir şükür görevi demektir. Haccın yapılmasındaki değişik usul ve adap, insanın ezelî ve ebedî olan mabuduna yapacağı tazimatın, göstereceği kulluk tarzının, arzedeceği ihtiyacın en mükemmel şeklini kapsar. 35- İlim ve hikmet sahibi olan yaratıcımızın kutsal bir mabedini ziyaret ederek Yüce varlığına temiz kalble ve samimî duygularla yalvarıp yakarmak ve hürmette bulunmak, bir kul için ruha ferahlık veren yüksek bir mana taşır. Bundan başka bütün müslümanların kıblesi olan ve İbrahim aleyhisselâm gibi büyük bir peygamberin makamını içinde bulunduran yüce bir mabedde yapılacak ibadet ve duaların sevap ve mükâfatına nihayet yoktur. Resûlüllah Efendimizin içinde doğup büyüdüğü, İslâm güneşinin ilk doğmaya başladığı, İslâmiyetin binlerce kutsal anılarını içinde saklamış bulunduğu mübarek bir beldeyi ziyaretteki feyiz ve bereket de her türlü düşüncenin üstündedir. 36- İslâm âleminin doğusundan ve batısından temiz bir heyecanla akın edip gelen binlerce dindaşın böyle kutsal bir yerde toplanmaları, aralarındaki din birliğini ve din kardeşliğini, din sevgisini canlandırmaları ve birbirlerinin durumlarını öğrenerek fikir alış-verişinde bulunmaları ne kadar büyük değer taşıyan bir harekettir. Yolculuğun sağlık ve fikir yönünden sosyal faydalarını kabul eden yabancı milletler, dince mecbur olmadıkları halde, birçok zorluklara katlanarak dünyanın en uzak yerlerini gezip dolaşıyorlar. İslâmiyet ise, en yararlı bir yolculuğa bir kutsal ruh ve mecburiyet vermiş, müslümanları böyle bir yolculuğun sonsuz maddî ve manevî bereketlerinden faydalanmıştır. 37- Farz olan hac görevini bir anlayış içerisinde yerine getirecek müslümanların bundan ne kadar faydalanacakları pek aşikârdır. Hele bu farzı yerine getirme mutluluğuna kavuşan anlayışlı bir müslümanın bu sayede birçok bilgiler kazanarak aydınlanacağı ve sonra dönüp kendi çevresini birçok yönden uyararak aydınlatacağı da şüphesizdir. 38- Sonuç olarak denir ki, haccın farz oluşundaki hikmet ve yararlar pek büyüktür. İslâmın yayılmasına ve yükselmesine yöneliktir. Zaten İslâm dininin emir ve tavsiye ettiği hangi ibadet vardır ki, o müslümanların maddî ve manevî alanlardaki yükselmesini ve bereketini sağlamasın? Yeter ki müslümanlar kendi kutsal dinlerinin bu emir ve öğütlerini gereği üzere değerlendirerek yerine getirmeye çalışmış olsunlar. Ne mutlu mal varlığına ve beden sağlığına sahip olup da bu ve buna benzer din görevlerini yerine getirip başaranlara! | |
|
| | #6 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Hac ve Umrenin Yapılışı Haccın Nevileri 4- Hac, farz, vacib ve nafile kısımlarına ayrıldığı gibi, ifrad hac, temettü hac ve kıran hac nevilerine de ayrılır. Şöyle ki: 1) Farz hac, şartlarını kendisinde toplayan bir müslümanın ömründe bir defa yapmakla yükümlü olduğu hacdır. 2) Vacib hac, nezredilen veya başlanmışken bozulan nafile bir hacca karşılık kaza edilecek olan hacdır. 3) Nafile hac, buluğ çağına ermemiş olmakla mükellef bulunmayanın veya farz haccı yapmış bulunan bir kimsenin Allah rızası için nafile olarak yapacağı haçtır ki, bu hac tekrar tekrar yapılabilir. (*) 4) İfrad hac, beraberinde umre yapmaksızın yalnız başına yapılan farz, vacib ve nafile hacdır ki, ihrama girerken yalnız hacca niyet edilir. Bunu yapana "Müfrid" denilir. 5) Temettü hac, hac mevsiminde önce umre için ihrama girilip umre yapıldıktan sonra aynı mevsimde daha yurda dönmeden tekrar ihrama girerek usulü üzere yapılan farz hacdır. Bu haccı yapana "Mütemetti" denir. Bu, ifrad hacdan daha faziletlidir. 6) Kıran hac, hac aylarından önce veya hac ayları içinde mikattan evvel veya mikatta Umre ile farz haccı bir ihramda toplayıp bir niyetle Umre yapıldıktan sonra usulü üzere yerine getirilen hacdır. Bu şekilde hac yapılması Temettü hac yapılmasından daha faziletlidir. Bu haccı yapana da "Karin" denir. Bunların açıklama ve uygulamaları ileride gelecektir. 5- Haccın farz, vacib ve sünnet olan herhangi bir işine "Nüsük" denir. Bunun çoğulu "Menasik" dir. Bu söz, aslında ibadet ve su ile bir şeyi temizlemek demektir. (*) On iki yaşını bitirip henüz buluğa ermemiş olan erkek çocuğuna mürahık, dokuz yaşını tamamlayıp da | |
|
| | #7 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Hac ve Umrenin Yapılışı Haccın Rükünleri 6- Haccın rükünleri, mahiyetini teşkil eden farzları ikidir. Biri, Arafat'da bir müddet beklemek, diğeri de Kâbe-i Muazzama'yi farz manada tavaf etmektir. 7- Arafat, Mekke-i Mükerreme'nin güney doğusunda altı saat uzaklıkta bulunan bir yerdir. Hac yapacaklar için Arafat'da durmak zamanı, Zilhice ayının dokuzuna rastlayan Arefe gününün zeval vaktinden itibaren Kurban bayramı ilk gününün fecrinin doğuşuna kadar olan zamanın herhangi bir kısmıdır. Bu müddet içinde bir dakika dahi olsa, beklemekle bu farz yerine gelmiş olur. Bu Arafat'da uyanık bir halde durmakla uyumak veya baygın bulunmak halleri eşittir. 8- Belirtilen müddetten önce veya sonra, Arafat'da durmakla "Vukuf" farizası yerine getirilmiş olmaz. Ancak Zilhicce'nin hilâlinde şüphe olur da Zilkade otuz gün olarak tamamlanmış bulunur ve sonradan Zilkade'nin yirmi dokuz gün olduğu anlaşılırsa, bu takdirde Arafat'da durmanın ilk Kurban Bayramı gününe rastlamış bulunması istihsan yolu ile caizdir ve yeterlidir. 9- Hacıların Arefe günü sanarak Arafat'da durdukları günün Terviye (Zilhiccenin sekizinci) günü olduğu anlaşılırsa, bu bekleme yeterli olmaz. Arefe günü tekrar durmaları gerekir. Şu kadar ki, bütün insanlar tarafından vakfe ve farz tavaf yapıldıktan sonra haccın sahih olmadığına (bir gün önce yapıldığına) dair ortaya çıkacak haberler ve şahidlikler artık dinlenmez. 10- Arafat meydanının ortasında "Cebel-i Rahmet" yanında kıbleye karşı durulup Allah'a ayakta dua edilmesi daha faziletlidir. Burası, manevî değeri çok büyük olan bir yerdir. Dünyanın her tarafından akın edip gelen, yurdları, dilleri ve renkleri başka başka olan; fakat düşünce ve gayeleri bir olan yüz binlerce müslüman, Arafat'da, kefenlere bürünmüş, kabirlerinden dirilip Mahşer meydanında toplanacak bir muhteşem insan kitlesini andırır. Bunların hep birden duygulu bir dille Allahü Teâlâ Hazretlerini tevhid ve tebcile başlamaları, Allah'dan bağış dilemeleri ve ikram beklemeleri, melekleri bile heyecana getirecek yüksek ve ruhanî bir manzara meydana getirir. Şüphe yok ki, Allahü Teâlâ Hazretleri, bu garip kullarına lütfedecek ve meleklerine şöyle hitab buyuracaktır: "Şu uzak ülkelerden gelip toz-toprak içinde kalmış, kıyafetleri perişan bir halde, benim rahmet ve yardımımı dileyen kullarıma bakınız! Ben şanı yüce, onları bağışlayacağım ve mağfiretime erdireceğim." Böylece feyiz ve bereketi nihayetsiz olan Yüce Allah'ın rahmeti ve yardım denizleri dalgalanıp duracaktır. Ne kutsal bir tecelli, ne yüce bir başarı!.. (İmam Malik'e göre Arafat'da bekleme müddeti, Arefe günü güneşin zevalinde gündüzün fecrine kadar devam eder. O günün güneşin zevalinden batışına kadar, bir an bile olsa, beklemek vacibdir. Güneşin batışından sonra da bir mikdar beklemek gerekir ki, farzdır.) 11- Kâbe-i Muazzam'a, Mekke-i Mükerreme şehrinde Allahü Teâlâ'nın emri ile İbrahim aleyhisselâm'ın ilk olarak veya yenilemek suretiyle yapmış olduğu dört köşeli yüksek ve mübarek bir binanın işgal ettiği kutsal bir yerdir. Burası bütün müslümanların kıblesidir. Bu kıblegâha, İlâhi bir mabed ve İlâhi rahmetin tecelli kaynağı olmasından dolayı Beytullah Beyt-i Muazzam adı verilmiştir. Kâbe-i Muazzama, Harem-i Şerif ve Mescidü'l Haram denilen büyük bir Mescidin ortasında bulunmaktadır. Bu mescidin etrafında kubbeler vardır. Geri kalan kısım açıktır. Yedi minaresi, birçok kapıları, içinde minberi, Zemzem kuyusu ve İbrahim aleyhisselâm'ın Makamı vardır. 12- Ziyaret tavafına gelince: Bu, Arafat'da vakfeden sonra Kâbe-i Muazzamanın etrafında yedi defa dolaşmaktan ibarettir ki, bunun dört defası farz olan bir rükündür. Ziyaret tavafının vakti, Kurban Bayramının ilk günü fecir doğduktan sonra hayatın son gününe kadar uzayan bir zamanın herhangi bir kısmında yapılacak bir tavaf ile hac farizası tamamlanmış olur. | |
|
| | #8 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Hac ve Umrenin Yapılışı Akademi A. Heyeti 12.06.2006 a) İhrama Girme Hazırlığı Hac ve Umre menasiki ihrama girmekle başlar. İhrama girmeden önce yapılması gerekenler; genel temizlikle birlikte tırnakları kesmek, koltuk altı ve kasık kıllarını temizlemek, gerekli ise saç, sakal tıraşı olmak, bıyıkları düzeltmek, mümkünse boy abdesti almak, değilse abdest almaktır. Beden temizliği ile ilgili bu hazırlıklar yapıldıktan sonra erkekler, üstlerindeki bütün giysilerden soyunup "izar"ve "rida"denilen iki parça özel ihram örtüsünü, usulüne göre bürünürler. Başları açık, ayakları çıplaktır. Ancak ayaklarına topukları ve üstü açık terlik giyebilirler. Kadınlar normal elbise ve kıyafetlerini değiştirmezler. Kadınların her türlü giyim eşyası, kapalı ayakkabı, çorap ve eldiven giymelerinde bir mahzur yoktur. Sadece yüzlerini örtmemeleri gerekir. Gerek erkekler ve gerekse de kadınlar, namaz kılınması mekruh olan kerahet vakti değilse iki rek'at "ihram namazı"kılar, ardından niyetle birlikte "lebbeyk Allahümme lebbeyk.. duasını okuyarak telbiye getirir ve ihrama girerler. İfrad haccı yapacak olanlar,"Allah'ım senin rızan için haccetmek istiyorum. Haccı bana kolaylaştır ve benden kabul buyur."diyerek yalnız hacca niyet eder ve لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ لَا شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ إِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ لَا شَرِيكَ لَكَ diyerek telbiye getirirler. Temettü' haccı yapmak isteyenler,"Allah'ım senin rızan için umre yapmak istiyorum. Umre'yi bana kolaylaştır ve benden kabul buyur"diyerek yalnızca umreye niyet eder ve ardından da telbiye getirmeye başlar. Kıran haccı yapacak olanlar ise ;"Allah'ım senin rızanı kazanmak için umre ve hac yapmak istiyorum. Hac ve umre yapmayı bana kolaylaştır; ve benden kabul eyle."der ve hem umre, hem de hacca birlikte niyet eder, ardından telbiye getirmeye başlarlar. Niyet edilmesi ve telbiyenin getirilmesi ile birlikte ihrama girilmiş, dolayısıyla da ihram yasakları başlamış olur. Kabe'ye varıncaya kadar sefer esnasında telbiye yani "lebbeyk", tekbir; "Allahuekber, Allahuekber la ilahe illallahu vallahuekber Allahuekber velillahilhamd" Tehlil; "لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قدير ve salavat-ı şerife, "Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ennebiyyil - Ümmiyyi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"denmeye çalışılır. Özellikle, zaman, mekân değişikliğinde; yokuşta, inişte, başka kafilelerle karşılaştığında, namazlardan sonra, her fırsatta söylenmelidir. Telbiyeyi her söyleyişte üç kere tekrarlamak, sonra tekbir, tehlil ve salavat-ı şerife okumak müstehaptır. Telbiye hacda bayramın birinci günü Akabe cemresine taş atmaya başlayınca, umrede ise Harem-i şerifin kapısına gelince kesilir, daha sonra söylenmez. Mekke'de kalınacak ev ya da otele yerleşip mümkünse boy abdesti, değilse abdest aldıktan sonra telbiye söylenerek Harem-i Şerife gidilir. Beytullah görülünce üç defa tekbir ve tehlil getirilerek dua edilir. Farz kılınmıyorsa hemen tavafa başlanır. b) Tavaf Mescid-i Haram'da "Tahiyyetül - Mescid"yani mabedi selâmlama namazının yerini tavaf karşıladığından, eğer farz kılınmıyorsa tavafa başlanır. İfrad haccında ilk yapılacak tavaf "Kudüm tavafı", temettü' ve kıran haccında ise "umre tavafı"dır. İfrad haccı yapmak niyetiyle ihrama girmiş olanlar; "Allah'ım senin rızanı kazanmak için kudüm tavafını yapmak istiyorum. Kudüm tavafını bana kolaylaştır ve benden kabul buyur."diye niyet ederek tavafa başlarlar. Arafat dönüşü "ziyaret tavafı"nın akabinde yapılması gereken hac sa'yi kudüm tavafından sonra yapılmak istenirse, bu tavafta "ıztıba"ve "remel"yapılır. (Iztıba: İhramlı iken, sağ omuzun açık bırakılması, ihramın sağ kolun altından sarılması. Remel: Tavafın ilk üç şavtında sık ve koşar adımlarla çalımlı bir şekilde yürümek.) Kudüm tavafının akabinde hac sa'yi yapılmayacaksa, "ıztıba"ve "remel"yapılmaz. Tavaf bitince, müsait yer varsa Makam-ı İbrahim'in arkasında şayet izdiham varsa bir başka yerde iki rek'at tavaf namazı kılınıp ardından tavaf duası yapıldıktan ve zemzem içildikten sonra; temettü ve kıran haccı yapanlar umre sa'yini; ifrad haccı yapanlar ise, isterlerse hac sa'yini yaparlar. İfrad haccı yapanlar hac sa'yini yapmakla ihramdan çıkmaz, ihramlı bir şekilde hac menasikinin yapılacağı günleri beklerler. Temettü haccı yapanlar mikat mahallinde yalnızca umreye niyet ettiklerinden, "Allah'ım senin rızan için umre tavafını yapmak istiyorum. Bana kolaylık ver ve benden kabul eyle."diye niyet eder, umrenin tavafını yapar, iki rek'at tavaf namazı kılar, zemzemden içer ve umrenin sa'yini yapmak üzere Safa tepesine gider, Umre'nin sa'yini tamamlayınca, tıraş olup ihramdan çıkarlar. Hacca niyet edip, tekrar ihrama girecekleri 8 zilhicce (terviye) gününe kadar Mekke'de ihramsız kalırlar. Ogün geldiğinde yeniden ihrama girer, hacca niyet ederler. İsterlerse nafile bir tavaf ile birlikte Arafat dönüşü yapmaları gereken haccın sa'yini Arafat'a çıkmadan önce de yapabilirler. Kıran Haccı yapanlar mikat mahallinde ihrama girerken umre ile birlikte hacca da niyet ettiklerinden "Allah'ım senin rızan için umre tavafını yapmak istiyorum. Bana kolaylaştır ve benden kabul buyur."diye niyet eder, umrenin tavafını yapar, tavaf namazını kılar, zemzem içer ve ardından umrenin sa'yini yapmak üzere "mes'â"ya gider, umre sa'yini bitirdikten sonra tıraş olmazlar ve ihramdan çıkmazlar. Biraz dinlendikten sonra kudüm tavafını yapar, tavaf namazını kıldıktan sonra isterlerse peşinden haccın sa'yini yapabilirler. Temettü' ve kıran haccında umre tavafından sonra akabinde sa'y yapılacağından tavafda ıztıba' ve ilk üç şavtında remel yapılır. c) İster ifrad, ister temettü', ister kıran haccı yapsınlar, bütün haccedenler zilhiccenin 8. günü Mekke'den ayrılıp Mina'ya veya Arafat'a çıkarlar. d) Hac Menasikinin Eda Edildiği Günler Hac menasiki Zilhiccenin sekizi ile on üçü arasındaki altı gün içinde eda edilir. Bu günlerde eda edilen menasik şöylece özetlenebilir. 1. Terviye Günü (8 zilhicce) Bütün haccedenler, arefe gününden bir önceki gün olan terviye günü sabah namazından sonra Mina'ya veya Arafat'a intikale başlarlar. Terviye günü öğle namazı ile arefe günü sabah namazı arasındaki beş vakit namazı Mina'da kılmak ve geceyi orada geçirip güneş doğduktan sonra Arafat'a intikal etmek sünnettir. 2. Arefe günü (9.zilhicce) Öğleyin zeval vaktine kadar intikal gerçekleşir. Zevalden sonra mümkünse boy abdesti alınır. Öğle ve ikindi namazları "cem-i takdim"ile, yani ikindi namazı öğle vaktinde ve öğle ile birlikte kılınır. Peşinden vakfe'ye durulur. Akşama kadar telbiye, tekbir, tehlil, zikir, tesbih, dua, salavat-ı şerife, tevbe ve istiğfar ile değerlendirilir. Güneş battıktan sonra akşam namazı kılınmadan Arafat'tan Müzdelife'ye intikal başlar. Akşam namazı yatsı ile birlikte "cem-i te'hir"ile yatsı vaktinde Müzdelife'de eda edileceğinden Arafat'ta kılınmaz. Müzdelife'ye intikal edildikten sonra akşam ve yatsı namazları "cem-i te'hir"ile yani akşam namazı ertelenerek yatsı vaktinde ve yatsı namazı ile birlikte kılınır. Cem yapılarak kılınan namazlarda iki farz peş peşe kılınır, farzlar arasında herhangi bir sünnet kılınmaz. Burada da, telbiye, tekbir, tehlil, dua, tevbe ve istiğfar, salavat getirilerek sabahlanır. Şeytan taşlamada kullanılmak üzere yetmiş adet taş toplanır. 3. Bayramın birinci günü (10 zilhicce) İmsak vakti girince Müzdelife'de sabah namazı kılınır. Namazın akabinde "Müzdelife vakfesi"ne durulur. Ortalık iyice aydınlanıncaya kadar dua edilir. Daha sonra Mina'ya hareket edilir. Mina'da çadırlara yerleştikten sonra şeytan taşlamak üzere Akabe cemresine gidilir. Bayramın birinci günü Akabe cemresine yedi taş atılır. Taş atarken her defasında: "Bismillahi Allahuekber, recmen liş-şeytani ve hızbih"denilir. ilk taşın atılması ile, artık telbiye söylenmez. Şeytan taşlamanın ardından temettü' ve kıran haccı yapanlar üzerlerine vacip olan şükür kurbanlarını Harem sınırları içinde olmak şartıyla keser veya vekalet yoluyla kestirirler. İfrad haccı yapanların kurban kesmeleri gerekmez; isterlerse nafile olarak kesebilirler. İfrad haccı yapanlar Akabe cemresine taş attıktan sonra; temettü' ve kıran haccı yapanlar ise kurbanlarını da kestikten sonra tıraş olup ihramdan çıkarlar. İmkân bulabilirlerse aynı gün Mekke'ye inerek ziyaret tavafını yapar, daha önce hac sa'yini yapmamış olanlar hac sa'yini de eda ederler. Ziyaret tavafının bayramın üçüncü gününün akşamına kadar yapılması İmam Ebu Hanife'ye göre vacip, diğer müctehidlere göre ise sünnettir. Bayramın ilk günü yapılması ise efdaldir. Ziyaret tavafını yaptıktan sonra Mina'ya dönüp şeytan taşlama günlerinde geceyi Mina'da geçirmek, Hanefi Mezhebine göre sünnet, diğer üç mezhepte ise vaciptir. 4. Bayramın 2, 3 ve 4.günleri (11,12 ve 13 zilhicce) Bayramın 2 ve 3. günleri zevalden sonra sırasıyla Küçük, Orta ve Akabe cemrelerine yedişer taş atılır. Küçük ve orta cemrelere taş attıktan sonra dua edilir. Akabe cemresinden sonra dua edilmez ve taş atar atmaz hemen oradan uzaklaşılır. Bayramın 2 ve 3. günleri zevalden önce şeytan taşlama yapılmaz. Bayramın dördüncü günü şeytan taşlamayacak olanların, o gün fecr-i sadıktan önce Mina'dan ayrılmış olmaları gerekir. Dördüncü gün de Mina'da kalanlar her üç cemreye de yedişer taş atmaları gerekir. Taşlar atıldıktan sonra Mekke'ye inerler. Uzaklardan gelmiş olan Afâkîler, Mekke'den ayrılmadan önce veda tavafı yaparlar. Böylece hac menasiki tamamlanmış olur. e) Kadınların Durumu Şu aşağıdaki hususların dışında kadınlar hacda ve umrede erkekler gibidir 1. Kadınlar ihramlı iken elbise, çorap, eldiven, kapalı ayakkabı, mest, çizme ve her türlü giyim eşyası giyebilirler. Başlarını örterler yüzlerini örtmezler. Bununla birlikte yüzlerine dokunmamak üzere bir örtü (peçe) de kullanabilirler. Hatta böyle yapmalarının mendup olduğu görüşünde olan âlimler vardır. Hz. Aişe (r.a.) validemiz bu hususta şöyle buyurmuştur: "Biz Allah Resülü ile birlikte hac da ihramlı iken yanımızdan binekli erkekler geçerken bizden birisi başındaki örtünü bir kısmını yüzüne sarkıtırdı (peçe gibi) Yanımızdan geçip gittikten sonra tekrar yüzünü açardı." 2. Telbiye, tekbir ve dua yaparken seslerini yükseltmezler. 3. Tavafta ıztıba' ve remel, sa'yde ise hervele yapmazlar. 4. İhramdan çıkmak için dipten kazıtmaz, uçlarından keserler (taksîr) 5. Hacerü'l-Esved'in yanında erkekler var ise yanaşmayıp uzaktan istilam ederler. 6. Ziyaret tavafından sonra aybaşı ve loğusa hali zuhur etse ve bu halde iken Mekke'den ayrılsalar kendilerinden veda tavafı düşer, bir şey yapmaları gerekmez. 7. Özel hallerini görmekte olan kadınlar, tavaftan başka, haccın bütün menasikini bu halleriyle yapabilirler. Hayız ve nifas denilen özel durumlarından dolayı farz olan ziyaret tavafını bayramın ilk üç gününden (eyyam-ı nahr) sonra yaparlarsa ceza gerekmez. | |
|