Üye Ol
Geri Dön   MsXLabs > :: Yaşam :: > Genel Mesajlar > Yazın Hayatı
Sponsor Bağlantılar
Konu Kapalı Yeni Konu Aç
Eski 10-10-2005   #16 (mesaj-linki)
book

HADDİNİ AŞMANIN ZARARI


Bir gün adamın biri Hz. Musa (a.s.)'ya geldi:

- "Ya Musa ne olur dua et de ben hayvanların dilinden anlayayım ve bundan kendime hisseler çıkartarak daha iyi bir insan olayım." dedi.

Hz. Musa (a.s.):

- "Yürü işine git, kaldıramayacağın bir yükün altına girmeye çalışma, bu halin senin için daha hayırlıdır." dedi.

Fakat adam dinlemedi ısrar etti:

- "Ya Musa ne olur hiç değilse kapımda yatan köpekle horozun dilini anlayayım." dedi.

Musa (a.s.) her ne kadar bundan vazgeçmesi için çalıştıysa da adam ısrar etti. Bunun üzerine Musa (a.s.) ona dua etti. Adam sevinerek evine döndü. Ertesi sabah hizmetçisi sofrayı kurarken bir parça ekmek fırlayıp düştü. Horoz koşarak bunu kaptı. Köpek buna kızdı:

- "Be horoz bu yaptığın doğru mu? Sen buğday da yiyebilirsin arpa da. Mısır da yiyebilirsin, küçük taneleri de. Bense ekmekten başka bir şey yiyemem, neden benim rızkımı kapıyorsun?" dedi.

Horoz cevap verdi:

- "Haklısın fakat hiç tasalanma yarın bizim efendinin eşeği ölecek, sen de böylece karnını iyice doyuracaksın." dedi.

Bunu duyan adam hemen eşeği pazara götürerek sattı.

Ertesi sabah da bakalım köpekle horoz ne konuşacaklar diye onların yanına geldi.

Köpek horoza sitem ediyor:

- "Yahu horoz hani eşek ölecekti, biz de karnımızı doyuracaktık." diyordun.

Horoz:

- "Eşek ölmeye öldü lakin başka yerde. Çünkü sahibim onu sattı. Fakat hiç merak etme yarın at ölecek, o zaman da daha büyük bir ziyafete konacaksın." dedi.

Bunu duyan adam hemen ahıra koştu, atı aldığı gibi pazara götürüp sattı. Sevinerek evine döndü:

- "Bu hayvanların dilini öğrenmem çok iyi oldu. Böylece zarardan kurtuldum." diye düşünüyordu.

Ertesi sabah yine acaba ne konuşacaklar diye köpekle horozun yanına gitti. Köpek yine horoza sitem ediyor, duruyordu:

- "Yahu horoz bu sefer de dediğin olmadı, yoksa sen de mi yalana başladın." dedi.

Horoz:

- "Hayır ben yalan söylemedim at ölecekti lakin sahibimiz onu da sattı. Fakat merak etme, yarın sahibimizin çok değerli kölesi ölecek o zaman onun hayrına yemekler, helvalar verilecek hepimiz doyacağız." dedi.

Bunu duyan adam o gün hiç beklemeden, kölesini götürüp sattı:

- "Bu horozla köpeğin dilini öğrenmem iyi oldu. Böylece birçok zarardan kurtuldum." diye düşünerek sevindi ve ertesi gün yine köpekle horozun yanına koştu. İkisi yine konuşuyorlardı. Köpek bu sefer çok kızgındı:

- "Yalancı horoz, hani köle ölecek, bu sayede karnımız doyacaktı, günlerden beri yalanlarınla avutuyorsun, bu sana yakışır mı?"

Horoz:

- "Ben yalancı değilim ve yalan söylemem, diye başladı. Köle öldü fakat burada değil, başka yerde. Çünkü sahibimiz onu sattı. Fakat hiç iyi etmedi. Çünkü bu sefer sıra kendine geldi. Zira ilkin kaza, bela eşeğe gelecek, böylece sahibimiz beladan-kazadan kurtulmuş olacaktı. Eşeği satınca, onun yerine ata geldi, atı da satınca, köleye geldi. Köleyi de satınca bela ona gelecek. Sıra onda, yarın sahibimiz ölecek, o sayede hepimiz doyacağız." dedi.

Bunu duyan adam ah vah etti, başına vurdu fakat iş işten geçmişti.

Böylece tamahkarlığın cezasını hayatıyla ödedi.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 12-10-2005   #17 (mesaj-linki)
caglayannet
yurttan komik hikayeler...mutlaka okuyun

- Anons
Diyarbakır Havaalanı'nda THY'nin uçağı kalkacak. Görevli, yolcuları uçağa davet etmek için son anonsu yapıyor. Hoparlörlerden yükselen sözcükler şöyle:
''Sayın yolcilar! Uçak on dakka sonra kahacahtır. Polis kontrolünden gectiizz, gectizz... Gecmediz, uçah gitti, siz kaldiiz... Tikkatinize.''

Bu olay geçen yıl gerçekleşmiştir...
kaynak: Hürriyet Gazetesi 04.01.2001

2- Anadolu'yu köy köy dolaşan müfettiş bir arkadaşımın şahit olduğu olaydır.
Arkadaşım Denizli'nin köylerinden birine hurda bir minibüsle gitmektedir. Minibüste yayla köylerine giden köylüler vardır. Köylülerden biri ileride yol kenarında otlayan keçi yavrularını göstererek şoföre seslenir "Oğlakların yanında indiriveee". Şoför vitesi küçültür tam duracakken motor sesinden ürken keçi yavruları yol boyunca koşmaya başlarlar. Şoför de hızını yeniden artırıp oğlakların peşine düşer. Araba ile oğlaklar arasında müthiş bir kovalamaca başlar. Yaklaşık 2 kilometre sonra oğlaklar yorulur ve durur. Şoför de durup kapıyı açar. Köylü hiçbir şey söylemeden minibüsten iner.

3- Doğu'da devlet hastanelerinden birinde mecburi hizmetini yapan bir doktorun başından geçer olay. Doktorumuz jinekologdur... Bir gün içeri çarşaflı bir kadın ve kocası gelir... Adam "Karımın bir şikayeti var" deyip çıkar dışarı... Doktor kadına uzanmasını söyler ve normal muayenesini yapar. Muayene bittikten sonra da hastanın SSK'lı olduğunu düşünerek sevk kağıdının olup olmadığını sorar ve "Sevk aldın mı?" der. "Acuuk" diye cevap verir kadın...


4- Kartal Devlet Hastanesi'ne gece nobetinde bir çocuk getirilir. Yapılan tetkiklerden sonra çocuğun ayağının burkulduğu anlaşılır. Hekimimiz babayı içeri çagırır ve "Çocuğa voltaren pomat yazıyorum. Günde üç kere yedire yedire sürün" der. Aradan bir hafta geçmiştir ki aynı adam ve aynı çocuk bir kez daha
gelirler hastaneye. Çocuğun ayağı davul gibi şişmiştir, suratı da morluklar içindedir. "Doktor bey" der, "Bu çocuğun ayağı kırık." Doktor hayretler içinde
kalmıştır. Ayağın kırık olmadığını bilmektedir. Merakla sorar "Peki verdiğim merhemi ne yaptınız?" "Valla doktor sizin dediğunuz gibi günde üç öğün ekmeğin üstüne sürdük yedirdik, sürdük yedirdik. Yemek istemedi ama düve düve yidirdik. Gine de inmedi şişliği... Naapsak bilmiyom artık..."
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 12-10-2005   #18 (mesaj-linki)
BİR ÇUVAL PANCAR

Bölüm - 1 -

Mehmet, çocukların cıvıltısını işittiğinde yorgunluğu uçtu , gitti... Bütün gün çapa sallamaktan bükülü kalmış belini kütürdetti, hâlâ çalışabildiğine şükretti. Evin hayatında oturan çocukların etrafında dönen, mutfağa girip çıkan kızını gördüğünde bir ince tel yaktı bağrını sanki...
Bir yandan, kızının bir türlü sevemeden, ısınamadan evlendiğini düşünüp kapkara hayıflandı, bir yandan, cephede ölen damadını düşünüp kendini ayıpladı... Sevmiyordu kocasını Zehra, bilirdi ama... Ne de olsa askerdi adamcağız...
Gene çocuklara baktı uzun uzun... Ne bileceklerdi Cihan Harbi’ni, kıtlığı, Almanları, Stalingrad’ı? “İyi ki de bilmiyorlar... Bilseler n’olacak, şuncacık canlar?”
Karısı öleli çok olmuştu. Küçük oğlu muhtar, hayatta onunla oynayan iki torunundan birkaç yaş büyüktü ancak... Şimdi büyük kızı Zehra analık ediyordu kardeşine de... “Ah kızım... Kadersiz kızım... Ömrüm yetse de görsem şunları baş göz ettiğini...”
Elini yüzünü yıkamak için hayatın altındaki tulumbaya seyirtti. Çocuklar kendini hâlâ görmemişlerdi, heyecanla konuşuyorlardı:
İçlerinde en küçüğü Mikâil sesini askerlerinki gibi kalın çıkarmaya çalışarak:
- Büyüyünce Yuri Konstantinov gibi bir asker olmak isterdim...
Ablası Efruze, sözünü kesti:
- N’olacak ki asker olunca?
Mikâil hiç istifini bozmadan:
- Ne mi olacak? Bilmiyor musun ? O kahramanın boyu üç metre... Alman panzerlerini ayaklarının altında çiğniyormuş... Hem komsomolun başkanı diyor ki Almanlara karşı savaşan bütün Kızılordu askerleri dev gibiymiş...
Mehmet bıyık altından güldü, gençlik merkezine asılı kalmış propaganda afişi anlaşılan, istenenden daha etkili oluyordu, özellikle çocuklar üzerinde.
Onlarla hemen hemen akran olan dayıları Muhtar güldü:
- Hadi canım sen de!... Sefer Müellim’in oğlu Hüseyin de Almanlarla savaştı ama boyu benim kadar...
Mikâil’i yıldırmak mümkün değildi:
- O bir kere aşçı! O sayılmaz... Hem biliyor musunuz? Askerlere toz şeker veriyorlarmış...
Mehmet bunu işitince gene gülümsedi: “Keratanın derdi anlaşıldı... Dur bakalım daha neler yumurtlayacak?”
- O zaman var ya... Öf be! Ekmeğimi o şekere batırır, batırır yerdim...
Muhtar atıldı:
- Toz şekeri kim kaybetmiş de sen bulacaksın akıllım?


BİR ÇUVAL PANCAR 2
Hepsi, bir kaşık kar gibi beyaz şekerin dillerinde nasıl eriyeceğini hayal ederek bir müddet sustu. Bu suskunluk Mehmet’in yüreğine oturdu. Gözünün kıyısında beliren nemi hoyratça sildi.
Efruze , tek örgülü saçını savurarak:
- Siz daha düşünün durun bakalım... Been... Büyüyünce...
Muhtar, lafı uzatmasına kızarak:
- Ee? Sen ne olacaksın büyüyünce? “Kahraman Ana mı?”
Mikâille birlikte epey güldüler, Efruze’yi on çocukla çevrelenmiş halde düşününce. Gerçi Nahçıvanda beşten az çocuğu olan pek az aileden biriydi onlarınki.
- Pisler! Dedeme söyleyeceğim sizi! Konuşmuyorum işte, konuşmayacağım!
Sırtını çocuklara döndü, oturdu.
İçerden Zehra’nın sesi geldi:
- Oğlanlar! Üzmeyin ******zı!
Oğlanlar birbirlerine hınzırca gülümsedi:
- Ay kız! Ay bacım... Gel de görüm... Gaş gabak dökme hele... Sen bizim birce bacımızsın “da!” Küslük olmaz hele...
- O zaman ben de konuşacağım siz gibi...
- Konuş bacım, “ konuşma” mı dedik? Dinliyoruz hele...
- Bak, dinlemezseniz küserim ama...
- “Dinliyoruz” dedik ya uzun etme sen de...
- Tamam... Ben büyüyünce Anna Mihailova gibi bir halk artisti olacağım...
Muhtar dayanamadı:
-Nasıl olacaksın Efruze “Hanım”?
- Bir kere Bakü’ye gidip konservatuvarda okuyacağım...
Mikâil atıldı:
- Buradan Hankenti’ne, izinsiz gidilmiyor, sen Bakü’ye nasıl gideceksin?
- Ben giderim bir kere... Aliye hocanım beni müsamerede oynattı... Çok kaabiliyetliymişim...
- Ee? Diyelim ki halk artisti oldun, sonra?
- Sonra mı? Ne bileyim?... Önce bir kürk alırdım kendime, Kazan’dan, bir de anneme alırdım, hakiki tilki... Anna gibi yürürdüm, o bir kuğu gibidir... Boynu ince ve beyazdır, narindir... Herkes etrafımda pervane olurdu... Hem sonra... Bol bol çikolata alırdım... Hımmm... Moskova’dan gelirken kolhoz müdürünün karısının getirdiklerinden... O zaman... Arabamız da olurdu, halamlara giderken ayağımız üşümezdi, çamur da olmazdı....
Oğlanlar ağızları bir karış açık bilmiş kızı dinliyordu. Mikâil, “çikolata” sözünü işitince, ağzını şapırdatmış, ağzının kenarında biriken salyasını, gömleğinin koluyla silmişti.



Bölüm - 2 -

Mehmet, Efruze’nin hayal gücüne hayran kalmıştı... Bir an neredeyse Moskova metrosunda seyahat ediyormuş gibi bile hissetmişti. Şu kız ne akıllıydı... Bir gün muhakkak sanatçı olacaktı, bütün Nahçıvan onunla gurur duyacaktı. Sonra... Kolhoz müdürünün karısı Semahat aklına geldi, kızdı ona. “ Yahu çoluk, çocuğun yanında yapılacak iş mi şunun yaptığı? Aklı sıra millete nispet yapacak... Millet yiyecek ekmeği bulamıyor, şuncacık bebeleri imrendirmenin ne âlemi vardı?”
Muhtar, bahçedeki kayısı ağaçlarına dalıp gitmişti. Bahçedeki kayısını dalında, bir salıncak kurmuştu annesi... Saçları uzun, kara, ince elli annesi... Gülüşü ıpılıktı... Gülüşü kaybolmuştu ama şimdi... Hiç gelmeyecekti... Zehir gibi bıçak gibi boğazına saplandı... Zorlandı... Yutkundu.. Ağlayacak gibi oldu, o da babası gibi gözyaşını hoyratça sildi.
Sonra bir daha yutkunup suskunluğunu bozdu. Diğerleri, gözleri yerde, konuşmasını bekliyordu...
- Ben... Ne bileyim?.. Petrolcülerle çalışmak isterdim herhalde...
Efruze burun büktü:
- Amaan! Ne yapacaksın petrol çıkartıp? Elin, yüzün kapkara olurdu her gün...
Mikâil gene ağzını şapırdatarak sordu:
- Peki... Petrolcü olsaydın ne yemek isterdin? Petrocüler çok mu kazanır ki Muhtar?
- Çok, az... Ne fark eder? Eğer param olsaydı... Bakü’de sahilde oturur çay içerdim...
Mikâil yalvarır gibi:
- Bize de ısmarlar mıydın ha? N’olur, n’olur...
Muhtar, içlerinde en büyük olmanın gururuyla güldü, Mikâil’in başını okşadı
- Ismarlamaz mıyım hiç?..
- Yaşaaa! Sonra?... Sonra n’apardın? Ne yerdin?
- Ah! Ne yapardım biliyor musunuz? Şöyle bir çuval pancar alırdım, anneme verirdim...
Sözü gene yarım kaldı... Bir daha yutkundu...
- Şey... Ablama verirdim... Kaynatırdı hepsini... Sonra...
Muhtar’ı ağzının içine düşecekmiş gibi dinleyen Mikâil, gene ağzının kenarını koluyla silerek:
- Sonra, sonra?...
- Mmmm... Şöyle ince ince doğrardı onları... Bir tarafından bakınca, öbür tarafını görürdük, yumuşacık olurlardı. Ne güzel kokardı ama... Allah be!
Ona hayran hayran bakan yeğeni Mikâil de onu taklit etti:
- Allah be!
Hepsini bir gülme tuttu:
BİR ÇUVAL PANCAR 4
Muhtarın bağrı, oğlunun öksüzlüğüyle bir daha yandı. Çocukların kahkahalarını işitince biraz olsun ferahladı. “Çocuk değil mi işte... Neye olsa sevinirler. Ah Muhtar’ım... İstediğin de bir şey olsa...” Elini, yüzünü kurulamak için cebinde mendilini ararken, eline gelen şey yüzünü güldürdü.
Alelacele yerinden kalktı. Zehra telâşını görünce seslendi:
- Baba hayırdır? Nereye bu saattte?
- Bir yere değil kızım... Şimdi döneceğim...
Zehra bir müddet ardınca baktı...
Mutfakta daldığı işten, bahçe kapısının gıcırtısıyla sıyrıldı.
- Kim o?
Mehmet, elini dudaklarına götürerek kızına susmasını işaret etti. Zehra, babasının, sırtındaki çuvalı mutfağa taşıdı. Annesinin taşıdığı çuvalı fark eden Mikâil, usulca mutfağa süzüldü... Çuvalı açıp baktığında gözleri fal taşı gibi açıldı... Bağırmak üzereyken annesi içeri girdi, o da eliyle susmasını işaret etti...
....
Kahkahaları bahçe duvarlarından taşan çocuklar, o gece, damaklarında, içinden ışık geçen o nefis şeyin tadıyla uykuya daldıklarında, Mehmet, ışıkları söndürüp bir sigara yaktı.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 14-10-2005   #19 (mesaj-linki)
caglayannet

Fırtınalı bir hayatın ortasında birleştik. Sen, kendine yakın bulduğun insanların sana yaptığı hatalardan şikayet ediyordun., bense uzun yıllar acısını çektiğim bir aşkın yaralarını sarmaya çalışıyordum.

İyi birer dosttuk, her şeyi paylaşır olmuştuk. Bu yakınlaşmamızın kısa bir sürede olmasına rağmen zamanım öyle tatlı, öyle güzle geçiyordu ki ben içimdeki kıpırdanmalardan habersizdim.

Sanki rüyadaydım, gözlerimi açtığımda dostluğun yerini aşk almıştı. Kendimi tutamamıştım işte. Duygularıma hakim olamamıştım. Sen benim aşkım, bense senin dostundum artık. Sana aşık olduğumdan habersizdin. İçimdeki volkan öyle taşmıştı ki patlamak için sabırsızlanıyordu.

Sonunda o gün gelip çatmıştı. Bütün duygularımı bütün hislerimi açıklamıştım ben sana. Sense bana sadece şaşkın bir ifadeyle bunların yalan ve şakadan ibaret olması için yalvarmıştın.

Bende sana bunların ne şaka ne de yalan olduğunu üstüne basa basa vurgulamıştım. İçim rahatlamıştı. Çünkü bir insana ‘’ seni seviyorum ‘’ demek kolay bir iş değildi. Yürek isterdi. Ben bu işi becerememiştim ama sonucuna da katlanmak elimde değildi. Çünkü asıl olan benim için bugündü ve ben bugün sana söylemem gereken şeyleri yarına bırakmamıştım. Yarın böyle bir fırsatın elime geçeceğini düşünerek bütün her şeyi açıklamıştım.

Dünya fani her an her şey olabilir bizim dünyamızda... Şimdi içim çok rahat ama bir o kadar da huzursuzum. Çünkü bunları sana anlatınca suçlu ben oldum. Şimdi o eski günleri arıyorum, hiç sebepsiz, ani ayrılışın şokunu üzerimden atamamamın sonucundandır. Ve zaman eskiden öyle güzel öyle tatlı geçerken şimdilerde, bin bir azap bin bir acıyla geçiyor.

O günün üstünden çok zaman geçti. Şimdi ben senden benim olmanı değil bana biraz hak vermeni istiyorum. Bana duyduğun nefreti duygularımın üstünden çekmen için yalvarıyorum. Bana ne kadar kızsan ne kadar nefret etsen de ben seni yine de seviyorum. Duydun değil mi? Seni seviyorum.


Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 15-10-2005   #20 (mesaj-linki)

Ağzı Çiçekli Adam
Ölüm, garip, iğrenç, korkunç bir böcek olsa ve yoldan geçen birinin yakasına konsa. Siz de onu görseniz. Yolda durup: “Affedersiniz, müsaade eder misiniz? Yolunuzu kestim ama üzerinize ölüm konmuş” demez misiniz? Şöyle iki parmağınızı uzatıp, onu fırlatıp atmaz mısınız?
Ne mükemmel olurdu değil mi?
Fakat ölüm bir böcek değil. Bu gelip geçenlerin arasında bir çokları onu üzerlerinde taşıyorlar, ama görünmüyor. Onun için de korkusuz, rahat rahat dolaşıp, yarınki, yarından sonraki hayatlarını kuruyorlar.
Örneğin Ben.
Biraz gelir misiniz?
Şu fenerin altına gidelim. Orası daha aydınlık.Bakın, şurada bıyığımın altına, dudağımın üstende pek hoş duran küçük çiçeği görüyor musunuz? Doktorlar buna ne diyorlar, biliyor musun? Oh! Çok hoş bir adı var. Karamela gibi tatlı bir ad: Epithelioma. Söyleyin benimle beraber, siz de tadını duyacaksınız. “EPİTHELİOMA”: Çiçeklere takılan adlara da benziyor, değil mi? Nedir bu biliyor musunuz? Ölüm.
Geçerken bu çiçeği dudağıma yapıştırı verdi. “Hatıram olsun” dedi. Arkasından da şunu ekledi. “Beş altı aya kadar gelirim”
Şimdi söyleyin bana: Bu çiçek ağzımın içindeyken, sâkin, sessiz köşemde otura bilir miyim? Söylüyorum bunu karıma, soruyorum? “Nedir benden istediğin? Öpeyim mi yani seni?” “Evet öp beni” diyor. Geçen gün ne yaptı biliyor musunuz? Dudaklarını bir toplu iğne ile delik deşik etti, kanattı, sonra başımı iki eli arasına alarak beni ağzımdan öptü. Benimle beraber ölmek istiyormuş!
Salak!
Herhalde evde oturacak değilim, vitrinleri seyretmeliyim, tezgâhtarların el çabukluğuna hayran olmalıyım… Çünkü kafam bir an boş kalırsa, çevremdeki bütün hayatı yok etmeyi düşünebilirim. Örneğin sizin gibi son treni kaçırmış, hiç tanımadığım birini tabancamı çıkarıp şuracıkta öldürebilirim Korkmayın böyle bir niyetim yok.
Şaka yaptım.
Kayısı zamanıdır şimdi. Nasıl yersiniz onları? Üzerindeki incecik zarıyla mı? İkiye bölersiniz, biraz sıkınca meyva, ıslak bir çift dudağa benzer.
Ah! Ne güzel şey.
Bana bir iyilik yapın: Yarın sabah erkenden gideceğiniz o küçük köyün istasyonunda trenden indikten sonra evinize kadar yürüyün. Yolda üzerinde pırıl pırıl kırağı parlıyan bir demet yeşilliği koparın, koparın ve sayın. Kaç tane ot koparmışsınız o kadar yaşayacak günüm var demektir.
Ama ne olur, demek biraz kalın olsun
İyi geceler…
J.Pirendello

Son Düzenleyen descartes; 15-10-2005 @ 12:49.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Konu Kapalı Yeni Konu Aç
En popüler 10 etiket
Bu Sayfanın Etiketleri
aşkın gücü ile ilgili kısa hikayeler, hala ***** hıkayelerı, hikaye okuyacam, hikaye okuyacam, ***** kopekle, sks, sks hk, çarşaflı hikaye,
Hikayeler ve Öyküler -1- [Arşiv] Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Hikayeler ve Öyküler -2- NoRanynn Yazın Hayatı 1686 1 Hafta Önce 00:24
Menkıbeler (Dini Hikaye, Öyküler) NihLe Müslümanlık/İslamiyet 139 01-09-2008 16:48
Diyar Ft. Emir - Hikayeler (Track) kerimatrax Haberler - Tanıtım 4 10-01-2008 22:35
Sanatçılar en çok KEDİ sever - Kedi Resimleri -3- [Arşiv] Sedef 21 Doğadan Manzaralar 1501 02-08-2007 14:01
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 12:14Bir site yetkilisine ulaşınBize Ulaşın - Contact Us
vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler.
Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız.
If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately.
Creative Commons License
MsXLabs Directory
Sayfa 0.24880409 saniyede (69.24% PHP - 30.76% MySQL) 9 sorgu ile oluşturuldu
Top Have Fun @ MsXLabs! Designed by NeutralizeR