Arama

Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler - Sayfa 5

Güncelleme: 4 Aralık 2016 Gösterim: 251.829 Cevap: 269
vain - avatarı
vain
Ziyaretçi
8 Mart 2007       Mesaj #41
vain - avatarı
Ziyaretçi
Kumandalı Güvercinler

Sponsorlu Bağlantılar


Çinli bilimadamları, güvercinlerin beynine elektrotlar yerleştirerek uçuşlarını uzaktan kumanda ile yönlendirdi.

Yeni Çin Haber Ajansı Xinhua'nın haberine göre, Şandong Üniversitesi'ndeki Robot Mühendisliği Teknoloji Araştırmalar Merkezi'nde görevli bilimadamları, kuşların sağa-sola, yukarı-aşağı yönlerde uçmalarını komuta etmek üzere mikro elektrotlar kullandı.
Elektrotların, bilgisayar aracılığı ile gönderilen elektronik sinyallere göre güvercinin beyninin farklı bölgelerini uyardığı ve komutlar doğrultusunda uçmalarını sağladığı belirtildi.

Xinhua'ya bilgi veren bilimadamı Su Xuecheng, ilk defa bu yöntemin bir güvercin üzerinde başarıyla uygulandığını belirtti.

Su Xuecheng, 2005 yılında da fareler üzerinde benzer başarılı bir deney yapmıştı.

Uzaktan Kumanda ile Boy Uzaması

Dokuz Eylül Üniversitesi'nden dört bilimadamı, insan boyunu hem uzaktan kumanda ile hem de belirli bir ağırlık uygulayarak uzatmak için geliştirdikleri iki farklı projenin patentini almak için başvuruda bulundu.


İlk projede boy uzatmak isteyenler için kemik içine çakılan çiviler, uzaktan kumanda ile her gün 1 mm boy uzatacak. Bu projede hasta, yattığı yerden boyunu uzatabilecek.

Diğer projede ise günde bir kez ayağını yere sertçe vuran kişinin boyu aynı oranda uzayabilecek. Projeyle birlikte bir kişinin boyu 3.5 ay gibi kısa bir sürede 10 santimetre uzatılabilecek.

Dokuz Eylül Üniversitesi'nde görev yapan Prof. Dr. Hasan Havıtçıoğlu, TÜBİTAK ve DPT'den aldıkları destek sayesinde geliştirdikleri laboratuvarlarında, Bilgisayar Mühendisliği, Makine Mühendisliği, Kimya Fakültesi ve bazı bölümlerle ortaklaşa projeler geliştirdiklerini anlattı.

Doç. Dr. Önder Baran, araştırma görevlileri Bora Uzun ve Hakan Oflaz ile birlikte hem mekanik hem de şekil bellekli alaşımlardan yararlanılarak insan boyunu uzatmak için geliştirdikleri proje için Avrupa Patent Ofisi'ne 18 Eylül 2006 tarihinde başvurduklarını, üç ay sonra patentlerin gelmesini beklediklerini kaydetti.

Bacağını uzatmak isteyen kişi için önceden ne kadarlık bir uzamanın gerçekleştirileceğini tespit ettiklerini, laboratuvarlarda, kemik içine çakılacak çivinin ona göre tasarlandığını belirten Havıtçıoğlu, ''Hastanın bacağı 4 cm kısa ise çivinin içine yerleştirilen özel sistemlerle o miktarda boy uzayacak. Hasta istese de bunun üzerinde bir uzama gerçekleşmeyecek'' dedi.

Şekil bellekli alaşımlardan yararlanılarak insanın boyunun uzatılması projesinde, elektronik bir frekansın uzaktan kumanda ile harekete geçirilerek kemik içine çakılan çivinin yukarıya doğru hareketinin sağlanacağını dile getiren Havıtçıoğlu, hastaya verilecek kumandayla kendi boyunu kendisinin uzatabileceğini söyledi.

Havıtçıoğlu, çivilerin kemik kaynaması sağlandıktan sonra çıkarılabileceğini kaydetti.

Her gün 1 milimetre uzama

Geliştirilen yöntemlerin uyluk ve kaval kemiklerine monte edilebileceği bilgisini veren Havıtçıoğlu, hastanın boyunun her gün 1 milimetre uzatılabileceğini, bu yöntemlerle kısa bir sürede uyluk kemiğinin 15, kaval kemiğinin 10 cm olmak üzere toplam 25 santimetrelik bir uzamanın gerçekleştirilebileceğini belirtti.

Havıtçıoğlu, yöntemi anlattı:

''Mekanik yöntemde, hasta günde bir kez bacağına aşırı yüklenme yapacak. Kemik içine yerleştirilen çivinin özel aksamları var. Belirli yüklenme karşısında çivi kendiliğinden uzayacak.

Vücut ağırlığının ortalama 3 katı kadar bir kuvvetle yere vurulduğunda çiviler dişliler yardımıyla harekete geçiyor ve 1 milimetrelik bir uzama gerçekleşmiş oluyor. İstenen uzama sağlandığında otomatik olarak sistem kilitleniyor.

Diğer yöntemde ise belli bir frekansta bilgisayar mühendisleri tarafından yüklenen sistem, hastanın kendisi tarafından uzaktan kumandayla uygulanabiliyor.

Hastaya bir şifre veriliyor, uzaktan kumandayla gönderilen frekansla sistem çalışıyor ve ne kadarlık bir uzama sisteme yüklenmişse bir günde 1 milimetrelik uzamayla istenen boya kavuşulmuş oluyor.

Bu sistemlerin diğer boy uzatma sistemlerinden en büyük farkı hem acıyı çok azaltması, hem tedavi sürecini yarı yarıya indirmesi, hem de enfeksiyonu ortadan kaldırması. Diğer yöntemlerde 10 cm'lik bir boy uzatma işlemi 7 ay sürerken, bu yöntemlerde 3.5 ay sürecek.''

Bu yöntemlerin her isteyene uygulanmayacağına dikkati çeken Havıtçıoğlu, bacağında travma sonrasında tek bacakta kısalığı olanların, değişik nedenlerle bacağı kısa olanların ve boyu kısa olanların boyunun uzatılacağını söyledi.

Havıtçıoğlu, ''Boy uzatmanın amacı estetik amaçlı değil fonksiyon amaçlı. "Benim boyum 1.75 bir 10 cm daha uzatıp manken olmak istiyorum" diyenlerin boyunu uzatmayı uygun görmeyiz'' dedi.
Son düzenleyen Safi; 19 Ocak 2016 21:58 Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
evo - avatarı
evo
VIP kirlenmek güseldir : )
9 Mart 2007       Mesaj #42
evo - avatarı
VIP kirlenmek güseldir : )
MICROSOFT'TAN "SAAT AYARLAMASI" UYARISI

Sponsorlu Bağlantılar


İSTANBUL
- Microsoft, kullanıcılarına, bilgisayar sistemlerinin kullandığı saat dilimlerini ABD’deki yeni Enerji Yasası ile uyumlu biçimde güncelleştiren yamaların yüklenebileceğini hatırlattı.
Microsoft'tan yapılan açıklamada, gün ışığından yararlanarak daha fazla enerji tasarrufu sağlamak amacıyla gerçekleştirilen ileri saat uygulamasının, bu yıl ABD ve Kanada'da diğer ülkelerden farklı olarak, üç hafta daha erken bir tarihe taşınarak 11 Mart’ta devreye gireceği ve Kasım’ın ilk haftasında son bulacağı belirtildi.
Açıklamada, Windows Vista’dan önceki işletim sistemlerinin gün ışığından yararlanmaya yönelik ileri saat uygulamasını otomatik olarak düzenleme özelliğinin, söz konusu yasal değişiklik öncesinde belirlenmiş tarihleri esas aldığına dikkat çekildi.
Verilen bilgiye göre, ilgili yamalar, Microsoft’un WEB sitesinden indirilebileceği gibi, işletim sisteminin otomatik güncelleştirme seçeneği devreye sokularak da yüklenebiliyor.

*******************************************

ABD İLK PROTOTİP "UYDU TAMİR ROBOTUNU" FIRLATTI

CAPE CANAVERAL - ABD, uzaydaki uydulara hizmet verebilecek ilk prototip "uydu tamir robotunu" fırlattı.
Amerikan ordusu, ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesiyle (NASA) işbirliği içinde geliştirdiği iki uydu sistemli "Orbital Expres" prototipini dün gece Cape Canaveral uzay üssünden fırlatarak, iki aylık yörünge denemelerini başlatmış oldu.
ABD, uydulara yakıt ikmali yapmak, bozuk parçaları değiştirmek ve teknolojik seviyelerini yükseltmek amacıyla tasarlanan prototiple uyduların ömrünü artırmayı planlıyor.

a.a.

Son düzenleyen Safi; 19 Ocak 2016 21:58
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
9 Mart 2007       Mesaj #43
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Mars'ta yeraltı su sistemi teorisi

9 Mart, 2007 10:06:00 (TSİ)









Yüksek çözünürlüklü kamerayla çekilen karede kaya katmanları görülüyor




İLGİLİ HABERLER

• "Mars'ta yaşam 1977'de keşfedilebilirdi"


• NASA'dan 2 milyon dolarlık roket yarışması


• Spirit'in ön tekerlerinden biri bozuldu


• Google Mars'la Kızıl Gezegen ekranınızda


• 'Mars Exspress'in radarına ikinci anten




Bilimadamları, Mars'ta bir zamanlar örgü gibi yoğun bir yeraltı su sistemi bulunduğu görüşünü dile getirdi.

Bilimadamları, Mars'ın Meridiani Planum adı verilen geniş ve tepelerle dolu ovasında yaptığı incelemeleri değerlendirerek, eskiden Kızıl Gezegen'de yer altında su sisteminin bulunduğuna dair kanıtların, Mars'ın yaşam için potansiyel bileşenlerden birisiyle uzun ve karmaşık bir ilişkisi olabileceğini gösterdiğini ortaya koydu.

Bazı bilimadamları, Opportunity'nin burada bulduğu sülfat açısından zengin tortulların, bir zamanlar Kızıl Gezegen'de bulunan denizin kalıntıları olduğunu savunurken, bazıları da Meridiani Planum'un bir su havzası olmadığını ve bu nedenle büyük miktarda suyu tutamayacağını ileri sürüyor.

"Yanıt Mars'ın yüzeyinin altında"

ABD'deki Massachusetts Institute of Technology'den Jeffrey Andrews-Hanna ve meslektaşları ise, yanıtın Mars'ın geçmişinde ve yüzeyinin altında olduğunu belirtiyor.

Bulgularını İngiliz Nature dergisinde yayımlayan bilimadamları, bu coğrafi bölgenin aslında eskiden gezegenin yüzeyine suyun çıktığı izlenimini uyandıran erken Mars dönemi için bir küresel yeraltı su sisteminin modeli olduğunu düşünüyor.




Opportunity'nin bulduğu hidrate (su ile karışık) sülfat tuzu minerallerinin yer aldığı noktanın çok ötesine dek hazırlanan bir bilgisayar modeli oluşturan bilimadamları, yüzey altında su aktığına kanıt olarak ayrıca Mars Orbiter'ın çektiği ve suyun bir zamanlar erozyona uğrattığı kayaları gösteren fotoğrafları da sunuyor.

Jeomorfolog Victor Baker, Mars'ın bir zamanlar, bütün yüzeyinin altında birbiriyle bağlantılı bir yeraltı su sistemi bulunduğunu söylerken, Kızıl Gezegen bugün ise kupkuru görünüyor ve ince atmosferinin neredeyse tamamen sudan yoksun olduğu sanılıyor.

Araştırmacıların büyük bölümü, Mars'ın bir zamanlar su ile kaplı olduğunu ve Dünya benzeri yumuşak bir atmosferinin bulunduğu konusunda hem fikir.

Bu görüşbirliği bakteriyel bile olsa bir tür yaşam biçimine evsahipliği etmiş olabileceği spekülasyonunu da güçlendiriyor.

Nature dergisindeki araştırmada, bundan daha da heyecan verici olan ve NASA'nın kısa süre önce sunduğu, Mars'ın yüzeyinde hala bir miktar su bulunabileceğine ve bunun bir yeraltı kaynağından geldiğine dair kanıtlara dikkat çekiliyor.

Amerikan Mars Global Surveyor yörünge aracının 2005'te çektiği fotoğraflarda, akarsuyun açtığı iki küçük vadi tespit edilmiş, önceden çekilen fotoğraflarda bu bölgede bu vadilerin bulunmadığı anlaşılmıştı.
Son düzenleyen Safi; 19 Ocak 2016 21:58
evo - avatarı
evo
VIP kirlenmek güseldir : )
16 Mart 2007       Mesaj #44
evo - avatarı
VIP kirlenmek güseldir : )
TV KARŞISINDA HEYECANI ÖLÇEN SİSTEM BULUNDU


TOKYO - Japonlar, TV seyircisinin ekran karşısında duyduğu heyecanı ölçebilen bir yöntem geliştirdi.
Japon iletişim devlerinden birinin geliştirdiği sistem, TV yayını ya da reklamının veya bir internet sitesinin uyandırdığı heyecanı, ekran karşısındaki göz hareketlerini analiz ederek ölçüyor.
Bir şirket yetkilisi, dünyada ilk kez geliştirilen sistemin, göz hareketlerini davranışsal ve psikolojik bakımdan tahlil ederek, "TV seyircisi ya da tüketicinin ekrandaki görüntüye gösterdiği gerçek ilgiyi ölçebildiğini" söyledi.
Küçük bir kamera kullanan sistem; göz kapağı hareketleri ve gözdeki kırpıştırmalar gibi parametreleri kullanarak sonuca varıyor.
Şirket, reklamcılara, TV yapımcılarına, tasarımcılara veya web sitesi hazırlayanlara, ürünlerinin güçlü ve zayıf taraflarını bilimsel olarak belirleme imkanı verecek kapsamlı hizmet sunacağını da bildirdi.
a.a.
Son düzenleyen Safi; 19 Ocak 2016 21:58
vain - avatarı
vain
Ziyaretçi
16 Mart 2007       Mesaj #45
vain - avatarı
Ziyaretçi
2 santimlik cerrah !
Japonlar dünyanın en küçük "doktor"unu icat etti...





Japonlar bu kez de 'doktor' icat etti. 2 santimlik cerrah robot, insan vücuduna girip ameliyat yapacak

Japon bilim adamları, geliştirdikleri 'robot doktor'un porototipini dün basına tanıttı. Kesik yoluyla vücuda girecek olan robot, insan bedeninin içinde operasyonlar yapabilecek.

Ritsumeikan Üniversitesi uzmanlarının üç yıl süren bir çalışma sonucu geliştirdiği 2 santimetre uzunluğundaki doktor robot, 1 santimetre genişliğinde ve sadece 5 gram ağırlığında. Küçük bir kamera, algılayıcılar ve ilaç enjektörüne sahip olan robot, gerektiğinde bazı sağlık sorunlarını ilaçlarla tedavi edebiliyor, böylece ameliyata gerek kalmıyor.

Sırada kalp robotu var

Robot, vücudun sorunlu bölgesinden aldığı verileri çok ince bir kabloyla bilgisayara iletiyor. Ancak uzmanlar daha etkili ve kolay iletişim için robota uyumlu telsiz verici geliştirmeye çalışıyor.

Daha önce geliştirilen minyatür sağlık robotları, yutma yoluyla vücuda girebiliyor ve yalnızca fotoğraflar çekebiliyordu. ABD'li bilim adamları, kalp sorunları konusunda uzman ve enjeksiyon yoluyla vücuda zerk edilecek yeni tip bir robot da geliştiriyor.
Son düzenleyen Safi; 19 Ocak 2016 21:58
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
16 Mart 2007       Mesaj #46
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Bu Teknoloji çığır açacak
Kozmetik, tıp, enerji ve savunma sanayi başta olmak üzere bütün alanlarda kullanılan malzemelerin yapımın yeni bir boyut getiren nanoteknoloji, bilim dünyasında çığır açıyor.

Bu teknolojiyle yapılan cep telefonları, güzellik kremleri, kıyafetler, kameralar ve gözlükler, teknolojinin sonsuzluğunu gözler önüne seriyor.

Avrupa Birliği'nin de 3,5 milyar avroluk bütçesi ile en büyük 4. alan olarak kaynak ayırdığı nanoteknoloji, mikroteknolojiden sonraki en önemli teknolojik gelişme olarak değerlendiriliyor.

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekmel Özbay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''nano'' kelimesinin Yunanca'da ''cüce'' anlamına geldiğini, nanoteknolojinin atomik seviyedeki teknolojilerle çalıştığını anlattı.


Nanoteknoloji üzerine çalışmalarının 10-15 yıl öncesine dayandığını aktaran Özbay, üzerinde değişiklik yapılamayan pek çok maddenin özelliklerinin nanoteknoloji ile değiştirilmeye başlandığını kaydetti. Özbay, cep telefonlarının, güzellik kremlerinin, kıyafetlerin, kameraların ve gözlüklerin nanoteknoloji ile yeni bir boyut kazanacağını, bu teknolojiyle üretilen ürünlerin yakın gelecekte vitrinlerde yerini alacağını anlattı.

Her teknolojinin malzemeye dayandığını ifade eden Özbay, nanoteknolojinin malzemelerin boyutunu önemli ölçüde küçülteceğini belirtti. Özbay, ''Boğaziçi Köprüsünün halatlarının kalınlığı 1 metre civarında, epeyce büyük. Nanoteknoloji ile bu 1 santimetreye kadar indirilebilir. Halatlar, küçük olması ile beraber aynı zamanda sağlamlığı da yüksek olan malzemelerden yapılabilir'' diye konuştu.

TUNGSTEN LAMBALAR TARİHE KARIŞACAK

Nanoteknoloji alanında yaptıkları çalışmalardan söz eden Özbay, aydınlatmada kullanılan ve ''tungsten'' diye isimlendirilen lambaların kullanımının nanoteknolojide gelişmeler nedeniyle yakında tarihe karışacağını söyledi. Nanoteknolojiyle yüksek verimliliğe sahip ışık kaynağı elde etmeyi amaçladıklarını ifade eden Özbay, yeni lambaların daha az elektrik tüketerek daha fazla aydınlatma sağlayacağını söyledi.

Nanoteknoloji ürünü elektronik aletlerin elektrik tasarrufu sağlayacağına işaret eden Özbay, dizüstü bilgisayarların enerjisinin büyük bölümünün ekran aydınlatmasında harcandığını, nanoteknolojiyle batarya ömrünün uzayacağını, dolayısıyla elektrikten tasarruf edileceğini söyledi.

Türkiye'nin nanoteknoloji alanında yapacağı çalışmalar sayesinde, enerji tasarrufunda önemli aşama kaydedeceğini vurgulayan Özbay, ''Bir anlamda, şu anki elektrik tüketimini arttırmadan, yeni doğalgaz kaynakları ya da yeni nükleer enerji kaynakları kullanmadan, enerji daha verimli kullanıldığından aynı aydınlatma çok daha ucuza ve az elektrik tüketilerek elde edilecek'' dedi.

KOZMETİK VE TIPTA NANOTEKNOLOJİ

Özbay, nanoteknolojinin en çok kozmetik sektöründe kullanıldığını ancak gelecekte kullanım alanının hemen her alana yayılacağını bildirdi. Kırışıklık kremlerinin nano kapsüller içine konulduğunda cildin tamamına uygulanabildiğine dikkati çeken Özbay, pek çok kozmetik firmasının bu teknolojiyi kullanmaya başladığını kaydetti.

Nanoteknolojinin kanser tedavisine de çok büyük katkılar yapacağını kaydeden Özbay, kanser ilaçlarının nano kapsüllere yükleneceğini anlattı. Bu ilaçların vücuda verilmesinin ardından, nano tabancalarla yalnızca istenen bölgelerde patlatılacağını söyleyen Özbay, ilacın sadece tedavi edilecek noktada uygulanacağını ve tedavide yan etkilerin ortadan kalkacağını söyledi.

Özbay, bu teknolojinin kanser tedavisinde kullanılması için 3 yıllık bir sürenin öngörüldüğünü, başlatılan bir projede Gazi Üniversitesi ve Eczacıbaşı firmasıyla çalıştıklarını bildirdi.

CEP TELEFONLARI KÜÇÜLECEK

Nano malzemelerin kullanıldığı tıbbi görüntüleme sistemlerinin çözümlemelerinin daha da artacağına dikkati çeken Özbay, DVD kapasitelerinin artırılabileceğini, bilişim teknolojisinde de büyük bir çığır açılmış olacağını söyledi.

Nanoteknolojinin termal kameraların gece görüş sistemleri açısından da yenilikler getirdiğini anlatan Özbay, nanoteknoloji ürünü termal kameraların çok daha uzaktan görüntü alabileceğini belirtti.

Nanoteknolojinin günlük yaşamın vazgeçilmez ürünü olan cep telefonlarının küçültülmesine de olanak sağlayacağını kaydeden Özbay, nano malzemelerle yapıldığında cep telefonların boyutlarının bugün kullanılanlara göre 100 kat küçültülebileceğini ifade etti.

NANOTEKNOLOJİ PAZARINDA TÜRKİYE'NİN YERİ

Gelecek 15 yıl içerisinde nanoteknolojinin dünya ekonomisine 3 trilyon lira ek kaynak sağlayacağını belirten Özbay, bu teknolojinin Türkiye açısından da büyük önem taşıdığını vurguladı.

Türkiye'nin bu teknolojinin ''üreticisi'' ya da ''tüketicisi'' olma konusunda bir karar vermesi gerektiğine işaret eden Özbay, Türkiye'nin bugüne kadar nanoteknolojinin tüketicisi konumunda olduğunu söyledi. Özbay, ''Amacımız yalnızca bilim yapmak değil, bu teknolojiyi Türkiye'nin yararına kullanmak'' dedi. Türkiye'nin nanoteknolojiyi tüketen değil, üreten ülke konumuna gelebileceğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

''Nanoteknolojinin insana sağlayacağı refahı algılayabilen herkes bu teknolojiye sahip olmak istiyor. ABD 4 sene içinde nanoteknolojiye 4,5 milyar dolarlık kaynak ayıracak. AB 7. Çerçeve Programında bu alana ayırdığı kaynağı 3.5 milyar avroya çıkardı. Önümüzdeki 7 yıl içinde AB, nanoteknolojiye 100 milyar avro kaynak aktaracak. Bunu sadece bilim yapılsın diye değil, buradan çıkacak teknolojilerin refah seviyesini daha da arttıracağına inandıkları için yapıyorlar.

Çin bu konularda 1 milyon kişi yetiştirmek üzere bir eğitim çalışması başlattı. Japonya, Kore ve İsrail'de bu konuda çok önemli çalışmalar var. Yani tüm gelişmiş ülkeler buna kaynak ayırıyor.''
Son düzenleyen Safi; 19 Ocak 2016 21:58
vain - avatarı
vain
Ziyaretçi
16 Mart 2007       Mesaj #47
vain - avatarı
Ziyaretçi
Kalifornia'da Kök Hücre Araştırmalarını Referandumla Kabul Etti
Amerika'nın Kalifornia eyaletinde son seçimlerde %59'a karşı %41 oyla kök hücre araştırmalarına 3 milyar dolar ayrılması kabul edildi.
Bush hükümetinin kök hücre araştırmalarını mevcut hücre dizileriyle kısıtlaması ve yeni hücre dizileri elde edilmesi için devlet kaynaklarının kullanılmasını engellemesinden bu yana (Ağustos 2001'den beri) ABD'de ilk kez bir eyalet konuyla ilgili referanduma giderek, kaynaklarının kök hücre araştırmalarına ayrılmasını onayladı.
Bundan sonra Kaliforniya eyaletinde kök hücre araştırmalarının gelişmesinde rol oynayacak altyapı, inşaat ve biyoteknoloji firmalarının önemli atılımlar yapması bekleniyor. Dolayısıyla 3 milyar dolarlık kaynak, hem kök hücre konusunda önemli atılımlara, hem de oluşturulacak bilimsel alt yapı daha başka bilimsel gelişmelere zemin oluşturabilecek.

Beyazkarıncalar bioyakıt üretmeye yarayabiliyor

Rio de Janerio (AA) - BM Çevre Programı (PNEU) Başkanı Achim Steiner, beyazkarıncaların (termit) bioyakıt üretmeye yarayabildiklerini söyledi.

Achim Steinmer, beyazkarıncaların, organik atıkları, ethanol üretiminde kullanılmak üzere şekere etkili ve ekonomik bir biçimde dönüştürebilen bakteriler bulundurduklarını belirtti.

Steiner, ABD'nin yenilenebilir enerjiye milyar dolarlar yatırdığını, bu miktarın bir kısmının beyazkarıncılara ayrıldığını kaydetti.

Steiner, Kenya'da tropik bölgelerde yaşayan böcekleri inceleyen laboratuvarlarda buna benzer araştırmaların yapıldığını da sözlerine ekledi
Son düzenleyen vain; 16 Mart 2007 21:08 Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
18 Mart 2007       Mesaj #48
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
NASA, AY TOZU YUTMANIN TEHLİKELİ OLUP OLMADIĞINI ARAŞTIRIYOR
Ay'a 2020'de yeniden insanlı uçuş planlayan NASA, Ay tozu yutmanın astronotlar için tehlike oluşturup oluşturmadığını inceliyor.
Minik Ay tozu parçacıklarının toksik olabileceğini düşünen bilim insanları, deney fareleri üzerinde Ay tozunun akciğerlerde yaratabileceği enfeksiyon olasılığını inceleyecek.
Tennessee Üniversitesi'nden bir ekip de, ay'da kurulması planlanan üs ve uzay araçlarındaki yaşam alanlarından tozun uzak tutulması amacıyla mıknatıs filtreler kullanması olasılıklarını araştıracak.
NASA'nın Apollo uçuşlarından bu yana Ay tozunu yutmanın sağlık üzerindeki bazı olumsuz etkileri biliniyor.
Apollo 17 seferi ile Ay yüzeyinde yürüyen son insan olan Amerikalı astronot Harrison Jack Schmitt, Ay yüzeyindeki yoğun bir faaliyetin ardından kirli uzay elbisesini modül içinde çıkarttığında, ay tozunun olumsuz etkisinden ve ateşinin yükselmesine neden olmasından şikayet etmişti.
NASA, şu anda Ay tozuna daha uzun sürelerde maruz kalınmasının yol açabileceği sonuçları inceliyor ve 13 yıl içinde Ay'a yeniden insan gönderilmeden önce bu soruna çözüm bulmaya çalışıyor.
Son düzenleyen Safi; 19 Ocak 2016 21:59
evo - avatarı
evo
VIP kirlenmek güseldir : )
19 Mart 2007       Mesaj #49
evo - avatarı
VIP kirlenmek güseldir : )
E8'İN SIRRI ÇÖZÜLDÜ



WASHINGTON
- Norveçli matematikçi Sophus Lie tarafından 1997'de bulunan ve Lie grubu adı verilen karmaşık matematiksel yapının E8 adlı bölümünün sırrı, Amerikalı ve Avrupalı araştırmacıların, 4 yıllık çalışması sonunda çözüldü.
Bunun çok önemli bir gelişme olduğunu bildiren bilim adamları, bu sayede, bilgisayarla karmaşık problemlerin çözülmesi için yapılan hesaplamaların kolaylaşacağını ifade ettiler.
E8'in sırrının anlaşılmasıyla, cebir, geometri, sayı kuramları, fizik ve kimya alanında ilerleme sağlanacağı belirtildi.
E8'in şifresinin çözülmesi için bilgisayarda yapılan hesaplamaların 60 gigabyte yer kapladığı kaydedildi.

a.a.
Son düzenleyen Safi; 19 Ocak 2016 21:59
vain - avatarı
vain
Ziyaretçi
19 Mart 2007       Mesaj #50
vain - avatarı
Ziyaretçi
1603 optimus
Roma asaleti OLED klavyeye yansıdı

Optimus 103 adı ile yola çıkıp en sonunda tanrıların tanrısı anlamına gelen Optimus Maximus adını alan OLED klavye bu yılın son iki ayında satın alanlarla buluşacak. Nisan ayında ön siparişleri alınmaya başlayacak klavye, daha önceki beklentilerin yaklaşık 400 dolar üzerindeki bir fiyatla 1490 dolara satılacak. Klavyenin tuşlarının programlanabilir olmasının bu fiyatı ne kadar kabul edilebilir kılacağını zaman gösterecek.

OLED klavyenin bütün tuşları 5 yıllık ömre sahip 32x32 (piksel) çözünürlüklü OLED'lerden oluşacak. Bu kullanım süresi doğal olarak kullanım tarzıyla da bağlantılı olacak. Ancak OLED tuşların mümkün olduğunca uzun dayanması için elden gelen çaba harcanmış. OLED bölümler sabit tutulurken, tuşa basma sırasındaki hareket gereksinimi tuşların üzerine geçirilmişbaşlıklarla karşılanmış.

Klavye bu kadar pahalı olunca tuşların birinin kırılmasının felakete yol açmaması için de bir düzenleme yapılmış. Yedek tuşların 10 dolara satılıyor olacağı açıklandı. Daha az sayıda programlanabilir tuşu bulunan 1000 dolar altı fiyatlı OLED klavyeler üzerinde çalışmaların sürdürüldüğü de bildirildi.


Bitkilerinde dili var!

Ne sinir lifleri ne de beyinleri ve kasları ya da ağızları var, ama yine de yaşayan her organizma gibi, bitkiler farklı uyarılara çeşitli salgılarla tepki gösterebiliyor.

Bitkilerin mesajlarını duyabilseydik, belki de ormandaki yürüyüşlerimizi büyük bir gürültü içinde yapmak zorunda kalırdık. Ama ne iyi ki bitkiler sadece optik ve kimyasal uyarılar veriyor.

Bitkilerin, ışık, su veya besleyici madde gibi abiyotik faktörler dışında, herbivorlar (bitkisel besinlerle beslenen canlılar) ve patojenlerle (bakteri, virüs, mantar) de başa çıkmaları gerekiyor.

Onların hareketsiz olmaları, haşerelere karşı savunmasız kaldıkları anlamına gelmez.

Çünkü her zaman ya da sadece ihtiyaç halinde kullandıkları çok sayıda koruma ve savunma mekanizmalarına sahipler. Dikenler veya yakıcı tüyler bitkiyi her zaman koruyan fiziksel savunma mekanizmalarıdır.

Bana dokunma Mesela ısırgan otunun uyarısını:"Bana dokunursan, yakarım!" şeklinde çevirebiliriz. Fiziksel korunma dışında bitkiler doğrudan doğruya haşerelere zarar veren zehirli maddelerle de kimyasal savunma yapabiliyorlar. Bununla birlikte kimyasal savunma maddelerinin üretimi bitkiler için çok zahmetlidir ve çok fazla enerji gerektirir. İşte bu nedenle kimyasal savunma sadece ihtiyaç halinde yapılıyor.

Böcek saldırısı karşısında salgılanan çeşitli koku maddeleri, bitkiye zarar veren böcekleri yiyerek azaltacak yırtıcı böcekleri çekebilir. Bilim adamları gerçi bu kokulu salgıların, yakındaki bitkileri de uyarabileceğini tahmin ediyorlardı ama bitkilerin bu uyarı sinyaline ne şekilde tepki gösterdikleri hala merak konusudur.

Bu reaksiyon koku maddesinin yaprağın üzerine ulaşmasıyla başlar ve sinyal iletimiyle devam eder.

Komşu ağaca uyarı Aslında saldırıya uğrayan ve uğramayan bitkiler arasındaki iletişimin varlığıyla ilgili ilk kanıtları Ian Baldwin, 1983 yılında ortaya koymuştu. Kavak ve akçaağaçta meydana gelen "yaralanmalarda" zehirli fenoller ve tanenler üretildiğinde, henüz zarar gelmemiş komşu ağaçta fenol ve tanen içeriğinin aynı oranda yükseldiğini görmüştü bilim adamı.

Benzer sonuçlara söğüt (Salix sitchensis) araştırmasıyla ulaşan D.Rhoades, tırtıllar tarafından yenen yaprak kalitesinin, yara almamış bitkilerinkine göre daha düşük olduğunu görmüş. Aynı etki, saldırıya uğrayan bitkilerin yanında büyüyen ancak kökleri temas etmeyen komşu bitkilerde de görülmekte.

Bunun en iyi açıklaması yaralı ve yaralı olmayan bitkiler ve henüz zarar görmemiş komşu bitkiler arasında uçucu organik maddeler (VOCs: volatile organic compounds) aracılığıyla iletişimin varlığı olabilirdi.

Dili kanıtlamak Yirmi yıl öncesine ait bu araştırmalar, birçok bilim adamını "bitkilerin VOCS aracılığıyla iletişimi" üzerine çalışmaları için bir zemin oluşturmuştu.

Çok sayıda araştırma öte yandan, bir bitki dilinin kanıtlanmasını zorlaştıran, deneysel zorlukları da ortaya çıkardı. Bitkiler araştırmaların birçoğunda gerçek olmayan deneysel koşullara maruz bırakılmıştır.

Mesela hava geçirmez kaplara konan bitkilerde çok sayıda sorun oluşmuştur. Bu düzenleme yüzünden koku maddeleri hazne içinde yoğunlaşırken, bitkinin fizyolojik statüsü de değişmekte. Fotosentez süreçleri işlemeye başlayınca da haznedeki CO2 oranı düşerek, karbon bileşimlerinin azalmasına yol açmakta.

Bitkiler bu eksikliği dengelemek için, gözeneklerdeki açıklıkları arttırıyorlar.

Ama ne var ki bu süreç yüzünden mezofil hücreleri yoğun olarak koku maddelerinin etkisinde kalıyorlar ve bitkinin doğal koku maddesi oranına göre ayarlı reaksiyonu değişmekte. Ancak sürekli hava akımı sağlayan açık sistemlerle bu karışıklıklar önlenebilmekte.

Yöntem aranıyor Bu amaçta sağlıklı bitki yerine, kesilmiş yapraklar veya dallar kullanılıyordu. Ama daha sonraları kesik yapraklardaki herbivor azaltıcı koku maddesi bileşiminin sağlıklı bitkilerinkinden farklı olduğu anlaşıldı.

Bitki kesildiğinde, bitkinin tüm fizyolojik statüsünü değiştiren önemli bakım unsurları kaybolmuş olur. Bu nedenle de kesik yapraklar ve dallar ne koku üreten ne da alıcı bitkinin incelenmesi için uygun değildir.

Sentetik koku maddelerinin kullanılması, bitki tarafından salgılanan VOC karışımının parçalanmasına ve aktif maddelerin tanımlanmasına izin vermekte.

Burada zor olan bitkilerin doğal miktarda koku maddesi salgılamasını sağlamak, çok sayıda bileşimler arasındaki bağlantıyı bulmak ve böceğin bitkiyi kemirmesine karşı salgılanan koku karışımındaki azalmayı takip etmek.

Oysa açık havada gerçekleştirilen araştırmalar daha gerçekçi deneysel koşullara imkan vermekte.

Yeni bulgu Örneğin R.Karban ve ekibi 2000 yılında, zarar görmüş kokulu Amerikan çalısı (Artemisia tridentata) yanına dikilen tütün bitkisinin (Nicotiana attenuata), herbivorlardan daha az zarar gördüğünü ve diğerlerine göre daha fazla tohum ürettiğini görmüş.

Ancak sentetik koku maddeleriyle yapılan deneylerle, tütün ve bu kokulu çalı arasındaki iletişim kanıtlanamamıştı. Max-Planck Enstitüsü bilim adamları son çalışmalarıyla, kokulu çöl çalısı tarafından salgılanan VOC karışımının yanındaki tütün bitkisi üzerinde dolaylı bir etkisi olduğunu göstermekte.

Karışım içindeki iki molekül, doğrudan doğruya savunma maddeleri üretmek yerine, sadece herbivor saldırısı sırasında üretimi arttırıyor veya hızlandırıyor, diye açıklıyor bilim adamları.

Kokulu çöl çalısınca, tütün bitkisine (alıcı bitki) sadece böcek saldırısı sırasında yapılan uyarı, VOCS aracılığıyla yapılan doğrudan savunmanın "hesaplı" türü olsa gerek.

Bitkinin enerjisi Bitkiler savunma mekanizmalarını çalıştırmak için, büyüme veya üreme için gerekli enerji ve kaynaklarını harcamak zorundalar.

Yani bir bitki savunma mekanizmalarını sürekli kullandığında, böceklerin saldırısına uğramasa bile "savurganlığını" sağlığıyla öder. Sonuçta sağlıklı büyümesi için gerekli enerji kaynaklarının önemli bir kısmını böceklerden korunmak için kullanmıştır.

Jena Max-Planck Enstitüsü bilim adamlarına ait son bir araştırma yazısında iki ilkeyi birleştirerek yukarıda söz edilen sorunları önleyen deneysel bir model sunulmakta. Bu modelde uyarıcı ve alıcı bitkilerin aralıksız olarak hava almasını sağlayan açık bir sistem kullanılmakta.

Bu sistemde uyarıcı ve alıcı bitkiler köklerinin temas etmemesi için pleksiglas kutulara yerleştirilmekte. Alıcı bitkinin arkasında kutu içindeki hava akımı sağlayan bir vantilatör çalışıyor. Temiz hava kutunun üzerindeki bir açıklıktan çekilmekte. Bu deneyde koku maddesi üreten yabani ya da genetik bitki kullanılmakta.

İşte bu şekilde uyarıcı bitki tarafından salgılanan koku karışımının, alıcı bitki üzerindeki etkisi doğadaki koşullara benzer bir şekilde test edilebilmekte.

Bitkide savunma reaksiyonu ne zaman harekete geçiyor? Bitkiler, aldıkları yara türüne göre, bunun bir dolu tanesi mi yoksa bir tırtılın marifeti mi olduğunu algılayabiliyor. Max-Planck Enstitüsü bilim adamları bu algılama yetisinin kimyasal madde olmadan işlediğini buldular. Bilim adamları daha önceleri bitkideki savunma reaksiyonunun, tırtılın tükürük salgısına bağlı olarak geliştiğini sanıyorlardı.

Wilhelm Boland, yaprak kemiren bir tırtılı taklit eden bir robot sayesinde, savunma reaksiyonunun tükürük salgısından çok mekanik yaraların etkisiyle harekete geçtiğini saptadılar.

MecWorm olarak adlandırılan robot, minik iğneyi yaprağa batırarak tırtılın kemirme davranışını taklit ediyor. Robot yaprağın üzerine herhangi bir kimyasal madde bırakmamasına rağmen bitkiler kimyasal savunma sinyalleri gönderiyorlar.

Bitkideki savunma reaksiyonunun harekete geçmesi için, robotun tıpkı gerçek tırtıl gibi çiğnemesi gerekiyordu. Çünkü yaprak sadece bir pinset ya da bisturi ile yırtıldığında bitki reaksiyon göstermemiş. Gerçek düşmanlar ve kısa vadeli mekanik etkiler arasındaki farkı algılama yetisi, bitkiye kimyasal savunma reaksiyonunu boşa harcamamasını sağlıyor.

Sonuçta kimyasal karışım mesela dolu yağmurunda işe yaramıyor dolayısıyla da kaynaklar ve enerji boşu boşuna harcanmış oluyor. Bir motor ve yuvarlak pimden oluşan MecWorm tırtıl robotu, bilgisayarla çalıştırıldığında pimle düzenli aralıklarla vuruşlar yapıyor.

Deney sırasında kullanılan fasulye yaprağı (Phaseolus lunatus) hava geçirmeyen bir hazneye yerleştirilmekte. Beş saniye aralıklarla on yedi saat boyu yapılan pim vuruşları sonucunda yaprak (Tetranynchus urticae) fasulye böceği ve diğer böcek larvalarına gösterdiği reaksiyonun aynısını göstermekte.


Enkaz kurtarma Robotu

ABD ordusuna bağlı çalışan bir araştırma merkezi, savaş sırasında enkaz altında kalan askerlerin kurtarılması için özel yapım bir robot geliştiriyor.

İngilizce Vecna BEAR adlı robot, savaş yeri ve enkaz adam kurtarma aracı olarak tanımlanıyor. Vecna robotu, hidrolik ve esnek kolların bulunduğu üst gövde, mobil bacaklar ve dinamik denge sağlayıcı ayaklar olmak üzere üç bölümden oluşuyor. Robotun yürüyüşü tanklarda kullanılan hareketli bantlarla sağlanıyor. Kurtarma robotu Vecna bir benzeri halen Irak'ta deneniyor.

Vecna robotu, yangın, enkaz altı, düşman ateşi altındaki binalardan veya kimyasal bomba atılmış bölgelerde şuuru yitirmiş kendi başının çaresine bakamayacak askerlerin kurtarılmasında kullanılacak. Robotu, ABD ordusuna bağlı Tıbbı Araştırmalar ve Malzeme Kontrolü Araştırmalar Merkezi'nden Gary Gilbert adlı bir uzman geliştirdi.

Gilbert, robotun şimdiye dek binalar ve ormanlık alanda yapılan denemelerde başarılı olduğunu vurguluyor. Robotun birçok görevi yerine getirecek şekilde esnek bir gövdeye sahip olduğunu belirten Gilbert, yükleme-indirme, ağır cihazların taşınması gibi görevleri de yerine getirebileceğini ifade ediyor.



Antarktika`da Sedef Bulutlar Görüldü

Dünyanın gördüğü en düşük sıcaklıklardan biri, çok nadir görülen bir bulut formasyonunu Antarktika göklerinde ortaya çıkardı.

Antarktika`da yer alan Avustralya`ya ait Mawson Meteoroloji İstasyonu`ndan meteorolog Renae Baker, `nacreous` olarak adlandırılan stratosferik kutup bulutlarını görüntüledi.

Sedef bulutların anası (mother-of-pearl clouds) da denen nacreous`lar, hava sıcakllığının eksi 80 santigrat derecenin altına düştüğü günlerde ve sadece kutup bölgelerinin çok yükseklerinde ortaya çıkıyor.

-87 derece oldu Renae Baker`ın fotoğrafları çektiği tarih olan 25 temmuzda da bölgede hava sıcaklığı sıfırın altında 87 santigrat derece (eksi 189 derece Fahrenheit) olarak belirlendi.

Baker, Associated Press haber ajansına yaptığı açıklamada, "o an sedef bulutların bulunduğu yükseklikte rüzgar saatte 143 kilometre hızla esiyordu. Ama onlar sabittiler" dedi.

Sedef bulutlar Nacreous bulutları, stratosferde, yerden yaklaşık 25 kilometre yukarıda oluşur ve parlak, ince ve sedefi andıran biçimlerinden dolayı sedef bulutların anası olarak adlandırılır.

Buz kristallerinden oluşan ve genellikle güneşin ufka yakın olduğu zamanlarda görülen sedef bulutların rengi ve parlaklığı güneş ışınlarını yansıtmasından kaynaklanır.

Bu tür bulutlar genel sirkülasyon ile stratosfere taşınan çok küçük su damlacıklarını içerir. Genellikle hareketsizdirler veya çok nadiren hareket ederler.


İsrail'in Oluşturduğu Çevre Felaketi


İsrail'in Lübnan'da bir enerji santralini bombalamasıyla tonlarca fuel oil Doğu Akdeniz'e boşaldı. Fuel oil tabakası 100 km'lik bir alana yayıldı ve kıyıları kapladı.

İsrail uçaklarının bombalaması sonucu Akdeniz'e akan fuel oil, Lübnan kıyılarını kaplıyor. Bazı tahminlere göre, Doğu Akdeniz'e akan petrol miktarı şimdiye dek meydana gelen tanker kazalarının en büyüğüne eşdeğer. Birleşmiş Milletler Çevre Programı, petrolün Lübnan kıyılarında ciddi bir çevre felaketi yaratacağını açıkladı. BM Çevre Programı Başkanı Achim Steiner, Lübnan hükümetine akan petrolün temizlenmesi konusunda yardım edileceğini belirtti.

Lübnan Çevre Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, yayılan petrolün temizlenmesi için gerekli ekipmanın bulunmadığı ve denize yayılan akaryakıtın hızla kıyıları kapladığı belirtildi.

Lübnan Çevre Bakanlığı'na danışmanlık hizmeti veren Malta merkezli Regional Marine Pollution Emergency Response Centre (Bölgesel Deniz Kirliliği Acil Eylem Merkezi) uzmanları, akaryakıtın Suriye karasularına ulaştığı ve kısa zamanda Doğu Akdeniz'i etkisine alacak bir felakete dönüşeceği uyarısını yapıyor.

AKDENİZ'İN SUÇU NE?
Fuel oilin deniz tabanına oturması halinde balıklar için ciddi bir tehlike yaratacağı vurgulanıyor. Ayrıca Lübnan kıyılarına yumurta bırakan kaplumbağalar da tehlike altında. Siyah ve yoğun fuel oil tabakası şimdiden Beyrut'un kent plajlarını kaplamış durumda; balıkçılar ise bu yıl balık avlanamayacağı belirtiyor. Zararın temizlenmesinin 200 milyon doları aşacağı belirtiliyor. Gayrisafi Milli Hasılası 22 milyar dolar olan ve savaşta büyük yıkıma uğrayan Lübnan için bu facia ciddi bir maliyet getirecek.

İsrail uçakları hava saldırılarının yapıldığı 13 ve 15 Temmuz tarihlerinde Lübnan'ın başkenti Beyrut'un 30 km güneyindeki akaryakıt depolarını bombalamıştı. İlk raporlara göre, delinen depolardan 10.000 ton fuel oil akmıştı. Ancak Lübnan Çevre Bakanı Berj Hacıyan, denize karışan fuel oil miktarının en az 35.000 ton olduğunu vurguluyor. Tesiste bulunan 6 adet akaryakıt deposundan 4.ü tamamen yanarken, 5.inci depodaki yangın uzun süre söndürülemedi. Akaryakıtın 5.inci depo yanarken denize aktığı düşünülüyor.

EN BÜYÜK TANKER KAZASI
Şimdiye dek gerçekleşen en büyük tanker kazasında Exxon şirketine bağlı Valdez tankeri, 1989'da Alaska açıklarında devrilmiş ve 40.000 ton ham petrol denize karışmıştı. Yapılan müdahalelere karşın akan petrol Alaska'da ciddi çevre sorunlarına neden olmuştu.





Son düzenleyen vain; 19 Mart 2007 09:56 Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

28 Kasım 2016 / Hi-LaL Tıp Bilimleri
8 Ekim 2017 / Misafir Bilgisayar
30 Aralık 2008 / Ziyaretçi Cevaplanmış
10 Kasım 2008 / Ziyaretçi Taslak Konular