Cevap Yaz Yazdır
En İyi Cevap Var|Gösterim: 248.784|Cevap: 5|Güncelleme: 23 Kasım 2016

Cumhuriyet öncesi ve sonrası yapılan yenilikler nelerdir?

Mesaja atla
Ziyaretçi
12 Kasım 2008 21:29   |   Mesaj #1   |   
Ziyaretçi - avatarı
Ziyaretçi
Cumhuriyet öncesi ve sonrası yapılan yenilikler nelerdir?
EN İYİ CEVABI _KleopatrA_ verdi
Yapıldıkları alanlara göre devrimler
Siyasi alandaki devrimler
  • Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
  • Ankara'nın Başkent Olması (13 Ekim 1923)
  • Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
  • Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
  • Çok Partili Rejim Denemeleri (Serbest Cumhuriyet Fırkası, Terakkiperver Halk Fırkası, 1930)
  • Kadınlara siyasi Hakların verilmesi (1930 Belediye - 1933 Muhtarlık - 1934 Milletvekili)
Toplumsal ve Sosyal alanda yapılan devrimler
Sponsorlu Bağlantılar
  • Kadınların Erkeklerle Eşit Haklara Sahip Olması(1934)
  • Şapka ve Kıyafet Devrimi (Şapka Kanunu), (25 Kasım 1925)
  • Lâkap ve Unvanların Kaldırılması (26 Kasım 1934)
  • Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)
  • Laiklik (1928)
  • Milletlerarası Takvim ve Saatin, Yeni Rakamların Kabulü ve Ölçülerde Değişiklik (26 Aralık 1925 - 26 Mart 1931)
  • Tekke ve zaviyelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
Eğitim ve kültür alanındaki devrimler
  • Millet Mekteplerinin Açılması (1928)
  • Öğretimin Birleştirilmesi (3 Mart 1924)
  • Medreselerin Kapatılması (1924)
  • Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun (1926)
  • Harf Devrimi (1 Kasım 1928)
  • Güzel Sanatlarda Yenilikler(1928)
  • Türk Tarih ve Dil Kurumlarının Kurulması (12 Nisan 1931, 12 Temmuz 1932)
  • Dil Devrimi
  • Üniversite Reformu (1933)
  • Üniversite Öğreniminin Düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
Ekonomi alanında devrimler
  • İzmir İktisat Kongresi (1923)
  • Aşar(Öşür) Vergisinin Kaldırılması (17 Şubat 1925)
  • Çiftçinin Özendirilmesi(1925)
  • Örnek Çiftliklerin Kurulması (1925)
  • Tarım Kredi Kooperatifleri'nin Kurulması (1925)
  • Kabotaj Kanunu (1 Temmuz 1926)
  • Sanayi Teşvik Kanunu (28 Mayıs 1927)
  • Toprak Reformu (1929)
  • I. ve II. Kalkınma Planları (1933, 1937)
  • Yüksek Ziraat Enstitüsü'nün Kurulması (1935)
  • Ticaret ve Sanayi Odalarının Kurulması (1935)
Hukuksal devrimler
  • Mecellenin Kaldırılması (1924 - 1937)
  • Türk Medeni Kanunu (1924 - 1937)
  • Türk Ceza Kanunu (1926).
  • Yeni Anayasanın Kabulü (1924)
  • Teşkilat-ı esasiye Kanunu (1921)
  • Şer'iyye Mahkemelerinin Kapatılması (1924)

İnkılapların Kronolojik Tablosu



53923d1471099507 ataturk inkilaplari devrimleri kronolojisi tablo

BAKINIZ
Atatürk inkılapları öncesi ve sonrası ile ilgili resim ve anı
Atatürk inkılapları yapılmadan önce Türkiye'de yaşantı nasıldı
Atatürk devrimleri öncesi ve sonrası genel durum
Atatürk Devrimleri / Siyasal Devrimler - Cumhuriyetin İlanı
Atatürk Devrimleri / Siyasal Devrimler - Halifeliğin Kaldırılması
Atatürk Devrimleri / Siyasal Devrimler - Saltanatın Kaldırılması
Atatürk Devrimleri / Toplumsal Devrimler - Kadınların Seçme ve Seçilme Hakkı
Atatürk Devrimleri / Toplumsal Devrimler - Şapka ve Kıyafet Devrimi
Atatürk Devrimleri / Toplumsal Devrimler - Uluslararası Ölçülerin Kabulü
Atatürk Devrimleri / Toplumsal Devrimler - Soyadı Kanunu
Atatürk Devrimleri / Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler - Köy Enstitüleri
Atatürk Devrimleri / Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler - Harf Devrimi
Atatürk Devrimleri / Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler - Tevhid-i Tedrisat Kanunu
Atatürk Devrimleri / Hukuk Devrimleri - Türk Medeni Kanunu

Son düzenleyen Safi; 23 Kasım 2016 17:36
12 Kasım 2008 21:31   |   Mesaj #2   |   
Keten Prenses - avatarı
Üye

Cumhuriyet'in getirdikleri;


Ulu önder Mustafa kemal Atatürk’e borçlu olduğumuz cumuhuriyet rejimini oldukça detaylı bir şekilde anlatan çok işinize yarayacak bir proje/araştırma

Sponsorlu Bağlantılar

Yönetim Şekli Cumhuriyet


Cumhuriyet; devlet reisi, millet veya millet meclisleri tarafından muayyen müddet için seçilen hükümet şeklidir2.
İslâmiyet’ten önce Türk Devletlerinde Devlet Başkanları yani Hanlar Kurultay tarafından seçilirdi. Türklerin bu Cumhuriyetçi anlayışına karşın Osmanlı Devleti tamamen teokratik bir devletti. Padişah’ın tek otorite olması, Atatürk’te Cumhuriyet ve millî hakimiyet fikirlerinin gelişmesinde çok etkili olmuştur. Diğer yandan o dönemdeki milliyetçilik fikirlerinin etkisinde kalmış ve ateşli bir milliyetçi olmuştu. Aynı zamanda bu fikrini fiiliyata geçirmiş, yeni Türk Devleti’ni millî temeller üzerine kurmuş ve siyasi rejim olarak da asrımızın en mükemmel sistemi diyebileceğimiz demokratik cumhuriyeti seçmiştir. Dünyada uygulanan bir çok cumhuriyet çeşidi olmasına rağmen Atatürk “demokratik cumhuriyeti” yönetim biçimi olarak seçmiştir ve bunda da oldukça samimidir. Çünkü, o isteseydi kendisini tek adam ilan edebilir, halkın ve ilim adamlarının görüşüne değer vermezdi.
Bu konuyla ilgili olarak Lord Kinross ise bir anısını bize şöyle aktarmaktadır. Kendisine bazı Avrupalı yazarların ileri sürdüğü gibi diktatör olup olmadığını soran öğretmenlere, yumuşaklıkla şöyle diyordu; “Eğer böyle olsaydım sizin bunu sormanıza izin vermezdim”.

Gene Atatürk diktatör mü? sorusuna Falih Rıfkı Atay “Çankaya” isimli eserinde şöyle cevaplamıştır. Ne mizacı ne de ideali bakımından diktatörlük inançlı değildi. Millî kurtuluş içinde şart saydığı inkılapların hürriyet içinde yaşayabileceğine güvenebiliyodu. Demokrasi için savaşçılığın zevklerini feda etmeyeceğine şüphe yoktu. Nitekim zamanın diktatörlerinden hiç birini sevmemişti”.

Mustafa Kemal neden Cumhuriyet dediğini TBMM’de şöyle dile getirmiştir.
“Baylar, yüzyıllardan beri Doğu’da kıyım ve haksızlık görmüş olan Ulusumuz, Türk Ulusu, yaratılışındaki gerçek niteliklerden yoksun sayılıyordu. Son yıllarda Ulusumuzun eylem olarak gösterdiği, beceri, yetenek ve anlayışı, kendisi için kötü sanıda bulunanların ne denli aymaz ve ne denli irdelemeden uzak, görüşüne önem veren kimseler olduğunu pek güzel kanıtladılar. Ulusumuz, kendisinde bulunan nitelikleri ve değeri, Hükümetinin yeni adıyla, uygarlık dünyasına çok daha kolay gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünya devletleri arasındaki yerine yaraşır olduğunu, başaracağı işlerle kanıtlayacaktır”.
Gene o, diktatörlük isteğinde olmadığını şu sözleriyle dile getirmiş ve Cumhuriyeti Türk Halkına armağan etmiştir.
“Har zaman sayın arkadaşlarımın ellerine çok içtenlikle ve sıkıca yapışarak onların varlıklarından kendimi bir an bile soyutlamış görmeyerek çalışacağım. Her zaman Ulus sevgisine dayanarak hep birlikte ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve utkulu olacaktır.

Millî Ekonomi


Atatürk’ün ekonomi ile ilgili politikaları Cumhuriyet tarihimizde önemli bir yere sahiptir. Atatürk tarihte az bulunabilecek askerî zaferlere imzasını attığı halde; “Askerî zafer kurtuluş için yeterli değildir; bugün erişilen nokta gerçek kurtuluş noktası sayılamaz”6 diyerek asıl kurtuluşun siyasî, sosyal ve ekonomik yapıyı çağdaş düzeye getirmesiyle sağlanacağını belirtmiş, bunu sağlamak için 17 Şubat 1925 tarih ve 552 sayılı7 kanunla aşar vergisi kaldırılmış, yerine maktu vergi konulmuştur. 1951’den sonra da yol vergisi kaldırılmıştır. Kapitülasyonlar Lozan Barış Antlaşması’yla ortadan kaldırılmış böylece, Millî Ekonomi rahat bir nefes almıştır. 1 Temmuz 1926 tarihinde kabul edilen kabotaj kanunu8 ile kıyılarımızda gemi işletme hakkı yabancı devlet ve milletlerden alınmıştır.
Ekonomi alanındaki yeniliklere devam edilerek 28 Mayıs 1927’de 1055 sayılı “Sanayi-i Teşvik Kanunu” kabul edilerek sanayi ve yatırım alanında yeni teşvikler getirilerek sanayi bakımından çok fakir olan memlekette yeni fabrikalar kurulma yoluna gidilmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün konuşmaları dikkate alındığında Kemalist Ekonomik Kalkınma modelinin amaçlarını şöyle özetleyebiliriz.
  • Tam çalışma,
  • Hızlı ve dengeli sermaye birikimi,
  • Dış ödemeler ve dış ticaret dengesi,
  • Dengeli gelir dağılımı,
  • Enflasyonsuz hızlı kalkınma,
  • Bölgelerarası dengeli kalkınma,
  • Özel girişimin getirilmesi,
  • Yabancı sermaye ile işbirliği.
Atatürk Devletçi bir ekonomiden yana idi. Bunu bir konuşmasında şöyle dile getirmiştir. “Devletçiliğin bizce manası şudur. Fertlerin hususi teşebbüslerini ve faaliyetlerini esas tutmak. Fakat büyük bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeyin yapılmadığını gözönünde tutarak, memleketin iktisadiyatını devletin eline almak”.

Millî Eğitim


Atatürk’ün eğitime çok önem verdiği çeşitli yerlerde yaptığı konuşmalardan anlaşılmaktadır. O, “Eğer Cumhurbaşkanı olmasaydım Millî Eğitim Bakanı olmak isterdim” diyerek bunu dile getirmiştir.
Genç Türkiye Cumhuriyeti çağdaş eğitimle müreffeh olacaktır. Atatürk’ün Millî Eğitimle ilgili ilk icraat, 3 Mart 1924 yılında TBMM’ce kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’nden önce 1839 Tanzimat Dönemi’nde, Osmanlı saltanatı da öğretim birliğine başlamak istemişse de bunu başaramamış, aksine bu konuda bir ikilik meydana gelmişti. Bu ikilik eğitim ve öğretim birliği açısından birçok zararlı sonuçlar doğurdu. Bir milletin bireyleri ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise, duygu ve düşünce birliği ile dayanışma amaçlarını tamamen yok eder.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun “Türkiye’deki bütün bilim ve öğretim kurumları Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlıdır”, şeklindeki ilk maddesiyle bütün öğretim kurumları birleştirilerek Millî Eğitim Bakanlığı’na devredilmiştir.

Bu kanundan sonra eğitimle ilgili diğer bir inkılap ise Harf inkılabı olmuştur. “1 Kasım 1928 yılında TBMM’nin açılış konuşmasını yapan Atatürk “Her vasıtadan evvel büyük Türk Milleti’ne onun bütün emeklerini kısır yapan çorak yol haricinde kolay bir okuma-yazma anahtarı vermek lazımdır. Büyük Türk Milleti cehaletten az emekle kısa yoldan ancak kendi güzel asil diline kolay uyan bir vasıta ile sıyrılabilir” diyerek bu inkılapla hedeflenen şeyleri dile getirmiştir.
Atatürk’ün en büyük hedeflerinden birisi de sadece Selçuklu ve Osmanlı tarihi içine sıkışıp kalmış olan Türk tarihini, bu vaziyetten çıkarıp İslâm öncesi Türk tarihinin de araştırılmasını istiyordu. “15 Nisan 1931’de “Türk Tarih Tetkik Cemiyeti”ni kurdurarak bu yolda ilk adımı atmıştır.
Bugün T.T.K. adını alan bu cemiyet Atatürk’ün istediği çizgide bir birinden güzel çalışmalar yapmış, İslâm öncesi Türk Tarihi üzerine çalışan bilim adamlarının eserlerini yayınlayarak onlara yardımcı olmuştur.”12 Temmuz 1932 yılında Türk Dilini sadeleştirmek üzere Türk Dil Tetkik Cemiyeti kurulmuştur”.
Bu gün Türk Dil Kurumu olan bu cemiyet çalışmalarına devam etmektedir. Dilimizde bulunan Arapça ve Fransızca kelimeler atılarak dil sadeleştirilmek istenmiş ancak bu dilde bir yozlaşmaya sebep olmuştur. Atılan bu kelimelerin yerini Fransızca, İngilizce kelimeler almıştır. Atatürk’ün hedeflediği Türkçe’nin Bilim dili olması gerçekleştirilememiştir.

Millî Devlet


Osmanlı İmparatorluğu kozmopolit bir devletti. 3 kıtaya yayılmış devlet içinde bir çok etnik azınlık ve çeşitli milletler bulunmaktaydı. Bunlar Osmanlı Devleti’nin yüksek hakimiyetini tanımışlar ve bu hakimiyet altında yaşamayı kendilerine şeref addetmişlerdi. Osmanlı padişahları da bu azınlıklara her türlü hakkı, özgürlüğü tanımışlardı. Hatta, bunlardan bazılarına Müslüman olmaları şartıyla devlet yönetiminin en üst kademelere gelme izni verilmişti. Buna karşılık azınlıklarda daima kadirşinas olmuşlardı. Öyle ki Yıldırım Beyazıd’ın 1402 yılında Ankara Savaşı’nı kaybedip bunu müteakiben ölmesiyle başlayan ve 11 yıl süren “Fetret Devrinde” Osmanlı Devleti balkanlardaki topraklarını yeni fethetmelerine rağmen kaybetmemişlerdir. 1789 ihtilali ise bütün dünyaya yayılan “milliyetçilik akımı Osmanlı Devleti’ni çok etkilemiştir. Avrupalı devletlerin kışkırtmasıyla Osmanlı Devleti içindeki bütün azınlıklar, özellikle gayri müslim azınlıklar bağımsızlıklarını ilan edip ayrılmışlardır.

İmparatorluğun ve azınlıkların arda kalan bütün sorunları, buhranları Türk Milleti’nin omuzları üzerine kaldı ve Mustafa Kemal Atatürk bu durumu şu şekilde dile getirmektedir. “Efendiler, bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da, Hakimiyet-i Milliye’ye müstenid, bilakayduşard müstakil yeni bir Türk Devleti kurmak. İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz tatbikine başladığımız karar bu karar olmuştur”.
Görüldüğü gibi Osmanlı Devleti tamamiyle çökmüştür. Buna göre M. K. Paşa, Kurtuluş Savaşı’nı başlatmadan önce kafasında yeni bir sistem oluşturmuştu.
Bu yeni sistem tamamiyle yeni bir devletin kurulmasına yönelikti. Bu sistemin özelliği şöyleydi.
  • Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
  • Seçim sistemi çoğunluk esasına dayalıdır.
  • Millete ait olan egemenlik sadece ve yalnızca milletin seçtiği TBMM tarafından kullanılacaktır.
M. Kemal’in en büyük hedefi görüldüğü gibi yeni bir devlet kurmaktır. Bu devletin yönetim şekli cumhuriyet ve bu devlet, Türkiye’de yaşayan Türklere aittir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin millileşmesini sağlayan diğer bir konu ise Lozan (Lozaunne) Barış Antlaşması’nın şartlan içinde yer alan Yunanistan’la yapılan nüfus mubadelesidir. Anadolu’nun çeşitli sancaklarında o tarihte yaşayan kesit bir Rum nüfus vardı. Özellikle İç Anadolu Bölgesi’nde bu nüfus % 22’ye ulaşmaktaydı.

30 Ocak 1923 tarihli nüfus mübadelesine ilişkin sözleşme ve protokolün 23 Ağustos 192321’te TBMM tarafından onaylanıp yürürlüğe girmesinden sonra başlayan Türk ve Rum nüfus değişimi, o tarihlerde hemen hemen tamamlanmış bulunuyordu.
Bu süre içerisinde, 4 Ağustos 1924 tarihine kadar Türkiye’ye Yunanistan’dan 324.396 Müslüman göçmen gelmiş, Türkiye’den Yunanistan’a 52.144 Rum gitmiştir. Giden Rumlar’ın yerlerine gelen Türk nüfus yerleştirilmiştir. Bu, Cumhuriyet’in Türk Milleti’ne bir armağanıdır. Bunun önemini taktir etmek lazımdır. Mübadele Anadolu’nun Türkleştirilmesi olmuştur.

Tam Bağımsızlık


Mustafa Kemal’in ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında “Tam bağımsızlık” üzerinde ısrar etmesi kadar doğal bir şey olamazdı. Çünkü, o, yabancıların hegomanyasından tümden kurtulmayı Osmanlı İmparatorluğu zamanında zorla kabul ettirilen, devletin egemenliği ile bağdaşmaz nitelikteki kısıtlamalardan ülkeyi arındırmayı amaçlıyordu.
Bilindiği gibi “Manda” ve “himaye” konusu cumhuriyet tarihinde sert tartışmalara sebep olmuştur. Erzurum Kongresi’nde bu konular tartışılmış “Manda ve himaye kabul olunamaz” şeklinde bir madde kabul edilmiştir. Ancak konu önemine binaen Sivas Kongresi’nde tekrar tartışılmış ve reddedilmiştir.

“İşgalci devletlere karşı bağımsızlık mücadelesi verilirken, özellikle BMM’de dış politika ve Sovyetler ile ilişkiler konuları görüşülürken M. Kemal’in ve öteki konuşmacıların en fazla kullandıkları kelimeler arasında emperyalizm bulunuyordu. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Batılı devletlerin Türkiye’ye karşı emperyalizmin her türlü tanımına göre emperyalist bir harekete girişmiş olduklarına şüphe yoktur. Bu durum karşısında Anadolu hareketini yönetenler için, aynı düşmanlara karşı savaşmakta olan Sovyet Rusya ile işbirliği yapmak ve bu devletin yardımını istemekten başka çare kalmamıştır. Ancak Mustafa Kemal Paşa, Rusya ile olan ilişkileri iki devlet arasındaki ilişkiler nasıl olması gerekiyorsa o şekilde kurmuş ve geliştirmiştir.
Sivas Kongresi’nde manda konusu tartışılırken bu konuyu savunanlardan biri olan Refet Bey şöyle diyordu: “Bizim Amerikan güdümünü yeğ tutmaktan amacımızı bütün toplumları tutsak kılan, yürekleri, inançları söndüren İngiliz güdümünden kurtulmak, yumuşak ve ulusların inançlarına saygı gösteren Amerika’yı kabul etmektir”.
Manda ve Himaye’ye taraf olanların haklı bir tezi vardı. Şöyle ki Kurtuluş Savaşı kazanılsa bile bu basandan sonra durum ne olacak idi?
Ekonomik, siyasal ve sosyal yıkıntıların altından nasıl kalkılacaktı? Ulu Önder Atatürk Millî Mücadele önderlerinde meydana gelen bu ümitsizliği şu sözleriyle kaldırmıştır.
“Tarih bir milletin nelere istidadı olduğunu gösteren en doğru kılavuzdur. .. Bizim yolumuzu çizen içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk Milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir”.

Millî Birlik ve Beraberlik


Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan azınlıkları devlet içinde tutmak için genellikle Türk Milleti tabiri kullanılmaz, buna karşılık Osmanlı, tebasından söz edilirdi. Buna gerekçe ise Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını özlemektir. Ancak bunda başarılı olunamamıştır. Atatürk bu korkunç durumdan Türk Milleti’ni kurtararak Türk olduğunu her seferinde dile getirmiştir. “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyerek Türklüğüyle gurur duyduğunu milletimize göstermiş, halkımızın belleğine Türk sözcüğünü yerleştirmiştir. Millî birlik ve beraberlik Atatürk Cumhuriyeti’nin vazgeçilmez unsurlarından birisidir. Zira o, bu konunun önemini şöyle dile getirmiştir. “Bu günkü Türk Milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine kurtluk fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş, vatandaş ve Milletdaşlarımız vardır. Fakat nazırın istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış tevsimler (adlandırmalar) birkaç düşman aleti, mürteci beyinsizden maada hiçbir millet ferdi üzerinde teellümden (Kederlenme, eseflenme) başka bir tesir hasıl etmemiştir. Çünkü bu millet efradı da, umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe ve ahlaka, hukuka sahip bulunuyorlar.

Hiç kimse bu topraklar üzerinde yaşayan Laz, Kürt, Kafkas kökenli vatandaşlarımız zorla Türk olduklarını söylemeleri istenmemektedir. Ancak bu kardeşlerimiz tarih, dil, din birliğinin sonucu olarak kendilerini Türk veya Türklüğün bir kolu olarak görmektedirler. Zaten Atatürk Milliyetçiliği de renge, ırka, kafatasçılığa ve kana dayandırılmamıştır.

O Türk Milleti’nin milliyetçilik anlayışını şöyle dile getirmektedir.
“Millet, dil, kültür ve mefkure birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve içtimai hedeftir” Türk milliyetçiliğinin başlangıçtaki hedefi Türk Milleti’nin tam bağımsızlığını kazanmasıydı. Türk milliyetçiliği esasında terbiyeci ve insaniyetçidir. Bütün söylemlerinde milletimizin mümeyyiz, vasıflarını görmek mümkündür. Erol Güngör’ün deyimiyle insanlığın evrensel doğrularına Türk Milleti kadar katkıda bulunmuş, geliştirmiş başka bir milletten söz etmek mümkün değildir. Yine ona göre; “Dünyada Türkler kadar eski bir tarihe sahip olan pek az millet gösterilebilir. Bu kadar uzun bir macerası olan bir millet hala yaşadığına göre ve yakın zamana kadar dünyanın en büyük imparatorluğunu yaşattığına göre her şeyden önce eşi az görülür bir hayat gücüne sahip demektir”.
Hasılı Cumhuriyet millî birlik ve beraberliğimizi sağlamıştır. Bu birlik ve beraberlik kendimize olan güvenimizi artırmış, yarınlara daha güvenle bakmamızı sağlamıştır.

Lâik Bir Devlet


Lâiklik 75 yıllık cumhuriyet tarihimizde sürekli tartışılan bir konu olmuştur. Bunun sebebi bir siyasi araç olarak kullanılması ve Atatürk’ün lâiklikten ne anlatmak istediğinin iyi anlaşılmamasıdır.
Atatürk’e göre lâiklik dinsizlik manasına gelmediği gibi dinin devlet üzerinde otorite kurması anlamına da gelmez.
Türk tarihinde büyük Selçuklu Devleti sultanları ile Abbasi halifeleri arasındaki ilişkiler Atatürk’ün anlatmak istediğine güzel bir örnektir. Buna göre “Sünni İslâm Aleminin dini reisi olarak kalan halife siyasi bakımdan, Selçuklu Devleti’nin vasalı durumundadır. Mamafih dini reis olarak Selçuklu hükümdarları ona hürmet ve tazimde kusur etmemişler ve bastırdıkları paralarda önce onun adını zikretmişlerdir. Böylece Halife’nin dini reis olarak kalması ve dünyevi selahiyetleri Selçuklu hükümdarına devredilmesi, yalnız Türk tarihi bakımından değil, İslâm tarihi bakımından da çok mühim bir hadisedir: İslâm tarihinde ilk defa din ve dünya işleri halifenin tevcih ettiği, “Sultan” unvanına sahip hükümdar tarafından yürütülmüştür”.
Osmanlı Devleti zamanında azınlıklara verilen sınırsız özgürlük ve gösterilen hoşgörü en az Halife-Sultan münasebeti kadar önemli bir hadisedir.

Halifelik Osmanlı hanedanına geçtikten sonra sadece dini bir unvan olarak kullanılmıştır. II. Abdulhamid (1876-1909) dünya Müslümanlarının birliğini sağlamak için siyasi arenada halifeliği kullanmak istemiş, kısmen muvaffak olmasına rağmen genel manada bir başarı sağlayamamıştır.

Atatürk’ün halifelik ile ilgili görüşler şu şekilde idi: “Halife ve halife makamının hakikatte ne dinen, ne de siyaseten hiçbir mana ve hikmeti mevcudiyeti yoktur. Türkiye Cumhuriyeti safsatalarla mevcudiyetini, istiklâlini tehlikeye maruz bırakamaz. Halife makamı bizce en nihayet tarihi hatıra olmaktan fazla bir ehemmiyete haiz olamaz…”
Atatürk, halifeliğin kaldırılmasına karşı çıkanların aslında bu makamdan çıkarı olan kişiler olduğunu biliyordu. Bu ve buna benzer bir çok kurum kaldırılarak bu mufsit kişilerin emellerine ulaşmaları engellenmiştir. Bunun en güzel örneği 13 Şubat 1925 tarihli Şeyh Said isyanıdır. Din elden gidiyor yaygarasıyla ortaya çıkan bedbin insanların neler yapabileceklerini göstermiştir.
Türkiye’yi lâikleştiren yasaların bir çoğu 3 Mart 1924 yılında yapılmıştır. Böylece genç cumhuriyetin ideallerinin önü açılmıştır. Zira Mustafa Kemal Atatürk 10. Yıl Nutku’nda bunu şöyle anlatmaktadır.
“Az zamanda çok ve büyük işler başardık… Fakat, yaptıklarımızı asla kafi görmeyeceğiz. Çünkü, daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız…

… Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bundan da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk Milleti’nin karakteri yüksektir. Türk Milleti çalışkandır. Türk Milleti zekidir. Çünkü, Türk Milleti birlik ve beraberlikte güçlükleri yenmesini bilmiştir ve çünkü, Türk Milleti’nin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale müsbet ilimdir.”
10 yıl konuşması, Ata söylev ve demeçleri, Cilt 2, 2. Bas. S. 275-7631

Uygar ve Çağdaş Bir Devlet


Özellikle medeniyet sözüyle kastedilmek istenen şey nedir? Medeniyetlerin birbirlerinden üstün yanları var mıdır? Çağdaşlık nasıl olur? Hukukta ulaşılan en son nokta nedir? Gibi bir takım sorulara verilecek cevaplar bu konuyu daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.
Bilindiği gibi “medeniyet dar anlamıyla şehirliliği şehirleşmeyi geniş anlamda da yerleşik hayata geçmeyi ifade etmektedir. Bedevilikten kurtulmayı ifade edememektedir. Binaenaleyh, bedevi veya konar göçerlik nedeni olmaları yahut medeniyet vücuda getirmeleri mümkün değildir”.
“Türk Dil Kurumu tarafından vaktiyle uygarlık kavramıyla karşılanan bu kelimenin Batı dillerindeki karşılığında civilization dır”.
Medeniyetler birbirlerinin üzerlerine inşa olunmaktadır. Şöyle ki, 16 yy’ dan itibaren teşekkül etmeye başlayan Batı medeniyetinin ayaklarından birinin “Eski Yunan” birinin “Eski Roma” olduğunu söylemek mümkündür.
Çöküş her medeniyetin önüne geçilemez alın yazısıdır. Çökmüş bir medeniyetin üzerine ısrar etmek akıl karı değildir. Bu temel sebeplerinden biri şudur. Her medeniyet insanlığın büyük değerlerinden biri veya bir kaçını gerçekleştiriyor. Yunan - Estetiği, Roma - Hukuku, Sami - Dini, Çin -faydalıyı, Hint - Hayal ve tasavvuru, İslâm mimari ve tezkinatı, Batı - İlmi, şüphesiz her değerin bir gelişme sının vardır. Oraya varılınca görev tamamlanmış olur. Hiçbir medeniyet her alanda başkasından daha ileri gittiğini iddia edemez. Hem Osmanlı hem de Türkiye Cumhuriyeti’nde Garblılaşma, batılılaşma, çağdaşlaşma gündemden indirilememiştir. Osmanlı aydını için de bu tartışmalar tanzimattan I. Dünya Savaşı’na kadar devam etmiştir.

Özellikle Tanzimat’tan sonra Osmanlı aydını halkından, tarihinden, kültüründen ayrıldığı ölçüde batılı ve çağdaş sayılmıştır.
Osmanlı paşalarının bir çoğu çağdaşlaşmayı Avrupalı gibi yemek, içmek, giyinmek ve eğlenmek olarak kabul etmiştir. Fransızca konuşmak Osmanlı aydınının en mümeyyiz vasfıdır. Hatta “Abdullah Cevdet ve çevresine göre Türk Milleti’ni medenileştirmek için Avrupa’dan damızlık erkek getirmek lazımdır.
Bütün bu örnekler gözönünde tutulduğu vakit, Osmanlı Devleti’nde batılılaşma hareketinin hiçbir zaman köklü ve sistemli olmadığını, yüzeysel kaldığını görürüz.
Batılılaşmanın bilinçli ve kapsamlı bir biçimde ülkeye getirilmesi ve yaygınlaştırılması Cumhuriyet Dönemi’nde Atatürk tarafından başlatılmıştır. Zira bütün inkılâplar garblılaşmaya yöneliktir. Mustafa Kemal Paşa bu amacı şöyle ifade etmektedir.

“Memleketimizi asrileştirmek istiyoruz. Bütün mesaimizi Türkiye’de asri binaenaleyh garbi bir hükümet vücuda getirmektir. Medeniyete girmek aruz edipte garba teveccüh etmemiş millet hangisidir.
Kurtuluş Savaşı’nın Batılı devletlere karşı yapılmasına rağmen savaş sonrası çok hızlı bir şekilde bu devletlerle sıkı siyasi ve kültürel ilişkilere girmiştir.
Bu devletlerin II. Dünya Savaşı sonrasında kurdukları örgütlere (Avrupa Konseyi, OECD, Ortak Pazar, NATO vd.) girmek Türkiye’nin dış politika amaçlan arasında yer almıştır.

Hukuk Devleti


“Atatürk’ün Devlet Politikasında politik yapımızda yaptığı devrimler, yani Cumhuriyet,- milliyetçilik ve lâiklik köklü örfümüze dayalı olduğu için yumuşak devrimlerdir. Yani bir şeyi kökünden değiştirmemiş, yerine yenisini getirmemiştir. Toplumda var olan eğilimler, geliştirilmiş, düzenlenmiş, biçimlendirilmiştir. Buna karşılık Atatürk’ün toplum yapımıza dönük devrimleri hiç de böyle değildir. Bu devrimler tam anlamı ile radikal tam anlamı ile kaya gibi sert devrimlerdir.

Şimdi bunlardan bir kaçı üzerinde duralım. Cumhuriyet Döneminde toplumsal yapımızda yapılan devrimlerin ilki hukuk alanında yapılanlarıdır. Atatürk 1 Mart 1924 tarihli bir söylevinde bu konunun önemini şöyle dile getirmiştir. “Önemli olan sorun hukuk anlayışını, kanunları, adalet örgütünü, toplumsal yaşayışın uyması gereken çağ koşullarıyla uyuşmazlık içinde olan ilkelerden kurtarma sorunudur. Aile hukukunda medeni hukukta izlenecek yol ancak Batı uygarlığının hukuksal yönü olabilir”.

İki yıllık bir çalışmadan sonra 17 Şubat 1926 yılında İsviçre medeni hukuku kabul edilmiştir. İsviçre medeni hukuku Türkiye’de kabul edilişinden önce Japonya’da Türkiye’de kabul edildikten sonra da Çin’de uygulanan medeni hukukun temeli olmuştur.
Medeni kanunla birlikte, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları kanun önünde eşit sayılmıştır. İtibar ifade eden bütün şan ve şöhret ifade eden bütün unvanlar kaldırılmıştır.
Cumhuriyetle gelen diğer bir yenilikte kadınlara verilen seçme ve seçilme haklarıdır. Bu konuda İslâm tarihine baktığımızda 6. yy Arap kadını genellikle hak subjesi değil hak objesi idi. Nitekim, cahiliye çağı denilen İslâm öncesi, çağdaş kadın evlenirken velisi tarafından satılmakta veya bundan dolayı satın alanın yani kocasının mamelikinden sayılmakta ve oğulları üvey anneleri ile evlenmekte idiler.

İslamiyet’le birlikte Arap kadını bu onur kırıcı durumdan kurtarılmıştı. O devirde dünyanın diğer bölgelerinde de kadınların durumu fazla farklı değildi. İslâm’ı kabul eden toplumlarda kadınlar, İslâm’ın getirdiği haklardan yararlandılar. Ancak daha sonraki devirlerde İslâm kadınları yeniden eski hallerine dönüp, kendilerine tanınan hakların çoğunu kaybettiler.
“1926 yılında Medeni Kanun’un kabulü ile ve 5 Aralık 1934 kadınlara siyasal hakların tanınmasıyla, Atatürk’te tarihin en büyük devrimlerinden birini gerçekleştirmiştir”. Cumhuriyetle birlikte kadın nüfusun eğitim seviyesi hızla yükselmiş bilim, teknokrasi, bürokrasi, eğitim, öğretim ve ticaret alanındaki faaliyetleri göz ardı edilemeyecek güzellikte bir seviyeye gelmiştir. Bütün bu haklara rağmen cumhuriyet kadını hala kendisine verilen haklardan bihaberdirler.
Toplumun çeşitli katmanlarındaki kadınlar arasında bu hakların kullanılması konusundaki uçurumlar devam etmektedir.

Sonuç


Atatürk Cumhuriyet’in hayat damarları olan inkılâpları ilan ettiğinde bütün bu yenilikleri Türk halkına ithaf etmişti. O, hiçbir zaman yapılan yenilikleri tek başına gerçekleştirdiğini iddia etmemiştir. Bunun tam tersini dile getirerek şöyle demiştir. “… Türk Milleti’nin son senelerde gösterdiği harikaların hakiki sahibi kendisidir. Sizsiniz. Milletimizde bu istidat ve tekamül mevcut olmasaydı, onu yaratmağa hiçbir kuvvet ve kudret kafi gelmezdi… Bizim ilham kaynağımız doğrudan doğruya Türk Milleti’nin vicdanı olmuştur.”

Yine Mustafa Kemal Atatürk “Napolyon zaferleri” sözünü andıran “Atatürk Zaferleri” denmesinden hoşlanmazdı. Atatürk inkılâpları sözünü reddeder, Türk İnkılâbı sözünün kullanılmasını ısrarla isterdi. Bütün başarıları millete mâl etmekten zevk duyardı. Türk Halkı ona minnettardır. İstiklâl davamızı başlatması, kongreleri gerçekleştirmesi, Sakarya, Büyük Taarruz gibi savaşlar hasılı Cumhuriyet ve inkılâplar ona şükran duymamıza en büyük sebeplerdir. Zira onun kadrini ve kıymetini Türk Halkı bilmemiştir. İçimizde bulunan ve Müslüman olduğunu söyleyenler Hindistan İslâm Birliği başkanı Muhammed Ali Cinnah’ın onun hakkında söylediği şu sözlere dikkat etmelidir. “Atatürk çağdaş İslâm dünyasının en büyük Müslümanıdır.” Atatürk’ün ölümü üzerine yine Cinnah şöyle diyordu. “O, bütün dünya için özellikle Müslümanlar için bir örnekti… Atatürk’ün şahsında yalnız Müslümanlar değil, bütün dünya tarih boyunca yaşamış en büyük insanlardan birini kaybetmiştir.”
Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde Atatürk ve onun ilkeleri siyasi malzeme olarak kullanılmaktadır. Bu ona yapılan en büyük kötülüktür. Bu duruma bir son verilmediği sürece Atatürk’ün anlaşılması ve halkın kalbindeki gerçek yerini bulmasının mümkünatı yoktur.

Sadece lafla Atatürkçü olunamaz. Zira Celal Bayar Atatürk ve Atatürkçülüğü şöyle tarif etmektedir; “Benim gözümde hiçbir tarife sığmayan Atatürk’ü değil de Atatürkçülüğü üç buçuk tarif etmek gerekiyorsa, belki şöyle söylenebilir: Tabiat kanunlarına aykırı düşmeyen insanın hayranı, yararına olan bütün fikir ve olaylar üstünde Atatürk metodu ile yani bilim deney ve akıl çizgileri içinde düşünmek Atatürkçülük’tür.

Gerçek Atatürkçülüğü anlatacak olanlar Türk aydınlandır. Fakat, bugün Türk aydınının içinde bulunduğu durum geleneksel özelliklerinden farklı değildir. Yani, halkı küçük görme sürekli boş bir tartışma ve kavgadır. İş yine Türk gençliğine düşmektedir. Türk gençliği Atatürkçülüğü yaşatmıştır. Yaşatmaktadır ve yaşatacaktır.
Son düzenleyen Safi; 23 Kasım 2016 17:46
_KleopatrA_
3 Kasım 2009 10:48   |   Mesaj #3   |   
_KleopatrA_ - avatarı
Ziyaretçi
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir.
Yapıldıkları alanlara göre devrimler
Siyasi alandaki devrimler
  • Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
  • Ankara'nın Başkent Olması (13 Ekim 1923)
  • Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
  • Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
  • Çok Partili Rejim Denemeleri (Serbest Cumhuriyet Fırkası, Terakkiperver Halk Fırkası, 1930)
  • Kadınlara siyasi Hakların verilmesi (1930 Belediye - 1933 Muhtarlık - 1934 Milletvekili)
Toplumsal ve Sosyal alanda yapılan devrimler
  • Kadınların Erkeklerle Eşit Haklara Sahip Olması(1934)
  • Şapka ve Kıyafet Devrimi (Şapka Kanunu), (25 Kasım 1925)
  • Lâkap ve Unvanların Kaldırılması (26 Kasım 1934)
  • Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)
  • Laiklik (1928)
  • Milletlerarası Takvim ve Saatin, Yeni Rakamların Kabulü ve Ölçülerde Değişiklik (26 Aralık 1925 - 26 Mart 1931)
  • Tekke ve zaviyelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
Eğitim ve kültür alanındaki devrimler
  • Millet Mekteplerinin Açılması (1928)
  • Öğretimin Birleştirilmesi (3 Mart 1924)
  • Medreselerin Kapatılması (1924)
  • Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun (1926)
  • Harf Devrimi (1 Kasım 1928)
  • Güzel Sanatlarda Yenilikler(1928)
  • Türk Tarih ve Dil Kurumlarının Kurulması (12 Nisan 1931, 12 Temmuz 1932)
  • Dil Devrimi
  • Üniversite Reformu (1933)
  • Üniversite Öğreniminin Düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
Ekonomi alanında devrimler
  • İzmir İktisat Kongresi (1923)
  • Aşar(Öşür) Vergisinin Kaldırılması (17 Şubat 1925)
  • Çiftçinin Özendirilmesi(1925)
  • Örnek Çiftliklerin Kurulması (1925)
  • Tarım Kredi Kooperatifleri'nin Kurulması (1925)
  • Kabotaj Kanunu (1 Temmuz 1926)
  • Sanayi Teşvik Kanunu (28 Mayıs 1927)
  • Toprak Reformu (1929)
  • I. ve II. Kalkınma Planları (1933, 1937)
  • Yüksek Ziraat Enstitüsü'nün Kurulması (1935)
  • Ticaret ve Sanayi Odalarının Kurulması (1935)
Hukuksal devrimler
  • Mecellenin Kaldırılması (1924 - 1937)
  • Türk Medeni Kanunu (1924 - 1937)
  • Türk Ceza Kanunu (1926).
  • Yeni Anayasanın Kabulü (1924)
  • Teşkilat-ı esasiye Kanunu (1921)
  • Şer'iyye Mahkemelerinin Kapatılması (1924)

İnkılapların Kronolojik Tablosu



53923d1471099507 ataturk inkilaplari devrimleri kronolojisi tablo

BAKINIZ
Atatürk inkılapları öncesi ve sonrası ile ilgili resim ve anı
Atatürk inkılapları yapılmadan önce Türkiye'de yaşantı nasıldı
Atatürk devrimleri öncesi ve sonrası genel durum
Atatürk Devrimleri / Siyasal Devrimler - Cumhuriyetin İlanı
Atatürk Devrimleri / Siyasal Devrimler - Halifeliğin Kaldırılması
Atatürk Devrimleri / Siyasal Devrimler - Saltanatın Kaldırılması
Atatürk Devrimleri / Toplumsal Devrimler - Kadınların Seçme ve Seçilme Hakkı
Atatürk Devrimleri / Toplumsal Devrimler - Şapka ve Kıyafet Devrimi
Atatürk Devrimleri / Toplumsal Devrimler - Uluslararası Ölçülerin Kabulü
Atatürk Devrimleri / Toplumsal Devrimler - Soyadı Kanunu
Atatürk Devrimleri / Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler - Köy Enstitüleri
Atatürk Devrimleri / Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler - Harf Devrimi
Atatürk Devrimleri / Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler - Tevhid-i Tedrisat Kanunu
Atatürk Devrimleri / Hukuk Devrimleri - Türk Medeni Kanunu
Son düzenleyen Safi; 23 Kasım 2016 19:50
Misafir
1 Kasım 2011 15:58   |   Mesaj #4   |   
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Atatürk inkılaplarının öncesi ve sonrasını karşılaştırma


T.C. Tarihi Cumhuriyet Dönemi


A) Cumhuriyetin İlanı ve Halifeliğin Kaldırılması:
  • Cumhuriyetin İlanı ve Mustafa Kemal Paşa'nın ilk Cumhurbaşkanı Seçilişi.
  • Halifeliğin Kaldırılması ve Bunun Önemi.
B) Partiler ve Çok Partili Döneme Geçiş Dönemleri:
  • Cumhuriyet Halk Fırkası.
  • Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Şeyh Sait Ayaklanması.
  • Mustafa Kemal'e Suikast.
  • Serbest Cumhuriyet Fırkası ve Menemen Olayı.
C) İnkılabın Gelişimi, Devlet ve Toplum Kurumlarının Laikleşmesi.
  • Osmanlı Devletinde Hukuk.
  • Din-Devlet ilişkisi ve Aşamaları.
  • Türk Medeni Kanununun Kabulü ve Karakteri.
D) Eğitim ve Kültür Alanında İnkılap Hareketleri:
  • Türk Harflerinin Kabulü.
  • Tevhid-i Tedrisat Kanunu.
  • Medreselerin Kaldırılmamsı.
  • Eğitim-Öğretim Alanında Gelişmeler, (Okullar, Güzel Sanatlar ve Kültür alanında gelişmeler üzerinde durulması)
  • Yeni Tarih Anlayışı.
  • Türk Dilinin Gelişmesi.
E) Toplumsal Yaşayışın Düzenlenmesi :
  • Tekkelerin, Zaviyelerin ve Türbelerin Kapatılması.
  • Kıyafette Değişiklik.
  • Soyadı Kanununun Kabulü.
  • Ölçüler, Saat ve Takvimde Değişiklik.
  • Kadın Haklarının Kabulü.
F) Ekonomik Alanda Gelişme:
1. Milli Ekonominin Kurulması :
  • Cumhuriyetin İlk Yıllarında Ekonomi.
  • Milli Ekonomi İlkesi ve Uygulanması.
  • Tarım (Köycülük siyaseti, kooperatifçilik, toprak reformu, vergi sistemi üzerinde durulması).
  • Ticaret (Kabotaj hakkının açıklanması.)
  • Sanayi ve Madencilik
2. Bayındırlık Alanında Gelişme.
3. Sağlık ve Tıp Alanında Gelişme.

Atatürk inkılaplarının tümü bir bütün oluşturur. Birbirini tamamlarlar.
Türk inkılabının amacı, Türk halkını çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmaktır.

Saltanat' ın kaldırılması (1 Kasım 1922) :


Nedenleri :
Milli mücadele sırasında İtilafçılarla beraber hareket etmişti, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” hükmü padişahlıkla çelişiyordu. Lozan barışı sırasında İtilafçılar sultanı da görüşmelere davet ederek Türk heyetinde ikilik yaratmak istiyordu. Bunun önüne geçilmesi gerekiyordu. Bu nedenle saltanat 1 Kasım 1922’te kaldırıldı.

M. Kemal, Erzurum kongresinden itibaren cumhuriyete doğru gidişi ortaya koymuştu. Ancak ülke şartlarının buna elverişli olmaması nedeni ile bu amacını açıkça söylemiyordu. Kurtuluş Savaşı kazanılıp şartlar olanak verince 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet TBMM’nin kabul ettiği bir tasarı ile ilan edilmiştir.

Halifeliğin Kaldırılması ( 3 Mart 1924 ) :
  • Halife peygamber ve Emeviler döneminde hem devlet lideri hem de ordu komutanı idi. Osmanlılara geçince daha çok İslam dünyasını birleştirici bir güç olarak kullanıldı. Ancak bu pek başarılı olmamış ve önemini kaybetmişti.
  • Halife Türkiye’de de devlet işlerine karışmaya başlamış ve cumhuriyete karşı olanlarla iş birliği yapmaya başlamıştı. Bu nedenlerle 3 Mart 1924 yılında halifelik kaldırıldı.
Devlet hizmetlerinin halka daha iyi ulaştırılabilmesi için Türkiye’nin idari teşkilatı yeniden düzenlendi. Merkezi idareye bağlı olarak Türkiye, iller, ilçeler, bucaklar ve köylere ayrıldı. İle vali, ilçelere kaymakam, devletin temsilcisi olarak yönetici atanır.

Türkiye’nin başkenti, Ankara olarak belirlendi.


  • Milli mücadelenin bütün çalışmaları burada yapılmıştı,
  • TBMM, burada açılmış ve çalışmıştı,
  • Ulaşım, haberleşme ve bütün diğer imkanlar açısından Türkiye’nin tüm bölgeleriyle bağlantılıydı. Ülkeyi buradan kontrol etmek daha olanaklı idi.
Atatürk yeni Türk Devleti’nde demokratik rejimi yerleştirmenin yolunun demokrasi olduğunu biliyordu. Bu nedenle siyasi yönetimin tam bir hür ortamda oluşturulabilmesi için halkın seçim hürriyetini sağlamak gerekiyordu.

Demokrasi değişik fikirlerin varlığını kabul eder. Siyasi parti de aynı görüşü paylaşan insanların bir araya gelip oluşturdukları bir örgüttür.

Kurtuluş Savaşı sırasında siyasi partiler yoktu. Herkes ülkenin kurtarılmasını istiyordu. Ancak savaştan sonra ve özellikle saltanatın kaldırılmasının ardından mecliste muhalifler arttı ve kendiliğinden iki grup oluştu. Seçimler yaklaşınca M. Kemal Cumhuriyet Halk Fırkası’nı kurdu(9 Ağustos 1923).

Bir süre sonra Atatürk’ün bazı arkadaşlarında fikir ayrılıkları başlamış ve onlar da kendi fikirlerini uygulamak üzere terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. İlk başta iyi niyetle kurulan bu parti daha sonra cumhuriyete karşı olanların toplandığı bir odak haline gelmiş ve bu kişilerin çıkardığı bazı ayaklanmalara üzerine parti kapatılmıştır.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nda toplananlar, saltanatın ve halifeliğin yeniden tesisi için çalışıyorlardı.Bunlar Diyarbakır ve Elazığ çevresinde Şeyh Sait İsyanı’nı çıkarmıştı. Bunun üzerine Takrir-i Sükun Kanunu çıkarılıp İstiklal Mahkemeleri kuruldu ve isyan bastırılıp elebaşıları İstiklal Mahkemelerinde yargılandı.

M. Kemal’i, saltanat ve halifeliğe dönüş için engel olarak görenler onu öldürmeyi tasarlamıştı. Ancak suikastçileri kaçıracak olan motorcunun bu amacından vazgeçip haber vermesi üzerine amaçlarına ulaşamadılar.

1925-1930 yılları arasında inkılaplara devam ediliyordu. Ancak 1929’da yaşanan ekonomik bunalım, M. Kemal’in ekonomik politikasını eleştirenler arttı. Bunun üzerine Atatürk, farklı görüşler için başka partilerin kurulmasını istedi. Sonuçta Ali Fethi Bey tarafından Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu. Ancak bu parti de öncekinde olduğu gibi cumhuriyet rejimine karşı olanların toplandığı bir merkez haline gelince bu da kapatılmak zorunda kalınacak ve böylece ilk çok partili rejim denemeleri başarısız olmuştur.(1945 yılında ancak başarı sağla..).

Menemen olayı, cumhuriyete karşı olanların halkın dini, duygularını kullanarak çıkardıkları bir ayaklanmadır. Derviş Mehmet liderliğinde başlayan ayaklanmayı bastırmak isteyen Öğretmen Asteğmen Kubilay, asilerce başı kesilerek şehit edildi.Ayaklanma daha sonra bastırılarak suçlulara gerekli cezalar verildi.

Hukuk, vatandaşların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen yazılı kuralların bütünündür.

Hukuk alanında yapılan inkılaplar:


1-Anayasanın Kabulü (20 Ocak 1921) ( Teşkilat-ı Esasiye Kanunu )
Anayasanın Önemli Hükümleri:
  • Egemenliğin millete ait olduğu,
  • Kuvvetler birliği(Yasama, yürütme ve yargının TBMM’nde toplanması).
  • TBMM’nin devleti yönetecek en üstün organ olduğu,
29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanı üzerine anayasanın 1. maddesi “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” şeklinde düzenlendi. 1924’te günün şartlarına göre 2. anayasa yapılmıştır.

2-Türk Medeni Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve Türk Ticaret Kanununun Kabulü:
Türk Medeni Kanunu’nun Özellikleri:
  • Kadın ve erkek sosyal ve ekonomik olarak eşit hale getirildi,
  • Tek eşlilik ve resmi nikah esası getirildi,
  • Evlenmelerde iki tarafın isteği esas alındı,
  • Kadınlara da boşanma hakkı tanındı.Böylece çocukların da hakları güvence altına alındı.

Eğitim ve Kültür Alanında İnkılap:


Çağdaşlaşma ve Uygarlık:
Çağdaşlaşma, aklın ve bilimin ışığında yaşadığımız zamana ayak uydurmaktır. Atatürk’ün gelişim için rehber aldığı faktör, bilim ve tekniktir. Atatürk, Batı uygarlığını hedef gösterirken bilim ve teknolojideki ilerlemelerini kasteder.

Milli Eğitim:
Tevhid-i Tedrisat(Öğretim Birliği) Kanunun Kabulü ve Medreselerin Kaldırılması:
Osmanlıların son zamanlarında iki türlü eğitim yapılıyordu. Birincisi, bilimin ışığında eğitim veren Batı tipi okullar; ikincisi de din kurallarına göre ve dolayısıyla serbest düşünceye dayanmayan Medreseler. Bu ikilik, toplumda iki ayrı düşüncede olan iki tip nesil yetiştiriyordu. Atatürk bilime dayanmayan Medreseleri kaldırarak toplumdaki ikiliğin önüne geçmiş oldu.

Bugünkü Eğitim Sistemimizin Esasları:
  • Eğitim birliği,
  • Kız-erkek eşitliği,
  • Eğitimin tüm yurtta yaygınlaştırılması,
  • Eğitimde uygulamaya ağırlık verilmesi,
  • Programların ihtiyaçlara göre hazırlanması,
  • Programların bilimsel olması,
  • Saygılı, sevgili ve sorumlu bir disiplin
  • Yetenekli ve mesleğini seven fertler yetiştirme,

Yeni Türk Harflerinin Kabulü:


Osmanlılarda Arap alfabesi kullanılıyordu. Bu, eğitim ve öğretimi zorlaştırıyordu. Tüm yurtta okur-yazarlılığın yaygınlaştırılması, Latin alfabesine dayanan yeni Türk Alfabesi ile sağlandı.(1 Kasım 1928).Türkler tarih boyunca bir çok devlet kurmuştur. Hun, Göktürk, Uygur, Selçuklu, Osmanlı, Türkiye gibi... Bu devletleri kurarken gittikleri yerlerde Türk kültür ve uygarlığını da yaygınlaştırmışlardır.

Atatürk’ün ilkelerinden milliyetçilik, insanın tarihine bağlılığı da ifade eder. Atatürk, milletine ve tarihine bağlılığını, tarih alanındaki çalışmaları ile göstermiştir. Türk tarihinin gerçekçi bir biçimde araştırılması için “Türk Tarih Tetkik Cemiyetini” kurmuştur. Bugün bu kuruluş “Türk Tarih Kurumu” adını taşır. Atatürk tarih yazarlarının tarihi yapanlara bağlı kalmasını istiyordu. Yani tarihin gerçekçi bir biçimde yazılmasını ve böylece gelecek kuşakların doğru bilgilenip bundan gerekli dersleri çıkarmalarını savunuyordu.

Atatürk, birleştirici bir tarih anlayışına sahipti. İnsanın kendi tarihini bilmesi, çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkabilmek için zorunludur. Çünkü tarih bilinci, milli birliği oluşturur. Atatürk, Türk tarihi ile övünmesinin yanı sıra sebepsiz yapılan savaşların bir cinayet olduğunu kabul ederdi. Bu da insan sevgisini gösterir. Yani kendi tarihimizle övünürken başka uluslara düşmanlık beslemeyi de reddediyordu.

Atatürk, milli birlik ve beraberliği sağlayan unsurlardan biri olan dil konusuna da önem vermiş ve Türkçe’nin geliştirilmesi için Türk Dili Tetkik Cemiyeti(Türk Dil Kurumu)’ni kurmuştur.

Milli kültür, manevi özellikler, yaşayış ve davranış şekilleri ile düşünce birliğinden oluşur. Yani tüm değerlerimizden oluşur. Atatürk’e göre milli kültür mutlaka yükseltilmelidir. Aksi takdirde yok olur. Günümüzde bu daha iyi hissedilmektedir. Zira geri kalan ulusların kültürü, güçlü ulusların kültürüne yenik düşmektedir. Çağdaş kültüre sahip olmak, bilim, sanat ve teknoloji düzeyine kültürünü yükseltmekle mümkündür.

Güzel sanatlar, uygar olmanın belirtisi ve kültürlü insan yetiştirmede bir eğitim aracıdır. Güzel sanatlardan Atatürkçülüğün amacı, insanlar arasında sevgiyi geliştirmesi, gelecek kuşaklar için çalışılması ve kalıcı eserler verilmesidir. Sanatçı bunu başardığı oranda ulusuna ve insanlığa hizmette bulunmuş olur. Zira sanatkar, insanlığın ortak değeridir.

Gerçek anlamda halkı için çalışan sanatçıya Atatürk büyük önem vermiştir. Bunu da “Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz; hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkar olamazsınız.” Sözüyle ifade etmiştir.

Toplumsal alanda yapılan başlıca inkılaplar ve düzenlemeler:


Din kurumlarının düzenlenmesi:
Tarikat, Tanrı’ya ulaşmak için izlenen yollardan her birine denir. Tarikat mensuplarının toplandıkları yere tekke, küçüğüne de zaviye denir.

Zamanla bu tarikatların gerçek amacından uzaklaşıp cumhuriyete karşı faaliyetlere başlayınca tekke ve zaviyeler ile türbeler çıkarılan bir kanunla kapatıldı(1925).

Kıyafette değişiklik:
Atatürk yaptığı inkılaplarla yarattığı yeni insanın dış görünüşü ile de uygar insanlar sınıfına katılmasını istedi. Bu amaçla kılık ve kıyafette de düzenleme yapılarak bugünkü kıyafet anlayışını getirdi ve şapka kanunu çıkarıldı. Dini kıyafetlerin giyimi de sadece ibadet yerleri ile sınırlandırıldı.

Takvim, saat ve ölçülerde değişiklik:
Cumhuriyetten önce Hicri ve Rumi takvimler kullanılıyordu. Ancak bu farklılık , devlet işlerinin yürütülmesi ve diğer devletleriyle olan ilişkilerde zorluklar çıkarıyordu. Bu yüzden Miladi Takvim getirildi.(1926).
Saat durumu ise önceleri Güneş’in doğuşuna göre yapıldığından ülkede zamanlamada birlik sağlanamıyordu. Bu karmaşayı önlemek için milletler arası saat sistemi kabul edildi.
Ölçü alanında da değişiklikler yapıldı. Önceleri kullanılan arşın, endaze, okka gibi birim ölçüleri yerine metre, kilo ve litre gibi bugünkü ölçüler getirildi. Böylece ticari alana bir düzen ve buna bağlı bir canlılık getirildi(1931).

Soyadı Kanunu:
Osmanlı devletinde insanların soyadı olmayıp genellikle isimlerinin yanında lakap, baba adı, ayrıcalık ifade eden bazı unvanlarla anılırdı. Ancak bu, nüfus, askerlik, tapu, okul, adalet, ticaret gibi işlerde karışıklıklar çıkarıyordu .

Bu karışıklığın önüne geçmek için 1934 yılında Soyadı Kanunu çıkarıldı. Bu kanunla, aile gülünç, ahlaka aykırı olmama ve Türkçe olma şartı ile istediği soyadını alabilecekti.

Kadının Sosyal ve Siyasal Hakları:
İlk Türk devletlerinde kadının yeri önemliydi. Erkek ile eşit ve toplumda söz sahibiydi.
İslamiyet ile beraber Arap kültürü etkili olunca Osmanlılarda kadının yeri gerilemeye başladı. Erkek egemenliği altına alındı. Haklarını kaybetti.
Cumhuriyetle beraber kadın-erkek eşitliğini yeniden sağlamak için bir takım düzenlemeler yapıldı. Cumhuriyetle beraber kadının elde ettiği bazı haklar şunlardır: Seçme-seçilme, miras, boşanma, okuma ve meslek sahibi olma gibi...Sağlık alanında da önemli adımlar atıldı.

EKONOMİK ALANDA GELİŞMELER :


Ekonomi: İnsanların üretim, pazarlama ve tüketim alanında yaptıkları etkinliklerin tümüdür.
Osmanlı ekonomisi, 1750’lerden itibaren çöküşe geçmiştir. Başlıca sebepleri ise kapitülasyonlar, sanayinin gelişmemesi, sürekli savaşlar, tarımın bozulması ve dış borçlar idi.
Cumhuriyet döneminde ekonominin düzeltilmesi, askeri zafer kadar önemliydi. Çünkü Atatürk’ün belirttiği gibi, siyasi bağımsızlık, ekonomik bağımsızlıkla tamamlanması gerekir.

Yeni Türk Devleti’nin ekonomi politikası İzmir İktisat Kongresi’nde belirlenmiştir:
  • Öncelikle milli kaynaklardan yararlanılacaktır,
  • Üretici korunacaktır,
  • Sanayi ve ihracat geliştirilecektir,
  • Özel girişimciler desteklenecektir,
  • Çiftçilerin desteklenmesi için bankacılık geliştirilecektir.
Tarım alanında yapılan başlıca etkinlikler:
  • Köylüyü rahatlatmak için “aşar” vergisi kaldırıldı,
  • Ziraat Bankası aracılığı ile çiftçilere kredi sağlandı,
  • Kooperatifçilik geliştirildi,
  • Tarımda makineleşmeye önem verildi,
  • Verimi arttırmak için tohum ıslahı ve çiftçinin eğitilmesine önem verilmiştir.
  • Ticaret alanında yapılan etkinlikler:
Cumhuriyet öncesi ticaret azınlıkların elindeydi. Türk milletini ticarette etkin kılmak için:
  • Bankacılığa önem verilerek ilk özel banka olan İş Bankası kuruldu,
  • Tüccarlara kredi sağlandı,
  • Türk limanları arasında yolcu ve yük taşıma hakkı(Kabotaj hakkı) Türk denizcilerine verildi.
Sanayi alanında yapılan etkinlikler:
  • Devlet sanayi kuruluşlarını kurarken özel girişimciler de desteklendi,
  • 1933 yılında “devletçilik” ilkesi uygulanarak girişimcilerin yapamadığı yatırımlar yapıldı,
  • 1939’da Karabük demir-çelik fabrikası kuruldu,
  • Madencilik faaliyetleri için MTA Enstitüsü kuruldu.
Bayındırlık alanında : özellikle ulaşıma önem verilerek demir ve kara yolları geliştirildi. Liman ve hava alanları yapılıp hizmete sokuldu. Şehirlerin modernleştirilmesi için çalışıldı.
Son düzenleyen Safi; 23 Kasım 2016 17:55
Misafir
23 Kasım 2016 16:06   |   Mesaj #5   |   
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
CUMHURİYET ÖNCESİ PADİŞAHLAR VARDI ONLAR NE DERSE O OLURDU AS DERSE ASILIR KES DERSE KESİLİRDİ AMA ATATÜRK BU DEVRİ KALDIRDI VE CUMHURİYETİ KURDU VE BİRÇOK YENİLİK GELDİ KIZLARIN OKULA GİDEBİLMESİ, KILIK KIYAFET, SEYEHAT ÖZGÜRLÜĞÜ VB. GİBİ...
Sponsorlu Bağlantılar
23 Kasım 2016 17:58   |   Mesaj #6   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM

ATATÜRK İNKILAPLARININ ÖNCESİ VE SONRASI


Atatürk dünya ile ilişkilerimizi düzenli yürütmek için ölçü birimlerinde değişiklikler yaptı. Uzunluk ölçüsü birimi olarak arşın, endaze; ağırlık ölçüsü birimi olarak okka, dirhem gibi ölçüleri kaldırarak bugün kullanmakta olduğumuz ölçü birimlerini kabul etti. Yurdumuzda daha önce takvim Hicri takvime göre düzenlenmişti. Buna göre dünyanın kullandığı takvimle aramızda 580 yıl kadar bir farklılık vardı. 1 Ocak 1926 tarihinden sonra bizde de Miladi takvim kullanılmaya başlandı. Eskiden yurdumuzda ezani saat kullanılıyordu. Bu saat uygar ülkelerin kullandığı saate uymuyordu. Takvimde olduğu gibi saatler arasındaki bu uymazlık büyük karışıklıklara neden oluyordu. Bunları önlemek için takvimle birlikte bugünkü kullandığımız saat kabul edildi. Hafta tatili Cuma'dan Pazar gününe alındı.

HUKUK ALANINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
Cumhuriyet öncesinde yargı işleri din adamları tarafından görülürdü.Kadı adı verilen yargıçlar din kurallarına göre karar verirdi. Hukuk alanında yapılan değişiklikle eski mahkemeler kapatıldı. Eski yasalar yürürlükten kaldırıldı. Uygar ulusların yasaları örnek alınarak boşanma, miras, ceza hukuku yeniden düzenlendi. Hukuk devrimi ile kadın erkek arasında eşitlik sağlandı. Miras konusunda kadın ve erkek eşit pay almaya başladı. Kadınlarda erkekler gibi seçme ve seçilme hakkına kavuştu.

45006 ataturk inkilaplari oncesi ve sonrasi ile ilgili resim ve ani var mi kadi
KADI

SONRASINDA

45007 ataturk inkilaplari oncesi ve sonrasi ile ilgili resim ve ani var mi hakim
HAKİM



45008 ataturk inkilaplari oncesi ve sonrasi ile ilgili resim ve ani var mi osmanli kadin
OSMANLI KADINLARI


SONRASINDA

45009 ataturk inkilaplari oncesi ve sonrasi ile ilgili resim ve ani var mi secim
45021 ataturk inkilaplari oncesi ve sonrasi ile ilgili resim ve ani var mi secim1

KADINLARA SEÇME SEÇİLME HAKKI VERİLMESİ

Hızlı Cevap
Mesaj:



Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç