Arama

Hikayeler ve Öyküler -1- [Arşiv] - Sayfa 31

Güncelleme: 3 Aralık 2006 Gösterim: 574.535 Cevap: 1.997
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
28 Şubat 2006       Mesaj #301
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ben sen sevdim

Sponsorlu Bağlantılar

Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın. Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin. Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düşünemedim. Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle. Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin. Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı. Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin. Sevdim işte ötesi yok..


Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
28 Şubat 2006       Mesaj #302
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Severek ayrılmak...,

Sponsorlu Bağlantılar
Delikanlı ile genç kız bir birlerini uzun zamandır tanıyorlardı fakat iç dünyalarını paylaşma fırsatları olamamıştı hiç..Delikanlı uzun süreli bir beraberliğinden ayrılmış hayattan zevk almazken komşuları olan genç kızın babası trafik kazası sonucu bir yıl kadar yatalak kalmış, bir ziyaret sonrası kızın babası ile delikanlı arasında bir bağ oluşmuştu.Artık kendini devamlı o evde buluyordu delikanlı...Annesi,babası kısa sürede oğulları gibi sevdi delikanlıyı.Genç kızın ablası ise delikanlının tertemiz kalbini,olgunluğunu,sadeliğini,duygusallığını,olayları değerlendirişindeki farkı çok zaman geçmeden farketti ve aralarında bambaşka bir bağ vardı.Ablası nişanlıydı işten eve gelir gelmez hemen delikanlıyı yanına çağırır sevinçlerini, hüzünlerini onunla paylaşır,bir çıkmazda olduğunu hissedince ona akıl danışırdı.Aralarındaki sevgi gün geçtikçe artıyordu.Delikanlı girdiği sımsıcak yuvada bütün dertlerini unutuyordu.genç kız ise okuldan eve gelir delikanlıyı sadece yemeklerde görür hemen odasına giderdi.Okuduğu okulundan bir sevgilisi vardı.Bir yıl kadar sonra genç kızın ablası evlendi düğününde oynarken delikanlı ve gelinin gözleri devamlı birleşiyor ayrılığın hüznü bakışlarından kalplerine kadar iniyordu.Delikanlı o gece sabaha kadar ortak şarkılarını dinleyip ağladı.Bu arada genç kızın babası ile delikanlının arasındaki ilişki dostluk boyutlarına vardı.Baba,anne delikanlıyı çok seviyordu.Onunla en az paylaşım içinde olan genç kız hiç beklenmedik bir şekilde delikanlının evlerine gittikleri bir akşam yemeğinde,yalnız kaldıkları bir sırada,delikanlıya 'biliyor musun ablamı hep kıskandım ' dedi.Delikanlı şaşırmıştı nedenini sorduğunda ablası ile olan diyoloğunun neden kendisiyle olmadığını sordu ona.Genç kız çok güzeldi.Büyüleyici gözleri,insanın içini eriten gülümseyişi inanılmayacak kadar tatlı bir yüzü güzelde bir vücudu vardı.Zaten stand hostesliği yapıyordu bu yüzden yanına yaklaşılması cesaret isteyen bir durumdu.Dışarıdan kendini beğenmiş havalı bir tipe benzetiyordu delikanlı.Zaten delikanlının aradığı da güzellik değildi.Aslında delikanlı aşkı ,sevgiyi aramıyordu.Uzun süreli beraberliğini şartlar nedeniyle yıpranıp nasıl bittiğini görünce yıkılmıştı.Bir de aşkın sevginin aranılarak bulunmayacağını kendisini bulacağını biliyordu.Genç kızın kıskanmasından kendisiyle daha yakın olmasını istediğini çıkarmıştı delikanlı.Öyle de oldu daha fazla zaman geçirmeye başladılar kız da sevgilisinden ayrılmıştı ve delikanlının aşkı nasıl kutsal saydığını görünce etkilenmişti.Delikanlı nerde nasıl davranacağını çok iyi bilen,kendini çok iyi geliştirmiş,dürüst,sevgiyi hakkkıyla yaşayan ve yaşatan,duygusal ve aşırı romantik biriydi ve sohbetlerinde genç kız her geçen gün delikanlıdan daha fazla hoşlanıyordu.Delikanlının ise hoşlanması için kızın yanında olması yeterliydi.Çünkü kız inanılmaz etkiliyiciydi aynı zamanda hiç de göründüğü gibi soğuk değil çok sevecendi.Birlikte zaman geçirdikçe aralarındaki elektrik gittikçe arttı ve birden kendilerini büyülü bir aşkın kapısında buldular.Delikanlı bir gün genç kıza onu öpmek istediğini söyleyince kız heyecanlı bir yutkunuştan sonra kibarca hayır dedi ve istemediğimden değil ama bir şeyler yaşanmadan bunu yapmanın doğru olmayacağını söyledi.Kısacası adını koymak istedi yaşadıkları yakınlaşmanın.Delikanlının beyni kalbinin sesini bastırıyordu.Bir ilişki yaşayamayacağını ciddi ilişkilerin adamı olduğunu işin ciddiye bindikten sonra maddi sorunların baş göstereceğini söylüyordu.Delikanlının ailesinin maddi durumu pek iyi değildi.Aslında annesi ve babası çalışmıştı yeterli gelirleri vardı ama kumara fazla düşkün olan delikanlının babasının borçları ailenin huzurunu devamlı kaçırıyordu...Evet delikanlı genç kıza ondan çok hoşlandığını fakat bir ilişkiye şartlar yüzünden başlayamayacağını söylüyordu.Kızda aynı şeyi söyledi ama kalpleri bas bas bağırıyordu.Mantıkları nereye kadar karşı koyabilirdi ki bu duruma.Delikanlı genç kızı öptü kız da onu ilişkileri yoktu bir şeylere başlamadılar sadece öpüştüler bütün gün öpüştüler gece on ikiye kadar oğlan her fırsatta kızın yanına gitti kapıdan da olsa iki saniye de olsa öpüştüler... ve günün sonunda delikanlı yatağa başını koyduğunda artık mantığının sesini hiç duyamıyordu ve kıza şu mesajı attı 'Yarı dalgalı olmamalı deniz ya durmalı ya coşmalı, yarı sevdalı olmamalı insan ya sevmeli ya ölmeli ,ölmeyelim.... Sabaha kadar yan yana evlerden mesajlaştılar çünkü ikisi de heyecandan uyuyamıyordu zaten uyumakta istemiyorlar bir an önce birbirlerine sımsıkı sarılmak istiyorlardı....Böylece başlayan aşkları o kadar çabuk gelişti ki.Delikanlının genç kızın evine rahatça girebilmesi uyumanın dışındaki bütün vakitlerini beraber geçirmelerini sağlıyordu.İyileşen baba bütün gün dışarıda, komşu olan anneler bütün gün birbirlerinde..bütün bunlar aşıklara yarıyor karı koca gibi bütün gün beraber vakit geçiriyorlardı.Delikanlının tek istediği güzeller güzeli sevgilisini mutlu etmekti o mutlu olursa delikanlı da mutlu olacaktı.Delikanlı biliyordu ki genç kız ne kadar mutlu olursa o da kendisini mutlu etmeye çalışacaktı öyle olacağını bilmese bencil olduğunu anlasa zaten sevemezdi.Ayrıca delikanlı önceki yaşadığı uzun süreli ilişkide yaptığı hataları anlayıp aynı hataları takrarlamıyordu iyi bir tecrübeydi bu onun için ders almayı biliyordu hatalarından...
Öyle de oldu delikanlıda genç kızda birbirleri için her türlü fedakarlığı yapıyorlardı zorunluluk olarak görmüyorlardı yaptıklarını mutluluk kaplıyordu içlerini gitgide.Çok mutluydu genç kız bir çok kişiyi sevmişti ama sevgiyi,hatta sarılmayı bile delikanlıdan öğrendiğini söylüyordu.İkisi de hayatlarının aşklarını bulduklarını söylüyor her şeyi paylaşıyorlardı.Genç kız o kadar bağlanmıştı ki okulda geçirdiği zaman ona ölüm gibi geliyor derslerse devamlı sevgilisine mektuplar yazıyordu.Kızın iki yıllık üniversite öğrenimi bitmiş delikanlının askerliği gelmişti delikanlı futbolcu olma hayaliyle senelerini geçirirken ayrılmanın inanılmaz olduğunu düşünüyordu.Zekiydi de delikanlı çalıştı ve yaşadığı şehirde dört yıllık üniversite kazandı.İkisi de öyle çok sevinmişti ki bu duruma sadece gözleriyle konuşup saatlerce birbirlerine sarıldılar.Hayat toz pembeydi onlar için ama sorunlar başlayacaktı yakında...Delikanlı okula gitmeye başladı bu sefer kız evdeydi okulu bitmişti iş aramaya başlamıştı.Delikanlı hazırlık okumaya başladı ingilizceyle arası yoktu sevmiyordu.Sevgilisini daha fazla görübilmek için sabah grubuna alt yapısı olanlarla okumak istedi.Uyardılar ama dinlamedi sevdiğinin yanında geçireceği saatleri ,dakikaları hatta saniyeleri hesaplıyordu.O sene sınıfta kaldı ve koca bir yılı kaybetti bu aşıklar için hiçte iyi olmadı.Kız iş bulmuştu çalışmaya başlamış çeyizini düzmeye başlamış delikanlı ise okulda sene kaybediyordu ve bu olay ilişkide ki mükemmelliği bozacak olaylardan birisi oldu..Yaşanılan yoğunluk paylaşılan güzellikler gençlere mükemmel bir evliliğin hayallerini kurduruyor ama bu hayallere ulaşmak için de ne yapılması gerektiği konusunda gençleri fikir ayrılığına sürüklüyordu.Yaşanılan tartışmalarda delikanlı o kadar anlayışlı,olgun davranıyordu ama bu sefer karşılığını alamıyordu.Genç kız kızıyor gelecekleri için delikanlıdan bir şeyler yapmasını istiyor bazen de istemeden kırıcı konuşuyordu.Delikanlı ise kızsa bile sevgisi hep ağır basıyor asla kırıcı olamıyordu.Genç kız delikanlıdan askere gitmesini gelip iş bulmasını onu bekleyeceğini söylüyor delikanlı ise şu şartlarda asgari ücret dışında bir iş bulamayacağını ve ona düşlediği hayatı sunamayacağını söylüyordu. Birbirlerini delikanlının hayatı boyunca düşlediği derecede seviyorlardı tartışmaları bile evlilik yolunda yapılacaklarla ilgiliydi.Bir süre devam eden olaylar sonucunda delikanlı okuluna devam etti ama ilişki de kendisini ezik hissetmeye başlamıştı.Genç kızın aile yapısı farklıydı annesi on sekiz,ablası 23 yaşında evlenmişti ve genç kızı da her ay biri istemeye gelmek için haber gönderiyordu.Genç kız çok güzeldi delikanlı bunu normal karşılıyor ona güveniyordu.Kız da her teklifi geri çeviriyor delikanlıdan bir şeyler yapmasını istiyordu..Delikanlının bu şartlarda elinden hiç bir şey gelmiyor genç kız için en iyisini istiyordu.Çok düşündü ne yapması gerektiğine zor da olsa karar verdi ve genç kıza ayrılmalarının gerektiğini söyledi.Çok iyi bir kısmetinin olduğunu annesi delikanlının annesine söylemişti.Genç kızın annesi de delikanlıyı çok sevmesine rağmen geleceklerinin olmaması nedeniyle ilişkilerinin bitmesini istiyordu.O da kendisine göre haklıydı ve kızı için en iyisini istiyordu.Delikanlı da sevdiği için en iyi sonucun olmasını istiyordu ve bunu kıza söyledi.Genç kız bunu anlamakta zorluk çekti. İkiside sımsıkı sarılarak,ağlayarak konuşuyorlardı ve ayrılmakta delikanlı diretti bunu kendisi için istediğini onu dört yıl okulla sonrası iş arama stresiyle bekletmek istemiyordu.Kendine de çok fazla güvenemiyordu onca yılın sonunda başarısızlık ve ayrılık ikisi için de yıkım olurdu....ve ayrıldılar ,ayrıldılar ama kopamadılar delikanlı yine sabahın yedisinde genç kızı görebilmek için durağa bırakıyor akşam iş çıkışı ya alıyor ya da durakta dört gözle gelmesini bekliyordu.Üç yılın sonunda babasının aşklarını öğrenmesi zaten yakınlaşan sonlarını hızlandırdı ve aşıklar istemeden koptular...Genç kız aile baskısıyla onu isteyen bir gençle tanıştırıldı durumu iyi olan bu gençle anlaştılar üç dört ay sonra nişanlandılar.Nişanlılık döneminde bir gün delikanlının telefonu çaldı ve genç kız ağlayarak hiç bir sorunları olmamasına rağmen onunla olduğu gibi olmadığını,bir şeylerin eksik olduğunu söyledi.Delikanlı ise içi parçalanarak kendisiyle yeni ilişkisini kıyaslamamasını zamanla her şeyin rayına oturacağını söyledi.Delikanlı kumar oynamıştı hayırlı bir insanla tanışması için gecelerce tanrıya dua etti...Yakın dostları onun yanlış yaptığını ayrılmamaları gerektiğini söyledi hep. O ise genç kızı tanıdığından beri yaptığı her şeyi onun için yaptığını,yapamadıkları için hayatının aşkını kaybettiğini söylüyordu. Aradan geçen aylar sonunda genç kızın mutlu olduğunu dillere destan bir düğünle evlendiğini duymak delikanlıyı sevindirdi. Bir çok insan buna anlam veremediğini sevdiğinin evliliğine kimsenin sevinemeyeceğine onu samimi olmamakla suçlamalarına rağmen o sevdiği insanın bir zamanlar deli gibi aşık olduğu genç kızın mutluluğunda payı olduğunu düşünerek kendini teselli ediyordu...Hiç olmazsa yıllar sonra gelebilecek iki taraflı yıkım tek taraflı kısa süreli bir yıkım olarak kapandı....Evet hüzünlü bir aşk hikayesiydi merak edebilirsiniz belki kimdi o delikanlı diye....Tanımıyorum; bazen insan kendini bile tanıyamıyor...

Alinti...

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
1 Mart 2006       Mesaj #303
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Annem "Kız arkadaşlarını unutma" diye tavsiyede bulunmuştu..

"Yaşın ilerledikçe senin için daha önemli olacaklar,
kocanı-çocuklarını ne kadar çok seversen sev,
yine de kız arkadaşlarına ihtiyaç duyacaksın..

Onlarla bir yerlere gitmeyi ihmal etme..
Onlara vakit ayır ve kız arkadaşlarını daima hatırla..
Onlar sadece arkadaşların değil..
Senin kardeşlerin, kızların..." demişti..

"Ne kadar komik bir öğüt. Daha yeni evlenmedim mi ?
Artık ben evli bir kadınım. Kız arkadaşlarına ihtiyaç duyan bir genç kız değilim ki. Bundan sonra kocama hayatımı adamak, yapacağım tek şey olacak" diye düşünmüştüm..

Ama yıllar geçtikçe, çocuk olsa da ya da olmadıkça, kocalardan boşandıkça, sevgililerin biri gidip diğeri geldikçe, annemin dediklerinin ne anlama geldiğini çok iyi anladım..

Zaman geçiyor..
Hayat akıyor..
Mesafe ayırıyor..
Aşk büyüyor..
Sonra azalıyor..
Kalpler kırılıyor..
kocalar evde bir yerde duruyor..
Veya evlilikler mahkemede son buluyor..
sevgililer değişip duruyor..
Erkekler arayacaklarını söyleyip, aramıyor..
İşler geliyor ve gidiyor..
Komşular değişiyor..
Ama kız arkadaşlar hep oradalar...
Siz onları bırakmadığınız sürece..
Geçen yıllar ve arada kaç km. mesafe olduğu hiç önemli değil..
Bir kız arkadaş, hiçbir zaman ona ihtiyaç duyduğumuzdan daha uzak değil..
Hayatınız içinde, öyle ya da böyle, yakın ya da uzak..
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
1 Mart 2006       Mesaj #304
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Sende bil seni sevdiğimi


Bugün oturdum
uzun zamandır yaşadığım sessizliği bozdum
sırf senin için sana olan hislerimi bu odada
Bu kağıda başladım yazmaya
ilk defa yazıyordum senin için
Ve başladım bir rüyayı sana anlatmaya
Nereden başlasam diye düşünürken
Başladım en başından anlatmaya
Birdenbire hayatıma girişinden,
Beni bu kadar kısa zamanda kendine bağlayışından
Sana delicesine alışmamdan başladım anlatmaya
Ama sonunu getiremedim gelmedi sonu
Bilmiyorum ama inanılmaz bir yakınlık duruyordum sana karşı
Bu kalp
kimseyi özlemediği kadar seni özlüyor bu gözler
Hayatıma girişin çok farklıydı
Sana bağlanışım birdenbire olmuştu
Niye bu kadar çabuk diye kendime sormaktan bıktım
sana soruyorum niye bu kadar çabuk
Kendime sormaktan bıktım
Kendimi sorgulamadan atıverdim rüyanın içine
Neyi kimden gizleyecektim ki
Kendime bile itirafa çekindiğim sana olan sevgimimi
Kabulleniyorum artık seviyorum delicesine duy sende
Ben seninle varım
Seninle yaşıyorum
Senin sevgini kalbime öyle bir yerleştirdim ki
bir daha çıkmasını istemiyorum
Artık sende bil istedim sende bil seni delice sevdiğimi
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
1 Mart 2006       Mesaj #305
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ben Ve Gecelerim Hep Seveceğiz Seni

Daha kaç geceler böyle sessiz, böyle sensiz yaşayacağım? Bilmiyor musun ki ey yar, beni ne çok mahvediyor uzaklığın, ne çok bölüyor kalbimi kalbin...

Bir gece daha başlıyor... Önümde upuzun yaşayacağım bir gecem, bir karanlığım daha var. Saatlere, saniyelere gireceğin; damarımdaki kanıma kadar işleyeceğin bir gecem daha başlıyor... Bir gecem, bir sevdam daha başlıyor ama yazık ki gözyaşları ma giren olmayacaksın yinede.

Beni artık acılarımla baş başa bıraktı ağlamalarım. Gözyaşlarım bile beni terketti.Sen geldiğinden, sen olduğundan beri tüm herşey beni terketti. Ben de tükettim onları zaten. Evet artık geceleri uyuyamıyorum. Karanlıklar başlar başlamaz başlıyor kalbimin aglamaları.Önceleri onları dinlemeye, onlara ses vermeye çalışıyordum. Farketmiyormuşum gibi davranıyordum. Sırf o
karanlık geceyle yüz yüze gelmemek için.

Biliyordum o yalnızlığı yaşamam gerekiyordu. Bir insan arıyordum yanımda, geceyi bana unutturacak.

Onun iyi, güzel ve çirkin olması da önem taşımıyordu. Yeter ki olsun yanımda. Olsun ki gece üzerime üzerime gelmesin. Yanımda birini görüp vazgeçsin benden.Veya yanımda birileri olsun da unutayım istiyordum SENİ. Biliyordum ki geceyle yüz yüze kaldığım zaman Sevda dışında bir şey olmayacaktım. Sonra, sonra bu dönem de kayboldu. Yalnızlığı arayan, yalnızlığa özlem duyan oldum.O karanlık gecelerin ıssızlığına gömülmekten kaçamaz oldum. Çünkü onlar da seni buluyordum. Çünkü bana gündüzlerin veremediğini veriyordu geceler SENİ...

Gündüzlerde yoktun, aydınlarda yanımda yürüyen değildin. Ama geceleri öyle miydi? Geceleri yüreğimde yürüyordun ve ben adımlarında yaşayandım. Artık uyuyamıyorum. Hem de hiç mi hiç Ne kadar çabalasam da olmuyor. Bir garip ağırlıkla kah seni bekleyerek kah gelmeyeceğinden emin olarak geçiriyordum saatleri.

Seni yaşıyordum. Gecelerde yüz yüze kalıyorduk seninle.Gece vefalı, fedakar bir anne gibi kucağına alıyor beni sabaha kadar götürüyordu. Zaman akıyormuydu, geçiyor muydu bilen değilim. Hiçbir zaman da bilen olmadım. Bu yaralarla, bu kanıma işleyen aşk yangınlarıyla sabaha nasıl kül olmadan varabiliyordum? Bilmiyorum gerçekten. Yanmaktan ateş olduğum bu gecelerde beni tüketmeyen neydi?Sevgin mi? Beni evirip çevirip kora getiren söndürmeyen neydi?Bağrımdaki yangından neden yok olmuyordum? Beni sabaha vardıran geceler miydi yoksa?

Geceler Benim gecelerim.... Senin gecelerin... Seni yaşadığım Geceler. Gönlümde bir derin yarasın sen! Bu gecelerde de çok şey istedim bir şeyler yapabilmeyi. Elime çoğu kez kalem kağıt alıp seni yazmayı istedim. Olmadı ama.Kalbim seninle öylesine doluydu ki her hareketim sönük kalıyordu. Ben çaresizliği kapılıp gidiyordum. Ne yaptığımı bilmiyordum. Saatlerce, saatlerce oturup seni düşünüyordum. Kalbimde bastırmaya çalıştığım duygularıma ilk olarak geceleri yaşama hakkı veriyordum. Herkesten gizlemeye çalıştığım o korları gecelere çıkartıyordum sanki. Gecelerden saklamıyordum hiçbirşeyi. Gecelerle paylaşıyordum, ve geceler sarıyordu beni. Beni alıp sensizliğin okyanusunda boğmuyordu. Beni sensizliğin zirvesinde, en uç noktasında aşkın sonsuzluğuna götürüyordu.

Artık bu geceleri sevmeye başlıyorum. Bana seni getiren geceler...Benim gecelerim onlar...Benim senlerim benim yalnızlıklarım, benim aşklarım diyebildiğim gecelerim.Evet artık uyuyamayan, ağlayamayan gözlerime ağlamıyorum. Gecelerimi de feda ediyorum sana. Gündüzlerde söyleyemediklerimi gecelerde haykırıyorum. Ve uçsuz bucaksız seviyorum seviyorum SEVİYORUM.

Artık uyuyamıyorum, evet. Uykular haram oldu bana senden sonra. Hem nasıl uyuyabilirim ki? Gözlerin var artık gecelerimde, senin gözlerin senin karanlık gözlerin.. Hiç görmediğim gözlerin.... Sanıyorum ki artık sana yalnız ben değil, geceler de vurgun! Beni böylesine koynuna alışı, karanlığında bunca aydınlatması neden? Evet sen öyle güzel, öyle güzelsin ki, geceler de seni sevdi.Öyle ki sana ihanet edip de seni yaşamıyormuşçasına uyumaya, gözlerimi yummaya çalıştığım zaman hemen giriveriyorlar içime ve seni getiriyorlar bana. Gözlerimi öyle bir açıyorlar ki bir dahasına kapayamıyorum bile...

Ve ağlayabilmeyi diliyorum bazı geceler. Bunu gecelerden sonsuza diliyorum. Ağlasam, doyasıya hıçkırırcasına ağlasam belki seni bir parçacık olsa unutur ve kendi içime gömülür birazcık gözlerimi yumabilirim diye düşünüyorum. Sabahları uykuda yakalayan olmaktan çıkıp, sabahları uykuda bulunan olmak istiyorum. Bunun için istiyorum ağlayabilmeyi. Sana olan özlemimi, içimde bir dağ kadar ululaşmış hasretini belki bir parça dindirebilirim diye düşünüyorum. Belki seni birazcık gömebilirim de yüreğime, rahatlarım diye umuyorum olmuyor.

Ağlamaya çalışıyorum, ağlamalarım bana isyanlar ediyor. Geceler bana bu isteğimi vermiyor. Ne zaman ağlasam yalnızca ve yalnızca bir iki gözyaşı olup kalıyorsun gözlerimlde. Gözlerimde donan birkaç damla yaş oluyorsun, o yaşları da sarıyor geceler. O yaşlarla birlikte alıyor yanına geceler beni... Geceler unutmamı istemiyor seni, geceler bana ihanet ediyor. Geceler senden yana sevdiğim, geceler seni yaşamamı istiyor. Sözümü dinlemiyor....

Güneşi özlediğim oluyor arada bir. Yeter diyorum bunca yıldızla arkadaş olduğum. Seni unutup da yıldızları gördüğüm anlar olursa tabii. Beni böyle gördükleri zaman anlamıyor insanlar. Nasıl böyle saatlerce kalabildiğimi sorup duruyorlar. Böyle tüm dünya uyku içindeyken benim nasıl karanlığın içinde bakışlarımı dayattığımın sırrını anlamıyorlar. Ve onlar bilmiyorlar ki içim bir kordur...Tüm dünya, tüm tabiat susmalarda ve uykulardadır belki ama benim yüreğimde gizlenmektedir tüm dünya... Ben içime tüm insanları,,, tüm milyarları almışım. Farkında değiller. Herkesi ve herşeyleri sığdırmışım içime. Bir sen sığmıyorsun, bir seni sığdıramıyorum kalbime, bilmiyorlar...Ve senin uzaklığın, ve senin gece kadar olan uzaklığın... Bana öyle uzak öyle yabancısın ki sevdiğim, seni senden istemeye korkuyorum. Geceleri bu yüzden seviyorum. Seni sevmeme engel olmuyor, seni bana getiriyor... ve seni gecenin karanlığında buluşumdandır seni gündüzleri istemeyişim. Evet sevdiğim bana her şeyden ve herkesten uzaksın. Herkesin yaşamına giriyor, her şeyi paylaşıyorsun insanlarla... Ama bana gelmiyorsun. Ama ama sitem bile etmiyorum... Sana söyleyecek söz bulamıyorum. Söyleyecek bir şeyler arasam ve bulsam biliyorum geceler alır onu elimden, dilimden de. Sana söyleyeceklerimin hesabını yapsam sabahlar buna izin vermez. Ve ben seni yaşıyorum. Olsa olsa sana BU SEVGİYİ YAŞA diyebilirim.Gel birlikte yaşayalım demeye dilim varmaz. Geceler bunu bırakmaz yanına. Kaybettiğim değilsin. Ben seni hiç yitirmedim. Çünkü içimde taşıdığımdın hep. Benden bir parça oldun sen. Ben kendimi yitirmediğim sürece sen de kaybolmayacaksın.

Evet, seni anlamakla, seni yaşamakla, seni sevmekle geçirdiğim bu gecelerde, sabahladığım bu gecelerde, benden çok uzaklarda bulunan sana uykularında bir rahatlık veriyorsa sevdam, ne mutlu bana. Gecelerim...Sarın yaralarımı geceler demiş bir şair.. Beni bu geceler mahvetti desem haksızlık mı ederim onlara. Beni sen mahvettim desem yalan olur bu. Ama beni bu geceler, geceleri de bana musallat eden sensin. Senin sevdanla başladı gecelere sevda yazmam. Sevda masalı okumam bundandı. Ben bu gecelerde tüm karanlıkları dağıtabilirim. Bana hüzünlerini, bana acılarını ver sevdiğim. Ver ki senin acılarını da ortak edeyim gecelerime. Ver ki gecelerle kavgalı olayım. Şimdi seni getirdikleri için onlara ses bile çıkarmıyorum. Sen yaşadığımsın, yaşatanımsın. Sevdamsın sen... Belki ben anlatamıyorum ama geceler bu sevdaya şahittir. Çünkü artık onlarda bu aşka ortak oldular. Belki benden bile çok seviyorlar seni. Ben seni hiç mi hiç gözlerimle bitirmek istemedim. Ve gecelerin içinde, gecelerle birlikte hep sevdim seni...VE HEP SEVECEĞİM...

Ne kadar birlikte olamayacağımızı bilsem de Ben ve Gecelerim Hep seveceğiz seni...
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
1 Mart 2006       Mesaj #306
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
EVEN ADAM VE PAPATYA

Sevgisiz insan, bir gün şans eseri bir çiçek bahçesinde bulmuş kendini, bahçedeki çiçekleri hiç düşünmeden ilerlemiş bir süre. Bir düzlüğün ortasında mola vermiş bir ara. Etrafına bakmış bir süre, hiç bir çiçek bir şey ifade etmemiş ona. Sonradan yıkılan bir ağaç görmüş ve onun yanında bir papatya. Papatya kendinden emin, o köşede yıkılan ağacın yanında çıkan rüzgara göğüs geriyormuş.Papatya o kadar güzelmiş ki...Sevgisiz insan sevgiyi tanımış. Buna şaşırmış. Alışamamış,
ne yapması gerektiğini bilememiş. Pek tabii bildiğini sanmış... Papatyayı sevmiş, okşamış, rüzgar ona zarar vermesin diye araya girmiş oturmuş... Papatya bir süre tekrar dikleşmiş. Papatyanın zarar görmesinden öylesine korkuyormuş ki, böylesi bir güzelliğin sonsuza dek sürmesini, o kadar çok istiyormuş ki... Papatyanın, ellerine dokunduğu her an, onu hissettiği her an kendini dünyanın en mutlu insanı hissediyormuş... Sevgiyi öğrenen adam, gerek papatyayı korumak için gerekse ona olan doyumsuzluğundan dolayı papatyayı koparmayı ve yanına almayı istemiş. Onu bu bahçeden koparmak ona çok doğru gelmiş çünkü, onu yanında hep koruyabilecek, sevebilecekmiş. Papatyayı hiç düşünmeden çekmiş, koparmaya çalışmış, papatya buna direnmiş, direnmiş. Seven adam anlayamamış bu direnci, daha da güçle yüklenmiş papatyaya. Aklı o zaman neredeymiş, kim bilir...
Papatya gün geçtikçe solmuş, solmuş... Adamın gölgesi onu öyle bir kapıyormuş ki, soluk almasını engelliyormuş. İşin garibi adam bunu görsede anlayamıyormuş, papatya soldukça üzerine daha çok titriyor, iyice kapıyormuş güneşini. Sevmeyi yanlış öğrenen adam, en sonunda dayanamamış ve papatyayı tüm gücüyle kendine çekmiş. Tüm dünyaya ne mutlu.. Ve o salak adama ne mutlu ki, papatya herşeye rağmen direnebilmiş gücü kalmasa da. Ama bu direniş o kadar büyük bir güç gerektirmiş ki, o herşeyden çok sevdiği papatya boynu bükük kalmış... Seven adam işte o noktada her şeyi
görmüş ve anlamış, yaptığının acısı ona öyle bir koymuş ki, sendeleyip yere düşmüş. Hayatında tanımadığı acıyı çekmiş adam. Hayatta kendini ilk defa haksız, ilk defa bencil, ilk defa küçük hissetmiş. Ağlamak para etmezmiş, üzülmekte. Güneş de hemen fayda etmezmiş papatyaya. Sevmiş adam, bir çiçeğe nasıl davranması gerektiğini görmüş gözündeki perdeler kalkınca... Ağlayarak çiçeğin yanında durmuş, rüzgara karşı kendini siper etmiş yine ama çiçeği ne koparmaya çalışmış bir daha, ne de üzerinde gölge etmeye... Papatya, tekrar mutlu bir şekilde bütün asilliğiyle ve gücüyle dimdik ayakta durana kadar bekleyecekmiş öylece, yakınında olacakmış çünkü, çiçeğin ona ihtiyacı olacağı bir zaman olursa o da o anda çiçeğinin, papatyasının yanında olacakmış. Seven adam, papatya onu bir daha hiç sevmese bile, onu sonsuza dek sevecekmiş, çiçek isterse uzakta, çiçek isterse yakında... Çünkü seven adam için değerli olan tek şey varmış, o da çayırda tek başına ayakta durmaya çalışan eşi benzeri olmayan güzellikteki o tek papatya.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
1 Mart 2006       Mesaj #307
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
SENİNLE OLACAĞIM

Ağladığın yerde olacağım ben. Başını göğsüme yaslaman için. "Ağlama" demeyeceğim sana, susturmayacağım. Akacak gözyaşların içindeki acıyla birlikte. Geçmişte seni yaralayan ne varsa hepsi bir bir çıkacak yüreğinden. Gözyaşların temizleyecek yarım aşklardan kalan tortuları. Yüreğindeki yaraları iyileştirecek. Hıçkıra hıçkıra ağlarken sadece dokunacağım sana, saçlarını okşayıp daha da fazla ağlamanı sağlayacağım. Bir daha ağlamaman için...
Güldüğün yerde olacağım ben. Gülümsemeyle birlikte yüzüne yayılan aydınlığa tanık olmak için. Seninle birlikte gülmek için. Kahkahalarının odanın duvarlarını çınlattığı anda "Yetmez" diyeceğim sana, "Daha fazla gül, daha fazla çınlat duvarları..." Gülüşünün içimde yarattığı coşkuyu duyumsamak istiyorum. Seni nasıl güzelleştirdiğini görmek istiyorum.
Özlediğin yerde olacağım ben. Özlemini dindirmek için. Bana dolu dolu sarılman için. ÖZLÜYORSAN AŞIKSINDIR, bu ne güzel bir gerçek. Ben yanımdayken bile özlüyorum seni. "Olur mu öyle şey?" deme, oluyor işte. Aşkı bu kadar derin hissederken özlememek mümkün değil. Doyamıyorum sana anlıyor musun ? Benim özlediğim kadar sende beni özle istiyorum.
Her neredeysen orada olacağım ben. Sensiz olmak istemiyorum çünkü. Bir tek günümü bile sensiz geçirmek istemiyorum. Hep benimle olmalısın, ne yaşayacaksan hep benimle yaşamalısın. Biz bu yola birlikte çıktıysak eğer, sonuna kadarda birlikte yürümeliyiz. El ele ve yürek yüreğe... Bizi birbirimize bağlayan şey aşk. Aşkı herşeyiyle yaşamalıyız.
Şimdi diyorum ki sana, bir hayatı paylaşmak, bir aşka ortak olmak istiyorsan çağır beni yanına. Hiç çekinme çağır. Kaygılarından sıyrıl, aşkın klasik oyunlarından vazgeç. Bize göre değil bunlar. Utanma duygularından, isteklerinden. Deki; "Aşığım..." Deki; "İstiyorum..." Seninim ben, sonsuza kadar senin...


Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
1 Mart 2006       Mesaj #308
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
sana geliyorum....
sana geliyorum sadece, yıllardır içinde sakladıgım ve hayrkımak için biriktirdigim sevda sözlerimle geliyorum.. yada konuşmadan, tek bir söz söylemeden, suskunlugumla geliyorum, utangaçlıgımla, güçsüzlüğümle, hatalarımla geliyorum.. uyuyamadıgım bütün uykuları, üşüdüğüm kış sabahlarını, bunalanarak geçirdigim tüm akşamları, beni yatagımdan sıcratan kabusları toplayıp geliyorum. arzuladıgım ve erteledigim her ne varsa hepsini alıp geliyorum. ben koşulsuzca seviyorum seni. sorgulamadan , yargılamadan, değiştirmeye çalışmadan seviyorum.. hayatı seninle yeniden keşfetmeye, seninle yaşanacak sevdanın isimsiz neferi olmaya hazırım.gel sarıl bana.bu sahte hayatların ortasında inandıgım tek gerçegim sensin.. suç ortagı olalım, aşk suçunu birlikte işleyelim.. gel ve sarıl, son bulsun kalabalığın ortasıda asırlardır süren korkunç yalnızlığımız..vazgeçilmezimsin ve vazgeçilmezim olmam için gel_geliyorum. seni kaybetmekten öyle korkuyorum ki., düşüncesi bile titretiyor yüregimi, sen olmadan yaşayamayacağım biliyorum, sen olmadan gececek bir gün bile yaralasın beni, acıtsın kallbimi. başkalarının asla göremediği bir tek benimle konuşan içindeki o deli cocuğu ortaya cıkartmak için gel.. korunmaya muhtaç bir çocuk o biliyorum. korkma kimsenin onu incitmesine izin vermem.. güven bana... birine güvenmenin insanda yaratacağı o muthis huzuru duyarak gel. gel ve ağla.. bunca yıl cektiğin acılardan bir cırpıda sıyrılmak için sarıl boynuma ve ağla... gözyaşlarınla birlikte akıp gitsin. seninle ağlarım bende.. bende sıyrılırım yüregimi sömüren kimliksiz hayattan... bir tek sana kalırım kendim olarak. bir tek sana hiç bir şey beklemeden sunabilirim benliğimi.. sadece bana gel yar.. sadece sana geliyorum yar... ben sonsuza kadar sevmeye hazırım seni. hiç tüketmeden sevgini.. sonsuza dek sevmeye..!

kambis - avatarı
kambis
Ziyaretçi
1 Mart 2006       Mesaj #309
kambis - avatarı
Ziyaretçi

USTA

Bu olay gerçek hayatta olmuş ve basına yansımış bir olaydır.
Büyükşehir Belediyesi Kuruluşlarından KIPTAŞ 'ın
Genel müdür Yardımcısı Emin Batur, Şantiyelerden birinde meydana gelen bir kaza sonunda kazaya maruz kalan duvarcı ustasının yazdığı tutanak:
Sayın yetkililer:
İş kazası tutanağına planlama hatası diye yazmıştım. Bunu yeterli görmeyerek, ayrıntılı anlatmamı istemişsiniz. Şu anda hastanede yatmama neden olan olaylar aynen aşağıda anlattığım gibi olmuştur.
Bildiğiniz gibi ben bir duvarcı ustasıyım. İnşaatın 6. katındaki işimi bitirdiğim zaman biraz tuğla artmıştı, yaklaşık 250 kg. kadar olduğunu tahmin
ettiğim bu tuğlaları aşağıya indirmek gerekiyordu.Aşağıya indim bir varil buldum, ona sağlam bir ip bağladım, 6. kata çıktım. İpi bir çıkrıktan geçirip ucunu aşağıya salladım. Tekrar aşağıya indim ve ipi Çekerek varili 6 kata çıkardım. İpin ucunu sağlam bir yere bağlayıp tekrar yukarı çıktım.Bütün tuğlaları varile doldurdum.Aşağı indim, bağladığım ipin ucunu çözdüm.
İpi çözmemle birlikte birden kendimi havada buldum. Nasıl bulmuyayım ben yaklaşık 70 kiloyum. 250kg lık varil süratle aşağıya düşerken beni yukarı çekti. Heyecan ve şaşkınlıktan ipi bırakmayı akıl edemedim.
Yolun yarısında Dolu varille çarpıştık. Sağ iki kaburgamın burada kırıldığını sanıyorum.
Tam yukarı çıkınca 2 parmağım iple beraber çıkrığa sıkıştı. Parmaklarımda bu sırada kırıldı.
Bu esnada yere çarpan varilin dibi çıktı ve tuğlalar etrafa saçıldı.
Varil hafifleyince bu sefer ben aşağıya inmeye varil yukarı çıkmaya
başladı ve yolun yarısında yine Varille çarpıştık. Sol bacağımın kaval kemiği de bu sırada kırıldı.
Can havli ile ipi bırakmayı akıl ettim. Başımı yukarı kaldırdığımda
boş varilin süratle üzerime geldiğini gördüm. Kafatasımın da böyle çatladığını sanıyorum. Bayılmışım, gözümü hastanede açtım.
Cenab-i Hak'tan tüm kullarını böyle görünmez kazalardan korumasını diler, hürmetle ellerinizden öperim.

Duvarcı Ustanız LAZ OSMAN
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
2 Mart 2006       Mesaj #310
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Yine de aşka gülümser misin?
Bunca acı, bunca hüzün… Geçse artık, geride kalsa istemez misin? Gel haydi otur yanıma, biraz peynir var, biraz da rakı, sever misin?

Biliyorum, yorgunsun. Yaşananlar bu kadar yoğunken, bir gün, hiç beklemezken, aniden yapayalnız kaldığını görürse sanki bütün dünya omzuna yüklenmiş de taşıyamıyormuş gibi hisseder insan. Üstelik o ağırlığın ne zaman kalkacağını asla bilemez. Sanki hayatının sonuna kadar hep böyle, hep yorgun ve bitkin yaşayıp gideceğini düşünür. Umudu kalmamıştır, sevinci kalmamıştır. Kırgındır herkese ve her şeye. Yarına dair hiçbir şey düşünemez olur. Hatta, sık sık ölüm gelir aklına. Sanki ölürse bu acıdan, bu yükten çok çabuk kurtulacakmış gibi…

Pencereyi açacağım, temiz hava iyi gelir, rahatlatır seni, içine derin derin çeker misin?

Şimdi sen bana içinde kanayan yarayı anlatıyorsun ya, benim yaralarım da azıyor, yeniden kanamaya başlıyor. Herkes mi vefasız diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bu kadar kolay mı aşk? Bu kadar çabuk harcanabilir mi? Ah yüreğim, ne çok kandırıldın ne çok…

Bir şarkı çalacağım, “Nerede bende o yürek, yardan kaçacak…” dinler misin?

Her şeyi boşverip sadece aşka adamıştın kendini öyle mi? Zaten böyle yaşandığı zaman onun adı aşk. Diğer türlüsüne ne denir bilmiyorum, ilgilenmiyorum. Bırak herkes dilediği gibi yaşasın ama sen her zaman aşka ada kendini. Kırılsan da, yıkılsan da aşka ada. Başka türlü bulunamıyor ki mutluluk…

Bir kadeh daha içeceğim ben, ya sen? Peki buz da ister misin?

İkindi rakılarım vardı benim bir zamanlar. Sevgiliyi düşünerek güneşin batışına yakın içilen rakılar. Sevgili yoktu yanımda belki ama aşkı vardı ya, yeterdi bana. Zaten rakımı sevgilinin hayali tadlandırırdı sadece. Hay Allah, kendimi anlatmaya başladım, oysa seni dinleyecektim değil mi? Hüznü, acıyı geride bırakacaktık. Yara, yarayı deşiyor ne yapayım ki… Kızma kendine, sen hatalı değilsin. Yaşamak istediğin gibi yaşadın, kendi tercihini yaşadın. Anlamadıysa, çekiver kuyruğunu gitsin! Rahatlat içini, elinden geleni yaptın. Son ana kadar vazgeçmedin, ki bu yakışırdı sana zaten. Ağla, utanma. Gözyaşların onurundur, saklama. Sen asıl ağlamaktan korkanları ayıpla, yadırga.

Bir sigara daha yakar mısın? Kül tablasını boşaltayım ben, yine fazla kaçırdık bu gece. Uykun geldi mi? Uzanmak ister misin?

Aslında uyusam da uyanmasam diye düşündüğünü biliyorum. Ya da her şeyin sadece bir rüyadan ibaret olduğunu… Gerçeği kabullenmek öyle zor ki… Sen şimdi, aynı sokaklarda, tek başına dolaşacaksın. Her adım canını yakacak, her yerde o olacak. Gözünü kapatmak isteyeceksin ama bu kez hayalleri beynini dolduracak. Kaçış yok, bu acı yaşanacak. Ve ancak yaşanınca tamamlanacak. Bir gün yeniden, aşk kapını çalacak. “Daha dikkatli olacağım, bu kez ağlamayacağım” diyeceksin ama bunun da yararı olmayacak. Aşkı önceden kim hesaplayabilmiş ki sen hesaplayasın? Kim yüreğinin kapısını kapatabilmiş ki sen kapatasın? Kaç yarını daha böyle umutsuz, böyle acıyla geçireceksin belli değil.

Yine de, her şeye rağmen, acıya inat, vefasızlara inat, hainlere inat ve kalpsizlere inat aşka yeniden gülümser misin?

Benzer Konular

17 Şubat 2016 / Misafir Genel Mesajlar
16 Mayıs 2014 / NihLe Müslümanlık/İslamiyet
18 Temmuz 2016 / Daisy-BT Edebiyat
18 Aralık 2011 / ocean97 Genel Mesajlar