Arama

Medya Haber - Sayfa 12

Güncelleme: 13 Ekim 2017 Gösterim: 570.758 Cevap: 1.864
GusinapsE - avatarı
GusinapsE
Ziyaretçi
16 Mayıs 2006       Mesaj #111
GusinapsE - avatarı
Ziyaretçi
Kuş gribi Türk turizmini vurdu

Sponsorlu Bağlantılar

Medya HaberThe Sunday Times gazetesi, tur operatörlerine dayanarak Türkiye’ye yönelik rezervasyonlarda yüzde 30’luk bir düşüş olduğunu yazdı.

Pazar günleri İngiltere’de yayınlanan The Sunday Times gazetesi, "Türkiye için yaz üzüntüsü" başlıklı haberinde, kuş gribinin Türk turizmini vurduğunu belirtti. Tur operatörlerinin Türkiye’ye yönelik rezervasyonların geçen yıla göre yüzde 30 oranında düştüğünü söylediklerini kaydeden gazete, bunun sonucunda tur fiyatlarının önemli ölçüde indiğine dikkat çekti.

Büyük tur operatörlerinden Thomson’un Dalaman’daki bir haftalık tatil fiyatını 435 sterlinden 299 sterline düşürdüğünü yazan gazete, Anatolian Sky’nin de Türkiye turlarında yüzde 50’ye kadar indirim yaptığını kaydetti.

Böylece, Anatolian Sky’nin, uçak dahil, Türk sahillerinde dört yıldızlı bir otelde bir haftalık tatili 249 sterlinden sattığına dikkat çekti.



İstanbul'da deniz keyfi başlıyor

Medya Haberİstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbulluların sahillerden yararlanması için Kadıköy’deki Caddebostan Plajı’ndan sonra, Yeşilköy-Çiroz, Florya Güneş ve Küçükçekmece’nin Menekşe sahillerini yeniden düzenledi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, AA muhabirine, Haziran ayında İstanbulluların hizmetine sunulması planlanan sahillerdeki yeni düzenleme çalışmalarını yerinde göstererek bilgi verdi.

Kadir Topbaş, geçmişte kentin sayfiye, mesire ve farklı yerleşim alanlarıyla İstanbulluların tüm ihtiyaçlarına cevap verdiğini, ancak daha sonra denizlerin kirlenmesi ile bu imkanın ortadan kalktığını anlattı.

Bu süreçte İstanbul’un hemen hemen her sahilinden temiz veya kirli olduğuna bakmadan gençlerin, çocukların, insanların denize girdiğini gördüklerini ifade eden Topbaş, "Demek ki bir ihtiyaç, talep var.

Yönetim olarak biz de bunu karşılamayı, daha düzgün ve disiplinli hale getirmeyi hedefledik" dedi.

Topbaş, geçmiş belediye başkanları döneminde başlayan çok yoğun bir çalışmayla atıksuların arıtılarak denize verilmeye başlandığını, derelerin ıslah edildiğini söyledi.

Kadir Topbaş, "Bu çalışmalar sonucunda, İstanbul’un 234 kilometrelik sahilinin 140 kilometrelik bandı denize girilebilir hale geldi. Arzumuz 3 yıl içinde tüm sahil bandını denize girilebilir hale getirmek" diye konuştu.

TATİL KENTİ İSTANBUL

Çalışmalar kapsamında sahillerde ciddi düzenlemeler yaptıklarına dikkati çeken Topbaş, şunları kaydetti:

"Geçmişte işgal olarak gördüğümüz, vatandaşın giremediği, farklı kullanılan alanların, yeniden vatandaşa kazandırılması konusunda ciddi adımlar attık ve geçen yıl itibariyle de iyi bir noktaya geldik.

Bundan sonraki süreçte, peyzaj düzenlemeleri ile bu alanları halkın daha aktif kullanması konusunda çalışmalar yapıyoruz. Geçen yıl Caddebostan’da yaptığımız plaj devreye girdi. Vatandaşlarımız oradan istifade ettiler. Bunu yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Florya-Güneş, Yeşilköy-Çiroz ve Küçükçekmece-Menekşe sahilini de denize girilebilir hale getirmede belirli mesafe aldık. Soyunma kabinleri, duşlar, eşyaların konulabileceği emanet gişesi gibi belediyenin işleteceği bir sistem oluşturduk. İstanbulluların da tatile hakları var. Herkesin kesesi ve imkanları tatil yapmaya uygun değil. Böylece tatile gidemeyen insanlarımız, bu yaz İstanbul’un sahillerinden istifade edebilecek."

"NAHOŞ HAREKETLER"

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, bundan sonraki hedeflerinin "sahilleri mavi bayraklı" yapmak olduğunu kaydederek, bunun koli basili olmayan, temiz ve girilebilir alanların ilanı olduğunu ve bu konuda geçen yıl ciddi mesafe alındığını bildirdi.

Topbaş, özellikle geçen yıl zaman zaman "nahoş hareketler" ortaya çıktığını ve iç çamaşırıyla veya orada ******p denize girenlerin, diğer insanlar tarafından yadırgandığının gözlendiğini hatırlatarak, şöyle konuştu:

"Bu şehirde 14 milyona yakın büyük bir aileyiz. Kişisel davranışlarımızın bir başkasını rahatsız etmeyecek boyutta olmasına özen göstermemiz gerekiyor. Nasıl ki, kendi ailemiz ve çocuğumuzun yanında bir başkası iç çamaşırıyla veya nahoş bir davranış biçimi sergilerse rahatsız olursak, bizim de yapacağımız bu yanlıştan başkalarının rahatsız olacağını düşünmemiz. Orada denize girilen alanlarda yaşayan aileler var. Onlara karşı da saygılı olmak lazım."

KARADENİZ SAHİLİNE CANKURTARAN EKİBİ

Kadir Topbaş, geçen yıl Şile’de boğulmaların önüne geçmek için Cankurtaran ekipleri oluşturduklarını ve bunun faydasını da gördüklerini kaydederek, şimdi bu uygulamayı Karadeniz sahilindeki Karaburun ve Kilyos gibi bölgelerde de yaygınlaştıracaklarını bildirdi

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
20 Mayıs 2006       Mesaj #112
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
ana

Sponsorlu Bağlantılar

Danıştay saldırısıyla ilgili sis perdesi aralandıkça Sauna Çetesi'ne benzer bir örgütlenme ortaya çıkıyor. Derin ilişkiler ağı dikkat çekerken ordudan ihraç edilen Muzaffer T.’nin saldırıda kilit rol oynadığı vurgulanıyor. Saldırgana yardım eden kişiler arasında mafya üyeleri var.
Danıştay’a yönelik hain saldırıyla ilgili soruşturma derinleştikçe olayın altından ‘çete' tipi bir örgütlenme çıkıyor. Saldırgan Alparslan Aslan'ın bağlantılarını araştıran güvenlik güçleri, Türk İntikam Tugayı'nın (TİT) yanı sıra Türk Mukavemet Teşkilatı ve Sauna Çetesi’yle irtibatlar tespit etti. Bir eski Emniyet genel müdür vekili, Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görev yapan bir yüzbaşı ve bir mafya liderinin kurduğu Sauna Çetesi, şubat ayında gerçekleştirilen Küre Operasyonu ile deşifre edilmişti. Çarşamba günü Danıştay'a silahlı saldırı düzenleyen avukat Aslan'ın, yüzbaşı rütbesiyle ordudan atılan Muzaffer T. ile irtibatlı olduğu ve sık sık telefonla görüştüğü kaydediliyor. Halen yakalanamayan Muzaffer T.'nin “Aslan'ın bağlantılarını kuran kişi” olduğu belirtiliyor. Muzaffer T.'nin ev ve işyerlerinde arama yapan polis ilginç belgelere ulaştı. Aramada ele geçirilen ‘İstihbarat ve Gerillanın El Kitabı' isimli dokümanın illegal yayın olup olmadığı araştırılıyor. Evde ayrıca, “Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi, 2005, Ankara” kaşeli bir kitapçık ile Türk Solu dergisinin tüm sayıları ciltlenmiş halde bulundu. Saldırgan Aslan'ın çantasından da Vatansever Kuvvetler Güç Birliği'nin üst düzey bir yöneticisine ait kartvizit ile Ulusal Haber adına düzenlenmiş bir kimlik çıkmıştı. Aslan'ın bağlı bulunduğu ‘Yeditepe Hukuk Bürosu' ile evinde yapılan aramada ise porno CD'ler, aşk mektupları ve Türk Solu, İleri, Yeni Hayat, Aydınlık ve Dolunay gibi dergiler bulundu. Danıştay saldırısıyla ilgili soruşturma çok yönlü olarak yürütülüyor. Milli İstihbarat Teşkilatı'ndan uzmanlar da zaman zaman Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne gelerek, ellerindeki bilgileri polisle paylaşıyor. Bulgular birlikte değerlendiriliyor. Alınan bilgilere göre, olayla ilgili sis perdesini aralamaya başlayan polis, ilginç bağlantılara ulaştı. Avukat Alparslan Aslan'ın eylemi gerçekleştirmek üzere Ankara'ya geldiğinde Ata Ocakları eski başkanlarından avukat Tarkan T. ile hem telefonda hem de yüz yüze görüştüğü belirlendi. Gözaltına alınan Tarkan T.'nin, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği ile ilişkili olduğu tespit edildi. Avukat Tarkan T.'nin, Danıştay soruşturmasında kilit rol oynayan eski yüzbaşı Muzaffer T. ile de irtibatlı olduğu anlaşıldı. Tarkan T.'nin, daha önce Ankara'da silahlı saldırıya uğrayan Hüseyin Tanrıverdi'yle ilgili soruşturmada da gözaltına alındığı öğrenildi. Danıştay'a düzenlenen silahlı saldırı ile Sauna Çetesi arasında benzerlikler ön plana çıkıyor. Her iki organizasyonun da ortak noktası ulusalcı gruplar ve çete ilişkileri.
Sauna Çetesi’nde Yüzbaşı Nuri Bozkır, emekli Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Ertuğrul Çakır, başkomiserlikten ihraç edilen Tamer T. ile çete lideri Kasım Zengin'in isimleri yer almıştı. Danıştay saldırısıyla ilgili olayda ise ordudan ihraç edilen Muzaffer T.'nin kilit rol oynadığı belirtiliyor. Sauna Çetesi’nde Yüzbaşı Nuri Bozkır'ın "Türk Mukavemet Tugayı adına hareket ettikleri"ne ilişkin konuşmalar, ifadelere ve telefon kayıtlarına yansımıştı. Danıştay saldırısında ise yine Türk Mukavemet Tugayı, Türk İntikam Tugayı ve Vatansever Kuvvetler Güç Birliği isimleri ön plana çıkıyor. Bu arada olayın kilit ismi konumundaki Muzaffer T. saldırının olduğu günden beri kayıp. Komşularının ifadesine göre emekli yüzbaşı evden ayrılırken ‘Çanakkale gezisine gidiyoruz’ demiş. Apartman yöneticisi İlyas Hacıhaliloğlu, emekli yüzbaşının olay günü saat 12.00 sularında eşini de alarak arabasıyla gittiğini ve o günden beri kendisinden haberdar olmadıklarını belirtti. Sauna Çetesi ile Danıştay baskını arasında ilginç bir kesişme de görüldü. Sauna soruşturmasında tutuklanan eski başkomiser T., Emniyet'te görev yaparken PKK örgütünce uyuşturucu pazarı sebebiyle Almanya'da öldürülen Ertuğrul Yılmaz soruşturmasını yürütüyordu. Ancak başkomiserin yürüttüğü soruşturma dosyası Başkent polisinin 2004 yılında yürüttüğü bir operasyonda ortaya çıkmıştı. Son model bir jeep'i durduran oto hırsızlığı bürosu ekipleri, Ata Ocakları eski Başkanı Ayhan Parlak'ın kullandığı otonun içinde Danıştay baskınında da kullanılan Glock marka silahlar ve polisin Ertuğrul Yılmaz soruşturmasıyla ilgili dosyasını bulmuştu. Ayhan Parlak'la bağlantısı telefon kayıtlarıyla ortaya konulan Tamer T. meslekten ihraç edilmişti. Danıştay'a silahlı saldırı düzenleyen Alparslan Aslan'ın Ankara'da ilk görüştüğü kişi olan avukat Tarkan T.'nin de yine Ata Ocakları eski başkanı olduğu anlaşıldı. Saldırıyı gerçekleştiren Alparslan Aslan'a yardım ettikleri savunulan Osman Y. ile Mehmet A.'nın ‘silahla adam yaralamak' başta olmak üzere çok sayıda suç kaydı var. Polis, şubat ayındaki Küre Operasyonu sırasında Sauna Çetesi benzeri 11 ayrı grubun faaliyet gösterdiğini belirlemişti. Üst düzey bir yetkili, "Sauna Çetesi’nde ilişkiler net olarak ortaya konulabilseydi bu gruplar ortaya çıkarılabilirdi. Biz Danıştay'a saldırı düzenleyen grubun belirlediğimiz 11 ayrı gruptan biri olduğunu değerlendiriyoruz. Bu grupların birbirleriyle üst noktada irtibatı bulunuyor." şeklinde konuştu...
Hi-LaL - avatarı
Hi-LaL
Ziyaretçi
31 Mayıs 2006       Mesaj #113
Hi-LaL - avatarı
Ziyaretçi
Danıştay'da "Senaryo bozuldu" mu?

İkinciDaire'ye yapılan saldırıyla ilgili soruşturmada, eski yüzbaşı Muzaffer Tekin'in serbest bırakılması, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in "sürprizleri bekleyin" konuşmasını hatırlatan bazı Danıştay üyelerince, "sürpriz senaryo bozuldu" şeklinde yorumlandı. Saldırının türban nedeniyle yapıldığına inandıklarını belirten üyeler, sonraki senaryoların soruşturmayı saptırmaya yönelik olduğunu savundu. Emniyetin içindeki bazı çevrelerin kanlı saldırı olayının "türban kararıyla" ilgili olmadığına inandırmak için ellerinden geleni yaptıklarını hatta fotoğraflara da yansıyan bazı garip ilişkiler ortaya attıklarını iddia eden üyeler, bu sürpriz senaryoyu Hakim Rüstem Çiloğlu'nun (Tekin ve arkadaşlarını sorgulayan ve serbest bırakan Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi Yedek Hakimi) bozduğunu söylediler. Bu üyeler, Tekin ve arkadaşlarını sorgulayan savcıların, bu kişilerin salıverilmesi kararına itiraz etmemelerini de dayanak olarak gösterdiler. Tekin'i serbest bırakan Hakim Rüstem Çiloğlu, "kesin deliller olmadıkça tutuklama kararı vermemesi" yle tanınıyor.
Hi-LaL - avatarı
Hi-LaL
Ziyaretçi
31 Mayıs 2006       Mesaj #114
Hi-LaL - avatarı
Ziyaretçi
Kardak'ta yine gergin saatler

Türkiye ile Yunanistan arasında sık sık krize neden olan Ege'deki Kardak kayalıklarında dün yine gergin saatler yaşandı. Türk karasularına giren Yunan balıkçı tekneleri krize yol açtı.

yildizlar2
Kardak'ta yine gergin saatler

Türkiyeile Yunanistan arasında sık sık krize neden olan Ege Denizi'ndeki Kardak Kayalıklarında dün yine gergin saatler yaşandı. Aradaki anlaşmazlık nedeniyle hem Türk hem de Yunan tarafının yaklaşmadığı kayalıklara, dün sabah 07.30 sıralarında Yunanistan'ın Kilimli Adası'ndan kalkan iki Yunan balıkçı teknesi geldi. Denize ağ ve şamandıra atan tekneleri gören Bodrum Turgutreis'teki 56 nolu Türk Sahil Güvenlik Botu ekibi de saat 09.00 sıralarında bölgeye gitti ve Yunanlı balıkçılara bölgeden uzaklaşması uyarısında bulundu.

SAVAŞ GEMİSİ GELDİ

Bu arada Türk sahil güvenlik botunu gören bir Yunan sahil güvenlik botu da kayalıkların yanına geldi. Bunun üzerine iki sahil güvenlik botu, kayalıklar çevresinde tur atıp manevralarla birbirlerinin arkasına geçmeye çalışarak uzun süre denizde it dalaşı yaptı. Kontrollü olarak hareket eden botlar zaman zaman 30 metreye kadar birbirlerine yaklaştı. Bu arada adalardan gelen bazı Yunanlı gazetecilerle Bodrum'dan giden bazı Türk gazeteciler de uzaktan görüntü almaya çalıştı. Saat 12.30 sıralarında ise Yunanistan'ın İstanköy ve Kilimli adalarından iki sahil güvenlik botu ile bir savaş gemisi daha bölgeye geldi. Türk ve Yunan sahil güvenlik botları, daha sonra kendi sularına çekilerek Kardak kayalıklarını uzaktan izlemeye aldı.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
31 Mayıs 2006       Mesaj #115
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ünlü İtalyan gazeteci Orianna Fallaci gibi seslere kulak verecek olursak Avrupa, çok kültürlülük, bir arada yaşama vs. sloganları altında Avrupalılık iddiasından vazgeçmek üzere. Öfke ve Gurur kitabının yazarı Fallaci’ye göre, bu Avrupa’nın sonu demek. “Çok, çok, ama çok öfkeliyim.” diyen Orianna Fallaci, Avrupa’nın ayağa kalkmasını ve Batı’yı savunmasını istiyor.

İngiltere’de geçtiğimiz haftalarda yapılan yerel seçimlerin galibi Muhafazakar Parti ve İngiliz Ulusal Partisi oldu. Çoğu siyasi gözlemci için bu sonuç bir sürpriz değil. Sağ ve milliyetçi söylemlerin güç kazandığı Avrupa’da merkez, uzun bir süredir sağa doğru kayıyor. Bu eksen kayması, Avrupa’daki göç ve entegrasyon tartışmalarının ve İslam-Batı ilişkilerinin de yoğun bir şekilde tartışıldığı bir döneme rastlıyor.
İngiltere’de yapılan yerel seçimlerde, iktidardaki İşçi Partisi önemli kayıplar verdi. Merkez sağı temsil eden Muhafazakar Parti ve aşırı sağı temsil eden İngiliz Ulusal Partisi, hem İşçi Partisi’nin iktidar yorgunluğunu hem de muhalefette olmanın avantajını kullanarak önemli bir seçim kazandı. İşçi Partisi 319 belediye meclis üyeliğini ve 18 belediye meclisini kaybetti. Seçimlerde Muhafazakarlar 68, İşçi Partisi 29 ve Liberal Demokratlar 13 belediye meclisini kazandı. Yerel seçim sonuçları ulusal seçimlere göre dağıtıldığında çıkan tablo İşçi Partisi için iç açıcı değil: Muhafazakar Parti yüzde 40, Liberal Demokratlar yüzde 27, İşçi Partisi yüzde 26. Bu eğilimi göğüslemek zorunda olan Tony Blair, kabinesinde önemli değişiklikler yaptı. İngiltere siyaseti şu anda bu değişiklikleri konuşuyor. Fakat dipteki dalga, farklı sorunların varlığına işaret ediyor.
İngiltere’de yaşanan, Avrupa genelinde yaşanan bir sürecin paralelinde işliyor. Avrupa’da aşırı sağ ve milliyetçi siyasetin ana tezleri, merkez ve sol siyasi partilerin söylemlerine adım adım nüfuz ediyor. İşsizlik, güvenlik, göç, entegrasyon, eğitim, çok kültürlülük, AB’yle ilişkiler ve dış politika konularında, sol ve merkez partiler, daha korumacı ve muhafazakar politikalara yöneliyorlar. Ülkenin birlik ve bütünlüğünü güvenlik stratejisine dayandıran yaklaşımlar, sağ, sol ve merkez bütün siyasi aktörler arasında taraftar buluyor. Vatandaşlık hakları ve göçmenler konusunda Fransa ve Almanya’ya göre daha temiz bir sicile sahip İngiltere’de bile, “küresel ulusalcılık” diyebileceğimiz bir eğilim azınlıklar başta olmak üzere pek çok insanı tedirgin ediyor. Ünlü İtalyan gazeteci Orianna Fallaci gibi seslere kulak verecek olursak Avrupa, çok kültürlülük, bir arada yaşama vs. sloganları altında Avrupalılık iddiasından vazgeçmek üzere. Öfke ve Gurur kitabının yazarı Fallaci’ye göre, bu Avrupa’nın sonu demek. “Çok, çok, ama çok öfkeliyim.” diyen Fallaci, Avrupa’nın ayağa kalkmasını ve Batı’yı savunmasını istiyor ve ekliyor: “(11 Eylül, Madrid ve Londra’daki) terörist eylemleri yapanların ve onlara göz yuman sol aydınların yüzüne tükürüyorum.”
Avrupa ulusalcılığı
Türkiye’de olduğu gibi Avrupa’da da ulusalcılık olarak ortaya çıkan siyasi eğilim, ırk ya da kültür üstünlüğüne dayalı bir siyasi dil kullanmıyor. Klasik milliyetçiliğin millet vurgusunun yerini, iki faktör almış durumda: Öteki olarak tanımlanan gruplara karşı tepki ve ülkeyi sömürüp işgal edeceğine inanılan sistem. Birinci faktörü temsil eden gruplar, bazen bir dinî topluluk, bazen etnik bir grup, bazen de kültürel bir geleneğin takipçileri olabiliyor. Avrupa’da son yıllarda Müslüman azınlıklara karşı işlenen nefret suçları, ayrımcılık ve kısaca İslamofobia adını verdiğimiz İslam korkusu, Avrupa ulusalcılığının ötekileştirme algısının bir sonucu olarak ortaya çıkmakta. Fransız Katolikleriyle Fransız laiklerinin Fransa’daki Müslüman topluluğa karşı ortak yahut benzer tavırlar göstermesi, bu ulusalcılık türünün pek çok dinî ve siyasi ayrımı aşabildiğini gösteriyor.
Fallaci’nin yukarıdaki öfkesi, Avrupalı ve Amerikalı aydınlar arasında giderek taraftar buluyor. Ortadoğu çalışmalarının duayeni kabul edilen Bernard Lewis, bir müddettir Avrupalıları Müslüman göç dalgasına karşı harekete geçmeye çağırıyor. Lewis’e göre Avrupa’nın elli yıl içinde Müslüman bir kıta haline gelmesi işten bile değil. Böyle bir şeyin demografik, siyasi ve sosyal açıdan nasıl gerçekleşeceği konusunda kimse ikna edici bir şey söyleyemiyor. Fakat Lewis’ten Fallaci’ye, Jylland-Posten gazetesinin editöründen Fransa eski Cumhurbaşkanı Giscard d’Estaing’e kadar pek çok Avrupalı “diaspora İslamı”nın, “el-Kaide İslamı”ndan daha az tehlikeli olmadığına kesin olarak inanmış görünüyor. Ne yazık ki bu, İslam’ın Batı’nın “modern ötekisi” olarak yeniden kurgulanmasına imkan sağlayan bir yaklaşım.
Bu süreçte pek çok ayrıntı gözden kaçıyor ve Avrupa’daki Müslümanlar bir kültür ve güvenlik tehdidi olarak algılanıyor. Bunun kayda değer örneklerinden biri, 2002 yılında öldürülen Hollandalı siyasetçi Pim Fortuyn. Homoseksüel olduğunu açıkça ilan eden Fortuyn, İslam ve Müslüman göçmenler konusundaki ırkçı görüşleriyle tanınıyordu. 1997 yılında Kültürümüzün İslamlaşmasına Karşı kitabını yazan Fortuyn, “İslam geri bir kültürdür; kanunlar el verse tek bir Müslüman göçmenin Hollanda’ya girmesine izin vermem.” diyor ve ekliyordu: “Ben, İslam’a karşı soğuk savaşın sürdürülmesinden yanayım.” Fortuyn 2002 yılında, Hollanda seçimlerine bir hafta kala aşırı solcu bir çevreci aktivist tarafından öldürüldüğünde bu Hollanda’da bir şok etkisi yarattı. Fakat Theo Van Gogh cinayetinden sonra yaşanan travma yaşanmadı. Kimse sol ve çevreci hareketleri, Avrupa’nın temellerini yıkacak bir tehdit olarak ilan etmedi. İslam ve Müslüman göçmenler şimdilik bu tehdit algısı ihtiyacını yeteri kadar karşılıyor olsa gerek.
Avrupa’nın tehdit algısı
Avrupa ulusalcılığının ikinci unsurunu oluşturan sistemik güçler ve onların yerel (ulusal) temsilcileri, birincisi kadar açık ve seçik olmasa da ABD ve Avrupa Birliği (AB) üzerinde odaklanıyor. Avrupa’nın Amerika ile olan uzun sancılı tarihi, pek çok evreden geçti. 19. yüzyılda Nietzsche gibi düşünürler için Amerika hiçbir insanı, değer üretememiş bir “iktidar makinesi” idi. Amerikan kurucu babalarının ahlak, vicdan, özgürlük ve eşit vatandaşlık vurgularına rağmen Amerika, Avrupa’nın kültür ve medeniyet derinliğinden yoksun, kaba-saba güce dayanan ve ‘sonradan bitme’ gücü temsil ediyordu. 20. yüzyılda Amerika, Avrupa’nın ötekisi olmaya devam etti. Heidegger’den Frankfurt Okulu’na kadar pek çok Avrupalı düşünür, Amerika’yı “Avrupa’nın olmaması gereken şey”in tecessüm etmiş hali olarak gördü. Amerika, Avrupa solunun siyasi ötekisi, Avrupa sağının kültürel ötekisi olarak kaldı. 11 Eylül sonrasında Avrupa’da yükselişe geçen Amerikan-karşıtlığının İslam dünyası yahut Latin Amerika’dan geri kalmamasına bu yüzden şaşırmamak gerekiyor.
DR. İBRAHİM KALIN

HOLLY CROSS ÜNİV. / SETAV GENEL KOORDİNATÖRÜ
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
31 Mayıs 2006       Mesaj #116
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
31 Mayıs 2006 Tarihi eserler iade edilmeli mi



Medya Haber
Karun Hazineleri’nin çalınması ve Uşak Arkeoloji Müzesi Müdürü’nün şüpheli olarak gözaltına alınması, dünya basınında da geniş yankı buldu. İngiliz Times Gazetesi, hazinelerin çalınmasının "Türkiye için utanç" olduğunu belirtirken, New York Times, tarihi eserlerin ait olduğu ülkeye iade edilmesinin doğru olup olmadığını tartışmaya açtı.

AMERİKAN New York Times Gazetesi, 1993 yılında New York’taki Metropolitan Müzesi’nden Türkiye’ye teslim edilen Harun Hazinesi’nden bazı parçaların çalınmasının, tarihi eserlerin bulunduğu yere iade edilmesinin ne kadar güvenilir bir metot olduğunu yeniden tartışmaya açtığını yazdı.

Washington Times Gazetesi, Uşak Arkeoloji Müzesi Müdürü ve diğer sekiz kişinin Karun Hazineleri’nin çalınmasında şüpheli olduklarını belirtti. Haberde 2500 yıllık eserlerin en az iki parçasının çalındığı kaydedildi.

2500 yıllık Karun Hazineleri’nin büyük bir yasal savaşın ardından Türkiye’ye getirildiğini aktaran İngiliz Times Gazetesi ise hazinenin bazı parçalarının çalınarak yerine sahtelerinin konulduğunun doğrulandığını belirtti. Yapılan hırsızlığın Türkiye için bir utanç olduğunu savunan gazete, Türkiye’nin daha önce yurt dışındaki eserlerini isterken, kültürel mirası herkes kadar iyi koruyabileceğini iddia ettiğini hatırlattı.

İngiliz Independent Gazetesi de, 363 parçalık Karun Hazineleri’nin 1966’da Türkiye’den çalındığını, daha sonra New York’ta bulunan Metropolitan Müzesi’nde sergilenmeye başlandığını hatırlattı. Bunun üzerine Türkiye’nin uzun bir yasal mücadelenin ardından, 1993 yılında hazineleri Türkiye’ye getirdiğini aktaran gazete, hazineden bazı parçaların çalındığının netlik kazandığını belirtti.

İskoç gazetesi Scotsman ise yetkililerin, böyle bir hırsızlığın müze görevlilerinin bilgisi olmadan gerçekleşmesinin oldukça zor olduğunu söylediğini aktardı. Gazete, Müze Müdürü’nün hırsızlıkta rolü olduğu iddialarını reddettiğini ve "Hazineyi bulan köylüler bana hazinenin lanetli olduğunu söylediğinde inanmamıştım" dediğini belirtti.
Hi-LaL - avatarı
Hi-LaL
Ziyaretçi
1 Haziran 2006       Mesaj #117
Hi-LaL - avatarı
Ziyaretçi
İlköğretime Zorunlu Yabancı Dil Dersi

Medya Haber
ilkokulhaber1eu

İlköğretim okullarında dördüncü sınıftan itibaren zorunlu yabancı dil derslerine yer verilecek.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın 'Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Yönetmeliği', Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Yönetmeliğe göre, ilköğretim kurumlarında dördüncü sınıftan itibaren zorunlu yabancı dil derslerine yer verilecek. Aynı sınıftan itibaren zorunlu yabancı dil derslerinin takviyesi amacıyla ya da ikinci yabancı dil dersi olarak seçmeli yabancı dil dersleri okutulabilecek.

Tüm sınıflarda ders saatleri dışında öğrencilerin seviyelerine uygun olarak yabancı dil yetiştirici kurs programları uygulanabilecek.

Ortaöğretim kurumlarında ise ilköğretimdeki yabancı dil ders programlarının devamı olarak zorunlu birinci ve Talim ve Terbiye Kurulu'nca uygun görülen okullarda zorunlu ikinci yabancı dil derslerine yer verilecek. Ayrıca zorunlu yabancı dil derslerinin takviyesi amacıyla seçmeli yabancı dil derslerine de yer verilebilecek.

Ders saatlerinin sayısı
Okul türü ve sınıflara göre yabancı dil ders saatlerinin sayısına Talim ve Terbiye Kurulu'nca karar verilecek. Tüm sınıflarda ders saatleri dışında öğrencilerin seviyelerine uygun olarak yabancı dil yetiştirici kurs programları uygulanabilecek.

Yaygın eğitim kurumlarında, yaşam boyu eğitimi de destekleyecek şekilde değişik ihtiyaç alanlarına ve yaş gruplarına cevap vermek üzere çeşitli kademelerde yabancı dil kursları açılabilecek.

Nakil halinde durum
Nakillerde öğrencilerin öğrenim görebilecekleri aynı yabancı dil dersi okutulan okullara nakledilmelerine özen gösterilecek. Nakledilebilecekleri aynı yabancı dil dersinin okutulduğu okul bulunmadığı takdirde öğrencinin yabancı dil dersi, nakledildiği okulun yabancı dil dersi ile değiştirilecek.

Nakillerde dönem ve yarıyıl notları, ilgili mevzuat hükümlerince belirlenecek. Ancak iki dönem notunun farklı yabancı dillerden olması halinde de yarıyıl notu, iki dönem notunun aritmetik ortalaması alınarak belirlenecek. Özel Yönetmeliği bulunan okullarda ilgili yönetmelik hükümleri uygulanacak.

Okul yönetimleri, nakilleri nedeniyle yabancı dil dersi değişen öğrencilerin yetiştirilmeleri için gerekli önlemleri alacak.

Yabancı dil dersi değişen öğrencilerin önceki sınıflarda yabancı dil dersinden sorumluluğu varsa, sorumluluk değiştirilen yeni yabancı dil dersinden başarılı olunması halinde kalkacak.

Bu arada aynı konuda düzenleme içeren 'Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Yönetmeliği', yürürlükten kaldırıldı.
GusinapsE - avatarı
GusinapsE
Ziyaretçi
3 Haziran 2006       Mesaj #118
GusinapsE - avatarı
Ziyaretçi
Muson yağmurları 75 can aldı

Hindistan'da bu yıl erken başlayan muson yağmurları ve fırtınaları, şimdiden 75 can aldı.

Yetkililer, beklenenden daha önce 18 mayısta başlayan muson yağmurlarının, bu hafta içinde kuzeydeki Uttar Pradeş eyaleti başta olmak üzere 75 kişinin ölümüne yol açtığını bildirdi.

Batıdaki Gucarat eyaletinde de sel ihtimaline karşı alarma geçildi.

Musonlar, geçen yıl Hindistan'da 400 kişinin ölümüne sebebiyet vermişti.


Türk gemisi Yunan tankeriyle çarpıştı


Ege'de Türk gemisi Yunan tankeriyle çarpışıp battı: 1 ölü, 5 kayıp
Yunanistan'ın Mora yarımadasının doğusundaki Hydra adasının 16 mil açığında bir Türk kargo gemisinin bir Yunan tankeriyle çarpışarak battığı, mürettebatından bir denizcinin yaşamını yitirdiği bildirildi.

Yunan basın-yayın organları, ''Agios Artemios'' adlı Yunan tankerinin de ağır hasar gördüğü kazada, ''Mina'' adlı Türk gemisinin 13 kişilik mürettebatından 7 denizcinin bölgeye giden arama-kurtarma ekiplerince kurtarıldığını, 5 denizcinin hala kayıp olduğunu duyurdular.

KAYIP 5 TÜRK DENİZCİ ARANIYOR

Yunanistan'ın Mora yarımadasının doğusundaki Hydra adasının 16 mil açığında bir Yunan tankeriyle çarpışarak batan Türk kargo gemisinin mürettebatının kayıp üyelerini arama çalışmalarının sürdüğü açıklandı.

Yunanistan Deniz Ticaret Bakanlığı yetkilileri, A.A muhabirine yaptıkları açıklamada, Fas'ın Kazablanka kentine Türkiye'den yüklediği demiri taşıyan "Han" adlı Panama bandıralı geminin, 13 kişilik Türk vatandaşlarından oluşan mürettebatından 7'sinin kurtarıldığını, birinin cesedinin bulunduğunu, 5 denizcinin ise aranmasına devam edildiğini belirttiler.

Kaza bölgesinde sahil güvenlik ekiplerinin ve 3 Super Puma tipi arama kurtarma helikopterinin görev yaptığını belirten bakanlık yetkilileri, çarpışmada ağır hasar gören "Agios Artemios" adlı Yunan tankerinin mürettebatı arasında ölen ya da yaralanan olmadığını kaydettiler.


Topkapı Sarayı İnternette


Türkiye’nin en önemli kültürel zenginliklerinden biri olan Topkapı Sarayı için internette tanıtım sayfası hazırlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğünün işbirliğiyle hazırlanan web sayfasına "www.topkapisarayi.gov.tr" ve "www.kulturturizm.gov.tr" adreslerinden ulaşılabilecek. Türkçe hazırlanan site, 9 Haziran’dan itibaren İngilizce de hizmet verecek.
GusinapsE - avatarı
GusinapsE
Ziyaretçi
3 Haziran 2006       Mesaj #119
GusinapsE - avatarı
Ziyaretçi
Günde 1000 SMS atılır mı?

Medya HaberCep telefonu adeta bir bağımlılık oluyor... Gençler artık konuşmak yerine, cep telefonuyla mesaj çekmeyi tercih ediyor. Günde 1000 SMS çeken bile var. Sonuçta da gençler kendi dilini unutuyor.
Zamane gençliği, cep telefonuyla mesaj çekmekten kendi dilini kullanmayı unutuyor. Son iki yıl içerisinde Amerika'da yapılan araştırmalara göre, iletişim kurmak için “dudaklarından çok parmaklarını kullanan” ve sürekli mesajlaşan gençler konuşmayı unutuyor ve birbirlerine yabancılaşıyor... Bazı gençlerin günde 1000'e yakın mesaj yazdığını belirten uzmanlar, bunun sonucunda karşı tarafı dinlememe ve toplum içerisinde konuşamama gibi sorunların ortaya çıktığını belirtiyor.

DİL KÖRELİYOR
“İnsanların dinlemesi için nasıl konuşmalıyız?” isimli kitabın yazarı Sonya Hamlin mesajlaşma hastalığının en doğal yeteneğimiz olan konuşarak iletişim kurma özelliğimizi körelttiği kanaatinde. Kaliforniya Lisesi öğrencileriyle yaptığı mülakatlarda, çocukların sorularına kısa ve kaçamak cevap verdiklerini fark edince sorunun boyutlarını fark ettiğini belirten yazara göre, bir başka tehlike de kısaltılmış mesaj dilinin dili yozlaştırması. Gençlerin bu yeni alışkanlığı, cep telefonu modellerini de etkiliyor. Taleplere cevap vermek isteyen GSM firmaları, rahat yazı yazılabilen tuş takımlarına sahip modellere ağırlık veriyor. Ayrıca internete girerek e-posta göndermeyi ya da “chat” yapmayı kolaylaştıran “Blackbarry” gibi servisler de bu rekabetin son ürünleri...

İLETİŞİM KOPUYOR
Uzmanlar, evde aileleriyle de çok az konuşan ve ilk iş olarak bilgisayarı açıp mesajlarını kontrol eden yeni neslin iş yaşamındaki en büyük sıkıntısının “iletişim kurmak” olduğunu belirtiyor. “Yazılı bir metni defalarca okuyup öyle cevap verebiliyorsunuz. Bu yüzden yazılı iletişim daha rahat” diyen gençlerin mesajlaşmak yanında diğer tercihleri de chat yapmak ya da birbirlerine e-posta göndermek. Okul yatakhanelerinde aynı odada bile bilgisayarları aracılığıyla konuşan gençler olduğu bile söyleniyor

İŞTE MESAJ KLİŞELERİ
Sesli harfler çıkartılarak kısaltma yapılıyor:
* Benim param yok:Bnm prm yk
Sesli harfle başlayan kelimelerinse ilk sesli harfi yazılıyor.
* Hiçbir şey anlamadım Hc br sy anlmdm

ERGEN DE GÖZÜ KAPALI YAZIYOR
Cep mesajını neredeyse bir yaşam tarzı haline getirenlerden biri de sanatçı Gülben Ergen...
Gözü kapalı dahi mesaj atabilen Ergen, bu konudaki hünerlerini geçtiğimiz günlerde bir canlı yayında ortaya koydu ve stüdyodaki bir konukla giriştiği mesaj atma yarışından galip ayrılmayı başardı. Ergen, gün içinde pek çok işini de mesaj yoluyla hallettiğini söylüyor

GusinapsE - avatarı
GusinapsE
Ziyaretçi
10 Haziran 2006       Mesaj #120
GusinapsE - avatarı
Ziyaretçi
Topkapı Sarayı'nda skandal!

Medya HaberBir skandal da Topkapı'da
Uşak'ta başlayıp Kahramanmaraş'ta süren müze skandallarına Topkapı Sarayı da eklendi. Envantere kayıtlı 43 eserin depolarda kaybolduğu ortaya çıktı. Bakanlık, sarayda genel sayım başlattı
Karun Hazinesi'nin soyulmasıyla patlak veren müzeler skandalına İstanbul Topkapı Sarayı da eklendi. Milliyet'in 25 Aralık 2005 tarihinde "Tarihimizi süpürüyoruz" manşetiyle duyurduğu haberle başlayan Topkapı Sarayı'ndaki soruşturma sonucunda Padişah Elbiseleri, Avadancılar ve Güzel Yazmalar bölümlerinde toplam envantere kayıtlı 43 eserin kayıp olduğu belirlendi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, müfettiş raporları üzerine sarayda Kutsal Emanetler ve Hazine Bölümü'nü de kapsayan genel bir sayım başlattı.

Çalışma 4 ay sürdü
Topkapı Sarayı uzmanlarınca fotoğraflanan müzenin içler acısı haldeki depo görüntüleri Milliyet'te yayımlandıktan sonra, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un talimatıyla soruşturma başlatılmıştı.
Görevlendirilen iki müfettiş 4 ay boyunca depolardaki envanterleri tek tek gözden geçirerek nisan ayında tamamladıkları raporu, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un onayına sundu. İncelenen depolarda 43 eserin kaybolduğu ortaya çıktı.

Koç: Utanç verici
Raporda şu ifadelere yer verildi:
"6 Mayıs 2005 tarihli devir teslim tutanağı baz alınarak yapılan soruşturma neticesinde, Padişah Elbiseleri ve Avadancılar bölümlerinde 'Kâbe Örtüsü' başta olmak üzere çok sayıda eserin kaybolduğu belirlendi.
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un 'Utanç Verici' olarak nitelendirdiği saraydaki durum, ayni ile vakidir. Üst makamlarda görev alan bürokratların son 30 yıldır gösterdikleri basiretsizlik maalesef saray idaresinin sorumluluğunu hukuken örter niteliktedir.

Devir teslim sonuçlanmıyor
Avadanlar ve Padişah Elbiseleri bölümlerinde 3 yılı aşkın bir süredir devir teslim işlemleri sonuçlandırılamıyor.
Müze dışından istenen uzmanlarca oluşturulacak bir komisyonla bu bölümdeki eserler tek tek incelenecek. Komisyon kararı doğrultusunda eksik eserler, sorumlusu Hülya Tezcan'a, Güzel Yazmalar Bölümü'nde Filiz Çağman'ın zimmetinde bulunan Gülendam Nakipoğlu'na devri sırasında müfettişler tarafından yapılan sayımda ortaya çıkan ve diğer bölümlerde bulunamayan 49/663 envanter numaralı levhanın da Çağman'a ödettirilmesine karar verildi.
Mimar Sinan'ın da ustalığını yaptığı Topkapı Sarayı'ndaki atölye ve işliklerden bugün sadece sedefhane ve fotoğrafhane günümüze gelebilmiştir. Bu iki atölyede teknik donanım ve personel açısından yetersizdir."

KAYBOLAN ESERLER
Müfettişlerin yaptıkları incelemeler sonucunda sarayda kaybolduğu belirlenen tarihi eserlerin listesi ve envanter numaraları şöyle:

GÜZEL YAZMALAR BÖLÜMÜ:

49/663 El Yazması Levha


PADİŞAH ELBİSELERİ BÖLÜMÜ:

13/526 Kaftanın etiketi
13/874 Kazaki'nin yeleği
13/1538 Kumaş seccadenin çerçevesi
13/1675 Kumaş parçası
13/1984 Pabucun bağı
13/2004 Pelerinin kurdelesi
13/2029 Halı seccadenin tahta çerçevesi
13/2124 Kavuğun tepeliği
13/2159 Halı seccadenin tahta çerçevesi
13/854 Kılıç kayış altınyaldız kakma tezginatlı tokası


AVADANCILAR BÖLÜMÜ:

24/145 Kâbe kapı perdesi
24/174 Kâbe perdesinin yuvarlak yeşil kutusu
24/638 Kisve-i saadet kuşağının astarı
24/650 Kabe perdesinin dokuma parçası
24/771 Torba
24/815 Kumaş parçası
24/825 Örtünün etiketi
24/849 Sanduka örtüsünün etiketi
24/857 Örtünün etiketi
24/881 Sanduka örtüsünün etiketi
24/888 Sanduka örtüsü torbası
24/890 Kisvenin torba ve etiketi
24/903 Çuha parçasının etiketi
24/906 Sandık örtüsünün astarı
24/1402 Deve başlığının gümüş paftası
24/1454 Mahmel takımından kesilen saçakların torbası
24/1456 Mahmel püskülünün torbası
24/1470 Örtünün etiketi
24/1711 Sarığın mevcut olan kavuğu
24/1715 Sarığın etiketi
24/1718 Kavuğun etiketi
24/1728 Hokka kapağı
24/1757 Kavuğun etiketi
24/1943 Mürekkep
24/1946 Hacıyağı şişesi
24/1956 Hasırdan örme sepet
24/1961 Torba
24/1962 Yazılı bez
24/2004 Alemin yuvarlak yeşil kutusu
24/2056 Mahmil-i şerif muhafazası kılıfı
24/2120 Külah
24/2261 Bohçanın etiketi

Haber: Ömer ERBİL
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

28 Ekim 2016 / ThinkerBeLL İletişim Bilimleri
20 Ekim 2015 / Finn and Jake Genel Mesajlar
24 Ekim 2008 / CrasHofCinneT Bilgisayar
18 Kasım 2010 / ThinkerBeLL X-Sözlük
21 Şubat 2010 / ThinkerBeLL Bilim ww
Etiketler: Medya Haber