Arama

Sonsuz Aşk - Sayfa 147

Güncelleme: 26 Ekim 2014 Gösterim: 564.183 Cevap: 2.787
Sedef 21 - avatarı
Sedef 21
Ziyaretçi
5 Mayıs 2007       Mesaj #1461
Sedef 21 - avatarı
Ziyaretçi
Aşk

Sponsorlu Bağlantılar
Aşk
aşk bilinmez.
aşka konuk olunmaz.
aşk tutulmaz,
aşk sevilmez,
aşk korkudur.
aşk umuttur,
umut bugün ise;
sen yarım kürede,
ben ise diğerinde.
Gel benimle,
tut ellerinle,
yürü mahşere,
yanalım ikimizde.
Bakışlarımız,
gülüşümüz,
aşkımız.
Nedir sende olupta bende olmayan
yada bende olupta sende olmayan.
Ben sana,
sende bana kiracıyız.
Oysaki aşkımız sahipsiz.
Umutlara gömdüğün andan beri
yokluğunu yaşıyorum sensiz,
senlen gülücüklere boğuluyorum
bir bütüyüz aşkın.
Oysaki aşka misafiriz tutkumuz için.......
Soluğumu aldığım her yerde sen,
nefesimin derinliklerinde yine sen,
benim seninlen sende seni seven,
özlem duymuyorum,
özlemleri sevmiyorum.
Hasrete yabanciyim,
bir yaban gülü gibi.
Süphan´a benzetirdi herkes beni.
Oysaki çıglıklarım Ararat titretirdi
seninleyken
sensiz olduğumu düşündüğüm an.....
yüreğim ellerine emanet....

the_pretty - avatarı
the_pretty
Ziyaretçi
5 Mayıs 2007       Mesaj #1462
the_pretty - avatarı
Ziyaretçi
parchemins43axpz1

Sponsorlu Bağlantılar





büyük sevdalar büyük hasretler bırakırmış ardında
ben sana hasretler biriktirdim başucumda,
karanlık gecelerde aydınlık düşler biriktirdim
ve kimsesizliğimin akşamlarında
sana hasret türküler biriktirdim...
ben sana eskiden kalan
ama hiç eskimeyen
bir sevda biriktirdim
DEsssT16 - avatarı
DEsssT16
Ziyaretçi
6 Mayıs 2007       Mesaj #1463
DEsssT16 - avatarı
Ziyaretçi
Hava kararmak üzereydi. Işık gölge oyunlarının büyüsüne dalmış olan adam saatlerdir o pencerenin önünde oturduğunu fark etti. Şöyle bir etrafına bakındı. Çöp tenekesinin etrafında dolaşan birkaç kedi ve karşıdaki bakkalın çırağı dışında sokakta kimseler yoktu. Çırakta kapının önüne attığı sandalyeye oturmuş ellerini çenesine dayamış öylece anlamsız gözlerle kaldırım taşlarına bakıyordu. Bir şey düşündüğü açıktı. Kim bilir ne düşünüyordur diye söylendi adam. Onun yaşındaki sorunlarını hayal etti. Önemsiz şeylerdi dedi. Çocukça hayal kırıklıkları işte. İz bırakmayan acılar. Oysa şimdi acıların en kasvetlisi bedeninin içinde bir zehir gibi dolaşıyordu. Değdiği her hücreyi sonsuza kadar yok ediyor ve ölüme biraz daha yaklaştırıyordu. Kısa bir an dahi bu acıyı unutmayı başaramadığını fark etti.

Oturduğu yerden kalkıp ışığın düğmesine doğru yöneldi. Kısa bir tereddüttün ardından ışığı yakmamaya karar verdi. Böylesi daha iyiydi. Hayatında aydınlık bir anı olmayan bir adam için o ışık lüks olabilirdi. Sigara paketini aramaya başladı. O kadar dalgındı ki bazen gözünde olan gözlüklerini bile arıyordu. Paketi de kim bilir nereye koymuştu. Fazla aramadan sehpanın üzerinde olduğu fark etti. Bir tane alıp yaktı. Kanepesinin üzerine oturdu. Siyah bir gecenin içinde beyaz dumanlar hiç bitmesini istemediğin masal güzelliğinde görünüyordu. Bir anlamı olmalı dedi hava da tuhaf şekillere bürünen dumanlara bakıp. Hayat kim bilir bize ne mesajlar veriyordu ve biz onları bir türlü çözemiyorduk. Ne kadar da zavallıyız diye düşündü. Dışarıdan gelen sokak lambasının ışığı odanın içindeki eşyalara çarptıkça duvarda garip gölgeler oluşuyordu. Uzun çam ağacının dalları sallandıkça gölgesi korku filmlerindeki cinayet öncesi anlara benziyordu. Gülümsedi bu düşüncesi karşısında. Fazla hayal kuruyorum dedi. Ve çok iyi biliyordu ki her şey hayal kurmakla başlamıştı.

Sürekli kafasının içinden bugün duyduğu cümleler geçiyordu. Aslında takıldığı cümleler değildi. Onların söyleniş biçimiydi. Bir an onun yerinde olmak için neler verebileceğini düşündü. Aşk garip şeydi. Ne kadar kaçmaya çabalasan da eğer bir defa dokunduysan kurtulman imkansız hale geliyordu. Her seferin de uzak duracağına söz verdiği halde bu söz sadece onu görene kadar sürüyordu. Onun bundan haberi dahi yoktu. Bilse ne olurdu acaba ? Karşılıksız sevmek güzeldi aslında. Ama bilmesini isterdi. Söylemeye cesareti olmadığından değildi. Sadece zamanı değildi. Ve o zaman belki de hiç gelmeyebilirdi. Yakın arkadaştılar. Yakın arkadaş olmanın güzel yanları da olacağı gibi kötü yanları da vardı. Yakın arkadaşlar birbirlerine tüm sırlarını anlatırlardı. En azından bu kendileri için geçerliydi. Ve bugün paylaştığı sırları canını çok yakmıştı.

Bir ilişkiden henüz çıkmıştı. Bunu biliyordu. Başından beri tüm detayları ona anlatmıştı. Üzüntüden kahrolduğu zamanlar çok olmuştu. Tek avuntusu onun mutlu olmasıydı. Bu da ilginçti aslında. Bir insan sevdiği kadının başka bir erkekle olan mutluluğundan nasıl mutlu olabilirdi ki? Ona karşı hislerini anladığında çok geç olmuştu. Vazgeçilemeyecek bir hale nasıl dönüştüğünü dahi anımsamıyordu. Her şey bir anda olmuştu. Aşk ne zaman tanıyordu ne de mantık. Bile bile ateşe atlamamak gibiydi bu. Hiç bir şeye engel olamamıştı. Sonra mutluluk sırları bir anda yerini acı sırlara bırakmıştı. Her geçen gün daha üzgün geliyordu karşısına. Sorunlar gitgide büyüyordu. Bu kadar üzgün olmasından ona ne derece aşık olduğunu anlayabiliyordu. Ve bir gün gelip her şeyin bittiğini söylediğinde artık tamamen yıkılmış haldeydi. Onu avutmak için saatlerce konuşmuştu. Geçici bir durum olduğuna tekrar bir araya geleceklerine inandıklarını söylemişti defalarca. Ama o bunların hiçbirini duymuyordu. Sadece gözyaşları yanaklarından aşağıya doğru süzülüyordu. Sessizce. O an daha da kahrolduğunu hissetmişti. Her ne kadar gözyaşları farklı biri için dökülüyor olsa da sevdiğin insanın acı çektiğini görmek işkenceydi. Yardım edebilmek için o adamı bulup konuşmak geçti kafasından. Belki onları tekrar bir araya getirebilirdi. Sonra saçma geldi bu düşüncesi. Ama bir şeyler yapmalıydı. Ve galiba en iyi şey onu yalnız bırakmamak ve sürekli dertleşmekti. Belki acısını azaltabilirdi.

Aylar geçmişti. Yine her gün konuşuyorlardı. Günler geçtikçe acısının daha da hafiflediğini anladı. Artık daha neşeli ve hayat doluydu. Ondaki bu iyileşme adamı da mutlu ediyordu. Bir anda unutamayacağını biliyordu. Hatta izlerini sonsuza kadar taşıyacağını. Fakat kendisi için bir umut doğduğunu düşünüyordu. Sevdiği kadın artık kendisini sevebilirdi. Bir insandan sizi sevmesini istemeniz o kişiye haksızlık mıydı? Başka birini sevme hakkını elinden almış olmak mıydı? Bunu bilmiyordu. Ama öğrenecekti. Kendi kendine ayna karşısın geçip provalar yapıyordu. Söyleyeceklerini doğru bir sıralamaya dizmeye çalışıyordu. Bunu belki de yüzlerce kez yapmıştı. Ama artık cümleleri gerçek sahibine iade etme zamanı gelmişti. İşte bu düşüncelerle çıkmıştı evden. Onunla bulaşacağı kafe’ye hızlı adımlarla gidiyordu. İçeri girdiğinde o çoktan gelmiş ve her zaman ki yerlerine oturmuştu. Neşesiz görünüyordu. Yanına oturduğunda yanakları ıslanmıştı. Sevdiği kadın gözlerinin içine bakıp ona daha önce hiç anlatmadığı o adamla ilgili sırlarını anlatıyordu. Bazen gülümsüyordu anlatırken bazen de ağlıyordu. Karşısında durmuş onu öylece dinliyordu. Tüm soluğu kesilmişti. Ne yapacağını şaşırmış bir biçimde onu avutmaya çalışıyordu. Eskiden olduğu gibi. O an kalbine bir hançer saplandığını hissetti. Onu asla unutamayacak ve sonsuza kadar sevecekti. Bunu gözlerinden anlamıştı. Burada eğer o konuşmayı yapsaydı dahi sevdiği kadın hiçbir zaman ona onun gibi bakmayacaktı. Yada ondan bahsederken gözlerindeki ışıltı asla onun için olmayacaktı. Onun kadar sevmeyecekti onu. Onu beklediği gibi beklemeyecekti yollarını. Şimdi anlamıştı sevdiği kadının o adamı nasıl sevdiğini. Kendi gibiydi aynı. O da sevdiği kadını onun o adamı sevdiği gibi seviyordu. Hiç bir şey söylemedi adam. Sadece dinledi ve sigara içti. Sevdiği kadın konuşunca rahatladı. İyi ki varsın dedi adama seni çok seviyorum. Adam o an ölmek istedi. Çünkü onun çok sevmesi bir arkadaş sevgisinin en üst düzeyiydi. Oysa o kendisini o adam gibi sevmesini isterdi. Ve bu hiçbir zaman olmayacaktı. Sessizce öpüşüp kafe den ayrıldılar.
Şimdi odanın içinde anlamsız gözlerle duvarda ki gölgelere bakıyordu. Ne yapacağına karar vermeye çalışıyordu. Karar vermek çok zor değildi aslında. Gülümsedi. Odasına gidip küçük bir valiz hazırladı kendisine. Kapıya doğru yöneldi. Vestiyerde duran paltosunu aldı. Kapıyı açtı. Dönüp son bir kez evine doğru baktı. Tam karşısında onun resmi vardı. Hayranlıkla baktı bir müddet. “En iyisi bu” dedi resme. “Seni çok seviyorum güzel kız ama bir sevgili gibi ve inan bana bu en iyisi” dedi. Ayakkabılarını giydi. Kapıyı kapattı.

Hoşça kal dedi şehre ve sevdiği kadına. Yalnızlığımla adam asmaca oynamaya gidiyorum…
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
7 Mayıs 2007       Mesaj #1464
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Veda

Sessiz bir damla dahi olsa,
süzülmesin yanaklarından.
Benim gözlerim dahi dolsa,
güller saçılsın dudaklarından.

Bağlamasın bakışların ufukları,
çaresizliğin.. kör düğümüne.
Vuslatına değin, taşısın umutları,
sadece.. ikimizin düğününe.

Ahmet Arslan
BARIŞ - avatarı
BARIŞ
Ziyaretçi
7 Mayıs 2007       Mesaj #1465
BARIŞ - avatarı
Ziyaretçi
Aşığım O Cennet GÖzlere...

Gözlerine bakınca kendimi kaybettiğim hatta bütün dünyayla o saniye ilişkimi kestiğim sevgili.....
Sevgili diyorum evet çünkü...
Bende sevgili bende yar bende yüreksin sen...
Belki 100 yıl da geçse asla söküp atamayacağım kalbimsin sen...
İnsan kalbi olmadan yaşayabilir mi..?..
İnsan kalbi olmadan da yaşar belki ama ben sensiz asla yaşayamam...
Sen farkında değildin ama benim içimde fırtınalar kopardı.
Sen farkında değildin ama ben uçurumlara bırakırdım kendimi savunmasız...
Sen farkında değildin ama biliyor musun?
Ben senin bir lafına yakar yıkardım dünyayı...
Senin bir gülüşüne senin bir dudak kıvırışına durdururdum geçen zamanı...
Sen yeter ki gül sen yeter ki bana askım de ben satardım anamı babamı en yakın arkadaşımı...
Sen yeter ki bana benimsin de...
Verirdim sana ruhumu da...
Devlerin aşkı büyük olur sevgili...
Dev gibi bir sevda var o küçücük yüreğimde...
Sen bilmesen de sen anlayamasan da sen sevmesen de sevemesen de ben de dev gibi sevda..
Hala ulaşılmaz hala dokunulmaz...
Sen bilemedin her gece rüyalarına girebilmek için Allah a yalvardığımı...
Sen bilemedin beni ne çok üzdüğünü ne çok ağlattığını...
Sen bilemedin sana bakmaya bile kıyamadığımı...
Sen bilemedin sana şiirler destanlar yazdığımı...
Sen bilemedin her salise seninle nefes aldığımı...
Sen bilemedin neleri kabullendiğimi zoruma giden neleri sineye çektiğimi...
Sen tanıyamadın beni anlayamadın...
Beni duyamadın...
Çıldırmışçasına seslendim sana..
Yankısı döndü dolaştı..
Senin kapıların bana kapalı..
Kendi sesim yine bana ulaştı...
Anladım ki beni hiç duymayacaksın...
Olsun..
Sen duymasan da anlamasan da asla ama asla vazgeçmeyecek bu kalbim...
Benliğim mantığım vazgeçse de asla yenilmeyecek kalbim onlara....
Çünkü o cennet gözler saklı orda....
Baktığım zaman kendimi cennette sandığım gözlerin....
Haykırmak istiyorum işte bunu bütün dünyaya yüksek bir tepeden...
Bütün canlılar duysun sesimi diye...
Çiçekler böcekler bile....
Haykırıyorum işte...
Aşığım o cennet gözlere...
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
7 Mayıs 2007       Mesaj #1466
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Gülüşün kovamaz lâcivert geceyi
Bir hilâl belirir gecede, sâdece...
Kederle de kararmaz gözlerinin lâciverdi
Yıldızlar belirir, kayan yıldızlar
Yeryüzündeki bütün yalnızlar
Ürperir, derler ki "çocuk kederli"
Sert çocuk, sarp çocuk, lâcivert Çocuk,
Biraz neşelensen bu ne dert Çocuk?
Ürkme baykuşlardan, baykuşlar güzel
Keşki bu kadar azalmasalardı...
Hele kirpiler, yarasalar
Hepsinin başımın üstünde yeri var.
Ölü değil senin gecen, canlılarla dolu çocuk
Sisli çocuk, puslu çocuk, buğu çocuk.

Hüsrev Hatemi
arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
8 Mayıs 2007       Mesaj #1467
arwen - avatarı
Ziyaretçi
Sevgi aşkın devamı
Şekil almış halidir
Aşka bir tırtıl desek
Sevgi uçan halidir


ibrahim baliç
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
8 Mayıs 2007       Mesaj #1468
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Birazdan sabah olacak...
Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş,
anneler ve korkular başlayacak...
Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve
hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım...

Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış.
Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını,
cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri
alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek...

Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...

Aşkta yarın yoktur sevgili...

Cezmi Ersöz
DEsssT16 - avatarı
DEsssT16
Ziyaretçi
8 Mayıs 2007       Mesaj #1469
DEsssT16 - avatarı
Ziyaretçi
Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı... Tribünsüz,minik bir salon.... Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece. O kadar yakındılar... delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda... Hoşlandığını fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler... kız gülümsedi. Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda... kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.... Üçüncü sette tekrara eski yerine döndü. Kızla gidiş gelişleri fark etmişti galiba. Bir defa daha gülümsedi. Manidar... “anladım” der gibi bir gülümseyişti bu. Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü. Pazar gün, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım dünyalar şirini kızı görmek için... Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu. Dahası... Ankara kolejinin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için... Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı... Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü... O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı... Kız bu defa, iyice gülmüştü. Karşısında, sözü ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce. Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü. Kaptan “tabi” dedi. “Bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız.” “mutluluk işte bu olmalı” diye düşündü delikanlı “Mutluluk işte bu” Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı. Konser günü de hiç ama hiç unutmadı. O ne heyecandı öyle. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar. El sıkıştılar. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı . kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yan yana düştüler. İnanamıyordu delikanlı. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken – o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde. Ama uzatamıyordu elini işte. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesini korkuyordu ki. Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi uzandı. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu. Kızın omuzuna değil koltuğun üzerine sonra kız arkaya yaslandı. Birkaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu genç adamın. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü. Konserden çıkarken, kız şakalaştı. “Sizi her maçımızda görüyoruz, alıştık neredeyse. Yarın Adana’da maçımız var. Gözlerimiz sizi arayacak” Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü. Cebinde onu otobüsle Adana’ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı. Gece yarısı kalkan otobüse bindi. Sabah erkenden Adana’ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en son sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç filan değildi sebep tabii. İlk sette kız farkında bile değildi onun. Nereden olsun ki. İkinci sette öbür tarafa gittiler Döndüklerinde, üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı. Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.

Ankara’nın hele hele kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu. Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garaja gitti. Tek kelime konuşmadan. Konuşmaya gelmemişti ki. Kız “keşke orada olsaydın” demişti. O da olmuştu işte. Hepsi o. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında. Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki. Bembeyaz bir kata yazdı o dört satırı. Öğleden sonrayı zor etti, kolejin önüne gitmek için. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. “Bu sana” diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan. Kız, Necip Fazıl”ın dört satırını okurken...

“Ne hasta beklerdi sabahı

Ve ne genç ölüyü mezar

Ne de şeytan bir günahı

Seni beklediğim kadar!...”

Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde kolejin önündeydi genç. kız karşıdan geliyordu. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya. Gözlerine inanamadı genç adam. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa. Evet, çağırıyordu işte. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken. “Sana bir şeyler söylemek istiyorum” dedi kız. O da heyecanlıydı, belli. “Bak iyi dinle. Dünkü satırlar için çok teşekkürler. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondanda hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma. Ve de şu anda, onu terketmem için bir sebep yok.” “O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni” dedi, delikanlı ikiletmeden. Ayrıldı kızın yanından bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan. Bir daha onu hiç görmeden. Yıllarca sonra Levent’in söyleyeceği şarkıda ki Sezen’in sözlerini o o zaman biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi. Heyecanlı bekledi. Hırsla arzuyla bekledi. Umutla umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu. İki dörtlüktü şiir. İlki kıza verdiği. Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı. Cebine koydu. Bekleyiş sürüyor, sürüyordu. Okullar kapandı, açıldı. Aylar, aylar geçti. Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü. “Günlerdir seni arıyorum”dedi. “Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber. Artık hayatımda hiç kimse yok!” “Yaa” dedi delikanlı. “Yaa” dedi sadece. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı. “Yaaaa!” Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza. “Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün” dedi... “Bu da sonu onun” Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan...

Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken...

“Geçti istemem gelmeni

Yokluğunda buldum seni.

Bırak vehmimde gölgeni

Gelme artık neye yarar!”

Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını? Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı. O sevgilinin kendisi bile. hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani? Ya da. Ya da. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, Bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmiş, acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugün hala bilmiyor.
nünü - avatarı
nünü
Ziyaretçi
8 Mayıs 2007       Mesaj #1470
nünü - avatarı
Ziyaretçi
Periler Aşka Uçar

ne güzel çarşaflar sererdin aşka
üstünde serin kanatların yelken açardı
bir gün kim bağırdıysa uyandık birbirimizden
-deniz bitti, boğuluyorum, camı açsana!

denizin üstünde uyku yasaklandığından beri
karadayım, boğulsam da kırpmıyorum gözlerimi
her zaman benim gözlerim değil uykusuz
görüyorum beni okşayan gözlerindeki geceyi

yakılacak öyle çok sır var ki bu ormanda
yine sen tutuştur, yine bir avuç suyun
uslandırsın deli çiçekleri ezen kötü sözleri
derim ki: - aşk varmış o perinin çırptığı her kanatta!

Benzer Konular

6 Kasım 2015 / ThinkerBeLL X-Sözlük
11 Mart 2012 / Mira Edebiyat
 Sonsuz
14 Şubat 2013 / buz perisi Matematik