Arama

Bileşikler - Hidrosiyanik Asit

Güncelleme: 14 Mart 2017 Gösterim: 2.537 Cevap: 3
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
14 Mart 2017       Mesaj #1
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Hidrojen siyanür (HCN)

Ad:  hcn.JPG
Gösterim: 2025
Boyut:  24.6 KB

FORMONÎTRÎL olarak da bilinir,
Sponsorlu Bağlantılar
çok uçucu, renksiz ve çok zehirli sıvı.

Kaynama noktası 26°C, donma noktası — 14°C’dir. Hidrojen siyanürün sudaki çözeltisine hidrosiyanik asit ya da prüsik asit adı verilir. İlk kez 1782’de, isveçli kimyacı Cari Wilhelm Scheele Prusya mavisi pigmentinden hidrojen siyanür hazırlamayı başarmıştır. Hidrojen siyanür ve türevleri böcek öldürücü gaz olarak ilaçlamada, demir ve çelik yüzeylerin sertleştirilmesinde, elektrolizle kaplamada ve cevherlerin zenginleştirilmesinde, ayrıca plastik, yapay kauçuk ve akrilik elyaf üretiminde yararlanılan akrilonitrilin hazırlanmasında kullanılır.

Hücrelerdeki yükseltgenme işlemlerini engelleyerek şiddetli zehirlenmelere yol açan hidrojen siyanür bileşiğinin milyonda 50-60 bölüm oranında bulunduğu havayı bir saat süreyle soluyan yetişkin bir insanda tehlikeli bir etki görülmemesine karşılık, bu oranın milyonda 200-500 bölüme ulaştığı havanın 30 dakika süreyle solunması çoğunlukla ölümle sonuçlanır. Hidrojen siyanür ölüm cezalarında öldürücü gaz olarak kullanılır. Doğada, bazı bitkilerde şekerle birlikte bulunan bu bileşiğin küçük miktarları bitkilerden elde edilebilir. Sanayide ise bireşim yoluyla büyük miktarlarda hazırlanır.

Bu amaçla, sodyum siyanürün sülfürik asitle tepkimeye sokulması, metan-amonyak karışımının bir katalizör eşliğinde yükseltgen- mesi ve formamitin (HCONH2) bozunması gibi üç temel yöntemden yararlanılır. Hidrojen siyanür tuz yapısındaki bileşikler için çok iyi bir çözücü olmasına karşın zehirliliği nedeniyle yaygın olarak kullanılmaz. Saf hidrojen siyanür kararlı bir bileşik olmakla birlikte amonyak ya da sodyum siyanür gibi bazik maddelerin eşliğinde kolaylıkla polimerleşir.

Hidrojen siyanürden elde edilen tuzlar cevherlerin özütlenmesin- de, elektroliz işlemlerinde ve çeliğin işlenmesinde kullanılır. Hidrojen siyanürün aldehit ve ketonlarla tepkimeye girmesiyle organik bireşimlerde ara madde olarak yararlanılan siyanhidrinler elde edilir; hidrojen siyanürün etilen oksitle tepkimesi sonucu ise daha sonra akrilonitrile dönüştürülebilen bir ara ürün açığa çıkar.

kimyasal özellikler
O ve F ile

Ad:  1.JPG
Gösterim: 471
Boyut:  10.5 KB
Ad:  2.JPG
Gösterim: 485
Boyut:  9.8 KB

Cl, Br, J ile
Ad:  3.JPG
Gösterim: 480
Boyut:  9.1 KB

halojen alkan ile (Kolbe reaksiyonu)
Ad:  4.JPG
Gösterim: 478
Boyut:  9.6 KB

Alken ve alkin ile
Ad:  5.JPG
Gösterim: 522
Boyut:  15.4 KB

Hidrosiyanik Asit üretimi
Ad:  6.JPG
Gösterim: 518
Boyut:  11.4 KB

BAKINIZ
Elementler - Hidrojen
Elementler - Karbon
Elementler - Azot

Son düzenleyen perlina; 14 Mart 2017 11:22
SİLENTİUM EST AURUM
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
14 Mart 2017       Mesaj #2
Safi - avatarı
SMD MiSiM
HİDROSİYANİK ASİT
Hidrosiyanik asit, formülü H—C=N olan metan nitrilin (formik asidin nitrili) yaygın adı;
Sponsorlu Bağlantılar

belirgin asit özellikleri içerir. (Esk. eşanl. PRUSİK ASİT.)

—ANSİKL. Org. kim. Scheele’nin ilk kez 1782’de Prusya mavisinden elde ettiği hidrosiyanik asidin kimyasal bileşimini, 1815’te Gay Lussac ortaya koydu. Kimi yapraklarda (karayemiş, süsşeftalisi) ve kimi meyve çekirdeklerinin içlerinde (badem, kayısı, erik) glukozit biçiminde bulunur.

Hidrosiyanik asit, acı badem kokusunda, suda çözünen renksiz bir sıvıdır. 26 °C’ta kaynar ve -13 °C'ta katılaşır. Son derece kuvvetli bir zehirdir. Formik asidin nitrili olan hidrosiyanik asit, suyla formik aside ayrıştırılabildiği gibi, metilamine de hidrojenlenir. Özellikle hidrojen atomunun kararsız oluşu, hidrosiyanik aside zayıf bir asit (pKA = 9,3) özelliği kazandırır. Tuzlarına siyanür adı verilir. Alkali siyanürlerinin suda çözünmesine karşın, ağır metal siyanürleri çözünmez. Bununla birlikte potasyum ferrisiyanür ([FefCNJgJKj) ya da potasyum gümüş siyanür ([Ag(CN)2]K) gibi kimi karmaşık tuzları suda çözünür. Ağır metallerin siyanürlerle kolayca kompleks oluşturması, bunların zehirli etkisini açıklar: asit ve tuzları, canlı organizmada oksijen iletimi ve kullanımıyla yükümlü demir bileşiklerini kompleks durumunda bağladığından boğulma olayına yol açar. Hidrosiyanik asit aldehit, keton ve oksiranlarla tepkimeye girerek siyanhidrinleri verir; bu bileşiklerden kimilerinin teknikte büyük bir önemi vardır. Ayrıca asetilene katılarak akrilonitrili oluşturur.

Hidrosiyanik asit sanayide, 1 000 °C'ta platin katalizör eşliğinde metanın amonyakla yükseltgenmesi sonunda
Ad:  3.JPG
Gösterim: 474
Boyut:  10.6 KB
ya da sodyum siyanürden elde edilir; sodyum siyanür ise sodyum siyanamitten hazırlanır. Hidrosiyanik asit ve tuzları akrilik, hidrakrilik ve metakrilik nitrillerin bireşiminde önemli ara maddelerdir.

Kaynak: Büyük Larousse

SİLENTİUM EST AURUM
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
14 Mart 2017       Mesaj #3
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Siyanür Zehirlenmesi


Siyanür: "Hidrosiyanik asit" ya da "prussik asit" olarak da bilinen, son derece toksik maddedir. Gaz formu olan hidrojen siyanür (HCN); renksiz, acı bademi andıran batıcı kokulu gazdır. Sıvı formu olan hidrosiyanik asit ya da prussik asit ise, %2 ve %4 oranında suda çözelti halinde bulunup "Scheele asidi" olarak da anılmaktadır. Sıvı siyanür de gaz hali gibi renksizdir. Bununla birlikte, sodyum ve potasyumun oluşturduğu siyanür tuzları beyaz renkli katı maddelerdir ve siyanür içeren maddeler içerisinde en sık rastlanılanlarıdır.

Siyanür, sıcak kuru havada son derece uçucu bir maddedir. Kaynama noktası 260C'dir. Yüksek derişimde, havada yanıcıdır. Sudan hafiftir (özgül ağırlığı 0,699). Düşük molekül ağırlığı ve uçucu bir bileşik olması nedeniyle kolaylıkla difuzyona uğrar. Siyanür türevleri arasında aseton siyanohidrin, asetonitril, akrilonitril, siyanomid, siyanojen klorür, alkali siyanürler, nitroprussiyatlar vb. sayılabilir.

Siyanür Kaynakları


Siyanür, sanayide birçok alanda kullanılmaktadır. Sentetik lastik ve bazı kimyasal maddelerin üretimi, dericilik, gübre, fare ve böcek ilaçları üretimi kullanım alanlarıdır. Ayrıca fotoğrafçılık, metalürji ve laboratuvar tekniği alanlarında, dericilikte sertleştirmede, elektrolizle kaplamada çeşitli siyanür bileşiklerinden yararlanılmaktadır. Siyanürün bir başka kaynağı doğada çeşitli meyvelerin (elma, şeftali, kayısı, kiraz, erik, vb) tohumlarında bulunan, "Amigdalin" adlı bir glikoziddir. Amigdalin Şekil 1'de görüldüğü gibi hidrojen siyanüre hidroliz olmaktadır.
Ad:  1.JPG
Gösterim: 607
Boyut:  37.4 KB
Amigdalin, asit ortamda daha yavaş hidroliz olur. Bu nedenle amigdalin içeren çekirdekler, mideden duodenuma geçerken alkali ortam oluştuğu için hidrolizle birlikte hidrojen siyanür ortaya çıkmaktadır. Siyanür bileşikleri İran-Irak savaşında olduğu gibi kimyasal silah olarak ya da Amerika Birleşik Devletleri’nin bazı eyaletlerindeki gibi ölüm cezası uygulamasında da kullanılmaktadır. Son yıllarda sıkça gündeme gelmesinin nedeni, altın işletmelerindeki kullanımıdır.
Yangında kalmış kişilerde kanda siyanür saptanabilmektedir. Siyanür zehirlenmesi yangın kurbanlarının asıl ölüm nedeni bile olabilmektedir. Yangınlarda birçok plastik ve poliakrilik liflerin yanması sonucunda siyanür içeren gazlar ortaya çıkabilmektedir. Yangın ortamında siyanür, solunum yoluyla alınabileceği gibi deriden emilim yoluyla da alınabilmektedir. Laboratuvar ortamlarında, asit bulunan lavabo ya da drenaj deliklerine siyanür tuzlarının boşaltılması ile siyanür gazları ortaya çıkabilmektedir.
Dünyada üretilen siyanürün yaklaşık %20'si madencilikte kullanılmaktadır. 1980'li yıllarda özellikle büyük işletmeler altın üretiminde siyanürü kullanmaya başlamıştır.

Bu tekniğe "siyanür ile yığın liçi ve aktif karbonla sıyırma tekniği" denilmektedir. Bu yolla, cevherdeki altını %97'ye varan oranda kazanmak olanaklı olabilmektedir. Siyanürün altın işletmelerinde kullanılmasının oluşturduğu olumsuzlukların bir bölümü, taşınması sırasında ya da işletme içi kazalardan kaynaklanabilmektedir. İşletme içi kazalar ise siyanür ya da bağlantılı akışkanların işlenmesi ya da işletme içinde borularla iletilmesinde, boru ya da bağlantılarda ortaya çıkan hasarlar ya da atık barajlarının sızma, taşma ya da yıkılması ile çok miktarda siyanürün ve ağır metal yüklü akışkan çamurun yayılmasına bağlıdır. Böylece, işletmeye komşu ve yakın alanlarda içme ve sulama suyu kaynakları etkilenmektedir. Siyanürle altın üretilmesinde oluşan bir diğer tehlikeli durum da işlem çamuru ve suyunda serbest siyanürün hidrojenle birleşip hidrojen siyanür gazı oluşturması, bunun da havada hızla yayılmasıyla ortama dağılmasıdır. Bu riskler nedeniyle siyanür tuzlarının ambalajlanması, taşınması ve depolanmasında uyulacak kayıt ya da kurallara bir düzen getirilmesi için dünyanın her yerinde ulusal ve uluslararası komisyonlar kurulmuş olup, çalışmalar yapılmakta ve standartlar oluşturulmaya çalışılmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinde 1971 ve 1977 yıllarında kabul edilen yasalarda, siyanürle ilgili çok çeşitli kısıtlamalar getirilmiştir.

Siyanürün Alınma Yolları


Siyanür zehirlenmesi, asıl olarak siyanür içeren maddelerin ağız yoluyla alınması ile gerçekleşmektedir. Bunun dışında solunum ve deriden emilim yoluyla da zehirlenme olabilir. Sıvı hidrojen siyanür deriden çabuk, gaz formu ise yavaş emilir. Siyanür hakkında yapılan bir araştırma, olguların %70'inde siyanür bileşiğinin, kişinin kendisi tarafından alındığını ortaya koymuştur. Solunum yolu ile siyanür zehirlenmesi en tehlikeli olanıdır, çünkü bronşiyal mukoza ve alveollerden toksik dozda emilim çok hızlıdır. Hidrojen siyanür için ölümcül doz 50 mg, sodyum ve potasyum tuzları için ise 200-300 mg'dir. Hava ile 0,2-0,3 mg/lt derişimde siyanür solunması; anında, 0,13 mg/lt (130 ppm) ise bir saat sonra öldürücü olmaktadır. Bu miktar 0,020,03 mg ise zararsızdır.

Siyanür Metabolizması


Siyanür toksik etkisini demir iyonunun ferrik (Fe+3) formuna bağlanarak gerçekleştirir. Vücutta 40 enzim sistemini inaktive ettiği bildirilmiştir. Bunlardan en önemli olanı sitokrom oksidaz sistemidir. Sitokrom oksidaz sistemi elektron transportunda sitokrom a-aa3 kompleksini içermektedir. Siyanür bu enzim kompleksine bağlanınca, elektron transportunu inhibe eder ve moleküler oksijen bloke olur. Oksidatif metabolizma ve fosforilasyon bozulur. Oksijenin hücresel tüketiminin azalmasıyla, perifer dokuda oksijen basıncı artmaya başlar.

Siyanür, oksijen yokluğuna benzer fizyolojik etkilerle kendini göstermektedir. Oksijen dokulara normal olarak ulaşmakta, ancak burada tüketilememesine bağlı olarak, bir histotoksik (hücresel) hipoksi ortaya çıkmaktadır. Oksijen yetersizliği nedeniyle bir hipoksi tablosu bulunan karbon monoksit zehirlenmesinden bu özelliği ile ayrılmaktadır.

Oksijenin hücresel kullanımının bozulmasıyla, venöz kandaki oksijen derişimi arteriyel kandakine yaklaşmakta, cilt ve mukoz membranlarının kızarmasına neden olmaktadır. Yine aynı nedenle siyanoz oluşmamaktadır. Bunun yanında, siyanürün karotid ve aortik oluşumlardaki kemoreseptörleri uyarmasıyla solunum derinleşmektedir. Solunumun artmasıyla toksisite artar, ölüm solunum durması sonucu gerçekleşir.
Siyanür organizmada siyanat ve tiyosiyanata oksitlenmektedir. Düşük dozlarda, sülfür transferaz (rodenaz) enziminin etkisiyle tiyosiyanata (SCN) dönüşerek idrarla atılmaktadır. Otuz ppm siyanür, vücutta sekiz saat içinde detoksifikasyona uğrayarak atılır.

Klinik


Siyanür hızlı etki eden bir zehirdir. Belirtiler ve ölüm sıklıkla çok çabuk gerçekleşmektedir. Siyanür zehirlenmesinin ortaya çıkışı, karşılaşılan zehirin tipine bağlıdır. Hidrojen siyanür buharları en hızlı etki eden biçimdir ve belirtiler saniyeler içinde, ölüm ise dakikalar içinde olur. Siyanür tuzlarının ağız yoluyla alınmasında yavaş emilmeleri nedeniyle zehirlenme yavaş oluşmakta, tedavi ile kişinin kurtarılması olanaklı olmaktadır.

Zehirlenmede klinik çok çeşitli bulgular vermektedir. Hafif derece zehirlenmede belirtiler nonspesifiktir; kuvvetsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, kusma görülmektedir. Bulantı ve kusma siyanür tuzlarının mide mukozasında oluşturduğu bölgesel irritasyona bağlıdır.
Karotid ve aortik cisimlerdeki kemoreseptörlerin uyarılması ile hiperpne ve orta derecede zehirlenmede ise taşikardi gelişmektedir. Bununla birlikte, siyanürün kan derişimi arttıkça solunum hızı azalır, kişi nefes nefese kalır, ancak siyanoz olmaz. Bazı kaynaklar, bradikardi varlığı ve siyanozun yokluğunun, siyanür zehirlenmesi kuşkusunu desteklemekte önemli bir bulgu olduğuna dikkat çekerler. Siyanür zehirlenmesinde görülen klasik acıbadem kokusunu herkes hissedemez. Toplumun %80'i genetik olarak bu kokuyu algılayamamaktadır.

Siyanür zehirlenmesinde en duyarlı organlar merkezi sinir sistemi ve kalptir. Orta düzeyde karşılaşmada belirtiler bir saatten önce ortaya çıkmayabilir. Hafif düzeyde karşılaşmada görülen belirtilerin ardından kaslarda güçsüzlük, ataksi, nistagmus ve konfüzyon gelişir. Temas sürdükçe bilinç kaybı, konvülziyonlar ve santral apne gelişir, nabız bu düzeyde genellikle hızlıdır. Yüksek doz ağır temasta ise, ani kollaps gelişip, kişi bilinç kaybı ile haykırarak yere düşer ki bu duruma "apoplektik felç biçimi" denilmektedir. Kronik siyanür zehirlenmesi ise guatr ve hipertiroidizme yol açmaktadır. Bu durum tiyosiyanat oluşumu ile ilgili olup baş ağrısı, çarpıntı, mide-barsak bozukluğu, kulakta uğultu, görme bozukluğu, psikoz ve bazı kişilerde ciltte kırmızı kabarcıklar görülür.

Akut siyanür zehirlenmesi belirtileri


  • Solunum zorluğu, hızlı ve derin solunum
  • Konvülziyonlar
  • Bilinç kaybı
  • Deride irritasyon ve ağrı
  • Öldürücü olmayan zehirlenmelerde üst solunum yolu irritasyonu, öksürük, burunda konjesyon, kanama, hipotansiyon, çarpıntı, bulantı-kusma ve dispne

Kronik siyanür zehirlenmesi belirtileri


  • Siyanür kanserojenik değildir. Deneysel ortamda DNA parçalanmasına neden olan genotoksik etkileri saptanmıştır.
  • İyotun tiroid bezine alınmasında bozulma sonucu tiroid hormon düzeyinde azalma, TSH düzeyinde artış ve guatr
  • Yorgunluk, baş dönmesi, başağrısı, kulak çınlaması
  • Ekstremitelerde parestezi
  • Senkop
  • Hemiparezi
  • Davranış bozuklukları
  • Hafıza kaybı
  • Psikomotor yetenekte azalma
  • Görme bozukluğu
  • Albüminüri

Otopsi Bulguları


Siyanürün uçucu özelliğinden dolayı örneğin alınması ve laboratuvara gönderilmesi çok hızlı yapılmalıdır. Analiz için mide içeriği, kan, diğer vücut sıvıları ve dokular ile zehirin alımında kullanılan kaplar toksikoloji laboratuvarına gönderilmelidir.
Pek çok olguda değişiklikler nonspesifiktir ya da yalnızca doku anoksisini gösterirler. Dış muayenede cesedin yanında durulduğunda acıbadem kokusu hissedilmektedir. Pupillalar geniş, dudaklar ve yüz kırmızı renktedir. Ağız ve burun delikleri köpükle kaplı olabilir. Parmaklar sıkılı durumdadır. Deride hipostaz alanlarında tuğla kırmızısı renk göze çarpar. Ölü sertliği erken başlar, uzun sürer.
Otopside makroskopik olarak şunlar saptanabilir:
1. Ölü lekeleri kırmızı renktedir.
2. Tüm seröz örtülerde ufak kanamalar bulunmaktadır.
3. Tüm organlarda acı badem kokusu vardır, özellikle midede belirgindir.
4. Kan akıcıdır.
5. Ölüm yavaş oluşmuşsa akciğerde ödem bulunabilir.
6. Mide mukozası konjesyonedir. Mide kontrakte durumdadır.
7. Siyanür bileşikleri ağızdan alınmışsa yemekborusu ve mide yüzeyinde erozyon, kanamaya bağlı koyu kırmızı ve siyah renk olabilmektedir.
Mikroskopik olarak ise globus pallidus'ta
Ad:  2.JPG
Gösterim: 559
Boyut:  50.8 KB
fazla olmak üzere gangliyon hücrelerinde iskemik değişiklikler bulunur. Ölüm sonrası analizlerde siyanür 2,5-6 aya kadar tanınabilmektedir. Oluşan siyanhidrin'in dayanıklılığı, vücutta uzun süre kalmasını sağlar.

Tedavi


Siyanürle ölüm çok kısa sürede gerçekleşmektedir, bu nedenle tedaviye hemen başlanmalıdır. Zehirlenme solunum yoluyla oluşmuşsa, kişi hemen ortamdan uzaklaştırılmalı, bulaşma olasılığı nedeniyle elbiseleri çıkartılıp, cilt sabunlu su ile yıkanmalıdır. Gözler en az 15-20 dk suyla yıkanmalıdır. Dekontaminasyon işlemini yapacak olan kurtarma ekibi, ikincil bulaşma olasılığı nedeniyle koruyucu donanım kullanmalı, hastaya ya da mide içeriğine doğrudan dokunmaktan, ağızdan ağıza yapay solunumdan kaçınılmalıdır.

Tedaviye hemen %100 oksijen tedavisi ile başlanması, daha sonraki tedavi aşamalarının etkinliğini artırır. Daha sonra intravenöz (damaryolu) uygulaması başlayana kadar hemen amil nitrit solutulmalıdır. İlk olarak 1888 yılında Pedigo, amil nitrit'in siyanürle zehirlenmiş köpeklerde iyi bir antidot olduğunu bildirmiştir. Amil nitrit pelletleri ezilip gazlı beze sarılır ve kişinin burnundan 2,5 cm uzakta tutularak dakikada 15-30 sn koklatılıp yapay solunuma geçilir. Zehirlenme ağız yolu ile gerçekleşmişse 300 ml %0,1'lik potasyum permanganat ya da %3'lük aynı miktarda hidrojen peroksitle mide yıkanır. Aynı amaçla aktif kömürden de yararlanılır. Ağız yolu ile alınmadığı biliniyorsa mide yıkaması ile zaman geçirilmeden sistematik tedaviye geçilir.
Sistematik tedavide ise intravenöz %3'lük sodyum nitrit 10-15 ml'nin 2-4 dakika içinde uygulanması ve hemen ardından %25'lik 50 ml sodyum tiyosülfat'ın enjeksiyonu ile sürmesi gerekir.
Amil nitrit ve sodyum nitrit, methemoglobinemi oluşumunu sağlar.
Yalnızca amil nitrit %5 düzeyinde methemoglobin üretmekte, istenilen düzey %40 olduğundan amilnitrit ve sodyum nitrit birlikte kullanılmaktadır. Siyanürün methemoglobine olan afinitesi, sitokrom oksidaza olan afinitesinden fazladır. Bu etkileşme ile siyanomethemoglobin ortaya çıkmaktadır.
Bu işlem sırasında methemoglobin düzeyi kesinlikle izlenmelidir. Yüzde 40'ın üstüne çıkılmamalıdır, düzey aşılmışsa metilen mavisi tedavisi uygulanmalıdır. Detoksifikasyon metabolizması Şekil 2'de görülmektedir.
Ad:  3.JPG
Gösterim: 522
Boyut:  36.4 KB
Sodyum tiyosülfat enjeksiyonu hipotansiyona yol açabilir. Bu durumda epinefrin ve efedrin uygulanmalı, epinefrin 0,1 gr, hidroklorür yavaş intravenöz yolla verilmelidir. Sayılan antidotların dışında Avrupa'da nitrit-tiyosülfat kombinasyonu yerine dikobalt tetracemate'in (kelocyanor) metal iyonlarının siyanürü bağlayıcılık özelliğinden yararlanılarak kullanılmaktadır. Yüzde 1,5 kelocyanor dan 20 ml iki ampul ve 20 ml %50 glukoz enjekte edilerek tedavi gerçekleştirilir. Bunların yanında asidoz kontrolü için sodyum bikarbonat, pulmoner ödemi çözmek için yeterli ventilasyon ve oksijenasyon gerekli olabilmektedir (5,10). Siyanür zehirlenmesinde kullanılmak üzere "siyanür antidot kiti” bulunmaktadır. Burada iki ampül steril (%25-25 ml) sodyum tiyosülfat + iki ampül steril (%3-10 ml) sodyum nitrit + 2 kutu 0,3 ml amil nitrit bulunmaktadır.

Dr. Tülay Renklidağ, Dr. Asude Gökmen Karaman
SİLENTİUM EST AURUM
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
14 Mart 2017       Mesaj #4
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Hidrojen Siyanür(HCN)
Renksiz acı badem yağı kokusunda zehirli ve havadan hafif (0,95) bir gazdır. %5- %46 limitleri arasında patlayıcıdır. Suda çözünürlüğü azdır. Bazı sentetik maddelerin yanması neticesinde ortaya çıkabilir.
Ad:  1.JPG
Gösterim: 482
Boyut:  50.8 KB
Konsantrasyona bağlı olarak etkileri şu şekilde olur:
  • 25 ppm: Başağrısı
  • 50 ppm: 1 saate kadar tolere edilebilir
  • 100 ppm: 1 saat sonunda ölüm
  • 280 ppm: Derhal ölüm
Maruz kalmış kişilerin oksijenle tedavisi gerekir. Temiz havaya çıkartıldıktan sonra, gerekliyse ilk yardım uygulanmalı ve derhal tıbbi yardım istenmelidir. Hastada gecikmiş etkiler görülebilir.
SİLENTİUM EST AURUM
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

30 Ekim 2016 / KisukE UraharA Kimya
29 Kasım 2012 / _Yağmur_ Kimya
3 Mayıs 2010 / _Yağmur_ Kimya
3 Ağustos 2011 / Daisy-BT Kimya
20 Ağustos 2013 / Mira Kimya