Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 40.115|Cevap: 7|Güncelleme: 30 Aralık 2016

Sanat Akımları - Romantizm

Mesaja atla
24 Ağustos 2009 23:29   |   Mesaj #1   |   
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Romantizm
MsXLabs.org & Temel Britannica

Sponsorlu Bağlantılar
Romantizm, 18. yüzyıl sonlarında İngilte­re ve Almanya'da ortaya çıkan, sonra Fransa' ya ve öteki Avrupa ülkelerine yayılan bir düşünce ve sanat akımıdır. Bu akım edebiyat, felsefe, müzik ve mimarlık gibi alanlarda görü­lür. "Romantizm" sözcüğü, İngilizce'de "ro­mana benzer", "roman gibi", "romansı" an­lamlarına gelen "romantic" sözcüğünden tü­remiştir. Romantik dendiği zaman, duygusal romanlarda anlatılan doğa görünümleri ve ruhsal durumlar akla geliyordu. Önceleri ortaçağın edebiyat ve mimarlık yapıtlarını nitelemek için kullanılan romantik sözcüğü 18. yüzyılın sonlarına doğru, "klasik" sözcü­ğünün içerdiği anlama karşıt bir anlamda kullanılmaya başlandı. Daha sonra yeni bir edebiyat anlayışını niteler duruma geldi. Bu yeni anlayışta sanatçının kişiliği öne çıkıyor, sanatçıya yaratma alanında alabildiğine öz­gürlük tanınıyordu.
19. yüzyılın başlarında romantik tavrı be­nimseyen sanatçılar edebiyat alanında bir akım oluşturmaya başladılar; böylece bu akım Romantizm, bu akımı benimseyenler de "Ro­mantik" diye anılmaya başlandı. Rasyonaliz­min eleştirisi, geleneksel toplum düzenine ve evrenin düzenine karşı çıkmak, ırklara ya da başka nedenlere dayanarak insanlar arasında yapılan ayrıma karşı duyarlılık göstermek bu akımın belli başlı nitelikleriydi. Duygu ve duyumları önemsemek, doğal güzelliklere ta­parcasına hayranlık duymak, düş gücüne önem vermek, insanın ruhsal dünyasına eğil­mek Romantizm Akımı'nın özellikleriydi. Romantizm'i etkileyen kaynaklar arasında Dante, İspanyol romancılar, Altın Çağ İspan­yol tiyatrosu, Shakespeare, Milton, Edmund Spenser, ortaçağ Fransız edebiyatı, eski İs­kandinav şiiri, ortaçağ Alman ve Anglosak­son şiiri vardır. Bu yeni akım, sanatın ve edebiyatın özü, işlenişi ve sunuluşu konusun­da da yeni düşünceler getirdi. Güzellik anlayı­şının çağa ve çeşitli uygarlıklara göre değiştiği düşüncesinden hareket eden Romantizm, sa­natçının amacına ulaşmasını engelleyen bütün sanat kurallarına, kısıtlamalara karşı çıkı­yordu.
Almanya'da Romantizm 1798'de Schlegel Kardeşler'in çıkardığı Athenäum dergisiyle başladı. Klasik dönemin şiir anlayışına karşı çıkan şairlerin ürünleri dergide yer alıyordu. Romantikler ünlü filozof Immanuel Kant'ın düşüncelerinden etkilendiler. Grimm Kardeş­ler, Novalis, Ludwig Tieck, Wilhelm H. Wackenroder bu akımın en önde gelen yazar­larıdır. İngiltere'de Romantizm Akımı, daha çok lirik anlayış içinde ürün veren William Wordsworth ve Samuel Taylor Coleridge'in 19. yüzyılın baş­larında yayımlanan şiirleriyle ortaya çıktı. Bu şairler gündelik dille ve yeni bir anlayışla şiir yazıyorlardı. William Blake, Lord Byron, John Keats, Percy Bysshe Shelley bu akımdan etkilenen öteki şairlerdir. Romanda ise Sir Walter Scott bu akımın temsilcisi sayılır.
Romantizm Akımı en geniş yankısını Fran­sa'da buldu. 18. yüzyıl düşünürü Jean-Jacques Rousseau'nun yapıtları Romantizm' in habercisi sayılır. Doğaya, doğa yasaları­na, toplumsal değişime önem veren bu düşü­nür 19. yüzyıl sanatçılarına yol gösterici oldu.
Fransa'da Romantizm Akımı önce edebi­yatta, sonra da siyasal alanda köklü değişim­lere yol açtı. Benjamin Constant'ın ve Ma­dame de Staél'in 1809-10 yıllarında ortaya çıkan ürünleri Romanfizm'in ilk bildirileri sayılır. 1820'de ise Klasikçiler ile Romantikler arasındaki karşıtlık tümüyle ortaya çıktı. Alphonse de Lamartine ve Victor Hugo'nun romantik şiirleri bu akımın en belirgin örnek­leri oldu. Daha sonra bu şairlere Alfred de Vigny, Prosper Mérimée, Balzac, Stendhal, Charles-Augustin Sainte-Beuve, Alexandre Dumas (Baba), Jules Michelet gibi şair ve yazarlar katıldı. 1830'dan sonra ise Théophile Gautier, Alfred de Musset, George Sand, Gérard de Nerval gibi ikinci kuşak şair ve yazarlar Romantizm Akımı'nın temsilcisi ol­dular.
İtalya'da Romantizm Akımı'nın öncü me­tinleri 1816'dan sonra görülmeye başlandı. Ugo Foseólo ve Alessandro Manzoni bu akımın en önemli temsilcileridir. İspanya'da 1830'larda ortaya çıkan Romantizm Akımı' nın en dikkate değer yazarları ise Angel de Saavedra ve José Zorilla'dır. Öteki Avrupa ülkelerinde Romantizm Akımı 1840'lardan sonra ortaya çıkmıştır.
Romantik anlayışta ilk resimler İngiliz res­sam John Constable ile Fransız ressam Eugéne Delacroix'nmdir. Müzikte Romantizm Akımı ise Alman besteci Richard Wagner ile başlar. Romantizm mimarlıkta, özellikle Almanya'da 19. yüzyıl­da binaların yapımında özgür ve değişik bir anlayış olarak kendini belli etmiştir.

Türkiye'de Romantizm
Tanzimat'ın ilanından sonra, 1850'lerin so­nunda başlayan edebiyat hareketinde Türk okuru Fransız Romantizmi'nin örnekleriyle karşılaştı. Victor Hugo, Alphonse de Lamar­tine, Alexandre Dumas (Baba ve Oğul), Bernardin de Saint-Pierre gibi Fransız yazarların­dan, İngiliz oyun yazarı Shakespeare ve Al­man yazar Schiller'den yapılan çevirilerle Türk okuru Romantizm Akımı'nın ürünleriy­le tanıştı. Başta Ahmed Midhat olmak üzere Namık Kemal, Şemseddin Sami, Recaizade Mahmud Ekrem gibi Tanzimat dönemi yazar­ları Romantizm'in etkisinde kalarak ürünler verdiler. Abdülhak Hamid Tarhan, Halid Ziya Uşakhgil, Yusuf Ziya Ortaç gibi yazar­larda da bu akımın etkisi görülür.

25 Ağustos 2009 00:03   |   Mesaj #2   |   
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Romantizm Akımı
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Sponsorlu Bağlantılar
1790'dan yaklaşık 1850'ye kadar Avrupa'da gelişim göstermiş büyük bir akım olan, edebiyatın, müziğin felsefenin görünümünü köklü bir şekilde değiştiren ve resimde bir yenilenmeye yol açan romantizm (Fr. romantisme), belli bir tanıma girmeyen niteliğini korumakla beraber, var olmanın özgür bir ruh hâlini işaret etmektedir.

Edebiyatta Romantizm
Romantizm bir edebiyat akımı olmanın ötesinde, 18. yy. sonu ile 19. yy. başlarında Avrupa'da yer etmiş belli bir duyarlılığı belirtir. İngiltere ve Almanya'da doğan bu hareket Fransa ve Güney Avrupa ülkelerine (İtalya ve İspanya) biraz daha geç girmiştir. Klasik edebiyat akımına tepki olarak 18. yüzyılın sonlarında doğan ve Victor Hugo'yla birlikte büyük ün kazanan Romantizm, insanın yaratma özgürlüğü önündeki her şeye karşı durur. "En iyi kural, kuralsızlıktır" diyen romantikler, insanın duygularını, düş gücünü hayata geçirmesini ve insanı düzeltmenin toplumu düzeltmekle olabileceğini savunurlar.

İngiltere
İngiliz romantikleri yalnızca uygarlığın yapmacılığına, tarihin acımasızlığına değil, aynı zamanda köleliğin yeni biçimlerine, yabancılaşmaya, modern kapitalizm yolcuları acımasızca sömürmesine de karşı çıktılar. İlk kuşak İngiliz romantikleri William Blake (Masumluk Şarkıları, 1789), William Wordswoth (Olgunluk Şarkıları, 1794) ve Samuel Taylor Coleridge (Lirik Badlar, 1798) coşkuyla Fransız devrimcilerinin yanında yer almışlardır. İlk İngiliz romantizmi doğuya, kadınlık, çocukluk dünyasına yöneliktir.
İkinci romantik kuşak Lord Byron yaşamda duyulan acıyı dile getirmekte ya da asi kahramanların şarkısını söylemektedir. 1824'te başkaldıran Yunanlılar'ın arasında ölümüyle romantik umutsuzluğun simgesi olmuştur. Percy Bysshe Shelley doğada insan için bir avunma getirmiştir (Ode to a Nightingale). İrlanda melodilerin yazarı Moore ve onu izleyen ve yapıtıyla uluslararası başarı yakalayan Byron önemli romantiklerdir. Walter Scott "Göldeki Kadın-The Lady of the Lake, 1810" adlı tarihi romanıyla kendini kabul ettirmiştir.

Almanya
Alman romantizmin kaynakları 18. yüzyıla kadar uzanır. Klapstock ve Lessing yenilenmenin öncüleridirler. "Sturm und Drang" hareketinin kökennde de onların etkisi hissedilir. Herder'in yanı sıra Goethe ve Schiller de bu hareketin içindedirler. Romantizm, Hödlerlin ve Jean-Paul gibi sonraki kuşağın temsilcilerinde daha belirgindir. Son romantikler arasında Eichendorff, Ludwig Uhland, Mörike ile romantizmden etkilenmekle kalmayıp bu hareketin tüm özlemlerini paylaşmayan Heine sayılabilir.
Fransa
Geçmişten devralınan her şeyin söz konusu edilmesine dayanan ve anlaşılması güç bir modernlik verilerine göre biçimlenen bu yeni duyarlılığın ortaya çıkış biçimleri Fransız Devrimi'nin hemen öncesinden başlayarak Fransa'da her dönemde varlığını sürdürdü. Fransa'da romantizm Rousseau ve Mme de Stael'i okuyan ve Chateaubriand'ı ustaları sayan kuşağı temsil eder. Romantizm Lamartin, sanatta özgürlüğü savunan Hugo, Vigny, Musset kendini kabul ettirdi ve Nerval, Gauter, P. Borel gibi sanatçıları etkiledi. Stendhal, Dumas gibi geçmişe yönelmek yerine içinde yaşadığı toplumu betimlemeyi yeğledi.
İtalya ve İspanya
İtalya ve İspanya'dan çıkan romantikler beklendiği kadar geniş bir çevreye yayılamadılar. Tarihsel koşulların etkisiyle, edebi hareket bu iki ülkede sıkı sıkıya siyasete bağlı kaldı. İtalya'da liberaller ve yurtseverler öncelikle, romantiklerdi. G. Brechet ve S. Pellico (Conciliatore'nin kurucuları) ile Manzoni (Nişanlılar) önemli temsilciler arasındadır. Büyük bir şair olan Leopardi döneme damgasını vururken Carducci de Risorgimento'nun bağımlı edebiyatına karşı çıkar. İspanyol romantizmi Rivas dükü ve José Zorrilla'nın oyunlarıyla tiyatroda etkili oldu. Ayrıca Espronceda'nın daha sonralarıyla Becaver'in şirleri önemli ürünlerdir.
Türkiye
Tanzimat Fermanı'nın ilanından sonra başlayan ve Batı edebiyatı örnek tutularak meydana getirilen Tanzimat edebiyatının (1859-1895) ilk yıllarında romantizm akımının başlıca kişilerinin başlıca yapıtları verildi. Hugo, Chateaubriand, Dumas; tiyatro alanında özellikle Gothe ve Schiller anılabilir. Tanzimat edebiyatının pek çok yazar ve şairi (Ahmet Mithat, Namık Kemal, Şemsettin Sami, Abdülhak Hamit, Recaizade Mahmut Ekrem) romantizm akımının etkisindedirler. Namık Kemal'in İntibah romanı Kamelyalı Kadın'ın; Vatan yahut Silistre oyunu da Romeo ve Juliet'in etkisindedir. Edebiyat-ı Cedide döneminde Halit Ziya Uşaklıgil'nın Mai ve Siyah adlı romanındaki Ahmet Celal karakteri romantik yazarları okumak için özlem duyar. II. Meşrutiyet döneminden sonra Milli Edebiyat döneminde Yusuf Ziya Ortaç'ın Binnaz adlı oyununda Hugo'nun etkisi vardır.

Sanatta Romantizm
Romantizm, resimde de kendini gösterdi ancak ifadesini biçimden çok düşüncede bulduğundan belirli bir üslup benimsemedi. Goya, Turner, Delacroix'in coşkunluğu kadar Blake'in yeni klasikçiliği ya da Delaruche'nin kurallara bağlı tarzı, Füssli'nin düşselliği, Biedermeier'in burjuva dünyası romantizm hareketinden kaynaklanır. Romantizm, klasikçilik kuramının önderi Ingrer'i de etkilemiştir. Doğa duygusuna metafizik bir anlam kattı, kimilerine bir renk zevki aşıladı, özneliği, melankoliyi, kaygıyı doruk noktasına çıkardı; akıldışı olanı savundu, gotik hayranlığını kamçıladı; doğuculuğu yüceltti; şövalye romanları, İskandinav sagaları ve Ossian'ın düzmece şarkılarında kendine konular aradı. Plutarkhos'un kişilerinin yerini, Shakspeare'in, W. Scott, Bryon, Goethe, Hugo'nunkiler aldı. Fırtınalar, gün batımları, uçurumlar, baykuşlar, kurukafalar, ürkmüş atlar, ikonografide önemli bir yer tutmaya başladı. İngiltere'de Edmund Burke'ün "A Philosophical Enquiry into the origine of our ideas of the sublime and Beautiful" adlı kitabıyla başlayan romantizm, Gainsbrarough'u son yapıtlarında ve bir ölçüde Reynolds, Reaburn, Lawrence'in büyük portrelerinde kendini gösterdi. Füssli (Kâbus, 1782, Goethe museum, Frankfurt), Blake, J. Martin, S. Palmer'in yapıtlarında da hayal gücü önemli bir yer tuttu. Cozens, Cotman, Constabla gibi manzaracıların şiirsel anlatımı, Turner'da biçimlenip parçalanmasıyla kendini gösteren bir yoğunluk kazandı. İspanya'da romantizm Goya tarafından yüceltildi. Fransa'da Oors (Nasıra Savaşı, 1801, Nantes Müzesi) ile başlayan romantizm Gericalt (Madusa'nın salı, 1819, Louvre) ve İngiliz Bonington ile devam etti. Amerika'da da A. B. Durand ve şair Coleridge'in dostu W. Allston'un adları sayılabilir.

Romantik Müzik
Müziğin öncelikle insanın duyum ve duygularına seslenmesi ölçüsünde, aklın önceliğini tartışma konusu yapan romantizmle müzik arasında doğal bir yakınlık ortaya çıkar. Romantizmle birlikte iç dünyayı yansıtan yapıtlar, yoğun bir duygusal içerik kazandı (lied); büyük çaplı yapıtlar, yeni bir gerilim ve dokunaklılığa ulaştı (programlı müzik). Orkestra zenginleşti, çeşitlendi ve çalgıların tınısı ve rengi üzernde titizlikle duruldu. Bu hareket kaynağını Almanya’daki "Sturm und Drang" ve Fransız Devrimi'nin ideolojisinde buldu. Özellikle Almanya ve Avusturya'da benimsenen romantizmin başlıca örneklerini Beethoven'ın büyük partisyonlarıdır.

Felsefe ve Romantizm
18. yüzyılda Alman düşünürler felsefeyi bir doğa felsefesi ve sanat felsefesi olarak tanımlar. Romantizm, akılcı eleştiriden çok, canlı hatta bilinçdışı yaratma adı verilen öncelikle dikkat çeken felsefi bir uyarlılığı dile getirir. Önemli ya da önemsiz birçok düşünür romantik olarak kabul edilebilir; ama felsefede romantik olguyu en yetkin biçimde Novalis ve Schelling dile getirmiştir; şair yanı daha ağır basan Novalis, eserlerini tamamlayamadan genç yaşta ölmüştür; Schelling ise metafizikçi ve sistematiktir.

7 Ocak 2012 21:56   |   Mesaj #3   |   
Mira - avatarı
VIP VIP Üye
Romantizm

18. yüzyılın sonunda başlar ve 19. yüzyılın ortalarına kadar sürer. Kendisinden önceki klasizme bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Önce ön-romantizm dönemi denilen gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerin en önemlisi, halkın beğenisinin klasizmin görkemli, katı, soylu, idealize edilmiş ve yüce anlatım biçiminden, daha yalın ve içten ve doğal anlatım biçimlerine kaymış olmasıydı. Romantizm, klasizmin düzenlilik, uyumluluk, dengelilik, akılcılık ve idealleştirme gibi özelliklerine bir başkaldırı niteliğindedir. Romantizm, doğduğu çağın akılcılığı ve maddeciliğine tepki olarak bireye, öznelliğe, akıl dışılığa, düş gücüne, kişiselliğe, kendiliğindenciliğe ve aşkınlığa, yani sınırları zorlayıp geçmeye önem verir. Tarisel olarak bu dönemde gelişen orta soylu sınıfın, yani burjuvazinin duygu, düşünce ve yaşam tarzını ön plana çıkarır.
Soyluların zarif sanat biçimlerini yapay ve aşırı incelikli bulan bu yeni sınıf, duygusal açıdan kendisine yakın hissettiği daha gerçekçi sanat biçimlerinden yanaydı. Böylece romantizm gelişme ve yaygınlaşma şansı buldu.

Romantizmin en önemli habercisi Fransız filozof ve yazar Jean Jacques Rousseau’dur. Ama İngiliz yazarlar William Wordsworth ve Samuel Taylor Coleridge’nin 1790 yılında birlikte yayınladığı Lirik Balatlar adlı eser romantizmin bildirgesi sayılır. Yine İngiltere’de William Blake, Almanya’da Friedrich Hölderlin, Johann Wolfgang von Goethe, Jean Paul, Novalis, Fransa’da Chateaubriand ve Madame de Stael romantizmin ilk temsilcileridir. Victor Hugo, Alphonse de Lamartine, Alfred de Vigny, Nodier, Soumet, Deschamp, Alfred de Musset romantik akımın önemli yazarlarıdır.

1 Mart 2012 16:23   |   Mesaj #4   |   
Mira - avatarı
VIP VIP Üye
Güzel Sanatlarda Romantizm

Romantizm, edebiyatta ortaya çıkışına koşut olarak resimde de kendini gösterdi; ancak ifadesini biçimden çok düşüncede bulduğundan belirli bir üslup benimsemedi. Goya, Turner, Delacroix'nın coşkunluğu kadar Blake'in yeni klasikçiliği ya da Delaroche'un kurallara bağlı tarzı, Füssli'nin düşselliği, Biedermeier'in burjuva dünyası hep bu hareketten kaynaklanır. Romantizm, klasikçilik kuramının önderi Ingres'i bile etkiledi (Paolo ile Francesca, 1816, Conde müzesi, Chantilly), doğa duygusuna metafizik bir hava kattı, kimilerine renk zevkini aşıladı, öznelliği, melankoliyi, kaygıyı doruk noktasına çıkardı; akıldışı olanı savundu, gotik hayranlığını kamçıladı, doğuculuğu yüceltti; şövalye romanları, iskandinav sagaları ve Ossian'ın düzmece şarkılarında kendine konular aradı. Plutarkhos'un kişilerinin yerini, Shakespeare'in, W. Scott, Byron, Goethe, Hugo'nunkiler (kendisi de usta bir desinatördü) aldı. Fırtınalar, gün batımları, uçurumlar, baykuşlar, kurukafalar, ürkmüş atlar, ikonografide önemli bir yer tutmaya başladı. İngiltere'de Edmund Burke'ün A Philosophical Enquiry into the Origine of our İdeas of the Sublime and Beautiful (Güzellik ve yücelik düşüncelerimizin kökeni üzerine felsefi bir araştırma) adlı kitabıyla ve pitoresk hareketinin gelişmesiyle başlayan romantizm, Gainsborough'ın son yapıtlarında ve bir ölçüde Reynolds, Reaburn, Lawrence'ın büyük portrelerinde kendini gösterdi. Füssli (Kâbus, 1782, Goethemuseum, Frankfurt), Blake, J. Martin, S. Palmer'ın yapıtlarında da hayal gücü önemli bir yer tuttu. Cozens, Cotman, Constable gibi manzaracıların şiirsel anlatımı, Turner'da biçimlerin dağılıp parçalanmasıyla kendini gösteren bir yoğunluk kazandı.

İspanya'da romantizm Goya tarafından yüceltildi (Kolos, Prado). Mimarlık alanında Boullee tarzı ütopyaların kendini gösterdiği Fransa'da romantizm, Gros ile başladı (Nasıra savaşı, 1801, Nantes müzesi), Gericault (Medusa'nın salı, 1819, Louvre) ve ingiliz Bonington ile devam etti. Delacroix (Danteile Vergilius cehenemde, 1822 Salonu, Louvre), 1827 Salonu'nda doruğuna ulaşan ve Chasseriau'nun sanatında varlığını sürdüren bu hareketin önderi olarak belirdi. Delaroche, Johannotlar, Deverialar, C. Nanteuil, A. Scheffer, L. Boulan-ger gibi ressam ve kitap resimleyicileri, Du Seigneur, Preault, Barye gibi heykelciler hareketin içinde yer aldı. Almanya en büyük romantik ressamlardan biri olan C. D. Friedrich'in (Deniz kıyısındaki keşiş, 1809, Berlin - Charlottenburg) yanı sıra, J. A. Koch, şair Tieck'in dostu R O. Runge, F G. Kersting, C. G. Carus, Ludwig Richter (1803-1884) gibi dikkat çekici sanatçılar yetiştirdi. Avusturya'da Johan Pater Krafft (1780-1856), F. G. VValdmüller, M. von Schvvind, Emil Jakob Schindler'in (1842 -1892); İsviçre'de, F Diday ve A. Calame'ın (Handeck'te fırtına, 1839, Cenevre müzesi); İtalya'da la Carmagnole adlı tablosu carbonarolar tarafından bir manifesto olarak görülen Hayez ve Giuseppe Bezzuo-li'nin (1784-1855); Amerika'da da, A. B. Durand gibi Hudson Okulu manzaracılarının, Th. Cole'un ve şair Coleridge'in dostu W. Allston'ın adları sayılabilir.


***


1.
Büyük Larousse, 16. Cilt, Sy: 9902
10 Ekim 2015 12:45   |   Mesaj #5   |   
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI
ROMANTİZM, Klasik edebiyat anlayışına, onun sanatçıyı tıpkı bir zihin atleti gibi görmesine karşı çıkan Romantizm Akımı 1790'dan başlayarak gelişti, ideolojik temellerini Fichte'nin Wissenschaftsiehre (1794) adlı yapıtında bulan bu akım, kuramlarını da Athenâum'da (1798-1800) ortaya koydu. İlk romantik okul (Jena Romantikleri), adları hep çift olarak anılan yazarlardan oluşuyordu. Yergi yazarı Ludwig Tieck ile, sanatın kutsallığına inanan W. Heinrich Wackenroder, Shakespeare'i neredeyse bir Alman yazarı haline getiren eleştirmen ve çevirmen August Wilhelm von Schiegel ile Romantizmin kuramcısı Friedrich von Schiegel, bilim hayranı, Filozof ve gizemci Şair Novalis ile, dini ve şiiri evrenselin özlemi temeline oturtan Friedrich Schleiermacher.

XIX. yy'ın başında ilk romantik hareket dağıldı, yerini iki ayrı gruba, Brentano, Achim von Arnim, Johan Joseph von Görres ve Grimm Kardeşler'den oluşan Heidelberg Romantizmi ile La Motte- Fouquö, E. T. A. Hoffman ve Chamisso’dan oluşan Berlin Romantizmi'ne bıraktı. Romantizm, bu dönemde, tiyatro alanında Heinrich von Kleist’ın hayal kırıklığına dönüşen coşkusu, Zacharias Werner'in dinsel esini ve yazgıcılığı yaygınlaştıran kara dramlarla (Müllner, Huwald) temsil edildi. Joseph von Eichendorff her ne kadar "Romantizmin Son Şövalyesi" olduysa da, hareketin gözde temalarından çoğu, Schwaben okulunda (Kerner, Uhland, Hauff), daha sonraları da Platen'in seçmeciliği ve Eduard Mörike'nin yapmacıksızlığında kendini göstermeye devam etti.

Sponsorlu Bağlantılar

Kaynak: Büyük Larousse

30 Aralık 2016 17:08   |   Mesaj #6   |   
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye

ROMANTİZM

Ad:  Romantizm Akımı.jpg
Gösterim: 61
Boyut:  45.8 KB

1. XVIII. yy. sonundan itibaren ingiltere ve Almanya'da, ardından Fransa, İtalya ve ispanya'da, duygunun akıl, hayal gücünün de eleştirel çözümleme karşısında üstünlüğünü savunan düşünce hareketlerinin tümü.

2. Romantik harekete ya da kıyaslama yoluyla, başka hareketlere, başka sanatçılara özgü çizgi ya da özelliklerin tümü: Hugo'nun, Berlioz'un romantizmi. Bir oyun yazarının yapıtlarında belli bir romantizm bulmak.

3. Kendini düşgücü-nün egemenliğine kaptırmış, çok şeyler vaat eden, ancak ütopik ve coşkulu olan girişimlere özel bir ilgi duyan bir kimsenin davranış biçimi: karakteri: Gençlik romantizmi. Bir eylem adamını romantizmden dolayı eleştirmek.

Romantizm, bir edebiyat akımı olmanın ötesinde, XVIII. yy. sonu ile XIX. yy. başlarında Avrupa'da yer etmiş belli bir duyarlılığı belirtir ingiltere ve Almanya'da doğan bu hareket Fransa'ya ve Güney Avrupa ülkelerine biraz daha geç girmiştir.

Fransa'da romantizm sözcüğünü ilk kez, Yalnız gezerin hayalleri (Reveries du promeneur solitaire) adlı yapıtında Rousseau kullandı. Kökeni ingilizce olan "romantik" sıfatı, romansı, pitoresk ve etkileyici bir manzarayı niteler. Daha sonra Almanya'da başlı başına bir edebiyat okulu romantik kişiyi ele alacaktı: klasik estetiği yadsıyan bu okul, ulusal kültür kaynaklarına dönüşü savundu. Bu kaynaklara dönmekle belki de hıristiyan Ortaçağ'da sahip oldukları ilk saflığı yeniden bulacaklarına inanıyorlardı. Mme de Stael ve dostları sayesinde bu fikirler Fransa'da etkili oldu. Zamanla karşıtlıklar daha da belirginleşti. Antikçağ'a, paganlara ve Güney'e özgü klasikçiliğin karşısına, Ortaçağ'a, hıristiyanlığa ve Kuzey'e özgü romantizm konuldu. Homeros ya da Euridipes'i taklit etmek yerine, artık Ossian ya da Shakespeare'den esinlenmek gerekiyordu. Aydınlanmaklardan kopuş daha da belirgin oldu: düşünen aklın yerini heyecan ve duygu aldı. Gerçekten de bunalım, melankoli ve tutku romantiklerin en sevdiği sözcüklerdir. Romantik kişi, çevresindeki "darkafalı" insanların sükûnetini örnek alamaz, her türlü egzotizme karşı bir özlem duymasına neden olan bu içkarartıcı dünyayı benimseyemez. Dolayısıyla, siyasette, özellikle de sanatta kendi farklılığını vurgulaması ve özgürlüğünü talep etmesi gerekecektir. Bu yüzden bugüne karşı geçmişi ya da geleceği, yani düşe ve fantastik imgelere elverişli olan eski dönemleri, özellikle de Ortaçağ'ı ve özlemlerini gerçekleştirecek olan geleceği yeğler. Bu anlamda romantizm, bir arayıştır: romantik kişi kendini arar ve çözümler, gizemleri ve sırları öğrenmekten hoşlanır. Bu yaklaşımda sisteme gelmeyen bir yan vardır: romantizm, zaman zaman kapıldığı dogmatik eğilimlere karşın bir okula, bir öğretiye indirgenemez. Romantizm, insanın, o döneme kadar konformizmin karanlıkta bıraktığı bir yönünü aydınlatmaya çalışır.

Bu devrim gene de belli bir geleneğe bağlanabilir. Kimilerine göre romantizm, gençlik ve dehayla özdeştir. Bu kişiler doğal olarak, bazı yazarları öbürlerinden üstün tutarlar, sözgelimi Shakespeare'e tiyük bir hayranlık duyarlar: heyecan, davranışlardaki serbestlik, şiddet, şiirselliği yeniden yakalamak istedikleri Shakespear'e tiyatrosunun her şeyi onlara çekici gelir. Ama klasik yazarların en klasikleri bile içine sokulmaya çalışıldıkları kuralların üstündedirler (örneğin Corneille). Bir de as öncüler, yani zemini hazırlamış olan ve ön-romantik diye nitelenebilecek sanatçılar vardır.


Kaynak: Büyük Larousse
30 Aralık 2016 17:25   |   Mesaj #7   |   
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye

Romantizm Akımı


18. yüzyıl sonlarına doğru ortaya çıkmış 19. yüzyıl başlarında bütün Avrupa'ya yayılmıştır. Klasik sanatın sıkı kurallarına bir tepki olarak doğmuştur.

Romantizm Akımının Oluştuğu Ortam

Ad:  Romantizm Akımı-2.jpg
Gösterim: 60
Boyut:  13.8 KB

18. yüzyıl aydınlanma çağı olarak görülür. Klasisizmin ortaya koyduğu akıl ve sağduyu, bilimin gelişmesini hızlandırmış, toplum yapısı, gelenekler, siyaset yeniden bilimsel açıdan ele alınmıştır. Bunun sonucu olarak Jean Jacques Rousseau, Mon-tesquieu, Diderot gibi felsefeciler, ilerlemeye engel oluşturan tüm önyargı ve zorbalığa karşı düşünce yoluyla çetin bir savaş açmış, dinsel hoşgörü, toplumsal ve siyasal eşitlik, birey haklarına ve düşünce özgürlüğüne saygı gibi konulan halka yaymaya çalışmışlardır. Bu fikirler halk tarafından benimsenmiş ve sonuçta Fransız İhtilali patlak vermiş, monarşi yıkılmış, soylulara karşı burjuva sınıfı oluşmuştur. İşte Romantizm, böyle bir ortamda doğmuştur.

Romantizm Akımının Felsefesi


Romantizmin ana felsefesi Klasisizme karşı olmaktır. Onun sanatçıyı sıkan bütün prensiplerine savaş açan Romantikler önce, onun akla ve sağduyuya verdiği önemi reddedip duygu ve hayale değer verdiler. "Deha akıldadır." diyen Klasiklere, "Deha yürektedir." karşılığını verdiler.

Sınırsız bir hayal gücüne kavuşan sanatçı kendini daha özgür, daha yaratıcı gördü. Bu duyguyla oluşan sanat eserinde de alabildiğine serbestlik hakim oldu.

Romantizm Akımının Konusu


Klasik akımı benimseyen sanatçıların eski Yunan ve Latin edebiyatlarına değer vermesine karşılık, Romantikler onları çağdışı bulmuş, sanatçılar kendi tarihlerini ve günlük yaşantılarını ön plana çıkarmışlardır.

Klasisizm'de ihmal edilen Hristiyanlık tekrar, mucizeleriyle ele alınmıştır. Ulusallık, yerli renk aranan bir nitelik haline gelmiş, evrensellik ikinci plana itilmiştir.

Romantizm'de görülen insan tipi, Klasisizm'deki gibi soyut değildir. Aksine çevresiyle, fiziğiyle belli biridir. Ancak kişiler tek yönlüdür. Yani ya hep iyi ya hep kötüdür. Roman bu ikisinin çatışmasından doğar. Eser sonunda iyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır. Bu yönüyle insan yine tam olarak ele alınmamıştır diyebiliriz.
Eserlerde her tür kişiye rastlanır. Sıradan insanlar, soylular iç içedir.

Romantizm Akımında Dil ve Üslup


Romantik yazar, Klasik yazarın tersine kendini gizlemeyip, olaylar ve durumlar karşısında kendi duygu ve düşüncelerini anlatır.

Romantiklere göre "İnsan başkasına yükleyerek, ancak kendi kalbini tasvir eder; deha anılardan oluşur." Elbette böyle düşünen sanatçı, işe kendini anlatarak başlar.

Eserlerde kullanılan dil, duygu ve hayallerin coşkunluğu ölçüsünde dağınık ve başıboştur. Sözcük seçimine pek önem vermemişlerdir.

Temelde halkın kullandığı dil esas alınmıştır. Süse ve sanata değer verdiklerinden, benzetmeler, mecazlar eserde büyük yer tutar, özellikle doğa manzaralarının betimlenmesine büyük değer verilir.

Hazırlık Dönemi


Klasisizm akımının ortaya koyduğu sağduyu ve akıl ilkesi bilimsel ve sanatsal gelişmeyi hızlandırmıştır. J. J. Rousseau, Montesquieu gibi felsefeciler, katı kurallara bağlı sistemle düşünce yönünden çatışma içine girmiştir.
Bu felsefeciler, insan hakları, özgürlük, adalet gibi konuları halkın gündemine sokmayı başarmıştır. Sonunda bu düşünceler meyvesini vermiş ve 1789’da Fransız İhtilali olmuştur. İhtilalden sonra derebeylik ve aristokrasi çökmüş; soylulara karşı yeni bir yapılanma (burjuva) oluşmuştur. Bu gelişmelerden sonra da yeni duygu, düşünce ve idealleri anlatmayı amaçlayan, sanatın ve sanatçının kurallardan kurtulup özgürleşmesini savunan romantizm akımı doğmuştur.

Romantizmin en önemli özelliği klasisizme tepki olarak doğuşudur. Klasik öğretinin bütün kuralları romantizmle birlikte yıkılmış, Latin ve Yunan edebiyatlarının etkisi iyice zayıflamıştır. Bu akım, Victor Hugo’nun “Hernani’ adlı oyunuyla bir edebiyat akımı olarak başarıya ulaşmıştır.

Romantizm Akımının İlkeleri (Özellikleri)


  • Romantizm öncelikle klasisizmin aklı tek ölçüt almasına karşıdır. Onlar insanı akıl ve duygusuyla bir bütün kabul eder.
  • Romantizm sanatçıya geniş bir özgürlük verir. Sanatçı kendi duygularını eserlerinde açığa vurabilir.
  • Romantizm bireyin değil, toplumun düzeltilmesi amaçlanır. Bu nedenle “toplum için sanat” ilkesini benimserler.
  • Toplumun her kesiminden insan esere girmiştir.
  • “Düşünüyorum, öyleyse varım.” ilkesine karşılık “Düşünüyorum ve hissediyorum, öyleyse varım.” Düşüncesinden yanadırlar.
  • Fransız İhtilali’yle insanların inandıkları yıkılınca bu durum edebiyata hüznü ve kötümserliği getirmiştir. Sanatçı dış dünyayı ve kendini izlerken melankoliktir.
  • Klasisizm’de insan doğası öne çıkarken romantizmde dış dünya ve gerçek doğa öne çıkmıştır. Doğanın betimine önem verilmiştir.
  • Romantiklerin dili konuşulan dilden uzak, yapay ve sanatlıdır.
  • Romantizmde karşıtlıklara (iyi-kötü, güzel-çirkin) çokça yer verilirken sanatçılar iyiden ve güzelden yana olmuşlardır.
  • Romantizmde konu olarak genellikle toplumsal sorunlar, Hristiyanlık hikâyeleri, ulusal tarihi gibi konular işlenmiştir.
  • Romantik sanatçılar eserlerine kişiliklerini yansıtmıştır. Olaylarla ilgili görüşlerini açıkça ortaya koymuşlardır.
  • Romantizmin kurallarını, Victor Hugo, “Cromwell” eserinin ön sözünde belirtmiştir.
  • Tiyatroda üç birlik kuralı terk edilmiştir.
  • Tip yerine karakter üzerinde durulmuştur.
  • Tesadüfler ve olağanüstülüklere yer verilmiştir.
  • Ulusal tarih ve kültür konu edilmiştir.
  • Romantizmde roman ve hikâye, dram, anı, gezi, lirik şiir, eleştiri, makale, deneme gibi türler önem kazanmıştır.

Romantizmin Önemli Temsilcileri:

  • Victor Hugo………………….. şiir, tiyatro, roman
  • Jean-Jacques Rousseau…………….. felsefe, toplum bilim
  • Voltaire………………………… felsefe, roman, şiir
  • Friedrich SCHİLLER…………………………. tiyatro, şiir
  • J. Wolfang GOETHE…………………….. şiir, tiyatro, roman
  • Lamartine…………………….. şiir, roman
  • Chateaubriand…………….. şiir
  • Shelley…………………………. şiir
  • George Sand………………… roman, öykü
  • Alfredde Vigny………………. şiir
  • Alfred de Musset…………… hikaye, roman
  • Alexandre DUMAS PERE………… roman
  • Puşkin………………………….. şiir

Romantizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri:

  • Namık Kemal………………………… şiir, tiyatro, ro­man, eleştiri, tarih
  • Ahmet Mithat Efendi………………. roman, öykü
  • Abdülhak Hamit Tarhan………… şiir, tiyatro
  • Recaizade Mahmut Ekrem……. şiir
-derlemedir.
30 Aralık 2016 17:32   |   Mesaj #8   |   
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye

Türkiye Romantizmi

Ad:  Romantizm Akımı-3.jpg
Gösterim: 57
Boyut:  40.2 KB

Toplumsal ve siyasal alanda Batı'ya yönelme hareketinin başlangıç tarihi olan Tanzimat fermanı'nın ilanından (1839) 20 yıl sonra başlayan ve batı edebiyatı örnek tutularak meydana getiren Tanzimat edebiyatının (1859 -1895) daha ilk yıllarında türk okur ve seyircisi romantizm akımının başlıca kişilerinin belli başlı yapıtlarıyla karşılaşmıştır: Victor Hugo (Sefiller, Bir mahkûmun son günü, Hernani vb.; ayrıca şiirlerinden çeviriler: Tıflı nâim vb.), Chateaubriand (Son serâc'ın sergüzeşti, Atala, Rene), Bernardin de Saint-Pierre (Pol ve Virjini), Lamartine Graziella vb.; ayrıca şiirlerinden çeviriler: Souvenir, Göl vb.), Alexandre Dumas Pere Monte-Cristo vb.), Alexandre Dumas Fils Kamelyalı kadın vb.), tiyatro alanında özellikle Shakespeare (çeşitli oyunları), Schiller (çeşitli oyunları) vb. anılabilir.

Sponsorlu Bağlantılar
Tanzimat edebiyatının pek çok yazar ve şairi (Ahmet Mithat, Namık Kemal, Şemsettin Sami, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdüllhak Hamit vb.) romantizm akımının etkisi altındadır. Namık Kemal'in İntibah adlı romanında Kamelyalı kadın'ın, Vatan yahut Silistre oyununda Romeo ve Juliet' in, Gülnihal'de Hamlet'ın, Zavallı çocuk' ta Hernani'nn izleri görülür; Mukaddime-i Celal'öe CromweH'in önsözü'nün adım adım izlendiği biliniyor. Abdülhak Hamit'in Makber ve Bir sel'ilenin hasbıhali adlı şiir kitaplarında Hugo'dan, Finten oyununda ise Shakespeare'den esintiler vardır.

Edebiyat-ı cedide döneminde, Halit Ziya'nın Mai ve siyah adlı romanının o dönem şairlerini temsil eden baş kişisi Ahmet Cemil, kışın yağmurlu, karlı gecelerinde özel ders vermek için Vezneciler'e gitmek zorunda kalışından yakınırken, evin "küçük, sıcak odasında minderin üzerine boylu boyunca uzanarak Musset' nin Geceler'ini, Hugo'nun oyunlarını, Lamartine'in Tefekkürat'ını okumak için özlem duyduğunu anlatır.

İkinci meşrutiyetten sonra, Milli edebiyat döneminde Yusuf Ziya'nın (Ortaç) hece vezniyle yazılmış ilk oyun olduğu için önemli sayılan Binnaz adlı oyununda da Hugo'nun bir oyununun etkisi bulunduğu ileri sürülmüştür.

Gerek o dönemde, gerek Cumhuriyet dönemi edebiyatımızın ilk yıllarında yazan lirik şairlerden bazılarının şiirlerinde de romantizm etkileri sezilir.

Kaynak: Büyük Larousse

Daha fazla sonuç:
Sanat Akımları - Romantizm

Hızlı Cevap
Mesaj:



Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç