Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 84.623|Cevap: 13|Güncelleme: 20 Haziran 2016

Kan Nedir - Kanın Yapısı, Özellikleri ve Görevleri

virtuecat
22 Şubat 2007 02:26   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Kan
Kan, insanda ve üstün yapılı hayvanlarda yaşamın sürmesini sağlayan en önemli vücut sıvısıdır. Dolaşım sistemini oluşturan kalp ve kan damarları aracılığıyla bütün vücudu dola­şarak dokular arasındaki madde alışverişine yardımcı olur. Bütün
Ad:  kan nedir1.jpg
Gösterim: 398
Boyut:  78.6 KB
çokhücreli gelişmiş can­lılarda, bir yandan hücrelere gerekli olan besin maddeleri ile solunum gazlarını, öte yandan hücre etkinliklerinin yan ürünü olan atık maddeleri taşıyan böyle bir sıvı vardır. Bitkilerde, köklerin emdiği suyu ve mineral tuzlarını yapraklara, yapraklarda fotosentezle üretilen besin maddelerini öbür dokulara ileten bu taşıyıcı sıvıya "besisuyu" denir. İnsanda ve gelişmiş hayvanlarda bu taşıma görevini üstlenen kan, sindirim sisteminden aldığı besin maddeleri ile akciğerlerden aldığı oksijeni vücuttaki milyonlarca hücreye götü­rür. Her hücre, gelişmesi ve işlevlerini yerine getirmesi için hangi maddelere gereksinimi varsa yalnızca o maddeleri seçerek gerektiği kadarını kandan alır. Bu maddelerin özümsenmesi sırasında açığa çıkan ve vücuttan uzaklaştırılması gereken zararlı atıkları, kar­bon dioksidi ve fazla suyu da gene kana boşaltır. Kan bu kez yüklenmiş olduğu bu maddeleri böbreklere ve akciğerlere taşıyarak vücuttan dışarı atılmalarına yardımcı olur. Bu arada kandan hücrelerarası boşluklara sızan sıvıları ve besin maddelerini toplayarak yeni­den kana aktarmak üzere vücutta ikinci bir sıvı dolaşır. Renksiz olduğu için "akkan" da denen bu sıvının adı lenftir.

Sponsorlu Bağlantılar
Kan Dolaşım
Kan dolaşımı vücudun bütün organlarına ve dokularına ulaşan bir enerji iletim sistemidir. Kalp, içinde bol oksijen bulunan açık kırmızı renkli kanı aorta pompalar. Bu anaatardamardan ayrılan daha küçük atardamarlar ve kılcal damarlar aracılığıyla kan bütün vücuda dağılır. Kanın taşıdığı oksijen ve besin maddeleri kılcal damarların incecik duvarlarından geçerek hücrelerin içine girer. Hücrelerdeki atık maddeler de gene kılcal damarlar yoluyla kana karışır. Oksijeni azalmış olan bu koyu kırmızı renkli kan toplardamarlar aracılığıyla kalbe taşınır ve yeniden oksijen yüklenmek üzere akciğerlere gönderilir. Buradaki kılcal damarlarda akarken havanın oksijenini alır ve bir kez daha vücuda pompalanmak üzere kalbe geri döner.
İnsanın ve omurgalı hayvanların kanı, damar denen kapalı boruların içinde dolaşır ve ola­ğan koşullarda hiçbir zaman damarların dışı­na çıkmaz. Buna kapalı dolaşım denir. Oysa omurgasız hayvanların çoğunda açık dolaşım vardır. Bu sistemde, damarlardan çıkarak dokuların arasındaki boşluklara dolan kan madde alışverişini yaptıktan sonra yeniden damarlara döner.
İnsanın ve üstün yapılı hayvanların dolaşım sisteminde kanı harekete geçiren ve damarla­rın içinde sürekli akmasını sağlayan organ kalptir. Bir pompa gibi çalışan bu organ kanı büyük bir basınçla damarlara doğru iter ve kıllar, tırnaklar gibi ölü dokular dışında vücu­dun bütün hücrelerine ulaştırır.
İnsanlar kanın vücuttaki bütün dokuları beslediğini eskiçağlardan beri bildikleri halde kalbin nasıl çalıştığını ve kanın hangi yolu izlediğini yüzyıllarca açıklayamadılar. Eski Yunan bilginleri kalp ile akciğerler arasında bir bağlantı olduğunu fark etmişlerdi. Gene de, başta Aristo olmak üzere birçoğu damar­larda kan yerine hava bulunduğuna ve bu havanın kalpten geldiğine inanıyordu. Eski Yunanlı hekim Galenos atardamarların hava değil kan taşıdığını kanıtlayarak bu yanlış inanışı çürüttü. Ama o da kalbin görevini açıklayamadı ve kanın damarlardaki hareketi­ni denizlerdeki gelgit hareketine benzeterek yanılgıya düştü.
Kan dolaşımını bugün bildiğimiz biçimiyle açıklayan ilk tıp bilgini William Harvey'dir (1578-1657). Harvey, kanın kalp aracılığıyla atardamarlara pompalandığını ve hep tek yönde akarak toplardamarlar aracılığıyla kal­be geri döndüğünü, böylece kan dolaşımının vücutta bir daire çizdiğini deneylerle gösterdi. Üstelik kılcal damarları görebileceği kadar güçlü bir mikroskobu olmadığından, atarda­marlar ile toplardamarlar arasındaki bu bağ­lantıyı yalnızca varsayımla çıkarmıştı. Nite­kim kılcal damarların varlığı, Harvey'in 1628'de yayımladığı bir kitapta kan dolaşımını açıklamasından yıllar sonra bulundu.
Kan vücutta dolaşırken birbirinden tama­mıyla ayrı iki yol izler. Bunlardan birinde yalnızca kalp ile akciğerler, öbüründe kalp ile vücudun geri kalan bölümleri arasında dola­şır. Sol kalpten çıkan oksijen yüklü ve açık kırmızı renkli temiz kanın bütün vücudu dolaşıp sağ kalbe dönmesine büyük dolaşım denir. Taşıdığı oksijeni dokulara verip karbon dioksit yüklenmiş olan koyu kırmızı renkli kirli kanın sağ kalpten çıkıp akciğerlere gide­rek oksijen yüklendikten sonra sol kalbe dönmesi ise küçük dolaşımadır.

Kan Damarları

Kalpten dokulara ve organlara kan götüren damarlara atardamar, dokulardan kalbe kan getirenlere de toplardamar denir. Büyük atar­damarlar kalpten çıktıktan sonra yol boyunca dallanarak daha ince atardamarlara ayrılır ve en sonunda yalnızca mikroskopla görülebilen kılcal damarlardı oluşturur. Kılcal damarlar ise kalbe yaklaştıkça birleşip kalınlaşarak toplardamarlara dönüşür. Bu üç tip damarın yapısı işlevlerine uygun olarak birbirinden farklıdır.
Atardamarların kastan yapılmış duvarları, kalbin kanı pompalarken uyguladığı basınca dayanacak kadar kalındır. Genellikle vücu­dun dokularına gömülmüş olarak derinde bulunan bu damarlar ancak bazı yerlerde, örneğin el bileğinde, şakaklarda, boyunda, ayak sırtında ve ayak bileğinin dış yanında yüzeye yakındır. Bu bölgelerde, her kalp atımında kanın atardamarların duvarına ba­sınçla vurarak geçişi hissedilebilir. Bu vuruşu, yani nabzı saymak için en uygun yer el bileğinin iç yüzündeki atardamardır. Kanın atardamarların duvarına yaptığı bu basınca kan basıncı ya da tansiyon denir. Bazı hasta­lıklarda yükselen, bazılarında düşen kan ba­sıncı genellikle üstkoldaki büyük atardamar­dan tansiyon aletiyle ölçülür.
Toplardamarların duvarları daha incedir; çünkü bu damarlarda dolaşan kanın basıncı artık azalmıştır. Çoğu yerde yüzeye iyice yakın olan toplardamarlar kollarda ve bacak­larda çok belirgindir. Bu damarlar dokular­dan kalbe dönen oksijensiz kanı taşıdığından, derinin altından mavi renkli bir ağ gibi görü­nür. İnsanın bir yeri kesildiğinde zarar gören genellikle toplardamarlardır. Bu damarlardan yavaşça akan koyu renkli kan bir süre sonra pıhtılaşır ve kanama durur. Oysa bir atarda­mar kesildiğinde açık kırmızı renkli kan hızla fışkırarak akar. Bu tehlikeli kanamayı dur­durmak için kesilen yere parmakla ya da avuç içiyle sıkıca bastırmak ve zaman yitirmeden bir doktora başvurmak gerekir.
Toplardamarlar yüzeyde olduğundan kü­çük bir şırıngayla damara girip kan almak kolaydır. Bu yüzden laboratuvar testleri için gerekli kan toplardamarlardan alınır. Kılcal damarların duvarları atardamar ve toplarda-marlarınkinden çok daha incedir. Bu yüzden kandan hücrelere ve hücrelerden kana madde geçişi hep kılcal damarlarda olur. Aynı özellik lenf damarları için de söz konusudur. Kan plazmasından ayrılan sıvıyı ve besin maddele­rini toplayan bu damarlar da ayrı bir dolaşım ağı çizerek sonunda toplardamarlardaki kan dolaşımına katılır.


Son düzenleyen Safi; 20 Haziran 2016 23:38
Diğer Konular:
Blue Blood
4 Temmuz 2008 16:30   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Kan Fizyolojisi
Kan, vücudun organları arasında madde alış verişine aracılık eden ve damarlar içinde bulunan kırmızı renkli sıvıdır. Kan hayat için gerekli maddeleri (oksijeni) akciğerlerden sindirilerek vücuda yarar bir duruma gelen besin maddelerini sindirim organlarından alarak organlar ve onların en küçük parçaları olan hücrelere götürür. Hücrelerde çalışma sonucu meydana gelen ve vücuda yaramayan artıkları yüklenerek böbrek, deri ,akciğer
Ad:  kan nedir2.jpg
Gösterim: 281
Boyut:  61.5 KB
organlarına getirir ve bunların vücut dışına çıkmasını sağlar.
Kanın rengi atardamarlar içinde kırmızı, toplardamarlar içinde, koyu kırmızıdır.
Kan, histolojik bakımdan, hücreleri hareket eden ve esas maddesi sıvı halinde olan bir dokudur. Yetişkin bir insanda beş litre kan bulunur (İnsan bunun yarısını kaybederse hayatı tehlikeye girer. 2/3 ünü kaybederse yaşayamaz).
Bir miktar kan, bir süre sallanmadan bir yerde bırakılsa ya da santrifüje edilse, iki kısma ayrıldığı görülür.
a - Sıvı halinde kalan ve san renkte olan serum kısmı.
b - içindeki katı kısımlarının kabın dibinde toplandığı pıhtı kısmı.
Kanı incelediğimiz zaman, içinde, hareket eden kan hücrelerini görürüz. Bunlar, alyuvarlar, akyuvarlar adını alırlar. Bir milimetreküp kanda beş milyon alyuvar, 7-10.000 akyuvar bulunur. Kanın içinde, kan yuvarlarından başka, plaket denen küçük lameller vardır. Damarlar zedelenirse bu plaketler kütle halinde yaralanan damar duvarını tıkamaya ve kan akmasını önlemeğe savaşırlar.
Kan plazması denen kanın sıvı halindeki kısmında ise şunlar vardır:
1 - Su
2 - Kan albüminleri denen serin, globulin
3 - Fibrinojen (kan damardan çıkınca fibrin haline geçerek pıhtılaşmaya sebep olur)
4 - Vücûda yarayacak şekilde sindirilmiş ve kana geçmiş maddelerden yağ, glikoz
5 - Tuzlar
6 - Organik artıklar (Üre, kolesterol)
Kanın Yapısı
Damarlarda dolaşarak vücudun en ufak hücrelerine kadar yayılan,besin taşıyan kan,hayatın varlığı, yaşamak için son derece önemli bir maddedir.
Bilimsel incelemelere göre,bir insanda yaklaşık olarak ağırlığının 12 ile 15 de biri kadar kan vardır. Kan, tuzlar, şeker ve diğer bazı maddelerin sulu eriyiği olan plazma ile bunun içinde yüzen alyuvar veakyuvar lardan meydana gelir.Kanın kırmızı rengi, alyuvarlardaki "hemoglobin" maddesinden ileri gelmektedir. Sözkonüsu madde, içinde demir bulunan bir kırmızı pigment (boyayıcı, renk verici) ile birleşmiş bir proteinden oluşur. Kanın pıhtılaşması,kanda bulunan "fibrinogen-fibrinojen" proteininin "fibrin" haline dönüşmesinden olur.
Para gibi yuvarlak diskler halindeki alyuvarlar, sağlam bir insanda 1 mm (milimetre küp) kanda 4. 5 ile 5 milyon oranında bulunur.akyuvarlara gelince,bunların bazıları büyük, bazıları da küçüktür. akyuvarların çekirdekleri vardır. akyuvarların çeşitliliğine göre,çekirdekler de parçalı, düz, yuvarlak,ya da çomak biçimi ve tek olarak bulunurlar. akyuvarların sayısı alyuvarlar kadar fazla değildir. 1 mm kanda ancak 5000 ile 8000 akyuvar bulunduğu bilinmektedir. Bazı hastalıklar,gerek akyuvarların gerekse alyuvarların sayısının artmasına sebep olur. Gene bunun gibi,bazı hastalıklar da alyuvar ve akyuvarların sayılarının eksilmesinde rol oynar.
Balıklar, kuşlar ve sürüngenlerde alyuvarların her birinin bir çekirdeği vardır. Buna karşılık, memelilerde çekirdek hücreden dışarı atılır. Hücre geliştiği zaman çekirdek kaybolur. Bu durumun gerçek sebebi bilinmemektedir. Ancak, alyuvarların ömrünün kısalığına (insanda 3 ay) yorulmaktadır. Ölen bu hücreler yerine sürekli olarak yenileri gelir. Memelilerin hayatı boyunca, kırmızı kemik iliği içinde aralıksız sürüp giden hücre bölümleriyle yeni alyuvarlar oluşur. Eskiyen alyuvarlar dalak ve karaciğerdeki bazı hücreler tarafından tahrip edilir ve vücuttan dışarı atılır.
Aşırı çalışma, heyecan ve yaralanmaya sebep olan sarsıntılar, alyuvarların artmasına zemin hazırlar.
Lökosit adı verilen akyuvarlar,alyuvarlarla birlikte kan hücrelerini meydana getirirler.

Kanın Pıhtılaşması
Kanın, damar dışına çıktığında pıhtılaşma özelliği vardır. Bu durum, plazmada erimiş olarak bulunan fibrinojen maddesinin özel bir ferment ile fibrin haline geçerek erimez bir hale gelmesinden ileri gelir. Kanın damar dışında olmasıyla medyana gelen bu fermentiakyuvarlar kana salarlar

Kan Hastalıklarla Nasıl Savaşır?
Akyuvarların (beyaz küreciklerin) çoğu alyuvarlardan büyüktür. Buna karşılık, kandaki akyuvar sayısı alyuvara oranla azdır. Yaklaşık olarak,her 800 alyuvara karşılık bir akyuvar vardır. akyuvarlar belirli bir biçime,şekle sahip değildir. Şekil değiştirerek hareket ederler.
Herhangi bir yoldan vücuda girmiş zararlı bir bakterinin sebep olduğu hastalıkla savaşmak, daha doğrusu hastalığın öncüsü bakteriyi yok etmek,akyuvarın görevidir.
Bir bakteriyi ortadan kaldırmak için, akyuvar bakteriye doğru hareket eder. Onu kaplar. Bu kaplama bir nevi yutmaktır. Bakteri akyuvarın içine girdiği an sindirilir.
Büyük sayıda zararlı bakteri kanı kapladığında,vücut otomatikman akyuvar sayısını arttırır. Bu akyuvarlar,kemik iç yapısındaki ilik tarafından üretilir. Belirli bir süre sonra, kan bakterileri yok edecek ölçüde (sayıda) akyuvara sahip olacaktır.
Kan vücutta;
  • Oksijen alışverişi
  • Enerji sağlayan karbonhidratların dokulara dağılması
  • Proteinlerin dokular arasında dağılımı
  • Hormonların ilgili dokulara giderek burada fonksiyonlarını yerine getirmesi
  • Atık ve toksik maddelerin vücuttan atılması için ilgili organlara taşınması
  • Mikroplarla savaşta bağışıklık sisteminin yaptığı antikorların hastalık bölgelerine taşınması için hayati öneme sahip bir dokudur. Fonksiyonlarını içinde taşıdığı çeşitli hücreler ve plazma adı verilen sıvı sayesinde yapar. Görevlerini yerine getirirken akışkan, fakat bir yaralanma anında korunması için pıhtılaşabilir özellikte olması gerekir. Pıhtılaşma işlemi kanın plazma adı verilen sıvı kısmındaki çeşitli proteinler tarafından sağlanır.
Kanın hücresel elemanları kemik iliğinde yapılır. Başlıca 3 grupta incelenebilir:
  • Eritrositler (Alyuvarlar)
  • Lökositler (Akyuvarlar)
  • Trombositler
Eritrositler: Kana kırmızı rengini veren alyuvarlardır. İçinde taşıdıkları hemoglobin molekülü ile hücrelere oksijen ve hücrede enerji sağlama sırasında yakılan oksijenin metaboliti karbondioksiti dışarı atmak üzere akciğere taşır. Eritrositlerin ortalama yaşam süresi 120 gündür.
Lökositler: Vücuda giren canlı cansız her çeşit yabancı maddeyi tanımak ve onlarla savaşmak için görev yaparlar. Bir kısmı doğrudan mikroplarla savaşırken, başka bir kısmı yabancı molekülleri ve mikropları tanıyarak sistemi uyarır, diğerleride mikropla savaşmak üzere antikor denen spesifik proteinleri üretir. Akyuvarların yaşam süresi değişiktir. 48 - 72 saat ile yaşam boyu canlı kalabilirler.
Trombositler: Bir yaralanma halinde yaralanan bölgeyi ilk tamir etme ve bu bölgede pıhtı oluşması için bir dizi olayı başlatma görevi olan hücrelerdir. Bu hücrelerin yaşam süresi 7 - 9 gündür.

Görüldüğü gibi kan hücreleri kemik iliğinde sürekli olarak yapılan, yaşayan ve ölen hücrelerdir. Bir bakıma kan hücreleri sürekli olarak yenilenen hücrelerdir. Kemik iliği ise sürekli olarak çalışan ve gereksinime uygun miktarda hücre üreten bir fabrikadır. İnsan vücudunda 70 ml / kg kadar kan vardır (70 kg ağırlıkta biri için yaklaşık 5 litre). Bu kanın % 35 - 40 kadarı hücresel elemanlardan oluşmuştur.
Kan, hücrelerden ve “plazma “ adı verilen bir sıvıdan oluşmuştur. Hücreler eritrositler (kırmızı kan hücreleri), lökositler (beyaz kan hücreleri) ve trombositlerdir. Hücrelerin % 99’undan fazlasını eritrositler oluşturur. Eritrositler kanın oksijen taşıyan hücreleridir.Lökositler vücudu enfeksiyonlara ve kansere karşı koruyan hücrelerdir. Trombositler ise kanın pıhtılaşmasında görev alırlar.

Eğer kan santrifüj edilirse, hücreler plazmadan ayrılır. Hücreler daha ağır oldukları için dibe çökerken daha hafif olan plazma üstte kalır. Kan, içi heparin ile sıvanmış “mikropipet” denilen küçük tüplerde santrifüj edilir. Bu tüpün en alttaki kısmında eritrositler toplanır, bunun hemen üstünde ise çok ince bir tabaka halinde lökositler bulunur, en üstte ise plazma bulunur. Hematokrit, eritrositlerin oluşturduğu kan hacminin toplam kan hacmine oranıdır. Hematokrit tayini için kan heparinize özel tüplerde santrifüj edilir, eritrositler en altta toplanır, onun üstünde lökosit ve trombositlerin oluşturduğu çok ince bir tabaka oluşur, en üstte ise plazma adı verilen açık saman sarısı-beyaz renkte sıvı toplanır. Hematokriti hesaplamak için eritrositlerle dolu olan tüpün uzunluğu kanla dolu tüpün uzunluğuna bölünüp, çıkan sonuç 100 ile çarpılır.Hematokrit pipetinde eritrositler 36 mm lik bir sütun oluştururken, lökosit ve trombositler birlikte yaklaşık 1-2 mm lik bir sütun oluşturmalarının sebebi, bu hücrelerin sayılarından kaynaklanmaktadır. 1 mm3 kanda 4,6-6,2 milyon eritrosit varken, 5.000-10.000 lökosit ve 200.000-400.000 trombosit vardır. Doğal olarak, sayıca fazla olan eritrositler hemotokrit pipetinde daha uzun bir sütun oluşturacaklardır.

Hematokrit oranı erkeklerde % 40-50 arasında değişirken, bu oran kadınlarda % 35-45 arasında değişir. Erkeklerde hematokrit oranının yüksek olmasının sebebi, erkeklerdeki toplam kan hücresi sayısının kadınlarınkinden daha fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Erkeklerde 1 mm3 kanda ortalama 5,1-5,8 milyon kan hücresi varken kadınlarda 1 mm3 kanda 4,3-5,2 milyon kan hücresi vardır. Eritrositlerin sayısının azaldığı durumlara anemi (kansızlık) denirken, eritrosit sayısının arttığı durumlara ise polisitemi denir.

Plazma kanın sıvı kısmıdır, su içinde çözünmüş çok sayıda organik ve inorganik maddelerden oluşur. Bu maddelerden en önemlisi proteinlerdir. Proteinler plazmanın toplam ağırlığının yaklaşık yüzde 7 sini oluşturur. Plazma proteinleri 3 ana gruba ayrılır. Bunlar, albüminler, globülinler ve fibrinojendir. Bu proteinlerin kandaki konsantrasyonu, sırasıyla 4,5 g/100mL , 2,5 g/100 mL ve 0,3 g/100mL dir. Proteinler içinde miktar olarak en fazla olan albüminlerdir. Bu proteinler, hücreler tarafından kullanılmak üzere plazmadan ayrılmazlar. Hücreler kendi proteinlerini yapmak için plazma amino asitlerini kullanırlar fakat hiçbir zaman plazma proteinlerini kullanmazlar. Plazma proteinleri plazmanın içinde yada interstisiyel sıvıda fonksiyon yaparlar. Kısacası, plazma proteinleri, hücreler tarafından kullanılmak üzere plazmayı terk etmezler. Eğer kanın pıhtılaşmasına izin verilirse, tüpün üstünde kalan sıvıya plazma değil serum denir. Serumda fibrinojen ve pıhtılaşma ile ilgili diğer proteinler, pıhtılaşmada kullanıldığı için yoktur. Matematik formül olarak ifade etmek gerekirse
Plazma - Fibrinojen = Serum diyebiliriz.

HEMOSTAZ (KANAMANIN DURDURULMASI)
Kan dokusu organizmada son derece yaygın bir damar ağı içinde sürekli dolaşım halinde bulunduğu için, vücudun bir bölgesindeki yaralanmalar , bir önlem alınmadığı taktirde, önemli miktarda kanın kaybıyla sonuçlanabilir. Ancak hem damar sistemi hem de kanın bizzat kendisi kan kaybının önlenmesine yönelik bir dizi koruyucu mekanizmaya sahiptir. Bir damarın hasara uğraması halinde kanamanın durdurulması üç aşamalı bir mekanizma ile sağlanır.
1) Vazokonstriksiyon
2) Trombosit tıkacı oluşumu
3) KOAGÜLASYON (PIHTILAŞMA)
Koagülasyon sıvı olan kanın, pıhtı yada trombus denilen jel kıvamlı katı bir maddeye dönüşmesidir. Pıhtılaşma plazma proteinlerinden fibrinojen fibrine dönüştüğü zaman gerçekleşir. Fibrinojen karaciğer tarafından yapılan ve normal insanların serumunda her zaman bulunan çubuk şeklinde bir proteindir. Fibrin başlangıçta gevşek bir iplik ağ gibidir. Oluştuktan hemen sonra kovalent çapraz bağların oluşmasıyla kuvvetlenir. Bu olay faktör XIII denilen bir plazma enzimi sayesinde gerçekleşir. Fibrinojen kanda her zaman bulunur, fakat trombin normalde kanda bulunmaz, yalnızca pıhtılaşma olayı uyarıldığı zaman oluşur. Uyarılmadan önce kanda protrombin denilen inaktif şekilde bulunur. Kan damarının yaralandığı bölgede enzimatik olarak trombine çevrilir. Trombin de faktör XIII ü aktive eder.
Pıhtılaşmaya bırakılan kan örneğinde, pıhtılaşma sonrası ayrılan sıvıya serum denir. Serum plazmadan farklı olarak fibrinojen ve bazı pıhtılaşma faktörlerini kapsamaz, bunun dışında bileşimi plazma ile aynıdır.
Son düzenleyen Safi; 12 Mayıs 2016 00:45
28 Haziran 2009 00:46   |   Mesaj #3   |   
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
KANIN YAPISI VE KAN HUCRELERI
KANIN YAPISI VE GÖREVLERİ
Kan, damarlar içerisinde sürekli hareket halinde olan canlı bir sıvıdır. Bu sıvı , iki temel kısımdan oluşmaktadır : Plazma ve Hücreler. Plazma kısmı büyük oranda sudan meydana gelir ve içerisinde, besin maddeleri, proteinler ve metabolitler gibi bir çok katı maddeyi barındırmakta ve bunların dokulara naklini sağlamaktadır. Normal bir insanda 5000-6000 mL (5-6 litre) kadar kan bulunmaktadır. Kanın % 50-60' sıvı kısım olan plazmadan ve %40-50'si ise hücrelerden meydana gelmektedir.
Plazma :
Ad:  kan nedir3.jpg
Gösterim: 666
Boyut:  57.9 KB

Plazmanın % 90'ı sudur.
Kalan %10 ise katı maddeleri içerir.
Bunların % 8'i proteinler , % 2'si ise diğer çözünmüş maddelerdir.
Kanın temel protein içeriği şöyle özetlenebilir :
• Albumin ..... % 60
• Globulinler ...% 36
• Fibrinojen.....% 4
Hücreler :
• Eritrositler
• Lökositler
• Parçalı Lökositler (Granulositler, PMNL)
• Nötrofiller
• Bazofiller
• Eozinofiller
• Parçalı Olmayan Lökositler (Agranulositler, MNL)
• Lenfositler
• Monositler
• Trombositler (Platelletler)

Eritrositler
Eritrositler , kanın en yoğun hücre grubudur. Kandaki ertrositlerin hacminin, kan hacmine oranına Hematokrit denir. Bu değer, kadınlarda %38-46 ; erkeklerde ise, % 40-54 arasında değişir. Eritrositler içinde bulunan hemoglobin molekülü, eritrositin temel işlevi olan gaz transportunu sağlamaktadır. Bu molekül, akciğerlerde oksijen bağlayarak, vücut hücrelerine taşımakta, oradan aldığı atık madde olan karbondioksiti de akciğerlere taşıyarak, vücuttan uzaklaştırılmasını temin etmektedir. Normal hemoglobin düzeyi, 12-16,5 gr/dL arasındadır. 12 gr altındaki hemoglobin düzeyleri, anemiyi (kansızlığı) işaret eder ve nedenlerinin araştırılması gerekir. Normalde, kanın her mikrolitresinde 4 - 6,5 milyon eritrosit bulunmaktadır.
Kan bankalarında, ağırlıklı olarak Eritrosit içeren kan komponentleri yani Eritrosit Süspansiyonları elde edilmektedir. Böylece kanın plazma kısmı ayrıştırılmış olmakta ve hastaya gereksiz olarak plazma verilmesi engellenmiş olunmaktadır. Bunun bir avantajı da, ayrıştırılmış olan plazma, dondurularak saklanabilmekte ve plazma ihtiyacı olan başka bir hastada kullanılabilmektedir. Bir kısım plazmadan da, kan ürünleri elde edilebilmekte ve bu ürünlere ihtiyaç duyan hastalara verilmektedir.

Lökositler
Lökositler, çekirdeklerinin yapısına göre parçalı (Granülositler) ve Parçasız (Agranülositler) olarak ikiye ayrılırlar. Lökositler, kanda 4.000-10.000 hücre/mikrolitre düzeyinde bulunurlar. Bu sayının 10.000 üzerine çıkmasına lökositoz denir. Bunun nedeni genellikle enfeksiyon hastalıkları olmakla birlikte, daha pek çok sebebi olabilmektedir.Yine lökosit sayısının 4.000'den düşük olmasına ise lökopeni denir. Bu durumunda pek çok sebebi vardır. Lökositlerin temel işlevi, vücudun savunmasıdır. Her lökosit biçiminin farklı özellik ve görevleri bulunmaktadır.

Granülositler
Nötrofiller: Bu hücrenin ana işlevi, vücuda zararlı olan yabancı materyalleri bulmak ve tahrip etmektir. Bulduğu yabancı materyali, fagositoz denen bir yöntemle içine alır ve içindeki çeşitli enzimlerle tahrip eder.
Bazofiller:
Bazofillerin de fagositoz yeteneği vardır ama asıl fonksiyonunu, çeşitli maddeler salgılayarak gösterir.
Eozinofilller: Eozinofiller de nötrofiller gibi yabancı materyali yok etmek görevi olan hücrelerdir. Özellikle, parazitlere bağlı enfeksiyonlarda belirgin rol oynarlar.

Agranulositler
Monositler ve Makrofajlar: Bu hücreler fagositoz yapma yeteneğindedir ve lenfositlerle direkt veya indirekt yoldan bağışıklık sisteminin regulasyonunda önemli rol oynarlar. Monositlerin dokularda bulunan şekline makrofaj denir.

Lenfositler: Bu hücreleri bağışıklık yanıtının humoral kısmını oluştururlar. Çok çeşitli fonksyonlara sahip bu hücrelerin en temel işlevi, mikroorganizmaları tanıyıp, onlara karşı antikor yapımını gerçekleştirmektir.

Trombositler
Trombositler kanın en küçük hücreleridir ve eritrositler gibi çekirdeksizdirler. Normalde kanın bir mikrolitresinde 100.000-400.000 kadar trombosit vardır. Esas özellikleri, pıhtılaşmada oynadıkları önemli roldür. Kan bankalarında, tam kandan ayrıştırılmak suretiyle Trombosit Süspansiyonları elde edilmekte ve sadece bu hücreye gereksinimi olan hastalarda kullanılabilmektedir. Trombosit süspansiyonları, aferez yoluyla da elde edilebilmektedir.

HÜCRE Yoğunluk (g/mL) Hacim (femtolitre)
Trombositler 1,058 16
Monositler 1,062 740
Lenfositler 1,070 230
Nötrofiller 1,082 270
Eritrositler 1,100 87

Kanın mikroskoptan görünüşü

Kan, atardamar, toplardamar ve kılcaldamarlardan oluşan damar ağının içinde dolaşan; akıcı plazma ve hücrelerden (alyuvar,akyuvar ve plaket) meydana gelmiş kırmızı renkli hayati bir sıvıdır. Kan ile ilgili tıbbi terimler genellikle hemo ve hemoto sözcükleri ile başlar. Bu sözcükler eski Yunancada kan sözcüğünü karşılayan haimadan türetilmiştir.
Kanın ana işlevi besin maddelerinin (oksijen, glikoz) ve yapısal elemanların sağlanması ve atık maddelerin (karbondioksit, laktik asit vs.) atılmasının sağlanmasıdır.

Her bedende 5 ila 6 litre arası kan bulunur. Bu miktar ortalama vücut ağırlığının %7-8'ini oluşturur. Kanın yarısı, sıvı olan bölümden yani plazmadan meydana gelir. Diğer yarısı ise kanın içinde çeşitli görevler üstlenmiş olan hücreler veya moleküllerdir. Kandaki hücreler, vücuttaki kan miktarının yarısını oluşturmalarına rağmen, yan yana dizildikleri takdirde 96.500 km'lik bir çizgi oluşturabilecek kadar fazladırlar. Bu, dünyanın çevresini iki kez dolaşmaya yeterli bir uzunluktur.
Eğer kanın pıhtılaşmasına izin verilirse, tüpün üstünde kalan sıvıya serum denir. Serumda fibrinojen ve pıhtılaşma ile ilgili diğer proteinler, pıhtılaşmada kullanıldığı için yoktur. Diger bir deyişle plazma, fibrinojen ve serumdan oluşur.
Kanın en önemli görevi akciğerlerden dokulara metabolik hadiseler için gerekli oksijeni taşımaktır. Bazı ufak ve basit yapılı canlılarda kanın yapısı deniz suyuna çok benzer. Bu canlıların vücut parçalarının gerek duyduğu oksijen bu sıvıda çözünmüş olarak taşınır. Daha karmaşık yapılı canlılarda dokuların oksijen ihtiyacı çok fazla olup, çözünmüş halde taşınan oksijen yeterli olamaz. Bunlarda “solunum pigmentleri” denilen renkli maddeler oksijeni bağlayarak dokulara taşırlar. Bu pigmentlerin (boya maddelerinin) kanda yaygın halde bulunmaları kanı kıvamlı ve akışkanlığı az bir hale getireceğinden insan ve diğer memelilerde pigment taşıyıcı özel hücreler vardır.

İnsanlarda kan, birçok canlı hücrenin bulunduğu karmaşık bir ortamdır. Her vücut kilosunda 70 mililitre kan bulunduğu kabul edilir. Bu hesaba göre 70 kg'lık normal bir erişkinde yaklaşık 5000 ml (5 litre) kan bulunur.
Kan, kalbin pompa vazifesi yaptığı bir kapalı sistemde dolaşır. Bu sistem kalp ile dokular arasında ve kalp ile akciğer arasında olmak üzere iki bölümdür. Bunlardan birincisine “büyük dolaşım sistemi”, ikincisine de “küçük dolaşım sistemi” denilir. Toplardamarlardan gelen kan kalbin sağ kulakçığına dökülür. Buradan sağ karıncığa geçen kan, kalbin kasılmasıyla akciğere yollanır. Akciğerde temizlenen kan, kalbin sol kulakçığına gelir, buradan da karıncığa geçtikten sonra vücuda pompalanır. Kan kılcal damarlardan geçerken oksijenini bırakır ve karbondioksit alır.

Dokuların oksijen ihtiyacını karşılamak ve artıkları almaktan başka kanın birçok önemli görevi daha vardır. Besin maddelerini taşır. Vitaminler, enzimler ve hormonların gitmeleri gereken yerlere ulaşmalarını sağlar. Kan aynı zamanda, enfeksiyonlara karşı vücudun savunmasında önemli bir role sahiptir. Bir iltihabi olaya karşı savaşırken, bir takım kan hücereleri direkt mikrobu tahribe çalışır, diğer bazıları antikor yaparak mikrobu tesirsizleştirir.
Kanın bir diğer önemli vazifesi de, iç dengeyi sağlamaktır. “Hemeostazis” adı verilen bu dengedeki en ufak değişiklik vücut için tehlikeli durumlar ortaya çıkarır. Vücut sıcaklığını ayarlamada önemli rol oynayan kan, metabolizması hızlı organlardan aldığı ısıyı, yüzeydeki damarlardan geçerken verir. Ayrıca kan ihtiva ettiği maddelerle vücudun sıvı-elektrolit dengesini de sağlar.
İnsan kanının bileşimi.

Bir sıvı topluluğu gibi göründüğü halde, kan aynı zamanda bir vücut dokusudur. Bu vücut dokusunun ara maddesini diğer dokulardan farklı olarak bir sıvı meydana getirir. Plazma kanın % 55'ini teşkil eder. Kalan kısmı ise alyuvarlar, akyuvarlar ve pıhtılaşmada rol oynayan trombositlerden meydana gelmiştir.
Kan hücreleri kolaylıkla plazmadan ayrılabilir. Santrifüj denilen cihazlarla yüksek süratle döndürme sağlanarak, kan hücreleri dibe çöktürülüp, plazmadan ayrılır. Kanın vizkozitesi (kıvamı) sudan 5-8 defa daha fazladır.
Her gün kanın belli kısmı yenilenir. Yaklaşık % 1 kadar kırmızı kan hücresi ölürken, yerlerine aynı miktar genç hücre kemik iliğinden kana verilir. Plazma miktarı da en ufak bir değişiklikte hemen dengelenir. Bir kan kaybı durumunda vücut denge mekanizmaları ile hemen hacmi sabit tutmaya çalışır. Önce dokulardan kana sıvı geçişi olur. Daha sonra hızla genç alyuvarlar kana verilmeye başlanır. Büyük miktarlarda kanın kaybedildiği durumlarda şok ortaya çıkar. Kaybolan kan yerine konmazsa şok durumu atlatılamaz.

Plazma:
Kan plazması, % 91 su, % 8 organik maddeler ve % 1 inorganik maddelerden müteşekkildir. Organik bileşenlerin tamamına yakını, proteindir ve plazma için proteinlerin suda çözünmesiyle meydana gelir denir. Plazmanın üç temel proteini albumin, globulin ve fibrinojendir. 100 mililitre plazmada 4,5 gr albumin, 2,5 gr globulin ve 0,3 gr fibrinojen bulunur.
Albumin: Proteinlerin en küçük moleküllü olanlarından biridir. Kanın osmotik basıncının dörtte üçünü albumin sağlar. Osmotik basınç sayesinde kan-plazma oranı korunur. Albumin karaciğerde yapılır. Karaciğer bozukluğu olanlarda hipoalbuminemi denilen plazma albumin seviyesi düşüklüğü ortaya çıkar.
Globulin: Plazma globulinleri birçok değişik türdedir. Elektroforez metoduyla globulinler alfa, beta ve gamma parçalarına ayrılabilir. Alfa ve beta globulinler çeşitli proteinleri bağlayarak, çeşitli yerlere taşırlar. Gama globulinlerden ise hastalıklarda bağışıklık sağlayan savunma maddeleri yapılır.
Fibrinojen: Kan pıhtılaşma mekanizmasının en son basamağını yapan proteindir. Fibrinojen molekülleri fibrin liflerine dönerek katılaşırlar ve pıhtılaşma hasıl olur.
Proteinlerden başka plazmada alınan gıdaların metabolizma ürünleri olan ürik asit, kreatinin, amino asitler gibi bir takım organik moleküller de bulunur. Diğer organik maddeler ise glikoz, yağlar ve kolesteroldür.
Plazmanın başlıca inorganik bileşenleri elektrolitlerdir. Bunlar sodyum (Na+), klor (Cl-), kalsiyum (Ca++), fosfat (PO4)-3, sulfat (SO4)-2 ve mağnezyum (Mg++)dur.
Alyuvarlar: Kırmızı kan hücreleri kanın hücre kısmının tamamına yakınını meydana getirirler. Kanın her milimetre kübünde yaklaşık beş milyon alyuvar bulunur. Mikroskopta bakıldığında alyuvarlar, ortası çökük tavla pulu şeklinde görülür. Ortalama çapları 7,5 mikron olup, merkezdeki kalınlıkları bir mikrondur. (Bkz. Alyuvarlar)
Hemoglobin: Her kırmızı kan hücresinde oksijen bağlama yeteneğindeki bir proteinli boya (pigment) olan hemoglobin bulunur. Oksijenle dolu olan hemoglobine “oksihemoglobin” denir. Bu, kana parlak kırmızı rengini verir. Dokulara oksijen getirdikten sonra bir miktar karbondioksiti alarak akciğerlere getirir. Buna da “karbaminohemoglobin” denir. (Bkz. Hemoglobin)
Akyuvarlar: Alyuvarlardan ayrı olarak tam hücre özelliği gösterirler. Bir çekirdekleri ve diğer hücre organelleri vardır. 10-20 mikron çaplarıyla da alyuvarlardan daha büyüktür. Hareketleri amipsi şekildedir. Bir milimetreküp kanda yaklaşık 7000 kadar akyuvar bulunur. Beyaz hücreler ailesinin en önemli fertleri “granülositler” (parçalı nüveliler), “lenfositler” ve “monositler”dir. Akyuvarların % 60-70'ini granülositler, % 30-45'ini lenfositler % 10'dan az kısmını da monositler teşkil eder. Granülositler de aralarında “nötrofil”, “bazofil” ve “eozinofil” olmak üzere üç çeşide ayrılırlar. Bunların büyük çoğunluğunu nötrofiller teşkil eder.
Beyaz kan hücreleri iki yolla vücudun infeksiyonlara karşı savunmasını üstlenirler. Granülositler ve monositler mikroorganizmayı yutarak (fagositozla) yok ederken lenfositler antikor meydana gelmesine sebeb olarak mikroorganizmaya karşı çalışırlar. Akyuvarların en büyükleri olan monositler de bakteri ve ölü hücre kırıntılarını yerler. Ömürleri çok kısadır. İnsanda 4 gündür.Mikrobik khastalıklarda sayıları artar. (Bkz. Akyuvar, Antikor, Bağışıklık)
Trombositler: Çapları sadece 1-2 mikron olan kanın en küçük hücreleri olan trombositler, pıhtılaşmada önemli rol oynarlar. Kırmızı kemik iliğindeki dev hücrelerin (megakaryosit) parçalanmasıyla meydana gelen oval veya yuvarlak, renksiz ve çekirdeksiz parçacıklardır. Kan pulcukları olarak da bilinirler. Her milimetreküp kanda yaklaşık 150-400 bin trombosit bulunur. Kanda 9 gün sağ kalırlar. Yağ, protein ve karbonhidratlardan gayri bir takım enzimleri de vardır. Damar yaralanmalarında, damarın iç yüzüne yapışarak tıkarlar.Salgıladıkları trombokinaz enzimiyle pıhtılaşmada rol oynarlar.Pıhtı meydana geldiğinde katılaşarak yaranın ağzını büzerler ve kanamayı durdururlar. Trombositlerin pıhtılaşmadaki çok önemli görevlerinin dışında serotonin, adrenalin, noradrenalin ve histamin maddelerini taşıma vazifeleri de vardır.
Kan yapıcı organlar: Kan yapan organlar olarak, kemik iliği, lenf nodülleri (bezeleri) ve dalak sayılabilir. Ana karnında karaciğer, dalak ve kemik iliği tarafından yapılan akyuvar yapımını doğumdan bir süre sonra tamamiyle kemik iliği üstlenir. Dalak ve lenf bezleri “Lenfatik doku”nun en önemli kısımları olup lenfosit ve monositleri imal ederler. (Bkz. İlik)
Lenfatik doku: Bademcikler, timus, barsak mukozasında da bulunmasına rağmen, lenfatik dokunun iki büyük merkezi lenf bezleri ve dalaktır. Bu doku, lenfositleri meydana getiren lenfoblastlar ve monositleri yapan histiositlerden husule gelmiştir. Blenfositlerinden meydana gelen “plazma hücreleri” antikor yapımında görev alırlar.
Pıhtılaşma: Damar yaralanmalarında dışarı çıkan kanın, birtakım kimyasal reaksiyonlar sonucu sıvı halden pelte koyuluğuna veya katı hale geçmesine kanın pıhtılaşması denir.Pıhtılaşma sayesinde kan kaybı önlenir.Pıhtılaşma mekanizması, çok kompleks olmakla beraber olayın son kademesini ve esasını kanda çözünen plazma proteini fibrinojen'in çözünmeyen ipliksi yapıdaki Fibrin'e dönüşmesi teşkil eder.

Kanın pıhtılaşması

Herhangi bir darbe sonucu hasar gören doku, yırtılan kan damarlarının çeperleri ve kan pulcukları (trombositler) tarafından pıhtılaşma mekanizmasını başlatacak olan trombokinaz (tromboplastin) enzimi salgılanır.
Karaciğer tarafından salgınan ve üretimi için K vitaminine ihtiyaç duyulan aktif olmayan plazma proteini protrombin, trombokinaz enzimi tarafından trombin'e çevrilir. Trombin, kan pulcuklarını da yapışkan yapar. Böylece trombositler, yırtılan damarı tıkamak için damarın iç çeperine yapışmaya başlar.
Trombin, kalsiyum tuzları'nın varlığında bir enzim gibi görev yaparak karaciğerin bir salgısı olan plazma proteini fibrinojen'i, ince uzun iplikçikler şeklinde teşekkül eden fibrin'e dönüştürür.
Fibrin iplikçikleri, kırmızı kan hücrelerini, kan pulcuklarını ve proteinlerini bir ağ gibi sararak çökeltir. Yaranın içini dolduran bu çökeltiye pıhtı denir. Pıhtı, yavaşça büzülerek küçülür ve temiz sarı bir sıvı açığa bırakır. Bu sıvıya serum adı verilir.
Pıhtı bir süre sonra kurur. Yara, fibroblast hücreleri ve deriye ait dış tabaka hücreleri tarafından onarılır.
Damarların iç yüzeyleri kaygan olduğundan, kan buralara yapışıp pıhtılaşamaz. Ayrıca normal kan dolaşımı esnasında çeşitli maddeler pıhtılaşmayı önler. Bunlardan biri karaciğer tarafından üretilen heparin'dir. Heparinin çokluğu, K vitamini eksikliği, karaciğer hastalıkları pıhtılaşmayı geciktirir. Bu gibi durumlarda, bedende nokta halinde kanamalar görülür. K vitamini, hava teması, sıcaklık, asitler, kalsiyum tuzlarının çokluğu da pıhtılaşmayı hızlandırır.
Damarda yaralanma, kireç toplanması veya kolesterin birikmesi gibi hallerde kan damarın içinde pıhtılaşabilir. Damarda meydana gelen bu pıhtıya emboli (tıkaç) denir. Bu pıhtının kalbi besleyen ince damarları (karonerleri) tıkamasından kalp enfarktüsü ortaya çıkar. Çok tehlikeli olan bu hastalıkta kalp kasları beslenemediğinden zaman içinde bozulur. Bu gibi hastalar kalp yetmezliğinden ölebilir.Tıkanma akciğer veya böbreklerde olursa akciğer ve böbrek enfarktüsü adını alır.
Hemofili denen irsi bir hastalıkta kan pıhtılaşması olmaz veya pek yavaş olur. Bu tip hastalar, bir diş çekiminden veya sünnet olmaktan ileri gelen kanamaların durmaması yüzünden hayatını kaybedebilirler. Bunlara kan vermek ve pıhtılaştırıcı ilaçlar şırınga etmek suretiyle yardım edilmeye çalışılır. Bu hastalık daha çok erkeklerde görülür. (Bkz. Hemofili)

Kanın Görevleri
Respirasyon (Solunum) : Oksijenin, akciğerden dokulara ve karbondioksit'in de dokulardan akciğere taşınasını sağlamak
Beslenme : Barsaklardan emilmiş olan gıda maddelerini hücrelere taşımak
Exkresyon (Atılım) : Hücrelerin faaliyetleri sonucu oluşan zararlı ve artık maddeleri böbreklere, akciğere, cilde ve barsaklara taşıyarak vücuttan atılmalarını sağlamak.
Asit-Baz Dengesi : Vücudun normal asit baz dengesini sağlamak
Su Dengesi : Doku sıvıları ile dolaşım sıvıları arasında kanın oluşturduğu etkiler üzerinden gerçekleşen su değiş-tokuşu ile su dengesinin düzenlenmesi.
Vücut Isısı : Vücut ısısının dağılım ve kontrolünü sağlamak
Savunma : Dolaşımdaki lökositlerle , vücudun yabancı mikroorganizmalardan korunmasını temin etmek.
Hormon Nakli : Hormonların nakli ve Metabolizmasının düzenlenmesi.

Son düzenleyen Safi; 12 Mayıs 2016 00:46
10 Mayıs 2016 00:36   |   Mesaj #4   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Kan Fizyolojisi
Kan, hücrelerden ve “plasma” adı verilen bir sıvıdan oluşmuştur. Hücreler eritrositler (kırmızı kan hücreleri), lökositler (beyaz kan hücreleri) ve trombositlerdir. Hücrelerin %99’undan fazlasını eritrositler oluşturur. Eritrositler kanın oksijen taşıyan hücreleridir. Lökositler vücudu enfeksiyonlara ve kansere karşı koruyan hücrelerdir. Trombositler ise kanın pıhtılaşmasında görev alırlar.

Hematokrit, eritrositlerin oluşturduğu kan hacminin toplam kan hacmine oranıdır. Hematokrit tayini için kan heparinize özel tüplerde santrifüj edilir, eritrositler en altta toplanır, onun üstünde lökosit ve trombositlerin oluşturduğu çok ince bir tabaka oluşur, en üstte ise plazma adı verilen açık saman sarısı-beyaz renkte sıvı toplanır. Hematokriti hesaplamak için eritrositlerle dolu olan tüpün uzunluğu kanla dolu tüpün uzunluğuna bölünüp, çıkan sonuç 100 ile çarpılır. Örneğin 80 mm uzunluğunda kanın 36 mm’si eritrosit ise;
Hematokrit pipetinde eritrositler 36 mm’lik bir sütun oluştururken, lökosit ve trombositlerin birlikte yaklaşık 1-2mm’lik bir sütun oluşturmalarının sebebi, bu hücrelerin sayılarından kaynaklanmaktadır. 1mm3 kanda 4,6-6,2 milyon eritrosit varken, 5.000-10.000 lökosit ve 200.000-400.000 trombosit vardır. Doğal olarak, sayıca fazla olan eritrositler hemotokrit pipetinde daha uzun bir sütun oluşturacaklardır.
Hematokrit oranı erkeklerde %40 - %50 arasında değişirken, bu oran kadınlarda %35 - %45 arasında değişir. Eritrositlerin sayısının azaldığı durumlara anemi (kansızlık) denirken, eritrosit sayısının arttığı durumlara ise polisitemi denir.
Plazma kanın sıvı kısmıdır, su içinde çözünmüş çok sayıda organik ve inorganik maddelerden oluşur. Bu maddelerden en önemlisi proteinlerdir. Proteinler plazmanın toplam ağırlığının yaklaşık %7’sini oluşturur. Plazma proteinleri 3 ana gruba ayrılır. Bunlar, albüminler, globulinler ve fibrinojendir. Eğer kanın pıhtılaşmasına izin verilirse, tüpün üstünde kalan sıvıya plazma değil serum denir. Serumda fibrinojen ve pıhtılaşma ile ilgili diğer proteinler, pıhtılaşmada kullanıldığı için yoktur.
Matematik formül olarak ifade etmek gerekirse;
(Plazma-F ibrinoj en=Serum) diyebiliriz.
Dinlenme durumunda bir insanda 5000 ml/dak bir kalp çıktısı (cardiac output) ile birlikte vücuda 1000 ml/dk.’lık tempoda oksijen gönderilir. Kandaki bu O2 içeriğinin ancak %20-25 kadarı organ ve dokular tarafından alınır ve kullanılır, gerisi ani gereksinimler için yedekte tutulur.

Kan Hücreleri
Eritrositler
Eritrositler bikonkav disk şeklinde yapılardır. Yani her iki tarafından basık daire şeklindedirler. 7pm çapındadırlar. Eritrositlerin yapım yeri yassı kemiklerin iliğidir. Eritrositlerin hücre zarı kişiden kişiye değişen özel proteinler içerir, bu proteinler sayesinde kan, ABO dediğimiz kan gruplarına ayrılır. Eritrositler hemoglobin denilen ve eritrosit ağırlığının üçte birini oluşturan bir protein içerirler. Bu proteinin görevi O2 taşımaktır, oksijenin yaklaşık % 99’u hemoglobin ile taşınır, geri kalan % 1’lik kısım ise kanda çözünmüş olarak taşınır.
Oksijen taşıma kapasitesi belirli bir hacimdeki kanın içerdiği O2 hacmidir. Bu kapasite etkin hemoglobin konsantrasyonuna bağlıdır. Taşıma kapasitesi anemide azalır.

Lökositler
Bir damla kanı uygun bir boya ile boyayıp mikroskop altında incelediğimiz zaman çeşitli tiplerde lökosit görülür.
Lökositlerin hepsi kemik iliğinde yapılırlar, ancak daha sonraki gelişmelerini kemik iliği dışında tamamlarlar.

Trombositler
Trombositler çok sayıda granül içeren renksiz hücre parçalarıdır. Megakaryosit denilen kemik iliğinin büyük hücrelerinin parçalarından oluşur. Bu megakaryosit parçaları sistemik dolaşıma girince trombosit adını alırlar. Hemostazın sağlanmasında, yani kanamanın durdurulmasında önemlidirler. Trombositler bir yüzeye yapışma eğilimindedirler, fakat kan damarlarının içini döşeyen normal endotel hücrelerine yapışmazlar. Ancak damarın içindeki endotel bir şekilde hasar görürde altındaki bağ dokusu (kollajen) açığa çıkarsa, trombositler kollajene bağlanır.

Kan Gazları

Arter kanı ile ven kanı arasında doğal olarak farklılıklar vardır. En önemli fark O2 konsantrasyonudur. Bu, pratikte oksijen saturasyonu olarak bakılan bir parametredir.
Oksijen saturasyonu; kandaki hemoglobinin yüzde kaçının O2 ile doymuş olduğunun ifadesidir. Arter kanında bu %95-100 (Sat O2: %95-100), ven kanında ise %70-75’tir
Pratikte hasta takibinde kullanılan kan gazları arteriel kan gazlarıdır. Arteriel kan gazlarında bakılan parametreler ise;
Saturasyon O2 (Sat O2 %) : %95- 100
Parsiyel O2 basıncı (PO2) : 95-100 mmHg
Parsiyel CO2 basıncı (PCO2) : 35-45 mmHg
Kan asidikliği (pH) : 7.35 - 7.45
Bikarbonat (HCO3) : 22- 26 mmol

Kan Grubu Tayini

Kişinin eritrositleri yüzeyinde bulunan antijenlere (aglütinojenlere) bağlı olarak kan grubunun tayini; Anti A, Anti B, Anti Rh (Anti D) test serumları kullanılarak tespit edilmektedir.
Eritrositlerde bulunan aglütinojen ile buna bağlı başka şahsın serumunda bulunan aglütinin'in reaksiyona girmesi nedeniyle oluşan eritrosit kümelerinin görülmesidir. Soğuk ve benzeri etkenler ile meydana gelen kümelenmelerde aglütinojen-aglütinin bağlanması söz konusu değildir. Çalkalamak, baget ile karıştırmak bu kümelenmeyi açar. Bu gibi kümelenmelere pseudoaglütinasyon denir. En çok “Lam metodu” kolay olması nedeni ile kullanılmaktadır.
Kan erişkin kişilerde el orta parmak ucu ya da kulak memesinden, çocuklarda ayak başparmağı ucu ya da topuktan alınır. Bu bölgeler alkollü pamuk ile temizlendikten sonra steril lanset ile delinir. Kan alınırken delinen yerin çevresine doku sıvısının karışmasını önlemek amacı ile basınç yapılmaması önerilir. Temiz bir lamın sağ ve sol köşelerine yakın olarak Anti A ve Anti B ortalarına da Anti D yazılarak lam ters çevrilir. Anti A yazılı tarafa Anti A test serumundan, Anti B yazılı tarafa Anti B test serumundan ve Anti D yazılı kısma da Anti D test serumundan birer damla konur. Aynı yerleşim kan alımında da uygulanarak üst üste çakışması ile reaksiyone girmesi sağlanmalıdır. İyi karışımı sağlamak için her iki elin baş ve işaret parmakları ile lam tutularak sağ ve sola eğdirilmek sureti ile 3-5 dakika hareket ettirilir. Daha sonra aglütinasyon olup olmadığına mikroskopla bakılır. Aglütinasyon varsa serum üzerinde eritrosit kümeleri görülür. Aglütinasyon yoksa homojen bir görüntü vardır.

Çıkan kandan test serumları üzerine fazla konursa pseudoaglütinasyona neden olabilir. Bunu önlemek için eritrosit süspansiyonu hazırlanarak kullanılabilir. Ayrıca ateşli hastalıklarda ve enfeksiyonlarda pseudoaglütinasyon görülebilir.
Sonuçta; Eğer hem Anti A, hem de Anti B test serumlarında aglütinasyon varsa incelenen kan AB grubundandır. Her ikisinde de aglütinasyon yoksa incelenen kan O grubundandır. Eğer yalnız Anti A serumunda aglütinasyon varsa kişi A grubundandır. Eğer yalnız Anti B serumunda aglütinasyon varsa B grubundandır. Eğer Anti D serumunda aglütinasyon varsa Rh (+), yoksa Rh (-) dir.

kaynak: Fizyoloji
10 Mayıs 2016 01:00   |   Mesaj #5   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Kanın Görevleri ve Yapısı
Kan hücreleri ve plazmadan meydana gelen kan doku,vücudu bir ulaşım ağı gibi saran damarlar içinde dolaşır.Kan:vücutta taşıma,düzenleme,savunma ve koruma gibi önemli görevleri olan özel bir sıvıdır.
Yetişkin bir insanda ortalama 4-5 litre kan bulunur.Kanın %55'ini plazma,%45'ini kan hücreleri oluşturur.
Sponsorlu Bağlantılar

Kanın görevleri:
Kanın Taşıma Görevleri
Hücrelere gerekli maddeleri taşır. Buralarda oluşan artıkları, vücut dışına atacak ya da zararsız duruma getirecek organlara iletir.
Akciğerlerden aldığı oksijeni vücut hüclerine taşır.
Sindirim organlarından aldığı besin maddelerini tüm vücut hücrelerine taşır. Metabolizma artıklarının akciğer, böbrek ve deriye taşır.
Endokrin bezlerin hormonlarını ilgili (hedef) organlarına ulaştırır.

Kanın Düzenleme Görevi
Vücut ısısının asit baz dengesini düzenlemede etkilidir. Vücudun su dengesini düzenlemede etkilidir.
Hücre ve doku sıvılarını yoğunluklarını düzenlemede etkidir. Vücut sıcaklığının sabit kalmasında etkilidir.

Kanın Savunma Görevi
Vücuda giren yabancı maddeleri fagositozda ortadan kaldırır. Lökositlerin ürettiği antikorlar zararlı mikroorganizmaları etkisiz duruma getirir.

Kanın Koruma Görevi
Yaralanma ve diğer kanamada durumlarında pıhtılaşarak ‘’ Tıkaç ‘’ oluşturur böylece kan ve madde kaybını önler.

plazma
Su - %90-92 - Madde yaşıma ve çözme
İyonlar - Sodyum, Potasyum Bikarnonat, Kalsiyum, Mangenyum, Klor - %2-3 - pH ın düzenlenmesi, ozmotik basıncın dengelenmesi
Plazma proteinleri - Albumin. Fibrinojen globulin immünoglobülinler - %6-7 - Savunma, pıhtılaşma, pH ın düzenlenmesi, ozmotik basıncın dengelenmesi

Kan Hücreleri
Alyuvarlar - 4-5 milyon - Karbondioksit ve oksijen taşıma
Akyuvarlar - 8-10 bin - Bağışıklık sağlama ve savunma
Trombositler - 150-400 bin - Kan kayıplarını pıhtılaşma ile engelleme

Kan Hücreleri
ALYUVARLAR (Eritnositler)
  • Kanda CO2 ve 02 taşır.
  • Esas yapıları hemoglobindir (Fe + protein)
  • Memeli hayvanlarda alyuvarların olgunlarında çekirdek yoktur.
  • Yaşlı olanlar karaciğer dalak ve lenft düğümleri parçalanır.
  • Doğumdan önce dalak ve karaciğer doğumdan sonra kemik iliğinde yapılır.
  • Ortalama 20-120 gün yaşarlar.Kadınlarda 1mm 4-4.5 milyon erkeklerde 5-.5.5 milyon kadardır.
  • Yükseklere çıkıldıkça kanın alyuvar sayısı artar
  • Pasif hareket eder.

AKYUVARLAR (Lökositler)

  • Vücudu yabancı proteinlere ve antijenlere karşı korumak.
  • Fagositoz yapma ve antikor salgılama yetenekleri vardır .
  • Hastalık anında sayıları bölünerek artar .
  • Hücresel organellere rastlanır.
  • Dalak, lenf düğümleri ve kemik iliğinde üretilir.
  • 4gün ile 4 saat ömürleri vardır.
  • Aktif hareket ederler.
  • Granüllü ve granülsüz diye ikiye ayrılır.
  • 1 mm3 kanda 6-10 bin kadardır.
A-Granüllü Akyuvarlar
Notrofıl
Ad:  kan1.JPG
Gösterim: 718
Boyut:  11.1 KB

Loplu bir çekirdekleri vardır.Akyuvarların %60-70 oluşturur.Vücuda giren bakteri ve diğer maddeleri fagositoz ile yok eder.Bakteriyel enfeksiyonlarda sayıları artar.

Eosinosit
Ad:  kan2.JPG
Gösterim: 724
Boyut:  13.2 KB
Sitoplazmalarında bol miktarda granül bulunur.İki loplu bir çekirdeği vardır.Patolojik ve alerjik reaksiyonlarda sayıları çok artar.Ayrıca ten- ya,kancalı kurt gibi parazit enfeksiyonlarında etkilidir.Damar dışına çıkabilirler.

Bazofil
Ad:  kan3.JPG
Gösterim: 721
Boyut:  11.3 KB
Sitoplazmalarında bol miktarda granül ve S şeklinde çekirdekleri var- dır.Kanda düşük oranda bulunur.Uzun süren iltihaplanmalarda sayıları artar.Bazofiller heparin ve histamin salgılar.
Heparin: Kanın damar içinde pıhtılaşmasını engeller.
Histamin: Kılcal damar geçirgenliğini artırır.

A-Granülsüz Akyuvarlar
Monosit
Ad:  kan4.JPG
Gösterim: 219
Boyut:  10.5 KB
Sitoplazmalarında granül bulunmaz.Akyuvarların en büyük tipidir. Fagositoz yapma yetenekleri çok iyi gelişmiştir.Monositler dokular arasına geçerek bakterileri yiyen makrofajlara dönüşür.

Lenfosit
Ad:  kan5.JPG
Gösterim: 218
Boyut:  10.2 KB
Vücutta bağışıklığın sağlanmasında görevlidir.Sinir doku hariç tüm dokularda bulunur. T ve B lenfositleri diye iki çeşidi vardır.
T lenfositleri: Antijenlere doğrudan saldırarak savunma yapar.Hücresel bağışıklık sağlar.
B lenfositleri Salgıları ile bakteri ve virüsleri etkisiz hale getirir.Humoral bağışıklık sağlar.

KAN PULCUKLARI (Trombositler)

  • Kanın pıhtılaşmasında görev yaparlar.
  • Kanın pıhtılaşması için özel bir protein oluşturur.
  • Kan pulcukları gerçek hücreler değildir.Renksiz ve çekirdeksiz olup kemik iliğinin büyük hücrelerden kopan parçacıklardır.
  • Ömrü 4 gün kadardır.
  • 1mm3 kanda 200-300 kadardır.
  • Trombasitler karaciğer ve dalakla makrofaj hücreleri ile fagositozla yok edilir.
Kanın Pıhtılaşması
Herhangi bir nedenle başlayan bir kanamada;damardan kanın akmasını önlemek amacıyla kanda meydana gelen reaksiyonların tümü pıhtılaşma süreci olarak adlandırılır.
Pıhtılaşma sonucu kanayan yerde oluşan pıhtı,zedelenen damar çeperinde tıkaç görevi görür.Hasar gören çeperin kan ile teması sonucu kan pıhtılaşması baslar. Başlangıçta hasarlı damar büzülür ve trombasitler,zedelenen damar duvarındaki bağ doku liflerine yapışarak trombasit tıkacı oluşturur. Damar hasarı küçükse sadece trombasit tıkacı ,kan kaybını tamamen durdurur.Ancak hasar büyükse ek olarak fibrin iplikçilerinin oluşmasını da gerekir.
Ad:  kan6.JPG
Gösterim: 592
Boyut:  59.6 KB
Pıhtılaşma hasar gören damar çeperinden ve trombasitlerden tromboplastin enzimin salgılanmasıyla baslar.Aralarında tromboplastin Ca ++ iyonu,K vitamini ve çeşitli enzimlerin bulunduğu pıhtılaşma faktörleri protrombine dönüştürür.Protrombin karaciğerde üretilen ve trombinin inaktif hali olan enzimdir.Trombin,enzim görevi yaparak karaciğerin salgıladığı plazma proteini olan fibrinojeni fibrin iplikçiklerine çevirir.Daha sonra fibrin iplikçiklerinin oluşturduğu ağ,trombasit tıkacı üzerine yapışıp kan hücrelerini ve plazmayı da içine alarak pıhtıyı oluşturur.Pıhtı ile de hasarlı yer kapanır. 

Pıhtılaşmayı genetik faktörler de etkiler.Pıhtılaşma faktörlerinden birini kodlayan genlerde kusur olursa,bu genin kontrolünde olan pıhtılaşma faktörleri üretilmez veya eksik üretilir.Bu durumdaki kişilerde kanamalı durumda kan pıhtılaşmaz.Bu duruma hemofili hastalığı denir.Kan kaybı kişinin hayatını tehlikeye sokabilir.
Kanamalarda kanın pıhtılaşması ne kadar önemli ise kanın damar içinde pıhtılaşmadan dolaşması da hayatın devamı için o kadar önemlidir.Damarlar içerisindeki kanın pıhtılaşmasının engellenmesini heparin sağlar.

Kan ile Vücut Hücreleri Arasında Madde Alış Verişi
Kılcal damarlarda atardamar ucundan toplardamar ucuna doğru gidildikçe kan basıncı düşer.Bu durum kan ile vücut hücreleri arasındaki madde alış verişine ne gibi katkı sağlar?
Vücudumuzu oluşturan hücreler doku sıvısı adı verilen bir ortam içinde yaşar. Bu ortamda hücreler ile kılcal kan damarı arasında madde alış verişi gerçekleşir. Doku sıvısı kan plazmasının kılcal damardan doku hücreleri arasındaki boşluklara kontrollü olarak sızmasıyla meydana gelir. Doku sıvısı içinde küçük moleküllü proteinler,glikoz,amino asit,vitamin,mineraller,su,atık maddeler ve solunum gazları gibi bileşenler vardır. Albümin,globülin,fibrinojen büyük moleküllü plazma proteinleri oldukları için kılcal kan damarlarından doku sıvısına geçemez. Bu nedenle kılcal damar içinde ozmotik basınç oluşur. Kılcal kan damarı boyunca bu basınç sabittir,değişmez. Kan basıncı ise kılcalların atardamar ucundan toplardamar ucuna doğru gidildikçe azalır.Kılcalların atardamar
ucundaki kan basıncı,ozmotik basınçtan yüksek olduğu için su ve çözünmüş maddeler kılcal damardan doku sıvısına geçer. Kılcalların toplardamar ucunda ise kan basıncı ozmotik basınçtan düşüktür. Buradaki su ve çözünmüş maddeler doku sıvısından kılcal kan damarlarına geçer.
Ad:  kan10.JPG
Gösterim: 218
Boyut:  59.0 KB

Son düzenleyen Safi; 10 Mayıs 2016 07:47
10 Mayıs 2016 06:49   |   Mesaj #6   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Kanın Görevleri
Taşıma Görevi
Ad:  ka1.JPG
Gösterim: 255
Boyut:  45.7 KB
  • İnsan organizmasının yaklaşık %60 İ sıvıdır. Bu sıvının ortalama %40 İ hücreler içinde (intrasellüler sıvı), %20 si ise hücrelerin dışında (ekstrasellüler sıvı) bulunur.
  • Ekstrasellüler sıvının da %15 i interstisyel sıvıdan, %5 i ise kan plazmasından oluşmaktadır.
  • Ekstrasellüler sıvı devamlı hareket halinde olan bir sıvıdır. Bu hareketliliğin nedeni; kan dolaşımına, kan ile interstisyel sıvı arasındaki sürekli alış verişe bağlıdır. İnterstisyel sıvı daha öncede sözü edildiği gibi hücrelerin etrafını çevreleyen ve hücrelerin atmosferi gibi davranan bir sıvıdır.
  • Hücreler her türlü besin maddelerini bu sıvıdan alıp, oluşturdukları metabolizma artıklarınıda bu sıvı ortamına bırakırlar.
  • Kan, interstisyel sıvıya O2 birlikte hücrelerin kullanacağı besin maddelerini getiren ve aynı zamanda hücrelerin oluşturduğu metabolizma artıkları ve CO2 buradan götüren bir sistemi oluşturmaktadır
Düzenleme görevi:
  • Düzenleyici görevini iç ortamın pH ve sıcaklığını değişmez tutulmasına katkıda bulunarak ve taşıdığı hormonlarla organlar arasındaki karşılıklı işbirliğini sağlayacak mesajları ileterek gerçekleştirmektedir.
  • Kanın bileşimi ve fiziksel özellikleri vücut hücrelerini dolaşması sırasında bazı organlar tarafından sürekli kaydedilmektedir.
  • Kanın bileşimi ve fiziksel özellikleri iç ortamı ve iç ortamdaki değişiklikleri yansıtır. Böylece, kandan, iç ortamın yapısında herhangi bir değişikliği bildiren şekilde mesaj alınması sinir ve endokrin sistemin devreye girmesine ve durumu düzeltecek organlara gerekli emirlerin gönderilmesine neden olmaktadır.
  • Ayrıca kan taşıdığı bir takım elemanlarla pıhtılaşma fonksiyonu gerçekleştirir ve bunu düzenler
Savunma görevi:
  • Bileşiminde bulunan çeşitli moleküller ve lökositler (Akyuvarlar) yardımı ile organizmayı mikroorganizmalara ve organizmanın kendine yabancı bulduğu her türlü etkene karşı savunur.

Kanın yapısal özellikleri
  • Dolaşımda bulunan kan hacmi, 70 kg bir insan için ağırlığının %8 i veya 5600 ml civarındadır.
  • Vizkozitesi suya göre kıyaslandığı zaman suyun 5 mislidir.
  • Kan vizkozitesini; plazmanın su oranı, protein miktarı ve eritrosit (Alyuvarlar) sayısı etkiler.
  • Eritrosit sayısı fazlalaştığı, protein miktarı arttığı ve plazmada su oranı azaldığı zaman kanın vizkozitesi artar.
Kanın Bileşenleri
Plasma
  • Plazmanın %91-92 sini su, %8-9 unu ise çözünmüş halde bulunan organik ve inorganik maddeler oluşturur.
  • Plazmadaki organik maddelerin büyük oranını plazma proteinleri oluşturur. Plazma proteinleri globulinler (alfa, beta, gama globulinler), fibrinojen ve albumindir.
  • Plazma proteinlerinin çok önemli görevleri vardır ve bunlar şu şekilde sıralanabilir:
a) Plazma proteinlerinin yarattıkları ozmotik güce, kolloid ozmotik basınç = onkotik basınç adı verilmektedir. Bu ozmotik güç plazmada suyu, tutan en önemli güçtür ve plazmadaki suyun damar dışına kaçmasını engeller.
Bu ozmotik gücün %70 inden sorumlu olan protein, albumindir. Albumin yapımının yetersizliği veya herhangi bir nedenle albumin kayıpları suyun damar dışına kaçmasına ve dokular arasında birikmesine, diğer bir deyişle ödemlere neden olur.
b) Proteinler kan pH nın düzenlenmesinde görev alan önemli bir tampon sistemidir.
c) Hormonlar, ilaçlar ve metaller gibi bir çok madde kanda proteinlere bağlanarak taşınmaktadır.
d) Kanın damar sistemi içerisinde dolaşması sırasında eritrositlerin sedimantasyonunu (eritrositlerin rulo formu oluşturarak birbirleri üzerine yığılmaları) düzenlerler.
e) Kan vizkozitesini etkilerler.
  • Plazmada proteinlere ilaveten şekerler yağlar ve hormonlar gibi çok sayıda organik maddeler bulunmaktadır.
  • Plazmada bulunan inorganik maddelere Na+ , K+, Ca2+, HC03- , P3 -,Fe2+, Mg2+ , örnek verilebilir. İnorganik maddeler kanın ozmotik gücünün ve pH ının ayarlanmasından sorumludurlar.

Kanın Şekilli Elemanları, Hematokrit
  • Kanın şekilli elemanlarını eritrositler (%99), Lökositler (%<1) ve trombositler (%<1) oluşturur. Kanın hücresel bölümünün, kan hacmine olan oranına, kanın hematokrit değeri denilmektedir. Antikoagulan (kanın pıhtılaşmasına engel olan madde) ilavesi ile pıhtılaşması engellenmiş kan özel bir tüpe alınıp 10 dk santrifüj edildiği zaman, tüpün alt tarafında hücresel elementlerin, üst tarafında sarı renkte plazmanın ayrıldığı görülür.
  • Normal koşullarda bu şekildeki bir ayrımda 100 ml kanın %4446 sını hücresel elemanlar, % 54-56 sını plazma oluşturur. Hücresel elemanların % si hematokrit değerini gösterir.
  • Hematokrit değerine birincil olarak etki eden kan hücreleri, eritrositlerdir. Eritrosit sayısında artış, plazmada azalma hematokrit değerini yükseltir.
Hematokrit
Ad:  ka2.JPG
Gösterim: 213
Boyut:  23.5 KB

KAN HÜCRELERİ

  • Kan hücreleri eritrositler (alyuvarlar, kırmızı kan hücreleri), lökositler (Akyuvarlar, beyaz kan hücreleri) ve trombositlerdir (kan pulcukları, plateletler).
  • Yetişkinlerde eritrosit, trombosit ve lökositlerin büyük kısmı kemik iliğinde yapılmaktadır.
  • Lökositlerin bir kısmı kemik iliğine ilaveten lenfoid organ ve dokularda (lenf düğümleri, tosillalar,dalak ve timus bezi gibi) yapılmaktadır. Fetüsde kan hücreleri kemik iliğine ilaveten karaciğer ve dalakta da yapılmaktadır.
  • Çocukluk yıllarında,kan hücreleri tüm kemiklerin kemik iliğinde yapılırken 20 yaşından sonra uzun kemiklerin kemik iliği kan hücresi üretimini durdurur ve kan hücreleri yassı kemiklerde özellikle; vertebralar, kostalar ve sternumun kırmızı kemik iliğinde yapılmaktadır.
KANAMANIN DURMASI VE KANIN PIHTILAŞMA MEKANİZMASI
  • Kanamanın durması hemostaz, kanın pıhtılaşması koagulasyondur. Bir damar yaralandığı zaman bazı mekanizmalar sırasıyla işlerlik kazanarak kanama durdurulur. Bu mekanizmalar şunlardır:
  • Vazokonstriksiyon veya vazospazm: Damar büzülmesi, damar yaralanmalarından sonra kanamayı durdurmak için devreye giren ilk mekanizmadır.
  • Trombosit tıkacının oluşması: Trombositler yaralanmış damar yapısı ile karşılaşınca yapıları değişime uğrar, yüzeylerinde ışınsal çıkıntılar oluşur ve yapışkanlaşır. Bunun sonucunda yaralı damar bölgesinde bir araya toplanarak bir tıkaç oluştururlar ve damar duvarındaki deliği kan akımını engellemeden tıkarlar.
  • Kanamanın durması için önemli olan üçüncü mekanizma koagulasyondur.

Koagulasyonda birbiri ardına işleyen üç temel mekanizma vardır

a. Protrombin aktivatörünün oluşması
b. Oluşan protrombin aktivatörünün Ca2+ iyonlarının beraberliğinde protombinden (plazmada bulunan bir protein molekülü) trombin oluşturması
c. Trombinin fibrinojene etki ederek fibrin ipliklerini oluşturması. Fibrin iplikleri kan hücrelerini ve plazmayı içine alarak bir kitle oluşturur, buna pıhtı adı verilmektedir.

Protrombin aktivatörünün oluşmasında ekstrinsik ve intrinsik olmak üzere iki esas yol vardır. Bu yolların her ikisinde de kan pıhtılaşma faktörleri adı verilen ve birden on üçe kadar roman rakamları ile gösterilen protein yapısındaki maddeler görev alır. Bu faktörlerin birinin eksikliği, kişilerde pıhtılaşma mekanizmasının yetersizliği sonucu en ufak bir travma veya yaralanmalarda aşırı kan kayıplarına neden olmaktadır. Örneğin faktör VIII in yokluğunda hemofili A veya faktör IX eksikliği sonucu hemofili B olarak adlandırılan hastalık ortaya çıkmaktadır.
Heparin ve antitrombin-heparin pıhtılaşmayı engelleyen ajanlardır.
10 Mayıs 2016 07:55   |   Mesaj #7   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Kan Hücreleri ve Kan Hücrelerinin Görevleri
İnsan kanı plazma denen sarımsı renkte bir sıvı ile bu sıvının içinde yüzen kan hücrelerin­den oluşur. Plazmanın yaklaşık yüzde 90'ı su, geri kalan bölümü suda erimiş maddelerdir:
  • Albümin, fibrinojen ve globülinler gibi plaz­ma proteinleri
  • Glikoz, aminoasitler, yağlar, mineral tuzları ve vitaminler gibi besin mad­deleri
  • Karbon dioksit ve üre gibi atık madde­ler
  • Hormonlar
  • Antikorlar
Bu sıvının içinde, değişik görevleri olan üç tip hücre bulunur:
  • Alyuvarlar (Eritrositler)
  • Akyuvarlar (Lökositler)
  • Trombositler (Kan pulcukları)
Alyuvarlardın sayısı öbür kan hücrelerinin hepsinden daha fazladır: 1 mm kanda yakla­şık 4-5 milyon alyuvar, buna karşılık yalnızca 7 ya da 8.000 kadar akyuvar bulunur. Kanın kırmızı gözükmesinin nedeni de plazmanın içinde yüzen milyonlarca alyuvardır.
Ancak bir mikroskopla görülebilen alyu­varlar, tıpkı bir tavla pulu gibi kenarları daha kalın, ortası hafifçe çukur olan yuvarlak ve yassı, çekirdeksiz hücrelerdir. Bir alyuvarın yaklaşık üçte biri, demirli bir bileşik olan ve kana kırmızı rengini veren hemoglobin''den oluşur. Öbür omurgalıların alyuvarlarında da aynı bileşik bulunduğu için hepsinin kanı kırmızıdır. Oysa yumuşakçaların kanındaki kimyasal madde plazmaya mavi, halkalısolucanlarda ise yeşil renk verir.

DEVAMI
Kan Hücreleri Nedir - Kan Hücrelerinin Yapısı ve Görevleri
10 Mayıs 2016 07:56   |   Mesaj #8   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Kan Grupları
İlk kan nakli 1667 yılında bir hastaya, hayvanın kanı verilmiş ve hasta yaşamını yetirmiştir.Daha sonra insandan insana kan nakli yapılmıştır.Ancak bazıları ölmüş bazıları yaşamıştır. Bunu nedenini 1900'lü yıllarda Karl Landsteiner’in (Karl Lensteynır) yaptığı araştırmalar belirlemiştir.Araştırmacı değişik insan kanlarının uyuşmadığı durumlarda alyuvarlarda kümeleşme yani çökelme meydana geldiğini açıklamıştır.
ABO sistemi olarak bilinen bu çalışmaya göre her insan dört farklı kan grubundan birine sahiptir. Bu gruplar A,B,AB ve O'dur.Kan gruplarındaki farlılıklar alyuvarların zarında bulunan glikoproteinlere ve plazmadaki proteinlere göre belirlenir.
Alyuvar zarında bulunan ve kan grubumuzun belli olmasında rol oynayan glikoproteinlere antijen denir. Plazmadaki proteinlere ise antikor adı verilir.Alyuvar zarında A ve B olarak adlandırılan iki çeşit antijen,plazmada ise anti-A ve anti-B olarak adlandırılan iki çeşit antikor bulunabilir.
48663d1462836394 kan gruplari ve kan grubu uyumlari kan7
A kan grubuna sahip bir kişinin alyuvarlarının zarında A antijeni plazmasında ise anti-B antikoru bulunur.
B kan grubuna sahip kişinin alyuvarlarında ise B antijeni, plazmasında ise anti-A antikoru bulunur.
AB kan grubundaki kişilerin alyuvarlarında A ve B antijenleri bulunur.Ancak plazmasında antikor bulunmaz.
O grubunu alyuvar zarında antijen bulunmaz,plazmada anti-A ve anti-B antikorları vardır.

DEVAMI Kan Grupları ve Kan Grubu Uyumları
10 Mayıs 2016 16:58   |   Mesaj #9   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
KANIN YAPI VE İŞLEVLERİ
Ekstrasellüler sıvının bir parçası olan kan, insan vücudundaki damarlar içinde dolaşan sıvı bir dokudur. Normal bir erişkinin vücut ağırlığının ortalama 1/13’ünü kan oluşturmaktadır. 70 kg ağırlığındaki erişkinin vücudunda 5- 6 l. civarında kan bulunur.
Latincede kana hema, kanı inceleyen bilim dalına ise hematoloji denir.
Ad:  kansis1.JPG
Gösterim: 244
Boyut:  44.9 KB

Kanın Yapısı
Damarlar içinde sürekli hareket hâlinde canlı bir sıvı olan kan, plazma ve şekilli elementlerden (kan hücreleri) oluşur.

Ad:  kansis2.JPG
Gösterim: 210
Boyut:  15.6 KB
Plazma

Toplam kan hacminin % 55’ini plazma oluşturur. Kanın kan hücreleri dışında kalan sıvı kısmına plazma denir. Plazmanın % 90- 92’si su, geri kalan bölümü ise organik ve inorganik maddeler olan plazma proteinleri, aminoasitler, karbonhidratlar, yağlar, hormonlar, üre, ürik asit, laktik asit, enzimler, antikorlar, sodyum, potasyum, iyot, demir, bikarbonat vb. elementlerden oluşur. Bu maddeler plazma ile dokuların ilgili yerlerine taşınmaktadır.
İçine antikoagülan (kanın pıhtılaşmasını önleyen madde) ilave edilmiş bir tüpe kan alınıp tüp alt üst edilirse antikoagülan madde kandaki kalsiyumu bağlayarak pıhtılaşmayı önler. Antikoagülanlı kan bir süre bekletilirse kan hücreleri tüpün tabanına çöker, üstte sarı renkli bir sıvı ayrılır. Bu sıvıya plazma adı verilir.
Kan, tüpe alınıp bir süre bekletilirse kan hücreleri tüpün tabanına çöker üstte sarı renkli bir sıvı ayrılır. Bu sıvıya ise serum adı verilir.
Plazma ile serum arasındaki en önemli fark; serumda kanın pıhtılaşmasında görev alan plazma proteinlerinden fibrinojenin bulunmamasıdır. Bu nedenle seruma fibrinojensiz plazma da denir.

Plazma proteinleri
Plazmanın, organik maddelerinin büyük bir bölümünü plazma proteinleri oluşturur. Bu proteinler; albumin, globulin ve fibrinojendir. Plazma proteinleri 100 gram kanda 7- 8 gram kadardır ve çoğu albumindir. Plazma proteinleri karaciğer tarafından sentezlenir.
  • Albumin: Oluşturdukları ozmotik basınçla plazmada suyu tutarlar ve plazmadaki suyun damar dışına kaçmasına engel olurlar.
  • Globulinler: Alfa, beta ve gama globulinler (immun globulinler) olmak üzere üç gruba ayrılırlar. Vücudun enfeksiyonlara karşı korunmasında ve bağışıklığı sağlamada rol alırlar.
  • Fibrinojen: Kanama durumunda kanın pıhtılaşmasında rol alır.

Kanın Görevleri
Kanın taşıma, düzenleme, savunma ve koruma görevleri vardır.
Taşıma görevleri
  • Hücrelerin ihtiyacı olan oksijeni, akciğerlerden dokulara, metabolizma sonucu oluşan karbondioksiti ise akciğerlere taşır.
  • Besin maddelerini, hormonları, enzimleri hücrelere götürmek ve metabolizma artıklarını hücreler arası sıvıdan alarak bunları vücut dışına atacak veya zararlı etkilerini ortadan kaldıracak organlara taşır.
Düzenleme görevleri
  • Metabolizma sonucu meydana gelen ısıyı, bütün vücuda dağıtarak vücut ısısını düzenler.
  • Vücut sıvılarının pH dengesini ayarlar. Plazmadan karbondioksitin (asit) uzaklaştırılmasını sağlayan hemoglobin, plazmanın asit baz dengesini ayarlamaya yardım eder.
Savunma görevleri
  • Vücuda giren virüs, bakteri gibi yabancı maddeler kanda bulunan lökositler tarafından fagosite edilerek zararsız hâle getirilir.
  • Vücuda giren yabancı maddelere karşı antikor yapımı (humoral bağışıklık) ve yabancı hücrelerin tanınıp vücuttan atılması (hücresel bağışıklık) kan hücreleri tarafından gerçekleştirilir.
Koruma görevi
  • Kanın görevlerinden biri de “pıhtılaşma” mekanizmasıdır. Pıhtılaşma mekanizması sayesinde hasara uğrayan bir damarda meydana gelebilecek olan kan kaybı en aza indirilmiş olur. Böylece kan kendi varlığını korumuş olur.
Kanama (Hemoraji)
Kanın yaralanma, zedelenme gibi herhangi bir nedenle damar dışına çıkmasına hemoraji denir. Vücuttaki kanın % 20’sinden fazlası kaybedildiğinde hayati tehlike ortaya çıkar. Eğer kontrol altına alınmazsa şok ve ölüm gelişebilir. Kanamalar iki şekilde sınıflandırılır.
Kanamanın meydana geldiği yere göre kanamalar: İç kanama ve dış kanama olarak ikiye ayrılır. İç kanama, vücut boşluklarına ve dokular arasına olan kanamadır. Dış kanama ise deri bütünlüğünün bozulması sonucu vücut dışına olan kanamadır.
Kanayan damarın cinsine göre kanamalar: Atardamar, toplardamar ve kılcal damar kanaması olarak üçe ayrılır. Atardamar (arter) kanamasında, kan parlak kırmızı renklidir ve kalp atımı ile eş zamanlı olarak fışkırır. Toplardamar (ven) kanamasında, kan koyu kırmızı renklidir ve devamlı akar. Kılcaldamar (kapiller) kanamasında ise kan devamlı, yavaş ve sızıntı şeklinde akar.
Son düzenleyen Safi; 11 Mayıs 2016 18:55
11 Mayıs 2016 18:54   |   Mesaj #10   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Kanamanın Durdurulması (Hemostazis) ve Pıhtılaşma Mekanizması
Kanamanın durdurulmasına hemostazis denir. Bir damar zedelendiği zaman sırasıyla aşağıdaki mekanizmalar gerçekleşerek hemostaz sağlanır.
  • Damar spazmı (vazospazm veya vazokonstrüksiyon)
  • Trombosit tıkacının oluşması
  • Kanın pıhtılaşması
  • Fibröz doku oluşması (kabuklaşma) ve pıhtının erimesi (fibrinoliz)
48701d1462888837 kan pihtilasmasi kanpih1

Sponsorlu Bağlantılar
DEVAMI
Kan Pıhtılaşması
Cevap Yaz
Hızlı Cevap
Mesaj:



Bu sayfalarımıza baktınız mı
Pixabay Resimleri:
paneli aç