| | #51 (mesaj-linki) |
TÜRK TELEVİZYON TARİHİNİN UNUTULMAYAN ANLARI! Televizyonlarda her gün yeni bir gaf yapılıyor... Ama bir de 'klasikler' var... İşte, günün gırgır 'haberi'... Bakalım siz hangilerini hatırlıyorsunuz. Melih GÖKÇEK'in konuk olduğu bir televizyon programında canlı yayına katılan bir hayat kadınının sözleri: "Melih BEY iyi günler, biz, bizim kerhanede 100 tane ******, senin gibi bitane ****** çocuğu doğuramadık!!! " demesi. Kahramanımız 'Seda SAYAN' yine bi sabah elleri belinde, programını sunuyor. O sırada bi canlı bağlantı olur ve... Seda SAYAN: - AAloooğğğ kiminle görüşüyoruz ? - Ben Mustafa - Naber lan Mustafa ? - Nerden arıyosun bizi Mustafa ? - Şişli'den. - Ne iş yapıyon lan Mustafa? - Belediye başkanıyım... (Mustafa SARIGÜL) TÜRK TELEVİZYON TARİHİNİN UNUTULMAYAN ANLARI! İsmet Badem bir basketbol maçında seyircilerin arasına çıkar ve bir kızla röportaja başlar. Badem: sizin gibi güzel bayanları salonlarda görmekten çok mutlu oluyorum. Basketbola bu ilgi nereden? Kız: ben Efes kızlarından biriyim zaten. Badem: Aaa öyle mi çıplak değilsin ya tanıyamadım. Bu diyalogdan sonra anlatım masasında olan Murat Murathanoğlu kopmuştur ve ekranları başında izleyen milyonların söylemek istediklerine tercüman olmuştur. Murathanoğlu: Ya İsmet bi de sana bu iş için para veriyorlar değil mi? Son Düzenleyen GusinapsE; 25-04-2006 @ 18:26. | |
|
| | #52 (mesaj-linki) |
İran’a nükleer saldırı, ABD çağının sonu olur İran’a yapılacak askerî bir müdahalenin başarı şansının çok az olduğunu vurgulayan Coolsaet, muhtemel bir müdahalenin İran’ı daha milliyetçi hale getireceğini ve son tahlilde Batı’nın hazzetmediği Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ı da güçlendireceğini düşünüyor. Coolsaet’in konu ile ilgili sorularımıza verdiği çarpıcı cevaplar şöyle: İran sorununu askerî müdahale çözer mi? Kısa vadede askerî bir müdahale ihtimali olduğunu düşünmüyorum. ABD ve İsrail kısa vadede askerî müdahalede bulunmak istiyor belki; ancak ABD zaten Afganistan ve Irak’ta büyük operasyonların içinde ve askerî kabiliyetlerinin sınırlarını zorluyor. Sınırlı bir askerî müdahaleyi bile yapmak birkaç sebepten teknik olarak zor. Bazı nükleer tesisler yeraltında, bunları tamamen yok etmeniz mümkün değil. Bu tesisler hakkında Amerikalılar da yeterli istihbarata sahip olmadıklarını biliyor. Irak’taki istihbarat felaketinden sonra Amerikalılar yoğurdu daha da üfleyerek yiyecektir. En önemlisi de sınırlı bir askerî harekâtın bile özellikle ABD açısından çok büyük neticeleri olacaktır. ABD, askerî bir müdahalede bulunsa bile nükleer programı tamamen yok edemeyeceğini, sadece birkaç yıl geciktirebileceğini kavramış durumda. Askerî bir harekât daha çok Ahmedinejad’ın işine yarayacak ve aslında neden nükleer güce sahip olmak gerektiği konusunda kendi halkını rahatlıkla ikna edebilecektir. Yani askerî harekât İran’ın nükleer silah sahibi olma azmini kamçılayacaktır. İsrailliler 1981’de Irak’taki Osirak nükleer santralına başarılı bir askerî harekât yapmıştı... Aradaki büyük fark, Irak’ın sadece bir nükleer tesisi vardı ve yer üstündeydi. İran’da ise nükleer tesisler büyük bir coğrafyaya dağılmış durumda, bir kısmı da yeraltında inşa edilmiş. Dolayısıyla ABD, askerî harekât yapması durumunda hiçbir zaman İsraillilerin Irak’ta olduğu gibi nükleer programı % 100 tahrip edip etmeyeceğinden emin olamayacak. İsrail’in Irak’a yaptığını Amerikalıların İran’a yapması mümkün değil. Gerilimi düşürmenin bir yolu var mı? Sihirli bir formül yok. Askerî bir harekâtın başarılı olacağının hiçbir garantisi yok ve siyasi neticeleri hesaplanamıyor. Acilen yapılması gereken BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Milletlerarası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) Genel Müdürü Muhammed El Baradey’in mesajlarına kulak verip gerilimi düşürmek. İran’ın nükleer silahlara 3 ila 15 yıl arasında sahip olacağı tahminleri yapılıyor. Dolayısıyla öncelikle gerilimi düşürüp, meseleyi Batı’nın elinden kurtarmalıyız. Bununla şunu kastediyorum, şu ana kadar baskı ABD ve Avrupa Birliği’nden (AB) geliyor, Ahmedinejad da bunu Batı’nın İslam âlemine yeni bir müdahalesi olarak sunuyor. Bir an evvel tartışmayı BM ve IAEA’in eline verip, meseleyi bu iki örgüt üzerinden çözmeye çalışmalıyız. Meseleyi Batı’dan arındırabilirsek İran’a imzaladığı anlaşmalara sadık kalması için baskılar daha rahat yapılabilir. İslam ülkeleri bir rol oynayabilir mi? Tek taraflı değil; ama Annan’ın çizgisi takip edilirse faydalı olabilir. Yani İran’ın komşuları mesela, gayrimüslim olanlar bile, Baradey’in onayı ile İran’a bir heyet gönderebilir. Türkiye böyle bir girişime öncülük edebilir. Bir diğeri İslam Konferansı Teşkilatı (İKT), Annan ve El Baradey ile işbirliği içinde acilen toplanabilir. Ülkenin dinî lideri Hamaney’in Ağustos 2005’te nükleer silahların kullanılmasını yasaklayan fetvası gündeme getirilebilir. Türkiye, İran için böyle bir girişim başlatmak istiyor. Ancak Amerikalılar pek de nazik olmayan bir üslupla böyle bir şey istemediklerini açıkladı. Bu konuda en son söz söylemesi gereken ülke ABD’dir. Kendisinin yaptıklarını başka ülkelere “aman yapmayın” demesi için hiçbir meşru mülahazası olamaz. Türkiye’nin milli menfaatleri için yapması gerekenlere kim ‘dur’ diyebilir ki... El Baradey’i, Irak Savaşı öncesi H ans Blix’e benzetiyor musunuz? Hayır! Fakat ne demek istediğinizi anlıyorum. İki durum sanıyorum birbirinden çok farklı. Irak bunalımında ABD, milletlerarası hukuk ve milletlerarası kurumların dışında çalıştı. Şu an ise ABD uluslararası kurumları kullanmak istiyor, böyle bir irade Irak tartışmasında kesinlikle yoktu. Bir de tabii İran’ın nükleer silahlara kavuşması durumunda Türkiye, Suudi Arabistan ve Irak gibi ülkeler rahatsız olacaklardır. Eğer İran nükleer bir güç olursa mezkûr ülkelerin tehdit hissetmesi en tabii haklarıdır. Müslümanlar, İsrail nükleere sahipken, bölgedeki bir başka ülkenin neden aynı şeyi yapamayacağını sorguluyor. Bakın Pakistan bir nükleer güç ve nükleer silah programı için Hollandalılardan yardım aldı. Ben Batı’nın 11 Eylül’den sonra Müslümanlara yönelik bir savaş başlattığı kanaatinde değilim. Sanıyorum burada doğru soru, ‘Dünyadaki güçler dengesinde kuvvetsiz görünen ülkeler neden kuvvetlilerin sahip olduğu imtiyazlara kavuşamıyor?’ olmalı. Arap komşularının Ahmedinejad’dan pek hazzettiklerini sanmıyorum; ancak o, güçsüzlerin güçlülere baş kaldırdığı mesajı veriyor. İşte tam da bu yüzden konunun Batı’nın elinden kurtarılması gerektiğini düşünüyorum. O zaman İran neden nükleer silah üretmemeli: a- Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nı (NPT) imzaladığı için, b- İran dahil herkes için tehlikeli olduğu için. Sadece bir anlaşmayı imzalamak, bu konuda yeterli bir caydırıcı unsur mu? Hukukî açıdan evet! Hindistan, Pakistan ve İsrail, üçü de NPT’yi imzalamadı. Dolayısıyla nükleer silah üretirken milletlerarası yükümlülüklerinin tersine bir şey yapmadılar. Tabii asıl sıkıntı eğer İran da Kuzey Kore gibi NPT’den imzasını geri çekmek isterse ortaya çıkacak. 6 ay önce haber verip, ‘ben artık bu işte yokum’ diyebilirsiniz. ABD’nin 2002’de Anti-Balistik Füze Antlaşması (ABM)’ndan tek taraflı olarak çekilmesi tam da böyle bir durumdur. Ama Pakistan nükleer silah ürettiğinde birçok ambargo ile karşılaştı. İsrail söz konusu olduğunda bırakın ambargoyu, silahların mevcudiyeti bile konuşulmuyor. ABD Hindistan’a tavır koyacağına, nükleer kulübe davet ediyor. Evet Batı çifte standartlara sahipmiş gibi algılanıyor. Çoğu zaman algı hakikatin kendisinden daha önemli hale geliyor. Arada şöyle bir fark var. İsrail nükleer programına 1960’larda başladığında öncelikle nükleer silahlara karşı bu kadar sert tepkiler verilmiyordu, bir de tabii İsrail’in Batı’daki imajı çok olumluydu. Hindistan ile Pakistan bu işe soyunduğunda dünyada nükleer silahlara karşı tepki artmıştı. Ama algılamayı anlıyorum, bu yüzden meselenin hızla Batı’nın elinden alınması gerektiğini söylüyorum. Hadi İsrail’in nükleer silahlarına bir şey denmiyor; ama nükleer tesislerinin incelenmesi için de bir iki cılız ses dışında hiçbir şey duyulmuyor. ABD’nin Hindistan’a yaklaşımı tartışılıyor. Bazı ülkeler teftiş edilirken, bazıları edilmiyor, bu yüzden çifte standart algılamasını anlayabiliyorum. Bush’un Hindistan ile yaptığı anlaşma şu an Kongre’de onay bekliyor. Bazıları ‘Bu anlaşmayı onaylarsak İran’a nükleer silahlara kavuşması için çok güçlü bir argüman vermiş olacağız.’ diyor. Seymour Hersh geçenlerde ABD’nin İran’a karşı nükleer silah kullanmayı ‘tarttığını’ yazdı. Nükleer bir saldırı imkânsızdır. Böyle bir şey olursa, ABD bütün ahlakî üstünlüğünü kaybedecektir, ABD çağının sonu olacaktır. Amerikan halkı bile böyle bir durumda çok büyük tepki verecektir. Oval Ofis’te birileri bunu bir seçenek olarak takdim etmiş olabilir; ama galip ihtimalle şöyle bir tepki almıştır, “manyak mısın sen?” Nükleer silah kullanan bir başkanın azledileceği kanaatindeyim. İsrail askerî bir harekât yapabilir mi? İsraillilerin bunu yapabilecek güçleri olduğunu sanmıyorum. Bunu ne yapacak araçları ne de istihbaratları var. Dünyadaki en büyük silahlı güç bile bu operasyonun başarısından emin olamaz. Amerikalıların böyle bir saldırıda İsraillilere yardım edeceğini de düşünüyorum. İranlılar hakikaten söyledikleri gibi sadece nükleer enerji peşinde olamazlar mı? Teknik olarak mümkün. Ama böyle bir programı neden 20 yıl sakladılar, IAEA’nın sorularına neden ısrarla cevap vermiyorlar? NPT’yi imzalamış olmalarına rağmen neden müfettişlere izin vermiyorlar? Kafaları karıştıran bir sürü soru var. | |
|
| | #53 (mesaj-linki) |
Cvp: Medya Haber Terörün çözümü topyekün mücadele’Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan, Terörle Mücadele Yasası’nda yapılacak değişiklikle Ceza Kanunu’ndaki eksikliklerin tamamlanacağını söyledi. Ancak, Çalışkan terörün sadece yasal düzenlemelerle çözülemeyeceğini vurguladı. ANKARA - Yeni Terörle Mücadele Yasa tasarısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çalışkan, yapılan düzenleme ile ceza kanunundaki eksikliklerin giderildiğini söyledi. “Yasanın çıkması ile terörün biteceği kimsenin aklına gelmesin” diye konuşan Çalışkan, “Bu topyekûn bir mücadeledir, herkesin üzerine düşen görevi yapması ile sorun çözülür” dedi. Örgütlü suçlar ile terör suçlarında gözaltı süresinin daha uzun olması gerektiğine dikkat çeken Çalışkan, bunun ancak Anayasa’nın değişmesi ile söz konusu olacağını vurguladı. | |
|
| | #54 (mesaj-linki) |
Reformcular lütfen ayağa kalkar mısınız? Türkiye’nin Güneydoğu’sundaki şiddetin sürmesi ve partilerin tamamının problemin çözümü konusunda istekli görünmeyişi şeklindeki çarpıcı gerçek Avrupa’daki politik yelpazenin her iki ucundaki siyasetçilerin sabırlarını taşıracak hale getirmiştir. Provokasyonların ve şiddetin sona erdirilmesiyle ancak kısırdöngü kırılarak Güneydoğu Anadolu’nun gelişmesine yönelik gerçekçi bir program uygulanabilir ve Kürtlerin kültürel ve siyasi haklarının tam olarak verilmesi sağlanabilir. Şiddetin sürmesi bu hedefin ulaşılamaz bir halde kalmasına yol açmakla kalmayıp aynı zamanda Kürtlerin AB içindeki desteklerini de kaybetmesine sebep olacaktır. Geçtiğimiz haftalarda, Güneydoğu’daki Türk güvenlik güçlerine muhalif olanların yol açtığı kargaşada ve İstanbul’daki terörist saldırılarda en azından 15 kişi hayatını kaybetti. Polis birliklerinin Diyarbakır ve Kızıltepe’de gereğinden fazla güç kullanması şiddetli bir şekilde kınanmalıdır. Göstericileri dağıtmak için otomatik silahların kullanılması mazur görülemez ve açık bir şekilde uluslararası hukuka aykırıdır. Türk hükümeti olayları soruşturmalı ve savcılar sorumlu olan görevliler hakkında yasal işlem başlatmalıdırlar. Kalıcı bir barış için yol haritası Aynı zamanda liderleri tarafından kasıtlı olarak patlama ve kargaşa şeklinde şiddete yol açan PKK’nın provokasyonları da şiddetli bir şekilde kınanmalıdır. İstanbul’da belediyeye ait üç otobüsün yakılması şeklindeki saldırılar herhangi bir kayıp verilmeden atlatıldıktan sonra dördüncü bir otobüse yapılan saldırıda iki genç kadın hayatını kaybetti. Şehirlerde makul bir hayat kurma veya köylerine dönme arzusunda olan Kürtlerin çoğunluğu, çatışmayı tırmandırmaya çalışan PKK’nın “askeî” kanadı içindeki menfaatperest liderlerin tutsağı olmamalıdır. Türkiye’nin Güneydoğu’sundaki problemlerin çözümü için zaman geçmektedir, bu problemler içinde şüphesiz en acili bölgenin sosyo-ekonomik açıdan azgelişmiş durumda oluşudur. Türk hükümetinin, halen Kürt işgücünün yarıdan fazlasını etkileyen işsizliği ciddi bir şekilde azaltmaya yönelik kapsamlı ve her yere ulaşan bir yardım ve kalkınma programı olmaksızın Kürtlerle kalıcı bir şekilde uzlaşmanın sağlanamayacağını anlaması gerekir. Gerçek bir ilerleme kaydedilmesi gereken ikinci bir alan kültürel haklardır. Mevcut hükümetin Kürtçenin de dahil olduğu Türkçe dışındaki dillerde yayın yapılmasına ve bunların öğretilmesine imkan veren bir ilerleme kaydettiği bir gerçektir. Fakat son derece çekingen bir şekilde atılan bu adımlar sadece bir başlangıçtan ibarettir: Televizyon kanallarına ancak günde 45 dakika ve haftada toplam dört saat süreyle ve Türkçe altyazılı olarak Kürtçe yayın imkanı verilmiştir. Kürtlere kültürel hakların verilmesi süreci ciddi anlamda hızlandırılmalıdır. Dahası, seçim sisteminin ıslah edilmesi de hayati öneme sahiptir. En uygun seçenek, seçim barajının %10’dan %5’e çekilmesi olacaktır. Kısa vadede bu mümkün olmazsa Millet Meclisi’nde 100 sandalyenin nisbi temsile imkan tanıyacak şekilde ayrılması da iyi bir fikir olacaktır. Bu, Kürtlerin Türk siyasi hayatında yer almalarına ve seslerini duyurmalarına imkân verecek ve Kürtlerin büyük bir çoğunluğunun Kürt kimlikleri tanınacak olursa ve tanındığı zaman Türk vatandaşlığına bağlı kalmak istediğini de ortaya çıkaracaktır. Fakat PKK tavrını değiştirmezse bölgenin ekonomik açıdan gelişmesi ve kültürel hakların verilmesi için gösterilecek çabalar da boşa gidecektir. PKK yönetimi görünüşte İspanya’daki terörist örgüt ETA’nın yakın zamanda uyguladığı tek taraflı ateşkesten yanlış dersler çıkarmaktadır: Birilerinin bir çözüm amacıyla müzakere için saygı gören bir taraf haline gelmesi, kavgayı yaygınlaştırmakla değil, aksine şiddetin her türlüsünü terk etmekle olur. Kürtlerin çoğunun da artık farkına vardığı gibi, Türkiye ile AB arasındaki yakınlaşma onlar için müstesna bir şanstır ve nihayet ihtiyaç ve taleplerine uygun karşılıklar elde etme fırsatı sağlamaktadır. Bu nedenle, mevcut şartlar tatminkâr bir çözüm için uygundur. Türkiye Avrupa Birliği ile müzakerelere başlamıştır ve Avrupa Türkiye’deki insan hakları ve kültürel haklar konusuna hiçbir zaman bugünkü kadar ilgi duymamıştır. Diyarbakır’ın Kürt asıllı eski belediye başkan yardımcısı Dağıstan Toprak’ın da ifade ettiği gibi: “Şayet burada gerçek barışa ulaşmak istiyorsak, PKK’nın da kendisini dünyadaki yeni duruma uydurması gerekir. Türk devleti daha demokratik bir hal alıyor. PKK’nın da aynısını yapması gerekir. Silahlı mücadele fikrinden vazgeçmeli ve farklı düşünen Kürtlerle saygılı bir şekilde diyalog başlatılmalıdır. Aynı zamanda yönetimini de yenilemeye muhtaçtır. Bu organizasyon bir Soğuk Savaş mantığıyla şekillenmiştir. Değişime ihtiyaç duymaktadır.” AB imtiyazını kimse unutmasın Oldukça cesaret verici bir inisiyatif geçen yaz tanınmış Türk ve Kürt aydın, bilim adamı, sanatçı ve siyasetçilerden oluşan 150 kişilik bir grubun kamuoyuna yönelik olarak hazırladığı ve PKK ile Türk hükümetini Güneydoğu’daki silahlı çatışmaya bir son vermeye çağıran bildiriydi. Günümüz Avrupa’sının ve özellikle prensip olarak azınlık hakları ve insan haklarına saygı duyulması gibi konuların en güvenilir destekçileri olan güçlerin mantalitesine uygun gelen şey tam olarak bu tür inisiyatiflerdir. Erdoğan’ın Kürt meselesine demokratik bir çözüm bulunacağı şeklindeki demeçleri tam da bu beklentiyi karşılayan bir cevap olmuştur. Aynı zamanda, Türk hükümetinin Güneydoğu vilayetlerinde kalıcı bir barışa ulaşabilmek için zorunlu olarak ilk önceliğin hukukun üstünlüğünü tesis etmek olduğunu kabul etmesi de son derece önemlidir. Dünyadaki etnik çatışmaların kaynağı ve temeline yönelik yakınlarda yapılan bir araştırmada, taraflar arasında güven tesis edilmesinin bir ön şartı olarak devletin güvenilir bir aktör olmasının vazgeçilmez bir zorunluluk olduğu vurgulanmaktadır: İç çatışmalara bir son verilmek istendiğinde, iyi yönetimin, sorumluluk anlayışına sahip bir demokrasinin ve normal siyasetin alternatifi yoktur. Her iki tarafta da duyanlara cesaret veren söylemler mevcuttur. Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) eşbaşkanı Ahmet Türk, Kürtleri şiddetten uzak durmaya çağırmıştır: “Şiddet sadece daha fazla şiddete sebep olur.” Aynı zamanda, hem Başbakan Erdoğan hem de Dışişleri Bakanı Gül terörizmin yegane çözümünün daha fazla demokrasi olduğunu ifade etmişlerdir. İlgili bütün taraflar şiddet ve provokasyonları durdurmalıdır. Gösterilere katılması için çocuklarını gönderenler, kargaşaya engel olmaya çalışanlar ve onlara ateş açanların hepsi aynı madalyonun tehlikeli iki yüzüdür. Şahinler ve aşırılıkçılar zaten uzun zamandan beri bu ihtilafı tekellerine almışlardır. Şimdi ise artık, barışçı ve ortak bir çözüm bulunmasını isteyenlerin öne çıkmasının zamanıdır. Hakim olması ve kazanması gereken güçler bunlardır. | |
|
| | #55 (mesaj-linki) |
Cvp: Medya Haber Güneydoğu'da terörist avı sürüyor Güneydoğu'daki birliklerdeki hareketlilik konusunda askeri çevrelerden ilk açıklama geldi. Bölgedeki birliklerin 'takviye' edildiğini açıklayan askeri çevreler, 'operasyonlar yoğun ve kararlı olarak sürecektir' dedi.Aynı çevreler, bölgede ayrı bir karargah kurulmasının da söz konusu olmadığını ifade etti. PKK terör örgütüne karşı başlatılan operasyonlar Şırnak, Hakkari, Siirt ve Tunceli çevresinde yoğunlaşmış durumda. PKK militanlarının Türkiye topraklarına sızmalarına engel olmak için sınırdaki birlikler de geçiş noktalarında önlemler aldı. Bölgedeki birlikler malzeme olarak takviye edilirken, batıdaki komando tugayları da operasyon bölgesine kaydırıldı. Yapılan değerlendirmeler, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin son yılların en geniş kapsamlı operasyonlarını başlattığını gösteriyor. Operasyonların amacının, yeniden toparlanma çabası içinde olan PKK'ya güçlü bir darbe vurmak olduğunu belirtiliyor. Askeri yığınak sınırda başlamıştı Türk Silahlı Kuvvetleri, Irak ve İran sınırında PKK'lı teröristlere karşı sıkı önlemler alarak, sınırlara askeri yığınak yapmaya başladı. Kayseri'den gelen birlikler Hakkari'nin Yüksekova ve Şemdinli, Isparta'dan gelen birlikler Çukurca ilçesinde Bolu'dan gelen birlik ise Şırnak'ın sınır bölgelerine yerleştirildi. Bölgede askeri hareketlilik sürürken, özellikle sınır bölgelerine tank, top ve askeri mühimmat sevkiyatı da sürüyor. AİHM'den Türkiye aleyhine 4 karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye aleyhine açılan 4 davayı karara bağladı.Aydun Başlık, Esral Karagöz, Yaşathak Aslan, Fercan Kaya ve Nizamettin Doğan’ın yaptığı ortak başvuruyu değerlendiren mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin ihlal edildiği görüşüne vardı. Ancak AİHM, başvuruda bulunanların, belirlenen zamanda tazminat talebinde bulunmadıkları için Türkiye’nin para cezası ödemesine gerek görmedi. Diğer 3 davada ise Ankara, 23 bin Euro tazminat ödemeye mahkum edildi | |
|
![]() |
Medya Haber Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Peygamberimizin Geleceğe Dair Verdiği Haberler | asla_asla_deme | Hz. Muhammed | 5 | 3 Hafta Önce 16:12 |
| Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hakkında | ThinkerBeLL | Hz. Muhammed | 144 | 26-08-2008 21:54 |
| Adnan Oktar (Adnan Oktar Kimdir? - Adnan Oktar Hakkında) | Mystic@L | Edebiyat tr | 3 | 30-01-2008 15:07 |
| İslam Tarihi - Kureyşin Düşmanlığı ve İşkence | thedoctor_611 | Müslümanlık/İslamiyet | 0 | 07-06-2007 18:19 |
| İslam Tarihi - Ayrılık Gününe Doğru | thedoctor_611 | Müslümanlık/İslamiyet | 0 | 07-06-2007 16:24 |
| |||||
| vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc. Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler. Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız. If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately. | |||||