Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Birliği (SSCB) ve Tarihi

Bu konu Ülkeler ve Tarihleri forumunda nünü tarafından 26 Aralık 2008 (15:05) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
8073 kez görüntülenmiş, 5 cevap yazılmış ve son mesaj 18 Şubat 2013 (14:13) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 5.00  |  Oy Veren: 1      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 26 Aralık 2008, 15:05

Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Birliği (SSCB) ve Tarihi

#1 (link)
nünü
Ziyaretçi
nünü - avatarı
SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLERİ BİRLİĞİ

Sovyetler Birliği olarak da bilinen SSCB, dünyanın en büyük ülkesidir. 22.403.000 km2'lik yüzölçümüyle dünya top­raklarının yaklaşık yedide birini kaplar. SSCB'yi oluşturan 15 cumhuriyet, Kanada, ABD, Meksika ve Orta Amerika'nın topla­mından daha geniş bir alana yayılmıştır.
Tarım yapılabilecek topraklar bakımından çok zengin bir ülke olan SSCB'de 287 milyon­dan fazla insan yaşar. Çoğunlukla resmi dil olan Rusça'nın yanında kendi dilini de konu­şan 100'ün üzerinde değişik halk bulunur. En kalabalık topluluk Ruslar'dır. Rusya, 15 cum­huriyetin en büyüğüdür.
SSCB'nin hem Avrupa, hem de Asya'da toprakları vardır. SSCB'nin toplam yüzölçü­münün dörtte biri, toplam nüfusunun ise dörtte üçü Avrupa kesimindedir. Avrupa kesimindeki bu topraklar kuzeyde Beyaz De­niz ve Kuzey Buz Denizi'nden, güneyde Karadeniz'e ve Kafkas Dağları'nın hemen kuzeyine kadar uzanır. Kafkaslar ve İran-Türkiye sınırı arasında kalan topraklar Trans-kafkasya olarak bilinir ve bu bölge SSCB'nin Asya bölümündedir (bak. kafkas dağları; karadeniz). SSCB batıda Norveç, Finlandi­ya, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan ve Romanya ile sınır komşusudur.

SSCB'YE İLİŞKİN BİLGİLER
YÜZÖLÇÜMÜ: 22.403.000 km2.

NÜFUS: 287.800.000 (1989).

YÖNETİM: Federal sosyalist cumhuriyet.

BAŞKENT: Moskova


DOĞAL YAPI: SSCB'de geniş iç ovalar vardır. Kuzey Ku­tup bölgesine açık olan bu ovalar, güneyde, batıda ve doğuda yüksek dağlarla kuşatılmıştır. Avrupa ile Asya toprakları Ural Dağları'yla birbirinden ayrılır. Afganistan ve Çin sınırında bulunan Tanrı ve Pamir dağları ile Karadeniz ve Hazar Denizi arasında kalan Kafkas Dağları'nda ülkenin en yüksek tepeleri yer alır. Başlıca akarsuları Obi, Volga, Neva, Lena, Amur, Yenisey, Dinyeper ve Don'dur. Hazar Denizi'nden başka Aral Gölü, Baykal, Balkaş, Ladoga ve Onega gibi gölleri vardır.

BAŞLICA ÜRÜNLER: Buğday, arpa, yulaf, çavdar, seb­ze, mısır, üzüm, şekerpancarı, patates, pamuk, ke­ten, kenevir, ayçiçeği, tütün, balık, koyun, sığır, do­muz, keçi, at, kümes hayvanları; demir cevheri, fos­fat, potas, boksit, manganez, magnezit, çinko, bakır, nikel, asbest, kurşun; demir-çelik, çimento, gübre, sülfürik asit, et, şeker, kâğıt, konserve, balık, reçine, plastik, ham petrol ve petrol ürünleri, makine ve ulaştırma donanımları, doğal gaz, kereste ve kâğıt ürünleri.

ÖNEMLİ KENTLER: Moskova, Leningrad, Kiev, Baku, Harkov, Gorki, Taşkent, Kuybışev, Novosibirsk, Sverdlovsk, Donetsk, Tiflis, Çelyabinsk, Odessa, Din-yepropetrovsk, Kazan.

EĞİTİM: 7-17 yaşları arasında zorunlu ve parasızdır.

Doğal Yapı
Alçak dağ sıralarından oluşan Urallar SSCB'nin Avrupa topraklan ile Asya toprak­larını birbirinden ayırır. Bu sıradağlar ülkenin uçsuz bucaksız ovalarını bölen başlıca enge­bedir (bak. ural DaGlari) . Asya bölümünde ise Pamir ve Tanrı dağları arasında, dorukları 6.700 metreyi aşan dört yüksek dağ bulunur. Bunlardan 7.495 metreye ulaşan Komünizm Doruğu SSCB'nin en yüksek noktasıdır. Si­birya ve daha doğudaki bölgeler 4.000 metre­yi bulan dağ sıraları ile Avrupa bölümüne göre daha engebelidir. Kafkaslar arasındaki Elbruz Dağı 5.633 metreye ulaşır. Bu dağlar­da 5.000 metreyi aşan başka doruklar da vardır. Ama alçak Ural Dağları dışında kalan tüm bu yüksek bölgeler SSCB'nin çevresinde yer alır.SSCB'nin Asya topraklarında Sibirya, Ka­zakistan, Orta Asya'nın ülke sınırları içinde kalan bölümündeki cumhuriyetler ve Trans-kafkasya bulunur. Sibirya Urallar'dan Büyük Okyanus'a kadar uzanır (bak. sibirya). Sibir­ya'nın güneydoğusunda yer alan Orta Asya bölümü, doğuda Çin Halk Cumhuriyeti ve Moğolistan, güneyde Afganistan ve İran, batıda ise Hazar Denizi ile çevrelenmiştir (bak. Hazar Denİzİ).
SSCB'nin ırmakları ülkenin orta bölgelerinden doğarak kuzeye ve güneye akanlar olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Güneye akanlardan sığ Ural Irmağı ile Avrupa'nın en uzun akarsuyu olan Volga (3.530 km) Hazar Denizi'ne dökülür (bak. volga Irmaği). SSCB'deki tüm ırmaklar gibi, bu iki ırmağın da sularında bol balık bulunur. Dinyester, Bug ve Dinyeper Karadeniz'e dökülür (bak. dinyeper ırmağı). Don ise Karadeniz'in geniş ve sığ bir uzantısı olan Azak Denizi'ne ulaşır. Kuzeye akarak Kuzey Buz Denizi'ne dökülen ırmakların en önemlileri Sibirya'da Obi, Ye­nisey ve Lena'dır. (Bu ırmaklar için ayrı maddeler vardır.) Orta Asya'da kuzeybatıya doğru akan Amu Derya ve Sir Derya, Aral Gölü'ne dökülür. Ayrıca bölgede Balkaş Gö-lü'ne dökülen İli Irmağı ile çölün ortasında kaybolan sayısız akarsu vardır. Büyük Okya-nus'a dökülen önemli tek ırmak Amur'dur. 4.444 km uzunluğundaki Amur Irmağı'nın büyük bölümü Çin Halk Cumhuriyeti ile SSCB arasında doğal sınır oluşturur.
Bu ırmakların yanı sıra SSCB'de büyük göller de vardır. Ladoga, Onega ve Peipus gölleri Baltık Denizi kıyısına yakındır. Orta Asya'daki Aral Gölü kapladığı alan bakımın­dan dünyada dördüncü, Sibirya'daki Baykal Gölü ise derinlik bakımından birincidir.

İklim
SSCB'nin değişken doğal yapısı iklimine de. yansır ve iklim Kuzey Kutbu'nun acı soğuğu ile Orta Asya'nın neredeyse tropik denebile­cek iklimi arasında değişir. Çok geniş bir alana yayılan SSCB topraklan, okyanus akın­tılarından ya da denizden esen rüzgârlardan etkilenmez.
Bu yüzden iklim ya çok sıcak ya da çok soğuktur. İç bölgelerde genellikle kış­lar çok soğuk, yazlarsa çok sıcak geçer. Sibir­ya'nın kuzeydoğusunda Verhoyansk ve Oym-yakon, kışlan dünyanın insan yaşayan en so­ğuk (—68°C) yerleridir. Buna karşılık, Orta Asya'da Karakum Çölü'nde yazları sıcaklık 49°C'ye çıkar.
Yağışlar bölgelere göre değişir. Kafkaslar' da bir sağanakta, Orta Asya'nın susuzluktan çatlamış topraklarının bir yılda aldığı yağış kadar yağmur düşer. Kafkaslar'ın ve Büyük Okyanus kıyılarının bazı yerleri 1.500 mili­metreden fazla yağış alır. Kuzeybatıda yıllık ortalama yağış miktarı 450 milimetredir. Gü­neydoğuya gidildikçe bu miktar azalır ve kumluk topraklarda 125 milimetreye düşer.

Bitki Örtüsü ve Hayvan Varlığı
İklim ve yağışlardaki bu değişkenlik bitki örtüsünü de etkiler. Kuzey Kutup Bölgesi'n­de göz alabildiğine, ağaçsız, soğuk tundralar uzanır. Toprak, yüzeyin altında sürekli don­muş durumdadır. Asya'da tundralar kuru ve çoraktır. Batıya doğru yağış arttıkça yosun, liken, bodur çalılar ve bazı çiçekler görülür (bak. Tundra). Tundraların güneyinde tayga-lar başlar. İğneyapraklı ağaçlardan oluşan bu orman kuşağı Finlandiya Körfezi'nden Ural-lar'ın güneyine, buradan da doğuda Büyük Okyanus kıyılarına kadar düzensiz bir yol izler. Bu ormanlar SSCB'nin yaklaşık beşte ikisini kaplar (bak. tayga).
Kuzeydeki ormanlar arasında bataklıklara, turbalıklara ve sığ göllere rastlanır. Bunun güneyindeki engebeli alanda dar bir kuşak biçiminde meşe ve dişbudak gibi geniş-yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlar uzanır. Daha güneyde ise bozkır ya da step denen geniş ağaçsız ovalar başlar (bak. bozkır). Tarım yapılmayan yerlerde toprak göz alabil­diğine otlar ve çiçeklerle örtülüdür. Bu verim­li bozkırlar dünyanın en önemli tahıl üretim alanlarındandır.
Hayvan yaşamı da iklime bağlı olarak değişir. Kuzey Kutup Bölgesi'nde foklar, kutup ayıları ve tilkileri ile rengeyikleri yaşar. Taygada çok sayıda görülen samur, tilki, gelincik, mink ve sincap gibi kürk hayvanları­nın yanı sıra kurt, ayı ve yaban domuzu da bulunur. Orta bölgelerde tavşan, marmot, araptavşanı ve başka küçük hayvanlar çokça görülür. Ama tarımsal üretimin yaygınlaşması daha büyük hayvanların yerlerini terk etmelerine yol açmıştır. Bataklıklarda ördekler, kazlar gibi çeşitli yabanıl su kuşları barınır. Göllerde ve ırmaklarda bol balık vardır.



"Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica"




Rapor Et
Reklam
Eski 26 Aralık 2008, 15:17

Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Birliği (SSCB) ve Tarihi

#2 (link)
nünü
Ziyaretçi
nünü - avatarı
SSCB Halkları
SSCB'nin Avrupa'daki topraklarında, İÖ 1. yüzyıldan çok önce de insanlar yaşamıştı. Bunlar, Eski Yunan döneminde İskitler, İS 3. yüzyılda Gotlar ve 4. yüzyılda Hunlar gi­bi çoğunlukla göçebe topluluklardı. İlk kez 9. yüzyılda daha yerleşik bir halk olan Hazar­lar Volga ve Don ırmaklarının aşağı kesimle­rine gelerek kentler kurdular. Kuzeydeki ve batıdaki ormanlık alanlarda ise Finliler, Lit-vanyahlar ve Slavlar yaşardı.
Slavlar. Slavlar Orta Avrupa halklarına, özellikle de Gotlar'a yakındılar. 6. yüzyılda güneye doğru yayılmaya başlayan Slavlar, 9. yüzyıla kadar kuzeyde Novgorod'a, güneyde ise Karadeniz kıyılarına ulaşmışlardı. Kültür­leri Avrupa halklarından çok geriydi. Genel­likle avcılıkla geçinen bu insanların çok küçük bir bölümü tarımla uğraşıyordu.
Ormanların açılması ve ticaretin gelişme­siyle birlikte kentler de kuruldu. Dinyeper Irmağı üzerindeki Kiev kenti bunların en önemlisiydi. Kiev dolaylanna Rus denilmek­teydi. 9. yüzyılda kurulan krallığa da aynı ad verildi. 10. yüzyılda Kiev Büyük Prensi I. Vladimir (Aziz) Hıristiyanlık'ın Ruslar ara­sında yayılmasını sağladı.

10. ve 11. yüzyıllarda doğudan sürekli saldırıya uğrayan Kiev, 1068'de Türk soyundan Kıpçaklar'a yenildi. Bundan sonra öne­mini hızla yitirdi. 1169'da Rostov-Suzdal Prensi I. Andrey'in eline geçti. I. Andrey başkenti Moskova'nın kuzeydoğusundaki Vladimir'e taşıdı. Ülke bu tarihten sonra Rusya olarak tanındı.
gelişmesini sürdürdü. 1380'de Moskova'nın önderliğindeki " Rus prenslikleri Moğollar'ı yendi. 16. yüzyılın sonunda Rusya yitirdiği topraklann tamamını geri almıştı.
Bugün SSCB nüfusunun yüzde 50'sini Rus­lar, yüzde 15'ini Ukraynalılar, geri kalanını ise Slav olmayan halklar oluşturur.
Slav Olmayan Halklar. Bu grup içindeki en kalabalık topluluk Orta Asya'daki Türk kö­kenli halklardır. Aralarında Özbekler, Ka­zaklar, Kırgızlar ve Türkmenler'in bulunduğu bu grup, İran kökenli Tacikler'le birlikte Hazar Denizi ile Çin sınırı arasındaki bölgede yaşar. Kafkaslar'da yaşayan Gürcüler, Erme­niler ve anadili Türkçe olan Azeriler ikinci büyük grubu oluşturur. SSCB'nin batısında Slav olmayan çeşitli halklar yaşar. Bunlann arasında Romenler'le ilintisi olan Moldavyalı­lar ve Estonya, Letonya, Litvanya'daki Baltık cumhuriyetleri halkları, kuzeyde Karelya'da-ki Finliler ile daha az sayıdaki Polonyalılar ve Yunanlılar sayılabilir. Aynca Sovyetler Birli-ği'nin çeşitli yerlerine dağılmış 2 milyonu aş­kın Yahudi ile yaklaşık aynı sayıda Alman da vardır.

Tarım ye Sanayi
Ekime elverişli çok geniş topraklara sahip olan Rusya'da, tarım yüzyıllardan beri in­sanların başlıca uğraşlarından biri olmuş­tur. SSCB'nin güneyindeki bozkırlarda, "Ukrayna'nın verimli kara toprakları ile Don ve Kuban vadilerinin bereketli toprakları bulunur (bak. ukrayna). Bozkırların başlıca ürünü buğdaydır. Ayrıca büyük miktarlarda çavdar, arpa, yulaf, mısır, şekerpancarı, soya-fasulyesi, keten, kenevir ve patates de yetişti­rilir. Kırım'ın güneyindeki ılıman bölge ile Orta Asya'nın ve Kafkaslar'ın bir bölümünde pamuk, çay, tütün ve meyve üretilir. Avrupa ve Orta Asya bölgelerinde sığır, domuz, koyun, keçi ve at beslenir.
SSCB'deki ormanlar ABD'nin yüzölçü-münden daha geniş bir alanı kaplar. Dünya­daki ağaçların yaklaşık üçte birinin bulundu­ğu SSCB'de kereste çok boldur ve büyük bir bölümü dışarıya satılır. Ülkenin bir başka zenginlik kaynağı ise kürktür. Sincap, kutup tilkisi, mink ve ermin kürkleri dışarıya satılır. Balıkçılık da çok önemlidir. SSCB dünyada elde edilen balık ürünlerinin altıda birini sağlar.
Ülke yeraltı kaynakları bakımından da çok zengindir. 1917'den önce giderek artan mik­tarlarda elde edilen kömür, demir ve petrolün üretimi 1917 Ekim Devrimi'nden sonra bir süre yavaşladı. Nedeni ise uzun süren iç sa­vaşla sanayi yönetiminde ortaya çıkan aksak­lıklardı.
SSCB'de kömür, demir, doğal gaz ve petrolün yanı sıra, zengin bakır, kalay, kurşun, nikel, krom, cıva, altın ve alüminyum elde etmekte kullanılan boksit yatakları var­dır. SSCB sanayi üretiminde ABD'den sonra dünyada ikincidir.
Moskova ve çevresi, Leningrad ve Ukray­na'da Krivoy Rog demir yataklarının bulun­duğu bölge en eski sanayi bölgeleridir (bak. leningrad; Moskova). Buralarda başlıca sana­yiler dokuma, çelik ve makinedir. SSCB'nin daha yeni sanayi bölgeleri Asya'da kurulmuş­tur. Ural Dağlan'nın doğu yamaçlarındaki Sverdlovsk, Çelyabinsk ve Magnitogorsk bü­yük sanayi merkezleridir. Bir başka büyük merkez de, Batı Sibirya'da Novosibirsk, No­vokuznetsk, Kemerovo, Belovo ve Leninsk-Kuznetski gibi sanayi kentlerini içine alan Kuznetsk kömür yatakları bölgesinde kurul­muştur (bak. Novosibirsk). Batı Sibirya'da Omsk ve Orta Asya'da Taşkent de büyük sanayi kuruluşlarının bulunduğu merkezler­dendir. En son kurulan sanayi bölgesi Sibirya' da İrkutsk'tur. Yakınında, Yenisey ve Anga­ra ırmakları üzerinde kurulu barajlarda dün­yanın en büyük hidroelektrik santralları bulu­nur. Buralarda elde edilen elektrik enerjisi çevredeki kömür, demir, boksit, asbest, mika ve öbür madenlere dayalı sanayiler için kulla­nılır. SSCB'de ayrıca çok sayıda nükleer ener­ji santralı da vardır.

İletişim ve Ulaşım
SSCB'de ulaşım ve iletişimdeki eksiklikler ülkenin daha hızlı gelişmesinin önündeki en­gellerden biridir. Yeni demiryolları yapılmak­la birlikte, yük taşımacılığının büyük bölümü­nün gerçekleştirildiği bu yollar yeterli olma­maktadır. Yenisey Irmağı'nın doğusunda, Doğu Sibirya'ya ve Büyük Okyanus kıyısına yolcu ve yük taşımacılığı Trans-Sibirya De­miryolu ile yapılır (bak. trans-sibirya demir­yolu).
BAM (Baykal-Amur Demiryolu) ise Lena ve Amur ırmakları arasında 3.200 km boyun­ca uzanır. Asya'nın kuzeyinde demiryolu azdır. Karayolları da çağdaş standartların altındadır. Ama özellikle yeni sanayi merkez­lerinde, ulaşım sorunları göz önüne alınarak yol yapımına hız verilmiştir. Moskova birçok yerle bağlantısı bulunan karayolları ağının merkezindedir. Büyük kentlerin çoğuna yolcu otobüsleri işler.
SSCB'de gemi ve mavnaların işleyebildiği ırmakların toplam uzunluğu 100.000 kilomet­reyi aşar. 1965'te açılan Baltık-Hazar Suyolu, kanallar aracılığıyla Karadeniz ve Hazar De-nizi'ni Baltık Denizi'ne ve Beyaz Deniz'e bağ­lar. Gemiler buzkıranların öncülüğünde, ku­tup buzlan ile kuzey kıyılan arasında dar bir geçit olan Kuzey Deniz Yolu'nu izleyerek, büyük Sibirya ırmaklannın ağızlarında kurul­muş limanlara ulaşabilir. Nükleer enerji ile çalışan buzkıranlar bu kuzey yolunu her yıl 160 gün ulaşıma açık tutmayı başarmaktadır. Hava ulaşımı çok önemlidir. Başlıca kentler arasında uçak seferleri yapılır. Moskova iç ve dış hatlarda büyük bir hava ulaşım merkezi­dir. Devlet havayolu işletmesi olan Aeroflot dünyanın en büyük havacılık kuruluşudur.
II. Dünya Savaşı'ndan (1939-45) önce SSCB'nin birkaç limanı vardı. 1940'larda yeni limanlar yapıldı. Bu limanlar savaştan sonra başka ülkelerle daha fazla deniz ticareti yapı­labilmesini sağladı. Kuzey Buz Denizi'nde Peçenga ve Murmansk limanlan buz tutmaz. Leningrad'ın dışında Baltık Denizi'ndeki limanlar da böyledir. Baltık limanlannın en önemlileri Tallinn (eskiden Revel), Riga, Klaipeda (eskiden Memel) ve Kaliningrad'dır (eskiden Königsberg). Asya kıyılarında Vla-divostok limanı kışları buzkıranların yardı­mıyla açık kalır (bak. vladivostok). En önemlileri Odessa ve Batum olan Karade­niz'deki limanlardan İstanbul ve Çanakkale boğazları yoluyla Akdeniz'e ulaşılır.
Doğal gaz ve petrol boruhatlan SSCB için çok önemlidir. Kuybışev yakınlarındaki Tuy-mazi petrol alanından doğuya doğru 6.500 km uzanan bir boruhattı İrkutsk'a ulaşır. "Come-con" boruhattı ise SSCB petrolünü Ukrayna' da Brody'den Polonya, Almanya, Çekoslo­vakya ve Macaristan'a taşır.

"Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica"
Rapor Et
Eski 26 Aralık 2008, 15:24

Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Birliği (SSCB) ve Tarihi

#3 (link)
nünü
Ziyaretçi
nünü - avatarı
Toplumsal Yaşam

Eğitim. Rusya'da çarlık döneminde eğitime önem verilmemişti. 1900'de nüfusun ancak üçte biri okuma yazma biliyordu. 1914'te ise okul çağındaki çocukların ancak dörtte biri okula gidebiliyordu. Ekim Devrimi'nin ilk yıl­larında iç savaş koşullan ve ülkenin coğrafya­sı, eğitimin hızla genelleştirilmesinin önünde­ki başlıca engellerdi. Seyrek nüfuslu Orta As­ya çölleri ile kutup yöresine ulaşmak çok zor­du. Moskova ve Leningrad gibi kentlerde öğ­retmen bulmak kolayken, uzak yerlerde so­run oluyordu. Devrimden sonra, çarlığın yıkıntılarından çağdaş bir toplum yaratmak için eğitim yay­gınlaştırılmaya çalışılmıştır. Ayrıca yeni yöne­timin kalkınmak için eksikliği duyulan mü­hendisleri, teknisyenleri, bilim adamlarını ye­tiştirmesi gerekiyordu. Devrimin ilk yılların­da eğitim alanında yeni deneyler uygulandıy-sa da, 1930'dan sonra sanayi alanında yapılan atılımlara paralel olarak artan eğitimli işgücü gereksinmesini karşılamak için yeniden klasik yöntemlere dayalı öğrenime dönüldü. Yetiş­kinler için başlatılan okuma yazma kampan­yasıyla 1939'a kadar okuryazar oranı yüzde 90'a ulaştı.
SSCB'de eğitim 7-17 yaşlan arasında zo­runlu ve parasızdır. Küçük çocuklar için kreş ve gündüz bakımevleri vardır. SSCB eğitimde mühendislik ve öbür bilim dallanna ağırlık verir. Ama güzel sanatlar, özellikle de bale ve müzik eğitimi de çok önemlidir. Sosyalizm ve ilkeleri okullarda ders programları çerçeve­sinde öğretilir. Spor çalışmaları da destekle­nir, gençler spor yapmaya özendirilir. Ülkede çok sayıda yetişkin yükseköğrenimini gece okullarında ya da mektupla sürdürmektedir. Eski Moskova, Leningrad ve Kiev üniversite­leri geliştirilmiş ve çok sayıda yeni üniversite açılmıştır.
Değişik gelenek, kültür ve dili olan 100'den fazla"ulusun yaşadığı SSCB'de eğitim her hal­kın anadilinde yapılır, ama okullarda resmi dil olan Rusça da öğretilir. Eğitim, azınlık gruplarından ve değişik uluslardan milyonlar­ca çocuğun SSCB yurttaşı olarak yetiştirilme­sini öngörür.
Din. 1917'den önce çarlık döneminde dev­letin resmi dini Ortodoksluk'tu. Devrimden sonra yeni yönetim din ve devlet işlerini birbi­rinden ayırdı. Okullardan din dersleri kaldı­rıldı. Rus Ortodoks Kilisesi'nin malvarlığına el kondu. Birçok kilise müzeye dönüştürüldü. Kilisenin gücü eskisine oranla azaldıysa da, etkinliklerini sürdürmesine izin verildi.
SSCB'de Litvanya'da Katolik, Estonya'da Protestan kiliseleri, başka Hıristiyan grupları, Museviler ve Asya kesiminde büyük Müslü­man toplulukları vardır.
Yemek. Rus sofrasının baş yiyeceği "kara ekmek"tir. Öteki geleneksel yemekler arasın­da lahana çorbası şçi, tahıl çorbası kaşa, kü­çük kıymalı börek piroşki, gözleme Mini, kır­mızı pancar çorbası borç ile çeşitli krema ve yoğurt türleri sayılabilir. SSCB'nin değişik yörelerine özgü çok çeşitli yemekler vardır. Mersinbahğı yumurtası olan havyar, dünya­nın en pahalı ve ender yiyeceklerinden bi­ridir.
Spor. Devrimle birlikte SSCB'de spora bü­yük önem verildi. Atletler gerek olimpiyatlar­da, gerek başka uluslararası yarışmalarda el­de ettikleri şampiyonluklarla kendilerini ka­nıtladılar. Devlet sporcular için pistler, çalış­ma alanları ve kapalı spor salonları sağlar. En sevilen sporlar atletizm, jimnastik, futbol, buz hokeyi, kayak ve buz pateni ile basketbol ve voleyboldur. Satranç, geleneksel bir masa başı oyunu olarak hem kapalı, hem de açık yerlerde oynanır. SSCB'li oyuncular dünya satranç şampiyonluğunda ön sıralarda yer alirlar.
Sanat. Rus mimarlığının en çarpıcı örnek­leri, 17. yüzyıla kadar ülkenin en önemli yapı­lan olan kiliselerde görülebilir. İlk kiliseler ahşaptı. Bu ahşap kiliselerin kare zeminleri, çadıra benzer görünümleri ve soğan kubbeleri sonradan bazı taş kiliselerde de kullanıldı. Novgorod'da bu kiliselerden çok güzel örnek­ler vardır. Moskova'daki çok kubbeli Pok-rovski Katedrali dünyaca ünlüdür.
Ekim Devrimi'nden sonra mimarlık alanında Yapımcılık adı verilen yeni denemelere gi­rişildi. Yapımcılık, 20. yüzyıj başlarında SSCB'de ortaya çıkan yeni bir sanat ve mi­marlık akımıdır. Yapımcılar, insan yapımı ge­reçlere ağırlık vererek işlevsel, modern yapı­lar kurdular. Sonraları sıradan, ama özellikle Stalin döneminde bir hayli gösterişli yapılar yapıldı. Günümüzde mimarlar konut sorunu­nu kısa sürede ve en ekonomik biçimde çöz­mek için yalın ve işlevsel tasarımlar uygu­larlar.
15. yüzyıl dinsel resimleri ve ikonaları Rus resim sanatının özgün örnekleridir (bak. iko­na). I. Petrö'nun (Büyük Petro) Rusya'yı ba­tılılaştırma çabalan Ruslar'a özgü bu sanat dalının yok olmasına neden oldu. Daha son­raki ressamların büyük çoğunluğu farklı üs-luplan benimseyerek Batı Avrupa ülkelerin­deki sanat akımlarını izlediler.
Ruslar'ın geleneksel halk müziği çok zen­gindir. 18. yüzyıldan beri bu müzik bir Rus telli çalgısı olan balalayka ile çalınır. 19. yüz­yılda Mihail İvanoviç Glinka (1804-57) bir konser müziği besteleyerek gerçek anlamda ilk batı müziği bestesini yaptı. Glinka'nın Ruslan ve Lyudmila operası ile Rus müziğin­de yeni bir dönem başladı. Peter İliç Çay-kovski (1840-93), Mili Balakirev (1837-1910), Aleksandr Borodin (1833-87), Modest Mus-sorgski (1839-81) ve Nikolay Rimski-Korsakov (1844-1908) bugün dünyanın he­men her yerinde çalman ve dinlenen yapıtla­rıyla, klasik müzikte Rus geleneğinin önemli temsilcileridir.
20. yüzyılın önde gelen bestecileri ise, Ser­gey Rachmaninoff (1873-1943), Modernizm Akımı'nın en yetkin sanatçılarından biri olan İgor Stravinski (1882-1971) ve Sergey Prokof-yev'dir (1891-1953). Modern SSCB bestecile­rinin en ünlülerinden biri de Dmitri Şostako-viç'tir (1906-75). Şostakoviç ve Prokofyev'in SSCB yönetimiyle sorunlan olmuş, ama Stalin' in ölümünden sonra düşün ve sanat yapıtları üzerindeki denetim büyük ölçüde kalkınca, her iki bestecinin yapıtları da yaygın biçimde çalınmaya başlanmıştır.
Çarlık döneminde kurulan ünlü Rus Çarlık Balesi (bugün Kirov Balesi) SSCB hüküme­tinden de gördüğü destekle başansını sürdür­mektedir. Bale tarihinin en yetenekli dansçılan arasında Anna Pavlova (1881-1931), Vas-lav Nijinski (1890-1950) ve Galina Ulanova (doğumu 1910) sayılabilir. Sergey Diaghilev (1872-1929) zamanının en değerli dansçıları­nı, ressamlarını, besteci ve şarkıcılarını bir araya getirerek, tüm yaratıcılıklarını ortaya koydukları olağanüstü bale gösterilerini sah­neye koymuştur. Bolşoy Balesi ve Tiyatrosu dünyaca ünlüdür (bak. bale).
İlk büyük Rus yazarı Mihail Vasilyeviç Lo-monosov'dur (1711-65). Lomonosov, Rus ko­nuşma dili ile daha önce yazı dili olarak kulla­nılan Eski Slavca'dan, yeni bir edebiyat dili yarattı. Rus düzyazı biçimi daha sonra tarihçi Nikolay Mihayloviç Karamzin (1766-1826) ta­rarından daha da sadeleştirilerek geliştirildi. Rus edebiyatının altın çağı 19. yüzyıldır. Bu dönemin ünlü şairleri Aleksandr Puşkin (1799-1837), Mihail Lermontov (1814-41) ve Fyodor İvanoviç Tyutçev'dir (1803-73). Oyun yazarlan arasında Aleksandr Sergeyeviç Gri-boyedov (1795-1829), Nikolay Gogol (1809-52), Aleksandr Nikolayeviç Ostrovski (1823-86) ve Anton Pavloviç Çehov (1860-1904) sa­yılabilir.
Rus yazarları içinde Avrupa'da ilk tanınan İvan Sergeyeviç Turgenyev (1818-83) oldu. Unutulmaz Oblomov'u ile İvan Gonçarov (1812-91), Savaş ve Barış, Anna Karenina, Diriliş, Kazaklar gibi romanlarıyla Lev Tols­toy (1828-1910), Budala, Karamazov Kardeş­ler, Suç ve Ceza adlı romanlanyla Fyodor Dostoyevski (1821-81) Rus edebiyatının ve romancılığının en önemli temsilcilerindendir. Çağdaş SSCB yazarları içinde Maksim Gorki (1868-1936), İlya Ehrenburg (1891-1967), Mi-hail Şolohov (1905-84), Osip Emilyeviç Man-delstam (1891-1938), Boris Pasternak (1890-1960), Aleksandr Soljenitsin (doğumu 1918) sayılabilir. Anna Ahmatova (1889-1966) ve Yevgeni Aleksandroviç Yevtuşenko (doğumu 1933) dünyaca tanınmış SSCB şairlerindendir (bak. RUS EDEBİYATI).
SSCB'de sinema çok tutulan bir sanat dalı­dır. 20. yüzyılın başlarında Sergey Ayzenş-tayn, aralarında dünya sinema klasiklerinden sayılan Potemkin Zırhlısı'nm (1925) da bulun­duğu birçok film çevirmiştir.


"Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica"
Rapor Et
Eski 26 Aralık 2008, 15:30

Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Birliği (SSCB) ve Tarihi

#4 (link)
nünü
Ziyaretçi
nünü - avatarı
Yönetim
Rusya'da, ülke tarihinin başlangıcından beri değişik dil, kültür ve gelenekleri olan halklar birlikte yaşamıştır. Çarlık döneminde zorla bir bayrak altında toplanan bu halkların bir bölümü 1917 Ekim Devrimi'nin ardından ba­ğımsızlıklarını ilan ettiler. Bunlar, Polonya ve Finlandiya ile üç Baltık cumhuriyeti olan Es-tonya, Letonya ve Litvanya'ydı. Başlangıçta yeniden Rusya'nın egemenliğine girmek iste­meyen öbür halklar da Sibirya'da, Ukrayna' da ve Kafkasya'da özerk bölgeler ve cumhu­riyetler kurdular. Ama Sovyet yönetimi tüm uluslara, ırklara ve ayrı dil konuşan topluluk­lara eşit haklar tanıyan yeni bir anayasa öner­di ye 1922'de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği adıyla çokuluslu yeni bir federasyon kuruldu.
Yeni birlik 1923'te Rusya, Beyaz Rusya, Ukrayna ve Transkafkasya cumhuriyetlerinin birleşmesiyle gerçekleşti. Zamanla, öbür böl­geler ve cumhuriyetler de bu birliğe katıldı. Bugün SSCB'yi oluşturan 15 birlik cumhuri­yeti Rusya, Ermenistan, Azerbaycan, Beyaz Rusya, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan, Es-tonya, Letonya, Litvanya, Moldavya ve Uk­rayna Sovyet Sosyalist cumhuriyetleridir. (Bu cumhuriyetler için ayrı maddeler vardır.) Ay­rıca ülkede 20 özerk cumhuriyet ile yerel yö­netim düzeyinde özerk birimler de yer alır. Bunların tümü federal yönetim sisteminin de­netimi altındadır.
SSCB'de uzun yıllar Sovyetler Birliği Ko­münist Partisi'nin (SBKP) yönetiminde tek partili bir sosyalist yönetim biçimi yürürlükte kaldı. Yapılan son değişikliklerle, çok adaylı seçimler kabul edildi. Ayrıca, parlamentonun denetim gücü artırıldı; devlet başkanı daha güçlü bir konuma getirildi ve Komünist Parti­si ile devlet yönetimi bir ölçüde birbirinden ayrıldı.
Yeni düzenlemeye göre, en üst yönetim or­ganı beş yılda bir seçilen SSCB Halk Temsilci­leri Kongresi'dir. 2.250 üyeden oluşan bu kongrenin temel görevi, bilinen anlamda par­lamento işlevini üstlenen SSCB Yüksek Sov-yeti'ni seçmektir. Kongre, Yüksek Sovyet'in 542 üyesini kendi üyeleri arasından seçer. Birlik Sovyeti ve Uluslar Sovyeti olarak iki meclisten oluşan Yüksek Sovyet yılda iki kez toplanır ve 3-4 aylık sürelerle çalışır. Yüksek Sovyet'in toplanmadığı sürelerde görev yapan Yüksek Sovyet Prezidyumu, yeni uygulama­larda eski önemini yitirmiştir.
Birlik Sovyeti ekonomik ve toplumsal so­runlar, dış politika, iç ve dış güvenlik gibi ge­nel konularla ilgilenir. Uluslar Sovyeti ise de­ğişik halkların karşılıklı hak ve özgürlükleri ile birbirleriyle olan ilişkilerini düzenler.
Devlet başkanı, Halk Temsilcileri Kongresi tarafından beş yıl için seçilir. Son değişiklik­lerle yetkileri genişletilmiş olan devlet başka­nının birçok konuda kendi başına karar ala­bilme olanağı vardır.
Yürütme görevini üstlenen bakanlar konse­yi Yüksek Sovyet tarafından seçilir. Bakanlar konseyinin altında birçok komite ve kuruluş görev yapar.
SSCB'nin 15 cumhuriyetinde de merkezde-kine benzer bir sistem uygulanır. Her cumhu­riyette tek meclisli bir Yüksek Sovyet ve bu kuruluşun atadığı bakanlar konseyi vardır.
Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin yö­netim üzerindeki etkisi hâlâ çok güçlüdür. Partinin en üst organı Merkez Komitesi Polit-bürosu'dur. Komünist gençlik örgütü Komso-mol partinin gençlikle bağını sağlar.

Tarih
Bugün SSCB topraklan olarak bilinen yerlere ilk yerleşenler Elbe Irmağı dolaylarından gel­miş olan Doğu Slavları idi. İS 8. yüzyılın son-lanna doğru Kuzey Avrupalı ve Ortadoğulu tüccarlar bu topraklara geldiler. Bu sıralarda Doğu Slavları Asya'dan gelen göçebe kabile­lerin saldınlanna karşı korunmak için yerle­şim yerlerini surlarla çevirdiler.
9. yüzyılda kuzeyli kabileler Batı Avrupa'yı yağmalar ve yakıp yıkarken, Vikingler de gruplar halinde Baltık Denizi'ni aştılar ve ırmakları izleyerek güneyde Karadeniz kıyıla­rına kadar geldiler. Bunlann amacı yağma de­ğil, Konstantinopolis (bugün İstanbul) ile ti­caret yapmaktı. Bu silahlı İskandinav tüccar-lann önderleri Doğu Slavlan'nı yönetimleri altına alarak, Rus prensliklerine damgalarını vurdular.
Efsaneye göre Viking önderlerinden Rurik 862'de Novgorod'a yerleşti. 882'de Rurik' in kardeşi Oleg bu dönemde büyük bir ti­caret merkezi olan Kiev'i ele geçirdi. 11. yüz­yıla gelindiğinde Doğu Slavlan'nın tümü Kiev prensinin egemenliğini kabul etmişti. Hıristi­yanlık da Rusya'da ticaret yollannı izleyerek yayıldı. Kiev Büyük Prensi I. Vladimir 987'de Bizans imparatorunun kız kardeşi ile evlenin­ce Hıristiyan oldu ve Rusya'da Hıristiyanlık' ın yayılması için çaba gösterdi. Böylece Doğu Slavlan Ortodoks Kilisesi'ne bağlandılar. Konstantinopolis'i hem dinsel, hem de ticari ve kültürel merkez olarak benimsediler. Rus­ya ile Konstantinopolis arasında uzun dönem­li bir ilişki başlarken, Batı Avrupa'nın dinsel ve kültürel merkezi Roma'nın etkisi zayıfladı.
11. ve 12. yüzyıllarda Kiev Avrupa ile ilgili olaylarda etkin bir rol oynadı. Rus prensleri evlilik yoluyla Avrupa'daki krallıklarla bağ kurdular. Kiev ve öteki prensliklerin Avrupa ile olan bağlantılan Moğol istilasıyla kesintiye uğradı.
Kiev ve dolaylarında yerleşmiş olan Slavlar sık sık Asyalı kabilelerin saldınsına uğradılar. 13. yüzyılın başlarında Moğollar Asya'nın do­ğusunda güçlü bir devlet kurmuştu. Cengiz Han'ın önderliğinde Avrupa'ya korku saldılar {bak. Cengiz Han). 1238'de Cengiz Han'ın to-runlanndan Batu Han'ın yönetimindeki Altın-ordu kuvvetleri Kiev'i yakıp yıkarak Rusya' nın neredeyse tamamını ele geçirdiler. Moğol egemenliği 300 yıl sürdü. Sona erdiğinde ise Rusya artık Avrupa'dan kopmuş ve Avrupa' nın gelişmişlik düzeyinin gerisinde kalmıştı. Rusya bu dönemden sonra ekonomik, top­lumsal ve askeri bakımlardan Avrupa'ya eriş­me çabasına girdi.
Moğol istilası sırasında güçlenen Moskova Prensliği, istila sona erdiğinde Rusya'yı yö­netmeye başladı. Moğollar ele geçirdikleri ül­kelerde en güçlü prenslerle anlaşır, haraç top­lanmasından onlan sorumlu tutarlardı. (Ha­raç, işgal altındaki ülke halkının işgalcilere ödedikleri paradır.) Moskova prensleri kısa zamanda Moğollar'ın desteğini kazandılar. 1353'te II. İvan'ın tüm Rusya prensleri üze­rinde egemenlik hakkı Moğollar'ca da kabul edildi. Böylece coğrafi açıdan merkezi bir ko­numda olmasından da yararlanan Moskova, ülkenin siyasal, 1453'te Osmanlılar'ın Kons­tantinopolis'i ele geçirmesinden sonra da din­sel merkezi oldu.

Çarlık Yönetimi
1462-1505 arasında III. İvan Moskova Büyük Prensliği'nin egemenlik alanını genişleterek gücünü artırdı. 1480'de Moğol egemenliğine kesin olarak son verdi ve Rusya'yı bağımsızlı­ğına kavuşturdu. 1533'te tahta geçen IV. İvan kendini tüm Rusya'nın çan (imparatoru) ilan etti. IV. İvan, uzun süren yönetimi sırasında­ki acımasız tutumu nedeniyle Korkunç İvan olarak anıldı (bak. korkunç İvan). Korkunç İvan'ın yönetiminin ilk yıllannda Kazan ve Astrahan Rus topraklarına katıldı.
1584'te İvan'ın ardından başa geçen oğlu I. Fyodor'un 1598'de ölümünden sonra 15 yıl süren sorunlu bir dönem başladı. Zekâ özürlü I. Fyodor'un yerine Boris Godunov çar oldu. Yetenekli bir yönetici olmasına, iç ve dış siya­setteki basanlarına karşın, 1605'te rakipleri tarafından zehirlenerek öldürülen Godunov' un ardından tahta Düzmece Dmitri geçti. Düzmece Dmitri olarak anılmasının nedeni Korkunç İvan'ın oğlu olduğunu iddia etmesiy­di. Dmitri ölünce Rusya kargaşaya sürüklen­di ve Polonyalılar ile İsveçliler'in işgaline uğ­radı. Moskova'yı ele geçiren işgalciler kenti yaktı. Bu olay üzerine birleşme gereğini du­yan Ruslar, işgalcileri ülkelerinden kovdular. Moskova'da, ülkenin her kesiminden gelen temsilcilerden oluşan bir meclis toplandı ve 1613'te Mihail Fyodoroviç Romanov çar ola­rak seçildi. Mihail Fyodoroviç 1917 Ekim Devrimi'ne kadar iktidarda kalan Romanov hanedanının ilk çanydı.
Tarihte Büyük Petro olarak bilinen ve 1682-1725 arasında ülkeyi yöneten I. Petro, Rusya'yı her alanda Avrupa ile eşit düzeye getirmek için çalıştı. Rusya'yı Avrupa'da güç­lü bir devlet konumuna yükselten I. Petro, imparatorluğun gelişmesi için uğraştı. İsveç Kralı XII. Karl'ı II. Kuzey Savaşı denen uzun süren bir mücadele sonunda yenilgiye uğra­tarak Baltık bölgesinin doğusunu alması Rusya'nın gücünü artırdı. St. Petersburg'da (bugün Leningrad) yeni bir başkent kurdu. Orduyu ve donanmayı güçlendirdi. Ülke sa­nayisini geliştirmek ve halkı eğitmek amacıyla Batı Avrupa'dan mühendis ve teknisyenler getirdi. Devlet yönetiminde de önemli re­formlar yaptı ve kiliseyi çarlığın yönetimine soktu. Madencilik, silah, gemi yapımı ve öbür sanayileri destekleyen Petro, dış ticareti geliş­tirmek için de uğraştı. Petro döneminde dev­let eğitim alanına da girdi. Batıdan örnek alı­nan birçok kurum bu dönemde Rusya'nın kültür yaşamında önemli gelişmelere yol aç­tı. Temeli Petro döneminde atılan Bilimler ve Sanatlar Akademisi (bugün SSCB Bilim­ler Akademisi) bu gelişmelerde öncü rol oynadı. Rusya'da olağanüstü değişiklikler gerçekleştiren Petro, uzun süren yönetimi sı­rasında, acımasız tutumuyla birçok insanın yaşamını yitirmesine de neden oldu. Halkın önemli bir kesimini oluşturan toprağa bağlı serilerin durumu daha da kötüleşti. Toprak sahiplerinin sertler üzerindeki haklarını geniş­leten Petro, vergi düzeninde yaptığı değişik­liklerle sertlik sisteminin koşullarını daha da ağırlaştırdı (bak. Petro I). Rusya'nın önemli yöneticilerinden biri de 1762-96 arasında hü­küm süren ve Büyük Katerina olarak bilinen Çariçe II. Katerina'dır. Bir Alman prensesi olan Katerina Rus tahtına evlilik yoluyla geç­ti. Katerina Polonya'dan aldığı topraklarla Rusya'yı daha da genişletti. Osmanlılar'a kar­şı kazandığı zaferlerle Karadeniz'in kuzeyin­deki topraklar bütünüyle Rusya'ya geçti. 1783'te Kınm'ı alan Rusya, Balkanlar'da etki­li olmaya başladı. Fransız sanat ve kültürüne hayranlık duyan Katerina, Rusya'yı Avrupa ve Fransız etkisine biraz daha açtı, ama 1789 Fransız Devrimi'nin yeni düşüncelerinin Rus ya'ya girmesi için herhangi bir çaba gösterme­di. Tersine, hükümdarlık yetkilerini güçlendi­rerek, tüm yönetim kadrolarını kendi deneti­mine aldı (bak. Katerİna).
Katerina döneminde serflik kurumuna kar­şı giderek artan hoşnutsuzluk köylü ayaklan­malarına yol açtı. Bunlardan en önemlisi, 1773'te Yemelyan İvanoviç Pugaçov önderli­ğinde serfliğe karşı başlatılan ayaklanmadır. Ülkenin tüm doğu bölgelerini saran bu ayak­lanma çarlık ordusunca bastırıldı, ama daha sonraki köylü ayaklanmalarına örnek oldu.
I. Aleksandr döneminde (1801-25) Napol-yon Bonapart'ın orduları Rusya'yı işgal etti. Moskova'yı ele geçiren Napolyon terk edilmiş bir kentle karşılaştı. Fransızlar görüşme yapa­cak kimseyi bulamayınca, sert kış koşulların­da açlıkla yüz yüze geldiler ve bozguna uğra­dılar. Napolyon'un Moskova yenilgisi Ruslar' ın dünyadaki saygınlığını artıran önemli bir etken oldu (bak. Napolyon Savaşlari) .
I. Petro döneminde başlatılan eğitim atılı­mıyla okullaşma arttı, kültür düzeyi yükseldi. Batıdan gelen yeni düşünce akımları Rusya' da, özellikle aydınlar arasında çarlık yöneti­mine ve serflik kurumuna karşı eleştirilerin doğmasına yol açtı.
I. Aleksandr tahta geçtiği zaman okullar ve üniversiteler açtı. Toprağa bağlı serilerin öz-gürleştirilmesi için 1803'te çıkardığı yasa ise umulanı vermedi. Bu yasadan yaklaşık 47 bin serf yararlanabildi. Bu ise ülkede yaşayan sertlerin ancak çok küçük bir bölümüydü.
Rusya'da devrimci düşünceler giderek yayı­lıyor ve hoşnutsuzluk büyüyordu. Reformla­rın gerçekleştirilmesi için genellikle soylu ay­dınlardan oluşan gizli topluluklar kuruldu. 1825'te I. Nikolay tahta geçince, bu aydınlar tarihte Dekabrist Ayaklanması olarak bilinen bir ayaklanma başlattılar. Çarlık güçleri bu başkaldırıyı bastırdı. Önderlerinden beşi idam edildi, öbürleri hapse atıldı ya da Sibir­ya'ya sürüldü. Ama özgürlükçü düşüncenin serpilip gelişmesinin önü alınamadı.
Nikolay halk arasında giderek yaygınlaşan reform isteklerini dikkate almadı. Tersine, yönetimi elinde tutabilmek için gittikçe sert­leşti. Bu dönemde Dekabristler'le çalıştığın­dan ya da gizli örgüt üyesi olduğundan kuşku duyulanlar hemen Sibirya'ya sürüldü.
I. Nikolay dönemi Kırım Savaşı (1853-56) ile sona erdi (bak. Kirim Savaşi). Rusya'nın Kırım Savaşı'nda yenilmesi ülkedeki hoşnut­suzluğu artırdı. Bu savaş Rusya'nın yetersiz gelişmesini ve modern teknikler karşısında geri kalmışlığını açıkça ortaya çıkardı.
Rusya'nın yenilgisi bir dizi reformun yapıl­masına yol açtı. I. Nikolay'dan sonra başa ge­çen II. Aleksandr döneminde (1855-81) yaşa­ma geçirilen bu reformlardan en önemlisi 1861'tie serilerin özgürlüklerine kavuşturul-masıydı. Ama bu reform oldukça gecikmişti ve seriler artık özgürlüklerinin yanı sıra top­rak sahibi olmayı da istiyorlardı.
Aleksandr ayrıca mahkemelerde de reform yaparak yargı sistemini modernleştirdi. Se­çimle işbaşına gelen yerel yönetim meclisleri oluşturdu. Sanayinin gelişimini hızlandıracak girişimlerde bulundu. Aleksandr döneminde Rusya'da üretim üç katına çıktı ve yeni demir­yolları yapıldı. Bu reformlara karşın ülkede huzur sağlana­madı. Köylüler bu kez de yaşamak için yeterli toprağa sahip olamadıklarından ayaklanıyor­lardı. Birçoğu kentlere göç ederek yeni açılan fabrikalara girdi. Bu fabrikalarda çalışma ko­şulları çok kötü ve ücretler de çalışanların aç­lıktan ölmemesine yetecek kadardı. Toprak­sız köylüler yaşamlarını sürdürebilmek için bu koşullarda çalışmak zorunda bırakıldılar. Böylece hızla gelişen sanayi ve serilerin öz-gürleştirilmesi Rusya'da düzenden hoşnut ol­mayan işçi sınıfının doğmasına yol açtı. Çarlık
polisinin uyguladığı baskı ve yasaklara karşın, işçiler arasında gizli sendikal örgütlenmeler başladı ve grevler yaygınlaştı.
Kentlerde yoksulluğun ve çarlık baskısının neden olduğu hoşnutsuzluk, Avrupa'dan ge­len sosyalist düşüncelerle birleşince, devrimci hareketler gelişmeye başladı ve yeni siyasal örgütlenmeler ortaya çıktı (bak. sosyalizm). 1870'lerde özellikle gençler arasında, köylüle­ri siyasal propaganda yaparak ayaklandırma girişimleri yaygınlık kazandı. Narodnikler olarak adlandırılan bu örgütün eylemlerini, çarlık polisinin yaygın tutuklamaları ve sür­günler izledi. Baskıların artmasıyla bu gizli örgütlerin bir bölümü bombalama ve suikast gibi şiddet eylemlerine yöneldi. Bu sırada II. Aleksandr 1881'de şiddet yanlısı bir örgütün bombalı saldırısı sonucu öldürüldü.
Tahta geçen II. Aleksandr, babasının halkın yönetimde bir ölçüde söz hakkı ol­masını sağlayacak meşruti yönetime geçme taşanlarından tümüyle vazgeçti; çarların mut­lak egemenlik yetkileri olduğunu ileri sürdü. Son 80 yılda oldukça yerleşmiş ilerici düşün­celeri kesinlikle onaylamayan III. Aleksandr gerici bir siyaset izledi. Kargaşa ve teröre son vermek için baskıcı önlemler aldı. Kendisine karşı olan kişi ve gruplan susturdu. Bu dö­nemde binlerce siyasal tutuklu Sibirya'ya sü­rüldü. İlerici gruplara ve Yahudiler'e ağır bas­kılar uygulandı. III. Aleksandr dönemi (1881-94), bu baskıcı tutumuyla, Rusya'da devrim koşullannın olgunlaşmasını sağladı.
1894'te tahta geçen Çar II. Nikolay, yöneti­min her kademesini titizlikle izleyen otoriter III. Aleksandr'a göre daha yumuşaktı. Hükü­metin üzerindeki etkisi de zayıftı. II. Nikolay döneminde (1894-1917) Trans-Sibirya Demir-yolu'nun açılmasıyla insanlar Sibirya'da yaşa­maya özendirildi. Büyük Okyanus kıyısında, günümüzde Çin sınırları içinde bulunan Port Arthur (bugün Lüshun) ve Dairen limanları açıldı. Rusya'nın Büyük Okyanus'a doğru ya­yılması Japonya ile çatışmasına yol açtı. 1904-05 Rus-Japon Savaşı, Rusya'nın ağır yenilgisi ve donanmasının hemen tümüyle yok olma­sıyla sonuçlandı.

"Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica"
Rapor Et
Eski 26 Aralık 2008, 15:35

Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Birliği (SSCB) ve Tarihi

#5 (link)
nünü
Ziyaretçi
nünü - avatarı
İki Devrim
Rus-Japon Savaşı halk tarafından başlangıçta da benimsenmemişti. Bir de bu savaşın yitiril­mesi ülkede durumun ne kadar kötüye gittiği­ni tüm açıklığı ile gösterdi. Çar demokratik siyasal partilerin kurulması önerisini redde­dince, toplumda huzursuzluk daha da arttı. Birçok yerde bir dizi grev ve ayaklanma baş gösterdi.
22 Ocak 1905 Pazar günü, sonradan çarlık polisinin bir ajanı olduğu ortaya çıkan papaz Gapon'un öncülüğündeki büyük bir işçi top­luluğu isteklerini çara sunmak üzere ellerinde haçlarla, ilahiler söyleyerek Kışlık Saray'a doğru yürüdüler. Polis yürüyüşü durdurmak için işçilerin üzerine ateş açtı. 100'ün üzerinde göstericinin öldüğü bu olay tarihe "Kanlı Pa­zar" olarak geçti. Kanlı Pazar'ın ardından Rusya'da birçok kentte grevler, kırsal bölge­lerde köylü ayaklanmaları ve askerler arasın­da isyanlar görüldü. 1905 Devrimi olarak ad­landırılan bu toplumsal hareketler Rusya'da meşruti monarşinin kurulmasında etkili oldu. Bu başkaldırıların en ünlülerinden biri de Po-temkin zırhlısında baş gösteren isyandır. -Bu isyan daha sonra Sergey Ayzenştayn'ın ünlü filmine de konu olmuştur.
1905 Devrimi sonunda çarlık güçlerince bastırıldı, ama Çar II. Nikolay, askeri dikta­törlükle halka bazı haklar tanıyacak bir re­form programı arasında bir seçim yapmak zo­runda kaldı. "Ekim Manifestosu" olarak bili­nen yazılı bir metinle söz ve düşünce özgürlü­ğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma özgür­lüğü gibi belirli bazı hakları tanıdığını açıkla­dı. Ayrıca bu manifestoda, çarın yasa yapma yetkisini paylaşacak Duma adında bir mecli­sin kurulması da öngörülüyordu. 1906'da seçi­len ilk Duma'da sol muhalefet ve reform yan­lıları çoğunluğu alınca, çarlık yönetimiyle ça­tışma kaçınılmaz oldu ve Duma iki ay içinde dağıtıldı. II. Duma da aynı biçimde, üç ay içinde dağıtıldı. Çar ve bakanları Duma'nın seçimi ile ilgili kuralları değiştirerek ve yetki­sini kısıtlayarak, etkin bir biçimde çalışmasını engellediler. Daha sonra seçilen III. ve IV. Duma'lar çarlık yönetimini destekledi. Gene de, Duma Rusya'da demokratik yönetime doğru atılmış bir adım oldu. Tanınan haklar da siyasal partilere, sendika ve dernekler ile basına görece özgür bir ortam sağladı.
1905-17 arası hoşnutsuzluğun sürdüğü yıllar oldu. Devrim söylentileri yaygınlaştı. Çarlık yönetiminin Rus olmayan halklara ve özellik­le Yahudiler'e uyguladığı baskı yoğunlaştı. Sanayide hızlı bir gelişmenin olduğu bu yıllar­da Sibirya'da yerleşim yaygınlaştı. Ama 1914'te başlayan I. Dünya Savaşı çarlık yöne­timinin çöküşünü hazırlayan temel nedenler­den biri oldu.
Rusya I. Dünya Savaşı'nda Almanya'ya karşı İtilaf Devletleri ile birleşti. Donanım ve erzak eksikliği Rus ordusunun savaşta ağır ye­nilgiler almasına yol açtı. Osmanlı ordusunun Almanya ve Avusturya yanında savaşa girme­siyle Kafkasya'da yeni bir cephe açmak zo­runda kalan ve boğazların kapanmasıyla aldı­ğı destek büyük ölçüde azalan Rusya, art arda yenilmeye başladı. 1916'ya gelindiğinde ordu­nun insan kaybı 1 milyonu aşmıştı. Kötü yö­netimden büyük zarar gören ordunun savaş­ma gücü kalmamıştı. Halk arasında savaşa karşı hoşnutsuzluk giderek arttı. Askerler is­yana ve birliklerini terk etmeye başladılar. Petrograd'da (bugün Leningrad) ve Mosko­va'da çarlık yönetiminin önleyemediği grevler ve gösteriler hızla yayıldı. Fabrikalarda işçi­ler, cephede askerler ve kırsal alanda köylüler sovyet adı verilen yerel örgütler kurdular ve örgütlendiler.
Savaşın ve ekonominin kötü gidişi basında ve Duma'da yeni bir hükümet kurulması iste­ğinin gündeme gelmesine yol açtı. Mart 1917'de Petrograd'da işçi ve askerlerin temsil­cilerinden oluşan Sovyetlerin önderliğinde başlayan ayaklanma Moskova ve öbür kentle­re de yayıldı. Şubat Devrimi olarak adlandırı­lan bu devrimle çar tahttan çekildi ve yönetim kurulan Geçici Hükümet'in eline geçti.
Askerlerinin desteğini yitiren çar 1918'de kurşuna dizildi. Bu arada Rusya'da etkinlik gösteren sosyalistler çalışmalarını çeşitli ör­gütlerin içinde ayrı ayrı sürdürüyor, belirli olaylarda birlikte hareket ediyorlardı. 1898'de işçi ve aydınlarca kurulan Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi 1912'de Bolşevikler (çoğunluk) ve Menşevikler (azınlık) olarak iki ayrı partiye bölünmüştü. Bu iki parti ile öbür sosyalist parti ve gruplar Rusya'nın siyasal ya­şamında giderek önemli bir yere sahip oldu­lar. Şubat Devrimi'nden sonra Rusya'nın he­men her önemli kent ve bölgesinde işçi, köylü ve askerler arasında giderek yaygınlaşan Sov­yetlerin içinde güçlendiler.
Bolşevikler'in önderi V. İ. Lenin, Şubat Devrimi'nin ardından Almanya'dan Rusya'ya döndü. Savaşı sona erdirmeyen, işçi, köylü ve askerlerin istemlerini karşılayamayan Geçici Hükümet'e karşı halkın büyüyen hoşnutsuz­luğunu da dikkate alarak, devrimin sürdürül­mesini ve bütün iktidarın Sovyetlere geçmesi­ni savundu. Devrimin önderlerinden Lev Troçki ve bazı Menşevikler'i de yanlarına alan Bolşevikler, geniş bir propaganda çalış­ması başlattılar; Sovyetlerin içinde giderek güçlendiler; "Barış, Toprak ve Ekmek" sloga­nıyla geniş halk kesimlerini kendi yanlarına çektiler. Bu arada başarısız bir sağ darbe giri­şimi, Sovyetlerin devrime sahip çıkması ge­rekliliğini ortaya çıkardı. Eylül 1917'de Pet­rograd ve Moskova Sovyetleri seçimlerini ka­zanan Bolşevikler, Lenin'in önerisiyle 7-8 Ka­sım gecesi Geçici Hükümet'i devirerek yöne­timi ellerine geçirdiler (bak. ekim devrimi; le-nin, Vladimir İlyîç) . Ardından toplanan kon­grede tüm iktidar Sovyet Merkezi Yürütme Komitesi'ne bırakıldı. Hükümet görevi de Le­nin'in başkanı olduğu Halk Komiserleri Kon-seyi'ne verildi.

Sovyet Devleti
Lenin, Rusya'da gerçekleştirilen sosyalist devrimin Avrupa'daki düzeni sarsacağını ve bir dizi devrimin ilki olduğunu düşünmüştü. Oysa Avrupa'da beklenen sosyalist devrimler gerçekleşmedi ve Lenin tüm gücüyle, tam an­lamıyla sanayileşmemiş bir ülkede sosyaliz­mi gerçekleştirmek için çalışmaya başladı. Sı­kı disiplinli Komünist Parti yönetimi, Çarlık Rusya'sının merkezi otoritesinin yerini aldı. Bu yönetimin temel görevi, bir tarım ülkesi, dolayısıyla da oldukça yoksul bir ülke olan Rusya'yı modern ve sanayileşmiş bir güç yap­maktı.
Komünist öğreti, 19. yüzyıl felsefe, ekono­mi ve siyaset kuramcısı Karl Marx'm düşünce­lerinden kaynaklanır. Batı sanayi toplumları­nı inceleyen Marx, bu toplum biçiminin yarat­tığı haksızlıklara karşı çıkarak kapitalizmin yı­kılmasının kaçınılmaz olduğunu, yerine ko­münist sistemin kurulacağını savunmuştur. Marksizm'in temel öğretilerinden biri de, bir ülkenin toprak, maden, fabrika ve banka gibi tüm zenginlik kaynaklarının halkın deneti­minde kamu mülkiyetine geçmesi gerekliliği­dir. Böylece, herkes bu zenginliklerden adil biçimde yararlanabilecektir (bak. komünizm; Marx, Karl; Sosyaüzm).
Lenin, hem ülkeyi Marksizm'in ilkelerine göre yönetmek, hem de sanayinin gelişimini hızlandırmak gibi çifte görevle karşı karşıya kaldı. Devrimle komünist toplum arasında bir geçiş döneminin, yani sosyalizm aşamasının yaşanması gerektiğini savunan Lenin, bu ara dönemde ülke yönetiminin proletaryanın (işçi sınıfının) elinde olacağını söyledi. Sosyalizm aşamasında "herkesin yeteneğine göre çalış­ması ve herkese çalışmasına göre ödeme ya­pılması" ilkesi geçerli olacaktı.
Ülke yeterince zenginleşince, "herkes yete­neğine göre çalışacak, ama üretimden gereksin­diği kadar pay" alacaktı. Bu gerçek komünist toplumda, artık gereksizleşen devlet ve devletin ordu, polis gibi kurumlan ortadan kalkacaktı.
Devrim Sonrası
Devrimden sonra, Lenin ve arkadaşlarının karşılaştığı en acil sorun Almanya ile savaşa son verilmesiydi. Yeni yönetimin ilk uygula­maları arasında tüm topraklann kamulaştınl-ması ve köylülere dağıtılması, bankaların dev­letleştirilmesi, fabrikalarda işçi denetiminin yerleştirilmesi, kadın erkek eşitliğini sağlaya­cak yasal düzenlemelerin yapılması sayılabi­lir. Bu arada Alman birlikleri Rusya toprakla-nnda ilerliyordu. Ordusu dağılmış ve yeni sis­temi henüz oturtamamış olan Rusya'da top­lumsal ve siyasal ortam da oldukça karışıktı. Bu nedenle, kendi partisi içinde bile sert karşı çıkışlar olmasına karşın, Lenin Almanya ile Brest-Litovsk Antlaşması'nın imzalanmasını sağladı (1918). Bu antlaşmayla yeni yönetim Baltık bölgesi, Polonya, Ukrayna ve Kafkas­ya'dan çekilmeyi kabul etti.
Devrimden sonra Rusya'nın bazı bölgeleri Sovyet sistemini benimsemişti. Yeni yönetim de, Rusya'daki tüm halklara eşit haklar tanı­yan, kendi kaderini belirleme, ayrılma ve ba­ğımsız devlet oluşturma hakkı veren bir kararı onaylamıştı. Ukrayna ile Don ve Volga ır­makları çevresinde yaşayan Kazaklar Sovyet sistemini reddettiler. Ukrayna Moskova'dan bağımsızlığını ilan etti. Brest-Litovsk Antlaş-ması'yla da Sovyet birlikleri Ukrayna'dan çıktı.
Yeni yönetimin iktidarını pekiştirme çaba­lan Mayıs 1918'de çıkan iç savaşla yeniden kesintiye uğradı. Eski çarlık generallerince yönetilen karşıdevrimci Beyaz Ordu, Mart 1918'de Rus Komünist Partisi adını alan Bol­şevikler'e karşı olan bazı gruplar ile İngiltere, Fransa ve ABD gibi batılı devletler Sovyet yönetimine karşı savaşmaya başladılar. İtilaf Devletleri Bolşevikler'i devirmek ve Rusya'yı yeniden Almanya'ya karşı savaşa sokmak için Arhangelsk, Murmansk ve Vladivostok'a as­ker çıkardılar. I. Dünya Savaşı'ndan sonra da batılı devletler para, silah ve erzak yardımıyla Beyaz Ordu'yu desteklediler.
Sovyet yönetimi Lev Troçki'yi, Kızıl Ordu olarak bilinen yeni orduyu örgütlemekle gö­revlendirdi. 1919'dan başlayarak Petrograd'a yürüyen karşı kuvvetler Troçki'nin önderli­ğindeki Kızıl Ordu tarafından püskürtüldü. Ukrayna, Beyaz Rusya, Gürcistan, Ermenis­tan ve Azerbaycan Sovyet yönetimine girdi. Baltık cumhuriyetleri Letonya, Litvanya ve Estonya İtilaf Devletleri'nin desteğiyle ba­ğımsızlıklarını korudular. Polonya'ya karşı sürdürülen savaş başarılı olamadı ve Ukrayna ile Beyaz Rusya'nın bir bölümü Polonya'ya bırakıldı. İç savaş 1920'nin sonlarına doğru bitti. Bu savaş 100 binden fazla kişinin ölümü­ne ve yaklaşık 2 milyon kişinin ülkeden kaç­masına yol açtı.
Savaş döneminde Rus Komünist Partisi iktidara tek başına egemen oldu, muhalefet sus­turuldu, parti içinde merkeziyetçilik ve disip­lin temel alındı. İç savaş sırasında "savaş ko­münizmi" uygulaması adı altında sanayi, tica­ret ve hizmet sektöründe sıkı bir devlet dene­timi uygulandı. Savaş koşulları nedeniyle köy­lüye para ödenemeyince, fazla ürünlerine pa­rasız el kondu. İşçi ücretleri ürün ya da karne ile ödenmeye başlandı. Bu zorunlu uygulama­lar, art arda yaşanan I. Dünya Savaşı, devrim ve iç savaşın ülkede yarattığı yıkımla birleşin­ce, Rusya yoksulluğun ve kıtlığın eşiğine gel­di. Tarımsal üretim düşmüş, sanayi felce uğ­ramıştı.
Lenin 1921'deki parti kongresinde, Yeni Ekonomi Politikası (NEP) adını verdiği bir programın uygulanmasını kabul ettirdi. NEP, tarımda zorla alım yerine yeni bir vergi siste­mi getiriyor, özel mülkiyete, kapitalist yöne­tim tekniklerinden yararlanmaya ve piyasa ekonomisine bir ölçüde izin veriyordu. NEP uygulaması tarım ve sanayi üretimini artırdı, ekonomi kısa sürede savaş öncesi durumuna geldi. 1921'de uygulanmaya konan NEP, Le­nin'in ölümünden sonra 1928'e kadar sürdü­rüldü.
NEP dönemi aynı zamanda Troçki ve Josef Stalin'in Komünist Parti içinde süren çekiş­melerinin de doruğa çıktığı dönem oldu. Le-nin'in sağlık nedeniyle parti ve devlet işlerin­den uzak durduğu 1922-24 arasında, Troçki 1922'de parti genel sekreteri olan Josef Stalin karşısında gücünü yitirdi. Lenin'in ölümünü izleyen dönemde iktidarını pekiştiren Stalin muhalefeti sindirme yolunu seçti. 1926'da Troçki ve öbür muhalifler partiden ve devlet görevlerinden uzaklaştırıldı. Troçki 1929'da ülke dışına sürgüne gönderildi.
1928'den sonra partiyi ve devlet yönetimini kesin denetimine alan Stalin beş yıllık planlar­la büyük çapta bir sanayileşme girişimini baş­lattı. Bunun yanı sıra tarımın kolektifleştiril-mesi gündeme geldi. Ekim Devrimi'nden son­ra köylüye toprak dağıtılmıştı. Ama toprak devletin mülkiyetindeydi. Tarımda üretimin artırılması için, her aileye küçük bir tarla ver­mek yerine, 150-300 ailenin çalıştığı kolhoz adı verilen çiftlikler ve üretimde ulaşması gereken he­defler belirlendi. 1929-32 arasında uygulanan ilk beş yıllık plan özellikle ağır sanayinin ku­rulmasını öngörüyordu. Bu dönemde çok zor koşullarda çalışıldı ve sonuç çok başarılıydı. İkinci beş yıllık plan (1933-37) ilkinin devamı niteliğindeydi ve SSCB giderek büyük bir sa­nayi ülkesi durumuna geldi. Üçüncü beş yıllık plan II. Dünya Savaşı'nın çıkması ile yanda kaldı.
1939'da SSCB ile Almanya 10 yıllık bir sal­dırmazlık antlaşması imzaladı. Bu antlaşma, Almanya'yı hem doğuda, hem de batıda sava­şa sokmak istemeyen Hitler'in düşüncesiydi. II. Dünya Savaşı Almanya'nın 1 Eylül'de Polonya'ya saldırısıyla başladı. 17 Eylül'de SSCB güçleri Doğu Polonya'yı işgal etti. Ar­dından Estonya, Letonya, Litvanya'ya giren SSCB, bu ülkeleri kendi sınırlarının içine kat­tı. Kısa bir savaştan sonra Finlandiya'dan da bazı bölgeler alındı. Bu harekât, bir bakıma SSCB ile Almanya arasında "tampon" bir bölge oluşturmayı amaçlıyordu. Bu önlemlere karşın 1941'de Almanya SSCB'ye saldırdı ve kısa sürede ülkenin doğu bölümünün büyük kesimini ele geçirdi.
SSCB savaş sırasında fabrikalarını Ural-lar'ın gerisine taşımak gibi olağanüstü zor bir işi gerçekleştirerek, hem üretimin tümüyle aksamasını önledi, hem de savaş için gerekli gereçlerin üretilmesini sağladı. 1941'de Mos­kova yakınlarına kadar gelen Almanlar, Müt-tefikler'den askeri destek alan ve moral ola­rak da toparlanan Kızıl Ordu'nun savunması karşısında çekilmek zorunda kaldılar. Bir yıl sonra, Almanlar Kafkasya'daki zengin petrol yataklarını ve Stalingrad (bugün Volgograd) sanayi bölgesini ele geçirmek amacıyla yeni bir saldırı başlattı. Stalingrad aylarca kuşatma altında kaldı. Halk yardım gelinceye kadar kenti savundu. Sonunda büyük bir bozguna uğrayan Alman ordusu geri çekilmeye başla­dı. 1943'ün sonunda Alman işgalindeki top-raklann üçte ikisi kurtarılmıştı. 1944'te Doğu Avrupa'da ilerleyen SSCB ordusu Alman topraklanna girdi.
II. Dünya Savaşı SSCB'nin de içinde bulun­duğu Müttefik Devletler'in zaferiyle sona er­di, ama savaş ve Nazi işgali milyonlarca insa­nın ölümüne ve büyük yıkıma neden oldu. Sa­vaşta SSCB yaklaşık 20 milyon insanını yitirdi (bak. ikinci dünya Savaşi).
Savaştan sonra yapılan beş yıllık planlar bu yıkımı onarmaya yönelikti. Ayrıca SSCB güç­lü bir ordu da beslemek durumundaydı. Al­man işgalinden kurtardığı Doğu Avrupa ülke­lerinin denetimini de elinde tutuyordu. Ordu-lan, uydulan ve komşu sosyalist ülkelerle bir­likte SSCB en güçlü ülkelerden biri oldu.
Beş yıllık planlar ayrıca, SSCB'nin Kutup Bölgesi topraklarının geliştirilmesini ve yeni sanayiler için gerekli dev hidroelektrik san-tralların kurulmasını da öngörüyordu. 1936' ya kadar Komünist Parti ve devlet yönetimin­de tek otorite olarak iktidarını pekiştiren Stalin, parti içinde ve halk arasında yükse­lebilecek her türlü muhalefeti baskıcı yön­temlerle susturdu. "Büyük Temizlik" olarak adlandırılan uygulamalarla, eski Bolşevik ön­derlerin çoğu Stalin'e karşı çıktıkları için düz­mece gerekçeler ve delillerle tutuklandı, hap­se atıldı ya da idam edildi. Partide ve devlet kademelerinde çalışanlardan Stalin karşıtı olanlar yargılandı, sürgün edildi ya da görev-' den alındı. Binlerce kişi halk düşmanı ilan edilerek çalışma kamplarına gönderildi. 1953'te Stalin'in ölümünden sonra Nikita Kruşçev ve Georgi Malenkov yönetime seçil­diler. 1955'te Malenkov'un yerini Nikolay Bulganin aldı. SBKP'nin 1956'da yapılan 20. Kongresi'nde ilk kez Stalin'in putlaştırılması yerildi, yöntem ve uygulamaları eleştirildi. Kongrede ayrıca "barış içinde bir arada yaşa­ma" ilkesi kabul edildi. Bu ilkeye uygun ola­rak, 1957'de yönetimin en güçlü kişisi olan Kruşçev'in döneminde ABD ve öbür batılı ül­ kelerle ilişkilerin geliştirilmesine çaba harcan­dı. Yerel yönetim birimlerine ağırlık verilir­ken merkezi yönetimin yetkisi azaltıldı.
1964'te Kruşçev görevden alınarak, yerine Sovyetler Birliği Komünist Partisi birinci sek­reterliğine Leonid İlyiç Brejnev, başbakanlı­ğa da Aleksey Nikolayeviç Kosigin getirildi. Bu dönemde merkezi yönetimin otoritesi ye­niden güçlendirildi. 1966'da genel sekreter­liğe, 1977'de ise Yüksek Sovyet Prezidyu-mu başkanlığına getirilen Brejnev ülkenin iç ve dış ilişkilerini belirleyen en güçlü adamı oldu.
1957'de ilk yapma uydu Sputnik, 1961'de ise Rusça'da "evren gezgini" anlamına gelen ilk kozmonot uzaya gönderildi. SSCB Orta­doğu'da, Afrika'da ve Orta Amerika'da etkin bir rol oynamaya başladı. Ama bir zamanlar çok iyi olan SSCB-Çin Halk Cumhuriyeti iliş­kileri ciddi biçimde bozuldu. II. Dünya Sava-şı'ndan sonra çeşitli uluslararası çelişkiler dünyanın iki büyük gücü olan SSCB ve ABD çevresinde gelişti. Kore Savaşı (1950-53), Kü­ba Bunalımı (1962), Vietnam Savaşı, Afganis­tan ve Nikaragua sorunları bunlardan en önemlileriydi. Gene de 1971 sonrasında geliş­tirilen yumuşama siyaseti sonucu, 1972'de ABD ile Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri (SALT) başlatıldı.
Leonid Brejnev 1982'de öldü. Yerine seçi­len Yuri Andropov SSCB'nin güçlü haber al­ma örgütü KGB'nin başkanıydı. Andropov ekonomiyi geliştirmek ve ülkede bir yenilen­me hareketi başlatmak istiyordu. Ama bunla­rı gerçekleştiremeden öldü. Konstantin Çer­nenko 1984'te görevi devraldığı zaman 73 ya­şındaydı. O da ancak bir yıl görevde kaldıktan sonra ölünce, bu kez Politbüro'nun genç ve dinamik üyelerinden Mihail Gorbaçov işbaşı­na geçti. Gorbaçov, SSCB'de yürürlükte olan sistemi yeniden düzenlemekte kararlıydı. Par­ti ve devlet kademelerinde büyük değişiklik­ler yapmakla işe başlayan Gorbaçov 1986'da perestroyka (yeniden yapılanma) ve glasnost (açıklık) ilkelerini açıkladı ve parti içinde onaylanmasını sağladı. Perestroyka, SSCB'de sanayi ve tarımdan, tiyatro ve çevre sorunları­na bakışa kadar yaşamın tüm alanlarının yeni­den biçimlendirilmesi anlamını taşıyordu. Glasnost ise, SSCB'de sistemin aksayan yön­lerini göstermeyi amaçlıyordu.
Gorbaçov aynı zamanda, SSCB'de sistemin demokratikleştirilmesinden yanaydı. Sıradan insanların siyasal yaşama daha fazla katılma­sını ve görevlileri rahatlıkla eleştirebilmesini istiyordu. Komünist Parti'nin ekonominin günlük işleyişine daha az karışmasını, devlet aygıtındaki rolünün azaltılmasını, yerel mec­lislere (sovyetler) daha fazla yetki verilmesini ve güçlendirilmesini, Komünist Parti' nin yerel düzeydeki etkisinin azaltılmasını da savunuyordu. Bu görüşleri Komünist Parti içinde de destek buldu ve ülkede yeni bir dö­neme girildi.
1989'da Yüksek Sovyet Prezidyumu baş­kanlığına getirilen Gorbaçov, 1990'da daha geniş yetkiler tanınarak aynı göreve seçildi. Gorbaçov yönetimi, ABD ve öbür batılı ülke­lerle ilişkilerin yumuşatılması ve Çin'le ilişki­lerin düzeltilmesi konularında önemli adımlar attı. Özellikle silahlanma yarışını durdurma ve ABD ile orta menzilli nükleer füzelerin kal­dırılmasına ilişkin görüşmelerde önemli geliş­meler oldu. Merkezi otoritenin daha demokra­tik bir yapıya kavuşturulmasıyla birlikte, SSCB'de yaşayan çeşitli halkların merkezi yö­netimle ve birbiriyle olan çelişkileri de su yüzü­ne çıktı. Kafkasya'daki olaylar ile Baltık cumhuriyetleri olan Letonya, Estonya ve Lit-vanya'nın bağımsızlık kararları birbirini izle­di. Haziran 1990'da Rus Sovyet Federe Sos­yalist Cumhuriyeti de aldığı egemenlik kararı ile SSCB'den ayrılma hakkını saklı tutarak merkezi hükümetle olan bağlarını gevşetti. Bu olaylar sonunda SSCB'de yapısal değişikliklerin hangi düzeyde gerçekleşeceği henüz belirginlik kazanmadı.
Gorbaçov öbür Doğu Avrupa ülkelerinin komünist partileri ve yönetimleri üzerindeki SSCB denetimini kaldırınca, 1989'dan başla­yarak bu ülkelerde de önemli siyasal ve top­lumsal değişimler yaşandı.


"Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica"
Rapor Et
Eski 18 Şubat 2013, 14:13

Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Birliği (SSCB) ve Tarihi

#6 (link)
MsXTeam
Valeria - avatarı
Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Birliği (SSCB) ve Tarihi
MsXLabs.Org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi

(Rus. Soyuz Sovyetskıy Sotsyalistiçeskıy Respublik [SSSR]) [Kiril alfabesinde başharfleri: CCCP]. 1922'de Lenin tarafından kurulan ve 1992'de dağılan devlet.

Dağılmadan önce SSCB, dünyada yüz-ölçümü bakımından en büyük, nüfusu bakımındansa üçüncü ülkeydi ve bir federasyon çatısı altında birleşmiş 15 cumhuriyetten oluşuyordu. Dağılmadan önce dünyanın ikinci sanayi gücü olan SSCB'nin belirgin özelliği sosyalist bir ekonomiye sahip olmasıydı. Tarım alanları, fabrikalar, ulaşım araçları, ticaret vb tüm üretim araçları devletin veya kooperatiflerin mülkiyetindeydi. Ancak tüketim malları, bazı konutlar ve küçük araziler özel mülkiyetin elindeydi. Gosplan adı verilen devlet planlama örgütü merkezi zorlayıcı beş yıllık planlar geliştiriyordu. 1950'ye kadar beş yıllık planlarda ağırlık sanayi altyapısı ve ağır sanayiye verilmişti; daha sonraki yıllardaysa tarıma ve tüketim mallarına yönelindi. 1965'te hem tarımda hem de sanayide randımanı ve üretimi artırmayı hedefleyen bir ekonomik genel reform kararı alınmış olsa da SSCB hiçbir zaman akılcı ve entansif bir ekonomi aşamasına erişemedi.

Etkin nüfusun % 18'ini istihdam eden tarım sayesinde SSCB, tüm temel gıda ürünlerinde dünyada ilk sıralara yerleşti.Sovyet tarımı bu aşamada yeterli gübre ve araçlara sahip değildi, az sayıda ulaştırma ve stoklama büyük bir ürün savurganlığına ve kayıplara neden oldu. Her şeye rağmen ülke dünyanın birinci arpa, şekerpancarı, patates ve buğday üreticisi olmayı sürdürdü. Mısır, yulaf, pamuk ve yün üretiminde de dünyada ilk sıralarda yer almaktaydı. Kooperatifler (kolhozlar) ve devlet çiftliklerinin (sovhozlar) 1987'den itibaren topraklarını kişilere kiralamasına izin verildi.Üretim hacmindeki artışa rağmen SSCB büyük bir tahıl ithalatçısı olarak kaldı.Hayvancılık, sayı olarak büyük miktarlara varmasına rağmen ulusal gereksinimi karşılamaktan uzaktı. Sovyet nüfusunun günlük gıda gereksinimi büyük ölçüde kırsal bölgedeki küçük özel çiftliklerden karşılanıyordu. Alabildiğine etkin olan balıkçılık sanayi ölçeğinde yapılmaktaydı. Köylerdeki yaşam düzeyi şehirlerdeki yaşam düzeyinin altındaydı. 1990'dan itibaren çiftçilere topraklarının mülkiyet hakkı tanındı. Sovyetlerin ekonomik gücünün temeli sanayi idi; sanayi etkin nüfusun % 32'sine istihdam sağlamakta, ülkenin dev maden ve enerji kaynaklarını sistemli biçimde işletme ayrıcalığına sahip bulunmaktaydı: ülke kömür (Donbas, Kuzbas, Karaganda-Ekibastuz), petrol (Üç Bakü), doğalgaz (Tiyumen), elektrik üretimi (Volga, Angara), demir ve boksit (Ural), manganez (Gürcistan) üretiminde dünyada 1. veya 2. sıradaydı. SSCB, maden ve enerji ürünlerini kitlesel biçimde ihraç eden tek büyük güçtü; büyük rezervlere sahip olmasına rağmen bunların akılcı biçimde işletilmemesi büyük bir savurganlığa yol açmaktaydı. Avrupa Rusyası'nda kaynaklar tükenirken Sibirya birinci satıcı konumu kazanıyor, buna karşılık işletme ve uzaklık sorunuyla karşı karşıya bulunuyordu. Enerjinin atom santrallarından sağlanan bölümünde artış gerçekleşmişken 1986'da Çernobil'de meydana gelen felâket, sivil nükleer enerji programındaki hızlı ilerlemeyi aksattı.Ağır sanayi dünyada ilk sıralarda yer alıyordu. Başlıca ağır sanayi kolları: büyük maden havzalarında demir-çelik ve kimya ile büyük barajların (Zaporojiye) yanı başındaki demirsiz metaller metalürjisiydi; bütün büyük şehirlerde yer alan metalürji tesisleri öncelikle donanım malları üretmekteydi. Buna karşılık hafif sanayi dünya ölçeğinde verim ve ürünlerin kalitesi bakımından iyice alt sıralarda yer alıyor, bazı sektörler iç talebi karşılamaktan uzak bulunuyordu.

Ülkenin ekonomideki dar boğazlarından biri de ulaştırmaydı: karayolu ağı elverişsiz, akarsu ve deniz ulaşımıysa kış aylarındaki don nedeniyle düzensizdi; havayolunun geniş ölçüde kullanılmasına rağmen taşıma daha çok demiryoluyla yapılmaktaydı, demiryolu ağı ancak batı bölgelerinde yoğundu. Öncü konumdaki sanayi ve uzay araştırmaları alanı ileri tekniklerin gelişmesine yol açmıştı. Ülkenin askerî bütçesinin ekonomiye faturası ağırdı. Son olarak uluslararası ticaret göreli bir zayıflık içindeydi. Doğu ülkeleriyle ticarî ilişkilerin ticaretin bütünü içindeki yeri giderek batı bölgelerinin lehine daralmaktaydı. Sovyet ekonomisinin yaşadığı bürokratik plânlamadan doğan krizin sonuçları Gorbaçov'dan sonra yukarıdan, otoriter biçimde gerçekleştirilen liberal reformlarla (kuruluşlarda özerklik, verimlilik, rekabet) daha da büyüdü. Talepteki artış, enflasyon ve kıtlık, ülkeyi giderek daha fazla tüketim ürünü ithaline, hatta uluslararası yardım taleplerinde bulunmaya zorlamaktaydı.Üretim ve dağıtımda 1990'dan sonra yaşanan düzensizliğin yanısıra rublenin değer yitirmesi bir pazar ekonomisine dönüşü zorlaştırmaktaydı. Sovyet rejiminin başlangıcı 6-7 Kasım 1917'ye, yani "Ekim Devrimi"ne dayanır. Bolşeviklerin hükümetin merkezi olan Petrograd'daki Kışlık Saray'ı aldıkları bu tarihten sonra iktidar Sovyetler'in, gerçekte Lenin'in eline geçti. 8 Kasım 1917'den itibaren Lenin yeni rejimin temellerini attı. Bu rejim toprak reformuna, fabrikaların işçiler tarafından denetlenmesine ve ülke içindeki çeşitli ulusların haklarının tanınmasına dayanıyordu. 3 Mart 1918'deki Brest-Litovsk antlaşmasıyla Rusya, Almanya ile barış karşılığında batıdaki geniş topraklarından vazgeçiyordu. Bolşeviklerin koltukların ancak üçte birini elde ettikleri Kurucu Meclis'in dağıtılmasından sonra Lenin ve Troçki önderliğindeki hükümet, bu kez özellikle Çeka adı verilen siyasî polisin yardımıyla Menşevik ve sosyal devrimci muhalefeti yok etmeye yöneldi. Bununla birlikte II. Nikolay ile ailesinin öldürülmesinden sonra çara bağlı kalan "Beyazlar", genç devlete karşı Batılıların (Fransa ve İngiltere) ve Japonya'nın da desteğiyle amansız saldırılar gerçekleştirdiler.Ülke tüm güçlerin harekete geçtiği dev bir kampa dönüştü; Troçki, KızılOrdu'yu örgütledi. 1921'de ülke iç savaştan yorgun ve yıkılmış hâlde çıktı. "Savaş komünizmi" giderek daha zor katlanılır oldu: Kronştadt denizcilerinin isyanı Troçki tarafından bastırıldı (1921). 30 Aralık 1922'de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ilân edildi. Bu aşamada Lenin'in rejimi kontrollü bir biçimde liberalleştirmesi "Yeni Ekonomi Politikası" ile birlikte ekonomide yeni bir atılım ve yaşam düzeyinin yükselmesiyle sonuçlandı.Sovyet devletinin inşası, Rus olmayan cumhuriyetlerin bu devlet içinde eritilmesi, 1924 Anayasası'nın benimsenmesi ve Batılı güçler tarafından tanınmasıyla daha da sağlamlaştı. Lenin'in ölümünün ardından (1924) Sovyetler Birliği Komünist Partisi genel sekreteri Stalin, Troçki'yi "sol" muhalefeti 1929'da, daha sonra da "sağ" muhalefeti (Buharin) saf dışı bıraktı. Bundan sonra Stalin'in öncelikli iki hedefi vardı: devletin güçlenmesi ve iktisadî gelişme 1934'ten 1939'a kadar yeni siyasî polis örgütü NKVD tutuklamalar, idamlar ve toplama kamplarına kitlesel sürgünlerden meydana gelen terörü başlattı. Bir dizi kitlesel yargılama (1936-1938) sonucu başta "Ekim kuşağı" olmak üzere Kızıl Ordu ve Komünist Parti'de katliama girişti. 1929'da yürürlüğe konan beş yıllık planlar yurttaşlardan olağanüstü bir üretici çaba ve büyük çapta maddî özveri istedi. Altyapı ve ağır sanayi önemli ilerlemeler kaydetti, ancak hafif sanayi göz ardı edildi, yaşam düzeyi ise çok aşağılarda kaldı. Kırsal kesimde zorunlu kolektifleştirme yeni ekonomi politikasıÈnın zenginleştirdiği köylüler olanKulakların muhalefetiyle karşılaştı.Bunu acımasız bir baskı hareketi izledi; tarım sektörü yıllarca toparlanamadı. Dış siyasette Stalin ÇHalkCepheleriÈ (Fransa, İspanya) oluşumunu destekledi.

1939'da Alman-Sovyet Paktı batıdaki geniş toprakların ilhakına olanak verirken 1941'de SSCB'yi işgal eden Almanya ile savaşı geciktirdi. Kızıl Ordu uğradığı ağır bozgunların ardından Moskova'yı kurtardı (1941-1942 kışı), yeni Alman saldırısını Stalingrad'da durdurdu (1942-1943 kışı). Müttefiklerle birlikte saldırıya geçerek önce millî toprakları, daha sonra Berlin'e kadar tüm doğu Avrupa'yı kurtardı (1945). SSCB savaştan tükenmiş (20 milyon insan kaybı) ancak batıya doğru genişlemiş olarak çıktı. Yalta'dan sonra tüm Doğu Avrupa'ya egemen oldu. 1945'ten 1948'e kadar bu bölgelerde vasal hükümetler kurdu.Bu yayılımcı siyaset Batılı ülkelerle SSCB arasında şiddetli bir gerilim yarattı, Berlin bunalımından (nisan 1948) sonra patlak veren Çsoğuk savaşÈ Kore Savaşı (1950-1953) ile daha da ağırlaştı. SSCB'nin de nükleer silahlara ve atom bombasına sahip oluşu ABD ile kısa sürede bir Çterör dengesiÈ oluşturdu. SSCB ve uyduları içindeki yeni bir sindirme dalgası savaş sonrası sıkıntılarından doğan hoşnutsuzlukları önlemeye ve 1948'den sonra da her türlü Yugoslav usulü ayrılıkçılığı uzak tutmaya çalıştı. Stalin'in ölümünden (1953) kısa bir süre sonra Hruşçev onun yerine SBKP genel sekreterliği görevine getirildi. SBKP'nin XX. Kongresi (1956) Stalinsizleştirme hareketinin başlangıcı oldu; ancak dünyadaki 1953-1956 bunalımları (Berlin, Polonya ve özellikle de Macaristan) askerî kaygıları (Sovyet ÇblokuÈnun savunması) ön plana çıkardı. Bunun gibi sorumlulukların bir merkezde toplanmasından vazgeçme çabaları da sonuç vermedi ve tarımsal üretimdeki gelişme ve ekonomideki yapısal bozuklukların düzeltilmesini olanaksız hale getirdi (bununla birlikte hiç de küçümsenmeyecek bir kalkınma oranı söz konusuydu). 1961'de Çin ile kopma gerçekleştiği sırada Küba krizi (1962) ABD ile ilişkilerde yeni bir gerilime neden oldu. Ekonomi ve siyasetteki başarısızlıklar ve özellikle de reform girişimlerinin Sovyet devlet aygıtı içinde uyandırdığı endişeler Hruşçev'in devlet başkanlığından alınmasıyla sonuçlandı (ekim 1964). Hruşçev'un ardından işbaşına geçen Brejnev-Kosigin-Podgorni troykasında L. Brejnev kısa sürede ağırlığını koydu.Dış siyasette Çin ile rekabet SSCB'yi Batı ile işbirliğine itti: bir yandan AFC (1970-1971),ABD(1969'da başlayan nükleer silahları sınırlandırma [SALT] görüşmeleri) ve Avrupa'ya (özellikle de Fransa) yakınlaşırken öte yanda dünyanın birçok bölgesinde (Vietnam, Etyopya, Angola vb) dolaylı askerî müdahalelerini sürdürdü. SSCB aynı zamanda sosyalist ülkelerde Sovyet modeline yöneltilen her türlü eleştiriye karşı çıktı. Çekoslovak liberal deneyine son verilmesi de bu tavrın bir sonucuydu. Yeni bir anayasanın benimsenmesine, Avrupa'da yumuşama yolunda uluslararası Helsinki konferansına (1975) rağmen SSCB'nin özellikle Batı ülkelerindeki görüntüsü insan hakları ihlalleri ve Kızıl Ordu'nun Afganistan*a müdahalesi (1979) nedeniyle yaralar aldı. Brejnev'den sonra devlet başkanlığına gelen İ. Andropov (1982-1984) ve özellikle de (C. Çernenko'nun kısa dönem başkanlığının ardından) 1985'ten sonra M. Gorbaçov'un göreve başlar başlamaz bir reform iradesi ortaya koymalarının yanı sıra SSCB'yi iktisadî ve siyasî köhneliklerden de çıkarma yolunda girişimlerde bulundular. Tutuklu bulunan başlıca rejim muhalifleri serbest bırakıldı, Stalincilik kurbanlarının saygınlığı iade edildi. Stalin döneminin ardından oluşan yeni bir bürokratlar kuşağı devlet işlerini ele almaya çağrılırken sivil toplum uzun bir uyuşukluk döneminden sıyrılıyordu. M.Gorbaçov aralık 1968'de yeni anayasayı yürürlüğe soktu. Anayasa partiye karşı halk arasındaki hoşnutsuzluğun doğrulandığı mart 1989 seçimlerine olanak verdi; halk tarafından sevilen Boris Yeltsin ve Andrey Saharov gibi muhalifler kongre üyeliğine seçildi. Parti merkez komitesi geniş ölçüde yenilendi, politbüro muhafazakârlardan neredeyse tümüyle arındırıldı. Dışarıda 1987'de ABD ile SSCB arasındaki nükleer silahsızlanma ile gerçeklik kazanan ve Sovyet ordusunun Afganistan'dan çekilmesiyle doğrulanan ani siyasî dönüş, 1989'da Doğu Avrupa'daki komünist yönetimlerin tümünü silip süpüren gücü serbest bıraktı. Gerçekten de 1988'den itibarenSovyet imparatorluğu sınırları içindeki ciddî karışıklıklarla fazlasıyla meşgul olan Moskova Avrupa'daki uydularının bağımsızlığını engelleyemedi. Ülkenin her yerinde ulusçu yönelişler, komünizm denemesinin ötesinde, Rus emperyalizminin öz kültürlerini, dinlerini ve kendi kaderlerini belirleme hakkı verilmesini talep eden ulusal azınlıklar karşısında başarısızlığa uğramasını vurguladı (1990'dan itibaren tüm federe cumhuriyetler art arda bağımsızlıklarını ilan ettiler). Sömürgeleştirilen ve ekonomik bunalımdan en fazla zarar gören Müslüman halklarla (Türk çoğunluk) Hristiyanlar arasındaki kopma, Afganistan sınırlarında güçlü ve ateşleyici bir İslâm hareketinin yaygınlaşması nedeniyle daha ciddî bir tehdit oluşturdu. Devlet komünizminin başarısızlığından gerekli dersi çıkartan Gorbaçov, özel mülkiyetin tanınması ve komünist partinin öncü rolüne son verilmesi düşüncesini benimsetti. Kongreden Sovyet rejiminden başkanlık rejimine geçilmesi kararını çıkarttı. 15 Mart 1990'da cumhurbaşkanlığına, ardından SBKP'nin Temmuz ayındaki XXVIII. kongresinde parti genel sekreterliğine seçilen Gorbaçov, Eylül'de olağanüstü yetkilerle donatıldı.

Birlik'in parçalanması üzerine 18 Ağustos'ta Gorbaçov'u iktidardan uzaklaştıran muhafazakâr hükümet darbesi birkaç gün içinde başarısızlığa uğratıldı. Bu kararlı olay süreci netleştirme ve hızlandırma gibi bir çifte sonuç doğurdu: Komünist Partisi'nin tüm meşruiyetini yitirmesinin yanı sıra SSCB içindeki cumhuriyetler birbiri ardı sıra bağımsızlık ilân ettiler. Rus yönetimi SSCB'nin mirasına sahip oldu.Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya, 8 Aralık'ta Minsk'te Bağımsız DevletlerTopluluğu'nun (BDT) İslâv çekirdeğini oluşturdular; 21 Aralık'ta Alma Ata'daki toplantıda topluluğa Ermenistan ve Orta Asya devletleri de katıldı. Mihail Gorbaçov 25 Aralık 1991'de devlet başkanlığından istifa etti.
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.564 saniyede (91.43% PHP - 8.57% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 04:53
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi