Arama

Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler - Sayfa 10

Güncelleme: 4 Aralık 2016 Gösterim: 252.216 Cevap: 269
GÜLGECELER - avatarı
GÜLGECELER
Ziyaretçi
11 Eylül 2008       Mesaj #91
GÜLGECELER - avatarı
Ziyaretçi
Tarihin en hassas atom saati

1934921lg

Sponsorlu Bağlantılar
Atom saati, yumurtaların taşınmasında kullanılan yumurta kutularını andırıyor. Her bir atom kendi yuvasında elektromanyetik dalgalardan korunuyor.

Tarihte yapılan en hassas atom saati, saniyeyi yeniden tanımlamak üzere zamanı saymayı bekliyor. Zamanı atomların titreşiminden ölçen saat, 1018 saniyede bir saniye şaşıyor.

Dünyanın en hassas saati, 1950'lerde bilimsel amaçlarla kullanılan atom saatlerinin yeni kuşağı. Atom saatleri, atomların titreşim frekanslarını ölçen cihazlar. Örneğin, caeseium atomunun elektronları iki enerji hali arasında saniyede 9.192.631.770 (9 milyar 192 milyon 631 bin 770) kere gidip geliyor. Bu titreşim ölçümü, saniyenin de tanımı sayılıyor, 1 saniye caesium atomunun 9 milyar 192 milyon 631 bin 770 kez titremesi için geçen zaman aralığı olarak tanımlanıyor.

Atom saatlerinin hassasiyeti günlük hayatta kullanılan kol saatlerinden biraz daha yüksek. Bu saatler 30 milyon yılda bir saniye atıyor. Ancak, bununla yetinmeyen bilim insanlarının daha hassas saat yapma arzusu yeni ve daha gelişmiş saatlerin önünü açıyor.

TİK-TAK SAYISINI ARTIR

Almanya'nın önde gelen bilim kurumlarından Max Planck Enstitüsü uzmanlarından Thomas Udem, daha yüksek hassasiyet için, saatin tik-tak'larını artırmak gerekeceğini belirtiyor. Bu teze göre, akan giden zamanı dilimlere bölen tik-tak'ların sayısı arttıkça, ölçülen zaman daha ince dilimlere bölünecek. Tik-tak'lar arasındaki zaman kısaldıkça da ölçüm hassasiyeti yükselecek. Zamanı daha kısa dilimlere ayırma kavramı, insanoğlunun güneş saatinden kum saatine, sarkaçlara ve gelişmiş teknoloji kronometrelere uzayan serüveninin de temelinde yatıyor. Çağdaş caesium saatleri, saniyede 9 milyar titreşim ölçebiliyor.

BİR GÜN BİLE UZUN KALIR


Bilim insanları 1950'lerin caesium saatlerinden daha hassas saat arayışında ytterbium (Yb) ve strontium (Sr) gibi yeni elementleri değerlendiriyor. Strontium saniyede 429.228.004.229.952 (429 trilyon 228 milyar 4 milyon 229 bin 952) kez titriyor.

STRONTİUM TEMEL ALINACAK

Strontium elementinden atom saati üretmenin iki yolu var, ya tek bir atomun titreşimleri sayılacak, ya da birden çok atom aynı anda sayılacak. Tek atom kullanmanın avantajı, tek atomu, titreşim frekansını bozan elektromanyetik alandan korumak daha kolay. Dezavantajı ise, bu derece yüksek bir frekansta tek bir atomun hareketliliğini ölçmek daha zor. Çok atomlu düzenekte ise, ölçüm kolaylaşırken, elektromanyetik alanın etkisinden dolayı ölçümün kesinliğinden yitiriliyor.

YUMURTA KUTUSU DÜZENEĞİ

Tokyo Üniversitesi'nden Hidetoshi Katori, tekli ve çoklu atom düzeneklerinin avantajlarını birleştiren bir sistem geliştirdi. Katori, 6 lazer ışını kullanarak elektromanyetik dalgalar yaratıyor. Bu sistem her bir strontium atomunu tek tek destekleyen enerji kaynakları yaratıyor. Düzenek, yumurtaların taşınmasında kullanılan yumurta kutularını andırıyor. Her bir atom kendi yuvasında elektromanyetik dalgalardan korunuyor. Bu şekilde çoklu atom düzeneğinde dahi atomlar elektromanyetik dalgalardan etkilenmiyor.
Daha önce bu sisteme benzer sistemler yapılmış, fakat atomları koruması gereken lazerlerin titreşimi bozduğu görülmüştü. Katori, lazerlerin frekanslarını düzeneğin üst ve altını eşit derecede etkileyecek şekilde ayarladı. Bu şekilde lazerlerin titreşime etkisi sabitlendi. Katori'nin atom saati zamanı 10-18 kat hassasiyetinde ölçüyor. Diğer bir deyişle, 1018 saniyede bir saniye şaşıyor.

GÜLGECELER - avatarı
GÜLGECELER
Ziyaretçi
13 Eylül 2008       Mesaj #92
GÜLGECELER - avatarı
Ziyaretçi
Sanal kainatla gerçeğinin sırlarını keşfedecekler

evren020605ic3uj

Sponsorlu Bağlantılar
Bilim adamları bilgisayarda 'sanal kainat' yarattılar ve zamanın kısa bir tarihini, kara delikleri, galaksi oluşumlarını yazdılar.

'Milenyum Simulasyonu' adı verilen çalışma türünün en büyüğü. Bilgisayarda 25 milyon megabayt yer kaplayan çalışma, kainatın 14 milyar yıllık yaratılış tarihini birkaç aya sığdırıyor ve çok daha eski zamanlardaki bilinemeyen olayları çözebilmenin yolunu da açıyor. Simülasyonun gerçekleştirildiği İngiltere'deki Durham Üniversitesi'nden Prof. Carlos Frenk, 'Kainatla ilgili tüm bilgilerimizle Avrupa'da bugüne kadar yapılmış en büyük bilgisayar programını yaptık' dedi. Prof. Frenk, sözlerini şöyle sürdürdü:

'DENEYLERE BAŞLIYORUZ'

'Bu bizim yaptığımız en büyük şey. Belki de bilgisayardaki en büyük fizik çalışması. İlk defa evrenin tamamına tıpatıp benzeyen bir kopyasını elde ettik. Artık evrenle ilgili deneylerimize başlayabiliriz. Şimdi yapacağımız şey, gerçek kainat hakkında sormak istediğimiz, ancak anlatacak yol bulamadığımız tüm soruları sormak. Gerçek evrende kara deliklerle ilgili ayrıntılı soru sormak zor oluyordu. Simulasyonda ise her şeyi sorabiliriz.'

GÜLGECELER - avatarı
GÜLGECELER
Ziyaretçi
14 Eylül 2008       Mesaj #93
GÜLGECELER - avatarı
Ziyaretçi
Suda balık gibi nefes alınabilecek


İsrailli bir mucit, insanların oksijen tüpleri olmadan su altında balık gibi nefes almasını sağlayacak bir sistem icat etti.

Alan Izhar-Bodner adlı İsrailli, sudaki havayı çözerek su altında insanların kullanımına ve balık gibi solumasına imkan veren bir düzenek geliştirdi. Sistem, bir sıvıdaki gazın çözünme miktarının sıvı üzerindeki basınç ile orantılı olduğunu öngören "Henry Yasası"na dayanıyor.

Henry Yasası
Bu yasaya göre, sıvı üzerindeki basınç artırıldıkça sıvıda bulunan gazlar daha fazla miktarda çözünmekte ve sıvı üzerindeki basıncın azaltılmasıyla bu çözünen gaz ortaya çıkmakta.

Bu sistemin tam olarak, gazoz şişesinde basınç altındaki sıvı içinde çözünen karbondioksit gazının şişenin açılmasıyla basıncının düşmesiyle gaz salıvermesine benzer şekilde işliyor.

Solunabilir hava üretiyor
Sistem, düzeneğe aldığı az miktardaki deniz suyunun basıncını bir santrifüj yardımıyla azaltarak salıverilen gazın toplanması mantığına dayanıyor.

İcadın patentinde yer alan tanıtımda ise sistemin solunabilir hava ürettiği ifade edildi.

Klavyesiz laptop

Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler

Bir süre önce "One Laptop Per Child" (OLPC) Vakfı'nın yeni bir model üzerinde çalıştığından ve bu yeni modele XO-2 adının verileceğinden bahsetmiştik. İşte aynı XO-2, yeni adına da kavuşarak resmi olarak basına tanıtıldı.

Yapılan tanıtıma göre iPhone ve benzer taşınabilir cihazlarda bulunan dokunmatik ekranlar gelecek nesil dizüstülere transfer olabilir. Bir İtalyan tasarım ajansıyla Amerikalı bir firmanın ortaklaşa geliştirdiği konsept dizüstü bilgisayar alışılagelen tuş takımı yerine dokunularak aktive edilen ikinci bir ekrana sahip.

İlk kez "One Laptop Per Child" - Her Çocuğa Bir Dizüstü Vakfı'nın düzenlediği bir basın toplantısında görücüye çıkan ve adının V12 olmasına karar verilen tasarımda çift LCD ekran bulunuyor. Çelik ve fiberden üretilmiş prototip cihazın ikinci ekranı gerektiğinde bir "soft" klavyeye dönüşebiliyor. Amerikalı üreticinin kimliği şimdilik gizli tutulurken projenin beklendiği gibi gitmesi halinde dizüstünün 2010 yılında piyasada olacağı gelen haberler arasında. Ancak fiyatının 75 Dolar olacağı söylentileri henüz bir kesinlik kazanmış değil
GÜLGECELER - avatarı
GÜLGECELER
Ziyaretçi
15 Eylül 2008       Mesaj #94
GÜLGECELER - avatarı
Ziyaretçi
Düşüncelerimiz Okunabilir mi?


Bilim, düşüncelerimizin başkaları tarafından okunabilmesini sağlama noktasına gelmiş midir???..
Bugün beyin ve zihin hakkında artık oldukça fazla bilgiye sahibiz. Başlangıçta bir “kara kutu” olan beyin artık beyaz bir kutu olmasa da bir “gri kutu” haline gelmiştir.
Kısa süre önce, New Scientist’de bir makale yayınlandı. Bu yazıda, bilinci yerinde olan ancak konuşamayan bir hastanın beynine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla titreşimlerin kaydedildiği, bu titreşimlerin konuşmaya döndürüleceği (tercüme edileceği; böylece de düşüncelerin konuşma yazılımına ve seslere dönüştürüleceği belirtilmekte. Bu da, düşüncelerin bir başkası tarafından “okunabileceği” anlamına gelmektedir.
Günümüz teknolojisiyle bu yapılabilir mi? Yoksa bu yazıyı kaleme alan kişi, bir kaza sonucu konuşma alanı tahrip olmuş hastanın beyninden kaydedilen titreşimlerden çok erken ve abartılı sonuçlar çıkararak ilgi çekmeyi mi amaçlamıştır? Yoksa bir bilim kurgu denemesi mi yapmıştır? Böyle bir konunun ilgi toplayacağı açıktır zira “düşünce okuma” konusu, insanların her zaman merakını çekmiştir. Ancak insanların bu konuda fevkalade hassas da olduğu bir gerçektir.
İnsan beyni ve onunla birlikteliği tartışılamayacak olan zihin, doğanın en karmaşık iki varlığıdır. Asırlar boyunca beynin ve zihnin anlaşılmasına çalışılmış, Rönesans ile beraber beyni anlama konusundaki çalışmalar sezgiselden bilimsele doğru ilerlemiştir. Zihin ise ancak 19. yy. sonunda bilimsel olarak ele alınmaya başlanmıştır. Bugün beyin ve zihin hakkında artık oldukça fazla bilgiye sahibiz. Başlangıçta bir “kara kutu” olan beyin artık beyaz bir kutu olmasa da bir “gri kutu” haline gelmiştir. Bu anlamda, artık beynin makro ve mikro büyüklüklerdeki yapıları ve bunlar arasındaki ilişkiler konusunda oldukça çok şey biliyoruz. Zihnin nasıl çalıştığı konusundaki bilgilerimiz de, psikoloji ve özellikle deneysel ve bilişsel psikoloji alanındaki araştırmalar sonucunda belli düzeye ulaşmıştır.
Beyni inceleyen sinirbilimlerinin sahip olduğu bilgiler ya da zihni inceleyen psikoloji biliminin bilgileri ve bütün bunları elde etmede kullanılan teknikler, düşünceleri okumayı sağlama noktasına gelmiş midir?
Sorunun psikoloji bilimindeki yanıtını ele alacak olursak... Kişinin davranışlarından onun ne düşündüğü konusunda çıkarsamaların (vardamaların) yapılabilmesi mümkündür. Bunu her gün hepimiz yapmaktayız. Psikoloğun yaptığı çıkarsamaların, sokaktaki insanın yaptıklarından farkı, psikologda bunların bilimsel temellere oturmasıdır. Psikoloji alanındaki bilgi arttıkça, davranışlar, iyi kontrol edilmiş standart deneysel koşullar altında elde edildiği oranda, çıkarsamalar daha da güvenilir hale gelmektedir. Ancak, düşünen kişinin kendisi açıklamadığı sürece, onun düşüncelerinin okunmasını sağlayacak bir yol psikoloji bilimi kapsamında da yoktur. Telepati ve benzeri tekniklerin kullanılmasıyla düşünce okumanın mümkün olduğu savunulmaktadır. Ancak bu tekniklerin ürettiği bilgilerin güvenirliği fevkalade kuşkuludur ve bu nedenle de, söz konusu girişimler parapsikoloji kapsamında yer almakta, bir pozitif bilim olarak kabul edilmemektedir.

EEG Gürültü Değildir Ama…

Sorunun sinirbilimlerindeki yanıtına gelince… Günümüzde çalışan beyni incelemede çeşitli teknikler kullanılmaktadır. Bunlardan ilki beynin ürettiği elektiriksel faaliyete dayanmakta ve ilgili tekniğe elekroensefalografi (EEG) denmektedir. Düşüncelerin, duyum, algı ve bellemenin EEG’deki bileşenlere yansıdığı doğrudur. Artık kimse EEG’nin gürültü olduğunu düşünmemektedir. Günümüzde beynin gerek dinlenme durumunda gerekse olaylara karşı verdiği elektriksel tepkiler konusunda oldukça geniş bir bilgi birikimine sahibiz. Saniyenin binde birine varan zaman sürelerinde oluşan, bir voltun milyonda biri büyüklüklerdeki elektriksel bileşenleri yakından tanıyor, onların, örneğin gelişim boyunca nasıl değiştiğini; nörolojik ve psikiyatrik bozukluklarla nasıl etkilendiğini biliyoruz. Farklı zihinsel durumlarda bunların nasıl değiştiği, ilgili uyarıcılara nasıl tepkide bulunduğu konusunda bilgi sahibiyiz. Beynin elektriksel doğası ile yakından ilişkili manyetik doğası da ölçülebilmektedir ve bu tekniğe magnetoensefalografi (MEG) denmektedir. MEG tekniğiyle, bileşenlerin beynin neresinden kaynaklandığını metematiksel hesaplamalar ve modellemeler yoluyla, EEG'ye göre daha güvenilir bir şekilde tahmin edebiliyoruz. Ancak, bütün bunlar, faaliyette bulunan alan beyin kabuğunda ve kabuğa teğet ise yapabiliyoruz.

Bluetooth'unuz Hayatınızı Kurtaracak


Bluetooth teknolojisinin, kalp krizi geçirme veya diyabet komasına girme riski bulunan kişilerde acil servis veya hastaneleri uyarmak için kullanılması düşünülüyordur,

aaamf0
Makalenin yer aldığı Ofcom'un hazırladığı illüstrasyon
İngiltere'nin iletişim düzenleyicisi Ofcom (Office of communication) "Yarının Kablosuz Dünyası" adlı raporunda, kalp krizi geçirme ve şeker komasına girme riski bulunan hastalara yerleştirilecek sensörlerle bu kişilerin doktorlarca izlenebileceğini belirterek, bu "vücut içi şebeke" sisteminin, hastanın rahatsızlığını tespit ettiği anda evlerindeki baz istasyonu aracılığıyla hastaneye uyarı sinyali göndereceğini kaydetti.

Ancak, bu teknolojinin mahremiyet konusuna etkisinin daha tartışılması gerektiği belirtilen raporda, şu anda Portsmouth'da denemesi süren teknolojinin ayrıca, ilaçlarını almayan hastaların takibine yarayabileceği ifade edildi.

Bu uygulamada da özel bir ilaç kutusuna yerleştirilen sensörlerin, hasta gerekli zamanda ilacını almadığında alarm verecek ve hastanın ailesi ya da bakıcılarına mesaj gönderecek.
HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
6 Kasım 2008       Mesaj #95
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
Çarpışmayı önleyen arı gözü teknolojisi


Japon otomobil üreticisi Nissan, arıların uçarken diğer böceklerle çarpışmasını engelleyen 300 derece görüş açısına sahip gözlerinden esinlenerek çarpışmaya karşı yeni bir teknoloji geliştirdi.


Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler
blank


CHIBA - Japon otomobil üreticisi Nissan, arıların uçarken diğer böceklerle çarpışmasını engelleyen 300 derece görüş açısına sahip, son derece karmaşık bir yapısı olan gözlerinden esinlenerek, çarpışmaya karşı geliştirdiği yeni bir teknolojiyi tanıttı. blankTokyo’da düzenlenen Ceatec elektronik fuarında, bir metre yüksekliğinde bir tür robot biçimindeki otomobilde tanıtılan prototip “BR23C”, 180 derece açıda ve iki metre ötedeki tüm engelleri tespit edebilen bir sensörle donatıldı.

Sistemde veriler bir mikroişlemciye geçilir geçilmez anında çarpışmayı önleyici bir manevra yapılması sağlanıyor. Araç önüne aniden biri çıkarsa, tekerleklerin yönü çevriliyor.

Tokyo Üniversitesi ile işbirliği yaparak geliştirdiği, şimdilik bir oyuncağa benzeyen bu prototipi yakında üreteceği otomobillerde kullanmayı hedefleyen Nissan’ın bu projesinden sorumlu mühendisi Toshiyuki Ando, “Araç bir engeli tespit ettikten sonra saniyenin çok kısa bir bölümünde, çarpışmadan kaçacak kadar veya daha fazla açıda tekerleklerinin yönünü çeviriyor. Sistem, yaban arılarının diğer yaban arılarına ve böceklere çarpmamak için kullandıklarına benziyor. Her şey bir bakışta olup bitiveriyor. Bunun eski sistemlere göre tek farkı, çarpışmadan kaçınılacak manevranın tamamen içgüdüsel yapılması, bu olmadan robot engelden kaçmak için yeterince hızlı hareket edemez” diye konuştu.


AA

NTVMSNBC
HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
8 Kasım 2008       Mesaj #96
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
2008’in en büyük icadı


Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler


Türk kızının biyonik eli Time dergisi tarafından hazırlanan listede zirveye oynadı


Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler


Time dergisinin yılın en büyük 50 icadından biri olarak gösterdiği biyonik eli dünyada 300, Türkiye’de 4 kişi kullanıyor.

Parmakların tümünün hareket edebildiği biyonik el iLimb, Time dergisinin yılın en büyük 50 icadı listesinde 14’üncü sırasında yer aldı. Touch Bionics tarafından geliştirilen protez böylece Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın da bulunduğu listenin ön sıralarında yerini almış oldu. Geliştirilmesi neredeyse 40 yıl süren elin her parmağın kendine ait ayrı bir motoru var. Protezin kredi kartı gibi ince nesneleri kavrama ve ağır eşyaları kaldırabilme gibi özellikleri de bulunuyor. Uzmanlar aynı teknolojiyi kullanarak gelecekte biyonik parmak, bilek ve kol da yapmayı hedefliyor.


Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler


Hedefi olimpiyat

Dünyada ağzıyla ok atabilen tek bayan sporcu olan Muğlalı Semray Taş Özer de iLimb kullanıyor. Yedi aylıkken şöminenin üzerine düşün Özer, sağ elini kaybetti. Olimpiyatlara katılmak isteyen sporcur, iş adamları ve bazı belediye başkanlarının yardımıyla bu yılın başında protez ele kavuştu. Şimdiyse dünyada biyonik elle ok atan ilk bayan sporcu olmayı planlıyor. Biyonik eli Türkiye’de

4 kişinin, dünyada ise 300 civarında insanın kullandığı tahmin ediliyor.


Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler


İşte bu yılın en önemli yenilikleri

Time dergisinin seçtiği “2008’in en büyük 50 yeniliği”nden bazıları şöyle:

Perakende DNA testleri: 23andMe isimli test, kendi genetik sırlarınızı kimseyle paylaşmadan kolayca öğrenmenizi sağlıyor.

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı: Yüksek enerjili parçacık fiziği deneyleri yapılmasına imkân veren proje “evren nasıl oluştu” sorusuna cevap sunabilir.

Kurşun vuran kurşun: ABD ordusunun geliştirdiği APS yazılımı, düşmanın attığı füzeyi tespit ediyor ve bir saniyeden kısa sürede onu havada vurmak için füze atıyor.

Dünyanın en hızlı bilgisayarı: 133 milyon dolara malolan Roadrunner isimli bilgisayar, nükleer silahların ektisiz hale getirilmesi için kullanılacak.

Hareket eden gökdelen: Dubai’de inşa edilecek olan gökdelenin 80 katı da kendi etrafında 360 derece dönebilecek.

Biyonik lens: Bu özel lens, radyo frekansıyla takan kişinin gideceği yerin haritasını ve birçok bilgiyi ve görüntüyü lense yansıtabiliyor.

Görünmezlik pelerini: California Üniversitesi uzmanları, arkasındaki görüntüyü öne yansıtarak kamuflaj sağlayan bir kumaş geliştirdi.


GAZETEVATAN
HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
11 Kasım 2008       Mesaj #97
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
Cep telefonu 25 yaşında


Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler


Motorola'nın, daha sonra cep telefonu olarak tanınacak olan hücresel taşınabilir telsiz telefon için, ABD Federal İletişim Komisyonu'ndan onay alması ve onaylı "ilk" ünite olan DynaTAC 8000X telefonu için tüketicilerden sipariş kabul etmeye başlamasının üzerinden 25 yıl geçti.

Motorola'nın, cep telefonunun evrim öyküsüne yer verdiği çalışmasına göre, 1984 yılında, bir yıl önce sipariş alınmaya başlanan 794 gram ağırlığındaki Motorola DynaTAC telefonun sevkıyatına başlandı.

Firmanın 1989 yılında satışa sunduğu mikrofonlu kapağa sahip kişisel hücresel telefonu "MicroTAC" 350 gram ağırlığındaydı ve perakende fiyatı 2 bin 495 ile 3 bin 495 dolar arasında değişiyordu.


KENTHABER
HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
13 Kasım 2008       Mesaj #98
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
İnsana en yakın robot


andreoid


Bilimadamları tıpkı insanlar gibi mimik yapabilen ilk 'humanoid'i yaptı. Jules ismi verilen robot kafası çift cinsiyetli olarak tasarlandı. Özel bir yazılımla kontrol edilebilen Jules, insan yüzündeki hareketleri ve mimikleri kopyalayabiliyor. Derisinin altında minik bir elektronik motor olan Jules, yüzünü ekşitebildiği gibi kameradan gözleriyle hüzünle bakabiliyor. İnsan-Robot Etkileşimi projesi West of England ve Bristol üniversiteleri tarafından yürütülüyor. 3 robot mühendisi mimik yapan robotu 3.5 yılda geliştirdi.
HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
16 Kasım 2008       Mesaj #99
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
Zihin Kontrolü bilgisayara mı geçti?


Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler

BİLGİSAYARLA ZİHİN KONTROLÜ


Beyni hasar gören hastalarla düşünce yoluyla iletişim kurmayı sağlayan bir bilgisayar geliştirildi.

Portsmouth Üniversitesi'nden bilgisayar araştırmacısı, beyni hasar görmüş hastalara düşünce gücüyle iletişim kurma şansı veren bir bilgisayar geliştirdi. Medikal Laboratuar Dünyası isimli dergide yer alan Dr Paul Gnanayutham'ın bu uygulaması şöyle işleyecek:
"Sistem naninvaziv olarak işleyecek ve problar (Analitik, elektromanyetik ya da ultrasonik aygıtların ucunda bir alıcı bulunan hareketli kısım) saç bandına tutturarak kişinin başına takılıyor. Saç bandı beyin dalgalarını (EEG), kas hareketleri (elektromiyografi) ve göz hareketlerini (EOG) topluyor. Bu sinyaller daha sonra amplifikatöre aktarılıyor.

Bu şu anlama geliyor: Bilgisayar beyin-vücut arabirimini izole edebiliyor ve bunu imleci kontrol etmek için kullanıyor. Sistem sadece ilaçla yatıştırılmayan, uyutulmayan hastalar üzerinde kullanılabiliyor. Hastalar, gözlerini sağa ve sola hareket ettirerek imleci de sağa ve sola yönlendirecek; kaşlarını da aşağı ve yukarı kaldırarak imleci yukarı ve aşağı hareket ettirecek. Eğer hastalar düşüncelerini, isteklerini gözünde canlandırırsa beyin dalgaları bilgisayar tarafından okunabilecek. İmleç ekranda listelenen "Evet", "Hayır", "Teşekkür ederim", "Televizyonu kapat", "Işıkları aç, kapat" gibi basit komutları işaret edecek. "
HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
17 Kasım 2008       Mesaj #100
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
Homo Erectus, sanılandan daha yapılı


sonyas08


Modern insanların atası olduğuna inanılan “Homo erectus” kadınına ait leğen kemiği fosili, “Homo erectus”un şimdiye dek sanılandan daha yapılı olduğunu gösteriyor.

Araştırmacılar, Etiyopya’nın Afar bölgesinde bulunan 1,2 milyon yıllık kemik fosilinin neredeyse hiç bozulmamış halde bugüne kadar kalan, kadına ait ilk leğen kemiği olduğunu belirttiler.

Kemik fosili üzerinde yapılan incelemeler, “Homo erectus” kadınının daha yapılı olduğunu ve daha büyük beyinli bebekler dünyaya getirebileceğini düşündürüyor.

Indiana Üniversitesi’nden Sileshi Semav ve ekibi, bugüne dek kalan kemik kalıntılarını bir araya getirerek leğen kemiğini tekrar oluşturdu. Bilim adamları, bunun daha önce Kenya’da bulunan erkek çocuğuna ait 1,5 milyon yıllık leğen kemiği fosiline göre yapılan tahminlerden yüzde 30 daha geniş olduğunu gördü.

Semav, 1,2 milyon yıllık kemik fosilinin “Homo erectus”un leğen kemiği ve bebeklerin boyu konusunda daha kesin bilgiler vereceğini ifade etti.

Bilim adamlarının konuya ilişkin makalesi “Science” dergisinde yayımlandı.
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

28 Kasım 2016 / Hi-LaL Tıp Bilimleri
8 Ekim 2017 / Misafir Bilgisayar
30 Aralık 2008 / Ziyaretçi Cevaplanmış
10 Kasım 2008 / Ziyaretçi Taslak Konular