Arama

Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler - Sayfa 11

Güncelleme: 4 Aralık 2016 Gösterim: 253.751 Cevap: 269
HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
24 Kasım 2008       Mesaj #101
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
İnanılmaz keşif


Sponsorlu Bağlantılar
F22130417


İşte Trakya Krallığı dönemine ait en eski savaş arabası. Bulgaristan'ın güney doğusundaki Karanovo Köyü'ndeki kazı çalışmalarında ikinci yüzyıla ait bir savaş arabası atıyla birlikte yan yana bulundu.


Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler

Savaş arabasının tekerlekleri bronzdan yapılmış ve tekerlekler çok yıpranmamış olarak kazı çalışmasında bulundu. Arabanın yanında bir atın iskeletine de rastlandı.

At ve araba bir höyük içinde bulundu. Bulgaristan'ın güney doğusunda şimdiye kadar Trakya Krallığı dönemine ait 10 bin tane höyüğe ulaşıldı.

Trakya Krallığı'nın milattan önce 4000 ile milattan sonra 46 yılına kadar yaşadığı tahmin ediliyor. Krallığa daha sonra Roma İmparatorluğu tarafından son verildi.


Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler


HÜRRİYET

HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
24 Kasım 2008       Mesaj #102
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
Einstein'ın ''izafiyet teorisi'' doğrulandı


Sponsorlu Bağlantılar
gp 331054


Avrupalı araştırmacılar, Albert Einstein'ın teorisi e=mc2'yi ünlü fizikçinin bu açıklamasından bir asrı geçkin bir zamandan sonra doğruladılar.


Science dergisinde yayımlanan makaleye göre, Fransa'nın Teorik Fizik Merkezi'nden Laurent Lellouch başkanlığındaki Fransız, Alman ve Macar ekipleri dünyanın en güçlü süper bilgisayarlarından oluşturdukları ağ sayesinde yaptıkları araştırmada, ünlü fizikçinin, kütlenin enerjiye ya da enerjinin kütleye dönüşebileceğini gösteren e=mc2 formülünü doğruladı.

Fransa'nın Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi, bilim adamlarının, dört boyutlu kristal kafesin parçası olan mekan ve zamanı göz önünde bulundurarak bilgisayar hesaplamaları yaptıklarını belirtti.


AA

GAZETEPORT

evo - avatarı
evo
VIP kirlenmek güseldir : )
25 Kasım 2008       Mesaj #103
evo - avatarı
VIP kirlenmek güseldir : )
NASA "DERİN UZAY İNTERNETİ"Nİ BAŞARIYLA DENEDİ

nasa logo


ANKARA - Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), internet örnek alınarak Google ile birlikte geliştirilen derin uzay iletişim ağını başarıyla denediğini açıkladı.
NASA'nın proje sorumlusu Adrian Hooke, yaptığı açıklamada, bunun uzayda tamamen yeni bir iletişim sisteminin, gezegenler arası internet ağının oluşturulmasına yönelik ilk adım olduğunu belirterek, sistemin başarıyla denenmesinden büyük sevinç duyduklarını kaydetti.
İnternet devi Google'ın Başkan Yardımcısı Vince Cerf ile işbirliği yapılarak geliştirilen sistemde, mühendisler, 32,4 milyon km ötedeki bir NASA uzay aracıyla 10 kadar görüntünün alışverişi için Disruption-Tolerant Networking (DTN) adı verilen bir yazılım kullandı.
Uzaydaki derin iletişim sırasında meydana gelebilecek kesinti, gecikme ve bozulmaları destekleme özelliğine sahip DTN sisteminin internet sisteminden (IP protokolü) farklı olduğunun altını çizen NASA, yazılımın hazırlanmasına Cerf'in katkıda bulunduğuna ve daimi bir bağlantı ilkesi temelinde oluşturulmadığına işaret etti.
Mars'tan gönderilen verinin Dünya'ya ışık hızıyla iletilmesi sırasında 3,5 dakika ile 20 dakika arasında bir gecikme olabiliyor. Bu sistemle gecikmeler önlenebilecek.
NASA'ya göre, "gezegenler arası internet" birkaç uzay aracıyla birlikte yapılacak karmaşık uzay seyahatleri ile Ay'daki astronotlar için zayıf iletişim sorununu halletmek için de kullanılabilecek.
DTN yazılımını, yaza Uluslararası Uzay İstasyonunun (UUİ) cihazlarına da yüklenecek.

anadolu ajansnı..
HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
26 Kasım 2008       Mesaj #104
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
Adını dünya bilim tarihine yazdıran Türk


drk6546


Prof. Dr. Halil Sarp 'Lapeyreit' ismini verdiği minerali buldu.

Dünyanın gelişmiş 22 ülkesinden üyesi bulunan Uluslararası Mineraloji Birliği, Prof. Dr. Halil Sarp'ın 'Lapeyreit' ismini verdiği mineralin 'ilk kez bulunduğunu' açıkladı.

Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Sarp, Cenevre Üniversitesi ile 3 yıldır ortaklaşa yürüttüğü çalışmalar sonucunda, Türk bilim tarihine önemli bir hizmet sundu. ADÜ'nün adını dünya bilim tarihine yazdırdı. Mineralin keşfiyle üniversitelerinin ayrı bir değer kazandığını belirten ADÜ Rektörü Prof. Dr. Şükrü Boylu, "İlki başarmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Bu tarz çalışmaların, adımızı akademik çevrelerde daha da saygın bir yere getireceğine inanıyorum." dedi. Prof. Dr. Sarp'ın bugüne kadar hazırladığı 100'ü aşkın makaleyle mineraloji konusunda dünyanın saygın bilim adamları arasına girdiğini anlatan Boylu, Türk üniversiteler tarihinde ilk ve tek olmak üzere yeni bir mineral keşfini başardığını duyurdu. Buluşun tüm üyelerin onayını aldığını kaydeden Prof. Dr. Sarp ise şöyle konuştu: "Buluşum teknolojinin gelişmesine zemin ve katkı sağlayacak. Mineralin nerede işe yarayacağı daha sonra keşfedilecek. Şu unutulmamalı ki bilimsel araştırma olmadan teknoloji yuvasından çıkamaz."


A.A.

HABERTÜRK
evo - avatarı
evo
VIP kirlenmek güseldir : )
27 Kasım 2008       Mesaj #105
evo - avatarı
VIP kirlenmek güseldir : )
SATÜRN'DE SU VAR MI?


saturn

ANKARA - Satürn'ün uydularından Enceladus'tan sesten hıslı şekilde püsküren gaz ve toz bulutları, astronomlara burada önemli miktarda sıvı halinde suyun bulunduğunu düşündürüyor.
Nature dergisinde bugün yayınlanan yeni bir araştırmada, Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'ne (NASA) ait Cassini uzay aracının gönderdiği görüntüleri değerlendiren gökbilimciler, Güneş Sistemi'nin en çok yaşam potansiyeli bulunan yerlerinden Enceladus'un buzlu yüzeyinden gelen gizemli bulutların su buharı içerdiğini saptadılar.
Yeni hesaplamalarına göre, fışkıran gaz ve tozun sesten daha hızlı hareketinin bu gökcisminde sıvı halde suyun varlığını gerektirdiğini belirten NASA'nın Kaliforniya'daki Jet Motorları Laboratuvarı'ndan bilim adamları, püskürmenin hızının saatte yaklaşık 2200 km olduğunu kaydettiler.
Araştırmayı yöneten Candice Hansen, sıvı olmadan gaz ve toz püskürmelerinin bu hıza ulaşmasının çok zor olduğunu ifade etti.
Jüpiter'in uydusu Europa'da da sıvı halde suyun bulunabileceğini, ancak Satürn'ün halkalarından birisinin oluşmasına yol açtığı düşünülen Enceladus'a ulaşmanın daha mümkün olduğunu belirten Hansen, Enceladus'un içerdekileri dışarı püskürttüğünü söyledi.
NASA, önceki açıklamaların da da Enceladus'ta su bulunabileceğini belirtmişti.
Güneş Sistemi'nde Mars, Jüpiter'in uydusu Europa ve Enceladus "doğrudan su kanıtı" taşıyan üç gökcismi.

andolu ajansı
HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
5 Aralık 2008       Mesaj #106
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
Yapay yaşam için yeni adım


gp 339635 spacer
spacer
spacer


Amerikalı araştırmacılar, yapay yaşamı yaratma yolunda sentetik geni daha etkin biçimde üretmenin yöntemini keşfetti.

Biyoteknolojinin tartışmalı önderi Craig Venter'ın yönettiği Venter Enstitüsü tarafından yapılan araştırmada, yeni nesil biyoyakıt geliştirmek ve biyokimya için önceden kullanılan yöntemin, etik tartışmalarına karşın yapay yaşam şekli yaratmakta umut verici olduğu görüldü.

Craig Enstitüsü, geçen Ocak'ta bir bakterinin ilk sentetik genomunu (bir organizmanın kromozomlarında bulunan genetik şifrelerin tamamını simgeleyen terim) yaratmayı başardığını açıklamıştı. Ekip, başta bu genomu üretmek için E. Coli bakterisinden faydalanmış, ancak sürecin uzun ve meşakkatli olduğunu, bakterinin büyük DNA parçaları üretemediğini anlamışlardı.

Araştırmacılar, bunun üzerine Saccharomyces cerevisiae adlı bir maya mantarından faydalanmaya karar verdi. Bu, araştırmacılara, kromozomlarındaki hasarı onarmak için doğal biçimde hücrelerden faydalanılan bir süreç olan ve "benzeşik yeniden bağdaştırma" denilen süreci kullanarak sentetik genom yaratma olanağı verdi.

Enstitüden yapılan açıklamada, bilim adamlarının daha sonra mantardaki DNA oluşturma kapasitesini inceledikleri ve bunun bir "genetik fabrika" olduğunu fark ettikleri belirtilerek, "Venter Enstitüsü araştırma ekibi, böylece DNA'nın 25 parçasından, tek bir aşamada Mycoplasma genitalium bakterisinin tam bir genomunu oluşturabildiler" denildi.

Bu buluşun, ilk sentetik genin açıklandığı Ocak 2008'de geliştirilen yöntemin daha da ileriye taşınması anlamına geldiği belirtildi.

Craig Venter ve ekibi, Mycoplasma genitalium bakterisinin sentetik genomunu kullanarak canlı bir bakteri hücresi yaratmak için çalışmalarını sürdürüyor.

Üreme yollarında bulunan ve üretranın artmasına neden olan bu bakteri, 580'den biraz fazla gen ile bilinen en küçük hücresel genomu oluşturuyor. Buna karşılık insan genomu 36 bin civarında gen içeriyor.

Amerikalı ekip Mycoplasma genitalium bakterisinin genetik dizilimini kullanarak, Mycoplasma laboratorium adını verdikleri bir kromozom yarattı. Bilim adamları, bu kromozomu, yeni bir yaşam biçimi yaratmak ve kontrolünü alabilmek için yaşayan bir hücreye yerleştirmenin yöntemini bulmaya çalışıyor.


HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
7 Aralık 2008       Mesaj #107
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
Buluş sayısında 12 yılda patlama


Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler


Türkiye’de 1995’te 1690 olan buluş sayısı, 2007’de 6189’a yükseldi. Bu buluşlara ilişkin patent başvurusu ise 763’ten 4790’a fırlamış durumda.

Ancak, bu büyük artışa rağmen Türkiye dünya sıralamasında henüz 40. sırada yer alıyor. Marka tescilinde ise durum daha iyi. Türkiye, Çin’in birinci olduğu dünya listesinde, 45.628 marka tescili ile dokuzuncu sıraya yükseldi.

2005’te Managing Intellectuel Property dergisi tarafından "Türkiye’nin en iyi hizmet veren kurumu" seçilen Ankara Patent Bürosu Genel Müdürü M. Kaan Dericioğlu, önceki yıllarla kıyaslandığında patent başvurularında büyük bir artış yaşandığını belirterek, "1995’te 1690 buluş yapılmasına karşılık, 2007’de bu sayı 6189’a yükseldi. Yine aynı dönemde, bu buluşlardan 763’üne patent verilirken, 2007’de bu sayı 4790’a çıktı" dedi. Türkiye’nin büyüklüğüyle kıyaslandığında bu artışı yeterli görmediklerini vurgulayan Dericioğlu, şunları söyledi:

"Dünya Fikri Haklar Örgütü (WIPO) tarafından yayınlanan 2006 yılı Patent İstatistiklerine göre Türkiye yerli ve yabancı toplam 1232 patent başvurusu ile 40. sırada ve 659 patent ile 36. sırada yer almıştır. Dünyanın ilk 20 büyük ekonomisi arasında yer alan Türkiye’nin bu sıralamalardaki yerinin de ilk 20 arasında yer alması için yıllık toplam patent başvurularında 6000 ve verilen toplam patent sayılarında ise 2500 üzerinde olması gerekiyor."

Dericioğlu’nun verdiği bilgiye göre, Türkiye, marka tescilleri sıralamasında dünyanın ilk on ülkesi arasında yer alıyor. Bu listenin ilk sırasında yer alan Çin önceki yıl 267.007 marka tescili yaptırmış, Türkiye ise 45.628 tescille dokuzuncu sırada bulunuyor. "Marka başvuruları ve tescilleri sıralamasında ilk 10 girmek önemlidir" diyen Dericioğlu, sadece Arçelik kahve makinesi için 14 patent verildiğini de söylüyor.

Mevcut eğitim sisteminin yaratıcılığı törpülediğini de vurgulayan Dericioğlu, şöyle devam ediyor: "Türkiye araştırma ve geliştirme konularında ulusal kültürü oluşturmak durumundadır. ’Başımıza icat çıkarma, eski köye yeni adet getirme, deli misin sen, yapanlar zaten yapmış" vb. varsayımların etkisi henüz yok edilememiştir. Bir televizyon kanalındaki ’Buluş Yarışması’nın gece saat 01.00’den önce yayınlanamaması konuya verilen önemin göstergesidir. Bu yarışmalar Anadolu’nun tüm kentlerinde ticarileşebilir buluşlar yapan pek çok kişinin varlığını ortaya çıkarmıştır. Araştırmacıları ve buluşçuları özendirmeye yönelik, ödüllü yarışmalar herkesin ve özellikle öğrencilerin izleyebileceği saatler yayınlanmalıdır."

Alameti Farika’dan Patent Bürosu’na

Türkiye’de 1871’de hazırlanan Alameti Farika Nizamnamesi, aslında ile ilk Patent Kanunu niteliğini taşıyor. Bunu 1879 tarihli İhtira Beratı Kanunu takip ediyor ve bu değişmeden 1995’e kadar geliyor. Dericioğlu, 1995’te yeni bir yapılanmaya gidildiğini ama bu yeni sistemin de artık değişmesi gerektiğini söylüyor. Peki patent ne işe yarıyor? Cevabı Dericioğlu veriyor:

"Patent, patent sahibine, patent konusu buluşun başkaları tarafından izinsiz kullanılmasını önlemek yetkisini 20 yıl için verir. Örneğin, yapılmış 14 patent başvurusunda açıklanan teknik özelliklerdeki bir kahve makinesini, bir başka üretici, başvuru sahibinden izin alınmadan, üretemez ve satamaz. Ancak bu patent başvuruları, başka teknik özelliklerde üretilecek bir başka kahve makinesinin üretilmesine engel değildir."


HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
7 Aralık 2008       Mesaj #108
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
Erkeklerin soyu tükeniyor!


gp 340766


Çevre kirliliğinin, hem insanlarda hem de vahşi doğada erkekleri zayıf cins haline getirdiği bildirildi.

İngiliz Independent gazetesinde yayımlanan bir rapora göre, günümüzde yaygın biçimde kullanılan kimyasallar, insanlar dahil olmak üzere balıktan memelilere kadar omurgalıların her türünde erkekleri feminenleştirdi, üreme organlarıyla dölleme kabiliyetlerine zarar verdi.

Raporun yazarı, kimyasalların sağlık üzerindeki etkilerini incelemekten sorumlu eski hükümet danışmanı Gwynne Lyons, araştırmanın, erkeklerin temel özelliklerinin tehdit altında olduğunu gösterdiğini belirtti.

Rapor, vahşi doğa ve insanların son yıllarda 100 binden fazla yeni kimyasala maruz kaldığını, Avrupa Komisyonu'nun bunların yüzde 99'unun gerektiğince düzenlenmediğini kabul ettiğini ve bu kimyasalların yüzde 85'i ile ilgili doğru güvenlik bilgisinin dahi verilmediğini ortaya koydu.

Raporda, bu kimyasalların çoğunun, hormonlara zarar verdiklerinden "endokrin bölücüleri" olarak tanımlandığı, gıda ambalajı, kozmetikler, bebek pudraları, mobilya ve elektrikli eşyalar gibi birçok ürünün bu tür kimyasalları içerdiği kaydedildi.

CHEMTrust vakfı tarafından yayımlanan ve dünya çapında 250'den fazla bilimsel araştırmanın kullanıldığı raporda, temelde vahşi yaşama odaklanıldığı ve kimyasalların, kutup ayılarından, okyanusların derinliklerinde yaşayan balinalar, yükseklerde uçan şahin ve kartallara kadar türler üzerindeki etkilerinin tespit edildiği bildirildi.

Raporda, "Omurgalı hayvanların (kılçıklı balıklar, hem karada hem suda yaşayanlar, sürüngenler, kuşlar ve memeliler dahil olmak üzere) her temel sınıfındaki erkek türleri, çevredeki kimyasallardan etkilenmiş. Birçok omurgalı türünün erkeklerinde feminenleşme şu anda yaygın bir hadise" sonucuna varıldı.

RAPORDA KULLANILAN ARAŞTIRMALARIN SONUÇLARI

Raporun hazırlanmasında kullanılan bazı araştırmaların sonuçları şöyle sıralanıyor:

"Japonya'da, Benin'de ve Afrika'da tatlı su balıklarıyla Kuzey Denizi, Akdeniz, Osaka Körfezi ve ABD'nin batı sahilindeki Puget Sound'da tuzlu su balıklarının erkeklerinde feminen etkiler gözlendi.

ABD'nin Florida eyaletinde tarım ilacına maruz kalan erkek timsahlarda daha düşük testosteron ve daha yüksek ostrojen sevileri tespit edildi. Bu hayvanların, testislerinde anormallik, üremelerinde başarısızlık ve daha küçük penislere sahip oldukları saptandı.

Vahşi hayatın 400'den fazla kimyasalla kirlendiği Florida ve Great Lakes çevresinde yine bir kaplumbağa cinsinin erkeklerinde dişil özellikler görüldü.

Alaska'da erkek Sitka geyiklerinin üçte ikisinin inmemiş testislere sahip olduğu, Montana'da aynı oranda beyaz tüylü geyiğin genital anormalliklere sahip olduğu ortaya çıktı.

Güney Afrika'da söz konusu kimyasallara yüksek düzeyde maruz kalan, bu ülkeye mahsus iri bir geyik türünün erkeklerinin testislerinin zarar gördüğü, yine çok kirlenen doğa alanında bir fare türünün erkeklerinin neredeyse hiç sperm üretmediği tespit edildi.

Dünyanın bir ucunda Kuzey Kutbunda hermafrodit kutup ayılarına rastlanırken, yine Florida'da az sayıda, soyu tükenme tehlikesi olan panterlerin anormal spermlere sahip oldukları görüldü.

Bir başka araştırma, çevre kirliliği olan bölgelerde yaşayan su samurlarının daha küçük testislere, poliklorlu bifenillere (PCB) maruz kalan vizonların daha kısa penislere sahip olduklarını ortaya koydu.

New York'taki Rochester Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırma, plastiklerde kullanılan bir tür kimyasala yüksek düzeyde maruz kalan annelerin erkek çocuklarının daha küçük penis ve inmemiş testise sahip olma olasılığının daha yüksek olduğunu gösterdi. Bu çocukların anüs ve genital bölgelerindeki aralığın daha kısa, bunun da feminenliğin klasik bir işareti olduğu belirtildi.

Yine Rotterdam'daki Erasmus Üniversitesi'nin bir araştırması, poliklorlu bifenillere maruz kalan annelerin erkek çocuklarının büyürken bebekler ve çay setleriyle oynamak istediklerini gösterdi.

Kanada, Rusya ve İtalya'da bu tür kimyasallarla yoğun biçimde kirlenen bölgelerde yaşayan topluluklarda erkeklerden iki kat fazla kız çocuğu doğduğu gözlendi."


HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
9 Aralık 2008       Mesaj #109
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
Buz adam Ötzi'nin yaşayan akrabası yok


buzadamotzi1


İtalyan ve İngiliz bilim adamları, yaptıkları araştırmalarda, İtalya'nın tarih öncesi buz adamı Ötzi'nin günümüzde akrabaları olmadığı sonucuna vardı. Buz adam Ötzi'nin anneden çocuğa geçen dizimi olan mitokandriyal DNA'sını inceleyen bilim adamları, Ötzi'nin genetik soyunun ya çok nadir görüldüğünü ya da bittiğini buldular. İngiltere'deki Leeds Üniversitesi'nden Martin Richards, yaptığı açıklamada, Current Biology dergisinde yayımlanan araştırmalarının, Ötzi'nin soyunun gerçekte tükendiğini ortaya koyduğunu söyledi. Richards, kendisinin ve meslektaşlarının incelemelerinin, Ötzi'nin, günümüzdeki Avrupalı nüfuslarda rastlanmayan bir soya ait olduğunu teyit ettiğini bildirdi.Bilim adamları, 1994'te Ötzi'nin DNA'sının bir kısmıyla yaptıkları araştırmada, buz adamın Avrupa'da akrabaları olduğunu ortaya koymuşlardı. Ötzi'nin 5 bin 300 yıllık cesedi, 1991'de İtalya-Avusturya sınırındaki Alpler'de bulunmuştu. Bilim adamları, Ötzi'nin mumyasının 5 binden fazla yıldır mükemmel bir biçimde korunması karşısında şaşırmıştı. Büyük olasılıkla avcı olan Ötzi'nin, öldüğü sırada 30 ile 45 yaş arasında ve yaklaşık 1.60 metre boyunda olduğu belirtilmişti.




HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
14 Aralık 2008       Mesaj #110
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
Anadolu'nun ilk geometrik dönem nekropolü bulundu


nekropol


Muğla'nın Milas ilçesinde, Anadolu'nun ilk geometrik dönemine ait nekropol (mezarlık) bulundu. Milas'a bağlı Çakıralan köyü Belentepe mevkisinde ve Hüsamlar köyü Mengefetepe mevkisinde Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Tırpan başkanlığında sürdürülen kazı çalışmalarında, Anadolu'nun ilk geometrik dönemine ait nekropole rastlandı.

Kazı ekibi görevlisi arkeolog Savaş Durnagölü, çalışma yapılan iki tepenin sit alanı ilan edilmesinin ardından çalışmaların bir süre durdurulduğunu hatırlatarak, ''Kısa bir süre önce yeniden başladığımız kazı çalışmalarında ortaya çıkan geometrik dönem nekropolü Anadolu'da bir ilk teşkil ediyor'' dedi.Kazı çalışmalarında geçen yıl 38, bu yıl 108 mezar açığa çıkarıldığını ifade eden Durnagölü, ''Nekropol alanında bulunan mezarlığın bir özelliği de geometrik dönemde inşa edilmesine rağmen MÖ 4. yüzyılın ikinci yarısında yerleşen insanlar tarafından doğu ve batı yönünde mezarların etrafına bir duvar çekilmesi. Nekropol alanında boş kalan yerlere de mezarlar koymaya devam etmişler. Bölgede 13 adet Helenistik döneme ait mezar bulundu'' dedi.Nekropol alanının güney kısmında iki çiftlik evi bulduklarını kaydeden Durnagölü, ''Bu evler Helenistik döneme ait. 1. yüzyıla kadar kullanılıyor. Çiftlik evinde tarım ve hayvancılıkla uğraşılarak üzüm üretilmiş. Burada çıkarılan eserler Lagina kazıevindeki restorasyon evine götürülerek restorasyon ve konservasyonu yapılarak depoya kaldırılacak. Mezarların definecilerin saldırısına uğramaması için bölgedeki diğer mezarları açıyoruz. 1 ay sonra kazı çalışmalarımız tamamlanacak''diye konuştu.



Benzer Konular

28 Kasım 2016 / Hi-LaL Tıp Bilimleri
8 Ekim 2017 / Misafir Bilgisayar
30 Aralık 2008 / Ziyaretçi Cevaplanmış
10 Kasım 2008 / Ziyaretçi Taslak Konular