Arama

Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler - Sayfa 13

Güncelleme: 4 Aralık 2016 Gösterim: 251.859 Cevap: 269
volture - avatarı
volture
VIP "Ipıslak Balık"
1 Nisan 2010       Mesaj #121
volture - avatarı
VIP "Ipıslak Balık"
Işınlanma gerçek oluyor

Sponsorlu Bağlantılar
Büyük patlama ile evrenin tarihinin araştırıldığını belirten Türk bilim adamları, "Tıptaki aletler, internet bile bu deneylerle bulundu. Işınlama da bir gün olabilir" diyor.

Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'ndeki (CERN) deneyle, atom parçacıkları Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda rekor bir enerjiyle çarpıştırıldı.

Evrenin sırlarını ortaya çıkarmak amacıyla gerçekleştirilen deneyin sonuçları heyecanla bekleniyor. CERN'de görev alan Türk bilim insanları ise çok önemli bir aşamanın gerçekleştiğinde hemfikir.

İTÜ Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kerem Cankoçak CERN'de görev yapan 150 Türk bilim insanından biri. Her şeyden önce bu deney ile evrenin tarihinin araştırıldığını belirten Cankoçak, CERN'deki deneyin ne tür teknolojik gelişmeleri beraberinde getirebileceğini öngörmenin henüz mümkün olmadığını vurguluyor. Ancak Cankoçak, temel bilim araştırmalarının birçok alet ve makinenin ortaya çıkmasına imkân verdiğini hatırlatıyor ve şunları söylüyor:

"Örneğin; bugün tıpta kullanılan tomografi aletleri bu deneyler sayesinde geliştirilmiştir. Yine internet, CERN'deki çalışmalar sonucu geliştirilmiştir. İleride ne tür teknolojik gelişmeler yaşanacağını öngörmek tam da mümkün değil. Mesela bir yerden bir yere ışınlanma gerçekleştirilebilir ya da bambaşka bir teknoloji gelişebilir."

CERN'İN PARÇASI OLMALI
Isparta'daki uçak kazasında hayatını kaybeden Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık'ın kendisi gibi CERN'de çalışan eşi Prof. Dr. Metin Arık da; CERN'i, insanın tabiattan bilgi alması olarak nitelendirerek, "Bizden daha iyi bir medeniyet varsa ve bizi gözetliyorsa, 'Bunlar bir protonu, kütlesinin 3 bin 500 katı enerji vererek hızlandırmayı başardılar. Teknolojiyi yakaladılar' diyorlardır. Uzaylılar var ise CERN'den sonra onları bulmak hayal değil" diye konuşuyor. Türkiye'nin CERN'e tam üye olmamasının büyük teknolojik kayıplara neden olduğunun altını çizen Arık, ekliyor:

"CERN'de sığıntı gibiyiz. CERN bizi deneyden atmaz ama imtiyazlı ortağız. Tam üye olmak için başvurduk. Önünüzdeki aylarda CERN'den heyet gelecek. Hazır mıyız diye kontrol edecek. Üye olmak için nüfusla orantılı yüksek enerji fizikçisi olması lazım. Gençlere yeterli destek verilmediği için onlar başka alanları seçiyor. Tam üye olmamız 1-2 sene alır. Bunun parçası olmalıyız. Yunanistan, Ermenistan'ın bile durumu bizden iyi. Örneğin CERN'de yapılan süper iletken dev mıknatıstan sonra üyelere diğer mıknatısların yapılması için projeler gönderildi. Üye olmayan ülkelere bu yeni teknoloji öğretilmedi. Türkiye bunların gerisinde kaldı." İnternetin CERN'deki çalışmalar sonucunda ortaya çıktığını hatırlatan Prof. Arık, CERN'de kullanılan 'Grid' isimli yeni bir teknolojinin ileride insanların yaşamına girebileceğini belirterek, "Şimdi Grid üzerinde çalışılıyor. Dünyanın bir ucundaki insana görüntüsüyle anında ulaşılabilecek. Cep telefonu tarih olacak. Grid, CERN'de ülkelerle bağlantıda kullanılıyor" diyor.

YENİ BİR BOYUTA DOĞRU
CERN'de görevli diğer bir Türk araştırmacı Dr. Bilge Demirköz, "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı" deneyini Anadolu Ajansı'na değerlendirdi. İlk bulguların 6 ay sonra elde edilmeye başlanacağını belirten Demirköz, şöyle konuştu: "Biz şu anda üç boyutta yaşıyoruz. Artı bir boyut olarak zamanı koyduğumuzda 4 boyuta çıkabilir. Ama daha yüksek, görmediğimiz boyutlar olabilir. Bu da evrenin sırrı olabilir." Maddeye kütlesini verdiği düşünülen "Higgs" parçacığını bulmayı amaçladıklarına da dikkat çeken Demirköz, "Deneyde ortaya çıkan enerji seviyesi yeni fizik buluşlarının önünü açan kapı. Bu deneyden itibaren, 6 ay sonra, yeni fizik buluşlarını bekleyebilirsiniz. Deneyin bu enerji seviyelerinde doğanın bize daha önce hiç vermediği şeyleri vereceğini düşünüyorum'' diye konuştu.

(Sabah)

Son düzenleyen nötrino; 13 Şubat 2016 11:48 Sebep: KIRIK GÖRSEL KALDIRILDI!!
volture - avatarı
volture
VIP "Ipıslak Balık"
3 Nisan 2010       Mesaj #122
volture - avatarı
VIP "Ipıslak Balık"
Bir karides bilimi sarstı

Sponsorlu Bağlantılar
Bilim insanları Antarktika'da dev buzul katmanlarının altında hayat olmadığını iddia ediyordu. Ancak NASA'nın son yaptığı araştırma gerçeğin böyle olmadığını ortaya çıkardı.

NASA, çok önemli bir keşfe imza atmayı başardı. Antarktika'nın dev buzul katmanının derinliklerinde hayata dair kanıt elde edildi. Elde edilen görüntüler, bilim dünyasını bu aşamada cevap veremeyeceği sorularla karşı karşıya bıraktı.

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, hiçbir canlının yaşamasına olanak tanımayacak şartlara sahip olduğu düşünülen bir noktasında yaşama dair kanıt elde etti. Antarktika buzulunun altında yapılan araştırmada, buz katmanının yüzlerce metre altında bir karides ve bir denizanasına ait görüntüler elde edildi.

Antarktika’da güneş ışınlarından yoksun, sıfırın onlarca derece altındaki zifiri karanlık sularda, bilim insanları sadece birkaç mikrobun yaşabileceğini tahmin ediyordu.

Ancak Mart ayının ortalarında, kabloyla buzul katmanın 180 metre altına sarkıtılan bir kamera, bir karides ve denizanası görüntülemeyi başardı. NASA bilim insanı Robert Bindschadler, inanılması güç görüntüler ardından “Orada hiçbir canlının yaşayamayacağını tahmin ediyorduk. Ancak karşımıza tabağınızda görmek isteyeceğiniz bir karides çıktı” dedi.

8 cm büyüklüğündeki karides, çekilen iki dakikalık görüntüde kablonun etrafında yüzerken ve bir ara kablonun üzerinde dururken görülüyor. Bilim insanları canlının, aslında karidese benzeyen omurgasız amfipod ailesinden Lyssianasid olduğunu belirtti.

Beklenmedik keşfi yapan ekipte yer alan bilim insanı Stacy Kim, sadece bir havuzu dolduracak kadar su içeren bir yeraltı göçüğünde bir değil iki canlı bulunmasının çok şaşırtıcı olduğunu ifade etti. İngiliz Antarktika Araştırmaları Merkezi mikrobiyologu Cynan Ellis-Evans ise, ilk defa buzulların bu kadar derininde ileri bir yaşam belirtisine rastladıklarına dikkat çekti.

İKİ AYRI FİKİR DOĞDU
Ellis-Evans, canlıların uzak bir noktadan yeraltı havuzuna gelmiş olabileceklerini öne sürerken, Stacy Kim bu görüşe karşı çıktı. Nedeni ise, araştırmanın yapıldığı Batı Antarktika bölgesinin açık sulardan en az 20 km mesafede bulunması.

Kim, iki canlının bu kadar uzak mesafeden gelerek kameranın sokulduğu 20 cm’lik delikten içeri sızmasının neredeyse imkânsız olduğunu belirtti.

EUROPA’DA YAŞAM OLABİLİR Mİ?
Ancak büyük merak uyandıran keşfin ortaya attığı bir diğer önemli soru, çok az su bulunan bu noktada, karidesin nasıl besin bulabildiği oldu.

Stacy Kim, dünyanın yaşam için en zor şartlarına sahip bir bölgesinde yaşam izine rastlamış olmanın kendilerine yeni bakış açıları kazandırdığını belirtti. Yapılan keşif, dev bir okyanusa sahip olan ve Antarktika'daki buzullarla benzerlikleri bulunan, Jüpiter’in uydusu Europa’da da hayat olup olamayacağı düşüncesini akıllara getirdi.

(Hürriyet)



Son düzenleyen nötrino; 13 Şubat 2016 11:49 Sebep: KIRIK GÖRSEL KALDIRILDI!!
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
7 Mayıs 2010       Mesaj #123
Avatarı yok
Yasaklı
CERN'de Şaşırtıcı Keşiflere Doğru

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın ilk iki aylık döneminde ekstra geniş boyutlar, sicim kuramı ve aşırı yavaş yüklü parçacıklar gibi egzotik konularda keşifler bekleniyor.

Kozmosun sırlarını çözmek için yürütülen Büyük Patlama deneyinde çalışan bilim adamları, evrenin özü ve oluşumuyla ilgili beklenmedik buluşlara da ulaşıyor.

Deneyi yürüten Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'nin (CERN) araştırmacıları, 10 milyar dolar değerindeki Büyük Hadron parçacık çarpıştırıcısının ilk yüksek güçle çalışmasının iki aylık dönemini değerlendirdiler.

Yeraltındaki tünelde çarpışmaları kaydeden atom çarpıştırıcısının 6 detektöründen birinin sorumlusu Oliver Buchmueller, bu aşamada ekstra geniş boyutlar, sicim kuramı ve aşırı yavaş yüklü parçacıklar gibi egzotik konularda keşiflerde bulunabileceklerini belirtti.

Buchmueller, İsviçre ile Fransa arasındaki sınırda yeraltında yapılmakta olan deneyde bu tip keşiflerin, evrendeki varlığının açıklanması istenen, Higgs boson parçacığını ve karanlık maddenin varlığına dair kanıtlar sunabilecek süper simetrik-parçacıklarını bulma çabalarına paralel gittiğini söyledi.

CERN'ün hızlandırıcı ve teknoloji direktörü Steve Myers da deneyin çok iyi gittiğini belirterek, bundan sonra artık atom çarpıştırıcısına çok dikkat etmeleri gerektiğini ve daha önce teknik sorunlar yüzünden kapatılmak zorunda kalınan makinanın bir kez daha devre dışı kalmasının en son istedikleri şey olduğunu vurguladı.

İlk Alt Tanecik Bulunmuştu

Hadron çarpıştırıcısının son derece ileri teknoloji ürünü detektörleri, fizikçilerin "standart model" diye adlandırdıkları ve geçmişte yapılan deneylerde elde edilen unsurları tespit etmişti. Bu çalışmalarda, yüzyılın en büyük deneyi olarak kabul edilen ve Büyük Patlama ortamının oluşturulmaya çalışıldığı Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda, madde ile antimadde arasındaki etkileşimin doğasını gün ışığına çıkarması umulan deneyde, ilk alt tanecik belirlenmişti.

Dev atom çarpıştırıcısındaki Atlas deneyinde tespit edilen parçacığa bilim adamları "beauty quark-güzellik parçacığı" ya da "alt tanecik" adını veriyorlar. Alt tanecikler ilk kez 1977'de keşfedilmişti.

"Güzellik taneciği" ya da "alt taneciğin" tipinin "B " olduğunu belirten bilimadamları, bu parçacığı bulmak için 10 milyon kez yapılan proton çarpışmalarında toplanan verilerin değerlendirildiğini vurgulamışlardı.

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda geçen ay 10 milyon kez atom altı parçacık çarpışması yapılmıştı. 27 kilometrelik oval tünelde hızlandırılarak, bugüne kadarki rekor düzeyde, 7 TeV enerjiyle, ışık hızına yakın bir hızla yol alırken çarpıştırılan parçacıkların parçalanma anlarının kayda alınmasında da aşama kaydedilmişti.

Önceki deneylerde çarpışma anları saniyede 50 milyon kez görüntülenirken, deneyin bu aşamasında bu sayı, saniyede 100 milyon keze yükseltilmişti. Deneyin 2013 yılında 14 TeV enerjiyle yapılması öngörülüyor.





Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(06 Mayıs 2010 Perşembe/TSİ:09:26)
Son düzenleyen nötrino; 13 Şubat 2016 11:49
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
8 Haziran 2010       Mesaj #124
Avatarı yok
Yasaklı
Anti-Madde'ye Yeni Kanıt

Amerikalı fizikçiler, gözle görülen cisimlerin neden normal maddeden oluşup da karşıtı anti-maddeden yapılmadığına ilişkin yeni bir kanıt sundu.ABD'nin Illinois eyaletindeki Fermilab atom çarpıştırıcısında yapılan "DZero" deneyinde, evrendeki tüm anti-maddeye ne olduğuna dair yeni bulgular elde edildi.

Laboratuvarda görevli bilim adamları, her temel madde parçacığı için aynı fiziksel kütlede ancak ters elektrik yükünde anti-parçacık mevcut olduğuna işaret ederek, negatif yüklü elektronların, pozitron adı verilen pozitif yüklü anti-parçacıkları bulunduğu örneğini verdiler.

Ancak bir parçacık, kendi anti-parçacığıyla çarpıştığında, bunların bir enerji parlamasıyla ortadan kalktıklarını ve yeni parçacıklar ve anti-parçacıklar ortaya çıktığını belirten araştırmacılar, deneylerdeki çarpışmaların, ortaya çıkan anti-madde parçacıklarından biraz daha fazla madde parçacık çiftleri oluşmasına yol açtığını gördüler.

Araştırmacılar, yüksek enerjili çarpışmalarda madde parçacık çiftlerinin anti-madde parçacık çiftlerinden yüzde 1 oranında fazla olduğunu tespit ettiler.

Bilim adamları, bu asimetrik gelişimin maddenin evrendeki egemenliğinin olası nedeni olabileceğine ve bu egemenliğin parçacıkların ve anti-parçacıkların davranışlarındaki farklılıklar olduğunda mümkün olabileceğine işaret ettiler.



Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(20 Mayıs 2010 Perşembe/TSİ:14:20)
Son düzenleyen nötrino; 13 Şubat 2016 11:51
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
9 Haziran 2010       Mesaj #125
Avatarı yok
Yasaklı
Yüzdeki Kilit Gen Bulundu

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) araştırmacıları, yüz gelişiminde kritik rol oynayan bir gen ailesini keşfederek bir ilke imza attı.

Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Gen Haritalama Laboratuvarı Sorumlusu Prof. Dr. Nurten Akarsu ve ekibi, insanlarda ciddi yüz yarıklarına ve gelişme anomalilerine neden olan Aristaless-like homeobox 1 (ALX1) adı verilen geni bularak embriyo döneminde yüzün nasıl geliştiğini aydınlatacak önemli bir adımı tamamladılar.

Prof. Dr. Akarsu, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, ALX gen ailesinin ALX1, ALX3 ve ALX4 isimli 3 adet geni içerdiğini belirterek, ekiplerinin geçen yıl yüzün gelişiminde rol oynayan ALX4 geninin yüz gelişimindeki rolünü ortaya çıkaran çalışmalarını Human Molecular Genetics dergisinin Kasım sayısında yayımladıklarını belirtti. Akarsu, bu gen ailesinin üçüncü üyesi olan ALX3 genindeki mutasyonların yüz gelişimindeki rolünün de Oxford Üniversitesi araştırmacıları tarafından aynı yıl içinde tanımlandığını aktardı.

Akarsu, gen ailesindeki ''ALX1'' geni mutasyonlarının keşfedilmesi ile ALX gen ailesinin tüm üyelerinin yüz gelişimindeki kritik rollerinin anlaşılmış bulunduğunu ifade ederek, bu bu genin eksikliği durumunda oluşabilecek durumlara ilişkin şu bilgileri verdi:

''İnsanlarda yüz gelişimi gebeliğin 4-8. haftalarında tamamlanan kompleks bir olaydır. Başlangıçta birkaç tomurcuk halinde başlayan gelişim aşamaları bu tomurcukların orta hatta doğru büyümeleri ve birbirleri ile birleşmeleri ile yüzün son görünümünü oluşturur.

Göz, burun, dudak, yanak gibi yüzün bütününü oluşturan parçaların doğru şekli kazanmaları embriyonun erken dönemlerinde rol alan genlerin ve yüzü oluşturan dokuların birbirleri ile kurdukları kompleks ilişkilere bağlıdır.

Bu kompleks ilişki ağının bozulması, yüzü oluşturan parçaların birbirlerine kaynaşmasını engelleyerek farklı tipte yüz yarıklarının ortaya çıkmasına neden olur. Bu malformasyonların toplumda en sık rastlanan örneği yarık dudak ve yarık damak anomalileridir.

Toplumda oldukça sık görünen yarık dudak/damak anomalisine oranla daha nadir görünen anomalilerde burnun basık ve iki parçalı kalışı, gözlerin orta hatta yaklaşamayıp birbirlerinden uzak yerleşimli kalmaları, göz yapısının bozulması, gözlerden dudaklara kadar uzanan ciddi yarıklanmalar gibi çeşitli malformasyonlar gözlenebilir.''

Akarsu, bu malformasyonlara yol açan gen bozukluklarının büyük oranda bilinemediğini de ifade ederek, gerek tanı, gerekse tedavi açısından bu malformasyonların birçok disiplinin bir arada çalışmasını gerektiren karmaşık bir olay olduğuna işaret etti.

''GENLER, ALX1 YOKLUĞUNU DENGELEYEMİYOR''

HÜ Kraniyomaksillofasiyal Cerrahi Çalışma Grubu'nun son 10 yılda bir çok disiplini bünyesinde birleştirmeyi başararak kafa ve yüz gelişimlerinde etkin tanı, tedavi ve araştırma vizyonunu gerçekleştirdiğini ifade eden Akarsu, çalışmalarında, malformasyonların bir grubunun, akraba evlilikleri sonucu ortaya çıktığını ortaya koyduklarını dile getirdi.

Çalışmalarında ayrıca, ALX1 geninin embriyonun erken dönemlerinde burun, gözler, dudak ve damakların oluşumu için kritik öneme sahip olduğunun keşfedildiğini bildiren Akarsu, bu genin yokluğunun diğer genler tarafından dengelenemediğini kaydetti.

Akarsu, ''İlkel burun, burun kanatları, damağı oluşturan yapılar görünmekle birlikte bu tomurcukların birbirleri ile kaynaşamaması sonucu yüzde ve damakta ciddi malformasyonlar olmaktadır. ALX3 ve ALX4 genleri ise daha çok burnun son şeklini almasında etkili olmaktadır. Bu iki genin yokluğunda burnu oluşturan iki tomurcuğun orta hat üzerinde birleşerek burun ucunu oluşturması gerçekleşememekte; burun, basık ve iki parçalı bir görünümde kalmaktadır'' açıklamasını yaptı.

''NADİR HASTALIKLARA ETKİN TANI YÖNTEMİ''

Prof. Dr. Akarsu, çalışmalarının insanlarda yüz gelişiminin anlaşılabilmesi açısından bilim dünyasında büyük heyecan yarattığını belirterek, ''Aynı zamanda hastalara erken dönemde doğum öncesi tanı imkanı sunmakta, bunun yanı sıra dudak, damak ve yüz yarıklarında yenilikçi tedavi yaklaşımlarına öncü bir profil çizmektedir'' dedi.

Akarsu, çalışmanın birkaç DNA örneğinden yeni genlerin bulunmasının, genom boyu homozigotluk analizlerinin Türkiye'nin bir sorunu olan akraba evliliklerine bağlı ''nadir hastalıklar'' grubunda son derece etkin bir araştırma ve tanı yöntemi olabileceğini de ortaya koyduğunu belirterek, şunları kaydetti:

''Tanı ve tedavi politikaları açısından bir hastalığın toplumda yüzde kaç oranda bulunduğu sıklıkla sorgulanmakta ise de birey açısından bu soru aslında çok da önemli değildir. Unutulmamalıdır ki bu hastalığa sahip olan sizseniz, bu olasılık sizin gözünüzde daima yüzde 100 olacaktır. Etkin tanı ve tedaviye götürecek her yeni buluş sizin için dünyanın en önemli keşfidir.

Toplumda çok nadir görülen bir hastalığa sahip olduğu için tanı ve tedaviden yoksun kalmayı ise kimse hak etmez.''

Akarsu, çalışmaya Biolog Dr. Elif Uz ve Doç. Dr. Yasemin Alanay'ın eş katkı verdiğini belirterek, HÜ'nün farklı birimlerinin yanı sıra Kırıkkale Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi, Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü, Almanya; Jena ve Köln Üniversitelerinden araştırmacıların da bilimsel yayına katkı yaptıklarını bildirdi.

Akarsu ve ekibinin çalışması, genetik alanının önde gelen dergilerinden biri olan American Journal of Human Genetics (AJHG) dergisinin bu ayki sayısında da yayımlandı.

Prof. Dr. Akarsu, çalışmanın Avrupa Birliği 6. Çerçeve Programı ERANET kapsamındaki E_RARE konsorsiyumu tarafından Avrupa genelinde ilk çağrıda desteğe hak kazanan 13 projeden birisi olduğunu ayrıca, E-RARE konsorsiyumunun üyesi olan TUBİTAK tarafından da desteklendiğini sözlerine ekledi.




Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(07 Mayıs 2010 Cuma/TSİ:11:56)
Son düzenleyen nötrino; 13 Şubat 2016 11:52
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
10 Ağustos 2010       Mesaj #126
Avatarı yok
Yasaklı
Görünmezlik Çok Uzak Değil

Purdue Üniversitesi'nden bilimadamları, teoride görünmezlik pelerini olarak çalışabilecek, balık ağına benzer bir filmden oluşan metamadde geliştirdiler.

Profesör Vladimir M. Shalaev'e göre bu madde, metamaddelerdeki bir sınırlamanın üzerinde duruyor; fazla ışığın metaller tarafından emilmesi: "Bizim burada gösterdiğimiz, kaybolan şeyleri de yönetmek ve bunları birçok şekilde kullanmak için yeni maddeler geliştirmek."

Bu yeni geliştirilen metamaddenin kullanım alanları arasında; geliştirilmiş alıcılar, güneş enerjisi toplayan aletler için yeni tip ışık alıcıları, bilgisayarlar için geliştirilmiş transfer boyutları ve tabii ki bir görünmezlik pelerini var.

"Burada gösterdiğimiz şey, emilme katsayısının daha önceden kullanılan yöntemlerden bir milyon kere daha küçük olabileceği."

Son zamanlarda bilim dünyasında oldukça çok araştırılan metamaddeler, görünmezliğin sırrını ortaya çıkaracak gibi görünüyor.

Kaynak:Chip (09 Ağustos 2010,21:00)
Son düzenleyen nötrino; 13 Şubat 2016 11:52
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
12 Ağustos 2010       Mesaj #127
Avatarı yok
Yasaklı
Beyin İnternet Gibi Çalışıyor

İnsan beyninin, dev bir şirketteki gibi hiyerarşik karar mekanizmasıyla değil, internet ağındaki gibi 'yatay' etkileşimle işlediği ortaya çıkarıldı.ABD'deki bir araştırmanın sonuçlarına göre insan beyni, aynı internet gibi ‘bölgeler’ arası yatay bilgi alışverişinin gerçekleştiği dev internet ağı gibi çalışıyor. Bugüne kadar nöroloji bilmi, beynin dev bir şirket gibi ‘dikey’ yani bölgeler arasında hiyerarşinin olduğu ve sinyallerin bir merkezden yönetildiği fikrini savunuyordu.

İlk kez uygulanan bir teknikle beynin çeşitli bölümleri arasındaki sinyal alışverişi izlendi ve stres, depresyon ya da iştah gibi farklı duyguları kontrol eden bölümler arasında yoğun bir trafiğe rastlandı.

Bu sonucun, 19'uncu yüzyıldan beri geçerliliğini koruyan ve beynin tepeden aşağı hiyerarşik bir yapıda çalıştığını savunan görüşün değişmesine neden olabileceği düşünülüyor.

Los Angeles'taki Güney Kaliforniya Üniversitesi'nden Larry Swanson ve Richard Thompson, işe deney farelerinin beyninde haz ve ödül ile ilişkilendirilen bölümü inceleyerek başladı. Bu bölüme sinyal akışını izleyecek cihazlar bağlandı.

Cihazlardan biri sinyalin bu bölgeden hangi bölgeye gittiğini, diğeri ise hangi bölgelerden bu bölgeye sinyal geldiğini kaydetti. Sonuçta farenin beynindeki haz ve ödül ile ilgili bölümün en az dört başka bölümle iletişim halinde olduğu görüldü.

Oysa şimdiye kadar beyinde her bir bölümün, yukarıda, bir şirketin patronuna benzetilebilecek tek bir merkez ile iletişim halinde olduğu sanılıyordu. Aslında ortada böyle bir varsayım vardı, ancak bilimsel olarak kanıtlanamamıştı.

Bilim adamları bölümler arası bu yoğun iletişimi internetin çalışma mantığına benzetiyor. Bu araştırmanın derinleştirilmesiyle de insan beyninin kapsamlı bir haritasının çıkarılabileceğini belirtiyorlar.

Ancak böylesi bir haritanın son derece karmaşık olacağı ve bilinç, idrak gibi derin soruları çözmekte yetersiz kalabileceği ifade ediliyor.



Kaynak:Ntvmsnbc(11 Ağustos 2010 Çarşamba/TSİ:17:04)
Son düzenleyen nötrino; 13 Şubat 2016 11:54
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
25 Eylül 2010       Mesaj #128
Avatarı yok
Yasaklı
Yer Çekimi Zamanı Yavaşlatıyor!

Amerikalı bilim adamları, atomun titreşimlerini ölçebilen yüz defa daha hassas iki süper atomik saatle yaptıkları bir deneyle, yer çekiminden uzaklaştıkça zamanın daha çabuk geçtiğini kanıtladı.

Yirminci yüzyılın ünlü fizikçisi Albert Einstein'ın görecelik kuramına göre, yer çekiminin etkisiyle zaman daha yavaş akıyor ve buna göre yer çekiminin daha az olduğu bir yere doğru uçmakta olan bir uçağın yolcuları her uçuşta birkaç nanosaniye daha fazla yaşlanıyorlar.

Bilim adamları, yıllar önce bu ilginç olayı, yüksek irtifada uçan bir füzenin içinde bulunan atomik saat ile aynı zamanda, manyetik alanın etkilerinin daha güçlü olduğu yeryüzünde bulunan başka bir atomik saat ile yaptıkları ölçümlerle gözler önüne serdiler.

ABD'nin Colorado eyaletindeki Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü'te (NIST) görevli fizikçiler bu defa aynı olayı, yüz defa daha hassas iki süper atomik saat kullanarak günlük hayatta da izleyebildi.

İçinde atomik saat bulunan ve yüksek irtifada uçan füze ile yeryüzünde bulunan saat yerine, bu sefer sadece 33 santimetrelik bir irtifa farkı ile deney yapıldı.

Amerikan bilim dergisi Science'in 24 Eylül tarihli sayısında yayımlanan deneyin sonucuna göre, kişi 33 santimetre yüksekte, yani iki basamak yukarıda bulununca biraz daha çabuk yaşlanıyor. Fark çok zayıf olduğu için hemen farkedilmediğini belirten araştırmaya göre bu fark, 97 yıllık bir ömürde saniyenin 90 milyarda biri kadar.

Araştırmayı kaleme alan bilimadamları, bu farkın insanlar tarafından hissedilmese bile, bu çok hassas, ufacık farkı ölçebilme imkanı, jeofizik gibi başka araştırma alanlarında da kullanılabileceğini belirtiyor.

NIST'teki görevli araştırmacılar, İzafiyet Teorisi ya da Görecelik (relativity) kuramının günlük hayata başka bir etkisini daha tespit etti. Yaptıkları araştırmaya göre, kişi saatte 32 kilometre daha hızlı gittiğinde, zaman daha yavaş geçiyor.

Deneyler için araştırmacıların kullandığı, ne bir dakika ileri giden, ne de bir dakika geri kalan, NIST'in farklı laboratuvarlarında bulunan saatler, birbirlerine 75 metre uzunluğundaki bir fiber optik kabloyla bağlı.

Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(24 Eylül 2010 Cuma/TSİ:10:55)
Son düzenleyen nötrino; 13 Şubat 2016 11:56
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
7 Kasım 2010       Mesaj #129
Avatarı yok
Yasaklı
Büyük-Patlama için Geri Sayım

Dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı LHC, maddenin esasını anlamaya ışık tutmak üzere geçtiğimiz yıldan bu yana protonları parçalamakla meşgul. Fakat makine şimdi de proton demetleri yerine kurşun iyonlarını çarpıştırmak üzere hazırlanıyor.

Dört hafta sürecek olan deney Kasım ayı boyunca yürütülecek. 27 kilometrelik dairesel bir tünel şeklindeki hızlandırıcı dört farklı deney dedektörüne sahip. Bunlardan ALICE, kurşun iyonlarını çarpıştırabilecek şekilde özel olarak tasarlanmış. Proton çarpıştırma deneyleri, süpersimetri gibi yeni fizik kanunlarına yönelik işaretler ile Higgs bozonunu arama gibi farklı fiziksel süreçlere odaklanmaktaydı. Yeni deneyin amacını ise, bebek evrenin nasıl göründüğünü anlamak meydana getiriyor. Hızlandırıcının yer aldığı Avrupa Nükleer Araştırma Organizasyonu (CERN) sözcüsü James Gillies, ALICE ile birlikte ATLAS ve CMS dedektörlerinde de geçici olarak iyon deneylerinin yapılacağını bildirdi.

Gillies, deneyin 13,7 milyar yıl önceki büyük patlamanın hemen sonrasındaki koşulları anlamamıza önemli katkılar sağlayabileceğini söylüyor. Araştırmacılar, deneyle birlikte küçük ama son derece yoğun bir enerji topunun patlamasıyla oluşan bugünkü kainatın, patlama anından bir saniye sonrasındaki kesitine bakabilmeyi umuyorlar.

Bilimcilere göre o süreç içinde maddenin bugün bildiğimiz katı, sıvı, gaz ve plazma formlarından farklı ve özel bir başka halinin olması kuvvetle muhtemel. Buna ek olarak fizikçiler, evrenin başlangıç noktasında maddenin söz konusu olan halinden başka kuark-gluon plazma adı verilen bir başka formunun daha bulunduğunu düşünüyorlar. Nükleer malzemenin verimli bir şekilde eritilmesiyle, atomların içlerinde yer alan kuark ve gluonları serbest kalması ve böylece maddenin bu halinin görülmesi, deneyin beklenen sonuçları arasında.Araştırmacılar, hızlandırıcıda meydana gelecek olan ısı ve yoğunluğun, bugüne kadar herhangi bir deneyde elde edilmiş olan en yüksek dereceler olacağına dikkat çekiyor.


Kaynak:Ntvmsnbc(05 Kasım 2010 Cuma/TSİ:16:48)

Son düzenleyen nötrino; 13 Şubat 2016 11:56
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
19 Kasım 2010       Mesaj #130
Avatarı yok
Yasaklı
CERN'deki fizikçiler tarihi bir deneye imza attı. Modern bilimin en büyük sırlarından biri olan anti-madde yalıtılmış ortamda üretildi

Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) fizikçilerinin gerçekleştirdikleri ''Alfa'' deneyinde, elde edilen 38 adet anti-hidrojen atomu, üzerinde yeterince gözlem yapılacak bir süre boyunca, yani saniyenin onda birinde, belirli bir ortamda tutularak (hapsedilerek) incelendi.

Elde edilen anti-maddenin, madde ile temas anında yok olmasından ötürü, gözlemlenmesi için, madde ile temas kuramayacağı bir ortamda yalıtılarak hapsedilmesi gerekiyordu

Nature dergisinde yer alan makaleye göre, hidrojen atomlarının karşıtı olan anti-hidrojen atomlarını vakumlu bir ortamda üretmeyi başaran fizikçiler, bu atomları, üzerinde çalışmayı yetecek süre boyunca yalıtılmış ortamda tutmayı başardılar.

Bu anti-madde atomlar üzerinde yapılan gözlemler, evrenin ortaya çıktığı Büyük Patlama'dan sonra anti-maddeye ne olduğunun anlaşılmasını sağlayabilecek.

Deneyle ilgili araştırmacılardan Jeffrey Hangst, ''hiç kimsenin henüz anlayamadığı nedenlerden dolayı doğa, anti-maddeyi dışlamış durumda'' diyerek, bunun, anti-maddenin sakladığı sırları ortaya çıkarma konusunda kendileri açısından teşvik edici olduğunu belirtti.


Orijinal Makale Nature

Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(18 Kasım 2010 Perşembe/TSİ:11:55)
Son düzenleyen nötrino; 13 Şubat 2016 11:57
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

28 Kasım 2016 / Hi-LaL Tıp Bilimleri
8 Ekim 2017 / Misafir Bilgisayar
30 Aralık 2008 / Ziyaretçi Cevaplanmış
10 Kasım 2008 / Ziyaretçi Taslak Konular