Arama

Hikayeler ve Öyküler -1- [Arşiv] - Sayfa 163

Güncelleme: 3 Aralık 2006 Gösterim: 574.646 Cevap: 1.997
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
4 Ekim 2006       Mesaj #1621
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Kaç Kırlangıç Kovaladınız ?
Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş. Pencerenin önüne
Sponsorlu Bağlantılar
konmuş, bütün cesaretini toplamış, röfleli tüylerini kabartmış,
güzel durduğuna ikna olduktan sonra, küçük sevimli gagasıyla cama
vurmuş. Tık..... Tık......Tık....
Adam cama bakmış.Ama içeride kendi işleriyle uğraşıyormuş.
Meşgulmüş! Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç!
Heyacanlı kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak, deriiin
bir nefes almış şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış.
Hey adam!Ben seni seviyorum. Nedenini niçinini sorma. Uzun
zamandır seni izliyorum.Bugün cesaret buldum konuşmaya.Lütfen
pencereyi aç ve beni içeri al.Birlikte yaşayalım.
Adam birden parlamış: Yok daha neler? Durduk yerde sen de
nerden çıktın şimdi? Olmaz, alamam,demiş.Gerekçeside pek sersemceymiş:
Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana aşık olur mu?
Kırlangıç mahçup olmuş.Başını önüne eğmiş.Ama pes etmemiş,
bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş,gülümseyerek bir kez daha
şansını denemiş: Adam, adam!Hadi aç artık şu pencereni.Al beni
içeri! Ben sana dost olurum.Hiç canını sıkmam!
Adam kararlı, adam ısrarlı: Yok ,yok ben seni içeri alamam
demiş.Biraz da kaba mıymış, neymiş lafı kısa kesmiş.İşim gücüm var,
git başımdan. Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç son kez adamın penceresine
gelmiş: Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi
al beni içeri.Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım.Çünkü
ben ancak sıcakta yaşarım.Pişman olmazsın, seni eğlendirirm.
Birlikte yemek yeriz, bak hem de sen de yalnızsın' yanlızlığını paylaşırım, demiş.
BAZILARI GERÇEKLERİ DUYMAYI SEVMEZMİŞ! Adam bu yalnızlık
meselesine içerlemiş.Pek bir sinirlenmiş: Ben yalnızlığımdan
memnunum,demiş. Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş.Düpedüz kovmuş.
Kırlangıç , son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca,başını önüne eğmiş,
çekip gitmiş. Yine aradan zaman geçmiş.Adam, önce düşünmüş, sonra kendi
kendine itiraf etmiş:Hay benim akılsız başım; demiş.Ne kadar
aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk
fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim ki? Şimdi böyle
kös kös oturacağıma , keyifli vakit geçirirdik birlikte.
Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş.Yine de kendi
kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş: Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım
nasıl olsa yine gelir.Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim.
Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş.Gözü yollardaymış.
Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş.
Ama......
Onunki hiç görünmemiş.
Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna.
Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören
olmamış.Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş.Olanları anlatmış.
Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki:
"KIRLANGIÇLARIN ÖMRÜ 6 AYDIR...."

HAYATTA BAZI FIRSATLAR VARDIR, SADECE BİR KEZ ELİNİZE GEÇER VE DEĞERLENDİRMEZSENİZ UÇUP GİDER!
HAYATTA BAZI İNSANLAR VARDIR, SADECE BİR KEZ KARŞINIZA
ÇIKAR;DEĞERİNİ BİLMEZSENİZ KAÇIP GİDERLER!
VE ASLA GERİ DÖNMEZLER!

Dikkatli olun....
Farkında olun.....
Ve bir düşünün bakalım;
Acaba siz bugüne kadar pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız?


Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
4 Ekim 2006       Mesaj #1622
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
SİYAH ADAMIN GÜNLÜĞÜ

Sponsorlu Bağlantılar

Vakit denizdi. Deniz geceydi.
Tik tak tik tak… zaman: asabi bir adam çığlığı. Yankısı yok.
Işığın önünden geçen yüzümün hırçın karanlığıyla denizin soğuk sularında dolaşıp güneşin sıcaklığını sükunetimle yokladım. Çiçekler kan kokuyordu, inadına siyahtı günün ardındaki çetrefil ‘aydınlık’. Delip geçti alnımı yeşilin hüzzam ağırlığı. Titredim yok olurcasına ama yok oluşun deruniliğinde var olmak isteyerek titredim. Dupduruydu yalnızlığın matemi keşfedilmemiş eşkali. Gözlerimin siyahı s/aklandı o zaman. Adımı saydı adımlarım, her harf gül boğumuyla boğuldu dudağında. Geçmişe pırıltısız nazarlarla bakarak incitilmiş yanlarımı ağır yaralı şizofrenyamla avuçladım. Kanadı geçmişim geçmişliğime… kanadı gül avuçlarımda aşkın zembereğini kırarak. Nasır bağlamış tüm düşleri tepeden tırnağa varlığına soyarak sesimi uzaklaştırdım cümlelerime. Ağlayarak çoğalttım sağaltılmışlığımı. Hüzün derindi, tenimin siyahı gibi. Derinliğim acıydı. Acı; dipsiz kuyuların zifiriliğinde ellerimi yazgının mürekkebine batırarak uğuldamaktı rüzgara karşı. Ten ile tin arasında delirerek kendinden soyutlanmış bir sessizliği dinliyordu kum saatinin gövdesinden sızan uykusuzluk. Tik tak tik tak… zaman zamansızlığı boğuyordu. Kuru gürültü değildi kulaklarımı çınlatan figanlar. Çocuklar aşka ağlıyordu.
Miraca tutunan melek sessizliğiyle gecenin ufku katılaştıran karanlığında ses yordamıyla yürüyerek, sol yanını dağıtarak öksüz avuntuların, sağır kente inleyerek düştüm. Sabah kıyama yakındı ama illa ki kederdi dallara tutunup silkelenen kentin ağırbaşlı duruşu. Kefen biçmek zordu yanağımda hırpalanan, miadı çağ yangınında kavrulmuş aşk güdüsüne. Zikzaklar çizerek göğün Leyla ağlayışında dikenler batırdım kalbimin kör alacalığına. Irmak gibi geçti sözcükler saçlarımın arasından. Islaklığı yamalanmıştı lal yağmura. Kaçamadım aşk zamirli kelimelerin keskinliğinden. Çift taraflı bıçak tenime değmişti bir kere. Yara iflah olmaz azatlığın esaretini bırakmıştı içime. Kalkıp yürümek vardı gözlerinin cana ziyan siyahına. Ama infazıydım koynunda karanfil saklayan gülüşünün. Kesip attım uçurumları yüzümden. Yaram şiir sancısında boğulan kıyamet kesikleri bırakarak bileklerime ağlattı ağrılarımı. Ağrılarım gün yüzü görmemişti…
Tenim teneşir bahçesine vurgun. Yorgunluk aklımın kıyısında; ölüme gözlerin var…
Aşkın uğultusu aklımın tüketişine başkaldırırken esmer isyanlarla düşüne yatılmamış öyküleri biriktirdim sonrası küle çıkan adımın kesikliğinde. Mabedimdi yüzün, oysa hiçbir yol kestirme değildi yüzüne; ölümden gayrı. Aşk en uzun yoldu ve kalbimdi yüzünün arkasındaki tapınakların sunaklarında kurban edilen. –aşk şimdi isyankar kendine, zamansız olsa da.- Nefesindi nefesimi cehennem aynalarının ‘ayn’ında kıran. Aynaya döndü ateş. Sırrın kimliği ‘sen’ diye bilindi.
Güz yaprakları süpürürken içimin giz’lerine, dolunay sürgünü bir vakte aşka aşinalığı bilinmeyen ‘sur’ üfledim. İsrafil bu gecede gelmedi. Acıya yakın diye bakışların, kıyamet bildim kendime.
GELME İSRAFİL BU GECEDE…

ABERYY - avatarı
ABERYY
Ziyaretçi
5 Ekim 2006       Mesaj #1623
ABERYY - avatarı
Ziyaretçi
Nasilsin? Iyi misin?" diye sordu annem. "Iyiyim" dedim; adettendir ya...

Kisa suren telefon konusmasinin ardindan, nereden esinlendigini bilemedigim bir dusunce huzursuzluk verici bir saplanti halinde saatlerime mal oldu. Otuz yedi yasimdayim ve bu yasima kadar bir kez olsun "Mutlu musun?" diye sormamisti. Ne kadar dusunsem de animsayamadim. Eminim ki sormus olsaydi hatirlardim.

"Iyi" olmakla "Mutlu" olmak arasindaki fark...

Meger ne buyukmus. Tut ki uc yasinda bir cocugun var. Mesai saatlerinde ona bakabilecek bir bakici ariyorsun. Iki aday buldun. Birinci aday cok titiz. Uyku saatleri konusunda despot, yemek zamani ve dengeli beslenme konusunda ise bir uzman. Hijyen desen ondan sorulur. Ikinci bakici ise sanirim biraz zipir. Zeki bir kiza benziyor. Bebek onu daha cok sevdi. Iyi anlastilar. Hangisini tercih ederdin? Ilk bakiciyi secersen cocugun saglikli olur. Temiz bir ortamda duzenli bir hayat surer. Dengeli beslenir, zekâ gelisimine yarari olacak oyunlar oynar. Iyi olur yani. Ikinci bakicida ise usuyup hasta olabilir. Cikolata, dondurma, cips ve benzeri abur cubursa beslenme riski soz konusudur. Eve dondugunde camurlara bulanmis, kum havuzunda tepinmekten giysileri kum icinde kalmis, pacalari islak bir cocukla karsilasabilirsin. Gun boyu ciglik cigliga kahkahalar atmaktan bitkin dusmus yavrunu, halinin uzerinde uyumus kalmis bulabilirsin. Gecirdigi harika gunun gulumsemesi, uykuya teslim olmus yuzundedir; kim bilir hangi burun ustu cakilmadan armagan alnindaki cizikler ve son cikolatanin dudaginin kenarinda kalmis lekesi de...

Bebek mutludur.

Bir bebek soz konusu ise eminim ki cogunluk ilk bakiciyi tercih edecektir. Peki ya bu yaziyi okuyan sen...Mutlu musun? Iyi misin? Ikisi birden olabilir misin? Iyi dusun ve kendine karsi durust ol.


Bu aralar annem, evlenmem konusunda uzerimdeki baskilarini artirdi. Bir yigin aday bulup karsima dikiliyor. Adaylar ona gore mukemmel. Evinin erkegi olabilecek, beni derleyip toparlayacak, hayatimi duzene sokacak erkekler. Tabii ki kisilikleri de aynen oyle. Hepsi oncelikle birer baba adayi. Es degil, yoldas degil. "Keske baba olacagimiza, oncelikle bir sevgili ve bir es olabilseydik" diyecekleri yaslarina henuz gelememisler. O geri donusu olmayan zamana... Anneme rest cektim.


Mutlulugu seciyorum.


Acliktan olmeyecek kadar yiyecegim. Canim istediginde uyuyacagim. Ertesi gun is yerimde uykusuzluktan geberecegim. Parasiz kaldigimda raki veya bira yerine ucuz sarap icecegim. Hayatimla ilgili hicbir plan yapmayacagim. Hafta sonlarimda ve tatillerimde sadece olmak istedigim yerde olacagim. Cocugumu ikinci bakiciya verecegim ve tekil sahis kipiyle kurdugum tum bu cumleleri cogul yapabilecek erkege elimi uzatacagim.


Iktisat teorisi: Ders 1, yas 37: Sermaye belirsizliginde, gunluk kâr esasina dayali ticari yontemler gecerlilik kazanir. Omurden daha belirsiz bir sermaye var midir?

Cok guzel yaaa coook)

O halde:

Bu gun, yarindan arttirdigimla yetinmeyecegim; yarina, bugunden arttirdigimi birakacagim. Sorumsuz oldugumu dusunenlerle musalla tasinda dalgami gececegim :

"Nasilsin? Iyi misin?"

"Iyiligin olcutu soruyu sorana gore degisir. Sana gore iyi degilim anne ama mutluyum."

PEKI, YA SIZ?
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
5 Ekim 2006       Mesaj #1624
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Geçmişin güzelliğine yürüme.

1.

Hızla yürüyordu. Yağmur suyunun öbekleştiği yerlerde, suya basmadan taşlara basmaya çalışıyordu ama taşların arasından sıçrayan sular yine de paçalarını iyice ıslatmıştı.
Ceketi enikonu ıslanarak sırtına yapışmış üşütüyordu.
Köşe başındaki fırının önünden geçerken, burnuna mis gibi ekmek kokusu doldu.
Kokunun etkisiyle karnının iyice acıktığını ve guruldadığını hissederek fırına girdi ve sıcacık bir pide alarak çıktı. Evinin bulunduğu daracık sokağa girdiğinde gözleri gayriihtiyarî sokağın sonunda ki mescidin minaresine gitti. İmam, şerefeye çıkmış ezan vaktini bekliyordu. Evinin kapısına geldi. Kapının tokmağını çaldı… Sokaktan koşar adımlarla geçen komşusunu gördü. Birbirlerine iyi iftarlar dilediler. Kapının ardından gerilerden bir terlik sesi duyuldu. Yaklaştı, yaklaştı kapı ağır ağır açıldı. Kapının ardından eşinin gözlerini gördü su perilerinin elinden su içti bir an.
Eşikten içeri girdi…






2.



...elbisesinin kollarını sıyırdı, saçlarına bağladığı tülü biraz daha sıkıştırarak kaynayan çorbayı ocaktan aldı ve tezgâha koydu, hızla raftan bir örtü alarak çorba tenceresini sarıp sarmaladı.
Odaya geçerek masanın üzerini sildi, tabakları dizdi…
Tel dolaptan zeytin, hurma ve pekmez tabaklarını alarak masaya götürdü. O anda yan komşunun yatalak hanımını anımsadı ve küçük kızına seslendi. Bir tasa çorba doldurup gönderdi. Terlemişti… Başörtüsünün ucuyla alnındaki teri sildi. Hava enikonu kararmaya yüz tutmuştu. İftar vakti yaklaştı düşüncesiyle tencereyi eline aldı, masaya yaklaşırken kapının tokmağı vurulmaya başladı. Tencereyi masaya bıraktı… Başörtüsünü düzelterek kapıya doğru yürüdü. Kilidi çekerek kapıyı açtığında, onu sarıp sarmalayan bir çift göz gördü.
Bir adım geri çekilerek eşine yol verdi. Kapıyı örttü.
Eğilerek eşinin ayakkabılarını çözdü. Ayakları buz gibiydi. Terliklerini verdi. Üzerindeki ıslak ceketi sıyırdı.
O an da Ezan okunmaya başladı…
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
5 Ekim 2006       Mesaj #1625
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Birer birer gittiler yaşamımdan. Herbiri ayrı bir yaraydı , her biri ayrı bir yaşanmışlık, güzel ve çirkindiler, umutları, umutsuzlukları vardı, sevdaları vardı, en önemlisi insandılar , insan olmayı ve insanları seviyorlardı. Ben onları öylece seviyordum. Yanımdalarken kırıyordum onları, bazen küçük düşürüyordum , kendimi yükseltiyordum. Oysa paylaşılmışlıkların en güzelini yaşıyordum onlarla . Kurgu değildi bu, sıralı hayaller silsilesi değildi, kandı, etti , duyguydu tümüyle. Önceleri bebim için tutunacak birer daldılar, hiçliğimi eriten çokluğumdular , sonraları sevdamdılar .

Sabah...

Güneş penceremi tırmalıyordu artık. Ben geceden kalma mutluluklarınmı süzerek güne umutlu başlama kavgasındaydım . Yaşam sürecinin bir basamağını daha yılgın ve durağan atlamaya hazırlanıyordum. Geçmiş belleğimde dingin bir tutarlılıkla mıhlanıp kalmıştı. Bu yaşadığımız günlerin ne denli kepaze olduğunu mırıldanıyordum. İçimde acı tadı vardı ayrılıkların, yalnızlıkların .Boşluğu kucaklayan kollarımda yorgunluk ve yitikliği aynı anda yaşıyordum .Geleceği bilmiyordum ve bu beni yaralamıyor aksine kamçılıyordu . Dört elle olmasa da yaşama bağlanmamı sağlıyordu . İleriye dönük planlar yapmıyordum , dilidmde hep aynı dizeyi gezdiriyordum ; "Que sera sera" . Hoşuma gidiyordu bu. Ama kadercilik değildi benimkisi , sadece hoşuma gidiyordu. Çünkü bir bakıma doğruydu , olacak olan olurdu ve bu yabancı dildeki karşılığı içimi ısıtıyordu.

Dünü artık unutup beynimin ücra bir köşesine itmenin zamanı gelmişti. Bana yararı yoktu hatırlamanın . Unutmak ; o ne büyük bahtiyarlıktı. Ve çoğu insan kendini irdelemek yerine bu büyük zenaati kullanarak mutluluğa erişiyordu. Ama benim için yine de eşidi yaşamamaktı.

Evden çıktığımda kör bir vaktiydi sabahın ve körlük sanki tüm şehri sarmışcasına insanlar da yitik bir şeylercesine ararcasına , kör topal ilerilyorlardı caddelerde, birtaz sonra her biri işyerlerine, okullarına varacak ve akşama kadar yaşama ara vereceklerdi. Çünkü yazarın dediği gibi yaşam gecenin konusuydu, tek kalmanın ve içkinliğin konusuydu , gündüzün ve hengameli bir kalabalığın değil . Bu bir anlamda rahatlatıyordu insanları, işteyken sayılar ya da dosyalarla uğraşıyor , kimisi yük taşıyor, kimisi araba sürüyor ve akşama evlerine döndüklerinde rahat bir yorgunlukla uykuya dalıyorlardı ve bu ebedi istirahat provalarını habersizce yaptıktan sonra kendilerini ertesi güne aktarıyorlardı. Ben de bu yığınsal kalabalığa katılarak hızla yolumu eritmeye başladım. Kafamı hiçbir şey üstünde yoğunlaştıramıyor , sadece yürümekle yetiniyordum . Belki de bu benim mola verişimdi . Anlamsız bir rahatlıkla öylece ilerliyordum her sabah ve hergün yaptığım gibi işle ilgili ve birbiriyle ilintisiz bir sürü şeyi kafamdan hızla geçirirp sonuçta hiçbir yere varamamanın huzurunu yaşıyordum.

Mola...

İşe geldim artık. Rutin selamlaşmalardan sonra masama oturdum. Birkaç kişi gelip bir şeyler analttılar . Boş bir anlayışlılıkla suratlarına baktım . Ne anlattıklarını biliyordum , dinlemem de gerekmiyordu aslında ama büyük bir dikkatle dinliyormuş gibi yapıyordum . Hepsi dinlenilmiş olmanın ve onaylanmanın sevinciyle ayrıldılar yanımdan , ne büyük huzurdu onaylanmak. Dosyanı çıkardım , birşeyler yazdım , rutin , sıradan hep yazılagelen şeyler .Ezberlenmiş roller gibi rahatça akıyorlardı kağıda . Değişik olaylar olmasını bekliyordum . Ufak bir renkti aradığım. Ama yaşantımız ömylesine tek renk hale gelmişti ki o renk dışındaki rtenklere şüpheyle bakmaya da alışmıştık . Siyahın bile tek tonu vardı bizim için , versiyonları değil sadece kendisi ilgilendiriyordu bizi.

Bu karmaşa içerisinde daha fazla renge tahammülümüz kalmamaıştı sanki. Zaten varolan o tek renk bile yeterince korkutuyordu bizi . Daha büyük korkulara katlanamazdık , yaşantımızı diğer renklerle kirletemezdik . oysa yıllar sonra kirlenmenin güzel olduğuna dair reklamlar yapılacaktı .

Etrafımı boş gözlerle süzdüm . Bir arkadaşla göz göze geldik . Yine aynı sevimil bakşlar ve baş eğmeler . Ne kadar tanıdık bir yaşamdı bu , bana aitmiş gibi . Cidden benim miydi bu yaşam ? Telefon çaldı . Bir ses evecenlikle "Doktora gidiyorum , eve geç kalacağım" dedi. Tamam bile demedim , gereksizdi çünkü . Yemek vaktine kadar öylece oturdum , birkaç imza attım , birkaç demlik çay içtim , sigaramı hiç ettim onunla birlikte . Ne iyi ....

Yemekten dönünce gazete okudum . Kuponaları seyrettim . Kesmek külfet ama seyretmesi zor değil . Keşke "Kuzate" diye bir gazete çıksa ve ben kuponları öylece seyretsem . Ne haber , ne köşe yazısı , ne salya sümük duygu pazarlayıcıları, hiçbiri, bu tek renk hayatımızı kirletmese. Ama ben bunlarla avunabilecek miyim? Mutlu olmam şart mı? Gazeteleri karıştırdım. Kışırtısı beynimi zonklatıyor. Devam ettim , bir ara telefon çaldı. Sonra "Sizi arıyorlar" dediler. Büyük bir üşengeçlikle yarimdemn kalktım . Ses tanıdık ve sadece bir cümle "Gidiyorum"...

Öğle vakti...

Telaşla kapattım telefonu. Rengim değişmişti. Hızla çıktım işyerinden . Koşasım geldi ama yapamadım , çok istedim ama adımlarım ihanet etti bana . ( Kış , rüzgar her şeyi itekliyor. Yolda iki kişi öylece yürüyordu rüzgara aldırmadan. Üşüyorlardı ama elleri ceplerinde değil . Dar bir yola sapıp dik bir yokuşa çıktılar. Sonra bir koruluk . Şaraplarını çıkarıp sessiz çığlıklarla yudumladılar. Yanlarından birkaç kişi geçti , bakıp gülümseyerek. Sonra şişeleri bitiyor ve birisi yuvarlana yuvarlana , diğeri onu kaldırmaya uğraşarak ilerliyorlar. Sonra keskin bir soğuk , uzun bir yürüyüş ve sahne sona eriyor.)

Aklımdan hep paylaşımlarımız geçti. İnatla itekliyorum onları ama gitmediler. Gitmelerini istemiyordum aslında . Bağırıyorum , duymuyorlar , yıtıyorum kaldırımları karşıma dikiliyorlar , ağlıyordum. İskeleye geldim şimdi , etrafı kolaçan ederek. Gideceğim yolu bulunca hizla ilerledim. Orada , ileirde duruyordu . Sırtı bana dönük . Adınlarımı ağırlaştırdı. , bu süreyi uzatır diye. Yavaşça yaklaşıp sırtına dokundum . Donuk gözlerle baktı. Susutuk. Yırtıcı ve korkunç bir sessizlikti bu. Sokak boyunca ilerledik , durdu.

"Sana söylenecek çok şey yok dostum. Gidiyorum , çünkü bu aklayacak beni. Gidiyorum , çünkü kalırsam yoklaşacağım . Ağlamayacağım , göz yaşlarımı harcamayacağım. Son anımız salyalı sümüklü olsun istemiyorum . Biliyorsun gönlümüzde acılara daha çok yer var. İleride ellerimiz yine kavuşacak , kuvvetle sarılacağız birbirimize . O güne değin ağlamak yok , sevinçten ağlayana kadar ağlamak yok , dostum , gidiyorum." dedi .

Birşey söyleyemedim , boğazımdaki çığlık taşamadı dışarı. "Öyledir , dost , öyledir." dedim. Kucaklaştık ve yönlerimiz ayrıldı , belki sonsuza dek . Ama bu incitmedi bizi . Kırgınlığımızı ve haykırışlarımızı kalbimize gömdük . Ağlamadık , çünkü ağlamak yaralayacaktı bizi. Güldük ve isyanla boyun eğdik , güpegündüz.

İlk değil , son da ....

Artık kayboldu gözden ve ben yıllar sonra ilk kez gözlerimden akan yaşaş şaşarak ve aydınlığımızı elimde güneşe eş tutuarak işimin yolunu tuttum . O gitti ve güçlüler hep terk edenlerdir sözü geldi aklıma , güldüm.

Akşam...

Körpe mutlulukları daha başta yitirmenin ve umutlarımızı kararsız sabahlara ötelemeninne denli zor olduğunu ikimiz de biliyorduk artık . Devinen bir korkaklık içinde uykulu bir sanal yaşamın kıpırdanışlarını içimize akıttık. Dün günlerin en güzeli gibi görünse de henüz yaşamadıklarımızın da mutluluklara gebe olduğunu umuyorduk. Ama kendi dünyalarımızda bunu ne denli gerçekleyebileceğimizden habersisizdik. Ve bilmek işime gelmiyordu.

İkimizin de içimize sığmayan dünyalarımızı ortada bir yerelerde buluşturmayı umuyorduk . Bir bağlamda başarmıştık da bunu . Ama yine de olamamıştı . İki ayrı insandık , iki ayrı dünya . Düşlerimiz ve sevdalarımız vardı birbirine teğet , o özgürlüğü seçti ben sadece ipimi uzattım , fark buradaydı. Hayat bir sonraki ayrılığa kadar yeni bir yara açmıştı kalbimde ve zaman buna çare olacaktı , umut ediyordum.
recruit87 - avatarı
recruit87
Ziyaretçi
5 Ekim 2006       Mesaj #1626
recruit87 - avatarı
Ziyaretçi
Bugün Farklı Bir Havadayım.Rüyamda Hayatımın Aşkını Gördüm...Kendisine Bir Türlü Açılamama Rağmen Kendisinden Cevap alamamama Rağmen Onu Çook seviyorum. Senin o Gözlerin Var ya Herşeyi Bitirdi Hani O Verdiğin Sözler... Bu Şarkı Beni 7 Bitirdi...Grup Koridor Sağolsun dinledikçe Kendimden Geçiyorum.... Hain bir gün kalkıp da onu özledim demiştim ya... işte o gün bugündür.Hayat Anlam taşıyor onu Rüyamda Görünce.Peki onu Gerçekten Görecek Olsam Ne Olur Acaba bana... Ayaklarım Birbirine dolanıyor Heryerde Onu Arıyor Gözlerim...İşte Gene Öyle Bir Gün.Kimi görsem o sanıyorum.Özlüyorum Sesini Duymasam da Kendisini...Artık Onsuz Yapamıyorum. Kendime de kızmıyor değilim hani...bana Bir Söz mü Verdi? ya da Umut mu? Verdiği Sadece Arkadaşça Sevigsiydi Ve bunu Kötüyew kullandım... Senin de Kalbin Kırdığım için özür dilerim. Sensiz Geçmiyor işte günler. Herşeyi birşeye bağlamak birşeyleri feda etmeye bağlıdır. Ben Hayatımı Sana Bağladım Hayatımı Feda Ediyorum Senin Uğruna... Birgün seni ne kadar Sevdiğimi anlayacaksın ama geç olacak. Hayat ne demektir diye sor bi kendine. Hayat Kendini Sevmektir.. Hayat Karşındakini Sevmektir... Ve Hayat Sevdiğinden kopmadan yaşamaktır... senin O Gözlerin Beni Kendimden Aldı... Seni Çooooooooooooooooooooook Seviyorum ve Özlüyorum...İstesem de Ulaşamıyorum... Sana Ulaşsam bile Seninle Yüzleşmek Korkutuyor beni..
Senin Gözlerinin içine Bakıp Seni seviyorum demek...xxxxnda bu Daha Çok Korkutuyor beni.Çükü Seninle Yüzleşince Sana Olan sevgimimn Biteceğini Düşünüyorum...
En iyisi Seninle Konuşmamak ve gözlerinle konuşmamak...Seni Herzaman Uzaktan İzleyeceğim ve Kesinlikle senin olmayacağım...

Şarkılar Yalan Söylüyor.Sana Olan Duygularımı Ne Güzel Sözler Ne Hikayeler Ne de Şiirler İfade Edebilir....
Sen Gönlümde Yaşadıkça Varsın Ve Sen Ulaşılmadıkça Güzelsin...
Ulaşılamaman Dileğiyle...
MARLON - avatarı
MARLON
Ziyaretçi
5 Ekim 2006       Mesaj #1627
MARLON - avatarı
Ziyaretçi
icon minipostTarih: Cmt Nis 22, 2006 9:31 pm Mesaj konusu: arkadaslar birazda ask efsanelerinden bahsedelimicon quote okuyun ve linke tıklayın...
--------------------------------------------------------------------------------
Eski zamanlarda civarın kralının kızı ile bir balıkçı
birbirlerine aşık
olmuş.

Ancak, kral kızı balıkçıya varamaz...Hal böyle olunca,kız
ile delikanlı gizli gizli buluşuyorlar tabii...Kral baba bunu zaman
içerisinde öğreniyor ve bir gece takip ettiriyor kızını...

Diyorlar ki; balıkçı denizden geliyor, kız kumsalda onu bekliyor,
bulunduğu
yeri ışıkla işaret ediyor delikanlıya...
Ve kral kızı ile delikanlı, gün ağarana kadar aşk oyunları
Yapıyorlar birbirlerine...
Kral bir gece askerlerine kızını yakalamalarını ve kumsalda Işıkla
balıkçıya işaret göndermelerini buyuruyor.

Delikanlı ışığı görünce atlıyor
kayığına ve
kürek çekiyor bir manga askerin üzerine doğru...Kız askerlerin
elinden kurtuluyor ve koşmaya başlıyor sevdiğini kurtarabilmek için ama
koyun taaa öbür ucuna yetişmesi imkansız...
Ama sevda bu; kural falan dinlemez, atıyor kendini sulara...İşte o
anda bir mucize gerçekleşiyor!

Kızın adım attığı her yer kumsala dönüşürken peşinden koşan
askerler bastıkça denize gömülüyor onca ağırlıkla...Kız kayığa kadar
koşabiliyor...

Ancak bir okçu tam o anda delikanlıyı hedefleyip salıyor okunu...
Heyhat!

Kız ile delikanlı birbirlerine sarılmışlardır bile ve ok gelip
Kızla buluşuyor...

Derler ki; o kumlar, kızın kanı denize karışınca kırmızıya
boyanmış... Delikanlı ise aldığı gibi gidiyor kızı, sonrasını ne gören var
ne duyan!...
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
5 Ekim 2006       Mesaj #1628
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Kadın her sabah olduğu gibi o günde beyaz değneği ve el yordamı ile otobüse binmişti.
Şoför : soldan üçüncü sıra boş hanımefendi, dedi. Kadın 32 yaşında güzel bir bayandı ve eşi oldukça yakışıklı bir deniz subayı idi.Bundan bir kaç ay önce yanlış bir teşhis sonucu gerçekleştirilen bir ameliyatla gözlerini kaybetmişti genç kadın ve asla göremeyecekti.Kocası
Ameliyattan sonra acı gerçeği öğrenince yıkılmış ve kendi kendine söz vermişti.Asla karısını yalnız bırakmayacak,ona sonuna kadar destek olacak, kendi ayakları üzerinde durana kadar cesaret verecekti.Günler geçiyordu. Kadın her geçen gün kendini daha kötü hissediyor,çok sevdiği kocasına yük olduğunu düşünüyordu.Eşinin içine kapanık,karamsar hali kocayı çok üzüyordu.Biran önce bir şeyler yapması gerekiyordu,karısı günden güne kendi içine kapanık Dünyasında kayboluyordu.Bütün gün düşündü koca,nasıl yardım edebilirim güzeller güzeli eşime diye.Birden aklına eşinin eski işi geldi.Geri dönmesini isteyecekti.Ama bunu ona nasıl söyleyecekti,çünkü artık çok kırılgan ve neşesizdi.Bütün cesaretini toplayarak akşam karısına konuyu açtı.Karısı dehşetle gözlerini açtı: Ben bunu nasıl yaparım ben körüm, diye bağırdı.
Kocası ona destek olacağını,her sabah kendisinin işe bırakacağını ve akşamları iş çıkışında alacağını ve ona çok güvendiğini söyledi.Çünkü eşini tanıyordu ve bunu başarabileceğini biliyordu.Kadın büyük bir umutsuzlukla kabul etti.Çünkü eşini çok seviyordu ve onu kırmak istemiyordu.Her sabah eşini işe bırakıyor ve akşamları da alıyordu fedakar koca.Günler böyle ilerledi,karısı eskisinden biraz daha iyiydi.Fakat kocası daha fazlasını istiyordu,kendisine söz vermişti sonuna kadar gidecekti.Akşam karısına: Artık işe kendin gidip gelmelisin,dedi,Kadın şaşırmıştı.Bunu asla yapamayacağını söyledi.Kocası ısrar edince onu yine kıramadı ve bütün cesaretini topladı.Bunu kendiside istiyordu ama o kadar güveni yoktu.
Sabahları kadın artık otobüs durağına kendisi gidiyor,otobüse biniyor ve otobüsten inerek işine gidebiliyordu.Günler günleri kovaladı, hiçbir sorun yoktu.Yine bir gün otobüse binerken, şoför: Sizi kıskanıyorum, hanımefendi dedi. Kadın kendisine söylenip söylenmediğini anlamadan, neden diye sordu.
Şoför: Çünkü her sabah sizin arkanızdan bir deniz subayı genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakıyor,otobüsten indikten sonra yeşil ışıkta yolun karşısına geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanızdan öpücük yollayıp size her gün sevgiyle el sallıyor,dedi.


HERKESİN BU KADAR SEVMESİ VE SEVİLMESİ , HEPSİNDEN ÖNEMLİSİ BÖYLE BİR SEVGİYİ HAK EDECEK İNSANI BULMASI DİLEĞİYLE…..
recruit87 - avatarı
recruit87
Ziyaretçi
5 Ekim 2006       Mesaj #1629
recruit87 - avatarı
Ziyaretçi
Kadın her sabah olduğu gibi o günde beyaz degneği ve el yordami ile otobüse binmişti.
Şöför : Soldan üçüncü sira bos hanimefendi, dedi.
Kadin 32 yasinda güzel bir bayandi ve esi oldukça yakisikli bir hava subayi idi. Bundan birkaç ay önce yanlis bir teshis sonucu gerçeklestirilen ameliyatla gözlerini kaybetmisti genç kadin ve asla göremeyecekti.
Kocasi ameliyattan sonra aci gerçegi ögrenince yikilmis ve kendi kendine bir söz vermisti. Asla karisini yalniz birakmayacak, ona sonuna kadar destek olacak, kendi ayaklari üzerinde durana kadar cesaret verecekti.
Günler geçiyordu. Kadin her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdigi kocasina yük oldugunu düsünüyordu. Esinin bu içine kapanik,karamsar hali kocayi çok üzüyordu. Bir an önce bir seyler yapmasi gerekiyordu, karisi günden güne kendi içine kapanik dünyasinda kayboluyordu.
Bütün gün düsündü koca nasil yardim edebilirim güzeller güzeli esime. Birden aklina esinin eski isi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasil söyleyecekti, çünkü artik çok kirilgan ve nesesizdi. Bütün cesaretini toplayarak aksam karisina konuyu acti.
Karisi dehsetle gözlerini acti.Ben bunu nasil yaparim ben körüm, diye bagirdi.
Kocasi ona destek olacagini her sabah ise onu kendisinin birakacagini ve aksam alacagini ve ona çok güvendigini söyledi. Çünkü esini taniyordu ve bunu basarabilecegini biliyordu.
Kadin büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü esini çok seviyordu ve onu kirmak istemiyordu.
Her sabah esini isine birakiyor ve aksamlari aliyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi karisi eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocasi daha fazlasini istiyordu , kendisine söz vermisti sonuna kadar gidecekti.
Aksam karisina: Artik ise kendin gidip gelmelisin, dedi,. Kadin sasirmisti. Bunu asla yapamayacagini söyledi. Kocasi israr edince onu yine kiramadi ve bütün cesaretini topladi bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu.
Sabahlari kadin artik otobüs duragina kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek isine gidebiliyordu ..
Günler günleri kovaladi hiçbir problem yoktu. Yine bir gün otobüse binerken, soför :
- Sizi kiskaniyorum, hanimefendi dedi.
Kadin kendisine söylenip söylenmedigini anlayamadan, neden , diye sordu.
Soför, - Çünkü her sabah sizin arkanizdan bir hava subayi genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakiyor, otobüsten indikten sonra yesil isikta yolun karsisina geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanizdan öpücük yollayip size her gün sevgiyle el salliyor , dedi."
MARLON - avatarı
MARLON
Ziyaretçi
5 Ekim 2006       Mesaj #1630
MARLON - avatarı
Ziyaretçi

Mülk gibi söz de,
ne senin ne benim.
Cümle gibi aşk da
ne senin ne benim.
Söz de,
aşk da,
ne benim ne senin.

heartmini

Bir yaz sabahına doğan
ve su değdiğinde kokusunu salan
kırmızı sardunya,
ağustos göklerinde
başımın üzerinden geçen bulut,
mayıs gülü,
ışıklı nisan yağmuru
ne kadar Allah'tansa,
mülk gibi söz de ve aşk da
O'ndan.

heartmini

"Sen" tahtına yazıcı
kimi oturtsa da,
beşerî bir sevgili ya da
cismanî bir aşk gibi görünen,
hiçbir yol
O'ndan özgeye çıkmıyor aslında, "gönül tahtına
O'ndan özge sultan" olmuyor.

heartmini

Değil mi ki her şey O'ndan,
Gidecek yer yok O'ndan başka. Gelinen yer yok O'ndan başka.
İnsan o ki,
O'ndan başkasını sevemez
sevginin mahiyeti icabı,
O'ndan başkasını bilemez
bilginin mahiyeti icabı.

heartmini

Işık ki tek kaynaktan dağılır,
ışığa yakın olan aydınlık,
uzakta kalan karanlıktır.
Her şeyin O'ndan olması, ve ışığın tek kaynaktan dağılıyor olması O'ndan başkasının bilinme ve sevilme ihtimalini
tümden yok eder.

heartmini

Kimi zaman sevdiğimizin
ne olduğunu bilmeden severiz.
Ve insan henüz neyi sevdiğini bilmediği böyle zamanlarda
O'ndan başkasını sevdiğini zannedebilir:

heartmini

Bir çiçeği, bir kuşu,
denizi, yağmuru,
gökyüzünü, yazıyı,
yazıyı yazanı, kalemi tutanı,
bir yaratılmışı hasılı.
Söz gelimi Leylâ Mecnun'u,
Şirin Ferhâd'ı,
Züleyha Yûsuf'u
sevdiğini zannedebilir.

heartmini

Oysa sevmek, en fazla, neyi sevdiğini fark etmek demektir
ve seven
biraz da neyi sevdiğini bilendir.
Çünkü ışığın kaynağı tektir ve kim aydınlığının kendinden menkul olduğunu iddia edebilir?

heartmini

Her aşk O'na çıkar sonunda, O'ndan başkasını sevmek
imkansız gibidir.
Seven neyi sevdiğini
bilse de bu böyledir,
bilmese de bu böyledir.

heartmini

Bu yüzden değil mi ki kendini kaybetmek gibi görünen aşk, aslında kendini bilmek.
İstese de insan
O'ndan özgeyi sevme şansı yok.
Şans sözcüğü yok lügatlarde bundan böyle,
O'ndan özgeyi sevme ihtimali yok.
Ve neyi sevdiğini bilenle
bilmeyen arasındaki fark sadece
bilmenin bilincinden ibaret ."


Nazan BEKİROĞLU




Benzer Konular

17 Şubat 2016 / Misafir Genel Mesajlar
16 Mayıs 2014 / NihLe Müslümanlık/İslamiyet
18 Temmuz 2016 / Daisy-BT Edebiyat
18 Aralık 2011 / ocean97 Genel Mesajlar