Arama

Hikayeler ve Öyküler -1- [Arşiv] - Sayfa 196

Güncelleme: 3 Aralık 2006 Gösterim: 573.975 Cevap: 1.997
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
20 Kasım 2006       Mesaj #1951
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
..Sedef Çiçeği..
Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla suskun, Nine'nin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu etrafını...Ve Hakimin tokmak sesiyle sustu uğultu ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına verdi, hakim...
Sponsorlu Bağlantılar

"Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun...?" Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp,
kısılmış sesiyle konuşmaya başladı...

"Bu herif yetti gari, 50 yıldır bezdirdi hayattan..."
Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonunda... Sessizlik bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu, kimbilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından...Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı, kadın neler diyecekti..Herkes onu
dinliyordu.. Yaşlı kadının gözleri doldu...Ve devam etti...
"Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim...O bilmez...50 yıl önceydi.. O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm..Yavrumuz olmadı, onları yavrum bildim...Bir süre sonra çiçek
kurumaya başladı. O zaman adak adadım... Her gece güneş açmadan önce bir
tas suyla suluycam onu diye...İyi gelirmiş dedilerdi...50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayım demedi... Taki geçen geceye kadar...o gece takatim kesilmiş..uyuyakalmışım...Ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim... Hayatımı, umudumu herşeyimi verdim...Ondan hiçbirşey göremedim..Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim.... Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."
Hakim, yaşlı adama dönerek ;
"Diyeceğin bir şey var mı baba" dedi.
Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın
utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hakime yöneldi.
"Askerliğimi, reisicumhur köşkünde bahçevan olarak yaptım, o bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim... Fadimemi de orada tanıdım...Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden büketler verdim...O çiçeklerle doludur bahçesi...Kokusuna taptığım perişan eder yüreğimi...İlk Evlendiğimiz günlerin birinde boyun ağrısından onu hekime götürdüm...
Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç sertleşir,
kötüleşir dedi..Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin dedi... Hekimi
pek dinlemedi, bizim hatun...lafım geçmedi... O günlerde tesadüf bu çiçek
kurudu...Ben ona gece sularsan geçer dedim..Adak dilettim...Her gece onu uyandırdım. Ve onu seyrettim... O sevdiğim kadının yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim...Her gece o çiçek ben oldum...Sanki...Ona bu yüzden tapabilirdim..." dedi adam o yaştaki bir adamdan beklenmeyecek
ifadelerle...
"Her gece O yattıktan sonra uyandım... Saksıdaki suyu boşalttım... Sedef gece sulanmayı sevmez, hakim bey..Geçen gece de... Yaşlılık.. Ben de uyanamadım.. Uyandıramadım...Çiçek susuz kalırdı amma , kadınımın boynu yine azabilirdi... Suçlandım..Sesimi çıkartamadım..."
O an Mahkeme salonunda herşey sustu...
Ertesi sabah gazeteler "Sedef susuz kaldı" diye yine yalnızca neticeyi
haber yaptılar...
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
20 Kasım 2006       Mesaj #1952
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Aklımı çelen, beni mahveden gemiler gene Karaköy’e demirlemişler.
Martılar konup duruyor geminin kenarına, bense seyrediyorum karşısında.
Sponsorlu Bağlantılar
Anlasalar, derim ki martılara; alın aklımı verin kanatlarınızı bana.
Tam bu sırada telefondasın,
Gene sap derken saman zamanındasın.

Sana diyorum ki, şu karşımdaki gemiye binsek beraber açılsak bilmediğimiz
yerlere...

Sen bana diyorsun ki beni atarsın sonra açık denizlerde.

Bir tanem, Aşk dediğin razı gelmektir başına geleceklere.

Sen razı değilsin, burada kopuyor ilişkimiz, aşk yerle bir Karaköy limanında

Sevgilim, içim insan ,vücudum kadın bir türlü anlatamadım sana.

Kim gider, kim kalır belli mi olur hangi limanda .

Sonra kitaplardan konuşuyoruz her zamanki gibi.

Okuduğumuz kitaplar filan tamam da, görmüyor musun hiçbir kitap anlatamıyor
insanı tam tamına.

Çaresiz boynu bükük sözler kalıyor sayfalarda,üstelik hiçbiri beni
anlatmıyor, seni anlatmak içinde yazmak bana kalıyor.

Bensiz çok mutluymuşsun, öyle hissediyorsan doğrudur. Ama ben akıllıyım
dediğin zaman bil ki bu doğru değil. Seni yaşlandırıyorum farkında bile
değilsin.


Sen benim akılsız, ama kurnaz gözbebeğimsin.

Tam sana bağırırken telefonda ,’beni sevmeyen hiçbir adamı sevmedim’ diye

Önünden geçtiğim çiçekçi çingene kadın ‘ben de’ deyince kapatıverdim
telefonu suratına.

Ön dişleri yok çiçekçi kadının, ama olsun koyu ruj sürmüş dudaklarına.

Bir çay ısmarladı oturdum kaldırım kenarında yanına.

Artık doğru yalan bilmem, gönül koymuş sevgilisine, güleceksin ama artık
çiçek vermiyormuş kadına. Sepetinde envai çeşit çiçek, bunlar nedir dedim
sayılmazmış çiçekten sevdiği vermedikçe.

Bir sürü bir şeyler daha anlattı ama dinlemedim çünkü aklım sende.

Zıtlıklarımız, kavgalarımız arasında kalan aşk kim bilir ne halde.

Sonra deniz kenarına yürüdüm denize doğru eğildim ikimizi gördüm dibinde;

Denizin dibinde
Öylece duruyoruz yüz yüze.
hiç konuşmuyoruz.
Göze alamıyoruz sevmeyi.
Aşk oyunbozan, ne yapacağı belli olmaz.
Tedirginiz bu yüzden.
Sen bir düş tembelisin
Bense yaşama yorgunu
Ya da tam tersi
İkimiz de yanlış biliyoruz her şeyi.
Kavga var yüreğimizde
Birimiz kaybedecek.
Belki ilk defa
Ya ben kazanırsam , o kaybederse korkusu içimde.
Aşk böyle bir şey işte.
Kazanmaktan korkarsın durduk yerde.
Neye dokunsak su ve saydam
Biraz daha nefesimizi tutsak
Göze alacağız birlikte ölmeyi
Bir an aklımızdan geçmiyor değil,
Sonra çıkıyoruz
Denizin üzerine
Derin bir soluk alıyoruz
Ve ilk solukta boğuluyoruz.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
21 Kasım 2006       Mesaj #1953
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
phpyOVp2O

Tanrı kuşları sevdi ağaçları yarattı.İnsan kuşları sevdi kafesleri yarattı’’

’Tanrı kuşları sevdi ağaçları yarattı

İnsan kuşları sevdi kafesleri yarattı’’

Jacgues Deval



Bir varmış bir yokmuş, adı sanı bilinen zamanın birinde, dağlardan kopup gelen çağlayanların arasında şirin mi şirin küçük bir köy varmış. Her bahar geldiğinde bir başka güzel olurmuş buralar. Doğaya binbir canlılık gelir, bir başka güzel akarmış dereler. Arılar, kadife kanatlı kelebekler çiçek çiçek gezer, daldan dala uçuşurmuş türkü gözlü kuşlar… Bir efsaneye göre güneş en güzel orada gülermiş çocuklara, oraya dökermiş ışığının en güzel renklerini. Yeryüzünün en güzel bitkileri, çiçekleri, hayvanları da oralıymış. Gökyüzünde her gece yıldızların düğünü olur, her sabah bir sevincin şöleni başlarmış. Düş mü? gerçek mi? pek ayırt edilemezmiş, etrafını çevreleyen dağlar öylesine görkemli dururmuş ki, doruklarında gökyüzü hep mavi ve engin bir denizi andırırmış. Eteklerindeki derin vadiler boy boy hayvanlar barındırır, onlara analık eder ve bütün kötülüklerden korurmuş… En vahşi hayvandan, en sessiz böceğe kadar tüm canlılar kardeşce geçinirmiş. Bir yeşil halı gibi yerleri kaplayan çimenler, nereden çıkıp, nerede tükendiği bilinmeyen pırıl pırıl sular, rengarenk çiçekler ve türlü boyalı kuşlarla bu eşsiz yer, bir başka yaşama sevinci verirmiş insanlara.



İşte bu yörede zeki mi zeki, akıllı mı akıllı küçük bir çocuk yaşarmış. Deniz adındaki bu sevimli çocuk insanları, hayvanları, kuşları, çiçekleri, ağaçları yani doğadaki güzel olan her şeyi ve bir de herkesin masal anası ismini verdiği bilge ninesini çok severmiş. O bu sevgisini lafta bırakmaz, gereğini her fırsatta yerine getirir, insanların, hayvanların, canlı cansız, doğadaki tüm varlıkların haksız saldırılara hedef olmaları karşısında, içinde sınırsız bir öfke ve acı duyarmış. Bu yüzden hep güçsüz ve haklıdan yana çıkarmış. Çünkü Deniz ninesinden hep emeği, yardımseverliği, merhametli olmayı, sevgiyi, iyiliği, dürüstlüğü, doğruluğu, temizliği, ahlaklı ve adil olmayı öğrenmiş.



Deniz gün boyu çiçeklerle söyleşir, kelebeklerle uçuşur, bilge ninesinin ardında koşuşup dururmuş kırlarda. Onun geçtiği yerlerde güller gülümser, sümbüller pembeleşir, kuşlar şarkı söyler, dağlar taşlar dillenirmiş. Hafif hafif esen rüzgarlarla ağaçlar eğilip eğilip birbirini selamlarmış. Deniz nerede solmuş sararmış bir çiçek görse, koşar su getirir, koklayıp okşayıp yeşertirmiş. Her şey öylesine ona alışıkmış ki, bir gün ortalıkta görünmese, çevreden iniltiler duyulur uzun narin kavaklar bile boynu bükük bakarmış. Öyle ki, çiçekler üzülüp büzülür, kelebekler uçmaz, kuşlar türkülerini söylemez, sular hışırtısız akarmış. Deniz sadece kuşlarla konuşmazmış. Köylülerin söylediklerine göre, o bütün hayvanların dillerinden de anlarmış. Onlarla saatlerce söyleşir. Birbirileriyle iyi geçinmelerini öğütlermış.



İşte Deniz, bu gizemli doğanın koynunda doğmuş, orada büyümüş orada tanımış çiçekleri. Kuşlarla dostluğu, arkadaşlığı da orada başlamış. Küçücük yüreği dünyayı içine alacak kadar geniş, sevgisi dünyayı ısıtacak kadar sıcakmış. Bu güzel çocuk yaşamına renk veren, anlam katan sevgisinin sesini de orada bulmuş. Hiç bir canlının başka bir canlıya haksızlık etmesine gönlü razı olmazmış. Onun bu sesini duyan her canlı bütün kötülükleri unutur, sadece iyilik düşünürmüş.



Ve bir gün Deniz bu güzelim köyünden ayrılmak zorunda kalmış. Kuşların ötüşü, serin suların çağlayışı kulakları okşayıp yüreklere dökülürken, çiçekler solumalarını sıklaştırmış. Bütün köylüler gediğin tepesini aşıp, Deniz’ i uğurlamışlar; iyi yolculuklar dilemişler. Ninesi o kadar çok üzülmüş ki, sözcükler onun ayrılık acısını anlatmaya yetmemiş. Hiçbir canlının başka bir canlıya veremeyeceği ve hiç bir canlının anlayamayacağı bir şefkat ve sevgiyle basmış bağrına. İçi ılık ılık duygularla dolup kabarmış, o yaşlı yüreğine ince ince çağlayanlar akmış da, yangınını söndürememiş. Torunu uzaklaşıncaya dek çırpınan yaralı bir kuş kanadı gibi, yaşlı gözlerle el sallamış ardından, dualar mırıldamış. Deniz uzaklaşır uzaklaşmaz hemen bütün köylüler onu özlemeye başlamışlar. Bu sevginin kaynağı neredeymiş, neymiş kimse akıl erdirememiş.



Deniz şehirler geçmiş, trenler, otobüsler, vapurlar, otomobiller ve uçaklar görmüş: görünce de ağzı bir karış açık kalmış, zira köyünü çevreleyen dağların ötesini hiç mi hiç bilmezmiş.



Deniz uygarlığın teknolojik nimetlerinden uzak, fakat bozulmamış, kirlenmemiş, temiz ve bakir bir doğa ortamında yaşarken, babası onu alıp uzak bir ülkeye götürmüş. Bu ülkenin renk renk lale bahçeleri, yel değirmenleri, altın saçlı gökgözlü güzel çoçukları varmış. Ancak getirildiği kent beton yığınları ile kaplı, soluk alamayacak derecede kalabalık, gürültülü ve telaşlıymış. Doğup büyüdüğü yerlere hiç benzemediği gibi, her akşam kocaman fabrika bacalarından çıkan, kirli kara bir duman abanırmış kentin üstüne. Kent soluk alamazmış. O zaman gökyüzü ışığını yitirir, sokak lambaları bile zar-zor ışıldarmış. Burada insanlar kendilerini kalın beton duvarlar arkasına, kuşları kafeslere, çiçekleri özgür doğadan koparıp saksılara koymuşlar. Kafesteki kuşlar aç değilmiş ama özgürlükleri yokmuş. Saksıdaki çiçekler susuz değilmiş ama doğal güzellikleri kalmamış. içeklerin renkleri ve kokuları, kuşların ötüşleri yapaymış. İnsanların neşeleri gülüşleri ve ağlayışları da.



Okula başlamış Deniz. Sınıflar çocuk doluymuş, ancak Deniz yalnızmış, bir türlü alışamamış kalabalıklara, kent yaşamına… Yitirdiklerini ararmış Deniz, gözünde tütermiş insiz köyü, yemyeşil dağlar, serin pınarlar, kuşlar, yeleleri rüzgarda savrulan atlar, koyunlar, kuzular, bir de dünya tatlısı nineciği.



Onca kalabalığın orta yerinde yapayalnız kalmış; ne o anlatabilmiş kendini başkalarına, ne de başkaları onu anlamak istemiş. Bir tren geçermiş Deniz’in özlemlerinde, bir kuş ötermiş, o kuytu bir köşeye çekilip ağlarmış. Kimi zaman özlemi dayanımaz bir hal alırmış, yakıp tutuştururmuş yüreğini. Deniz’in bu durumuna öğretmeni çok üzülürmüş. “Sen zeki ve yetenekli bir çocuksun bu günler çabuk geçer buraya da alışırsın” diyerek Deniz’ i teselli etmeye çalışırmış. Ama o dalgınmış, bilincini yitirmişçesine boş boş bakarmış etrafına. Artık düşüncelerinin içinde öyle eriyip yitmiş ki, bu ona sonsuz derece acı verirmiş.



Bir de Deniz’ in kafasını sürekli yoran bazı sorular varmış. Neden kuşların, çiçeklerin zgürlüklerini kısıtlayıp, kafeslerde ve saksılarda tutsak olarak yaşatırlar? Kuşlar ve çiçekler evlerdeki saksılar ve kafesler için yaratılmamıştır ki? Acaba bütün bu haksızlıklar ve acımasızlıklar geçici ve basit bir doyum duygusu için miydi? Peki, kocaman adamların bu tutumuna karşı, ya çocuklar niçin kayıtsız kalıyordu? Onlar, kuşların ve çiçeklerin özgürlüğü için neden bir çaba harcamıyordu?



Deniz bu sorunları günlerce düşünmüş; çiçeklerin saksılara, kuşların kafeslere konulmasına bir anlam yüklemeye çalışmış, ama becerememiş. Gün geçtikçe suskunlaşmış, konuşmaz gülmez olmuş ve yemeden içmeden kesilmiş. Sanki uzak diyarlarda dilsiz, kolsuz, kanatsız kalmış. Gitgide içine kapanmış, yapılan bu haksızlıklara öfkelenmiş, ancak bağırıp çağırmamış, suskunlukla direnmiş.



Derken bir gece hastalanmış Deniz. Günlerce ateşler içinde yatmış, yatarken de köyünü sayıklamış, uyanıkken Perihan ninesini hayal etmiş. Ninesi yine ona öğütler vermiş, destek olmuş yalnızlığında, yol göstermiş. Ninesi Deniz’e “Konuş Deniz’im, yine göz kırp yıldızlara, çiçeklere gülümse, gülücükler dağıt, göster sevgi dolu yüreğini herkese. İyi olmalısın sen, hastalanırsan üzülürüz. Yaşlı yüreğim dayanamaz acına. Sonra bütün kuşlar da üzülür; dağlar, taşlar başlar ağlamaya. Yerin kulağı duyar olup biteni, bütün ormanlar yas tutar. Menekşeler sulara döker kirpiklerini, sular acı keser, acı yolları…” dermiş. Sonra bir an duraksar, yorgun ciğerlerini soluklandırır ardından Deniz’in saçını okşar, konuşmasını yine sürdürürmüş.
nazlisu - avatarı
nazlisu
Ziyaretçi
21 Kasım 2006       Mesaj #1954
nazlisu - avatarı
Ziyaretçi
YOLUMUZDAKİ ENGELLER

Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.

Bakalım neler olacaktı? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.

Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekti.

Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı .. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde .."Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral.
Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.

"Her engel, yaşam koşullarınızı daha
iyileştirecek bir fırsattır .."
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
21 Kasım 2006       Mesaj #1955
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Sana nasıl anlatsam bilmiyorum. Ama bildiğim tek ama tek şey seni delicesine çok sevdiğim. Seninle öyle bütünleştim ki ayrılmak değil kopamıyorum senden. Ne seni bırakabiliyorum; ne de kendimi hiçe sayıyorum. Bunların ikisini de yapamıyorum. Çünkü artık düşünemiyorum. Kafama, benliğime o kadar yerleşmişsin ki; seni oradan çıkartmak olanaksız. Belki kendimi küçük düşürüyorum ama sevgide küçük düşme söz konusu olsa bile seve seve senin için her adımı atarım. Seni o kadar çok sevdim ki artık aşkım senden bile öte. Seni sevdiğimi dağlara, taşlara kısacası her yere; bütün kainata haykırmak istiyorum Seni Seviyorum!!

Bu kelime topluluklarını defalarca senin için ama yalnız senin için tekrarlayabilirim. Biliyor musun; seni sevdiğimden beri artık çevremdeki her şey gözüme daha güzel daha hoş ve de daha ümit verici gelmeye başladı çünkü onlar bana seni hatırlatıyor...

Dağlar gibi sende içimde çok büyük tutunulması zor bir yerdesin. Tepeler gibi sende içimde ulaşılması zorsun. Zirveye sadece bir kişi çıkar senin yaşamında; işte o da ben olmak istiyorum zirvede tek ben; BEN VE SEN...

Su gibi berraksın ama içimdekileri de alıp götürüyorsun,yol gibi senin de sonun yok; yani seni sevmenin sonu yok... Bu böyle nereye kadar sürer bilemem tabi. Bunu ben belirleyemem; ama şunu bil ki seninle ölüme bile varım..!

Sensiz geçen bir gün değil bir salise bile düşünemez oldum. Sen benim; benliğim, varlığım, hayatım, geleceğim, çılgınlığım, sevincim, mükemmelim, sevdiceğim kısacası her şeyim her şeyimsin...

Sensiz bir hayatın oksijensiz yaşamdan farkı yoktur. Aldığım nefes içtiğim su yürüdüğüm yol her şeyde sen ve senden izler var.

Seni seviyorum ,Seni seviyorum,Seni seviyorum,Seni seviyorum,Seni seviyorum...
nazlisu - avatarı
nazlisu
Ziyaretçi
21 Kasım 2006       Mesaj #1956
nazlisu - avatarı
Ziyaretçi
PASTA
Firina geldigimde, ortalikta ekmek görünmüyordu.
Eski bir dostum olan
firinci:
-

Biraz bekleyeceksin hocam, dedi.Iki-üç dakikaya kadar çikartiyorum.
Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken,içeriye yaslica bir adamin
girdigini gördüm. Eskimis ceketinin sol yakasi altinda bir madalya
parildiyor ve yürürken hafifçe topalliyordu. Selâm verdikten sonra:
- Ekmeklerimi alayim, dedi. Benim ikizler acikmistir.
Firinci,adamin kendisine uzattigi torbayi alarak tezgâhin altina egildi ve
bir gün öncesine ait oldugu anlasilan ekmeklerden dört bes tane
koydu.Ekmeklerden bazilarinin alti yanmis, bazilari da her nedense seklini
kaybetmisti.Firinciya dogru sokularak:
- Neden taze ekmek vermiyorsun? dedim. Biraz sonra çikacak ya!..
Firinci:
- Bozuk ekmekleri kendisi istiyor,dedi.Çok fakir oldugundan, ona yari
fiyatina veriyorum.
- Kim bu adam? diye sordum.
- Kore gâzilerinden,dedi.Ogluyla gelini bir trafik kazasinda vefat
edince,ikiz torunlarini yanina almisti.Yillardir onlara bakiyor,hem de çok
az bir maasla.
Firincinin anlattiklari karsisinda içimin yandigini hissediyor ve ufak da
olsa bir seyler yapmak istiyordum.
- Aradaki farki ben vereyim, dedim. Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler.
Firinci, teklifimi kabul etti ve biraz sonra çikan sicak ekmekleri büyük
bir umursamazlikla adamin torbasina doldururken:
- Çok sanslisin haci amca, dedi. Çocuklar için bugün sana pasta gibi ekmek
verecegim.
Yasli adam, bir evlât sevgisiyle kucakladigi torbayi gögsüne bastirirken:
- Allah senden razi olsun evlâdim,dedi.Bugün onlarin dogum günleri oldugunu nereden anladin?
kambis - avatarı
kambis
Ziyaretçi
21 Kasım 2006       Mesaj #1957
kambis - avatarı
Ziyaretçi
Bugün hediyedir.

Bir gün, lisede iken,Sınıfımdan bir oğlana rastladım eve dönerken.Kayl idi ismi.

Okuldaki bütün kitaplarını sırtlamışa benziyordu.Kendi kendime, "Neden biri okuldaki kitaplarını eve getirsin Cuma Aksamı,Gerçekten hafız olmalı bu oğlan" diye duşundum.Benim hafta sonum pilanlanmisti bile( partiler ve futbol,Arkadaşlarımla yarin öğleden sonra), omuzlarımı silktim ve yoluma devam ettim.

Yoluma devam ederken, bir gurup oğlanların ona doğru koştuklarını Gördüm.Onu itelediler, bütün kitaplarını düşürttüler ve çelmeleriyle oğlanı Çamur İçine düşürttüler.Gözlükleri uçup oğlandan uç metre öteye çimene duştu.Oğlan basını kaldırdı, gözlerinde derin bir acı gördüm.Kalbim burkuldu oğlancık için. Ona doğru sekeledim, gözlüklerini bulmak için Emeklerken gözündeki bir damla yası gördüm..Gözlüklerini ona verirken "Serseri herifler" dedim.Başka yapacak isleri yok sanki. Bana baktı ve "Teşekkür ederim" dedi.Kocaman bir gülümseme belirdi suratında.Gerçekten minnetkarlik ifade eden bir gülümseme idi.Kitaplarını toparlamasına yardim ettim ve nerede oturduğunu sordum.Tesadüf ya, bize yakin oturuyormuş. Neden daha önce gözüme çarpmadın Diye Sordum.

Daha önce özel okula gittiğini söyledi.Daha önceden özel okula giden bir arkadaşım yoktu hiç.Hep beraber eve yollandık ve kitaplarının bir kısmını ben taşıdım.Arkadaş Olunacak birine benziyordu.Arkadaşlarımla beraber futbol oynamak istermisin dedim.

Evet dedi.Hafta sonunu beraber geçirdik, biraz daha tanıdım Kayl'i, biraz daha İlindim ve arkadaşlarımda ondan hoşlandılar.Pazartesi sabahı geldi, ve Kayl bütün kitaplarıyla okula donuyordu.Durdurdum ve "Bu kitapları hergun taşımakla güzel pazı yapacaksın"Dedim.Güldü ve kitaplarının yarısını bana uzattı.Ondan sonraki dört sene içinde Kayl ile çok iyi arkadaş olduk.Okulun son yılında koleje gitmeyi düşünmeye başladık.Kayl Georgetown kolejine karar verdi, bende Duke kolejine gidecektim.

Arkadaşlığımızın süreceğinden emindim ve aramızdaki kilometrelerin Bunu Etkileyeceğini sanmıyordum.O doktor olacaktı, bende futbol bursuyla iktisat okuyacaktım.Kayl sınıf birincisiydi.Her zaman onun hafızlığıyla gırgır geçiyordum.

Sınıf birincisi olduğu için mezuniyet töreninde onun konuşma yapması Gerekiyordu.Çok memnundum ortaya çıkıpta konuşma yapmak bana düşmediği için.

Mezuniyet günü Kayl'i gördüm.Çok yakışıklıydı kerata.Lise boyunca gelişen ve benliğini bulanlardandı Kayl.Gerçekten oluştu ve pazılaştı ve gözlükler yak istida oğlana.Bütün kızlar seviyordu onu ve benden çok kız arkadaşı vardı.Bazen kıskandım onu doğrusu.Bugün o günlerden biriydi.
Heyecanlı olduğunu sezdim yapacağı konuşma dolayısıyla.Sırtına yapıştırdım bir tane ve " Aslan oğlan, becereceksin, korkma"Dedim. Bana o minnettar dolu bakısıyla baktı ve gülümsedi."Teşekkürler" dedi.

Boğazını temizledi ve konuşmaya başladı:

Mezuniyet, bizlere buraya kadar gelmemize yardim edenlere teşekkür Etme Zamanıdır.Anneniz, babanız, öğretmenleriniz, kardeşleriniz, belki antrenörleriniz?Fakat en çok arkadaşlarınız? Birisiyle arkadaş olmak o kişiye verebileceginiz en büyük hediyedir.Sizlere bir hikâye anlatacağım simdi.Arkadaşıma inanılmaz bir ifade ile baktım, o, kalabalığa bizim ilk Tanıştığımız günü anlatırken.Tanıştığımız günün hafta sonu intihar etmeyi planlamıs meğerse.

Annesi sonradan okula gidip acı içinde onun dolabını boşaltmak zorunda Kalmasın diye, meğerse Ogün Kayl okuldaki dolabını tamamen boşaltmış Ve eve Taşıyormuş.Bana derinden baktı ve gülümsedi.Şans olarak kurtarıldım intihar etmekten.Arkadaşım beni kurtardı bu faciadan.Topluluk mırıldanmaya başladı yakışıklı arkadaşımın hayatinin en zor Zamanını anlatmasına.Annesi ve babasının bana baktıklarını ve minnet dolu gülümsemelerini Gördüm.O ana kadar durumun bu kadar önemli olduğunu anlamamıştım.Hareketlerinizin neticesini hiç bir zaman boşa vermeyin.Küçük bir müdahale, diğerinin hayatini tamamen değiştirebilir.Her zaman karşılık beklemeden iyilik yapın.Simdi iki şey yapabilirsiniz:Bunu arkadaşlarınıza gönderebilirsiniz veya.Silebilirsiniz bilgisayarınızdan sizi hiç etkilememiş gibi.Gördüğünüz gibi ben birinciyi seçtim.Arkadaşlar melekler gibidir, bizi ayağa kaldırırlar kanatlarımız Uçmayı Unutunca.

Ne başlangıç ne de son vardır. Dun tarihtir.Yarin bulmaca.

Bugün hediyedir.

Alıntı (herice)
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
21 Kasım 2006       Mesaj #1958
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Gitmiştim.. Saçımdan tırnaklarıma kadar boylu boyunca bir gidiştim...
Durakta beklemekle otobüse binmek arasındaki çırpınışları kaplıyordu aklım.. Aklım öyle sevimsizdir ki böyle zamanlarda, bulutlarla yerkabuğu arasında sıkışır kalırım.. Doyumsuz bir yolculuk şoku ardı ardına gözlerime saplanır..İki adımda bir kavşak serilir önüme. Karasızlık buhranı sonra... Her acının yürüdüğü söylence bir yol vardır.İşte kavşakları hep acıya ayarlanan gidişlerim bu söylenceye aldanır... Kandili kısık bir aydınlıkta zamanın geç kalmışlığında yolları birbirine düğümlerim... Günü ikiye böler acının kılıcı yüzüne yakışan rengi seçer, geceyi giyinir acının kanayan yarıklarından küçük adımlar geçer... Resmi sevinç, içi ezinç başlangıçla gözüm görmeye başlar. Dilim tatlanır, ceplerimde kıvranır ellerim.. Oysa yürek yeniktir hala.Bunu artık kim değiştirebilir. İnsan görebilirse erdiğini soğuk sokaklara sokulma vakti gelmiştir. Alnımdan su eksildiğinde, acıların kayaları küflendiğinde aynalara suretimin sığmadığı zamanlarda gözüme dokunacak bir göz olmadığında sırası gelmiştir çantayı sırtlamanın. o günden sonra bütün kent sokaklarında asit yağmurlarında tek başıma yürürüm. Yüzüm keskin bir mehtapta küskün bir kedi kadar kimsesiz, yüzüm kapalı tüller kadar sessiz...

Az evvel bütün ıışıkların ardına baktım yoktun!!
Bu kentte senin lisanını konuşuyorum aşk boyu.. Lisanım var inanıyorum öyleyse bu gözümü alan sessizlik neden? Bu sağır özlemin failini göster bana.. Her gün yüreğimi ipe götüren bir cellatı arıyorum..
Gözlerimi gösteriyorum kalabalığa gören yok mu? Peki tanıyan celladı mı? Bir yol daha uzadı önüme, kıyısında sıra sıra meşe kolyesi.. Her meşenin gövdesine bir kelime yazıp geçmşim o yoldan..S enden başka kim başarabilirdi ağaçlardan cümle kurmayı...Ve beklediğim oldu ağaçların yolun sonu denize çıktığı..Ben seni denizsizken bilirim... Gözlerindeki son damla maviyi ellerinle saklardın her seferinde.. Daha engelleri aramızdan söküp karşımıza almadan gittin... Deniz sıçradı üzerine, tuza, yakamoza aldanıp gittin!!!

Ne zaman rüzgar saçılsa bir kadıın saçlarına, benim bungun ellerim ağlıyor şimdi.. Gel ben ölmekteyim... Caddelerde adımlarım boğuluyor, gözlerindeki surları katlime örüp durma!! Rengi kokuşmuş yazlara mezarımı kazma!! Naçar oturup ağladığım, güldüğüm çay bahçelerinde denizden donuk gözlü balıklar bakıyor bana.. Vapurların bir bir sana seferi yok.. Gözlerimdeki kayıp ilanlarına aldıran da.. İç bükey bir acıyla geldiğim kentte enkaz oldum.. Bana ayrılan kül bulutlarını soğuruyorum şimdi.. Kanat ve el gibi tutabilir mi bir başka eli ey deniz?

Bugün varlığımın infazına hükmettim.. Durgun bir denizle yanan bir kentin arasında kaldım.. Yamacıma yanaşan şu gemi son kavşağım olsun. İsimsiz olsun.. Eylüle açılıyor dalgalar.. Ah kalbim üzerine çullanacak yine sonbahar.. Sulara sok kanlı saçlarını.. El salla tren istasyonuna, kıyıdaki cam kırıklarını damıt.. Olsa olsa bir sevgiden düşmüştür bu acı.. Peki neden ben oldum bu acının sarnıcı?
recruit87 - avatarı
recruit87
Ziyaretçi
21 Kasım 2006       Mesaj #1959
recruit87 - avatarı
Ziyaretçi
BAHAR GETİRDİM SANA

“Neyi arıyorsan sen, O’sundur” der Mevlana..
Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık....
Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip,
kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine
çıkarır. Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır xxxxnda,
her sevda ruhumuzun bir başka yüzü... Her aşkta
kendimizi ararız, o yüzden bulduklarımız benzerimizdir.
Resimlerini yan yana koyun sevdiklerinizin ve
dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden
kendi yüzünüz bakacaktır size... Aşk denilen
kaleydoskobun buzlu camına gözünüzü dayadığınızda,
binbir cam rengarenk ışıklar saçarak döndüğünde,
her seferinde bambaşka şekiller ördüğünü görürsünüz.
Her camda, farklı bir renginiz vardır; her şekilde
sizden bir parça... Aşklarınız hülasanızdır.
Sevdiginiz her adam, beğendiğiniz her kadın
farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi
kaleydoskobu, cam paralar yer değiştirip yeni şekiller
alır; hepsi siz... Sevgilinizin gözlerindeki dolunay,
sizdeki ışığın yansımasıdır xxxxnda;
dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin yansımanızdır.
Yoksa halâ bir sevdiğiniz, o henüz kendinizi
bulamadığınızdandır... Aşk, narsizmdir.
Sevda, çevrildikçe içinizin farklı ışıklarını yakan
eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor.
Ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir
gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz.
Narcissusu’u bilirsiniz; Öyle heybetli ve güzelmiş ki,
bakmaya dayanazmazmış kendine... Gün boyu
ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu,
dar kalçalarını, kıvırcık saçlarını seyredermiş
hayran hayran... Bir gün ırmak kenarında gezinirken,
sudaki yansımasına ilişmiş gözü. Uzanıp, iyice
bakmak istemiş. Tam gördüğünde kendisini,
dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa,
kapılıp gitmiş suya... Yeryüzünün en güzel insanının
öldüğünü duyan Tanrı, unutulmaması için O’nu
her bahar açan gözel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş,
Narcissus, nergis olmuş. Kıssadan hisse, benden
size tavsiye, taze bir nergis verin bugün sevgilinize...
Sonra da, nerede baharsa mevsim, rotasını oraya
çevirip içinizdeki eski baharlara koşan bir gezgin gibi
“Bahar getirdim sana” deyin.
Baharın elinizde olduğunu unutmadan..
Gözlerindeki ırmağa baktığınızda kendinizi göreceksiniz;
dikkat edin de hayran olup düşmeyin...
Düşüp bahar kokulu bir çiçeğe dönüşmeyin...
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
22 Kasım 2006       Mesaj #1960
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
bir şiire durmuş kalbim..

Şimdi köprüler kurmalısın..

zamandan aşırdığın fotoğraf...

siyah-beyaz yüzler...

Alıngansın..

çok beklemişsin..

gelip gitmiş otobüsler...

Telaşlı yolcular görmüşsün...

bir serüvene durmuş yürekler...

bir umuda toplanmış bavullar..

ayakkabıları parlak...gözleri ışıltılı...yolcular...

ve yolculuklar...

Dargın bakışlarında

mavisi solmuş küskün gözler..

Oysa bilirdim içindeki o aceleci telaşı...

serüvenlere ayarlı kalbini..

bilirdim..

Yürüdüğüm her yerde

baktığım her yüzde benimleydin..

geri dönüp baktığım her an..

karasızlığın boşluğunda,

sallanan benliğin...

saklında büyüttüğün şüphe çiçekleri..

gitmelere ayarlı o mütereddit duruşun..

Dur! nereye gidiyorsun ki böyle alel-acele..

Daha bir şey anlatmadım ki sana..

Henüz yürümedik ki elele yemyeşil bir kıra..

Ne papatya topladık ne de kırçiçeği..

Daha şarkı bile söylemedik elele..

Durup ay-şavkısı bir zamana..

ya da kıyıda kıpkızıl bir günbatımına...

Susmuşsun

konuşmuyorsun

biliyor musun bende konuşmuyordum

sen yokken hiç-kimseyle..

Sana saklıyordum yıllardır..

içime bırakılmış tüm sözcükleri..

kalbime damlamış tüm mısraları..

sana...!

yalnızca sana..

Kaç-zamandır şuramda bir kıpırtı..

bir şiire durmuş sanki göğsüm..

sonsuz ve mavi bir şiire..

A'yla başlıyor şiir..

alfabenin ilk harfi

masmavi bir dünyanın ilk kapısı..

bu şiir içimden geçiyormuş yıllardır..

fakat gelip durmuş işte aort çıkışında..

tıkanmış işte bişeyler..

bir çıksa bir dökülse...

hiç bir şiire benzemeyecek..

hiç bir kitaba sığmayacak..

dağlar sarsılacak,denizler taşacak...

Yeryüzünde bu şiir okunacak...

sanırmısın ki etten kemikten

ve harflerdendir benim kelimelerim..

Ruh-tur onlar,

birer ruh..

sonsuzla sözleşmiş..

işte böyle hayattar bir şiirle yazacağım seni..

hiç silinmeyecek bir mürekkeple

bembeyaz bir zemine...

şimdi ağlıyorsun..

üşümüş ellerin..

yıllardır sokakta kalmış bir çocuğun elleri sanki

gözlerin;

o buğulu

ama umutlu..

gözlerin.

o buğulu

ama sevgili

gözlerin...

şimdi sil artık gözyaşlarını..

arın hüzünlerinden...

bak şu karanlıkları yarıp giden otobüsün penceresinden..

ilerde bir şehir var...

ışıktan...

umuttan...

ve maviden...

bir şehir....

adı mutluluk olan...

ilerde...

bir şehir...


Benzer Konular

17 Şubat 2016 / Misafir Genel Mesajlar
16 Mayıs 2014 / NihLe Müslümanlık/İslamiyet
18 Temmuz 2016 / Daisy-BT Edebiyat
18 Aralık 2011 / ocean97 Genel Mesajlar