Arama

Kadın Sağlığı - Sayfa 33

Güncelleme: 25 Temmuz 2014 Gösterim: 321.466 Cevap: 357
HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
15 Kasım 2008       Mesaj #321
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
Hamilelik esnasında diş bakımı


Sponsorlu Bağlantılar
1202471997920estetik


Ağız ve dişlerin sürekli sağlıklı kalabilmesini sağlamak, yaşam boyu etkili ve yeterli bakım sonucunda olur. Özellikle kadınlar ağız ve diş bakımına bazı dönemlerde daha dikkat etmelidirler. Bunlar; hamilelik, emzirme ve menapoz dönemleridir.

Hamilelik döneminde sağlık adına yapılan her şey bebeğin de sağlığını etkilemektedir. Anne adaylarının hamilelikleri süresince diş problemlerinden yakındıkları ve hatta hamileliğin diş kaybına neden olduğu söylenmektedir. Oysa, hamilelik sırasında annenin dişlerinden kalsiyum kaybı olduğuna dair herhangi bir kanıt yoktur.

Hamilelik, diş problemlerinin oluşmasında kendiliğinden etken değildir. Genelde hamilelik öncesi var olan ve çoğunlukla farkedilmeyen diş problemleri hamilelikte döneminde kendini gösterebilir. Dolayısıyla hamilelik planlanlı yapılıyorsa, hamile kalmadan önce mutlaka diş hekimi ziyaret edilmelidir ve diştaşı temizliği ile ağız sağlığı kontrol altına alınmalıdır.
Hamilelik döneminde meydana gelen hormonal değişiklikler diş eti hastalıklarına yakalanma riskini artırmaktadır. Eğer iyi bir beslenme ile beraber yeterli derecede ağız ve diş bakımı yapılırsa, hamilelik döneminde bir diş problemi ile karşılaşılmayacaktır.

Ayrıca, hamilelik döneminde bebeğin ve annenin kemiklerinin sağlıklı kalabilmesi için, anne günlük olarak 1200-1500 mg kalsiyum almalıdır.

Hamilelik sırasında dişetlerinde görülen hafif kızarıklıklar, şişmeler ve hassasiyet normaldir. Genelde 2. ayda başlayıp 8. aydan sonra daha da üst seviyeye ulaşabilir. Doğum sonrasında iyi bir bakımla dişetleri eski haline döner. Bu dönem iltihab ve çürümelere zemin hazırladığından ağız ve dişetlerine özen göstermek gerekir.


Hamilelik döneminde, hormonlar dişeti mukozasında kanamalara ve sallanmalara neden olabilir. Böyle durumlarda dişeti iltahabı gündeme gelebilir. Aynı zamanda bu dönemde plak oluşumu da kolaylaşır ve bu da çürüğe yol açmaktadır. Ağız ve diş bakımının düzenli yapılması, beslenme şeklinin gözden geçirilmesi ile bu problemler giderilebilir. Diş çürüklerinin tüketilen gıdalarla yakın ilgisi vardır. Özellikle tüketilen şeker ve şeker içeren besinlerin alınma zamanı ve miktarı önemlidir.

Dişeti hastalıklarının belirtileri

Kırmızı, şiş ve hassas dişetleri
Fırçalama esnasında sık sık dişeti kanaması
Dişetlerinde sızlama
Kesilmeyen ağız kokusu
Ağızda sürekli kötü bir tad

Dikkat edilmesi gerekenler

Dişler sabah akşam mutlaka fırçalanmalıdır.
Çok sıcak ve çok soğuk yiyecek ve içeceklerden kaçınılmalıdır.
Klaiteli ve yumuşak kıllara sahip diş fırçası kullanılmalıdır.
Florürlü diş macunu ile dişler fırçalanmalıdır.
Fosfor ve kalsiyum açısından zengin besinler alınmalıdır.
Şekerli yiyecek ve içeceklerden mutlaka kaçınılmalıdır.
Kusma sonrasında ağız ve diş temizliği yapılmalıdır.
Çürüme ve iltihap belirtileri farkedildiğinde doktora gidilmelidir.
Ağrı kesici doktor kontrolünde kullanılmalıdır.
Ilık tuzlu su ile gargara yapılmalıdır.

Hamileliğin ilk üç ayında bebeğin oluşumu gerçekleştiği için, diş problemlerinin giderilmesinde anestezi uygulanmamalıdır. Daha sonraki aylarda, doktorların onayı ile diş tedavisi gerçekleştirilebilmektedir. Diş çürümeleri ve dişeti iltihabı gibi enfeksiyonlu durumların, bebeğin gelişimini dental tedavinin olumsuzluklarından daha fazla etkileyeceği düşünülmektedir.
HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
7 Aralık 2008       Mesaj #322
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
Kadınlar meme muayenesini alışkanlık haline getirmeli


Sponsorlu Bağlantılar
memeself4


memeself5


memeself6


Her bilinçli kadın kendi kendine meme muayenesi yapmayı öğrenmeli ve bu muayeneyi düzenli olarak yapmayı alışkanlık haline getirmelidir. Memedeki kitlelerin %80′i, bu kitleler iyi huylu olsun, kötü huylu olsun, kadınların kendisi tarafından ya tesadüfen, ya da kendi kendine meme muayenesinde keşfedilmektedir. Tesadüfen keşfedilen kitleler genellikle çok büyük kitleler olmakta, aksine, usulüne uygun olarak yapılan bir kendi kendine meme muayenesinde daha ufak çaptaki kitleleri ve ek olarak meme kanserine işaret edebilecek bazı bulguları keşfetme imkanı doğmaktadır.

Erken tanı daha etkili tedavi ve çoğu durumda tam şifa anlamına gelir. Yıllık olağan muayenelerinizde doktorunuzun yaptığı meme muayenesi ve belli bir yaştan sonra muayeneye ek olarak yapılan mamografi / meme ultrasonografisi meme kanseri erken tanısının doktorunuza düşen kısmıdır. Siz ise Kendi Kendine Meme Muayenesi usulünü kavrayarak aylık olarak uyguladığınızda, ender görülen ancak erken tanındığında tedavi şansı yüksek olan bu kanser türüyle başa çıkmak için size düşen görevi yerine getirmiş olacaksınız.

Meme muayenesi esnasında izlenecek yol:

- Sırt üstü yatın ve sağ omzunuzun altına bir yastık koyun. Sağ kolunuzu başınızın altına yerleştirin.

- Sol elinizin orta üç parmağının uç kısımlarını kullanarak kitle ya da kalınlıkları hissedin.

- Memelerinizi hissetmek için yeterince sıkıca bastırın. Memelerinizin nasıl bir yapıya sahip olduğunu hissederek öğrenin. Her iki memenin alt kıvrımındaki sabit sertlik normaldir. Memenizin üzerinde gösterilen yönde hareket edin. Dairevi, aşağı yukarı ya da dilim dilim olanı seçebilirsiniz. Bunu her zaman aynı yönde yapın. Bu sizin tüm meme alanını kontrol ettiğinizden emin olmanıza ve her ay memenizi nasıl hissettiğinizi hatırlamanıza yardımcı olacaktır.

- Sağ elinizin parmak uçlarını kullanarak sol memenizi muayene edin.

- Aynanın önünde durarak memelerinizin görüntüsüne bakın. Görünümde herhangi bir değişiklik, derinin çekilmesi ya da meme başında değişiklik, kızarıklık ya da akıntı olup olmadığına bakın.

- Memelerinizden birinde bir değişiklik bulursanız hekime başvurun.

Kendi kendine meme muayenesi usulüne uygun uygulanmadığında meme(leri)nizde bir sorun varmış izlenimi edinmenize ve böylece gereksiz yere kaygı duymanıza neden olabilir. Bu nedenle aşağıdaki açıklamaları dikkatlice okuduktan ve anlatılan muayene usulünü iyice kavradığınıza emin olduktan sonra muayeneye başlamanız önerilir. Gerekli durumlarda ve özellikle de muayeneniz sırasında normaldışı olduğunu düşündüğünüz bir bulguya rastladığınızda doktorunuza mutlaka danışmalısınız.



Sedef 21 - avatarı
Sedef 21
Ziyaretçi
26 Aralık 2008       Mesaj #323
Sedef 21 - avatarı
Ziyaretçi
Histerektomi


histeroskopi

Histerektomi ve Her İki Yumurtalığın Alınması:
Menapoza yaklaşan kadınlarda tedavi edilemiyen adet problemlerini çözmek için rahim alınmasına histerektomi ismi verilmektedir.

Her iki yumurtalığın alınması anlamına gelen bilatarel salpingooferektomi, gelecekte oluşabilecek yumurtalık kanseri riskini ortadan kaldırmak için ve uzun vadede ağrı yapabilecek nedbe dokusu oluşumunu engellemek için yapılır.
totalhisterectomi 1

Rahim.yumurtalık yolları-Fallop Tüpleri-,yumurtalıkların çıkarıldığı iki işlem bir ameliyatta yapılır.Vagina tepeden kapatılır, boyu değişmez. Operasyon genel yada epidural anestezi altında yapılır ve ortalama 1 saat kadar sürer.

sekilhistrectomi

Ameliyat öncesi idrar torbasına sonda yerleştirilir ameliyatın bitmesinden sonra batına dren konarak küçük kanamaların dışarıya atılmas sağlanabilir.

subtotal

Ortalama hastahanede kalma süresi 3-5 gün kadardır. HRT tedavisine başlanabilir. Operasyon sonrası cinsel ilişkede bir sorun yaşanmaz.


nünü - avatarı
nünü
Ziyaretçi
6 Şubat 2009       Mesaj #324
nünü - avatarı
Ziyaretçi
Kadınların yaptırması gereken 10 test

Kadın Sağlığı


Günümüzde ölümcül hastalıkların tedavisi bile mümkün. Ancak bunun için erken tanı şart. Erken tanıya giden yol ise, yaşamsal önem taşıyan testlerden geçiyor. İşte her kadın için hayati önem taşıyan ve yaşam boyu yaptırılması gereken testler..

İSTANBUL - Memorial Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Soner Dileklen, her kadının mutlaka yaptırması gereken 10 test ve tanı yöntemleri hakkında bilgi verdi.


AMOGRAFİ İLE MEME KANSERİNDE ERKEN TEŞHİS
Özellikle meme kanseri, erken tanı ile ölümcül bir hastalık olmaktan çıktı. Bunun için kadınların 20 yaşından sonra her iki memesini de ayda bir kez kontrol etmesi ve 2-3 yılda bir doktor muayenesinden geçmesi gerekli.
Meme muayenesinin olmazsa olmazı mamografi. Uzmanlar kadınları, 40 yaşından itibaren her yıl mamografi çektirmesi ve eğer birinci derece akrabalarda meme kanseri varsa, sıkı takip altında olmaları gerektiği yönünde uyarıyor.
Mamografide, düşük doz x-Ray, yani iyonizan radyasyon üreten bir tüp ile meme inceleniyor. İnceleme için hasta mamografi denilen röntgen cihazının önüne oturtuluyor. Meme x ışınına duyarlı bir levha üzerine yerleştirilerek sıkıştırılıyor. Ardından radyasyon verilerek, her iki memenin iç yapısının görüntüleri filmde oluşturuluyor.
Mamografi, meme kanserini henüz ele gelen bir kitle olmadan, yani kireçlenme aşamasındayken tespit edilebiliyor. Bu sayede meme kanseri çok erken evrede tedavi edilebiliyor.

TONOMETRE İLE KÖRLÜK ENGELLENİYOR
Glokom, halk arasındaki adıyla 'göz tansiyonu', yaptığı sinir hasarı ile körlüğe neden olabilen bir göz hastalığı.
İlaç tedavisi ve lazer ile körlüğün önüne geçiliyor ancak bu da erken teşhis ile mümkün. Körlük riskine karşı glokomun rutin muayenelerine en geç 40 yaşında başlanmalı. Ancak ailede glokom hastası varsa bu testler daha erken yaşlara alınmalı, da başlanmalı.
Göz içi basıncında genel adı tonometre olan cihazlara başvuruluyor. Retina kontrolünde, gözün arka bölümünü görebilmek için gözbebeği damla formundaki ilaçlarla genişletiliyor. Göz içi basıncı, tonometre cihazından kontrollü bir şekilde hava püskürtülmesiyle ölçülüyor.

EFORLA KALP SORUNLARI BELİRLENİYOR
Uzmanlara göre 40 yaşını geçmiş her kadın senede bir kez kardiyolojik Check-up'tan geçmeli.
Uzmanlara göre, 40 yaşını geçmiş her kadının senede bir kez kardiyolojik check-up'tan geçmesi, kalp sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Ailede kalp krizi hikayesi bulunanlar için ise bu daha erken yaşlarda başlamalı. Efor testi, bu yaşamsal önem taşıyan check-up'ta başvurulan yöntemlerden biri.
Test, çoğunlukla koşu bandında uygulanıyor. Yaklaşık 10 dakika süren test sırasında kalp ve kalp kapaklarının durumu ile işleyişi hakkında bilgi veren EKG sürekli izleniyor, belirli aralıklarla damar basıncı ölçülüyor.
Efor testi egzersizi ritim ve ileti bozukluklarını araştırmak amacıyla yapılıyor. Bu sayede kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları da ciddi boyutlara ulaşmadan tedavi edilebiliyor.

SMEAR İLE RAHİM AĞZI KANSERİNE SON
Uzmanlar, 18 yaşını aşmış ve aktif cinsel yaşamı olan her kadınının yılda bir kez düzenli olarak pap smear testi yaptırmalarını öneriyor.
Çünkü bu test sayesinde jinekolojik kanserler arasında 2. sırada yer alan rahim ağzı kanseri, çok erken safhada teşhis edilebiliyor.
Muayene sırasında, özel bir fırça yardımıyla rahim ağzı bölgesinden hücre sürüntüsü alınıyor. Bu sürüntüler patoloji laboratuarlarında inceleniyor. İnce yayma tekniğiyle, rahim ağzı kanserine yol açan Human Papilloma virüsü tespit ediliyor. YILDA BİR KEZ ULTRASON
Kadın hastalılarında erken tanı için gerekli en önemli yöntemlerden biri de vajinal ultrason. Uzmanlara göre, yakınması olsun veya olmasın her kadın yılda bir kez ultrason muayenesinden geçmeli.
Vajinal yolla yapılan ultrasonda, iç organlar çok daha net bir şekilde izleniyor. Yumurtalıkları ve rahmi daha iyi görebilmek için ince bir sonda vajinaya yerleştiriliyor. Ekranda beliren görüntü, kadının sağlığı hakkında bilgi veriyor.
Jinekolojik ultrason ile karın organları, özellikle de rahim, yumurtalıklar ayrıntılı bir şekilde değerlendiriliyor. Rahmin yapısı, pozisyonu, büyüklüğü, rahimden kaynaklanmış tümörler, miyomlar saptanabiliyor. Bunların yanı sıra rahim içi zarı, yani endometrium değerlendirmesi de yapılıyor. Aynı şekilde yumurtalıkların yapısı, yumurta geliştirme kapasiteleri, yumurtalık kistleri saptanabiliyor.

YILDA BİR KEZ CİLT MUAYENESİ KANSERİ ÖNLÜYOR
Her yıl düzenli olarak dermatoloji uzmanının kapısını çalmak da, sağlık için yaptırılması gereken testlerin bir parçası. Özellikle vücutta bulunan çok sayıda ben ve ailedeki cilt kanseri hikayeleri, muayenenin önemini daha da artırıyor. Çünkü benler, ölümcül bir kanser türü olan melanom riski taşıyor. Melanomda yen tanı yöntemi, dijital dermatoskopi. Bu yöntemde yağlanmış deri yüzeyi ışıklı bir büyütme sağlayan dermatoskop ile inceleniyor. Vücuttaki benlerin haritası oluşturularak noktasal lokalizasyonlar belirleniyor. Ardından her bir ben için dermatoskopik görüntü alınıyor ve kaydediliyor. Böylece bir sonraki kontrolde elde edilecek görüntüyle karşılaştırma şansı sağlanıyor. Bunların yanı sıra dijital dermatoskop, benlerde izlenen şüpheli değişiklikleri de gösteriyor.
Bu test ile cilt üzerindeki değişiklikler, kanserleşmeden tespit edilebiliyor.

KAN TAHLİLLERİ SAĞLIĞI ELE VERİYOR
Düzenli olarak yaptırılan kan tahlilleri, genel sağlık durumu hakkında bilgi veriyor. Uzmanlara göre herhangi bir yakınma olmasa da, 35 yaşından itibaren 2 yılda bir kan tahlili yaptırılmasında yarar var.
Damardan kan örneği alındıktan sonra laboratuarlarda alyuvar ve akyuvarların durumuna bakılıyor, lökositler inceleniyor. Testlerden alınan sonuçlara bakılarak vücutta enfeksiyon ve alerjik bir durum olup olmadığı tespit edilebiliyor. Kolesterol ve kan şeker değerleri hakkında bilgi ediniliyor.

MENOPOZDA KEMİK YOĞUNLUĞU ÖLÇÜMÜ ÖNEMLİ
Menopoz ile kendini gösteren kemik kırılmaları riski, osteoporoz tanısı ile konuyor. Özellikle ailede osteoporoz hastasının varlığı, kemik mineral yoğunluğu ölçümünün önemini artırıyor. Kemik mineral yoğunluk ölçümü, hiçbir hazırlık gerektirmeden, vücuda bir zarar vermeden, özel bilgisayar programı ve hassas ölçüm yapan dansitometri cihazlarıyla yapılıyor.
Bu yöntemle vücudunuzdaki kemik yoğunluğu ölçülerek kemik erimesi riski tespit ediliyor. Erken teşhis sayesinde, ileri yaşlarda ciddi ve yaşamsal problemlere yol açan kırıkların oluşması önlenebiliyor.

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI İÇİN TÜKÜRÜK TESTİ
Diş ve diş eti hastalıkları, dünyada ve Türkiye'de önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Dişlerde ciddi bir sorunla karşılaşmamak için her yıl düzenli olarak diş hekimi ziyaret edilmeli. Diş ve diş eti problemlerinin tespitinde, doğal bir koruyucu olan tükürüğün teste dilmesi önemli.
Bu test için tükürüğünüzün incelenmesi yeterli. Testte tükürüğün kimyasal ve mikrobiyolojik yapılarına bakılıyor.
Bu sayede çürüklerin önemli bir sağlık sorununa neden olması önleniyor.

KOLON KANSERİ ÖNLENEBİLİYOR
Kolon kanseri, en sık görülen kanser türleri arasında 3. sırada yer alıyor. Sinsi tehlike, özellikle 50 yaş ve üzerindekileri tehdit ediyor. Araştırmalar, kolon kanserinin önlenebilir olduğunu gösteriyor. Ancak bunun için 50 yaşından sonra, 2 ila 5 yılda bir düzenli olarak kolonoskopi yönteminden yararlanılmalı.
Kolonoskopiyle kalın bağırsağın tümü incelenebiliyor. Çekim sırasında hastalar tomografi cihazına yatırılıyor ve kalın bağırsağa hava verilerek iç bölgenin görülmesi sağlanıyor. İşlem sonunda verilen hava geri alınıyor.
Kolonoskopi yöntemiyle hekim ileride tümöre dönüşebilecek polipleri teşhis edilebiliyor. Poliplerin cerrahi yöntemlerle alınması sayesinde, kolon kanseri oluşma riski önlenmiş oluyor.
Sedef 21 - avatarı
Sedef 21
Ziyaretçi
22 Şubat 2009       Mesaj #325
Sedef 21 - avatarı
Ziyaretçi
KISIRLIK SORUNU TIROID HASTALIGINDAN OLABILIR

Prof. Dr. Metin Ozata
Endokrinoloji, Diabet ve Tiroit Uzmani

Tiroid hastaliklari kadinlarda adet duzenini ve yumurtlamayi bozarak gebe kalmayi onleyebilmektedir.
Cocuk istedigi halde gebe kalamayan kadinlarda yapilacak tetkikler TSH, serbest T3, serbest T4 ve anti-TPO antikor duzeyleridir. TSH duzeyi 1.5’dan yuksek olan bu tur kadinlarda tiroit hormon ilaciyla yapilan tedaviler faydali olmaktadir. Anti-TPO antikoru yuksek olan ancak gebe kalamayan kadinlarda da tiroit hormon ilaci verilebilir. Selenyum destegi de bu kadinlar icin faydali olabilmektedir.
Tiroid hormonlari fazla calisan kadinlarda ise ayri bir tedavi plani uygulanir.
Gebe kalamayan kadinlarda iyot yetmezligi olup olmadiginin da arastirilmasi gerekir. Iyot yetmezligi yumurtlamayi bozabilmektedir.
Tup bebek yaptirmak isteyen kadinlarin anti-TPO antikorlari yuksekse basarisizlik artmaktadir. Bu hastalarda aspirin veya dusuk doz heparin uygulamasinin faydali oldugunu bildiren calismalar yayinlanmistir.
karayel - avatarı
karayel
Ziyaretçi
13 Mart 2009       Mesaj #326
karayel - avatarı
Ziyaretçi
Duygusal stresi en aza indirin


Ekonomik kriz ve seçim öncesi yaşananlar insanların ruh halini derinden etkiliyor. Bunun için duygusal stresi en aza indirin.


Olaylara daha hoşgörülü, daha esnek bir bakış açısı ile bakmak, yaşamı, ilişkileri bir ölüm kalım sorunu olarak görmemek gerektiğini belirten Psikolog Gülgün Sharafat, "Günlerce, aylarca yaşanan anlık öfkelerin, acıların, üzüntülerin bedelini hastalıklarla ödemek istemiyorsak, yiyip içtiklerimize olduğu kadar ne düşündüğümüze, duygularımızı nasıl yönettiğimize de dikkat etmemiz gerekiyor" dedi.
Pozitif Psikoloji uzmanı Gülgün Sharafat, günümüzde bir hastalık olarak değerlendirilen stresin aslında atalarımızın fiziksel tehlikelere karşı geliştirdiği otomatik bir savunma mekanizması olduğunu söyledi. Tehlike anında beynin savaşmaya ya da kaçmaya hazırlanmak amacıyla 'stres tepkisini' devreye soktuğunu kaydeden Sharafat, şunları söyledi:
"Arkadan gelen acı bir fren sesiyle hızla kendimizi kaldırıma atarız ya da kulağımızın dibinde vınlayan ani bir sesle başımızı eğeriz. Bu hızlı tepkileri yaratan zihnimiz, duyularımız aracılığıyla tehlikeyi algılar ve beynimiz saniyeler içinde karar verirken, beden eşlik eder. Kalp atışlarımız hızlanır, göz bebeklerimiz büyür, kanımız hızla ihtiyaç olan bölgelere akar. Yalnızca fiziksel tehlikeler sırasında değil, yoğun bir acı ya da üzüntü, işte, evde bir gerginlik, sıkıntı gibi duygusal stres durumunda da bedenimiz aynı tepkileri verir. İşte, evde yaşanan ani bir gerginlik ya da hep süregelen halledemediğimiz her olay ve her durum bu tepkileri milyonlarca kez yaşamamızla sonuçlanır.
Olaylara yüklediğimiz anlamlar, verdiğimiz önem, beklentilerimizin yüksekliği duygusal stresin gerçek kaynağıdır."
NE YAPACAĞIZ?
Duygusal stresi önlemek için pozitif düşünmemiz gerektiğini ifade eden Sharafat, "Hayattaki olayları, sizi mutsuz eden ekonomik krizi bir limon olarak düşünün. Eğer siz mermer olursanız, limon sizin üzerinizde beyaz leke bırakır. Tahta olursanız, parlatır. Pamuk olursanız, ıslatır. Şeker olursanız, o limondan limonata yapabilirsiniz" dedi.
"Ne yaşadığınızın önemi yok, yaşadıklarınızla nasıl baş ettiğinizin önemi var" sloganını herkesin dikkate alması gerektiğini ifade eden Sharafat, "Ekonomik kriz nedeniyle her işini kaybeden intihar etmiyor. Kimi köyüne dönüyor, kimi herşeye sıfırdan başlayarak hayata yeniden atılma gücünü kendinde buluyor. Üstelik başarılı oluyor. Olayların önemini, bizim verdiğimiz değer belirliyor. Yani bu hayatın sonu diyorsanız, doğru o zaman hayatın sonu. Kriz benim sonum diyenler maalesef yok oluyor. Ama kriz varoluşun bir süreci diyenler kalıyor" diye konuştu.
Son araştırmaların beyin hücrelerinin çalışmasına yöneldiğini kaydeden Sharafat, şunları söyledi:
"Bir limona bakan herkesin ağzı sulanır. Bunu sağlayan beyin hücrelerini biliyoruz. Ama bir insana 'limonu hayal et' dediğinizde o kişinin ağzı yine sulanır. Çünkü aynı hücreler çalışır. Bir başka örnek, kanser hastası olan bir insan ölmekten korkar. Ama hiçbir rahatsızlığı olmayan bir insan da ölmekten korkar. Bakın yine aynı hücreler çalışır. Yani beyin için farketmez. Bu nedenle pozitif düşünün. Olaylara daha hoşgörülü, daha esnek bir bakış açısı ile bakmak, yaşamı, ilişkileri bir ölüm kalım sorunu olarak görmemekten geçiyor. Günlerce, aylarca yaşanan anlık öfkelerin, acıların, üzüntülerin bedelini hastalıklarla ödemek istemiyorsak, yiyip içtiklerimize olduğu kadar ne düşündüğümüze, duygularımızı nasıl yönettiğimize de dikkat etmemiz gerekiyor."
HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
24 Nisan 2009       Mesaj #327
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi

regl1

Regl döneminde ve öncesinde yaşanan halsizlik, gerginlik, kan şekerinin düşmesi, yumurtalık bölgesinde ağrı, yorgunluk gibi olumsuz belirtiler beslenme düzeniyle doğrudan etkilidir!

PMS olarak tabir edilen mensturasyon öncesi sendromunda iştahta artış, tatlı yeme isteği görülebilir. Özellikle doğum kontrol hapı kullanan kadınlar yoğun tatlı yeme ihtiyacı duymaktadır.

Regl öncesi gerginliğin en önemli sebeplerinden biri de magnezyum eksiliğidir. Vücudun ihtiyaç duyduğu magnezyumu karşılamak için 1 adet elma yada 1 dilim beyaz peynir yiyebilirsiniz. B6 vitamini gerginlik seviyesinin düşürülmesinde etkilidir. Balık, patates, havuç gibi besinleri daha sık tüketmenizde fayda vardır.

Adet günlerinde vücuttaki çinko ve demirde azalma görülebilir. Günde 1 bardak süt veya bezelye yemek gerekli çinko takviyesini yapacaktır. Demir kaybını karşılamak için 1 yemek kaşığı pekmez veya 1 adet haşlanmış yumurta yemeniz yeterli olacaktır.Şiddetli karın ağrısı yaşadığınızda ağrı kesici ilaçlara başvurmak yerine doğal ağrı kesici meyvelerden biri olan muzu deneyin. Hem midenizdeki asit oranını düzenleyecek hem de yumurtalıklar üzerindeki ağrıyı hafifletecektir.

Kan kaybı, vücut direncinizi ve bağışıklık sisteminizi olumsuz etkiler. Regl döneminde pekmez, kabak çekirdeği, Antep fıstığı gibi gıdalar tüketerek yeni kan üretimini hızlandırabilirsiniz. Eğer aynı dönemde zayıflama diyeti uyguluyorsanız, içeriğinde hem demir hem de C vitamini bulunan, düşük kalorili roka sebzesini tüketebilirsiniz. Salata ve çorbalarınıza ekleyeceğiniz defne yaprakları kan üretimini hızlandırıcı özelliğe sahiptir.

Beslenmenizde özellikle dikkat etmeniz gereken nokta ise, regl dönemi boyunca 150 gramdan fazla kırmızı et yememeniz gerektiğidir. Yüksek miktarda kırmızı et tüketimi afet süresinin uzamasına neden olabilir.

Yoğun miktarda tuz alımına en aza indirmeniz gerekir. Çünkü, tuz vücutta su toplanmasına yani ödem oluşmasına neden olur. Olduğunuzdan daha kilolu görünebilirsiniz ve bu moralinizi bozabilir.

Regl olduğunuz günlerde metabolizma hızınız eski günlere oranla yükselmiş olsa da günlük ekstra kalori alımınızı 200 kalorinin üzerine çıkarmayın. Tatlı krizinizi atlatmak için tercihinizi dondurma, puding gibi sütlü tatlılardan ya da meyvelerden yana kullanın.

Özel günlerinizde olumsuz belirtileri en aza indirmek için beslenmenize dikkat etmeli, alkol, sigara ve kahve kullanımını azaltmaya özen göstermelisiniz. Aksi durumda, vücudunuz şiddetli tepkiler verecektir.

nünü - avatarı
nünü
Ziyaretçi
18 Mayıs 2009       Mesaj #328
nünü - avatarı
Ziyaretçi
Serviks Kanserine Geçit Vermeyin

kur0

Erken tespit edilmediği takdirde ölümle sonuçlanan serviks kanseriyle ilgili yeterli bilginiz var mı? Dünyada her iki dakikada bir serviks kanseri nedeniyle bir çok kadın yaşamını kaybediyor ve çoğu kimsenin hala duymadığı ve hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığından erken teşhis sansını da kaçırdığı bu kanser hakkında biraz bilgilenmeye ne dersiniz? Belki de korunmak için neler yapacağınızı bilerek kendinize ve cevrenizdeki kadınlara yardım edebilir ve hayat kurtarabilirsiniz.
kur1

15?45 yaşlarındaki kadınlarda, meme kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanser türü olan serviks kanseri HPV olarak adlandırılan bir virüsün bazı tiplerinin yol açtığı inatçı enfeksiyonlardan kaynaklanıyor. Her yıl yaklaşık 270 bin kadının ölümüne yol açan hastalığa karşı Türk Jinekoloji ve Obsterik Derneği önderliğinde ve GSK desteğiyle "Serviks Kanserine Geçit Verme" kampanyası başlatıldı.
kur2

Birçok ünlünün de gönüllü destek verdiği kampanyada kadınlar bilinçlendiriliyor ve önlem almak için birleşiyorlar. "Neden bu benim başıma gelsin ki?" diye düşünebilirsiniz. Fakat erken teşhis edilen kanser vakalarının, geç teşhis edilenlere oranla inanılmaz iyi sonuçlar verdiğini ve birçok hayatın da bu şekilde kurtulduğunu unutmamak gerekiyor.
kur3

Korunmak için neler yapmalı?
Serviks kanserine yol acan HPV tiplerine karşı aşılanma, bir kadının yaşamının risk altında olmasını önemli ölçüde azaltıyor. Teşhis için ise jinekologunuzdan alacağınız bir muayenede yaptıracağınız smear testi ile hastalık erken teşhis ediliyor. Smear testinde, Vajinanın iç duvarından alınan doku örneğini doktorunuz laboratuara yolluyor ve sonucu 1 hafta kadar kısa bir sürede alabiliyorsunuz. Bu testi yaptırmanın maliyeti ise 30 ile 50 TL arasında değişiyor.

Sedef 21 - avatarı
Sedef 21
Ziyaretçi
5 Temmuz 2009       Mesaj #329
Sedef 21 - avatarı
Ziyaretçi
NORMAL YUMURTALIK FONKSİYONLARI


Pcoscan

Polikistik over hastalığının nasıl oluştuğunu anlayabilmek için, yumurtalık fonksiyonlarının bilinmesi gerekir. Üreme çağında yumurtalıkların iki ana fonksiyonu vardır; bunlardan biri düzenli adet kanamalarının arasında yumurta üretimi, diğeri ise östrojen ve progesteron hormonlarının Salınmasıdır. Bu hormonlar yumurtayı döllenmeye ve Fallop tüplerini de embryo transferine hazırlar, ve döllenen embryonun rahimde tutunabilmesi için gerekli ortamı sağlar. Beyindeki hipofiz bezinden yumurta gelişimini uyaran hormon (FSH) ve yumurtanın olgunlaşarak çatlamasını uyaran hormonların (LH) salınımı ile yumurta gelişimini ve yumurtalıklarda hormon üretimini kontrol eder. Adet sonrasında FSH ve LH hormonlarının etkisi ile folikül gelişimi başlar, östrojen salgılayan her folikül bir yumurta içerir. Menstruel siklusun (adet dönemi) ortasında yumurtlama gerçekleşir. Baskın olan folikül çatlar ve yumurta Fallop tüplerine atılır, çatlayan folikülün hücreleri progesteron hormonu salgılar. Boş folikül büzüşür, ve oluşan sarı renkli yapıya korpus luteum adı verilir. Menstruel siklusun luteal faz denen ikinci döneminde korpus luteumdan östrojen ve çok miktarda progesteron salgılanır.

Eğer döllenme gerçekleşirse döllenen yumurta (embryo) Fallop tüplerinde üç dört gün geçirdikten sonra rahime gelerek endometrium denen rahimin iç tabakasına yerleşir. Östrojen ve progesteron rahmi embryonun tutunabilmesi için hazır hale getirir, ve embryonun besinini sağlar. Eğer döllenmiş yumurta rahme tutunamazsa bu hormonlar yumurtlamadan iki hafta sonra iyice azalır, ve rahimin iç tabakası dökülür, buda adet kanamasına neden olur. Menstrüel siklus tekrar başlar.


Polikistik Over Hastalığı



Beyindeki hipofiz bezi yeterli miktarda FSH ve LH hormonu salgılamazsa yumurtlama gerçekleşmez, ve folikül (yumurta) gelişimi menstrüel siklusun ilk döneminde durur. Bu yüzden östrojen ve androjen hormonları sürekli yüksek düzeylerde olur. Yumurtalıklar büyür ve kistler oluşur, buda daha fazla östrojen ve androjen (erkeklik hormonu) hormonu salınmasına yol açar. Artan hormon düzeyleri ve yumutlamanın olmaması kısırlığa neden olur. Artmış hormonlarla sürekli uyarılan endometrium (rahimin iç tabakası) kalınlaşır, ve buda fazla ve düzensiz kanamaya yol açar. Yüksek dozdaki östrojenin endometrimu sürekli uyarması sonucu yıllar içinde rahim kanseri gelişebilir. Artmış androjen (erkeklik hormonu) düzeyleride aşırı kıllanmaya neden olur.

Polikistik Over Hastalığının Tanısı
Polikistik over hastalığının tanısı hastanın yakınmaları ve muayenesi ile kolaylıkla konabilir. Tanının doğrulanabilmesi için kan hormon düzeylerinin ölçümü gerekir. Ultrason incelemesi ile yumurtalıklardaki kistler belirlenir. Eğer hastalık uzun süreden beri devam ediyorsa rahimden parça alınarak değerlendirilir.


Polikistik Over Hastalığının Nedenleri
Yumurtalıkların fonksiyonunu bozarak polikistik over hastalığına neden olan birçok faktör vardır. Bilinen bazı nedenler;


Şişmanlık
Polikistik over hastalığının en sık görülen nedeni şişmanlıktır. Yağlı dokular östrojen salgılar, buda beyindeki hipofiz bezinden yeterli FSH salgılanmasını engelleyerek yumurtlamayı engeller. Diabet (Şeker Hastalığı) İnsülin düzeylerinin yüksek olduğu diabetli hastalarda yumurtalıkların normal fonksiyonu bozulur ve polikistik over hastalığına benzer tablo gelişir. Hormonal Bezlerdeki Düzensizlik Böbrek üstü bezler veya diğer hormon salgılayan bezler çok aktif hale gelebilir ve polikistik over hastalığının bulgularını oluşturur. Fazla androjen (erkeklik hormonu) üretilmesi yumurtlamayı engeller. Adrenal bezlerden salgılanan androjenler yağ dokusunda östrojene çevrilir.

Polikistik Over Hastalığının Tedavisi

Tanısı konduktan sonra polikistik over hastalığının tedavisi kolaydır. Hasta ileride gebelik istemese bile mutlaka tedavi görmelidir, çünkü uzun süre yüksek düzeydeki hormonlara maruz kalınması rahim kanserine yol açabilir.


Kilo Verme Birçok polikistik over hastası kilo vererek normale dönebilir. Uzun süreden beri şişman olan kişilerin kilo vermesi zaman ve çaba gerektirir. Bu hastaların doktor kontrolü altında verilen diet programlarını uygulamaları ve ekzersiz yapmaları gerekmektedir.
Ovulasyon İndüksiyonu (Yumurtlamanın Uyarılması) Hastalığın tedavi edilmesindeki ana amaç kadının çocuk sahibi olabilmesi için yumurtlamanın uyarılmasıdır. Bu amaçla doktor kontrolünde bazı hormon ilaçları kullanılır. Klomifen aı verilen ilaç ile yapılan tedavi ekonomik, kolay ve yan etkileri azdır. Beyindeki hipofiz bezini uyararak yumurta uyarıcı hormonun salgılanmasını sağlar. Bazen yüksek dozda ve uzun süreli kullanımı gerekebilir. Klomifene cevap vermeyen vakalarda enjeksiyon ile uygulanan hormon ilaçları kullanılır. Bu ilaçlar yumurtalıkların daha fazla uyarılmasına ve çoğul gebeliklere yol açabilir.
Hormon Tedavisi Polikistik over hastalığının tedavisinde kullanılan en iyi hormon ilacı düşük doz doğum kontrol haplarıdır. Bunlar yumurtalıklardan hormon üretilmesini azaltarak yükselmiş androjen (erkeklik hormonu) düzeylerinin düşmesini sağlar. Eğer 35 yaşın üzerinde ve sigara içiyorsanız doğum kontrol hapları önerilmez. İleride hamilelik istenmediğinde ve androjen düzeylerinin çok yüksek olduğu hastalarda aylık progesteron tedavisi ile adetler düzenlenir.
Cerrahi İlaçlar ile tedavi sağlanamazsa laparoskopi ile lazer veya elekrokoter uygulanarak yumurtlama uyarılabilir.


Erken Tanı

Annesinde polikistik over hastalığı olan kadınlar dikkatli olmalıdır. Eğer adetlerin başlamasından beri adet düzensizlikleri varsa polikistik over hastalığı yönünden araştırma yapılması gerekir.


Sonuç

Polikistik over hastalığı aşırı kıllanmaya, adet düzensizliklerine, aşırı kanamalara, yumurtlamanın olmaması ve kısırlığa yol açar. Hastalığın nedeni kesinlikle bilinmemesine rağmen hastalık başarı ile tedavi edilebilir.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
16 Ekim 2009       Mesaj #330
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Kadınlarda Sık Görülen Başlıca Hastalıklar

Biyolojik ve hormonal nedenlerden dolayı kadınlar bazı hastalıklara, erkeklere oranla daha sık yakalanıyorlar. Kadın olarak, yaşamımız boyunca önümüze çıkacak hastalıkların ve sağlık problemlerinin neler olduğunu bilirsek, bunlara karşı gerekli önlemleri de zamanında alabiliriz.

Kadınlarda yaş dağılımına göre sık görülen önemli hastalıkları, kısaca şöyle tanıtabiliriz:

12-21 Yaş genç kızlık dönemi

Yeme Bozuklukları (Anoreksia ve Blumia) :
Özellikle genç kızlar arasında görülen en yaygın yeme bozuklukları "anoraksia" ve "bulimia" dır. Anoraksia, kişinin normal ve normalin üstünde bir ağırlıkta olmayı reddetmesidir.

Kişi zayıf olsa bile, kilo almak ve şişman olmakla ilgili yoğun korkusu vardır. Bu hastalık bayanlarda daha çok, adet öncesi ergenlik döneminde rastlanmaktadır. İleri yaşlarda ise, birey aylarca adet görmediğinden anoreksi'anın varlığından söz edilebilir.

Bulmia'da ise, psikolojik kökenli bir hastalıktır. Anormal yeme alışkanlığı ile kendini gösterir. Aynı zaman dilimi içinde, aynı şartlarda çoğu insanın yiyeceğinden daha fazla yeme alışkanlığı vardır. Bu dönemde hasta yeme kontrolünü kaybeder. Daha sonra kilo almayı önlemek için uygunsuz davranışlar gösterir.

Hasta kusar, laksatif ve diüretik ilaçlar alıp lavman yaparak ya da kusarak yediği yiyecekleri çıkarır. Aç kalırlar ya da aşırı egzersiz yaparlar. Her iki hastalığın da tedavisi için psikiterapiye ihtiyaç vardır.

Kansızlık (Anemi) : Kandaki hemoglobin değerinin azalmasından kaynaklanan anemi, kadınlarda genellikle demir eksikliğine bağlı olarak oluşur. Yetersiz demir alınması; normal beslenme sırasında gıdalar yoluyla alınan demirin yetersizliğinde görülür.

Sosyo-ekonomik düzeyi düşük toplumlarda, beslenme alışkanlıkları yanlış olan insanlarda daha sık görülmektedir. Yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi, çabuk yorulma, çalışma kapasitesinde azalma, sık hastalanma, iştahsızlık, bulantı, üşüme ve konsantrasyon bozukluğu gibi belirtiler gösterir. Kansızlık tedavisinde, uygun demir ilaçlarının hekiminiziniz önerdiği doz ve sürede kullanılması yeterlidir.

Depresyon : Depresyon, bir duygu durum bozukluğudur. Başlı başına bir hastalık olarak görülebildiği gibi, alkol, uyuşturucu, uyarıcı madde kullanımı, tedavi amaçlı ilaçların kullanımı, metabolik hastalıklar ve kanser gibi hastalıklara ikincil olarak da gerçekleşebilir.

Sürekli olarak kendini üzgün ya da boş hissetme, umutsuzluk, çaresizlik, değersizlik duyguları, sinirlilik, kolayca ağlama, halsizlik, günlük işlere karşı ilgide azalma, cinsel isteksizlik, uyku bozuklukları, intihar isteği, aşırı kaygı ve zihinsel faaliyetlerde yavaşlama gibi belirtilerle kendini gösteren depresyon, psikoterapi ya da ilaç tedavisiyle son bulabiliyor.

Kadınların daha fazla risk altında olmasının sebepleri arasında hormonal ve biyolojik etkenler yer alıyor.

Ağrılı Adet : Üreme çağındaki kadınların yarısından fazlasının problemi olan ağrılı adet, daha sık 16-22 yaşları arasında görülüyor. Bacaklara ya da bele vuran ağrı, bazen bulantı ve kusmaya da neden olabiliyor. Doktora danışılarak alınan bazı ağrı kesiciler, bitkisel ilaçlar, egzersiz gibi çeşitli çözümler öneriliyor.

İdrar Yolu Enfeksiyonları : Kadınlarda, oldukça sık görülen idrar yolu enfeksiyonları idrar torbasının (mesane) basit iltihaplanması veya diğer idrar sistemi organlarının (örneğin böbrekler) daha ileri düzeyde iltihaplanması şeklinde olabilir.

Alt üriner sistem ağrılarına yol açan sebepler arasında özellikle az su içme, seksüel ilişki, depresyon, hormonların etkisi sayılabilir. İdrar yanması, acil idrar yapma hissi, sık idrara çıkma gibi belirtileri olan idrar yolu enfeksiyonları ise, yine en çok kadınları vuruyor. Bunun tedavisi genellikle antibiyotiklerle sağlanıyor.

Hassas Bağırsak Sendromu (IBS) : Karın ağrısı, şişkinlik ve dışkılamada problemi olarak kendisini gösteren hastalık, kadınlarda erkeklere oranla üç kat daha sık rastlanan bir bağırsak hastalığıdır. Rahatsızlığınızı artırdığını düşündüğünüz yiyeceklerden uzak durmanız, sık sık ama az yemek yemeniz, bol su içmeniz, çok egzersiz yapmanız ve gaz yapan yiyecekleri az yemeniz tüketmeniz önerilebilir.

25-50 Yaş doğurganlık ve olgunluk çağı

Jinekolojik Problemler :
Adet kanamaları, rahim, yumurtalık hastalıkları, myom, over kistleri, kısırlık, kürtaj, rahim ağzı hastalıkları, dış gebelik, düşükler, doğum sonrası problemler, jinekolojik kanser türleri, endometriozis en yaygın kadın hastalıkları arasında. Tüm bu belirtiler, düzenli olarak yaptıracak tetkiklerle ve kontrollerle zamanında önlem alınarak tedavi edilebilir.

Meme Hastalıkları : Kadınlarda rastlanan tüm kanser türleri arasında yüzde 41 gibi yüksek bir oranı oluşturan meme kanserinin belirtileri özellikle 40 yaşından sonra başlıyor. Kadınların bu yaştan sonra gerekli tetkikleri yaptırması gerekiyor.

Meme hastalıklarının belirtilerini şöyle sıralamak mümkün: Meme iltihabı, meme başı akıntısı, meme başının asimetrik bozukluğu, ele gelen ağrısız ağrılı kitleler, meme üstünde yaralar ortaya çıkması, meme cildinde damarlarda meydana gelen belirginleşmeler, koltuk altında ele gelen kistler. Meme hastalıkları, diyet yanlışları, sigara, kafein, uzun dönem ostrojen kullanımı gibi sebeplerden oluşabiliyor.

Tiroid Hastalıkları : Dünyada yaklaşık 200 milyon insanda tiroid hastalığı bulunmaktadır. İyot yetersizliğinin neden olduğu "basit guatr", kadınlarda en çok rastlanan tiroid hastalıkları arasında gelir.

Tiroidin çok çalışması halinde (Hipertiroidizm); çarpıntı, kilo kaybı, sıcağa tahammülsüzlük, aşırı terleme, ishal, sinirlilik, titreme gibi belirtiler görülür. Yine tiroidin az çalışması halinde ise (Hipotiroidizm); soğuğa karşı tahammülsüzlük, halsizlik, yorgunluk, kabızlık, hatırlama güçlüğü, yorgun ve zayıflamış kalp hızı, ciltte kuruma, saç ve kaş dökülmesi, kas güçsüzlüğü ve adet düzensizlikleri gibi belirtiler kendini gösterir.

Gebelik durumu tiroidin yüzde 30 oranında büyümesini sağlayabiliyor. Özellikle 45-55 yaş üstü kadınlarda tarama testi yapılmalı, özellikle ailede tiroid hastalığı varsa daha yakın takip edilmelidir.

Bel Ağrıları : Bel ağrısı, tüm dünya nüfusunun yüzde 85'e varan oranlarda, hayatlarında en az bir defa geçirdikleri ve tıpta çok sık rastladığımız bir sendromdur. Kadınlarda bel ağrıları erkeklere oranla daha fazla görülür. Bunun sebepleri arasında, kemik erimesi, doğum ve gebelik, obezite gibi durumlar sayılabilir. Bel ağrılarının ancak yüzde 2'si bel fıtığıdır. Bir kadın erken menopoza girmişse, önlem alması şarttır. Bel ağrılarında hareketli yaşam ve düzenli egzersiz çok önemlidir. Kilo verme konusunda aşırıya kaçmamak, sigarayı bırakmak daha erken taramaya girmek gerekiyor.

Hassas Bağırsak Sendromu : Kadınlarda erkeklere oranla 4 kat daha sık rastlanan bir bağırsak hastalığı olan "Hassas Bağırsak Sendromu", karın ağrısı, şişkinlik, bağırsak hareketleriyle ilgili alışkanlıklarda görülen değişmeler, bazen kabızlık, gibi belirtilerle kendini gösterir. Bu şikayeti olan hastalar, sık sık ama az yemek yemeli, taze meyve ve sebze lifli yiyecekler yemeli, uyku saatine yakın bir şey yememeli, bol su içmeli ve gaz yapan yiyeceklerden uzak durmalıdır. Hassas bağırsak sendromu kronik bir olaydır. Yaşamınız boyunca arada sırada tekrarlayabilir. Hastanın belirtileri azaltmak için bir doktora görünmesi şarttır.

Multipl Skleroz (MS) : Multipl Skleroz (MS), beyin ve omurilikten oluşan merkezi sinir sistemine ait bir hastalıktır. Omurilikte "miyelin" adı verilen sıvının giderek azalmasından kaynaklanır. MS, kadınlarda neredeyse erkeklerin iki katı bir oranda gözükür. Beynin konuşma, yürüme, görme gibi fonksiyonları üzerinde kontrolünü kaybetmesine neden olan hastalık, ileri dönemde tekerlekli sandalyeye mahkum olmaya kadar götürebiliyor. Görme bozukluğu, vücudun kısmen ya da tamamen güç kaybına uğraması, sendeleme, denge kaybı, dilde pelteleşme, aşırı halsizlik ve yorgunluk gibi belirtilerle kendini gösterir. Türkiye'de 35 bin kadar MS hastası olduğu tahmin ediliyor.

50 yaş üstü menopoz ve yaşlılık

Osteoporoz :
Halk arasında "kemik erimesi" olarak tanınan bu hastalık, genellikle kırıklar oluşana kadar sessiz seyreder. Gebelik, kötü beslenme, egzersiz yapmama, erken menopoz gibi sebeplerden dolayı, sadece kadınları ilgilendiren bir hastalıktır. 50 yaş üstü zayıf kadınlarda görülme sıklığı diğer kadınlara göre daha fazla.

Hastalığın seyrinde, bel ve sırt ağrıları, boyda kısalma, kemik ağrıları ve kamburlaşma görülebiliyor. Osteoporoz hastaları, kalsiyum alımına dikkat etmeli, sigara içmemeli ve bol bol egzersiz yapmalıdır.

Kalp Hastalıkları : Kroner kalp hastalıkları, gelişmiş ülkelerde kadın ölümlerinin en sık sebeplerindendir. Hipertansiyon, diyabet, sigara kullanımı, aşırı şişmanlık, doğum kontrol hapı kullanımı, psikolojik faktörler, evlilik problemleri kadınlarda koroner kalp hastalıklarına yol açabiliyor. B12 vitamini kullanımı, sigarayı bırakmak, egzersiz ve diyet başlıca önlemler.

Biz kadınlar, hayatımızın hangi döneminde olursak olalım kendimizle barışık olursak, vücudumuzdaki bazı değişiklikleri erken fark edip, bunlar için önlem alabiliriz


Benzer Konular

11 Aralık 2014 / ThinkerBeLL Sağlıklı Yaşam
19 Şubat 2013 / Demir YumruK Taslak Konular