Arama

Kadın Sağlığı - Sayfa 32

Güncelleme: 25 Temmuz 2014 Gösterim: 321.275 Cevap: 357
Sedef 21 - avatarı
Sedef 21
Ziyaretçi
9 Nisan 2008       Mesaj #311
Sedef 21 - avatarı
Ziyaretçi
Kasık ağrıları hakkında sorulanlar

Sponsorlu Bağlantılar
Kasık ve bel ağrısı kadınların doktora başvurmalarına neden olan en önemli yakınmalardan biridir. Kasık ağrıları (pelvik ağrı) kadınların günlük yaşamlarını, çalışma düzenlerini ve cinsel yaşamlarını etkiler. Ağrının başlama şekli, niteliği, şiddeti, yeri ve yayılması önemlidir.

Pelvik Ağrı

Ağrının ne demek olduğunu hepimiz biliriz. Yaralandığınızda ağrı hissedersiniz. Basit gibi görülen ağrı aslında son derece kompleks ve tedavisi zor bir durumdur. Pelvik ağrı hem yakınması olan kadınları hem de pelvik ağrıyı tedavi etmeye çalışan hekimleri yoran bir durumdur.Vücudunuzun bir yeri zarar gördüğünde hissettiğiniz rahatsızlık ağrıdır. Ağrının şiddeti her zaman zararın derecesi ile doğru orantılı değildir. Özellikle kronik ağrılarda ağrının şiddeti ve süresi değişir.

Ağrı bir sinir ucunun uyarılması ile başlar. Bu uyarıya sinir ucunun etrafındaki ısı artışı, basınç veya iltihaplanma neden olabilir.Bu sinirler beyne sinyaller gönderir, sinirlerin sayısı ve tipine görene beyne giden sinyaller değişiklik gösterir. Ağrı hissedebilmeniz için beynin aldığı sinyalleri yorumlaması gerekir, beyin Nörotransmitter adı verilen kimyasallar ile bu sinyalleri yorumlar. Endorfin ve seratonin olmak üzere iki tip nörotransmitter vardır, bu kimyasal maddeler aynı zamanda kişilerin kendini nasıl hissettiğini de etkiler.

Akut Pelvik Ağrı

Akut ağrı vücudunuzun herhangi bir yeri yaralandığında kimyasalların ani olarak salınması ile hissedilen ağrıdır. Yaralanmanın şiddeti ne kadar fazla ise ağrı o kadar fazla hissedilir. Yara iyileşmeye başladığında bu kimyasallar daha az miktarda salınır ve hissedilen ağrı azalır.

Akut pelvik ağrıya neler neden olur?

Karnınızın alt kısmında aniden başlayan ağrılara yumurtalık kistlerinin dönmesi veya patlaması, rahim, tüpler ve yumurtalıklardaki enfeksiyonlar, myomların dejenerasyonu ve dış gebelik neden olur. Ani batar tarzdaki şiddetli ağrılar kişinin hareket etmesini zorlaştırır. Ani başlayan ağrılara bulantı, kusma, ateş ve ishal eşlik edebilir.
point0 Üreme organlarının iltihabi hastalıları:
Pelvik enflamatuvar hastalık olarak adlandırılan bu durum da, vajinadaki enfeksiyon rahim ağzı, rahim, üreme kanalları, yumurtalıklar ve karın içindeki diğer organlara yayılır. Ağrı ile birlikte ateş, üşüme ve titreme gibi şikayetler de olabilir. Üreme organları üzerinde kalıcı bir hasar olmaması için erken teşhis ve uygun antibiyotik tedavisi gereklidir.

point0 Yumurtalık kistleri:
Yumurtalıklarda basit folikül kistleri, çikolata kistleri endometriozis kisti) yanı sıra kanser başlangıcı veya kötü huylu yumurtalık kistleri de görülebilir. Yumurtalık kistleri çoğunlukla çevre organlara bası yaparak veya nadiren yumurtalığın kendi etrafında kıvrılıp dönmesine nede olarak ağrıya yol açar.Basit yumurtalık kistleri klinik takip ve ilaç tedavisi ile tedavi edilebilir. Basit yumurtalık kistlerinin tedavisinde nadiren cerrahi müdahale gerekebilir. Diğer tip kistlerin tedavisinde cerrahi müdahale ve ilaç tedavisi gerekir.

point0 Dış gebelik:
Gebeliğin anne rahmi dışında oluştuğu duruma denir. Dış gebelik çoğunlukla yumurtalık kanallarında nadiren rahim ağzı veya karın içinde görülür. Büyüyen gebelik kesesi bulunduğu organın sınırlarını zorlar ve ağrıya neden olur. Gebelik ilerlediğinde bulunduğu organın yırtılmasına ve karın içine kanamaya neden olur. Dış gebelik vakit kaybedilmeden cerrahi olarak tedavi edilmelidir.


Myomlar akut pelvik ağrıya neden olabilir mi?

myomMyomların kendisi ağrıya neden olmaz. Myomların büyüdüğünde etraftaki organlara bası yaparak huzursuzluk ve ağrıya neden olabilir.Bazen myomlar dejenere olur, bu şiddetli ağrıya neden olabilir, bu ağrı birkaç gün içinde kendiliğinden geçer. Saplı myomların sapın dönmesi ile ani ağrıya neden olabilir. Bu durumda myomun cerrahi ile çıkartılması gerekir.

Kronik Ağrı

Kronik ağrı uzun süre devam eder. Kronik ağrıda ağrıya neden olan yaralanma iyileşse dahi ağrı devam eder. Kronik ağrılar fizik aktiviteyi kısıtlar ve kendinizi kötü hissetmenize neden olabilir. Kronik ağrı şikayeti olanlarda yorgunluk, bezginlik, uykusuzluk ve depresyon görülür. Ağrının kronikleşmesinin fiziksel ve psikolojik nedenleri vardır. Bu kronik ağrı yakınması olan kişilerin psikolojik problemleri olduğu manasına gelmez. Kronik ağrıda salınan nörotransmitterlar hem ağrıya hem de duygusal değişikliklere neden olur.

Kronik pelvik ağrıya neler neden olur?

Altı ay veya daha uzun süren ve adet kanaması sırasındaki ağrılardan farklı olan ağrılar kronik pelvik ağrılardır. Kronik pelvik ağrı sık görülen bir problemdir. Jinekologlara yapılan başvuruların %20'si kronik ağrı nedeni iledir. Jinekolojik problemler, barsaklardaki problemler, idrar yollarındaki problemler ve kas ağrıları kronik ağrıya neden olabilir.

Kronik ağrının nedenleri nasıl araştırılır?

Kronik ağrıya neden olan birçok jinekolojik ve jinekolojik olmayan neden vardır. Hekime başvurduğunuzda ağrıyı detaylı olarak tarif etmek gerekir. Ağrının yeri, ne zaman ortaya çıktığı, ne zaman artıp azaldığı, yemek yemekle veya hareket etmekle ilişkisinin olup olmadığı ve ağrıya eşlik eden diğer yakınmalar önemlidir. Ağrının nedeni araştırılırken vakayı jinekolog, ürolog, gastroenterolog ve ortopedistin beraber değerlendirmesi gerekebilir.

Pelvik enfeksiyonlar kronik ağrıya neden olur mu?

Rahim, yumurtalık ve yumurtalık kanallarındaki enfeksiyonlar ağrı, bulantı, kusma ve ateşe neden olur. Bu enfeksiyonlar daha çok akut ağrılara neden olur. Enfeksiyona bağlı kronik ağrı sık görülmez. Enfeksiyon nedeni ile kronik ağrısı olduğu düşünülen vakaların birçoğunda yapılan araştırmalar sonucu kronik ağrı nedeninin farklı olduğu tespit edilir.

Karın içi yapışıklıklar kronik ağrıya neden olur mu?

kasik3Enfeksiyonlar, endometriozis ve cerrahi işlemler sonrasında oluşan karın içi yapışıklıklar ağrıya neden olur. Yaralar iyileşirken oluşan nedbe dokusu karın içinde yapışıklıklara neden olur. Tüpler ile yumurtalıklar, rahim veya barsaklar arasında yapışıklıklar oluşabilir. Yapışıklıklar bu organların hareket edebilmesini engelleyerek ağrıya neden olur. Yapışıklıklara bağlı kronik ağrının tedavisi cerrahi ile mümkündür.

Endometriozis kronik ağrıya neden olur mu?

Enfeksiyonlar, endometriozis ve cerrahi işlemler sonrasında oluşan karın içi yapışıklıklar ağrıya neden olur. Yaralar iyileşirken oluşan nedbe dokusu karın içinde yapışıklıklara neden olur. Tüpler ile yumurtalıklar, rahim veya barsaklar arasında yapışıklıklar oluşabilir. Yapışıklıklar bu organların hareket edebilmesini engelleyerek ağrıya neden olur. Yapışıklıklara bağlı kronik ağrının tedavisi cerrahi ile mümkündür.

Endometriozisin erken safhalarında endometriozis yaralarının yırtılması ile kasık ağrısı oluşabilir. Bunun yanı sıra ilerleyen endometriozis vakalarında üreme organlarının birbirine yapışması ile hareketlerinin kısıtlanıp zorlaşması kasık ağrısına neden olur. Karın içi sıvının kimyasal yapısının değişmesinin de ağrıya neden olduğu düşünülmektedir. Çikolata kistlerinin yırtılmaları şiddetli ve ani başlayan ağrılara neden olur.

Rahmin pozisyon bozuklukları ağrıya neden olur mu?

Kadınların %20'sinde rahim geriye dönüktür. Rahmin ileri derece dönük olduğu durumlarda kan akımı bozulur ve ağrı görülür. Endometriozis veya diğer nedenler ile meydana gelen yapışıklıklar ve tümörler rahimde pozisyon değişikliklerine neden olarak ağrıya yol açar. İlaç tedavisi ile ağrının giderilmediği durumlarda rahim pozisyonunu düzeltmek için cerrahi girişim gerekebilir.

Zor doğumlar ağrıya neden olur mu?

Uzamış ve zor doğumlar sırasında rahim bağlarında yırtıklar oluşur, bu yırtıklar tam iyileşemediğinden ileride ağrıya neden olur.

Mesanedeki problemler kronik ağrıya neden olur mu?

Mesanedeki enfeksiyonlar pubis kemiğinin altında hissedilen ağrılara neden olur. Sık idrara çıkmak, idrar yaparken yanma ve ağrı, kanlı idrar yapmak da ağrıya eşlik eden yakınmalardır. İdrar örneğinin incelenmesi ile bu enfeksiyonların tanısı konur.
Üretradaki (idrar kanalı) kronik enfeksiyonlar da ağrıya neden olur. olur. Sık idrara çıkmak, idrar yaparken yanma ve ağrı üretral enfeksiyonlarda sık görülür. Bu yakınmaları baharatlı yiyecekler, kafein içeren içecekler ve alkollü içkiler arttırır.

İnterstisiyal sistit nedir?

İnterstisiyal sistit enfeksiyon belirtileri olmadan mesanenin içini döşeyen dokunun kronik inflamasyonudur (iltihaplanmasıdır). Bu durum ağrı, basınç hissi ve sık sık idrara gitme ihtiyacı hissedilmesine yol açar. Nedeni tam olarak bilinmeyen bu durumun tanısı sistoskopi (optik bir cihaz ile mesanenin incelenmesi) ile konur. Tedavisi oldukça zor olan bu durumda üroloji hekimine başvurmak gerekir.

Barsaklardaki problemler kronik ağrıya neden olur mu?

Basit bir kabızlık bile karın ağrısına neden olabilir. Barsaklarda görülen irritable bowel sendromu, inflamasyon ve enfeksiyonlar karın ve kasık ağrısına neden olabilir. Genellikle barsaklardaki problemlere bağlı ağrıya iştahsızlık, karında şişkinlik, kusma, kabızlık veya ishal gibi yakınmalar eşlik eder.

Kaslardaki problemler kronik ağrıya neden olur mu?

Kaslardaki gerginlik veya kas yaralanmalarına bağlı oluşan pelvik ağrılar jinekolojik nedenli ağrılarla karışır. Kas ağrıları genellikle aktivite ile artan ağrılardır.
Duruş ve oturma pozisyonundaki bozukluklar da sırt ve pelvik bölgede ağrılara neden olur.Spor yaralanmalarına bağlı kaslarda oluşan spazm ağrılara neden olur. Bu ağrılar duruş ve oturma pozisyonunun düzeltilmesi, sıcak-soğuk uygulamaları ve masaj ile azalır.

Ağrılı Cinsel İlişki

Organik veya psikolojik nedenli olabilir. Psikolojik nedenli ağrılar belli bir yerleşim göstermeyen künt ağrılardır. Hastaya detaylı bir inceleme yapıldıktan sonra hiçbir organik neden bulunamazsa ağrının psikolojik olabileceği düşünülür. Ayrıca rahim içi araç da (spiral) zaman zaman hareket ederek ağrıya neden olabilir. Bu ağrı kramp şeklinde veya batıcı niteliktedir.

Cinsel ilişki sırasında ağrıya neler neden olur?

Cinsel ilişki sırasında ağrıya neden olan problemler:
point0 Enfeksiyonlar; vajinal dokuya zarar vererek ağrıya neden olur.

point0 Östrojen (kadınlık hormonu) eksikliği; vajinal dokuların sağlıklılığını devam ettirebilmesi için östrojen gereklidir. Östrojen azaldığında vajina duvarını kaplayan dokular incelir, hassaslaşır ve elastikiyetini kaybeder. Cinsel ilişki sırasında gerilemeyen vajina tahriş olur ve ağrı hissedilir.

point0 Vajinal kuruluk; cinsel ilişki sırasında vajinal salgıların yeterli miktarda olmaması da ağrı ve hassasiyete neden olur. Enfeksiyonlar, hormonal değişiklikler ve menopoz bu duruma yol açabilir.

point0 Vajinismus; vajinal kasların istemsiz kasılması sonucu ortaya çıkan bu durum da ağrıya neden olur.

point0 Endometriozis ve cerrahi sonrası karın içinde oluşan yapışıklıklara bağlı ağrı daha derinde hissedilir.

point0 Rahim içi araç (spiral) de zaman zaman hareket ederek ağrıya neden olabilir. Bu ağrı kramp şeklinde veya batıcı niteliktedir.

Pelvik Ağrı Tedavisi

Kronik ağrı tedavisi için hangi ilaçlar kullanılır?

Kronik ağrı tedavisinde ağrıya neden olan prostoglandin adı verilen maddelerin salınmasını önleyen ağrı kesici ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar ağrı hafifken alındığında ağrının şiddetlenmesini engeller.

Kronik ağrı tedavisinde kullanılan diğer yöntemler nelerdir?

Kronik ağrı tedavisi ağrıya neden olan hastalığın belirlenerek tedavi edilmesi ile yapılır. Ağrı kesiciler, akapunktur, psikolojik destek ile ağrının geçici olarak tedavi edilmesi mümkündür.

Kronik ağrı tedavisi için histerektomi yapılmalı mı?

Çok ağır endometriozis vakaları ilaçla veya cerrahi olarak odakların temizlenmesi ile tedavi edilemediğinde, kişi istediği kadar çocuk sahibi olmuşsa histerektomi yapılabilir. Histerektomi yapılmadan önce kronik ağrının kesin nedeninin belirlenmesi gerekir.

Laparoskopik uterin nevre ablation (LUNA)

Ağrının giderilmediği durumlarda başvurulan yeni bir ameliyat türü ise rahme uzanan sinirlerin kesildiği ve laparoskopik uterin nevre ablation (LUNA) olarak adlandırılan ameliyattır. İlaç tedavisine ve klasik cerrahi girişimlere cevap vermeyen durumlarda LUNA kesin çözüm olabilir. Ağrı tedavisinde hastalara psikolojik destek de faydalıdır.


drzombie - avatarı
drzombie
Ziyaretçi
9 Nisan 2008       Mesaj #312
drzombie - avatarı
Ziyaretçi
Polikistik Over Sendromu printButton Polikistik over sendromu (PCOS, Stein-Leventhal Sendromu), en sık 30 yaş altı kadınlarda görülen ve yumurtalıklarda çok sayıda küçük yumurta kistleri ile tanımlanmış bir hastalıktır. PCOS hastalığında adet düzensizliği, kısırlık, kıllanma, şişmanlık, kan şekeri düzensizlikleri çok sık görülür.
Uzun yıllardır yoğun araştırmalara konu olan bu hastalığın tek bir hastalık olmadığı düşünülmüştür. Beyin sapı, yumurtalık ve böbrek üstü bezlerinin birlikte tutulmasıyla ortaya çıkan karışık ve çok değişik bulgu ve belirtilere yol açan bir tablodur. Hastalığın temelinde hipofiz bezinden salgılanan LH ve FSH hormonlarının anormal şekilde salınması yatar.
Sponsorlu Bağlantılar
Bu dengesizlik sonucu her ay düzenli olarak yumurtlama olmaz. LH'daki artış overde erkeklik hormonu yapımını arttırır, salgılanan erkeklik hormonları (androjenler) yağ dokusunda östrojene dönüşür ve bu artış LH üretimini tetikleyerek kısır döngü ortaya çıkar. Bu kısır döngü kilo kaybı veya yumurtalıkların baskılanması veya yumurtlamanın uyarılması ile kırılabilir. Yine kilo fazlalığına bağlı olarak insüline karşı bir direnç ortaya çıkmakta ve hormonal denge bozularak diabete (şeker hastalığı) eğilim ortaya çıkmaktadır . Polikistik over hastalığı üreme çağındaki kadınların %3 ile 10'unu etkileyen yaygın bir tablodur.
pcos 2Yüksek östrojen düzeylerine bağlı olarak rahim kanseri riski oluşturması bir diğer önemli sağlık problemidir. İlk kez 1935 yılında Stein ve Leventhal tarafından tanımlanan bu sendromun günümüzde hala kesin nedeni tam olarak bilinmemekte ve bu nedenle tedavisi konusunda da bir fikir birliği sağlanamamaktadır.

Belirtiler
Hastalık genellikle adet düzensizliği, sivilce, yağlı cilt, kıllanma, infertilite (kısırlık) ve kilo artışı gibi belirtilerle ortaya çıkar. PCOS ilk kez ergenlik döneminde adet kanamalarının başlaması ile tanınır. Bu dönemde adet düzensizlikleri en önemli belirtidir ve neredeyse hastaların %75'inde görülür. En sık rastlanılan düzensizlik seyrek adet görme şeklindedir. Normal bir kadında iki adet arası 21-35 gündür. PCOS’ da genllikle 35 günden uzun aralıklarla adet görme(yılda ortalama 4-6 kez) söz konusudur.
Zaman zaman 6 aydan uzun adet görmeme (amenore) olabilir. Gecikmeyi takiben görülen kanama genelde fazla miktarda ve uzun süreli olur. Bu düzensizlik yumurtlama olmadığının bir işaretçisidir. Yeni adet görmeye başlayan genç kızlarda PCOS olmasa bile bu tür bozukluklar ilk 2 yıl boyunca normalde de görülebilir. Adet düzensizliği nedeni ile hekim kontrolü dışında doğum kontrol hapı gibi düzenleyici ilaçların kullanılması PCOS tanısını geciktirebilir.
Androjenler erkekleştirici hormonlardır (testosteron gibi) ve erkeklerde yüksek miktarlarda bulunurken kadınlarda çok düşük miktarlarda salgılanırlar. PCOS hastalarında androjen hormonları olması gerekenden daha fazla miktarlarda bulunur ve bunun sonucu erkek tipi kıllanma, sivilce ve hatta erkek tipi saç dökülmesi ortaya çıkabilir.Yine androgenlerin etkisiyle vücutta yağ dağılımı da değişir. Hastaların % 40’ında şişmandır.
Bazen kilo verilmesi bile hastalığın şiddetini ciddi ölçüde azaltmaktadır. PCOS yumurtlama bozukluklarının olması ve adet düzensizliğinin görülmesi nedeni ile kısırlığın bir problem olarak ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Kısırlık her PCOS olgusunda görülmez. Bazı PCOS olgularında düzenli yumurtlama ve çok kolay gebelikler olabilir. Buna rağmen PCOS gebelikte gecikmelere ve kısırlığa yol açan önemli bir etkendir. PCOS’lu kadınlar genellikle gebe kalmak için tedaviye gereksinim duyarlar.

Tanı
Polikistik over sendromu tanısı klinik muayene bulguları, laboratuar tetkikleri ve overlerin ultrasonografik incelemesi ile konur. Tanı için değişik kriterler kullanılmaktadır. Bunlardan en çok kullanılan kriterler aşağıda sıralanmıştır;
  • Kanda erkeklik hormonlarının yükselmesi
  • Muayenede kıllanma, sivilce ve ciltte yağlanma gibi erkeklik hormonlarının yükselmesi ile ortaya çıkan belirtilerin varlığı
  • Seyrek adet görme veya seyrek yumurtlama
  • Şişmanlık(Vücut Kitle İnsdeksi -BMI- >25)
  • İnsülin direncinin artması (Açlık kan şekeri / Açlık İnsülini < 4.5 )
  • Vajinal Ulştrasonografi ile yumurtalıkta çok sayıda küçük yumurta kistinin(polikistik yumurtalık) görülmesi
  • Kısırlık
En değerli tanı yöntemlerinden birisi transvajinal ultrasonografi incelemesidir. Ultrasonografide yumurtalıklarda çok sayıda küçük kist saptanır. Bu kistler sadece birkaç milimetre çapındadır ve tek başlarına sorun yaratmazlar. Kistler gelişir ancak yumurtlama ile içlerindeki yumurta atılamaz. Zaman içerisinde bunların sayıları artabilir. Ultrasonda yumurtalığın dış kısmında, kapsülü altında inci taneleri gibi dizilmiş kistlerin görülmesi önemli bir bulgudur.
Bu görünüm pekçok sağlıklı veya PCO olmayan kadının ultrasonografik muayenesinde de tespit edilebilir.Ancak bu kadınlarda hormonal değerler ve klinik tablo tamamen normal bulunur. Genel olarak kadınların %20'sinde polikistik görünümlü yumurtalık vardır. PCOS ise bir belirtiler grubudur ve hastalığı ifade eder. PCO ve PCOS iki farklı tanımdır. Bazen PCOS tek yumurtalıktaki polikistik görünümle de karşımıza çıkabilir.
PCOS tanısında kan hormon değerleri de önemlidir. Kanda androjen düzeyleri artmıştır. Hipofizden salınan yumurtalığı uyarıcı hormonların salınımı bozulur ve LH /FSH oranı da artar. LH/FSH oranının 2'nin üzerinde olması PCOS lehine bir bulgudur. Adetin 21. günü bakılacak kan progesteron değerleri yumurtlama olup olmadığı hakkında bilgi verir.
Son yıllarda yapılan çalışmalar PCOS ile insülin hormonu arasında ilişki olduğunu göstermiştir. İnsülin pankreastan salınan bir hormondur ve hücrelerin şekeri (glikozu) kullanmalarını sağlar. PCOS'da hücrelerde insüline karşı bir direnç vardır. Bu nedenle pankreas durumla başa çıkabilmek için daha fazla insülin salgılar. Bu yüksek insülin düzeyleri yumurtalıkları etkileyerek yumurtlamayı engeller. Sonuçta androjenlerde artış olur. İnsülin direnci PCOS'lu zayıf kadınların %30'unda saptanırken şişman kadınlarda bu oran %75'e kadar ulaşmaktadır.
Ayırıcı tanıda Cushing hastalığı, kıllanmayla birlikte görülen psikolojik (amenore) adetten kesilme, böbrek üstü bezi tümörleri, ailevi kıllanma göz önünde tutulmalıdır.

Uzun dönemdeki riskler
PCOS'un uzun dönemde yaratabileceği sorunlar ve riskler hem insülin hem de androjen fazlalığına bağlıdır. Yüksek miktarlarda insülin uzun dönemde tip 2 diyabet yani şeker hastalığı riski oluşturur. Bu tür diyabet genelde sıkı diyet ve ağızdan alınan ilaçlar ile kontrol altına alınabilir. Kilo sorunu olan, tedavi edilmemiş PCOS hastalarının %25-35'inde 30'lu yaşlarda tip 2 şeker hastalığı ortaya çıkar.
PCOS'da görülen hormonal değişiklikler tansiyon problemlerini de beraberinde getirirler. Aynı zamanda bu hastalarda kolesterol yüksekliği de ortaya çıkabilir. Her iki durum da kalp hastalığı açısında yüksek risk oluştururlar.
Uzun süreli adet düzensizlikleri ve rahim içinin sürekli estrojenle uyarılmasına neden olan endometrium kanseri riskini arttırır. PCOS’lu ve yumurtlama olmayan hastalarda endometrium üzerinde estrojeni karşılayan progesteron hormonu yeterli olmadığından endometrium uzun süre sadece östrojene maruz kalır ve uyarılır ve bu nedenle kanser riski artar.
drzombie - avatarı
drzombie
Ziyaretçi
15 Nisan 2008       Mesaj #313
drzombie - avatarı
Ziyaretçi
HİPERTRİKOZ
Vücutta kıl fazlalığına hipertrikoz (Hypert-richosis) adı verilir. Fazla kıllılık erkekler için çoğunlukla dert değildir, fakat bir ka­dın için ciddi bir sorun olabilir. Kadınların özellikle alt ve üst çenelerindeki fazla kıl çıkmasının iç salgı bezleriyle ilgili olduğu bilinmektedir. Bezlerin aşırı çalışması kıl­ların aşırı büyümesine yol açabilir. Kadın­larda kılların aşırı büyümesi, menopozu geçtikten sonra olur. Aşırı kıllılığın gideril­mesinde 3 farklı yol bilinmektedir. En gü­venlisi ve genellikle en çok önerileni elek­trik iğnesi kullanılarak yapılan epilasyon-dur. Bu yöntem hem doktor hem de tedavi altındaki kadın için sabır ister. Epilasyon iğnesi kıl köküne sokulur ve kısa bir an için hafif akım verilir. Bir tedavide yalnız 10-15 kıl giderilebilir. Üst dudakta 1200-1500 kılolabileceğinden çok zaman gerekir. En iyi operatörlerin yaptığı epilasyonda bile kıl­ların % 10-50′ye kadar değişen bir miktarı (kıl bezlerini tahrip etmekte kullanılan âkı­mın etkinliğine bağlı olarak) yeniden çıkar.
Aşırı kıllanmanın röntgen ışınları ile gide­rilmesinin tehlikeleri vardır. Sonuçları be­lirsiz ve tehlikesi çok büyük olan bu yön­tem istisnai durumlar dışında kullanılma­malıdır. Kılları yok edecek kadar x ışını do­zu aynı zamanda ciltte kalıcı yaralara yol açabilir.
Aşırı kıilanmadan kurtulmanın geçici çare­leri ise tıraş etmek, sünger taşı ile ovuş­turmak, tüy döküoü merhem kullanmak, ağda yapmak ve diğer yöntemlerdir. Hid­rojen peroksit de bazen tüyleri ağartmak için kullanılır.
firstlady - avatarı
firstlady
Ziyaretçi
26 Ağustos 2008       Mesaj #314
firstlady - avatarı
Ziyaretçi
Genital Hijyeni Korumanın 10 Altın Kuralı
KURAL 1
Doktorunuz aksini önermedikçe vajinanın içini yıkamaya yönelik üretilen hijyen ürünlerini kullanmamalısınız.
Vajina kendini sürekli yenileyen bir organdır. Bu nedenle vajinanın içine bu maddelerin sokularak "temizlik" yapılmaya çalışılması anlamsızdır ve vajinanın laktobasil/asit ortamının zarar görmesine neden olabilir. Bu ürünlerle dış genital bölgenizi temizlemenizde bir sakınca yoktur.
Genital bölgenin gereğinden fazla yıkanarak hijyen sağlanmaya çalışılması vajinanın laktobasil/asit ortamının zarar görmesine katkıda bulunabilir.
KURAL 2
Tuvalet sonrası temizlikte temizliğin önden arkaya (vajinadan anüse doğru yapılması) çok önemlidir.
Temizliği anüsten vajinaya doğru yaptığınızda dışkıdaki kalınbağırsak bakterileri vajinaya ve buradan da idrar borusu yoluyla mesaneye bulaşabilir.
KURAL 3
Genital Bölgenin Kuru Kalması Önemlidir.
Mantar ve diğer bakterilerin nemli ve sıcak ortamlarda daha kolay üremesi nedeniyle genital bölgenin kuru kalması önemlidir. İç çamaşırınızı günlük değiştirmek, naylon yerine pamuklu iç çamaşırları tercih etmek, dar pantolon, çorap ve iç çamaşırı kullanmamakla bunu sağlayabilirsiniz.
KURAL 4
İlişki sonrasında ve diğer tüm zamanlarda idrar yapma ihtiyacı ortaya çıktığında ertelenmemelidir.
İdrar ihtiyacı ertelendiğinde mesanedeki bakteriler enfeksiyon yapmak için "zaman" bulurlar. Halbuki idrar yapılması bakterilerin idrarla birlikte vücuttan atılmasını sağlar.
KURAL 5
Tam hazır olunmadan (yeterli kayganlık oluşmadan) ilişkiye başlanmamalıdır.
Bu önlem mekanik tahrişe meydan vermemek açısından çok önemlidir. Gerekirse doktor önerisine göre kayganlaştırıcı ilaçlar kullanabilirsiniz.
KURAL 6
Adet Kanaması Döneminde Dikkat Edilmesi Gerekenler:
Adet kanaması döneminde olan kadına iş yaşamında, sosyal aktivitelerinde hareket serbestliği sağlaması, denize girebilme imkanı vermesi için üretilen vajinal tamponların kullanımında dikkat edilmesi gereken en önemli nokta tamponun sık aralıklarla yenisiyle değiştirilmesinin ihmal edilmemesidir. Vajinal tamponu yerleştirdiğiniz andan itibaren kanla temas sonrasında bakteriler hızla çoğalmaya başlar.
Vajinal tamponlar uygun kullanıldıklarında vajinanın doğal ortamını bozmazlar. Ancak uzun süre vajina içinde kaldığında bu tamponlar vajinit sorununun gelişimi bir yana, hayatı tehdit eden enfeksiyonlara bile neden olabilirler.
Toksik Şok Sendromu>>
Adet kanaması döneminde cinsel ilişkiyi yasaklamak için yeterli tıbbi neden olmamakla beraber, kendinizi bu dönemde yeterince rahat hissetmiyorsanız eşinize bu durumu iletmeli ve kanamalı dönemlerde ilişkiyi ertelemelisiniz.
Üst genital sistemi enfeksiyonlarının en sık adet kanaması döneminde gerçekleştiği düşünüldüğünden bu açıdan risk altında olan kadınlar (daha önceden geçirilmiş enfeksiyon, çok eşli yaşam veya eşin çok eşli yaşam sürmesi gibi) bu dönemde ilişkide bulunmaktan kaçınmalıdırlar.
KURAL 7
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) açısından risk altında olan biriyle cinsel ilişkiye girdiğinizde eşinizin prezervatif kullanmasını istemek sizin en doğal hakkınızdır.
Bunu sağlayamayacağınızı düşündüğünüzde kadın prezervatifinden faydalanabilirsiniz
Unutmayın: Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) erkekten kadına daha kolay bulaşırlar.
CYBH korunma>>
KURAL 8
Genital Temizlikte Dikkat Edilmesi Gerekenler:
Ağda ve jilet genital kılların giderilmesinde oldukça etkilidir. Lakin bu iki yöntem kıl köklerinin enfeksiyonunu kolaylaştırır ve genital bölgenin daha kolay tahriş olmasına neden olur. Genital bölge için geliştirilmiş aletlerden faydalanmak veya makas kullanmak özellikle genital bölgeleri enfeksiyona ve tahrişe duyarlı kadınlarda daha iyi bir seçenek olabilir.
KURAL 9
Tuvalette Alınması Gereken Önlemler:
Klozet kapağının üzerine serilen tek kullanımlık kağıtlar ülkemizde de giderek yaygınlaşmakta ve hatta büyük marketlerde bu kağıtlar herkesin cebinde taşıması için uygun bir şekilde paketlenmiş olarak satılmaktadır. Bu kağıtları mutlaka kullanmalısınız.
Tuvaletlerde diğer bir sorun da tuvaletin içindeki kirli suyun sıçrayarak genital bölgeye değmesidir. Bunu önlemek için kirli suyun üzerini tuvalet kağıdıyla kaplayabilirsiniz. Bunu yapmak mümkün olmadığında dezenfektan madde içeren "mavi su verici tabletlerden" faydalanabilirsiniz.
KURAL 10
Her Kadın Düzenli Olarak Jinekolojik Muayeneden Geçmeli Ve Belirti Ve Bulgulara Duyarlı Olmalıdır.
Kadınlar hiçbir sorunları olmasa dahi yıllık jinekolojik muayene için başvurmalıdırlar. Bu, belirti vermeyen veya geç belirti veren hastalıkların tanı ve tedavisi açısından çok önemlidir.
karayel - avatarı
karayel
Ziyaretçi
15 Eylül 2008       Mesaj #315
karayel - avatarı
Ziyaretçi
KADINLAR NEDEN DAHA UZUN YAŞAR?





Tüm dünyada - istisnasız - kadınlar erkeklerden daha uzun yaşıyor. Kadınların lehine olan bu farklılık Hindistan'da 1 yıl, Çin'de 4 yıl, ABD'de 7 yıl, Türkiye'de 6-8 yıl, Rusya'da 12 yıldır. İşte muhtemel açıklamalar!


Kadınlar sağlıklarına daha düşkünler ve sağlık sorunlarına karşı daha duyarlılar. Doktorlarına daha sık ve daha erken başvururlar, sağlık kontrollerini daha düzenli yaptırırlar. Önerilere de dikkatle uyarlar.

Daha az sigara, alkol, kahve ve bağımlılık yapan maddeler kullanırlar.

İşyeri ve çevresel kirlenmelere yol açan toksinlerle daha az temas ederler.

Trafik kazaları, işyeri kazaları, intihar ve cinayet gibi beklenmedik sebeplerle ölümler kadınlarda daha düşüktür.

Daha iyi ve daha dengeli beslenirler.

Aile ilişkilerine yüksek düzeyde bağlılık ve önemseme, aileye ve topluma aidiyette duygusal samimiyet, dostluk, arkadaşlık, komşuluk duygusu gibi iyilik hali veren ruhsal yapılanmalar kadınlarda daha yüksektir. Dini duygular ve düşsel bağlar daha gelişmiş seviyededir.

Çok eşlilik eğilimi ve heteroseksüel ilişkiler kadınlarda daha az, seksüel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma oranı daha düşüktür.

Kolesterol yüksekliği ve damar sertliği sorunu erkeklere oranla daha azdır. Kalp ve damar hastalıklarının sıklığı daha düşüktür.
Sonuç: Kadınlar sağlıklı yaşamın bedensel ve ruhsal kurallarına daha uyumlular. İkinci zarlarını daha doğru atıyorlar ve daha uzun yaşıyorlar.
karayel - avatarı
karayel
Ziyaretçi
15 Eylül 2008       Mesaj #316
karayel - avatarı
Ziyaretçi
Menopoz için yıllık kontrolleri ne sıklıkta yaptırmak gerekir?

Menopozun belirtileri nelerdir? Öncesinde hangi testler yaptırılmalı? Muayeneler ne sıklıkta yapılmalı? Uzmanlar yanıtlıyor...

Soru: Yıllık jinekolojik muayene kontrollerimi ne sıklıkta yaptırmam gerekir?</B>

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Habibe Seyisoğlu:

Yılda bir kez smear testi ve jinekolojik muayene, kadınları jinekolojik kanserlerden koruyup, erken tanı sağlayabiliyor. Yapılan tetkikler kadının yaşına göre farklılık göstermektedir. Genç yaş grubundaki üreme çağındaki kadınların cinsel aktivitenin başlangıcından itibaren yılda bir jinekolojik muayene, vajinal smear tetkiki, meme muayenesi, ultrasonografik muayene ile rahim yumurtalık ve rahim içi zarı değerlendirilmesini mutlaka yaptırması gerekiyor.

40 yaş üzeri hastalarda ise bunlara ek olarak mammografi ve gerekirse meme ultrasonografisi, kan biyokimyası (kan lipidleri, açlık kan şekeri, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, tiroid fonksiyon testleri), gaitada gizli kan tetkiki yılda bir kontrol ediliyor.
Rutin sağlık taramalarında kadınlardan özgeçmişe ait detaylı sağlık bilgileri alınarak mevcut risk faktörleri belirleniyor. Takiben ultrasonografik değerlendirme eşliğinde jinekolojik muayene yapılıyor ve bu esnada vajinal smear alınıyor.

Gerek üreme çağında ve gerekse menopoz sonrası dönemde kadınlarda en sık yapılan tarama testi vajinal smear tetkikidir. Vajinal smear testi rahim ağzı kanserlerinin erken tanı ve taramasında kullanılan bir testti.



Menopozun belirtileri nelerdir? Öncesinde hangi testleri yaptırmalıyım?

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Birgül Karakoç ve Dr. Deniz Gökalp:

Menopoz döneminde doğurganlık çağı bitmekte ve overler fonksiyon bakımından saf dışı olmakta, kadın için doğurganlığın ortadan kalktığı yeni bir çağ başlamaktadır. Genelde olayın ortaya çıkmasının nedeninin overin yaşlanması olduğu kabul edilmektedir. Sonuçta kadın östrojen metabolizmasında azalma görüldüğünden, bu sürede görülen belirtilere "östrojen yetersizliği sendromu" da denilmektedir.

Genellikle bu devre 40 ile 60 yaş arasındadır. Menopoza girme yaşı toplumdan topluma değişiklik göstermektedir. Gelişmiş toplumlarda çeşitli çevresel etkilerin bu yaşı etkilediği kabul edilmektedir. Ülkemizde bu yaş 46,5-47 civarındadır. Kadınların yaşamını 1/4, 1/3'lük kısmı menopozda geçmektedir. Ortalama yaşam süresi tüm dünyada uzamış olduğundan bu dönemde koruyucu hekimliğine çok iş düşmektedir.

Kadınlarda 40 yaştan sonra her 5 yılda bir tam fiziki muayene, yıllık meme ve jinekolojik muayene, pap-smear testi, gerekirse cinsel yolla bulaşan hastalıkların taraması yapılmalıdır.

40'lı yaşlarda bir TSH ölçümü yapılmalı ve 60 yaştan sonra 2 yılda bir tekrarlanmalıdır.
50'li yaşlardan sonra gaitada gizli kan bakılmalıdır.

Yine 40'lı yaşlarda mammografik tetkike başlanması önerilmektedir.

Menopoz tanısı ağırlıklı olarak klinik açıdan konulmaktadır. Menopoza yakın dönemde adet kanamalarının karakteri değişik şekillerde olabilir. Hastanın adeti tamamen kesilebilir. Adet kanamasının hem süresi hem de miktarı kademeli olarak azalabilir ve bu en sık rastlanan tiptir.

Bazı kadınlarda kanama miktarı artar ve düzensiz olabilir. Bu durumda özellikle jinekoloğa başvurulmalıdır.

Kaynak: Milliyet
battik - avatarı
battik
Ziyaretçi
21 Ekim 2008       Mesaj #317
battik - avatarı
Ziyaretçi
tesekkürler
Daisy-BT - avatarı
Daisy-BT
Ziyaretçi
30 Ekim 2008       Mesaj #318
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi
*İnek sütünde 117 miligram kalsiyum bulunurken, dereotunda bu oranın 208 olması, dereotunun sütün alternatifi olarak görülmesine neden oluyor.*
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Bölümü Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, sütün alternatifinin dereotu olduğunu söyledi.
Adana Otizm Derneği`nin düzenlediği `Otizm Hastalığının Tedavisi ve
Beslenme` konulu konferansta konuşan Prof. Dr. Ahmet
Aydın, sütün
kalsiyum
bakımından en zengin besin olmadığını belirterek,`Dereotu sütten daha fazla kalsiyum içeriyor. İnek sütünde 117 miligram kalsiyum bulunurken, dereotunda bu oran 208`dir. Ayrıca dereotu magnezyum ve potasyum bakımından zengin olması bakımından da kemik sağlığına daha faydalıdır` dedi.
Prof. Dr. Aydın, dünyada en çok süt tüketen ülke olan ABD`de, yine dünyada en çok osteoporoz rahatsızlığının olduğunu bildirdi ve çocukların ve anne-babaların kemiklerinin kuvvetli olması için mutlaka dereotu tüketilmesini önerdi. İsveç`te yapılan bir çalışmada 50-85 yaşlarındaki menopoz sonrası kadınlarda süt tüketimi fazlalığının kırıkları azaltmadığının saptandığını kaydeden Prof. Dr. Aydın, şöyle konuştu:
`Benzer şekilde ABD`de hemşireler üzerinde yapılan araştırmada gerek süt,gerekse süt dışı kalsiyum tüketimi fazlalığının kalça kırıklarını azaltmadığı tespit edilmiştir. Çocuklarınızın ve
kendinizin kemiklerinin kuvvetli olması için mutlaka dereotu tüketin.
Dereotundaki magnezyum ve kalsiyum kemik gelişimi için oldukça önemli bir mineraldir.
Her memelinin sütü kendi yavrusunadır. 5- 6 milyon yıllık insanlık tarihinin sadece son 10 bin yılında insanlar başka memelilerin sütünü içmişlerdir.
Kendi annelerinin sütünü ise sadece hayatlarının ilk 2 yılında emerler, daha
sonraları hiç süt tüketmezlerdi. Fosil incelemeleri, taş devri
insanlarının kalın ve kırığa dirençli sağlam kemiklerinin olduğunu göstermektedir. Bu devre ait kemik örneklerinde osteoporoz yok denecek kadar azdır. Bunun nedeni de o devirde insanların sütten ziyade, daha çok yeşil sebze, ot türü yiyecekler tüketmesindendir.`

( Alıntı )
firstlady - avatarı
firstlady
Ziyaretçi
31 Ekim 2008       Mesaj #319
firstlady - avatarı
Ziyaretçi
ADET ÖNCESİ GERGİNLİK (PREMENSTRUEL SENDROM )

Premenstruel Sendrom (PMS) kadınlarda adet öncesi dönemde adetten yaklaşık 1 hafta önce başlayan ruhsal ya da fiziksel bir takım sıkıntılara ve gerginliklere verilen isimdir. Bu belirtiler genellikle adetin başlamasına 1 hafta kala ortaya çıkar ve adet görülmesiyle birlikte sıkıntılar azalır ve birkaç günde kaybolur.
Adet öncesi sıkıntılar özellikle yetişkin üreme çağındaki kadınların karşılaştıkları bir sorundur ve bazen normal hayatını engelleyen biri durumdur. Her yıl yaklaşık 12 kez adet gören bir kadın için her 7-10 gün gibi sıkıntılı bir dönem yılda toplam 3-4 ay sıkıntılı bir dönemi ifade eder ki bu büyük bir rakamdır yaşamda ve kişinin hayat kalitesini düşürmektedir.
PMS ne sıklıkta görülür?
Aslında her kadında adet öncesi dönemde bazı belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtilerin amacı kadının adet olacağından haberdar edilmesi ve böylece hazırlıksız yakalanmasının engellenmesidir. Bu belirtiler kadınların yarısından daha azında rahatsız edici, ancak dayanabilecek şiddette olurken, %5 kadında oldukça şiddetli belirtiler ortaya çıkmaktadır. Burada premenstruel (adet öncesi) belirtiler ile premenstruel sendrom arasındaki ayrımı yapmak önemlidir.
PMS kadının yaşantısını derinden etkileyen sosyal bir durum olarak kabul edilebilir. Amerikada yapılan istatistiksel çalışma bu ülkede kadınların adet öncesi dönemlerinde daha fazla suç işlediklerini ortaya koymaktadır. Aynı raporda tıbbi ya da psikiyatrik bir hastalık nedeniyle hastaneye yatırılan, intihara teşebbüs eden kadınların, çocuklarını normalde önemsenmeyecek ufak bazı şikayetler nedeniyle doktora götüren kadınlara önemli bir kısmını adet öncesine yakın günlerde oldukları görülmektedir.
PMS kimlerde görülür?
PMS Üreme çağındaki kadınlarda gözükse de; çok ender olarak ergenlik döneminden önce ve menapozda da görülebilir. Sıklıkla 30-45 yaş arsı kadınlarda gözükür. Ailevi bir eğilim söz konusu olmasına karşın sosyal ,sınıf ve ırksal farklılıklar göstermez. Doğum kontrol hapı kullananlarda belirtiler şiddetlenebilir.
PMS neden olur?
PMS'nin nedeni tam olarak belli değildir. Fakat; aşağıdaki şu maddeler üzerinde durulmaktadır.
Mineral yetersizliği (magnezyum , çinko)
Vitamin yetersizliği (A,B vitaminleri)
Hormonal dengesizlik (Progesteron yetmezliği ve diğer bazı hormanal bozukluklar)
Kan şekerinin düşük olması
Vücutta aşırı sıvı tutulması
Beyindeki bazı kimyasal ileticiler
Bastırılmış cinsel arzu
Psikolojik nedenler
PMS'nin belirtileri nelerdir?
PMS bazen tüm vücut sistemlerini ağır şekilde etkileyebilir ve bu durumda her organa ait belirtiler meydana gelebilir. PMS belirtileri hafif adet öncesi belirtileri şeklinde olabilir, doktora başvuracak kadar, ancak dayanılabilir şiddette olabilir ve iş kaybına, sosyal ilişkilerde sorunlara, kişide depresyona yol açacak kadar şiddetli olabilir.
PMS'nin ruhsal belirtileri depresyona, yorgunluk hissi, aşırı uyuma çevreye ilginin azalması, duygu durumunu dalgalanmalar, sinirlilik gerginlik, asabileşme, üzüntü hali, öfke, dikkat azlığı şeklinde olabilir.
Memelerin olgunlaşması, büyümesi ve ileri derecede hassaslaşması şeklinde meme belirtileri olabilir.
Vücutta ödemlere (su tutulumuna) ve değişik bölgelerde şişliklere yol açar. Bu dönemde vücut ağırlığında 2-3 kiloya kadar ağırlık artışı olabilir.
Baş ağrısı, bulantı-kusma, kabızlık, ishal, iştah artışı, aşırı susama alkole tahammülsüzlük, cinsel istek artışı, akne (sivilce) ortaya çıkması diğer sık gözlenen belirtilerdir.
PMS tanısı nasıl konur?
PMS tanısı koymak kolay değildir. Adet öncesi dönemde bazı şikayetlerle başvuran her kadına PMS tanısı koymak, kadının gereksiz yere bazı tedavilere ve bunların yan etkilerine maruz kalması anlamına geleceğinden ancak bazı kriterleri taşıyanların PMS tanısı konur. PMS'li kadınların genellikle kendi kendilerine tanı koyarak doktora başvururlar. Ancak bu kadınların çoğunda ya abartılmış premenstruel belirtiler söz konusudur ya da başka bir hastalık vardır. Tanının düzgün koyulup tedavinin doğru bir şekilde verilmesi için komple bir jinekolojik sorgulama ve muayene yapılmalı, bazı destekleyici laboratuar tetkikleriyle tanıya gidilmelidir.
PMS tanısı koymak için aşağıdaki kriterlerin mutlaka olması gerekir.
1-Belirtilere neden olacak bedensel bir bozukluk bulunmamalıdır.
2-Su toplanması, huzursuzluk, depresyon, gerilim gibi belirtiler bulunmalıdır.
3-Belirtiler düzenli olarak ortaya çıkmalı ve kaybolmalıdır. Bu belirtiler siklusun ikinci yarısında ortaya çıkmalıdır.
4-Adet döneminin ilk yarısında en azından 7 günlük belirtisiz bir dönem bulunmalıdır.
5-Birbirini izleyen 3 adet döneminde belirtilerin olması gerekir ve adet gördükten sonra belirtilerin 3 gün içinde kaybolmalıdır.
6-Belirtiler iş yaşamı, sosyal yaşamı ve kişisel ruhsal dengeyi etkileyecek kadar şiddetli olmalıdır. (yani tüm premenstruel belirtiler sendrom değildir.)
PMS nasıl tedavi edilir.?
Premenstural sendrom kadının kadınlığı gereği kanıtlamak zorunda olduğu bir durum değil, yardımcı olunabilecek ve de olunması gerekli bir düzensizliktir.
Burada yapılması gereken şey bir kadın hastalıkları uzmanına başvurmaktır. Hekiminiz sizi ciddi bir sorgulamadan ve muayeneden ve de gerekirse laboratuar tetkikinden geçirip, değerlendirecek, Psikiyatrist bir doktorla beraber ilaçlı veya ilaçsız tedavinizi düzenleyecektir. Kendi başınıza yapmaya kalktığınız her şey size belki daha fazla zarar verecektir.
İlaç dışı tedavi:
Henüz PMS'a tam olarak etkili ilaç bulunamamaktır. Belirtileri hafif ya da orta şiddetle olan hastalar için ilaç tedavisi dışında alınabilecek önlemlerden iyi fayda görülebilir. Bunlar;
Kadının durumu hakkında bilgilenmesi:
En önemlisi psikolojik destektir. Bunun bazı kadınlarda olabileceği, belirtilerin giderek kötüleşmeyeceğini aksine yaşı ilerledikçe azalacağı olayın hormonlara karşı dokuların bir tür hassas cevabı olduğu, bir çok kadında bu belirtilerin olduğunu ve tedavisi olan hastalık olduğunu bilmesi gerekir.
Gıdalar:
Kafein (kahve, çay, çikolata, kola ve bazı ağrı kesicilerde bulunur) PMS bağlı baş ağrılarının ve meme ağrılarının kötüleşmesine neden olabilir. PMS'li kadınlar siklusun ikinci yarısında (yumurtlama sonrasında) alkole karşı aşırı duyarlılık geliştiğinden bu günlerde alkol alınması PMS belirtilerin artmasına neden olabilir. Şişmeleri (ödem) olanlar için sigara azaltılmalı veya bırakılmalıdır. Çünkü nikotin vücutta su tutar hormonal salgısını uyarır. Sol tarafına yatılarak uyuması genel vücut ödemi olanlar da faydalıdır. Gerekirse tuz kısıtlanmalıdır. Yine diyette kırmızı et azaltılmalı balık , sebze ve meyve tercih edilmelidir.
Egzersiz:
Düzenli egzersiz PMS'nin belirtilerini azaltır. Muhtemelen bu durum beyin endorfin seviyesini artırıcı özelliğine bağlıdır. (Endorfin vücuttan salgılanan "morfin" dir ve rahatlatıcı gevşetici özellikleri vardır.) Ayrıca; vücudun oksijenlenmesini artırır.
Stressiz sağlıklı ve düzenli yaşam, gevşeme teknikleri meditasyon veya yoga gibi yöntemler faydalıdır.
Hobilerle ilgilenmek önemlidir.
İlaçla tedavi yöntemleri:
Yukarıda yöntemler yetersiz olduğunda veya baştan beri şiddetli seyreden PMS durumlarında ilaçla tedavi yapılır.
Doğum kontrol hapları: Bu ilaçlar özellikle beraberinde regl düzensizliği ve dismenore (adet sancısı) olan PMS hastalarında fayda gösterir. Ancak bazı kadınlarda doğum kontrol hapı kullanımı PMS'nin ruhsal belirtileri şiddetlendirebilmektedir.
Ağrı kesici - iltihap giderici ilaçlar: Belirtiler başlar başlamaz düzenli alındığında ve adetin ikinci-üçüncü gününe kadar kullanıldığında bu ilaçlar özellikle PMS ile beraber adet sancısı gibi ek belirtileri olan kadınlarda faydalı olabilmektedir.
GnRH analogları: Bu hormon ilaçları yumurtalıkları tamamen susturarak östrojen progestron salgısı sıfırlayan ilaçlardır. Dikkatli bir değerlendirme sonrası mutlaka doktor kontrolünde kullanılmaları gerekir. Uzun süre kullanıldıklarında kemik erimesi gibi ciddi sonuçlar doğurabileceklerinden tedavi süresi uzayacaksa beraberinde östrojen takviyesi yapılır.
Histerektomi (Rahimin alınması) : PMS'de tüm yöntemler başarısız kalındığında yumurtalıklarla beraber rahim ameliyatla çıkarılır. Ancak günümüzdeki etkili ilaçların sayesinde giderek az uygulanan bir tedavi biçimi haline gelmiştir.
Ödem (şişmeleri olanlar) için tedavi: Nikotin ADH (vücutta su tutan hormon) salgısını uyardığı için sigara azaltılmalı , en iyisi bırakılmalıdır. Sol tarafta yatılarak uyunması genel vücut ödemi olanlarda faydalıdır. Ödem tedavisinde bazı idrar söktürücüler fayda verebilirler.
Mastalji (meme hassasiyeti) için tedavi: PMS'li hastalarda mastalji tanısı konur ve fibrokistik hastalık gibi diğer meme ağrısı nedenlerinin ortaya çıkarılması için komple bir meme muayenesi yapılmalıdır. Mastalji tedavisinde memelerin alttan iyi destekleyen bir sütyenin gece gündüz kullanılması, kafein alımının kısıtlanması sigara içilmemesi çoğu hasta için yeterli olur. Gıdalarda yağın azaltılması, diüretik ve A, B, E vitamini kullanımı da bazı hastalarda olumlu sonuçlar verir. Gerekli durumlarda danazol ve bromokriptin gibi ilaçlar da kullanılabilir.
Ruhsal belirtileri için tedavi: Ruhsal belirtiler basit duygusal dalgalanmaları şeklinde olabileceği gibi ağır depresyon şeklinde de ortaya çıkabilir. Tedavide antidepressan ilaçlar ve gerekli durumlarda psikiyatrik değerlendirme sonucuna göre daha farklı ilaçlar kullanılabilir.
HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
13 Kasım 2008       Mesaj #320
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi
Türkiye'de Şişman Kadınların Yaşadığı İller


sisman1


Ekmeği zeytinyağına batırıp yiyen Çanakkaleliler şişmanlıyor. Ünlü Akdeniz diyeti ise buranın halkında işe yaramıyor, çünkü en obez bölge Akdeniz.. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Obezite ve Lipit Hipertansiyon Grubu tarafından yapılan araştırma tam 3 yılda tamamlandı. Araştırmaya 20 yaş üzeri, Türkiye'nin 7 bölgesi, 24 ilinden toplam 10 binin üzerinde kişi katıldı. Araştırmanın başkanlığını Prof. Dr. Fahri Bayram yürüttü.

En obezler Çanakkale'de:

Türkiye'de görülen obezite oranı kadınlarda erkeklerin iki katı. 100 kadından 40'ı obezken, erkeklerde 100 kişiden sadece 20'si obez. Bunun sebebi ise kadınların doğumdan ve menopozdan sonra kilo alması ve vücutlarında yağlanmanın artması olarak gösteriliyor. İllere göre obezite oranı en yüksek şehir Çanakkale.Bunun sebebini Çanakkalelilerin yeme alışkanlıkları oluşturuyor. Ekmeği zeytinyağına batırıp yiyenler, zeytinyağının faydalı olduğunu ve sınırsız tüketilebileceğini sanıyorlar. Oysa uzmanlar, zeytinyağının iyi kolesterolü yükseltme ve kötü kolesterolü düşürmede etkili olduğunu belirtiyor.

En zayıf kişiler ise Van'da bulunuyor:

Bunun nedeni de kişi başına düşen gelirin az olması ve sağlıksız beslenme alışkanlıkları olarak açıklanıyor.

Bel çevresi oranına bakıldığında:

Antalyalılar en geniş bel çevresine sahip kişiler olarak dikkat çekiyor.

Doğuda obez oranı düşük:

Araştırmaya göre, bel çevresi oranı ileride riskli hastalıkların ortaya çıkması bakımından önemli çünkü bel çevresi kalınlığı, kalp hastalığı, şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği gibi birçok hastalığın ortaya çıkmasında rol oynuyor.

Obez kişiler bölgelere göre dağıldığında:

Akdeniz Bölgesi ilk sırada geliyor. Akdeniz mutfağı hafif olmasına rağmen en fazla obez Akdeniz'de. Doğuya gidildikçe obez oranı da azalıyor. 100 kişiden 26'sının obez olduğu Doğu Anadolu son sırada yer alıyor.

Giresunluların kalçası fındıktan:

İllere göre bel ve kalça oranlarına bakıldığında Giresunlular kalçası en geniş obezler. Bunun sebebi ise devamlı yük ve fındık taşımaları. Giresun'da erkek obezlerin kalçaları da kadınlarınki gibi geniş. Giresun'u Kars ve Konya takip ediyor.

Bölgelere göre bel, kalça oranlarında:

Karadeniz birinci, Marmara ise 7'nci sırada yer alıyor.Yerleşim yerlerine göre,şehirde yaşayanlar köyde yaşayanlara göre daha fazla obez oluyor.

Benzer Konular

11 Aralık 2014 / ThinkerBeLL Sağlıklı Yaşam
19 Şubat 2013 / Demir YumruK Taslak Konular