Arama

Kadın Sağlığı - Sayfa 23

Güncelleme: 25 Temmuz 2014 Gösterim: 321.215 Cevap: 357
GusinapsE - avatarı
GusinapsE
Ziyaretçi
3 Haziran 2006       Mesaj #221
GusinapsE - avatarı
Ziyaretçi
Hamilelere sıcak uyarısı

Sponsorlu Bağlantılar
Kadın Sağlığı

Sıcak hava, hamilelerde sağlık problemlerine neden olabiliyor.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görevli Prof. Dr. Cüneyt Evrüke, yaz döneminde sıcaklık ve nem oranındaki artışın hamilelerde sağlık problemlerine neden olabileceğini söyledi.

Aşırı terlemenin neden olduğu kızarıklık ve kaşıntının mantara yol açacağını da belirten Evrüke, sürekli ılık duş almanın yararlı olduğuna da değindi.
Güneşin ve sıcağın yoğun olduğu 11.00 - 16.00 saatleri arasında çok zorunlu olmadıkça sokağa çıkılmaması gerektiğini de vurgulayan Prof. Dr. Cüneyt Evrüke, şapka takılmasını ve 15 - 45 faktörlük koruma sağlayan koruyucu losyon sürülmesini de önerdi.

Evrüke, hamilelerin, sırt ağrıları, varis, ayaklarda ödem ve terlemeden kaynaklanan mantarlara karşı giyim, spor ve beslenmeye dikkat etmeleri gerektiğini belirtti.

Pamuklu ve geniş kıyafetler
Hamilelerin giyim tercihlerini pamuklu ve geniş kıyafetlerden yana kullanmalarını da öneren Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Evrüke, topuksuz, ortopedik ve rahat ayakkabı tercih edilmesini de tavsiye etti

Hamilelikte beslenmeye de değinen Evrüke, ''başta tuz olmak üzere baharatlı, soslu ve en önemlisi az pişmiş etlerden kaçınılmalı, kızartma yerine haşlama türü yiyecekler tüketilmeli. Çünkü, gıdalardan kaynaklanan yaz ishalleri, hamilelerde ciddi sıkıntılar yaratır'' dedi.

''Yürüme ve yüzme ideal spor''

Prof. Dr. Cüneyt Evrüke, hamilelikte en ideal sporun ise yüzme ve yürüme olduğunu, tenis, binicilik, basketbol, voleybol ve bisiklet gibi ani hareket gerektiren ağır sporlardan uzak durulması gerektiğini belirtti.

Evrüke, havuzda hijyenik koşullara önem verilmemesi nedeniyle hamilelerin denize girmesini de önerdi.

''Uzun yolculuklar da risk yaratır"

Hamilelik döneminde yapılan uzun yolculukların risk yarattığına da değinen Evrüke, ''uzun uçak yolculuğu hem rakım hem de uçak fobisi nedeniyle risk taşıdığı için hamilelere önermiyoruz. Özel araçla yolculukta ise iki saatte bir mola verilerek 10 dakika kadar yürümede yarar var'' dedi.

Prof. Dr. Evrüke, hamilelerin, tartışma, stres ve gergin ortamdan uzak durması, ayrıca doktora sormadan hiçbir ilaç almamaları gerektiğini de söyledi.

Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
3 Haziran 2006       Mesaj #222
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Göğüs Bakımı
Günümüzün kadını güzel olmaya mecburdur. Her insanın az da olsa kusuru vardır, fakat istendikten sonra bunlar en aza indirilebilir , düzeltilebilir. Vücudu güzel olan insanın kendine güveni artar, morali ve sağlıgı iyi olur. Doğum , menapoz, yaşlılık ve hastalıklar nedeni ile kadınların göğüs, bel, karın, ve yüzü gibi bazı bölgeleri şeklini kaybeder. Bilinçli yapılan egzersiz ve bakımlar ile bunlar giderilebilir.
Sponsorlu Bağlantılar

GÖĞÜS BAKIMI

Dolgun düzgün göğüsler bayanların zarif, genç ve çekici görünmesinde çok etkilidir. Bütün bayanlar göğüslerinin güzelliğini ve sağlığını korumalıdırlar. Genç kızlarda göğüslerin büyümesi regl devresinde başlar ve 3-4 ay içerisinde normal büyüklüğüne ulaşır. Sütyen seçimi göğüslerin şekline göre seçilmelidir.

ramsstein - avatarı
ramsstein
Ziyaretçi
5 Haziran 2006       Mesaj #223
ramsstein - avatarı
Ziyaretçi
Parlak açık göz farları, gözleri daha büyük gösterir. Sedefli beyaz-grifarı gözkapağına ve alt kirpik dibine geçtiğinde, gözlerin daha aydınlık bir görünüm kazanacak. burnundaki hızma, makyajının havasını artıracak. Ayrıca hızmayı, burun kenarların genişse daha dar görünmesi için de kullanabilirsin.

Tırnaklarının daha renkli görünmesi için ojelerinle farklı şekiller yaratabilirsin. Önce, istediğin canlı bir renkte tırnaklarını boya. Ojen kuruduktan sonra üzerine ince uçlu bir oje fırçası kullanarak, ikinci bir renkle noktalar yap. Tek renk farla yaptığın göz makyajından sıkıldıysan, bu kez üç farklı renk kullanmayı deneyebilirsin. Ayrıca göz kalemi ile iki kaş arasına farklı şekiller uygulayarak Hint modasını da yakalayabilirsin. Örgülerini düz lastik tokalarla toplamak yerine, kıyafetinle aynı renkte, küçük boncuklu, çiçekli lastik tokalarla toplamayı dene. Böylece daha hoş bir görüntü yakalarsın. Genelde bu tip makyajlar için açık renkli parlak rujlar önerilir. Çünkü böylelilikle ışıltılı bir yüz kazanırız.

Önüne gelen saç tutamlarından rahatsız oluyorsan saçının bu bölümünü örüp klips tokalar takmayı ya da rasta yapmayı dene. Kırmızı-bordo renk farla iddialı bakışlar yaratabilirsin. Tırnaklarına çizgili bir görünüm kazandırabilirsin. Bunun için iki ya da üç farklı renkte oje kullanman gerek. Sürmeye en alttan başla. Bir sıra kuruyunca diğer sırayı sür. Makyajına uygun seçeceğin saç aksesuarları, görünümü bir kat daha zenginleştirecek. Saçını yandan ya da ortadan ayırdıktan sonra, ayırım yerine makyaj tonlarına uygun, saça yapışan küçük taşlar kullan. Gece dışarı çıkarken hareketli fönü tercih edebilirsin. Parlak bir büstiyer giyiyorsan, makyajında da sedefli tonları kullan.böylece bütün olarak ışıl ışıl görünebilirsin.
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
5 Haziran 2006       Mesaj #224
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
DEKOLTE BAKIMI

Vücudun en hassas bölgesi olan dekoltenizin kusursuz olması için 10 ipucu.
1.Güneşe çıkmadan önce koruyucu ürünler kullanın.
2.Göğsünüzde küçük sivilceler oluşmuşsa,o bölgeye bakım maskesi uygulayın.
3.Göğüs bölgesini sık sık nemlendirmeyi ihmal etmeyin.
4.Sütyen alırken sıkı olmamasına ve alttan destekli olanları tercih edin.
5.Önce sıcak sonra soğuk duş alın.
6.Sert peeling uygulamalarından kaçının.
7.Hassas bir cilde sahipseniz yeşil çay içeren ürünler kullanın.
8.Yastıksız ya da ince bir yastıkla uyuyun.
9.Sandalyeye sırtınızı dayayarak dik oturun.
10.Bu bölgede ince kılcal damarlar beliriyora,sert masajlar yapmaktan kaçının. (Sema Çelebi)

GÖĞÜS VE DEKOLTE

Göğüslerin en iyi dostu soğuk su. Çünkü dokuları uyarıyor, deriyi sıkılaştırıyor. Ilık bir duştan sonra boyundan göğüs uçlarına doğru soğuk su eşliğinde yumuşak hareketlerle masaj yapabilirsiniz.Bu bölgenin gergin durması için kozmatiklerden de yardım alabilirsiniz.Göğüslerin formunu korumak için doğru sütyen seçimi çok önemlidir.Yanlış seçilen bir sütyen kan dolaşımını engeller.
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
8 Haziran 2006       Mesaj #225
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
dıyet hataları


Şişmanlık; vücut ağırlığının istenilenden fazla olmasıdır.Vücut ağırlığını, gıdalarla alınan enerji ile harcanan enerjinin birbirine eşit olmasıyla dengede tutabiliriz. Eğer alınan enerji harcanan enerjiden fazla ise vücutta fazla miktarda yağ depolanır ve bu da şişmanlığa neden olur.

Şişmanlığa; çok yemek yeme, fiziksel aktivitenin az olması, psikolojik bozukluklar, metabolik ve hormonel bozukluklar sebep olabilir. Bunlar arasındaki en büyük etmen de çok fazla yemek yemektir. Zayıflamak için kişinin harcadığı enerjinin, aldığı enerjiden daha çok olmasına dikkat etmeli ve fiziksel aktivitesini artırmalıdır.

Bireyin zayıflamaya karar verdikten sonra bazı kurallara dikkat etmesi gerekmektedir;

· İlk etapta birey, diyette başarılı olmak istiyorsa beyin olarak diyete hazır olup olmadığını düşünmesi gerekir. Eğer kişi buna hazır değilse diyeti tam olarak uygulayamayacak, kaçamaklar yapacak ve başarısızlığa uğrayacaktır. Başarısız oldukça da umutsuzluğa düşecektir.
· Bireyin hedeflerini, yani kaç kilo vereceğini ve bu kiloyu ne kadar sürede verebileceğinin belirlenmesi gerekir. Kişi hiçbir zaman kısa sürede kilo kaybetmeyi planlamamalı, bu şekilde uygulanan diyetlerle belki hedeflere ulaşabilir. Fakat daha sonra koruma safhasına geçildiğinde başarılı olunamaz. Hatta birey diyet yapmaya başladığı kilonun da üzerine çıkabilir.
· Standart diyet yoktur, her diyet kişiye özel olmalıdır. Bir diyet uzmanı tarafından, o kişinin beslenme alışkanlıklarına, yaşına,cinsiyetine, iş koşullarına, bazal metabolizma hızına ve sağlık problemlerine (yüksek kolesterol, tansiyon, diyabet ) uygun diyet programı belirlenmelidir. Herkesin aynı diyeti yapması söz konusu olamaz. Her bireyin kişisel özellikleri farklı olacağından diyete vereceği cevap da farklı olacaktır. Kimi sağlıklı bir şekilde kilo verirken diğer bir kişi hiç kilo veremediği gibi metabolizmasına uygun olmadığı için birçok, geri dönüşü zor sağlık problemleri ile karşılaşabilir.
· Diyette öğünler, azar azar ve sık tüketilecek şekilde düzenlenmeli, öğün atlanılmamalıdır. Genelde diyet yapan bireyler tüm gün boyunca aç kalıp, metabolizmalarını zayıflatırlar ve metabolizmanın en zor çalıştığı akşam saatlerinde çok daha fazla yemek tüketirler, buna paralel olarak hızlı bir şekilde kilo alırlar. Akşam yemekleri en geç 19.00-19.30 saatleri arasında yenilmelidir.
· Diyetler genelde 3 ana ve 3 ara öğün olacak şekilde düzenlenir. Fakat ana öğünler kadar önemli olan ara öğünler her zaman ihmal edilir ve atlanılır. Kan şekeri, kişi öğününü tükettikten 2-2,5 saat sonra yavaş yavaş düşmeye başlar ve böylece açlık hissi doğar. Buradaki ara öğünlerin amacı da kan şekerinin düşmesini ve açlık duyulmasını engellemektir. Bu nedenle de ara öğünlere gereken önem verilmeli.
· Diyet içersinde, her besin grubunda bulunan besinler dengeli bir şekilde dağıtılmak koşulu ile bulunmalıdır. Tek tip besinlerle yapılan diyetlerin çoğu en başta kilo kaybetmeyi sağlamakta fakat başlangıçtaki hızlı kilo kaybından sonra eskisinden daha çok kilo alınmasına neden olmaktadır.
· Diyet sırasında en az 2 ' 2,5 litre su içilmelidir. Herhangi bir sağlık problemi yok ise, bu miktarın üzerinde içilen su böbrekleri gereksiz yere çalıştıracaktır. Sular yemeklerden önce içilmeli yemek arası veya yemekten hemen sonra içilmemelidir.
· Diyet sırasında koşullar el verdiği sürece spor yapmalıyız. Ne yazık ki günümüz şartlarında spora pek vaktimiz kalmıyor. Bu nedenle günlük hayatta mümkün olduğunca hareketli olalım. Mesela yürüyen merdivenler ve asansörler yerine merdivenleri, çok yakın mesafelerde yürümeyi tercih edelim. Genelde beyaz ekmek tüketenler diyet sırasında kalorisi azalacağı düşüncesi ile ekmeği kızartırlar. Fakat bu şekilde sadece ekmekte su kaybı olurken, kalorisinde hiç bir değişiklik olmamaktadır. Aynı zamanda bu uygulamayla protein kaybı da söz konusudur.
· Yine aynı şekilde sabahları aç karnına içilen sıcak su veya limonlu su gibi içeceklerinde vücuttaki yağları erittiği düşülür. Bunların vücuttaki yağları eritmek gibi fonksiyonları yoktur ama aç karnına içilen bu içecekler bağırsakları harekete geçirir ve kabızlığı ortadan kaldırır.
· Meyve ve sebzelere diyette çok daha fazla önem verilmelidir. Bu besinler vitamin ve mineral açısından oldukça zenginlerdir. Aynı zamanda posa içeriği yüksektir. Posa içeriğinin yüksek oluşu kişide kabızlık problemi varsa onun tedavisine yardımcı olurken bir çok sağlık probleminin de tedavisine yardımcı olacaktır.
· Kepekli ekmek, meyve ve sebzeler gibi posa oranı yüksek bir besindir. Beyaz ekmek yerine tercih edilmesi birçok avantaj doğurur. Bağırsak hareketlerinin düzenlenmesinde, kan şekerinin ve kan yağlarının dengelenmesinde, midede şişerek tokluk hissinin artmasında etkilidir. Aynı zamanda kalori değeri daha düşüktür.
· Kalorisi düşük olduğu için içeriğinde tatlandırıcı bulunan ürünler diyet süresince fazlasıyla tercih edilir. Fakat bunlar zayıflama diyetlerine yönelik ürünler değillerdir. Bu ürünler (reçeller, çikolatalar, baklavalar... vb. ) diyabet (şeker) hastalığı olan insanlara yönelik geliştirilmiş ürünlerdir.
· Yapılan en büyük hatalardan biri de zayıflama dönemi bittikten sonraki dönemdir. Genelde kilonun korunması gereken bu dönemde, diyete başlamadan önceki, şişmanlamaya neden olan kötü beslenme alışkanlıklarına geri dönüş yapılır. Burada yapılması gereken, sağlıklı beslenme alışkanlığının bir yaşam tarzı haline getirilmesi ve diyet süresince belirlenen ilkelerin bu dönemde de benimsenmesidir. Bu beslenme alışkanlıklarını benimsenmesinin yanında bazı davranış değişiklikleri de yapmak gerekir.

Örneğin;

· Alışverişe giderken liste yapıp onun dışına çıkmamak, her zaman tok karnına alış veriş yapmak,
· Tabağı çok doldurmamak,
· Yemek yerken yiyecekleri çok çiğnemek ve gereksiz yere masa başında vakit geçirmemek,
· Fast-food türü besinlere, hamur işlerine ve tatlılara ağırlık verilmemek, gibi örnekleri geniş tutmak mümkündür.
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
13 Haziran 2006       Mesaj #226
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
GEBELIGE HAZIRLIK
Bir çiftin yaşamında alabileceği en önemli kararlardan biri belkide en önemlisi bebek sahibi olmaya karar vermektir. Daha önceki jenerasyonlarla mukayese edildiğinde günümüzde, çocuk sahibi olup olmamaya karar vermek daha çok kontrolümüzdedir. 1990 lı yıllarda kadınların çoğunluğu ileri yaşlarda bebek sahibi olmayı tercih ediyorlar. Bir kadının en verimli dönemi 20 li yaşlarının ilk yılları dır. 35 yaşından sonra ise doğurganlık özelliği giderek azalmaya başlar.

Öyle yada böyle, 20 li,30 lu hatta 40 lı yaşlardasınız bebek sahibi olmaya karar verdiğinizde şansınızı artıracak pek çok şey artık size bağlı. Bütün mesele karar vermede çünkü her şeyi dikkate alarak karar verdiğinizde zamanlamayı doğru yaptınız demektir. Hamile kalma şansınız, hem sizin hem eşinizin genel sağlık durumu ve yaşam biçiminize bağlıdır. Vücudunuzu hazırlamanız ve şansınızı artırmanız için ise almanız gereken bazı önlemler vardır.
Sigarayı bırakın ve alkollü içki kullanmayı azaltın
Çok sigara içmek hamilelik şansınızı üçte bire indirir; hamilelikte düşük ve kanama riskini artırır. Alkol de doğurganlığınızın düşmesine neden olur; bu yüzden, hamile kalmak istiyorsanız, kendinizi günde bir kadeh şarapla sınırlamalısınız.

Dengeli beslenin
Genel sağlığınız için dengeli beslenme büyük önem taşır. Beslenme rejiminizde mutlaka bol taze meyve ve sebzeye, esmer ekmeğe, makarna, pirinç, baklagiller, yağsız süt ve süt ürünleri, balık ve beyaz etlere yer vermelisiniz. Yağ ve şeker tüketiminizi azaltmalısınız.

Gerilim ve endişeden kurtulun
Gerilimden kurtulmak doğurganlığınızı artıracak; yaşama zevkinizi ve cinsel arzunuzu gelitirecektir. Psikolojik baskılar, kadının da erkeğin de cinsel verimliliğini düşürür. Kadınlarda ovülasyonu engellerken erkeklerde sperm üretimini azaltır, erken boşalma ve iktidarsızlığa yol açar.

Takviye ilaç alın
Doktorlar hamileliğin 12. haftasına kadar günde 0.4 mg folik asit almanın bebeğin omurga ve omurilik sorunlarıyla doğma riskini % 70 oranında düşüreceğini söylüyorlar. Eczanelerden satın alınabileceği gibi, folik asit bolca yeşil, lifli sebzelerde ve tahıl ürünlerinde bulunur.

Doğum kontrolüne son verin
Şayet doğum kontrolü olarak hap kullanıyor idiyseniz, kullanmayı bıraktıktan sonra tam bir adet döneminin geçmesini yani hormon yapınızın eski haline dönmesini beklemek özellikle doğumun gerçekleşeceği tarihi belirlemek
açısından son derece önemlidir.
Son düzenleyen Blue Blood; 17 Haziran 2006 07:29
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
17 Haziran 2006       Mesaj #227
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Gözaltı halkalarına masaj yapın

İşte size yorgun gözleriniz için birkaç öneri:
  • Bilgisayar karşısında çok kalıyorsanız sık sık gözlerinizi kırpmaya dikkat edin.
  • Gözlerinizi dinlendirmek için; gece yatmadan önce göz kapaklarına birer poşet nemli papatya çayı koyabilirsiniz.
  • Gözlerinize masaj yapın; avuçlarınızı birbirine sürtün ve gözlerinize hafifçe bastırın.
  • Gözaltı için üretilen üretilen kapatıcılar, bu sorunla savaşta en hızlı sonuç veren ürünlerdir. Ancak dikkat; bunların ten rengizine uymayan, ten renginizden çok açık olanlarını kullanmak ve aşırı miktarda uygulamak hem kırışıklıkları artırır hem de görünümü bozabilir.
  • Hemoroid kremleri de sürülebilir.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
18 Haziran 2006       Mesaj #228
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Hamilelik ve annelik, dişinin beyin yapısını değiştiriyor ve anneleri bebeklerine karşı daha duyarlı hale getiriyor. Üreme ve doğum sonucunda, dişi memelinin beyninde, davranışlarını ve yeteneklerini geliştiren bir değişim yaşanıyor. Annelik davranışları aslında evrimde dişinin başarı şansını artırıyor. 40 yaşından sonra anne olanların, uzun yaşama şansı daha çok.

Anne olarak doğulmaz, anne olunur. İnsanlardan farelere ve maymunlara kadar dişi memeliler, hamilelikleri döneminde ve anneliklerinin başlangıcında temel yapısal değişimlerle karşı karşıya kalıyor.

Daha önce yalnızca kendi gereksinimlerine ve yaşamına yönelik olarak gelişen dişinin organizması, hamilelikle birlikte kendi yavrusunun bakımı ve ihtiyaçları doğrultusunda gelişim gösteriyor.

Yeni araştırmalar hamilelik, doğum ve emzirme döneminde son derece yoğun olarak yaşanan hormonal dalgalanmaların dişinin beyin yapısını değiştirdiğini, bazı bölgelerde nöronların büyüklüğünü değiştirdiğini ve diğer bölgelerdeki nöronları da yapısal değişimlere uğrattığını ortaya koyuyor.

Bazı bölgeler yuva yapmak, yavrularını temizlemek, onları daha büyüklerden korumak için düzenlenirken, düşünce, kontrol hafızası, öğrenme, korku ve strese karşı korunma gibi bazı bölgeler de yeniden yapılandırılıyor.

Hamilelik hormonu ve çocuk arzusu

Hormonların beyinde yol açtığı değişim yalnız annenin yavrusunu korumasına ve bakımına yönelik değil, aynı zamanda anneye yavrusuna daha iyi yaşam koşulları sağlayabilmesi için yeni yetenekler de kazandırıyor. Hatta beyindeki bu yeni donanımlar anne fare yaşlanana kadar sürüyor. Bütün araştırmalar yalnızca dişi fareler üzerinde yapılsa da, insanda da aynı özelliklerin söz konusu olduğu üzerinde duruluyor.

Memelilerin büyük çoğunluğunda annelik davranışları beynin aynı bölgeleri tarafından kontrol ediliyor.

50 yıl kadar önce bilim dünyası şunu keşfetti: Hamilelik hormonları, dişinin yavrusu için duyduğu arzuyu körüklüyor. 1940'larda Yale Üniversitesi'nden Frank A. Beach, dişi üreme hormonları olan östrojen ve progesteronun farelerde, hamsterlarda, kedilerde ve köpeklerde kızgınlık ve cinsellik gibi tepkileri düzenlediğini keşfetti.

Bunun ardından, Rutgers Üniversitesi'nde Hayvan Davranışları Enstitüsü'nden Daniel Lehrman ve Jay Rosenblatt, aynı hormonların farelerde annelik davranışları için de gerekli olduğunu ortaya koydu.

1984 yılında Robert Bridges, hamilelik döneminde östrojen ve progesteron salgılanmasının arttığını belirledi. Aslında, hormonlar kadar sinir sistemini etkileyen diğer kimyasalların da annelik davranışları üzerinde etkisi var. Örneğin, beynin hipotalamus bölgesinde üretilen ve acıyı dindirici özelliği olan endorfin salgılanması, hamilelik döneminde özellikle de doğumun hemen öncesinde artıyor.

Geç anne olanlar geç yaşlanıyor

Massachusetts Medical School'dan Craig Ferris, manyetik rezonanslı (MRI) görüntüleme tekniklerinden yararlandı ve anne farelerin beyinsel aktivitelerindeki değişimleri belirledi. Buna göre, süt veren annelerin beyinlerinde ödüllendirme ile ilişkili bölümde hareket daha da hızlanıyor. Bilim dünyasına göre bunun yorumu şu: Annenin bebeğini emzirmesine karşılık anneye verilen bir ödül, bir nimet!..

Güney Carolina Tıp Fakültesi'nden Jeffrey Lorberbaum, yine MRI tekniğini kullanarak, bebeklerinin ağlamasını duyan annelerin beyinlerini inceledi. Kadınların beyinlerindeki aktivite, farelerin beyinlerindeki aktivitenin aynısı oldu. Hipotalamus'un aynı bölgesi ve prefrontal ve orbifrontal bölgeler aydınlandı.

Anneler üzerinde yapılan araştırmalar, başka ilginç bulguları da ortaya çıkardı. Örneğin 40 yaş ve üzerinde hamile kalan ve çocuk doğuran annelerin, daha küçük yaşlarda hamilelik geçiren kadınlara kıyasla, uzun yaşama şansları daha yüksek. Bilim dünyası, bu bulguyu, 40'larında anne olan kadınların daha yavaş bir hızda yaşlanmalarına bağlıyor.

Baba beyinleri ne durumda?

Peki ya çocuk sahibi olmak, babaların beyinlerini nasıl etkiliyor? Kadınlarda olduğu gibi onlarda da bir değişim meydana geliyor mu? Yavrularına bakan babalar, bu durumdan dolayı beyinsel açıdan kazançlı çıkıyor mu? Bilim dünyası, elbette babaların durumunu da araştırıyor. Bunu için, küçük bir Brezilya maymun türü olan marmoset'ler inceleniyor. Marmosetler, monogam bir yaşam sürüyor ve yavrularının bakımını erkek ve dişi birlikte üstleniyor. Bugüne kadar elde edilen bulgular şunu gösterdi: Baba marmoset, yiyecek bulma konusunda, baba olmayan erkek bir marmosetten daha başarılıHer yere yetişen mucize kadının sırrı da annelik mi?

Nasıl oluyor da, anneler aynı anda birkaç işi birden yapabiliyor? Kadının annelikle birlikte kazandığı o geleneksel hünerin sırrı ne? Bilim dünyası, bir yandan da bunu çözmeye çalışıyor. Belki de anne beyninde meydana gelen değişimler, kadına, ortaya çıkan bir dizi yeni isteği karşılamada o hassas dengeyi kurduruyor: Çocuk bakımı, çalışma yaşamı, sosyal aktiviteler, ev işleri.... Doğrusu, bilim henüz bu sorunun yanıtını bilmiyor. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, beynin yapısı ve aktiviteleri gerektiğinde değişebiliyor. Regensburg Üniversitesi'nden Arne May ve meslektaşları, havaya 3 topu atıp düşmeden tutmasını öğrenen kadın beyinlerinde, algılama ile ilgili bölgenin değişim gösterdiğini belirlediler.
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
18 Haziran 2006       Mesaj #229
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
ZAYIFLAMAK İÇİN HANGİ YOL SEÇİLMELİ

Obezite, yani şişmanlık tedavisinin günümüzde doktorları, klinikleri, diyetisyenleri, zayıflama ilaçları, şok diyetleri, diyet yiyecek ve içecekleri, aletleri, edavatı...
ile milyar dolarlık dev bir sektör olmasına hiç de şaşırmamalı. Çünkü, dünyada hem çok fazla kilosu ve çok fazla parası olan milyonlarca insan var, hem de bu fazlalıklara göz dikmiş çok fazla akılları olan insanlar. Amaç, karında, göbekte, kalçalardakilerle beraber cüzdan ve ceplerdeki fazlalıkları uygun şekilde gidermektir. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, diyetleri Mynet okurları için yazdı.

EN İYİSİ ŞİŞMANLAMAMAK
Zayıflamanın türlü çeşitli yolları var. Hangisini seçelim diye soruyorsanız, en iyisi hiç şişmanlamamak derim. Esas önemli olan, her besinden yiyerek hayat boyu dengeli beslenmeyi bir alışkanlık haline getirebilmektir. Başka bir deyişle, yemek için değil, yaşamak için yemeyi öğrenmeliyiz. Çünkü, bir kere hem yerleşmiş yağ dokusunu kaybetmek çok zordur ve hem de kısa zamanda bin bir emekle, zahmetle verilen kilolar genellikle daha kısa zamanda üstelik de fazlasıyla geri alınır.

TERAZİLERLE DOST OLMALI
Kimse zorla zayıflatılamaz. Önce şişmanları, şişman olduklarına, bunun bir hastalık olduğuna ve zayıflamaları gerektiğine inandırmak gerekir. Zira, pek çok obez terazilerden hiç hoşlanmaz, fazla kilolu olduğunu da genellikle kabul etmez.

YEDİĞİMİ ÇOCUK YEMEZ
Şişmanların en büyük bahanelerinden biri de "Su içsem yarıyor" dur. Hiç de fazla yemedikleri halde kilo almaktan veya verememekten yakınanlar bütün yedikleri ve içtiklerini kaydederlerse, kabahatin suda olmadığını kolayca anlarlar. Bunlar, "abur-cuburları"yiyecek ve içecekten saymayanlardır.

PAZARTESİ DİYETLERİNDEN VAZGEÇMELİ
Birçok insan her pazartesi veya her aybaşı sabahı diyete başlar, ancak daha o akşam veya en geç ertesi gün de vazgeçer. Çünkü, insanlar çok kısa zamanda, yediklerinden fazla kısmadan 'kolayca' zayıflamayı isterler. Hatta, mümkün olsa da bir düğmeye basılıp fazla kilolar birden kaybolsa çok iyi olacaktır.

SİHİRLİ BİR DİYET YOK
Bir kere şuna emin olun ki, öyle birkaç haftada bilmem kaç kilo verdiren 'şok diyetler' yararsız olduğu gibi, sağlık için de çok risklidir. Belki bunlarla kısa sürede kilo verilebilir, ama diyet bırakılınca eski kilolar hemencecik fazlasıyla geri alınır. Bu tür diyetlerde kaybedilen yağ değil, kas dokusudur.
Aç kalarak ve kendi başına yapılan diyetlerle de zayıflamak genellikle imkânsızdır. Çektiğiniz eziyet yanınıza kâr kalır.

EN İYİ DİYET HANGİSİ
Şişmanlarda bu fazlalıklar olduğu sürece onlara göz diken yeni birileri mutlaka çıkacaktır. En iyi diyet, bir doktor ve diyetisyen tarafından kişiye özel olarak hazırlanan diyettir. Kilo vermekte hiç aceleci olunmamalıdır. İdeal bir diyette, vücudun ihtiyacı olan her tür besin olmalı, ancak miktarı ve kalorisi düşük tutulmalıdır. Esas önemli olan verilen kiloların bir daha geri alınmamasıdır. İnsanı aç ve hâlsiz bırakan rejimlere itibar edilmemelidir.

PAHALI DİYET ÜRÜNLERE KANMAMALI
Diyet veya 'light' adı altında satılan çikolatalar, reçeller, kekler, bisküviler... gerçekten çok pahalıdır. Bunların yerine kalorisi düşük olan alternatifler bulmak her zaman mümkündür. Bu pahalı ürünlerin tek faydası, cebinizde yiyeceğe verecek para bırakmamam yoluyla kilo vermenize katkıda bulunmasıdır. Diyetisyenlerin vizitelerinin de çok yüksek olmasının bir nedeni de budur zaten.

PARASI OLAN DA AÇ, OLMAYAN DA
Bu dünya bir tuhaf.
Gençken parası olmadığından... bulamadığından yiyemeyen insanlar, paraları pulları olduğunda ise, bu sefer de kilo almamak ya da fazla kilolarını verebilmek için aç bilaç gezmek zorunda kalıyorlar.
Sonuçta, parası olan da aç, cebi delik olan da.

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
19 Haziran 2006       Mesaj #230
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Endometriozis nedir?
Endometriozis üreme çağındaki kadınlarda görülen bir hastalıktır. Hastalık adını rahimin iç tabakasını döşeyen tabaka anlamına gelen ve her ay adet döneminde kalınlaşıp dökülen ''endometrium'' dan almaktadır. Endometriozis'te normal olarak rahim iç tabakasında bulunması gereken endometrium'a benzeyen doku rahim dışında vücudun diğer bölgelerinde de bulunmaktadır. Rahim dışındaki bu endometriozis odakları ağrı, kısırlık ve diğer bazı sorunlara neden olabilmektedir.

Endometriozisin en sık görülme yerleri, karın boşluğunda özellikle yumurtalıklarda, rahime ait tüplerde, rahimi destekleyen bağlarda, vagina adını verdiğimiz döl yatağı ve anal kanal arasındaki alanda, rahim dış yüzeyinde ve pelvis denilen karın boşluğunun yüzeyindedir. Bu endometriozis odakları bazen barsaklarda, anal kanalda, idrar torbasında, vaginada, rahim ağzında, dış üreme organları üzerinde veya geçirilmiş karın ameliyatlarının yara izlerinde görülebilir.

Endometriozis odakları veya alanları genel olarak habis veya kanser değildir. Normal yerleşimlerinin dışında olmasına rağmen normal bir doku tipi içerirler. Rahim içerisini döşeyen endometrium gibi endometriozis odaklarıda adet döngüsünü yöneten hormonlara yanıt vermektedirler. Adet döneminde rahim içerisinde olduğu gibi bu alanlarda kalınlaşma, yıkılma ve kanama olmaktadır.

Buna rağmen rahimi döşeyen tabakanın aksine rahim dışındaki endometriumun adet kanı şeklinde vücudu terk etme olanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle kendi içine kanama ve bu odaklardan dökülen dokunun ve kanın hasara uğraması çevre dokularda iltihabi gelişme ve bağ dokusu oluşumuyla sonuçlanmaktadır. Odakların yerleşim yerleşim yerine göre oluşabilecek diğer beklenmedik hasarlar, bu odakların yırtılması (endometriozisin yeni alanlara yayılmasına sebep olmaktadır), yapışıklıkların oluşması, barsaklarda kanama veya barsak tıkanması, idrar torbası işlevlerinin etkilenmesi ve diğer sorunlardır. Belirtiler zamanla kötüleşse de bazı olgularda iyileşme ve tekrarlama dönemleri görülmektedir.

Belirtiler
Endometriozisin en sık görülen belirtisi adetten önce ve adet esnasında görülen ağrılar (Genellikte normal adet sırasında görülen sancılardan daha şiddetlidir), cinsel temas sırasında ve sonrasında görülen ağrılar, kısırlık, düzensiz veya fazla kanamalardır. Diğer belirtiler ise yorgunluk, adet sırasında ağrılı barsak hareketleri, sırtın alt tarafına vuran ağrı, adet sırasında ishal veya kabızlık ve diğer barsak rahatsızlıkları olabilir.

Bazı endometriozisli kadınlarda hiçbir belirti olmayabilir. Endometriozisli hastaların % 30-40'ında kısırlık görülmektedir ve bu durum hastalığın ilerlemesiyle sık rastlanan bir durumdur. Ağrının şiddeti, hastalığın ve endometriozis odaklarının yaygınlık derecesi ile doğru orantılı değildir. Çok küçük endometriozis odakları prostoglandin adını verdiğimiz vücutta ağrı hissine neden olan maddenin vücut içerisinde üretiminde daha etkindir. Bu durum küçük endometriozis odaklarında dahi belirgin belirtilerin olmasını açıklamaktadır. Prostoglandinlerin ağrı hissedilmesi dışında da işlevleri vardır ve endometriozisde diğer bazı belirtilere de yol açtığı düşünülmektedir.

Endometriozis nedenleri
Endometriozisin nedeni bilinmemektedir. Birkaç neden öne sürülmekle birlikte bunların hiçbiri tüm endometriozis olgularını açıklayamamaktadır. Bir kurama göre adet kanının rahimin tüplerinden geçerek geriye doğru karın içine akmasıdır. Bu şekilde karın duvarı içerisine taşınan endometrium hücrelerinin burada yerleşip büyüyebildiği öne sürülmektedir. Bütün kadınlarda az da olsa bu şekilde bir geriye akışın söz konusu olduğu ancak bağışıklık sisteminde veya hormonal sisteminde problemi olan kadınlarda endometriozis geliştiği öne sürülmektedir. Bir başka kurama göre endometrial doku rahim içerisinden kan damarlarıyla veya lenf yoluyla vücudun diğer bölgelerine yayılmaktadır. Genetik kurama göre ise endometriozis belirli ailelerin genlerinde taşınmakta veya bazı ailelerde endometriozise yatkınlık bulunmaktadır.[ son araştırmalar dioxin ve PCB'ler gibi vücut içerisinde hormon gibi davranan ve bağışıklık sistemini hasara uğratan çevresel toksinlerin hayvanlarda endometriozise yol açtığını göstermiştir ]

Bir diğer kurama göre kadın henüz embriyo (cenin) dönemindeyken meydana gelen doku artıkları yetişkin dönemde endometriozise dönüşebilmektedir veya bazı özel durumlarda embriyo döneminde üreme sistemi dokusu oluşturabilme yeteneğinde olup yetişkin dönemde farklı yapılar şeklinde bulunan dokular bu yeteneklerini tekrar kazanmaktadır. Cerrahi esnasında bu dokuların nakli özellikle karın ameliyatlarındaki yara izlerinde görülen endometriozisi açıklamak için öne sürülen bir kuramdır. Endometriozis araştırmacıları başka teoriler üzerinde de çalışmaktadır.

Tanı
Endometriozis tanısı laparaskopi denilen ve anestezi gerektiren bir cerrahi işlemle tanı konulana kadar kesin değildir. Bu işlem sırasında hastanın karnı içerisine karbondioksit gazı verilerek şişirilir ve iç organların daha iyi görülmesı sağlanır. Laparaskop denilen ışıklı optik alet göbek kenarına yapılan küçük bir kesiden karın içerisine sokulur ve iç organlar dikkatli bir şekilde incelenir. Bu inceleme esnasında endometriozise ait odaklar görülebilir.

Bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı hastasını muayene ederken endometriozis odaklarını eliyle hissedebilir veya muayene esnasındaki belirtiler endometriozis varlığını düşündürebilir. Buna rağmen endometriozisin kesin tanısı laparaskopi ile konur ve tanı konulmadan tedavi edilmesi iyi bir yaklaşım değildir. (örnek olarak bazen yumurtalık kanseri endometriozis ile aynı bulguları verebilmektedir). Laparaskopi ile endometriozis odaklarının yerleri, büyüklükleri, ve yaygınlığı görülebilir ve böylece hasta ve doktorun daha iyi bilgilenmesine, uzun dönemde tedavi ve gebelik için karar vermesine yardımcı olur.

Tedavi
Endometriozis için değişik tedavi yöntemleri kullanılmakla birlikte kesin bir tedavi henüz bulunamamıştır. Yapılan araştırmalar yüksek oranda hastalığın devamı veya tekrarlama olasılığının yüksek olduğunu göstermiştir. Ağrı kesiciler genellikle endometrioziste görülen ağrılar için kullanılırlar. Hormonlarla tedavi yumurtlamanın mümkün olduğunca uzun bir süre durdurulmasını amaçlamaktadır. Bu tedavi sırasında ve bazen aylar ve yıllar sonra endometriozis de gerileme görülebilmektedir.

Hormonal tedavi; doğum kontrol hapları, progesteron ilaçları, testosteron türevleri (danozol), ve GnRH agonistlerini (gonadotropin salıcı hormon ilaçları) içermektedir. Tüm hormonal tedavilerde yan etkiler bazı kadınlar için sorun oluşturabilmektedir.

Gebeliğin sıklıkla belirtilerde gerilemeye neden olması ve çocuk arzusu olanlarda hastalığın süresi uzadıkça gebe kalma şansının azaldığına inanıldığı için, endometriozisli hastalara gebeliği ertelememeleri önerilmektedir. Endometriozisli kadınlarda dış gebelik ve düşük şansı yüksek olabilir. Araştırmalar endometrioziste kalıtsal bir geçiş olabileceğini göstermektedir. Dolayısıyla hastaların çocuklarında endometriozis riski ve ilişkili sağlık sorunları olasılığı artmaktadır.

Laparaskopik ya da klasik yöntemle yapılan cerrahi ile endometriozis lezyonlarının çıkartılması veya yok edilmesi mümkündür ve belirtilerin hafiflemesi veya gebeliğin oluşması sağlanabilir. Buna rağmen diğer tedavilerde olduğu gibi hastalığın tekrarlama olasılığı sıktır. Laparaskop ile yapılan cerrahi tedavi hızla klasik açık abdominal cerrahinin yerini almaktadır. Operatif laparaskopide cerrahi işlem laparaskop aracılığıyla, lazer, etektrokoter veya küçük cerrahi aletler kullanılarak yapılır. Radikal cerrahide rahimin, yumurtalıkların ve tüm endometriozis odaklarının çıkartılması söz konusudur ve ancak diğer tedavilere cevap vermeyen uzun süreli ağır endometriozis olgularında gerekli olmaktadır.

Benzer Konular

11 Aralık 2014 / ThinkerBeLL Sağlıklı Yaşam
19 Şubat 2013 / Demir YumruK Taslak Konular