Arama

Kadın Sağlığı - Sayfa 24

Güncelleme: 25 Temmuz 2014 Gösterim: 321.451 Cevap: 357
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
20 Haziran 2006       Mesaj #231
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
100 kadından 15'i bebek düşürüyordusukkadinDoğacak bebeğini kaybetmek manevi olarak yıkıcı. Ancak ülkemizde her 100 kadından birinin de yaşadığı bir olay. Bir kadının iki kez düşük yapması ise 'tekrarlayan düşük' diye adlandırılıyor. Ve nedeni testlerle saptanıyor.

Sponsorlu Bağlantılar
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Oral, ülkemizde her 100 kadından 15'inin hayatında bir kez düşük yaptığını söyledi. Prof. Oral, her 100 kadından 1-2'sinin ise 'tekrarlayan düşük' yaptığını belirterek, 'Bir kadın 2 defa düşük yapıyorsa bu tekrarlayan düşüktür. Çeşitli testler yaparak, nedene yönelik tedavi uyguluyoruz' dedi.

Düşük yapan kadınların 'neden, nasıl, tedavisi var mı?' sorularını sorduklarını, iki defa düşük olmadıkça test istemediklerini belirten Prof. Engin Oral, yapılan testlerin çok pahalı olduğunu söyledi.

Düşük yapan hastalarda doğum sancısına benzeyen şiddetli kramp, karın ağrısı ve şiddetli kanama belirtilerinin görüldüğünü kaydeden Prof. Oral, birçok hastanın doktora gidemeden kendi kendine düşük yaptığını bildirdi.

Hastanın bir kez bebeğini düşürdüğünde, ikinci bebeğin düşme riskinin yüzde 30'a çıktığına işaret eden Prof. Oral, 'Eğer hasta 3 tane düşük yaptıysa, düşük yapma riski yüzde 45'e, 4 tane düşük yaptıktan sonra ise yüzde 60'a çıkıyor. Bu durumda 4 tane düşük yapan bir kadının bebeğini dünyaya getirebilme oranı yüzde 40'a iniyor' diye konuştu.

Neden düşüyorlar?

Prof. Dr. Engin Oral, düşük yapma nedenlerini şöyle sıraladı: 'Kromozomların parçalarının yer değiştirmesi, bazı olgularda guatr ve diyabet hastalığı, polikistik over sendromu, kanın pıhtılaşması, rahim tabakasındaki sorunlar, hastanın kendi dokularına karşı antikor üretmesi düşüğe yol açıyor.'

Tekrarlayan düşüklerin yüzde 5'inin kromozomların parçalarının yer değiştirmesinden kaynaklandığını belirten Prof. Oral, bu durumda doğacak bebeğin genetik sakatlık riskinin arttığını ve gebelik oluşması halinde bebeğe anne karnında genetik tanı yaptıklarını söyledi.

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
26 Haziran 2006       Mesaj #232
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
"Rahim ağzı kanserinin aşısı geliyor"

Sponsorlu Bağlantılar
Kadınlarda en sık rastlanan kanser türlerinden biri olan rahim ağzı (serviks) kanserinde smear testi sayesinde erken tanı zaten mümkündü ama şimdi haberler daha da iyi: Serviks kanserinin artık aşısı var!


ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), Merck Sharp Dohme (MSD)'nin rahim ağzı kanserini önlemek amacıyla geliştirdiği yeni aşıyı onaylanmasına ilişkin kararını açıklayacak. Bu açıklamanın dünya çapında önemli yankılar uyandırması ve insan sağlığı açısından kaydedilen önemli bir ilerleme olması bekleniyor.
Rahim ağzı kanseri yılda yaklaşık 500.000 vaka ve yaklaşık yüzde 50 ölüm oranı ile dünya üzerinde kadınlarda ikinci en çok görülen kanserdir.

Human Papilloma Virüs (HPV), rahim ağzı kanserine neden olmaktadır.

Yüksek kanser riski oluşturan HPV (Human Papilloma Virus) türlerine karşı potansiyel aşılar tüm dünyada klinik deneyler aşamasındadır ve insan için ilk klinik aşı deneyleri 1990'ların sonlarında başlamıştır3.

Merck Co. Inc. Amerika'da HPV (Human Papilloma Virus) aşısının geliştirilmesi ile ilgili çalışmalarını Merck Araştırma Laboratuarları'nda (Merck Research Laboratories) sürdürmektedir.

HPV nedir?
HPV (Human Papilloma Virus) mukozalarda infeksiyon yapan ve siğil şeklinde kitlelerin oluşumuna neden olan bir virüstür 1. HPV rahim ağzı kanseri dışında vulva, vajina, penis, anus ve orofarenks kanserlerinde de rol oynamaktadır

HPV görülme sıklığı nedir?
Tüm dünyada HPV rastlanma oranı yüksektir; erkeklerin ve kadınların yüzde 50'si yaşamlarının bir döneminde HPV'ye yakalanırlar. Geliştirilmekte olan HPV aşısı ile yapılan çalışmalar, ömür boyu rahim ağzı kanseri vakalarını yüzde 61,8 oranında azaltacağını göstermektedir

Rahim ağzı kanseri, dünyadaki kadınlar arasında en yaygın ikinci kanser türüdür!

2002 yılı verileri ile dünyada 493,000 kadına rahim ağzı kanseri tanısı konulduğu ve rahim ağzı kanserinden 274.000 ölümün gerçekleştiği tahmin edilmektedir.

Yeni olguların yüzde 83'ünün gelişmekte olan ülkelerde görüldüğü tahmin edilmektedir.
Tarama programları olmadığında (rutin Pap smearler), rahim ağzı kanseri çok geç saptanır ve hemen hemen tüm olgularda ölüme yol açar.

HPV istatistikleri

50 yaşına kadar, kadınların en az yüzde 80'i edinsel genital HPV infeksiyonuna yakalanır
ABD'de HPV ile infekte olduğu tahmin edilen kişi sayısı: Yaklaşık 20 milyon

Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
26 Haziran 2006       Mesaj #233
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Aşerme
Hamilelik esnasında kadınların aşerme`si hemen hepimizin bir şekilde duyduğu bir konudur. Gerçekte ise, bazı kadınlar bu durumu yaşarken, bazıları yaşamaz.

Beslenme uzmanları aşerme`nin, gıdanın kendisine değil, vücutta yarattığı etkiye yönelik olduğunu söylüyorlar. Ayrıca beslenme şeklinizdeki bir dengesizlikten de ortaya çıkabiliyor. Örneğin tahıl açısından zengin bir diyetle besleniyorsanız, yağ ve tatlılara karşı aşırı bir arzu duymaya başlayabilirsiniz; ya da protein açısından zengin bir beslenme şekli, gene şeker yeme istediğini, bol şeker tüketimi de, tuzlu yeme arzusunu artırabilir.

Pek çok kadın, hamilelik esnasında tat ve koku alma duyularında değişiklik gözlemler. Örneğin, bazı kadınlar hamileliğin ilk safhalarında ağızlarında metalik bir tat olduğundan bahsedebilir. Bu türden değişiklikler de, bazı besinlere duyulan isteği ve diğerlerine duyulan isteksizliği açıklayabilir.

Aşerme, bazı kadınlarda duyguların bilinç seviyesindeki, ya da bilinç altındaki karşılığı şeklinde de ortaya çıkabilir. Örneğin çocukluğunuzda sevdiğiniz bir şeyi yemek isteyebilir, ya da din veya kültürünüzle özel bir bağlantısı olan bir besini tüketmek isteyebilirsiniz. Özellikle de hala aynı çevrede yaşıyorsanız. Alışılagelmedik gıdaları arzulamanız, hamile olmak gibi özel bir duruma dikkat çekmek için kullandığınız size özel bir yol olabilir.

Hamilelik sırasında, aşerme`nin aksi bir durum da meydana gelebilir. Yani kahve ve alkol, ya da kızartma gibi bazı yiyecek ve içeceklere karşı isteksizlik oluşabilir. Bu, çoğunlukla mide bulantıları sebebiyle olur.

Tüm bunların yanı sıra ortaya çıkabilecek bir diğer durum da tıpta pika olarak adlandırılmaktadır. Pika, yenilebilir olmayan, sabun, macun, toprak gibi maddeleri yeme arzusudur.

Beslenmede çelişkiler
Gebelik esnasında yaşanan aşerme durumu bazen etik problemlere de sebep olabilir. Örneğin pek çok vejetaryen kadında ete olan isteğin arttığı gözlemlenmiştir. Hamilelikte vücudun proteine olan ihtiyacı artar. Belki de bu nedenle bu tür bir arzu, vücudun gönderdiği bir mesaj olarak algılanabilir. Buna cevap olarak bazı kadınlar sadece hamilelik boyunca da olsa et yemeye başlarken, bazıları da balık ve baklagillerle bu açığı kapamaya çalışırlar. Daha çok yumurta ve peynir yiyip, süt içmek de aldığınız proteini artırmanın iyi bir yoludur.

Aşerme`den bahsederken, çikolatadan bahsetmemek olmaz. Hamilelikte çokça arzulanan çikolata, vücutta karmaşık biyokimyasal tepkimelere sebep olabilir. Çikolata, özellikle de bitter çikolata, zengin bir magnezyum ve demir kaynağıdır. Bu nedenle, eğer canınız çikolata çekiyorsa, bu hafif bir kansızlığın belirtisi olabilir. Bu mineralleri içeren daha tatlı gıdalar, magnezyum için hurma, incir, yemişler; demir için de kırmızı et, yumurta, fasulye ve yulaftır.

Çikolata yemek, beyinde kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan kimyasalların salgılanmasını sağlar. Ayrıca bir anda şeker yüklemesi de yaptığından, kendinizi yorgun ve depresif hissediyorsanız, kısa zamanda daha iyi hissetmenizi sağlar. Ancak çoğu çikolatada fazlaca katkı maddesi bulunduğundan, organik çikolatayı tercih etmek, ya da daha sağlıklı bir alternatif bulmak iyi olabilir.

Kendinizi iyi hissetmek için yapabileceğiniz bir diğer şey de, düzenli egzersiz ve rahatlama teknikleridir. Ayrıca depresyondaysanız bir terapiste de başvurabilirsiniz.

Probleminiz aşermek değil de, bazı besinlere isteksizlik duymak olabilir. Beslenme planınız pek çok farklı besini içereceğinden, bu çok büyük bir problem yaratmayacaktır. Ancak eğer beslenmeniz açısından değerli besleyenler içeren bir gıdaya karşı isteksizlik duyarsanız, bunun yerini alabilecek başka bir gıda bulmaya çalışın. Böylece herhangi bir vitamin ve mineral eksikliği söz konusu olmaz.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
28 Haziran 2006       Mesaj #234
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Doğru makyaj nasıl yapılır?

Kozmetik, bakımlı ve güzel görünmekten vazgeçemeyen bayanların en fazla önem verdiği alanlardan bir tanesidir. Makyaj yaparken doğru ürün kullanarak daha güzel görünmek ve yüzünüzde ön plana çıkmasını istemediğiniz noktaları örtmek mümkün. Kadınların kimi ara sıra, kimi günün her saati, kimi bolca, kimi ise belli belirsiz ama illaki makyaj yapar. Elbette, makyajın vazgeçilmez beşlisi de yakından tanınır; fondöten, pudra, allık, rimel ve ruj. Peki bunları doğru uygulama teknikleri nelerdir? Renk seçiminde nelere dikkat etmek gerekir?


İşte profesyonellerden makyaj sırları...

Yüzünüze pürüzsüzlük sağlayan fondöten, yüzünüzü makyaja hazırlar. Bu nedenle, düzgün görünümlü bir ten ve makyajda başarılı bir sonuç için fondöten seçimi çok önemli. Kullandığınız fondötenin yapısı ve rengi, cildinizin tipine ve rengine uygun olmalı. Cilt renginizden daha açık bir fondöten rengi seçmek akıllıca olacaktır.
Fondötende her zaman dikkat edilmesi gereken bir husus da, fondötenin temiz ve nemlendirilmiş cilde uygulanması. Kompakt fondöten dışında tüm fondötenleri sürerken parmak uçlarının kullanılması gerekiyor. Elin ısısı fondötenin akıcılığını artırdığı için hem cilde yedirmek daha kolay olur, hem de dayanıklılığı artar. En önemlisi daha doğal bir görünüm sağlar.
Fondöteni alnınıza, burnunuza, yanaklarınıza ve çenenize benek benek sürün. Az miktarla başlayın, gerekirse ilave edin. Makyajda fondötenin çok miktarda kullanılması, sürülmeyi zorlaştıracağı gibi maske etkisine de sebep olur. Cildinize parmaklarınızla basınç uygulayarak, ortadan kenarlara doğru tüm yüzünüze yayın. Boyun ve kulaklara doğru rengi iyice yedirin. Yüzde renk bütünlüğü sağlamak için göz kapaklarınızın üzerine ve gözün alt kısmına da (kirpiklere değmeden) sürün. Profesyonel bir sonuç istiyorsanız, nemli bir süngerle yüzün dışına doğru fondötenin üzerinden geçin. Diğer uygulamalara geçmeden önce fondötenin cildinize iyice oturması için bir süre bekleyin. Fondöteni yeni sürmenize rağmen sivilce veya göz altı halkaları tam kapanmamış olabilir. Kapatıcı concealer ile bu hataları düzeltmek gerekir.


Teni matlaştıran pudra bütünlük sağlar

Makyajın vazgeçilmezlerinden bir tanesi de pudradır. Teni matlaştırır, bütünlüğü sağlar ve fondöteni sabitler. Pudranın 2 türü vardır. Toz pudralar çok ince ve hafif bir yapıya sahipken, fondöteni matlaştırır ve şeffaf bir görünüm sağlar. Kompakt pudralar ise, taşınma ve kullanım kolaylığından dolayı daha çok tercih edilir. Makyajı sabitlemek ve gün boyu rötuş yapmak için idealdir. Toz pudralara göre daha yoğun bir sonuç verirler.
Toz pudra kullanıyorsanız, uygulama için pudra ponponu tercih edin. Ponpon yoksa, bir pamuk pedin arasını açıp biraz toz pudra koyarak geçici bir ponpon yapabilirsiniz. Pudrayı hafif vuruşlarla tüm yüzünüze uygulayın. Daha sonra, büyük bir fırçayla fazlalıkları alın.
Kompakt pudra için fırça kullanmak en uygunudur. Pudrayı uygularken fırçayı yüzünüzde hızlı hareketlerle sağdan sola ve yukarıdan aşağıya dolaştırın. Böylece pudra yüzünüze eşit olarak dağılacaktır.
Allık, yüze mutlu bir görünüm verir ve cilde canlılık kazandırır. Göz ve dudaklar arasındaki renk dengesini koruduğu için seçtiğiniz rengin ruj renginizle uyumuna özen gösterin. Allığı uygularken gülümseyin ve yanağınızın en yüksek noktasına sürün. Yoğun görünmemesi, ayrı bir bölüm gibi durmaması için rengi azar azar ve fırçadaki fazlalıkları üfleyerek uygulayın. Yüzün dışına doğru, dairesel ve hafif hareketlerle uygulamayı sürdürün. Görünümde bütünlük sağlamak için fırçanızı burun ucu, çene ve alnınıza da hafifçe dokundurun. Renginiz çok koyu veya yoğun kaçtıysa ten renginizden daha açık bir pudrayla yoğunluğu azaltın.


Rimel yorgun görünümü yok eder

Rimel, bakışlarınıza yoğunluk, anlam ve güç kazandırır. Yorgun görünümü bir anda yok eder ve canlılık verir. Seçtiğiniz rimelin özelliğine göre kirpiklerinizi uzatabilir, kıvırabilir ya da onlara hacim kazandırabilirsiniz. Rimelinizin fırçasını düzenli olarak temizleyin. Böylelikle daha önceki kullanımlarınızdan kalmış olan artıklar kirpiklerinizin üzerinde topçuklar oluşturmaz. Rimelin iyi tutması için kirpikleriniz temiz ve kuru olmalı. Eğer lens kullanıyorsanız, rimeli sürmeden önce lenslerinizi takmayı unutmayın. Uygulamaya üst kirpiklerden başlayın. Aşağıdan yukarı yani köklerden uçlara doğru fırçayı sürekli döndürerek ilk katı sürün. Kirpiklerinizin kurumasını bekleyin, daha sonra ikinci katı uygulayın. Alt kirpiklerinize hacim kazandırmak istiyorsanız, fırçayı kirpik diplerinde yatay olarak gezdirin. Eğer uzun görünsünler istiyorsanız, fırçayı dik olarak tutup kirpikleri tek tek boyayın. Kirpik fırçasıyla fazlalıkları alın ve kirpikleri birbirlerinden ayırın.
Makyajı tamamlayan son dokunuş rujdur. İyi uygulanmış bir ruj yüzünüzü anında canlandıracak hatta gözlerinizin parlaklığını bile vurgulayacak güçtedir. Renk seçiminiz zevkinize, kıyafetinizin rengine ya da moda renklere göre değişse de, dudaklarınızın biçimini de göz önünde bulundurmalısınız. Dudaklarınız dolgunsa, yumuşak tonlarda mat rujları tercih edin. İnce ise, koyu renkli parlak rujlar kullanın. Süreceğiniz ruja uygun renkte bir dudak kalemiyle ortadan uçlara doğru dudaklarınızı çevreleyin. Dudak kaleminizin ucu iyice açık olmalı. Dudağınızın her tarafını kalemle doldurun. Böylece hem rujunuzun ömrü uzayacak, hem de silinmeye başladığında dudaklarınız cansız görünmeyecektir. Ardından pudra ile dudaklarınızın üstünden geçin. Artık rujunuzu sürebilirsiniz. Uygulamayı fırçayla yaparsanız daha iyi sonuç alırsınız. Kalıcılığını artırmak için ilk katı sürdükten sonra fazlasını kağıt mendille alın ve ikinci katı sürün. Son olarak, ışıltılı görünüm için dudaklarınızın tam ortasına renksiz bir parlatıcı dokundurun.
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
28 Haziran 2006       Mesaj #235
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
vüct bakımı

Vücut için gerekli besin maddeleri anıldığında ilk olarak vitaminler akla geliyor. Oysa vitaminler ne kadar gerekliyse mineraller de o kadar vazgeçilmez. Hatta mineralleri `Besinlerin Sinderellası` olarak tanımlayan Dr. Earl Mindell`a göre vitaminler ne kadar önemli olursa olsunlar mineraller olmadan faydalı değiller.
Mindell, en çok bilinen yedi mineralin kalsiyum, iyot, demir, magnezyum, fosfor, selenyum ve çinko olduğunu, vücudun düzenli fonksiyonları için ise gerçekte 18 mineral gerektiğini vurguluyor. Mindell, minerallerin yardımı olmadan vitaminlerin işlev gösteremeyeceğini savunarak, "Vücudunuz bu ikilinin birlikteliğine ihtiyaç duyar" diyor.
KaynakMsn Confusedaglıkvakfı


Mineraller

Kalsiyum

• Kemikleri ve dişleri korur, kemik kaybı ve kırılması riskini azaltır.
• Bağırsak kanseri riskinin azaltılmasına yardımcı olur.
• Uykusuzluğa iyi gelir.
• Sinir sistemine yardımcı olur.
• Doğal kaynakları: Süt ve süt ürünleri, tüm peynirler, soya fasulyesi, sardalya, fıstık, ceviz, ayçiçeği çekirdekleri, kuru fasulye, karalahana, brokoli, yeşil meyve ve sebzeler.

Demir

• Büyümeye yardım eder.
• Hastalıklara karşı direnci arttırır.
• Bitkinliği engeller.
• Demir yetersizliğine bağlı anemiyi tedavi eder ve önler.
• Doğal kaynakları: Karaciğer, kırmızı et, kurutulmuş şeftali, irmik, yumurta sarısı, istiridye, kabuklu yemişler, fasulye, pekmez, kuşkonmaz, yulaf ezmesi.

Magnezyum

• Yağların yakılmasına ve enerji üretimine yardımcı olur.
• Depresyonla mücadeleye yardım eder.
• Daha sağlıklı bir kardiyovasküler sistem sağlar ve kalp krizini önlemeye yardımcı olur.
• Dişleri sağlıklı tutar.
• Kalsiyumla birleşerek doğal bir sakinleştirici olarak çalışır.
• Adet öncesi sendromları (PMS) azaltır.
• Doğal kaynakları: Öğütülmemiş tahıllar, incir, badem, fındık, çekirdek, koyu yeşil sebzeler, muz.

Potasyum

• Beyne oksijen göndererek zihinsel faaliyetlerimize yardım eder.
• Vücut atıklarının çıkartılmasında yardımcı olur.
• Kan basıncını azaltmaya yardımcıdır.
• Alerji tedavisinde faydası vardır.
• Doğal kaynakları: Turunçgiller, domates, tüm yeşil yapraklı sebzeler, nane yaprakları, ayçekirdeği, muz, patates.

Selenyum

• Çeşitli kanserlere karşı korur.
• Kalp hastalığı ve felç riskini azaltmaya yardım eder.
• Genç elastik dokuların korunmasına yardımcıdır.
• Sıcak basması ve menopoz sıkıntılarını yatıştırır.
• Kepeğin tedavisine ve önlenmesine yardımcı olur.
• Sperm sayısını ve erkekteki verimliliği arttırır.
• Doğal kaynakları: Deniz ürünleri, böbrek, karaciğer, buğday tohumu, kepek, ton balığı, soğan, domates, brokoli, sarmısak.

Çinko

• Dahili ve harici yaraların iyileşme süresini hızlandırır.
• Tırnaklar üzerindeki beyaz noktaları yok eder.
• Prostat sorunlarının önlenmesine yardımcı olur.
• Büyüme ve zihinsel uyanıklığı destekler.
• Zihinsel rahatsızlıkların tedavisine yardım eder.
• Soğuk algınlığının uzunluğunu ve şiddetini azaltmaya yardımcıdır.
• Doğal kaynakları: Et, karaciğer, deniz ürünleri (özellikle istiridye), buğday tohumu, bira mayası, balkabağı çekirdeği, yumurta, toz hardal.

Manganez

• Bitkinliğin giderilmesine yardımcı olur.
• Kas reflekslerinin yardım eder.
• Osteoporozun engellenmesine yardımcı olur.
• Belleği geliştirir.
• Sinirsel hassaslığı azaltır.
• Doğal kaynakları: Tahıl, fındık, yeşil yapraklı sebzeler, bezelye, pancar.

Vitaminlerle ilgili şaşırtıcı gerçekler

• Bir sigara 25 - 100 miligram C vitaminini yok eder.
• Hava kirliliği güneşin ultraviyole ışınlarını emdiğinden kirlilik oranı yüksek şehirlerde yaşayanlar daha az D vitami alır.
• Her gün bir kadehten fazla alınan alkol, B1, B6 vitaminleri ve folik asidin tükenmesine neden olabilir.
• Yetişkinlere oranla çocuklar 1,5 - 2 kat kadar daha fazla proteine ihtiyaç duyar.
• Kanser araştırmacılarına göre C ve E vitaminleri ile lahana, Brüksel lahanası ve diğer sebzelerden elde edilen kimyasallar, kanserojen maddeleri engelliyor.
• B1 vitamini hava ve deniz yolculuğu rahatsızlıklarını engeller.
• Kırmızı turp, soğan, sarmısak ve pırasa `allicin` olarak adlandırılan tüm doğal antibiyotikleri içerir ve zaman içersinde zarar verici hastalıkları yok eder.
• Aspirin, C vitamini salgılama oranını üç kat artırır.
• E vitamini tamamlayıcıları kullanmak kalp hastalıkları riskini azaltır.
• Günlük düzenli alınan C vitamini tamamlayıcıları, katarakt gelişme riskini düşürür.

Vitaminlerin alfabesi - 3

Folik asit (Folate)

• Kalp hastalığı riskini azaltır.
• Bebekte doğumda oluşabilecek kusurları önler.
• Bağırsak parazitlerinden ve gıda zehirlenmelerinden korur.
• Daha sağlıklı görünen bir cilt sağlar.
• Ağrı kesici bir görev görür.
• Zayıflıkta iştah artırır.
• Aneminin etkisini azaltır.
• Doğal kaynakları: Yeşil yapraklı sebzeler, havuç, karaciğer, yumurta sarısı, kayısı, balkabağı, fasulye, esmer çavdar unu.

İnositol

• Kolesterol seviyelerinin düşürülmesine yardımcı olur.
• Saç dökülmesini önlemede yardımcıdır.
• Egzamanın önlenmesini sağlar.
• Sakinleştirici bir etki yaratır.
• Doğal kaynakları: Karaciğer, bira mayası, greyfurt, kuru üzüm, buğday tohumu, pekmez, fıstık, lahana.

C vitamini

• Yaraları, yanıkları ve kanayan diş etlerini iyileştirir.
• İdrar yolları enfeksiyonu tedavisinde kullanılan ilaçların etkinliğini artırır.
• Ameliyat sonrası iyileşmeyi hızlandırır.
• Birçok viral ve bakteriyel enfeksiyonun önlenmesine ve genellikle bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur.
• Kansere neden olan maddelerin oluşmasına karşı koymada yardımcı olur.
• Damarlardaki kan pıhtılaşmasını düşürür.
• Soğuk algınlığının tedavisinde ve önlenmesinde yardımcıdır.
• Protein hücrelerini bir arada tutarak yaşamı uzatır.
• Doğal kaynakları: Turunçgiller, meyveler, yeşil yapraklı sebzeler, domates, karnabahar, patates ve biberler.

D vitamini

• Güçlü kemik ve dişler için kalsiyum ve fosforu kullanır.
• A ve C vitaminleriyle birlikte alındığında soğuk algınlığını önler.
• Konjonktivitin tedavisine yardımcı olur.
• Doğal kaynakları: Balık ciğeri yağı, sardalya, ringa, somon balığı, ton, süt ve süt ürünleri ile güneş ışığı.

E vitamini

• Hücresel yaşlanmayı yavaşlatarak daha genç görünmenizi sağlar.
• Daha fazla dayanma gücü vermek için vücuda oksijen sağlar.
• A vitaminiyle birlikte çalışarak akciğerleri hava kirliliğinden korur.
• Çeşitli kanserleri önlemeye yardım eder.
• Kan pıhtılaşmasını önler ve çözer.
• Yanıkların iyileşmesini hızlandırır.
• Kan basıncını düşürür.
• Düşüğün önlenmesine yardımcı olur.
• Kalp hastalığı ve felç riskini azaltır.
• Doğal kaynakları: Bitkisel yağlar, fındık, Brüksel lahanası, yeşil yapraklılar, ıspanak, kepek, tahıl, yumurta, buğday tohumu, soya fasulyesi.

Hangi mesleğe hangi vitamin

• Dansçılar: Kalsiyum - magnezyum kompleks (soya isoflavonoidler ile birlikte), sabah ve akşam 2 tablet, Koenzim - Q10, günlük 30 - 100 miligram, günlük 1000 mcg octocosanol en iyi tamamlayıcılardır.

• Atletler: Eğer hareketli sporlarla uğraşıyorsanız daha fazla kompleks karbonhidrat ve proteine ihtiyaç duyarsınız. Su kaybına karşı da taze ya da hazır meyve suları susuzluğu giderici en iyi, hızlı enerji içeceğidir. Tamamlaycı olarak günde iki kez 50 miligram B kompleks, günlük 30 - 100 miligram koenzim - Q10, günde 3 kez 1000 mcg. octocosanol alabilirsiniz.

• Koşucular: Çekirdek, yer fıstığı, C, E vitaminleri ve selenyum gibi antioksidan alımını arttırmalısınız. Ayrıca sabah ve akşam 50 miligram B kompleks almalısınız.

Alkole ilgiyi azaltanlar
Texas Üniversitesi`nde yapılan bir araştırma, alkolik deney hayvanlarının, besleyiciler ve vitaminlerle zenginleştirilmiş yiyeceklerle beslendiğinde alkole olan ilgilerini çabuk bir şekilde kaybettiklerini ortaya koydu. Alkol alışkanlığını yenebilmek, hatta ilgiyi azaltmak için kalsiyum, magnezyum, kolin, inositol, niasin ile birlikte A, D, E, C ve tüm B vitaminleri - özellikle B12, B6 ve B1 - ve yüksek proteinli bir diyet, en iyi sonuçları verir.

Cinsellik ve vitaminler
Çinko özellikle erkekler için dikkate değer bir seks besinidir. Cinsellikle E vitamini arasında da ilişki kurulmakta. Bir erkeğin vücudunda en yüksek çinko oranı prostatta bulunur ve mineralin yetersizliği prostat sıkıntısına neden olabilir. Eğer libidonuzu artırmak ve cinsel yaşamınızı canlandırmak istiyorsanız havuç, tarçın, ayva, çamfıstığı, istiridye, kuşkonmaz, tahıl, buğday tohumu gibi besinleri günlük diyetinize ekleyin.
TheGrudge - avatarı
TheGrudge
Ziyaretçi
29 Haziran 2006       Mesaj #236
TheGrudge - avatarı
Ziyaretçi
Msn Rose Yaşlanırken Güzelliğiniz Msn Rose


Bozulmasın!Yaşlanmak kaçınılmaz. Ancak yaşlanma hızını kontrol edebilmek ve bu süreci sağlıklı geçirebilmek için besinlerden yararlanmak mümkün...



Msn Grin Msn Grin Msn Grin Msn Grin
Doğru beslenme, cildi ve dış görünümü olumlu etkilemenin yanı sıra kanser ve diyabet gibi hastalıkların oluşmasını da engelleyebiliyor.
Msn Heart
Nebraska Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Profesör Denham Harman'a göre, hücreleri ve DNA'yı tahrip eden serbest radikaller, yaşlanmayı yüzde 99 oranında hızlandırıyor. Serbest radikallerin vücuda girmesi için; sigara içmeniz, mangalda pişmiş bir dilim et yemeniz, güneşte çok fazla kalmanız; hatta sadece nefes almanız bile yeterli.
Smiley9
Peki ne yemeliyiz?
Vücudumuza giren besinlerin işlenmesi sonucu ortaya çıkan serbest radikallerin bazı tehlikeli türleri, kansere dahi yol açabiliyor. Serbest radikallerin zararlı etkileriyle başa çıkabilmek için, vücuttaki bağışıklık sisteminin kuvvetli olması gerekiyor. Bu durumda anti-oksidantlar, yani A vitamini, beta karoten, C vitamini ve E vitamini oldukça önem kazanıyor. Peki bu durumda hangi besinleri tercih etmeliyiz?
Msn Embarrassed
Protein: Uzmanlara göre, öğünlerde proteine mutlaka yer verilmeli. Salam, sosis gibi şarküteri ürünlerinden ve kırmızı etten kaçınılmalı; yağsız beyaz et, balık, süt ve süt ürünleri tercih edilmeli. Ayrıca, bitkisel protein kaynağı olan kuru baklagillere de haftada 2 öğün yer verilmeli. Etler haşlanmalı, fırında veya ızgarada pişirilmeli, yağda kızartılmamalı.
Msn Embarrassed
Kepekli gıdalar: Beyaz ekmek, beyaz pirinç gibi rafine edilmiş karbonhidratlar yerine kepekli veya tam undan yapılan ekmekler, rafine edilmemiş pirinç, kepekli makarna gibi kepekli tahıllar tercih edilmeli.
Msn Embarrassed
Şeker: Yüksek karbonhidrat kaynağı olan tatlılar, pasta, börek ve çörekler, konsantre meyve suları, kola ve gazozlar, vücuttaki yağ miktarını arttırdıkları için, kaçınılması gereken besinler. Bu nedenle, vücudun şeker ihtiyacı meyvelerden karşılanmalı.
Msn Embarrassed
Yağ: Tereyağı, margarin gibi doymuş yağlardan uzak durulmalı, ayçiçek ve mısır yağları vücutta kullanılırken, serbest radikallerin oluşumuna daha çok zemin hazırladıkları için zeytinyağı tercih edilmeli.
Msn Embarrassed
Sebze ve meyve: Her gün 2-3 porsiyon meyve, 2-3 çeşit sebze tüketmeye dikkat edilmeli. Kabuklu yenebilen meyve ve sebzelerin kabukları soyulmamalı, yıkanırken ve pişirilirken besin değerleri kaybolmayacak şekilde hazırlanmalı. Özellikle lutein bakımından zengin olan ıspanak, brokoli, domates, havuç, portakal gibi besinler, antioksidan etkisiyle de yaşlanmayı geciktirir, cildi gençleştirir.



Msn Rose Msn Rose Msn Rose Msn Rose Msn Rose Msn Rose Msn Rose Msn Rose Msn Rose Msn Rose Msn Rose Msn Rose Msn Rose Msn Rose Msn Rose Msn Rose Msn Rose

Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
29 Haziran 2006       Mesaj #237
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Yüz temizliği hem güzellik ve bakımın ilk adımı, hem de hijyenik bir harekettir. Sağlıklı, ışıltılı ve taze bir cilde sahip olmak için yüzü kirlerden, salgılardan ve makyajdan arındırmak vazgeçilmez bir alışkanlık haline gelmelidir. Yüz derisi oldukça ince ve hassastır. Vücudunuza oranla çok daha çabuk bozulur ve yıpranır. İyi bir temizlik, yaşınız ve cilt tipiniz ne olursa olsun cilt güzelliğinizi korumak için ilk ve en önemli etaptır.
Zamanınız ne kadar kısıtlı olursa olsun, cildinize ayıracağınız beş dakika ilerde size yıllar olarak geri dönecektir.


ciltyuztemizlik1
ciltyuztemizlik2
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
1 Temmuz 2006       Mesaj #238
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Kilo vermek , Zayıflamak , Obezite


::: Obezite nedir?

Obezite ya da şişmanlık, vücutta sağlığı tehlikeye sokacak ölçüde fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Bir insana obez diyebilmek için vücudundaki yağ miktarını ve dağılımını tespit etmek gerekir. Bunun için bugün en sık kullanılan yöntem "Beden Kitle İndeksi" nin hesaplanmasıdır. Beden kitle indeksi (ingilizce body mass index'in baş harflerinden BMI olarak kısaltılmıştır.) kilogram cinsinden beden ağırlığının, metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle hesaplanır.

İsterseniz kolay bir örneği birlikte hesaplayalım:
Ağırlık: 82 kg , Boy: 1.70 m
BMI:82/(1.70)2=82/2.89=28.3kg/m2


BMI hesaplama tablosu
Boyunuzu giriniz (örn., 1.82):
Ağırlığınızı kg cinsinden giriniz (örn., 70.5):

SONUÇ:

BMI'ı ;
18.5 kg/m2 altında olanlar zayıf
18.5-24.9 kg/m2 arasında olanlar normal kilolu
25-29.9 kg/m2 arasında olanlar fazla kilolu
30-39.9 kg/m2 arasında olanlar obez(şişman)
40 kg/m2 üzerinde olanlar ileri derecede obez olarak tanımlanırlar.
Yağın vücuttaki dağılımı da önemlidir.Özellikle karında ve göbek çevresinde biriken yağlar,kalp ve damar hastalıkları için ciddi risk oluşturur.
Obezitenin nedenleri nelerdir?

Çok sayıda faktör obezitenin gelişmesine katkıda bulunur. Bunlar dört büyük kategoriye ayrılır:
* Kalıtsal faktörler
* Fizyolojik faktörler(yaşlanma , gebelik sayısı gibi)
* Yaşam biçimiyle ilgili faktörler(besinlerle fazla miktarda yağ alınması,pasif ve hareketsiz yaşam)
* Psikolojik faktörler(sıkıntı ve üzüntü gibi olumsuz duygulara tepki olarak yemek yenmesi)

Kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı, solunum rahatsızlkıları, eklem rahatsızlıkları ve bazı kanser türlerine de yol açabilen obezite mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.
Obezitenin tedavisi!

Amaç kısa sürede fazla kilo vermek değil uzun vadede yavaş ama sağlıklı bir şekilde zayıflayarak ulaşılan kiloyu muhafaza etmektir. Bunun için de gerekli olan yerleşmiş alışkanlıkları değiştirerek yeni bir yaşam tarzına uyum sağlamaktır. Yapılması gereken öncelikle yağ ve kalori miktarı düşük sağlıklı bir beslenme programına başlamak ve aynı zamanda sağlıklı bir yaşamın ayrılmaz parçası olan egzersizle bunu tamamlamaktır. Unutulmamalıdır ki %5'lik bir kilo kaybı bile obeziteye eşlik eden hastalıklarda(kalp ve damar hastalıkları,yüksek tansiyon,şeker hastalığı,kanda yüksek oranda yağ bulunması,solunum hastalıkları,eklem hastalıkları,inme,bazı kanser türleri) ciddi iyileşmeler sağlayacak ve yaşam süresini uzatacaktır.

Tek başına ilaç tedavisi yeterli midir?

Obeziteyi tedavi edebilmek için çok yönlü bir yaklaşım gereklidir. İlaç sadece bunu önemli bir parçasıdır. Beraberinde yağı azaltılmış düşük kalorili bir diyet,düzenli egzersiz ve yaşam biçimini değiştirmeye yönelik davranış yedavileri ile başarıya ulaşmak mümkündür.

Egzersiz

Kilo kaybetmek iyi güzelde bir daha geri almasak deriz ama hep aklımıza gelen başımıza gelir.Yapmış olduğumuz diyetlerle egzersiz yapmayı genelde ihmal ederiz.

Yarı aç yarı tok geçirdiğimiz günlerde kolumuzu kıpırdatmaktan acizlik getirir sürekli uyu haliyle dolaşırız.Bizi bu durumdan uzaklaştıran ve kendimize getiren tek şey terazideki ibrenin hiç değişmemesi.

Vücut nasıl kilo kaybediyor ?

Alınan enerji = Harcanan enerji kilo sabit
Alınan enerji > Harcanan enerji kilo artışı
Alınan enerji < Harcanan enerji kilo kaybı
Bu denklemden çıkartmamız gereken sonuç harcadığımız enerjiyi arttırmamız gerektiği.Bu da egzersizle mümkün olabilir.Günde 15 dakikayla başlayan ve arttırılan tempolu yürüyüş egzersizleri kilo veriminizi destekleyecek ve dinlenme metabolik hızını ( BMH ) düşmemesini sağlayacak.
Sık aralıklarla kilo kaybı ve kilo alımı : Kilo kaybının dinlenme metabolik hızına, Lipolitik Aktiviteye etkisi başlığından yapılan araştırmaya göre ;
Şişman kadın grubu 14 haftalık egzersiz ve zayıflama diyetine tabii tutularak beden bileşimi , oksijen tüketim gücü,dinlenme metabolik hızı ve karın yağındaki yağ aktiviteleri ölçülmüştür.Kişiler ;
1 ) Diyet + Egzersiz sık sık uygulayan
2 ) Diyet + Egzersiz sık uygulamayan
3 ) Sadece diyet uygulayan olmak üzere gruplandırılmıştır.

Bu süre sonunda 3. ve 1. Grup karşılaştırılmış kilo kaybı ve yağ kaybı yönünden 1. Grubun karşılaştırılması sonucunda kayda değer sonuçlara ulaşılamamıştır.
Bu araştırmaya göre sadece diyetle zayıflayan 3.grupta dinlenme metabolik hızında düşme saptanmıştır. Bu araştırmadan çıkan sonuç ;

1) Sık sık diyet yapmanın kilo kontrolünde etkili bir yöntem olmadığı
2) Egzersizle birlikte enerji sınırlaması yapıldığında kilo ve yağ kaybının olduğudur.

Kilo kaybetmek sadece diyet yapmakla mümkün değil bu araştırma umarım egzersiz yapmanın önemi konusunda bir fikir yandırmıştır.Masa başında , asansör kullanarak arabamızı en yakın yere park ederek pekiştirdiğimiz tembellik ve bu huyumuzun bize kazandırdığı kiloyu yürüyüş yaparak,tenis oynayarak , yüzerek en azından evimizin temizliği kendimiz yaparak sarf edeceğimiz enerji ve doğru beslenme bizi sağlık ve örüntü yönünden mükemmele ulaştıracaktır.

Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
1 Temmuz 2006       Mesaj #239
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Yumurtalık Kistleri


Yumurtalık hastalıkları kısırlık nedeni olabilen hastalıklardan, çok basit ve kendiliğinden geçen fonksiyonel kistlere ve tanıda gecikmenin kadının hayatına mal olabilecek over kanserlerine kadar pek çok problem geliştirebilir. Karın boşluğunda olduğu için bazen geç bulgu verebilir. Yumurtalıklar sadece muayene değil mutlaka ultrasonografi ile değerlendirilmelidir.Karın ağrısı, adet ağrıları, cinsel birliktelikte ağrı, mesane veya makata baskı hissi, sık idrara çıkma, adet düzensizliği durumunda jinekolojik muayene ve pelvik ultrasonografi uygulanmalıdır.

Kadınlarda şikayetleri olmasa da altı ayda bir jinekolojik muayene yaptırmasını öneren Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr Dr.Figen Taşer Güney "Yumurtalık Hastalıkları" ile ilgili şu bilgileri verdi:

Yumurtalıklar(overler) karın boşluğunda rahmin iki tarafında bağlarla serbest olarak asılı duran organlardır. Kadınların doğurganlığını sağlayan yumurta bu organda depolanır.Ayrıca beyinden salgılanan hormonların etkisi ile yumurtalıklardan salgılanan hormonlar, adet düzenini sağlar.

Her ay hormonların etkisi ile yumurtalıklardan yumurtayı içeren küçük bir kist oluşur. Bu kiste folikül denir.Yumurta büyüyen folikülden atılır ve sperm ile buluşursa oluşan embriyo hormonların etkisi ile rahimden oluşmuş dokuya tutunur ve gebelik oluşur. Yumurtalıkta bebeği erken dönemde besleyen bir kist oluşur.Gebelik oluşmamış ise adet kanaması ile son bulur. Folikül kistleri bazen büyüyebilir ve fonksiyonel over kisti denilen ince cidarlı, sıvı ile dolu yapıları oluşturur ve 1 ila 3 ay içinde kaybolurlar.

Yumurtalık kisti yumurtalıkların yüzeyinde veya içinde, içi sıvı ile dolu olan keselerdir. Pek çok bayan hayatının bir döneminde over kisti sorunu ile karşılaşmaktadır. Fonksiyonel over kistleri bazen hiç fark edilmediği gibi, kasık ağrısı, baskı hissi , sık idrara çıkma gibi şikayetlere yol açabilir. Bu kistler yırtılabilir, kendi ekseni etrafında dönebilir veya kistlerin içine kanama olabilir.Bu durumda şiddetli ağrı oluşur.

Kistler değerlendirilirken bazı parametreler dikkate alınmalıdır, yaş, menapoz, kist boyutları ve şikayetler ileri yaşlarda ve menopoz döneminde yani üreme çağı dışındaki bayanlarda kistler olumsuz özellikler taşıyabilir. Fonksiyonel (masum) kistler genellikle üreme çağında oluşur.

Fonksiyonel kistlerin birçoğu şikayete yol açmaz ve muayene sırasında tespit edilirler.Takip edilir 1-3 ay içinde kendiliğinden kaybolabilirler.Doğum kontrol hapları yumurtlamayı baskılayıcı özelliklerinden dolayı tedavide kullanılırlar. Kist içine kanama olduğunda şiddetli ağrı olur, ağrı kesici kullanılarak takip edilebilir.Nadiren yumurta kisti çatlarken damara isabet eder ve batın boşluğuna yumurtlama sırasında kanama olur ise operasyon gerekebilir.Kist yırtılmalarında ani başlayan ağrı oluşur.Kist sıvısı karın organlarını saran periton denilen zar tarafından emilir.Hasta hastane koşullarında takip edilir.Kistler batın boşluğunda asılı duran yumurtalıkların kendi etrafında dönmesine ve yumurtalığın dolaşımının bozulmasına neden olabilirler. Bu durumda da ağrı gelişir.Takip ve gerekirse laparoskopi uygulanmalıdır.

Dermoid Kist: Yumurtalıklarda bulunan germ(üreme) hücrelerinden gelişir. Farklı dokular içerebilir(saç, diş, kıkırdak, kemik, barsak gibi..) Tedavisi cerrahi olarak çıkarılmasıdır.

Bazı kistler de neoplazik(tümoral) özellikler taşırlar. İleri yaşta gelişen, birkaç siklusta geçmeyen ultrasonografide içinde yoğun görünen yapılar, bölmeler içeren, karında sıvı toplanması, kilo kaybı, halsizlik ile beraber olan kistlere şüphe ile yaklaşılır. Bu bulgular varlığında genellikle bir patolog eşliğinde hasta opere edilir. Kist kanser olarak değerlendirilirse kanserin evresine göre sadece yumurtalığın alınması veya rahim ve yumurtalıkların karın zarı(omentum) lenf bezleri ve appendiksin alınması ve ardından ilaç tedavisi gerekebilir.

Çikolata Kisti (Endometriosis): Rahimin iç duvarının yumurtalıklarda yerleşmesidir. Kronik olarak kasık ağrısı adet döneminde ve cinsel beraberlik sırasında ağrıya yol açabilir. Yumurtalıkta oluşan kist erimiş çikolata görüntüsünde olduğu için çikolata kisti olarak adlandırılır ve önemli kısırlık nedenlerinden biridir. Kronik bir hastalıktır ve tekrarlayabilir.Bu kistler tespit edildiğinde çıkarılır ve yeni odakları baskılayıcı tedaviler uygulanır.

Polistik Over: Yumurtalıkların cidarında sıralanmış küçük kistler görülür. Hormon dengesinde oluşan değişiklik adet gecikmelerine yol açar.Metabolik problemleri de içerebilir. İnsülin direnci tip2 diyabet, obesite, kalp damar hastalığı riski, kısırlık, gebelikte düşük riski artışı görülebilir.

Tedavi siklus(adet) düzenleme veya çocuk isteğine göre planlanır.

POF (Prematür over yetmezliği): Yirmili veya otuzlu yaşlarda yumurtalık rezervinin azalması ve menopoz gelişimidir. Adetten kesilmesi ile belirti verir. Genetik özellik taşıyabildiği gibi bazen nedeni açıklanamamaktadır. Tedavide hormon replasmanı ile adet sağlanır fakat yumurtlama gelişmediği için çocuk sahibi olamaz.
TheGrudge - avatarı
TheGrudge
Ziyaretçi
4 Temmuz 2006       Mesaj #240
TheGrudge - avatarı
Ziyaretçi
GEBELİKTE SİGARA NE KADAR ZARARLI?

Kadın SağlığıGebelikte sigara tüketimi bebek ve gebelik üzerine son derecede olumsuz etkilere sahiptir.

Gebeliklerinde sigara içen gebelerde;

bullet2Eken doğum eylemiMsn Sad
bullet2Amnion suyunun erken gelmesi Msn Sad (erken membran ruptürü) Msn Sad
bullet2Bebeğin rahim içinde gelişme geriliği (intrauterin gelişme geriliği)
bullet2Bebeğin anne rahminde ani ölümü (intrauterin exitus)Msn Sad

bullet2Gebelik zehirlenmesi (preeklampsi)
bullet2HipertansiyonMsn Sad
bullet2Plasentanın doğum öncesi ayrılması (dekolman plasenta)Msn Sad
bullet2Doğum sonrası bebeğin solunum sıkıntılı olması (respiratuar distres)Msn Sad
bullet2Prematur doğan bebeklerin akciğerlerinin gelişememesi sonucu ölümcül solunum sıkıntıları (RDS) gibi pek çok olumsuzluklara kucak açar. Msn Sad

Gebelik her zaman için anneliğin bir başlangıcı olarak görülmelidir. Annelik ise her zaman için “fedakarlıklar” gerektirir. Bu bilinçle hareket ederek gebelik boyunca asla sigara içmemeli ve hatta sigara içilen ortamlarda dahi bulunmamalısınızMsn Sad

Benzer Konular

11 Aralık 2014 / ThinkerBeLL Sağlıklı Yaşam
19 Şubat 2013 / Demir YumruK Taslak Konular