Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 44.216|Cevap: 6|Güncelleme: 18 Temmuz 2016

Göz Nedir? Gözün Yapısı ve Görevleri

9 Mart 2009 15:45   |   Mesaj #1   |   
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye

Göz - Görme organı.


Dış ortamla ilişki kurmaya yarayan bir organ olduğundan, varlığı gelişmişlik derecesi yanında yaşama biçimiyle de sıkı sıkıya ilintilidir. Göz, en basit çokhücreliler olan süngerlerde yoktur. İlk kez selenterelerden knidlilerde görülür. Sınıflandırmalarda knidlilerden daha yukarıda yer alan, yani daha gelişmiş kimi hayvanlarda ise yeniden kaybolur. Bunlar ya şeritler gibi iç asalak olarak ya da mercanlar gibi bir yere bağlı olarak yaşayan hayvanlardır; dolayısıyla göze gereksinimleri yoktur. Knidlilerde ve solucanlarda gözler ya aralarına duygu hücreleri sokulmuş pigment hücrelerinden oluşan bir benek hâlindedir ya da kadeh meydana getirecek biçimde sıralanmış pigment hücreleri ve kadehin içinde yer alan merceğimsi bir cisimden oluşur. Gözlere daha gelişmiş olarak, birçok basit gözün bir araya gelmesinden oluşmuş petek göz biçiminde, eklembacaklılarda rastlıyoruz. Renkleri ayırma ise eklembacaklılardan böceklerde başlar. Yumuşakçalardan mürekkepbalıklarında gözler oldukça gelişmiş ve omurgalıların gözlerine benzetilebilecek özel biçimler almıştır. En gelişmiş hayvanları kapsayan kordalıların omurgalılar dışındaki dallarında gözler yeniden basitleşir ya da kaybolur.
Omurgalıların çeşitli sınıflarında birbirinden az çok farklı olmakla birlikte gözler, genellikle insan gözüne benzer.
Sponsorlu Bağlantılar

İnsan gözü başlıca şu parçalardan oluşur:
A) Göz yuvarlağı (göz küresi), kafatasının ön yüzündeki göz çukurlarının içine yerleşiktir. Bir ucu göz çukuru çevresindeki kemiklere, diğer ucu göz yuvarlağına bağlı alt kas yardımıyla hareket eder. Gözkapağı ve göz çukuru tarafından korunur.
Göz yuvarlağı üç bölümden oluşur:
  • Sert tabaka; beyaz, katılgandokudan yapılmıştır. Kabarıkça olan ön bölümü saydamlaşmış ve ışık geçirmeye uygun bir duruma girmiştir (saydam tabaka).
  • Damar tabaka; sert tabakanın altındadır. Burada gözün beslenmesini sağlayan kan damarları vardır. Gevşek bir katılgandokudan yapılmıştır. Damar tabaka, saydam tabakanın arkasında düzleşerek gözün renkli bölümünü oluşturur (iris). İrisin ortası deliktir. Bu deliğe "gözbebeği" denir. Işıklar göze buradan girer.
  • Retina (ağtabaka); ağ görünümündedir. Sinir hücreleri ve tellerinden oluşmuştur. Bu tabakada görme duyusunu alan hücreler vardır. En önemlileri "koniler" ve "çubuklar"dır.
B) Göz billuru (mercek), iki yanı da dışbükey olan bir büyüteci andırır. Esnektir ve kat kat tabakalardan oluşmuştur.
C) Odacıklar, biri irisle saydam tabaka arasında, diğeri merceğin arkasında olmak üzere iki tanedir. Birincisine "önoda" ikincisine "arkaoda" denir; saydam bir sıvıyla doludur. Görme olayı: İris ışıklar gözbebeğinden girerken, ışığın azlık ya da çokluğuna göre daralır ya da genişler. Görüntünün ağtabakaya net düşmesini mercek sağlar. Görüntü ağtabakadan, çeşitli sinirler yardımıyla göz sinirine gelir. Göz siniri, beynin "görme merkezi"ne bağlıdır ve taşıdığı uyartı beyne ulaştığında görme olayı tamamlanmış olur.

Göz ve Gözün Yapısı

Göz, göz çukurunda bulunan, iri bir bilye büyüklüğünde, görmeyi sağlayan küremsi bir cisimdir.
Ad:  Eye-diagram_no_circles_border.svg.png
Gösterim: 617
Boyut:  82.7 KB
  1. Arka oda
  2. Ora serrata
  3. Silier kası
  4. Kirpiksi bölge
  5. Schlemm kanalı
  6. Göz bebeği
  7. Ön oda
  8. Kornea
  9. İris
  10. Lens korteksi
  11. Lens çekirdeği
  12. Silier cisim (kirpiksi cisim)
  13. Konjunktiva
  14. Alt oblik kası
  15. Alt rektus kası
  16. Medial rektus kası
  17. Retinal arter ve venler
  18. Optik disk
  19. Dura mater
  20. Santral retinal arter
  21. Santral retinal ven
  22. Optik sinir
  23. Vortikoz veni (göz koroid veni)
  24. Tenon kapsülü
  25. Makula
  26. Fovea
  27. Sklera
  28. Koroid (damar tabaka)
  29. Süperior rektus kası
  30. Retina

Göz ve Görme


Göz ışığı geçirmeye ve kırmaya elverişli üç tabakanın birleşmesinden oluşmuştur. En dıştaki birinci tabakaya, "sert tabaka" ya da "gözakı" denir; bu tabaka önde tümsekleşerek, saydam tabakayı oluşturur. Beyaz ve telsel yapıda olan sert tabaka, gözü koruyan gerçek bir zardır. Çok damarlı bir bağ dokusu olan damar tabaka, iki yüzündeki boyalı hücre örtüsüyle, gözyuvarını tam bir karanlık oda haline getirir. Bunun ön bölümünde, kirpiksi cisim kasları ile kirpiksi bölge yeralır; kirpiksi bölgenin çok damarlı olan asıcı bağı gergin tutmak için kanla dolan küçük piramitler halindeki çıkıntılara, "kirpiksi uzantı" denir.
Kirpiksi bölgenin uzantısı olarak, ön bölümde damar tabaka renk değiştirerek ortası delik (gözbebeği) bir diyafram oluşturur (iris). Rengi insandan insana değişen iris, gözbebeğini büyültüp küçültmeye yarayan kas telleri kapsar: Işınsal kas telleri gözbebeğinin genişlemesini, iris büzücü kasının çember telleriyse, gözbebeğinin büzülmesini sağlar.
Gözün üçüncü ve çok ince tabakası olan ağ tabaka, duyarlı bir tabakadır. Bunun arka bölümünde bulunan ortası çukur, beyazımsı küçük kabarcık (görme sinir diski), görme sinirinin girdiği yerdir ve "kör nokta" diye adlandırılır. Kör noktanın biraz ötesinde, sarı nokta yeralır; burası da dıştan gelen görüntülerin en iyi biçimlendiği görme bölgesidir.
Gözün arka kutbuna giren görme siniri, damartabakaya doğru birçok sinir teli halinde yayılır ve üç tabaka halinde dizili nöronlarla sona erer. Birinci tabakadaki nöronların (çok kutuplu nöronlar) silindir ekseni, görme sinirinde sürer; ön uzantılarıysa, ikinci tabakanın iki kutuplu nöronlarıyla bağlantı kurar; ikinci tabakanın nöronları da, üçüncü tabakanın görme nöronlarının silindir eksenlerine bitişir. Bu tabakada, bir ucu ağ tabakanın kırmızı bölümüne giren, koni ve çubuk biçimindeki nöronlar yeralır.
Koni ve çubukların serbest uçları, damar tabakadan yana yöneliktir: Damar tabakaya gelen ışık ışınları kırılır ve ağtabaka hücrelerinin sinir uçlarını etkiler.

Gözün şematik yapısı

Ad:  Schematic_diagram_of_the_human_eye.svg.png
Gösterim: 596
Boyut:  21.8 KB
  • a: Görme siniri
  • b: Kör nokta
  • c: Sert tabaka (Gözakı)
  • d: Damar tabaka
  • e: Ağ tabaka (Retina)
  • f: Kirpiksi cisim
  • g: Arka oda
  • h: İris
  • i: Saydam sıvı
  • j: Saydam tabaka (Kornea gözü renklendiren tabaka)
  • k: Ön kamara (Humör aköz)
  • l: Mercek (Silier) Kasları
  • m: Göz merceği
  • n: Kirpiksi cisim
  • o: Jelatin görünüşlü camsı cisim
  • p: Sarı leke (Odaklama noktası)
Canlılarda Göz, Gözün Yapısı ve Görme
Hayvanlarda çok çeşitli göz biçimlerine rastlanır. Yalın canlılarda gözler bedenin önünde, deride yeralan ışığa duyarlı hücrelerden oluşur. Söz konusu organların yapısı yalın ya da böceklerin bileşik gözleri, omurgalıların gözleri gibi daha gelişmiş olabilir. Sineklerin gözleri özellikle hareket ve renk ayırt edecek bir yapıdadır.
Avcı kuşlarınkiler, insanda olduğu gibi başın önünde buna karşılık başka kuşlar tarafından avlanan kuşların gözleriyse daha geniş bir görme alanını kaplayacak biçimde başın iki yanında yeralır.
İnsan, maymun ve bazı başka gelişmiş canlıların gözleri, özel biçimleri seçip tanıyabilirler. Buna karşılık hayvanların çoğu, renkleri ancak bir ölçüde algılarlar. Bazı hayvanlarsa renk körüdür.
Toprak altında ya da denizin derinliklerinde yaşayan bazı canlılarda, gözler işlevlerini bütünüyle yitirmiştir. Memelilerin gözleri kafatasının içindeki boşluklarda (göz çukurları) yerleşmiştir ve kaslar sayesinde her yönde hareket edebilir.
Salyangozlar ve solucanlar ancak karanlık ile aydınlığı ayırt edebilirler; yalın gözlü eklembacaklılarsa ışığın yanı sıra, hareketi de belirleyebilirler.
Sinekler ve arılar küçük hareketleri, genel biçimi ve rengi algılayabilirler; ayrıca böceklerin bir çoğu, insanların göremedikleri morötesi ışığı da görebilirler.
Gözlerinin yapısı omurgalılara benzeyen ahtapot ve mürekkepbalığı, cisimleri net görebildikleri halde, üç boyutlu göremezler.
Omurgalılardaysa, gelişmiş gözler çok farklı koşullarda ayrıntılı biçimde görmelerine olanak sağlar.
Gece dolaşan canlılar, az ışıkta iyi görememeye karşılık, gündüz, ışığın şiddeti karşısında körleşirler.

BAKINIZ
Gözyaşı Nedir? Nasıl Oluşur?
Göz Sağlığı
Oftalmoloji (Göz Hastalıkları Bilimi)
Göz Tansiyonu (Glokom)
Göz Kapağı Hastalıkları
Kuru Göz Hastalığı
Sarı Nokta (Leke) Göz Hastalığı
Ambliyopi (Göz Tembelliği)
Şaşılık
Miyop (Miyopi)
Astigmat

Son düzenleyen Safi; 18 Temmuz 2016 19:45
20 Ağustos 2009 14:10   |   Mesaj #2   |   
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

GÖZ VE GÖZÜN ÖZELLİKLERİ


Göz, görme duyu organımızdır ve insanın baş bölgesinde yer alır. Alın, elmacık ve burun kemikleri arasındaki göz çukuruna yerleşmiştir. Dışarıdan bakıldığında, görme işini gerçekleştiren göz yuvarlağı ve yardımcı organlardan oluştuğu görülür.

Göze yardımcı organlar; kaşlar, kirpikler, göz kapakları, gözyaşı bezleri ve göz kaslarıdır. Kaşlar, gözü alından süzülen terlerden korur. Kirpikler ve göz kapakları göze yabancı maddelerin kaçmasını engeller. Gözyaşı bezleri, gözyaşı salgıları ile gözün dış yüzeyinin kurumasını önler. Gözü hareket ettiren üç çift kırmızı kas, gözü sağa, sola, yukarı ve aşağı hareket ettirir.
Göz yuvarlağı küre şeklindedir ve dıştan içe doğru sert tabaka, damar tabaka ve ağ tabaka olmak üzere üç tabakadan oluşur.

SERT TABAKA:


Gözün en dışında yer alan, beyaz renkli, sık telli bağ dokudan yapılı, kalın tabakadır. Bu tabaka, gözün yuvarlak şeklinin bozulmasını önler ve gözü dış etkenlerden korur. Sert tabakada kan damarları bulunmaz.
Sert tabaka, göz yuvarlağının ön kısmında incelir, küreselleşir ve saydam bir yapı kazanır. Bu bölüme kornea (saydam tabaka) adı verilir.
Kornea ve ön odadaki sıvı, mercek gibi, ışığın kırılmasını ve göz bebeğinde toplanmasını sağlar. Sert tabakanın diğer kısımları beyaz olup, göz akı adını alır.

DAMAR TABAKA (KOROİD):


Sert tabakanın altında olup, ince, gevşek yapılı ve esnekliği az olan bir tabakadır. Hücreleri içinde siyah renk tanecikleri (pigmentler) vardır. Bu tanecikler göz yuvarlağının içini siyaha boyar. Böylece gözün içinin, bir fotoğraf makinesi gibi karanlık olması sağlanır. Bu tabakada, gözün beslenmesini sağlayan, çok miktarda kan damarı bulunur.

Damar tabaka, gözün ön tarafına doğru düzleşerek, iris adını alır. İris, göze rengini veren kısımdır (siyah, mavi, ela vb.) İrisin ortasındaki, siyah nokta gibi görünen açıklığa göz bebeği denir.(siyah nokta gibi görünmesinin sebebi, gözün içinin karanlık olmasıdır.) Göz bebeği, saydam tabakadan geçen ışınların, gözün iç kısmına iletilmesini sağlar.
Düz kaslardan yapılan irisin dış ortamdan gelen ışığa göre, kasılıp gevşemesi sonucu, göz bebeği karanlıkta büyüyüp, ışıkta küçülür. Böylece göze giren ışığın azlık çokluğu ayarlanır.

AĞ TABAKA (RETİNA):


Gözün görmeyi sağlayan kısmıdır. Işığa duyarlı görme duyu hücreleri (reseptör=almaç) ile duyu hücrelerinden uyartıları alıp beyne ileten, görme sinir hücreleri bu kısımda bulunur.
Ağ tabakadaki görme sinirleri birleşerek, göz yuvarlağının arka kısmından dışarı çıkar ve beyne gider. Sinirlerin göz yuvarlağından çıktığı yerde görme hücreleri yoktur. Bu bölgeye kör nokta denir.

Gözün saydam kısımlarından geçerek, ışık ekseninin ağ tabakaya değdiği yere sarı leke (sarı benek) denir. Burası, gözün ışığa en duyarlı kısmıdır. Görüntü, kör noktanın hemen üstündeki sarı benekte oluşur. Sarı beneğin ortasında koni, çevresinde ise çubuk (çomak) şeklinde görme duyu hücreleri bulunur. Çubuk hücreler cismin şeklini, koni hücreler ise rengini algılar. Ayrıca çubuk hücreler zayıf ışıkta görmeyi sağlar. Koni hücreler ise, parlak ışıkta iş görebilir; kırmızı, mavi, yeşil renkleri algılar ve bu hücrelerin eksikliğinde renk körlüğü ortaya çıkar.

Ağ tabakanın ön kısmında göz merceği bulunur. İnce kenarlı bir mercek olan göz merceği, cisimlerden gelen ışınları kırarak görüntünün ağ tabaka üzerine düşmesini sağlar. Göze kaslarla tutunan göz merceğinin kabarıklığı, bu kaslar sayesinde artar ya da azalır. Böylece cisimleri uzaklığına göre göz merceğinin odak uzaklığını ayarlamak mümkün olur.

Bu Saydam tabaka (kornea) ile iris arasındaki boşluğa ön oda, iris ile göz merceği arasında kalan boşluğa ise arka oda denir. Merceğin arkasındaki boşluk camsı cisimdir. Bu boşlukların içi, ışığın kırılmasına yardımcı olan sıvı ile doludur.

GÖRME OLAYININ GERÇEKLEŞMESİ

Cisimden gelen ışık ışınları, saydam tabaka, ön oda ve göz bebeğinden geçtikten sonra, göz merceğine gelir. İnce kenarlı mercek olan göz merceği, ışınları birbirine yaklaştırarak kırar ve cismin gerçek görüntüsünü ağ tabakadaki sarı benek üzerinde ters olarak meydana getirir. Oluşan bu görüntü, görme sinirlerini uyarır. Görme sinirleri uyarıları alarak, beynin arka loplarındaki görme merkezine iletir. Görme merkezindeki hücreler, cismin düz ve renkli görüntüsünü oluşturur.
Cismin yakın ya da uzakta oluşuna göre, göz kaslarının hareketi ile göz merceği şişkinleşip kalınlaşarak, bu cisimlerin ters görüntüsünün sarı benek üzeride oluşması sağlanır. Bu olaya göz uyumu denir. Gözümüz 25cm ile 13m arasında göz uyumu yapar.

GÖZ KUSURLARI


Miyopluk:
Uzaklığı iyi görememe durumudur. İki şekilde oluşur.
A) Göz merceği normalden daha çok şişkin ve merceğin kırıcılık özelliği daha fazladır. Bu durumda, mercek üzerine gelen ışınlar kırıldıktan sonra, görüntü, sarı beneğin önünde oluşur.
B) Mercek normal olup, göz yuvarlağı alttan ve üstten basıktır. Bu nedenle göz ekseni normalden daha uzundur. Göz ekseni uzun olduğundan, mercekte kırılan ışınlar sarı lekenin önünde birleşirler ve görüntü sarı lekenin önünde oluşur.
Miyopluk, kalın kenarlı mercekle düzeltilir.
Göz kusuru olan gözün şekli çizilecek

Hipermetropluk:
Yakını iyi göremeyip, uzağı iyi görürler. İki nedenle olur:
A) Göz merceği normal olup, göz yuvarlağı önden ve arkadan basıktır. Bu nedenle göz ekseni normalden kısadır. Göz ekseni kısa olduğundan, mercekte kırılan ışınlar sarı beneğin arkasında birleşirler ve görüntü sarı beneğin arkasında oluşur.
B) Göz merceğinin kırıcılığı normalden azdır ve mercek normalden incedir. Bu durumda göz merceğine gelen ışınlar kırıldıktan sonra sarı beneğin arkasında birleşirler. Yani görüntü sarı beneğin arkasında olur.
Hipermetropluk ince kenarlı mercekle düzeltilir.

Presbitlik:
Göz merceğinin esnekliğinin azalmasından dolayı, merceğin uyum yeteneğinin kaybolmasıdır. Göz uzağı iyi gördüğü halde, yakına uyum sağlamakta zorluk çeker. 40cm’den yakını göremezler. Genellikle yaşlılarda görülür.
İnce kenarlı mercekle düzeltilir.

Astigmatizm:
Gözün saydam tabakasının (kornea), küreselliğinin bozulması sonucunda, ışık ışınlarının bir kısmının kırılıp, bir kısmının yansıması nedeniyle cisimler bulanık ve bozuk görülür. Görüntü retinanın (ağ tabaka) önüne veya arkasına dağınık düşer. Silindirik mercekle düzeltilir.

GÖZ HASTALIKLARI


Katarakt: Göz merceğinin içi kireçlenir ve ışığı geçiremez. Bu nedenle göz merceği donuklaşır ve saydamlığını, esnekliğini kaybeder (perde iner). İleri yaşlarda görülür. Ameliyatla düzelir.
Şaşılık: Göz yuvarlağını hareket ettiren kasların normalden uzun ya da kısa olması ve uyumlu çalışamaması durumudur. Özel gözlüklerle veya ameliyatla düzelir.
Renk Körlüğü (Daltonizm): Yeşil ve kırmızı renklerin ayırt edilememe durumudur. Genlerle ilgili olup, kalıtsal bir hastalıktır. Tedavisi yoktur.
Trahom: Mikroplarla bulaşan ve tedavi edilmediğinde körlüğe neden olan bir hastalıktır.
Son düzenleyen Safi; 15 Temmuz 2016 17:04
15 Temmuz 2016 17:14   |   Mesaj #3   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Göz Anatomisi


Göz; tabiat kitabının eşsiz güzelliklerini ve varlıklarda sergilenen İlâhî isim ve sıfatların tezahürlerini temaşa edip, tefekkür etmesi için, Allah'ın insanlara hediye ettiği bir organdır. İki küçük kamera olarak yüzün korunaklı en uygun yerine yerleştirilmiş olan gözleri çeşitli hususiyetleriyle tanımaya çalışalım: Gözün yerleştirilmiş olduğu çukur, altı kemik tarafından sarılmıştır. Üst çene kemiğinin sınırladığı çene boşluğu (sinüs) ile göz arasındaki kemiğin (premaxilla) kalınlığı, 0,5 mm.; kalbur kemiği boşlukları arasındaki duvarın kalınlığı da 0,3 mm'dir. Göz küresini dıştan saran ve üç yönde hareket ettirmekle vazifeli altı kas, beyinden çıkan üç sinir tarafından uyarılır.

Yapı bakımından küreye benzeyen gözün çapı, yeni doğanlarda 17 mm., üç yaşındakilerde 23 mm., erginlerde de 24 mm'dir. Erginlerde bu kürenin çevre uzunluğu 74,9 mm'dir. Ağırlığı 7,5 gram olan gözün hacmi ise, 6,5 ml'dir. Göz küresini dışarıdan saran ve çok dayanıklı bir bağ dokusundan yapılmış en dış kılıfın (sclera) kalınlığı, ön tarafta 0,5 mm, arka tarafta da 1 mm'dir. Gözün dıştan görülen ön kısmının (cornea) dikey çapı 11 mm, yatay çapı 11,9 mm; yüzey alanı 1,3 cm2, merkezindeki kalınlığı 0,5 mm, çevredeki kalınlığı da 0,67 mm'dir. Korneanın ön kısımdaki hafif tümsek eğimli bölümün yarıçapı 7,8 mm, ışığı kırma gücü 45 diyoptridir. Korneanın üzeri, çok ince bir tabaka hâlinde gözyaşı bezinin koruyucu salgısıyla kaplanmıştır. Bu tabaka kendi içinde üç alt tabakaya ayrılır. Korneaya doğrudan temas eden kısım 0,2 µm, su ağırlıklı orta tabaka 10 µm, en dıştaki yağlı tabaka ise, 0,1µm kalınlığındadır.

Bir kamera bütün incelikleriyle nasıl kendini tasarlayan sanatkârın ilmini ve kabiliyetini gösteriyorsa, gözdeki milimetre veya mikron ölçeğindeki yapılardaki hikmetli bir plân ve gayeye yönelik, tesadüfî mutasyonların asla ortaya çıkaramayacağı sanatın mükemmelliği de, bütün kemâl sıfatlarla mücehhez bir Sanatkâr'ın ilim ve kudretini gösterir. Gözün ön tarafından orta bölgesine doğru ilerlendiğinde, göze giren ışığın kırılıp, şiddetinin ayarlandığı renkli kısım, göz merceği ve merceği askıda tutan bağlar gelir. Merceği askıda tutup hareketine imkân veren ve 70–75 adet olan bağların her birinin uzunluğu 2 mm, kalınlığı da 0,5mm'dir. Göze giren ışığın ayarlandığı renkli kısmın (iris) çevirdiği, orta kısımdaki göz bebeğinin genişleyip daralma sınırı 2–8 mm'dir. İrisin daralıp genişleme kabiliyeti % 80 nispetindedir. Fotoğraf makinelerinde çekim diyaframın açık kalarak, ışığın film üzerine düşmesi olarak bilinen pozlama için reaksiyon zamanı, gözde 0,3–0,8 saniye arasındadır.

Ağırlığı 174 mg olan göz merceğinin kalınlığı 4 mm, çapı da 9 mm'dir. Merceğin ön ve arka yüzünün tümsekliği aynı değildir. Ön yüzünün tümsekliğinin yarıçapı 10 mm, arka yüzünün yarıçapı ise 6 mm'dir. Merceğin kırma gücü 19–33 diyoptri arasında değişir. Merceğin % 65'i su, kalan kısmı ise proteindir. Bu su ve proteinden yapılmış kitleyi saran şeffaf kapsül ön tarafta 10–20 µm, arka tarafta 5 µm'dir. Mercekte uzunluğu 7–10 mm, genişliği 1–10 µm, kalınlığı da 2 µm olan lifler bulunur. Merceğin yapısında bulunan suda çözünmeyen proteinlerin nispeti 10 yaşında % 3 iken, 80 yaşında % 40'a yükselir ki, bu durum, merceğin giderek şeffaflığını ve esnekliğini (uyum kabiliyetini) kaybetmesi demektir.

Gözün görüntünün işlenmesi ile ilgili ve en hassas tabakası olan retina, 10 hücre tabakasından yapılmış en içte yer alan harika bir görüntü kodlama merkezidir. 127 milyon ışığa hassas alıcı hücreden (photoreceptor) yapılmış olan retinanın kalınlığı, sarı leke (makula lutea) denen ve görüntünün en net olarak teşekkül ettiği bölgede 0,2 mm, bu bölgenin kenarlarında da 0,1 mm'dir. Retinadaki hücrelerin 120 milyonu çomak şeklinde düz hücreler olup, siyah-beyaz görmede (alacakaranlık); 7 milyonu ise, koni veya kama şeklinde hücreler olup, renkli görmede vazifelidir. Sayıları çok olan çomak hücrelerinin boyu 50 µm, kalınlıkları da 1–5 µm'dir. Koni hücrelerinin boyu 40 µm, kalınlıkları ise, 3–5 µm kadardır.

Retinanın bir mm2'sinde 400.000 ışık alıcı hücre bulunur. Bu zâviyeden mukayese edildiğinde, gece avlanan orman baykuşunun gözündeki retinada bu rakam 680.000'dir. Orman baykuşunun ihtiyacını bilen İlmi ve Kudreti Sonsuz, onun gözünü gece karanlığında en küçük bir ışık parıltısını bile hissedebilecek derecede hassas yaratmıştır. Sazanların retinasında bu değer –onların bulanık ve karanlık suda beslenebilmesi için- 510.000'dir. Kedinin göz retinasındaki değer 397.000 olup, insana yakındır. Bu değer, evcil sığırlarda 358.000, alabalıkta 303.000, tavukta 265.000, bir mürekkepbalığı türünde 105.000, bir su kurbağası türünde de 95.000 kadardır. Bu rakamlara bakarak, şu hayvan diğerinden üstündür veya görme açısından şu hayvana haksızlık yapılmıştır, diyemeyiz. Zîrâ yaratılışta israf ve abesiyet yoktur. Her hayvana ihtiyacı olduğu kadar görme hücresi verilmiştir.

Retinadaki görme hücrelerinin ortalama 130'u bir ganglion (sinir düğümü) hücresine bağlanır. Görme sinirini (nervus opticus) teşkil eden her bir sinir lifi, bir ganglion hücresine bağlanır. Retinadaki görme hücrelerinin karanlıktan aydınlığa çıkıldığında geçen uyum süreleri 15–60 saniye arasındayken, aydınlıktan karanlığa geçildiğinde geçen uyum süreleri 30–45 dakika kadar sürer. Görme hücrelerinin iş görebildiği sahanın genişliği, yani hissedebileceği en düşük ışık miktarı ile en kuvvetli ışık miktarı 10-7 ile 106 mumluk ışık dereceleri arasındadır. İnsan, bu miktarların altındaki ve üstündeki ışıkları, zayıflığından veya tam aksine şiddetinden dolayı göremez.

İnsanın gördüğü bütün renkler, görme hücrelerinin absorbe ettiği (soğurduğu) ve yansıttığı dalga boylarına göre isimlendirilir. Görme hücrelerinin absorbsiyon genişliği kırmızı ve mor arasında kalır, bu da görülebilen ışığın dalgaboylarının sınırıdır. 400 nm dalga boyundaki ışık mor, 760 nm dalga boyundaki ışık ise, kırmızı görülür. Kırmızıötesi (infraruj) ve morötesi (ultraviole) ışınları insan göremez. Ancak bu sınırların ötelerindeki dalgaboyuna sahip ışınları, bazı hayvanların algılayabildiği bilinmektedir. Görme sinirinin retinaya girdiği kör nokta olarak bilinen kısım ile ışık alıcı hücrelerin en yoğun ve görüntünün en net olduğu (sarı leke) kısmın çapları 1,5 mm'dir.

Bütün bu anatomik ve histolojik hususiyetler, insanın yeryüzünde sergilenen güzellikleri temaşa edebilmesi, Allah'ın yarattıklarına ibret nazarıyla bakabilmesi için yeterli değil midir? Tek hücresinde dahi tesadüflerin ve şuursuz tabiatın bir müdahalesinin olmadığını anlamak için, göze bir bütün hâlinde bakmak çok önemlidir. Bir kameranın yapımcısını hiç kimse inkâr edemezken, her parçası hikmetli ve hususi ölçülerle yapılmış gözü maalesef bazı insanlar, başta mutasyonlar olmak üzere, akılsız ve şuursuz evrim mekanizmalarına verebilmektedir. Görme hâdisesinin beyinde idrak edilmesi de gözle beraber düşünüldüğünde, tesadüfî evrim mekanizmalarıyla bazı şeyleri izah(!) ettiklerini düşünenler, iyice aciz kalır. Retinaya bağlantı yapan görme siniri içindeki liflerin (aksonların) her biri, beyindeki görme merkezinde kendilerine ait nöronlarla irtibat kurar. Bu durumda göz görme hâdisesinin gerçekleşmesinde sadece aracı bir organ olur. Görmenin asıl idrâk edildiği yer, beyindir. Göz ile beyin arasındaki bu mükemmel uyum düşünüldüğünde, evrimcilerin fikirleri tamamen iflâs etmez mi?
Ad:  göz.JPG
Gösterim: 85
Boyut:  52.9 KB


Gözdeki Hassas İşleyişe Ait Ölçüler


Oldukça nazik şekilde teçhiz edilmiş gözün en hassas bölgesi olan retinadaki çubuk ve koni hücreleri, mikro ölçeklerde yapılar ihtiva eder. Çubuk şeklindeki bir ışık alıcı (fotoreseptör) hücrenin üzerinde 600–2.000 arasında disk biçiminde yuvarlak kabarcık vardır; bunların her birinin üzerinde de, görme pigmenti rhodopsin molekülünden 20.000–800.000 kadar bulunur. En koyu karanlık ile en açık aydınlık arasındaki uyum kapasitesinin hassasiyeti 1:107 rakamıyla ifade edilir ki, bu durum görüntüleme sisteminin bire on milyon hassasiyetle çalıştırıldığını gösterir. Çubuk şeklindeki reseptörlerdeki bütün görme pigmentlerinin azamî hassasiyet sınırı, 550 nm'dir ve bu pigmentler saniyede 65–80 arasındaki ışık uyartılarını alabilecek hassasiyete sahiptir. Herhangi bir ışığın hissedilebilmesi için, en az beş fotona (ışık paketine) sahip olması gerekir.

Koni hücrelerinin en yoğun olduğu fovea centralis bölgesinde, iki hücre arasında 2,5 µm kadar bir mesafe vardır. Koni hücreleri 200 kadar farklı renk tonunu ayırabilecek kapasitede yaratılmıştır. Yaklaşık 500 farklı kademedeki berraklığı ve 20–25 farklı kademedeki renk doygunluğunu ayırabilecek durumda oldukları da hesap edildiğinde, bu hücrelerin milyonlarca farklı renk tonunu ayırabilecek kapasiteye sahip kılındıkları görülür.

Rengârenk süslenmiş tabiat kitabını temâşa ederken algıladığımız renkler için, koni hücrelerinde sadece mavi, yeşil ve kırmızı olmak üzere üç tip görme pigmenti vardır. Bütün renkler, bu üç tip renk pigmentinin farklı yoğunluklardaki iştirakleriyle ortaya çıkar. 420 nm dalga boyundaki mavi, 535 nm dalga boyundaki yeşil, 565 nm dalga boyundaki kırmızı ışıkların cisimlerden yansıyan kısımlarının, fotoreseptör hücrelerindeki emilme derecesine göre, birbirleriyle girift olarak farklı yoğunluklarda hücre uyarıldığından, bütün renkleri algılayabiliriz. Koni şekilli reseptörlerdeki bütün renk pigmentlerinin toplam hassasiyet sınırı 510 nm'dir ve bunlar saniyede 15–25 arasındaki ışık uyartılarını alabilir. Renkli görme bozuklukları erkeklerin % 8'inde, kadınların ise, sadece % 0,4'ünde görülür.

Fotoğraf makinelerinin karanlık boşluğunda herhangi bir şey yoktur. Gözde ise, hususi terkiplerin bulunduğu iki odacık vardır. Kornea ile gözün renkli kısmı (iris) arasındaki ön odacığı dolduran sıvı daha akışkandır (humor aqueous). Mercek ile retina arasındaki büyük odacığı dolduran nispeten daha koyu sıvıya, camsı cisim (humor vitreous) denir. Gözün ön ve büyük olan arka odacıklarını dolduran bu sıvılar, hem merceğin, retinanın ve göz tabakalarının beslenmesi, hem gözün içe çökmemesi için belli bir dolgunluk sağlanması, hem de ışığı emerek görmenin güçlendirilmesi gibi fonksiyonlara sahiptir. Her bir gözde 0,2–0,4 ml kadar bulunan ve kırma indisi 1,3 olan bu odacık sıvıları, dakikada 2 µl kadar salgılanır (günde yaklaşık 2,9 ml). Sürekli üretilen odacık sıvıları, birkaç saatte bir tamamen değiştirilir. Sıvı yapımı devam ederken, boşalmada bir sıkıntı olduğunda, göz içindeki sıvı basıncı artar ve glokom denen ağrılı hastalık ortaya çıkar. Göz içi basıncının ortalama değeri 15–18 mmHg, sınır değerleri ise, 10–22 mmHg'dır. Odacık sıvılarının 100 ml'sinde 669 mg protein, 658 mg yemek tuzu, 445 mg sodyum, 116 mg potasyum, 65 mg glikoz bulunur; kalanı ise sudur.

Gözün ön tarafını dıştan yıkayıp temizleyen diğer bir sıvı da gözyaşıdır. Hissi durumlara bağlı olarak harekete geçirilen gözyaşı bezleri, bebek henüz üç haftalıkken faaliyete başlar. Günlük 1ml kadar gözyaşı üretilir. Gözyaşı üretimi hızı çocuklarda saatte 84 µl iken, erginlerde saatte 38 µl'ye düşer. Göz kapakları ortalama 20 saniyede bir açılıp kapatılır; bu esnada otomobilin camlarını temizleyen sileceklerin ıslatılmasına benzer bir mekanizma ile gözün korneası gözyaşıyla yıkanıp silinir. Çok hafif bazik (pH:7,4–7,8) olan gözyaşının bir litresinde 981,3 g su, 18,70 g da katı madde bulunur. Bunun ise, 6,69 gramı protein (3,94 g albumin, 2,75 g globulin), 1,70 gramı da, mikrop öldürücü lizozim salgısıdır.

Gözün temel çalışma prensibi;


dış dünyadan gelen ışınların mercek ve diğer yapılar tarafından kırılarak, ters bir şekilde retina üzerine düşürülmesine, bunun da optik sinir vasıtasıyla beyindeki ilgili merkeze iletilerek görüntü algısının meydana getirilmesine dayanır. Ancak dış dünyadaki cisimlerin her biri farklı mesafelerde olduğundan, aynı anda bütün cisimlerin uzaklığını algılayabilmek için göz, bakılan mesafeye göre bütün olarak şeklini veya sadece merceğinin biçimini değiştirebilecek bir hususiyette yaratılmıştır. Gözün mesafeye göre, ışınları farklı derecelerde kırarak retinadaki fovea centralise düşürebilmek için yaptığı hareketlere akkomodasyon veya uyum denir. Gözün beş metreden daha yakın nesnelere yaptığı uyum (yakına uyum) ile beş metreden daha uzaktaki cisimlere yaptığı (uzağa) uyum, temelde birbirinin tersidir.

Uzağa uyum için, gözün ışığı kırıcı tabakalarının toplam kırma indisi 59 diyoptridir (dpt); bunun 49 diyoptrisi, gözün dış tabakası olan korneanın ve havanın kırma indisidir. Korneanın iç tarafı -6 diyoptridir. Asıl işi yapan göz merceğinin ise, 16 diyoptrilik kırma indisi mevcuttur. Aslında gözler uzağa uyumlu hâlde, otomatik olarak istirahat hâline en yakın biçimde yaratılmıştır. Beş metreden daha yakın mesafeler için, mükemmel bir hesaplama sisteminin kontrolü altında gençlerde 69 diyoptriye kadar uyum yapabilir. Bunun 49 dpt'si hava ve korneaya, -6 dpt'si korneanın iç taraftaki yüzüne, 26'sı da merceğe aittir. Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere, gençlerde mercek çok hareketli ve esnek olduğundan, daha verimli bir ışık kırması yapmaktadır. Havanın ışığı kırma indisi 1 kabul edilirse, korneanın kırma indisi 1,38; ön ve arka odacık sıvılarının 1,34; merceğin çekirdek kısmının da 1,41 olur.

Gözler geniş bir sahayı tarayabilmeleri için, hususi bir konuma yerleştirilmiştir. Kafamızın ön tarafında bulunan kemik çukurlarına yerleştirilmiş gözlerimizle yukarıya baktığımızda 60º, aşağı baktığımızda 70º, burna doğru baktığımızda 60º, şakak bölgesine baktığımızda da 90º'lik bir sahayı tarayabiliriz. İki gözümüzle, 145º'lik bir sahayı görebiliriz. İki gözün alanlarının çakıştığı 120º'lik saha derinlikli olarak görülürken, kenarlarda kalan 12º'lik çok dar bir saha da -derinliksiz olarak- sadece görüntülenir. Gözün dış dünyada 1º'lik mesafeyi algılamasının retinadaki karşılığı veya izdüşümü 0,29 mm'lik bir mesafedir.

Göze ilişen herhangi bir nesnenin algılanma süresi 10–80 milisaniyedir; o nesnenin gözde sabitlenmesi için, 0,2–0,6 saniye kadar bir süre geçer. Göz; baş hiç hareket ettirilmeden saniyede 60º'lik bir açıyı kontrol ederken, baş hızla çevrildiği takdirde saniyede 200º–600º arasında değişen bir açı içinde nesneleri algılayabilir.

Çevredeki görüntüler, retina ve beyne ışık hızıyla iletilip algılanıyor. Yüzlerce renk tonu, hareketli hareketsiz her türle varlığın görüntüsü birbiri üzerine görüntü olarak hafızaya kaydediliyor ve gerektiğinde hatıra aynı sahne tekrar geliyor. Kirpiğinden, merceğine, retinasından sinirlerine ve damarlarına, kapağından merceğine kadar her noktasıyla bir mükemmellikler sergisi olan gözün mu'cizevî yapısı çok açık olarak kudreti ve ilmi sonsuz bir Yaratıcı'yı göstermesine rağmen, bazı evrimciler gözün mükemmel olduğunu kabul edememektedir. Çünkü herhangi bir sanat eserinde olduğu gibi, gözdeki mükemmellik de onun kemâl sahibi bir Sanatkâr tarafından yapıldığını akla getirecektir. Her şeyi tesadüflere ve akılsız mutasyonlara dayandıran evrimcilere göre hiçbir şey mükemmel değildir. Bir fotoğraf makinesini bile bir sanatkârın yaptığını bütün akıl sahipleri itiraf ederken, göz gibi mükemmel bir yapıyı basit görüp, tesadüflerin ve şartların zaman içinde ortaya çıkarabileceğini iddia eden evrimcilere, hayret etmekten başka bir şey yapamıyoruz.
15 Temmuz 2016 18:54   |   Mesaj #4   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Görme Organı /Göz (Organum Visus)

Ad:  göz1.JPG
Gösterim: 94
Boyut:  46.0 KB

Görme duyusu organımız gözdür. İnsanda iki göz bulunur. Bunlar yüzdeki sağ ve sol göz çukuruna (orbita) yerleşmiştir. Bir gözün ortalama ağırlığı 10- 12 gram çapı ise 2- 2,5 santimetredir. Gözün büyüklüğü yaşa ve cinse göre değişir.
Gözlerimiz yaşadığımız çevreyi algılar ve görsel bir dünya ile bütünleşmemizi sağlar. Alınan duyuların değerlendirilmesi beyindeki ilgili merkezlerde yapılır. Görme duyusunun alınmasında görevli bölüm, iki kısma ayrılarak incelenir.
  • Reseptör bölüm olarak göz küresi (Bulbus oculi)
  • Alınan duyuları beyne nakleden yol (N. opticus)
Gözü koruyan ve hareketlerine yardımcı oluşumlar vardır. Bunlar, kaş, göz kapakları, göz kasları, conjunctiva, gözyaşı bezi ve göz çukurudur.

Göz Küresi (Bulbus Oculi)


Göz küresi, orbita içinde yer alan küre şeklinde bir yapıdır. Göz küresinin önü dışa açılır. Açık olan kısım istenildiği zaman göz kapakları ile kapatılabilir. Göz küresinin dışa açık olmayan kısmı ise yağ ve bağ dokusundan oluşmuş bir kütle ile kuşatılmıştır. Yağ dokunun üzerinde ince bir zar (vagina bulbi) bulunur. Göz küresi bu zar üzerinde göz kaslarının etkisiyle hareket eder.
Görme siniri (N. opticus) hipofiz bezinin önlerinde birbiri ile çaprazlaşarak kesişir. Bu çaprazlaşmada, bazı lifler çapraza katılır, bazıları ise bu kurala uymaz. Böylece çapraza uyan ve bir yandan gelen lifler öteki yana geçmiş olur. Bu yapılaşma iki göz ile tek görmeyi sağlar.
Göz küresi dıştan içe doğru üst üste gelmiş üç tabakadan oluşur.
Dış tabaka (tunica fibroza)
  • Cornea
  • Sclera
Orta tabaka (tunica vasculosa)
  • İris
  • Corpus ciliare
  • Choroidea
İç tabaka (tunica interna)

Ad:  göz2.JPG
Gösterim: 64
Boyut:  35.0 KB

Dış Tabaka (Tunica Fibroza)


Göz küresinin dışında bulunan bağ dokunun kollojen ipliklerinin oluşturduğu bir tabakadır. Bu nedenle kalın ve sağlamdır. Dış tabaka cornea ve sclera olmak üzere iki kısma ayrılır.
Cornea: Saydam, parlak bir görünüşe sahip olan cornea hava ve göz kapakları ile temas Mlindedir. Göz kapakları ve göz küresinin ön bölümünü örten konjuktiva gözyaşı ile daima ıslak olduğundan göz kapakları açılıp kapandıkça cornea daima ıslak kalır ve saydamlığını korur. Cornea sinirlerden çok zengindir. Işık, göze cornea yolu ile girer. Işığı net bir şekilde kırmak için kristal saydamlığında bir yapıdır. Bu nedenle corneanın kan ve lenf damarları yoktur. Oksijenlenmesini ve beslenmesini tabakalar ve lameller arasında bulunan aralıklardan geçen gözyaşı salgısı ve göz içi sıvısı sağlar.
Sclera: Gözün dış bölümünün büyük bir kısmını oluşturur ve erişkinlerde beyaz renktedir. Çeşitli yönlerde birbirini çaprazlayan kollojen liflerden yapılmış olan sclera gözün şeklini verir. Diğer taraftan da göz küresinin içerisinde bulunan oluşumları korur.

Orta Tabaka (Tunica Vasculosa)


Kan damarı ve pigmentlerden zengin bir yapıdadır. Pigmentlerin yoğun olması nedeniyle rengi siyahtır ve gözü besleyen tabakadır. Orta tabakanın iris, corpus ciliare ve choroidea olmak üzere üç bölümü vardır. 

İris:
Ad:  göz3.JPG
Gösterim: 53
Boyut:  15.7 KB

Kornea ve scleranın birleştiği hizada bulunan ve göze rengini veren damarlı bölgedir. İrisin orta kısmındaki ışık geçidine gözbebeği (pupilla) denir. Pupilla siyah görünür. Göze gelen ışık miktarına göre daralır veya genişler. Böylece göze giren ışık miktarını ayarlar. İriste bulunan pigment hücreleri, göze rengini verir. Bu nedenle insanlarda mavi, yeşil, siyah, kahverengi ve gri gibi göz renkleri de olabilir.

Corpus Ciliare:
Korioid ve iris arasında bulunmaktadır. Temel yapısını düz kas liflerinden yapılmış m.ciliaris ve bağ doku oluşturmaktadır. Corpus ciliarenin üzerinde kirpik şeklinde çıkıntılar vardır. Kirpiksi cismin içinde, yumak hâlinde damarlar vardır. Ayrıca kirpiksi cisimleri geren ve gevşeten kirpiksi kaslar (m. ciliaris) bulunmaktadır. Kirpiksi cismin kasılması ve gevşemesi göz merceğinin (lens) ışığa uyumunu sağlar.

Choroidea:
Corpus ciliarenin arkasında bulunur. Orta tabakanın en büyük kısmıdır. Zengin damar dokusu ile retinayı beslemektedir.
Ad:  göz4.JPG
Gösterim: 63
Boyut:  24.7 KB

İç Tabaka (Tunica interna, Retina)


Göz küresinin en iç tabakası olan bu kısma retina veya sinirsel tabaka denir. Işığa duyarlı fotoreseptör hücrelerden yapılmış olan bu hücrelerin aksonları görme sinirini yapar. Retina tabakası damar tabakası ile temas hâlindedir. Görme sinirinin göz küresine girdiği yerden başlar ve göz bebeğine kadar uzanır. Retinanın ön kısmına görmeyen parça (pars caeca) ve arka kısmına da gören parça (pars optica) denilir. 
Optik sinirlerin çıktığı kısımda koni ve çubuk hücreler yoktur. Bu nedenle bu kısma kör nokta denilir.
Ad:  göz5.JPG
Gösterim: 52
Boyut:  27.6 KB

Göz küresinin ve retinanın ön bölümünde duyu hücreleri bulunmaz. Işığa duyarlı olan hücreler göz küresinin arkasındadır. Retiada çubuk (cellula coniformis) ve koni (cellula coniformis) şeklinde hücreler vardır. Çubuk hücreleri genellikle siyah ve beyaz ışık duyusunu alarak karanlıkta görmemizi sağlar. Koni hücreler ise renk duyusunu alır ve aydınlıkta görmemizi sağlar.
Retina tabakasının sarı nokta (macula lutae) denilen bölümünde koni hücreleri daha fazla bulunur ve ışığa en duyarlı kısmıdır. Işık kırıcı ortamların, ışığı kırma gücüne diyoptri denir.

Sarı Benek (Leke, macula lutea)


Sarı leke diğer adıyla sarı benek duyu almaçlarının en yoğun bulunduğu ve görüntünün en net alındığı bölümdür.
Sarı leke ağ tabakada göz bebeğinin tam karşısında bulunur. Görüntü sarı lekede ters olarak oluşur.
IŞık, gözün saydam olan bölümlerinden geçerek ağ tabakaya ulaşır. Işığın ağ tabakaya düştüğü küçük alan gözün en iyi gören bölgesidir. Limon sarısı renginde. oval biçimdeki hafifçe çukurlaşmış bu küçük alana sarı benek (fovea) denir.

Cisimlerin görüntüsü sarı benek üzerine düşer. Sarı beneğin orta kısmında daha çok koni hücreleri vardır. Çomak hücreleri ise sarı beneğin çevresinde daha çok bulunurlar. Koni hücrelerinin sarı beneğin ortasında bulunması nedeniyle, baktığımız cismin rengini tam olarak görebiliriz. Yan tarafta kalan cisimlerin rengini ise iyi algılayamayız, Çünkü, yandaki şekillerin görüntüsü, sarı beneğin dış kısmındaki renk alamayan çomak hücreleri üzerine düşer. Bu yüzden de yan taraftan gözümüze yaklaştırılan bir cismin önce şeklini, sonra rengini görebiliriz.

Gözün ışığı geçiren ve kıran ortamları aşağıda verilmiştir:

Göz Merceği (Lens)


Pupillanın arkasında yer alan konvenks yapıda olan lens esnek ve parlaktır. Arka yüzü camsı humor ile ön yüzü ise pupilla ve buradan da ön kamara ile komşuluk gösterir. Damar ve sinirden yoksundur. Beslenmesi ise humor aguous ile sağlanmaktadır.
Corpus ciliarenin yapısındaki düz kas liflerinin kasılıp gevşemeleri sonucunda lensin kalınlığının azalıp çoğalması, ışığın az veya çok kırılmasına sebep olur. Yandaki cisimleri net görebilmesi için lensin kırıcılığının artması na akomodasyon (uyum) denir.

Suyumsu Humor (Humor aguous)


İris ile comea arasındaki ön kamera ile iris ve lens arasındaki arka kamera içinde bulunur. Bu iki kamera gözbebeği aracılığı ile birbirleri ile birleşiktir. Kirpiksi cisim içindeki damarların meydana getirdiği suyumsu humorun schlemm kanalı yolu ile daima bir dolaşımı vardır. Aynı zamanda lenfa dolaşımı sayılabilen ve gözün toplardamarlarına açılan bu dolaşım, eğer herhangi bir sebeple olamaz ise kamerada biriken humor, göz içi basıncını çoğaltarak ağrılara sebep olabilir. Göz küresinin bir iç basıncı vardır ve bunu meydana getiren göz küresi içindeki humorlardır.

Ad:  göz6.JPG
Gösterim: 52
Boyut:  20.7 KB

Camsı Humor (Humor vitreus)


Göz merceği ile retina arasındaki boşluğu dolduran sıvı olup bu sıvıya camsı humor denir. Retina ile mercek arasında olup göz küresi boşluğunun arka kısmını doldurur. Humor vitrousun % 98’i su olup geri kalan kısmı protein, tuz ve suda eriyen maddelerdir. Eriyikler camsı özelliktedir. Damar tabakasında süzülerek oluşur. Sıvı, yumurta akı ve jelatin kıvamında ve parlaktır. Sıvıyı, camsı cismin (corpus vitreum) hyaloid denilen camsı zarı sarar ve korur. Bu sıvı, ışığı kıran ortamlardan biridir. Lenste kırılan ışık camsı humordan geçtikten sonra retinaya ulaşır.

Gözün Koruyucu Elemanları ve Hareketlerinde Yardımcı Oluşumlar


Kaş, göz kapakları, göz kasları, konjunktiva (conjunctiva), gözyaşı bezleri (lakrimal gland), göz çukuru (orbita) gözün görevini yapmasında yardımcı oluşumlardır.

Kaş (Supercilium)


Kavis şeklinde olan kaşlarımız, gözü alın bölgesinden gelen terden, yabancı maddelerden ve yoğun olan güneş ışınlarından korur.

Göz Kapakları


Bir gözün üst ve alt olmak üzere iki göz kapağı vardır. Göz kapaklarının dış yüzeyleri deri, iç yüzeyleri de konjunktiva ile kaplıdır. Göz kapaklarının ön kısmının üzerinde kirpikler bulunur.
Göz kapaklarının açılıp kapanması ile göz, fazla ışık ve dış etkilerden korunur. Periyodik olarak açılma ve kapanma hareketleri ile glanduler salgıların göz küresi üzerinde dağılmasına ve böylece konjunktival yüzeylerin sürekli ıslak kalmasına olanak sağlar. Uyku sırasında kapanan göz kapakları konjunktival yüzeydeki salgıların buharlaşmasını önler.

Göz Kasları


Gözün hareketlerini, dördü düz, ikisi eğik olmak üzere altı kas sağlar. Bu kaslar bulundukları yer ve işlevlerine göre adlandırılır.
Kaslar birbirine paralel ve bağlantılı olarak hareket ederek iki gözün tek bir görüntü oluşturmasını sağlar.

Konjunktiva


Ad:  göz7.JPG
Gösterim: 65
Boyut:  22.4 KB
Mukoza yapıda ince bir zar şeklindedir. Göz kapakları ve scleranın birbirine temas eden yüzeylerini örter ve yüzeylerin kayganlığını ve göz küresinin sürtünme olmadan hareket edebilmesini sağlar.

Gözyaşı Bezleri


Göz çukuru üst duvarının dış yanında üst ve alt olmak üzere iki lobdan meydana gelen bir bezdir. Bu iki parça arka kenarları hizasında birbirine birleşiktir. Gö zyaşı bezinden 8-10 adet kanal (ductuli excretorii) konjunktivanın üst çıkmazına açılır. Salgılanan gözyaşları bu kanallardan akar. Gözyaşları havayla temas hâlinde olan kornea ve konjunktiva yüzeylerini nemlendirerek kurumalarını önler.

Göz Çukuru (Orbita)


Göz küresini içine alan ve kemiklerden yapılı bir boşluktur. Orbita yukarıda frontal ve zigomatik kemikler, altta zigomatik kemik ve maksilla iç tarafta ise maksillanın frontal çıkıntısı ile sınırlanarak oluşur.

Görme Fizyolojisi


Görme olayını çevredeki cisimlerden yansıyarak göze gelen ışıklar sağlar.

Görme


Çevremizdeki cisimlerden gelen ışınlar, önce korneaya geçer ve ön kamara, pupilla, arka kamara, lens ve humor vitrusu geçerek retinaya gelir. Görme olayının gelişmesi için ışık miktarının ayarlanmasını iris sağlar. Lens, göze gelen ışınları birbirine yaklaştırarak kırar. Cismin tam ve gerçek görüntüsünü retina üzerine düşürür. Retina tabakasının sarı noktası üzerine ters olarak düşen görüntü, görme siniri aracılığı ile beynin görme alanına iletir. Beyinde görüntü düzeltilir ve cisimler düzgün olarak görünür. Böylece görme olayı gerçekleşir.
Ad:  göz8.JPG
Gösterim: 52
Boyut:  43.9 KB

Uyum (Akomodasyon)


Yakındaki ve uzaktaki nesnelerin etkin bir şekilde retinada odaklanabilmesi için lenste meydana gelen şekil değişikliğine ve buna bağlı olarak lensin kırıcılık gücünün artmasına lensin uyumu (akomodasyon) denir.
Akodomasyon, lensin ışığı retina üzerine düşürebilmek için kalınlaşması ile gerçekleşir. Yakını görmede lens kalınlaşarak ışığı retinada odaklaştırır. Daha uzağı görmede ise lens yassılaşarak normal hâline (dinlenme dönemine) döner.
Silyar kas parasempatik sinir sistemi ile kontrol edilmektedir. Bakılan cisim yakınlaştıkça göze gelen parasempatik uyan (implus) sayısı artar.
Bakışlar yakındaki bir nesneye yöneldiğinde siliyar kas kasılır ve lens kalınlaşır. Fakat bakışlar uzaktaki bir nesneye yöneldiğinde ise siliyar kas gevşer ve lens incelir. Böylece akodomosyon gerçekleşerek ışık retinaya odaklaşır.

Kırma Kusurları


Kırma kusuru olmayan bir göze uzaktaki bir nesneden paralel olarak gelen ışınların retina tabakası üzerinde odaklanmasına emetropi denir.
Emetropinin sağlanamadığı, yani göze paralel gelen ışınların retina üzerine odaklanamaması durumuna ametropi (kırma kusuru) denilir. Kırma kusurları üç başlık altında incelenir.

Ad:  göz9.JPG
Gösterim: 81
Boyut:  25.8 KB

Miyopi (Miyop)


Yakındaki nesneleri görüp uzakta bulunan nesneleri görememe hâline miyopi (miyop) denir. Farklı nedenlere bağlı olarak ışınların retinanın önünde odaklanması hâlidir. En sık nedeni gözün normalden uzun olmasıdır. Miyopi, konkav (dağıtıcı) mercekli gözlükle düzeltilebilir.

Hipermetropi (Hipermetrop)


Uzakta bulunan nesneleri görüp yakında bulunan nesneleri görememeye hipermetropi (hipermetrop) denir. Hipermetrop, gözde ışınlar retinanın gerisinde odaklanır. Hipermetropinin en önemli nedeni gözün normalden kısa olmasıdır. Hipermetropi, konveks (toplayıcı) mercekli gözlükle düzeltilebilir.

Astigmatizma (Astigmatizm)

Ad:  göz10.JPG
Gösterim: 76
Boyut:  14.7 KB

Korneanın veya lensin kırma yüzeylerinin düzgün olmaması nedeniyle ışık her yerde eşit olarak kınlmaz. Buna bağlı olarak noktasal bir ışık kaynağından gelen ışınlar bir nokta hâlinde retinada odaklanamaz ve görme net olmaz. Astigmatizma, silindirik mercekli gözlükle düzeltilebilir.

MİYOPİ:
Yakını iyi gören fakat uzağı net olarak göremeyen göz kusurudur.
HİPERMETROPİ: Uzağı iyi gören fakat yakını net olarak göremeyen göz kusurudur.
ASTİGMATİZM: Saydam tabakanın küreselliğinin bozulması sonucu oluşan göz kusurudur.
Son düzenleyen Safi; 17 Temmuz 2016 19:35
15 Temmuz 2016 19:35   |   Mesaj #5   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM

GÖZ ANATOMİSİ ve GÖRME FİZYOLOJİSİ

Ad:  göz1.JPG
Gösterim: 55
Boyut:  58.4 KB

Göz küreleri (glob; bulbus okuli), orbita boşluğu içinde bağ dokusundan zengin bir yağ yastığına yerleşmiş görme fonksiyonu ile görevli bir çift organdır. Dört rektus kası ve iki oblik kas ile orbita tepesine (apex) tespit edilmiştir. Normalde 22 - 26 mm yarıçapında bir küre olan gözlerimizin çok az bir kısmı, yaklaşık 1/5’i dışarıdan görünür haldedir. Göz küresi, göz çukurunun kemik kenarları tarafından çevrelenmektedir. Gözler alt ve üst göz kapakları ile dış etkenlerden korunurlar. Kapakların kırpma refleksi gözleri dış etkenlerden koruyan bir diğer faktördür. Kapaklardan başka gözyaşı bezleri (Glandula lakrimalis) ve onun drenaj sistemleri (Nazolakrimail sistem), orbita içindeki diğer oluşumlar ve kirpikler gözün yardımcı organlarını oluştururlar.

Sponsorlu Bağlantılar
Beyinden çıkan 12 çift sinirden (Kraniyal sinir) 6’ sı gözler ile ilgilidir. Göz küresinin hareketlerini ayarlayan göz dışı kasları, parasempatik ve sempatik sinir sistemi ile uyarılan pupiller ve silier kasları, gözyaşı sistemi, aköz hümor salınımı, dolaşımı ve emilimi, zengin bir damarlanma ağı, görmeyi en iyi şekilde sağlamak üzere ışığı çeşitli kırma güçleriyle kıran saydam ortamlarıyla göz, pek çok farklı sistemi kullanarak ışığı mükemmel bir şekilde retinada odaklar. Retinada odaklanan ışık, fotokimyasal reaksiyonla etektrik enerjisine çevrilir (aksiyon potansiyeli) ve optik sinir yolu ile beyne iletilir. Beyin ise her iki gözden gelen bilgileri~birleştirerek tek bir görüntü elde eder. Bilinç düzeyine ulaşan bu görüntüleri, üç boyutlu (derinlik hissi) ve renklidir.

Göze gelen asıl uyaran, yansıyan veya direkt olarak gelen ışıktır. Görme için temel stimilutör olan ışık enerjisi elektromagnetik spektrumda küçük bir yer alır. Elektromagnetik radyasyon kısa kosmik ışınlardan femtometre yani dalga boyu 10-15 metrelerden 1,6x108 metrelere uzanan bir spektrum içinde bulunur. İnsan retinası tarafından görülebilen en kısa dalga boyu 380 nm (nanometre) iken en uzun dalga boyu ise 760 nm dir. Gözün saydam ortamları olan kornea, hümör aköz, lens ve vitreus bu dalga boylarına geçirgenlerdir. Böylece retina yüzeyindeki fotoreseptörlere sadece hassas olduğu dalga boylarındaki elektromagnetik radyasyon (görülebilir ışık) spektrumu ulaşır.
Gözün ortamları saydam olduğundan ışık kolaylıkla göze girebilir, dolayısı ile göze giren ışık dışarı çıkabilir. Bu sayede uygun aletler kullanıldığında gözün yapıları ayrıntılı olarak incelenebilir.
Yaşayan bir organizmada görerek muayene edilebilen damar sistemi ve sinir sadece retinadaki damarsal yapılar ve görme siniri (optik sinir)’dir.
Görme siniri ve retina beynin bir uzantısı olarak kabul edildiğinde, retinal damarların muayenesi ile beyindeki ve vücuttaki damarların durumu hakkında fikir sahibi olunabilir. Bu yüzden retinal damarların muayenesi son derece önem kazanmaktadır.
ÖZET
Göz küreleri (glob; bulbus, okuli), orbita boşluğu içinde bağ dokusundan zengin bir yağ yastığına yerleşmiş görme fonksiyonu ile görevli bir çift organdır. Yaklaşık 22 mm yarıçapında bir küre olan gözlerimizin yaklaşık 1/5’i görünür haldedir. Göz küresi, göz çukurunun kemik kenarları tarafından çevrelenmektedir. Kapaklar, gözyaşı bezleri ve onun drenaj sistemleri; orbita içindeki diğer oluşumlar ve kirpikler gözün yardımcı organlarını oluştururlar. Beyinden çıkan 12 çiftsinirden 6’ sı gözler ile ilgilidir.
Retinada odaklanan ışık, fotokimyasal reaksiyonla elektrik enerjisine çevrilir ve optik sinir yolu ile beyne iletilir. Beyin ise her iki gözden gelen bilgileri birleştirerek tek bir görüntü elde eder. İnsan retinası tarafından görülebilen en kısa dalga boyu 380 nm (nanometre) iken en uzun dalga boyu ise 760 nm dir. Yaşayan bir organizmada görerek muayene edilebilen damar sistemi ve sinir sadece retinal damarsal yapılar ve görme siniri (optik sinir)’dir.

GÖZ KÜRESİ DIŞINDAKİ YAPILAR


Bunlar orbita, kaşlar, göz kapakları, kirpikler, konjonktiva ve göz dışı kaslarıdır. Bu ünitede orbitadan bahsedilecektir.

Orbita


Orbita, göz küresini, ilgili kasları, sinirleri, ve bağ dokusunu içeren, kafatası kemiklerinden oluşan ve kafatasımızın üst 1/3 kısmında yer alan boşluktur. Burnun her iki yanında olmak üzere iki tanedir. Orbita, göz dışı kaslar, göz küresi, damar ve sinirler ve üzeri bağ dokusu ile sarılı yağ dokusu tarafından doldurulur. Orbital kavitenin iç duvarları periosteum ile örtülüdür.

Orbital Hacim


Bir yetişkinde orbita’nın hacmi ,yaklaşık 30 cm3’tür. Orbita girişinde 35 mm. yüksekliğe ve 45 mm. genişliğe sahiptir. Maksimum genişliğe girişten 1 cm. sonra ulaşır. Erişkinde orbitanın derinliği 40¬45 mm’dir. Bu ölçümleri cinsiyet ve ırk etkileyebilir.

Kemik yapılar

Ad:  göz2.JPG
Gösterim: 49
Boyut:  49.1 KB

Orbitayı toplam olarak 7 adet kemik oluşturur:
  • Maksilla
  • Frontal
  • Zigomatik
  • Palatin
  • Sfenoid
  • Etmoid
  • Lakrimal

Orbital kenarlar


  • Üst (Superior) kenar: Frontal kemik tarafından oluşturulur, medial 1/3’lük kısımda supraorbital damar ve sinirin geçtiği supraorbital çentik bulunur.
  • Dış (Lateral) kenar: Altta zigomatik kemiğin frontal prosesi (çıkıntısı) ve üstte frontal kemiğin zigomatik prosesi tarafından oluşturulur.
  • İç (Medial) kenar: Yukarıdan frontal kemiğin maksiller prosesi, alttan maksiller kemiğin ön lakrimal çıkıntısı (anterior lakrimal krest) ve lakrimal kemiğin arka lakrimal çıkıntısı (posterior lakrimal krest) tarafından oluşturulur.
  • Alt (İnferior) kenar: Lateralde zigomatik kemik, medialde ise maksiller kemik tarafından oluşturulur.

Orbita Duvarları


Lateral duvar:
En kalın ve güçlü duvardır. İki kemik tarafından oluşturulur. Ön 1/3’lük kısım zigomatik kemik, arka 2/3’lük kısım ise sfenoid kemiğin büyük kapadı tarafından oluşturulur. Önde Lateral duvar ve tavan birleşiktir ancak arkada superior orbital fissür ile ayrılırlar.
Lateral orbital çıkıntı (tüberkül) (Whitnall tuberkülü) zigomatik kemik üzerinde bulunan bir çıkıntıdır. Frontal ve zigomatik kemiğin birleşim yerinden 11 mm aşağıdadır. Buraya şu önemli anatomik oluşumlar yapışır.
  • Lateral rektus kasının kontrol ligamentleri
  • Göz küresinin elastik ligamanları
  • Lateral palpebral ligament
  • Levator kasının apenorözu
Tavan:
Frontal kemiğin orbital plağı ve posteriorda sfenoid kemiğin küçük kapadı tarafından oluşur. Anterolateral yerleşimli bir fossa içerisinde lakrimal bezin orbital kısmı yer alır (lakrimal fossa). Supraorbital çentik medialinde, orbital kenardan 4 mm. kadar geride superior oblik kasının makarası olan troklea için bir fossa bulunur.

İç duvar:
Dört kemik tarafından oluşturulur. Önden arkada doğru; maksillanın frontal prosesi, lakrimal kemik, etmoidin orbital plağı, ve sfenoid kemiğin küçük kapadı tarafından oluşturulur. Etmoid kemik, medial duvarın en büyük kısmını oluşturur ve etmoid sinüsleri orbital boşluktan ayırır. Etrnoid kemik yer yer 0.2-0.4 mm kalınlığındadır. Bu ince kemik yapıya ‘lamina paprisea’ adı verilir. Ön tarafta, lakrimal kese fossası vardır.
Lakrimal fossa, arkada lakrimal kemik, önde ise maksiller kemiğin frontal prosesi tarafından oluşturulur. İçinde lakrimal keseyi barındırır. Lakrimal fossa, aşağıda nazolakrimal kanal ismini alan kemik kanalla devam eder ve burunda inferior meatusa açılır. Lakrimal sistemin drenaj yollarını oluşturur.

Taban:
Orbita tabanı veya maksiller sinüsün tavanı üç kemiğin birleşmesiyle oluşur. Maksiller kemiğin orbital plağı, zigoma ve palatin kemikler orbita tabanını oluştururlar. Anteriorda lateral duvarla birleşiktir, posteriorda ise infraorbital fissür vardır. Bu fissür öne doğru geldikçe bir kanala dönüşür ve maksiller kemikte orbita kenarından aşağıda infraorbital foramen olarak açılır. İnferior oftalmik venden kaynaklanan damarlar bu fissür ile pterjoid venöz pleksus ile birleşir, gene trigemirıal sinirin maksiller dalı bu fissürden geçerek infraorbital foramenden yüze çıkar. Maksiller sinüs ile komşu olan kemik yapı oldukça incedir, ve burada künt travmalar sonucu ‘Blow out kırıklarına’ yol açabilir. Blowout kırıkları sonucu kişide diplopi (çift görme), enoftaimus (gözün orbitaya doğru içe çökük olması), hipoestezi (his azalması) ve maksiller sinüsde röntgende havalanma azlığı veya hava sıvı seviyesi görünümü oluşabilir.

Orbital Duvarlar


  • Globu korurlar
  • Tepesi optik kanalda olan bir piramit şeklindedir
  • Üst duvar: Frontal kemik, sfeneoid kemiğin küçük kanadı,
  • İç duvar: Maksilla, lakrimal, etmoid ve sfenoid kemik,
  • Alt duvar: Maksilla ve palatin ve zigomatik kemik,
  • Dış duvar: Zigomatik kemik ve sfenoid kemiğin büyük kanadı’ndan oluşmuştur.

Orbita delikleri, kanalları ve yarıkları


Optik kanal, supraorbital çentik, infraorbital kanal, inferior ve superior fissürler şekilde gösterilmiştir.

Optik foramen: Sfenoid kemiğin gövdesinde, orbita apeksindedir. Orbita apeksi ile orta kraniyal fossayı birbirine bağlar. 4-10 mm. uzunluğundadır. İçinden oftalmik arter, optik sinir ve karotid. pleksususndan gelen sempatik sinirler geçer.
Supraorbital foramen (sup-raorbital çentik): Üst orbital kenarın iç 1/3’ünde bulunur. Bu bölgeden kan damarları ve 5. kraniyal sinirin (Trigeminal sinir) bir dalr olan Supraorbital sinir geçer.
Anterior (ön) etmoidal foramen: Frontal ve etmoidal birleşim yerlerinde bulunur. Ön kemiklerin etmoidal arterleri ve sinirleri icerir.
Posterior (arka) etmoidal foramen:
Orbital medial ve superior duvarlarının birleşim yerinde bulunur. Frontal kemikte bulunan bu foramenden posterior etmoidal artier ve sinirler geçer.
Zigomatik foramen: Zigomatik kemiğin temporalinde bulunur. Buradan Zigomatik sinirin Zigomatikofasial ve Zigomatikotemporal dalları ile Zigomatik arter geçer.
Fissura orbitalis superior: Sfenoidin büyük ve küçük kanatları arasındadır. Optik foramenin alt temporalinde yer
alır. Oküler adalelerin köken aldığı Zinn halkası tarafından lateral ve medial iki kısma ayrılır. Zinn halkasının içinden III.(Okülomotor), VI. (Abdusens) sinirler, V.(Trigeminal) sinirin oftalmik bölümünün tüm dalları (lakrimal ve frontal dalları hariç), superior oftalmik ven ve sempatik sinirler geçer. Halkanın dış, üst kısmından IV.(Troklear) sinir ve V. sinirin (akrimal ve frontal
dalları geçer.
Ad:  göz3.JPG
Gösterim: 47
Boyut:  42.2 KB
Fissura orbitalis inferior: Sfenoidin büyük kanadıyla maksiller kemik arasındadır. İçinden V. Sinirin maksiller dalı ve infraorbital ven geçer, İnfraorbital ven buradan geçerek kavernöz siriüse dökülür.
Nazolakrimal kanal: Lakrimal fossadan burunda inferior meatusa uzanan kemik kanaldır. Lakrimal sistemin drenaj sisteminin bir parçasıdır.
İnfraorbital kanal: Orbita alt duvarında bulunan infraorbital yarığın öne devam ederken bir kanal haline gelmesiyle oluşur. Alt orbital kenarın yaklaşık 4 mm altından çıkar. İçerisinden 5. kraniyal Sinirin bir dalı olan infraorbital sinir geçer.

Orbital foramenler
  • Optik foramen: Sfenoid kemiktedir. İçerisinde optik sinir ve oftalmik arter vardır.
  • Superior orbital fissür: Sfenoidin büyük ve küçük kanatları arasındadır. III, IV, V, VI. sinirler geçer
  • İnferior orbital fissür: Sfenoidin büyük kanadı ile maksiller kemik arasında V’in dalı maksiller sinir ve infraorbital ven geçer.
Ad:  göz4.JPG
Gösterim: 45
Boyut:  42.5 KB

E Orbitanın arterleri:


İnternal karotis arter sisteminden köken alan oftalmik arter aracılığı ile göz beslenmesi sağlanır. Yüzeysel fasiyal arterler aracılığı ile eksternal karotis arter sistemi ile anastomoz yapar. Bu yüzeysel arterler konjonktiva, göz kapakları ve lakrimal sistemi besleyen eksternal karotis arterden köken alan küçük arterlerdir. Orbitanın esas arteri olan oftalmik arter, optik
kanal yoluyla optik sinirle birlikte optik kanaldan orbitaya girer ve burada dallarını vererek orbitayı ve göz küresini besler. Genellikle ilk dal olarak retinayı besleyen santral retinal arteri verir.

Orbitanın venleri:


Orbitanın venöz drenajı temelde superior ve inferior oftalmik venler aracılığı ile olur. Superior oftalmik ven superior oftalmik fissürden, inferior oftalmik ven ise inferior orbital fissürden geçerek kavernöz sinüse drene olurlar. Superior oftalmik ven yüzün ve burun sırtının dolaşımını sağlayan anguler ven ile anastomoz yapar. Bu anastomoz yolu ile yüzdeki enfeksiyonların
orbitaya taşınabileceği hatırda tutulmalıdır.

Orbitanın lenf sistemi:


Orbitada lenf yolları ve nodulleri yoktur. Sadece göz kapaklarında ve konjonktivada lenf damarları bulunur. Alt ve üst göz kapaklarının dış 2/3’ü yüzeysel parotis lenf nodlarına, iç 1/3’ü submandibular lenf nodlara drene olur.
ÖZET
Orbita, göz küresini, ilgili kasları, sinirleri, ve bağ dokusunu içeren, kafatası kemiklerinden oluşan ve kafatasımızın üst 1/3 kısmında yer alan boşluktur. Bir yetişkinde orbita’nın hacmi yaklaşık 30 cm3’tür. Orbita girişinde 35 mm. yüksekliğe ve 45 mm. genişliğe sahiptir. Orbitayı maksilla, frontal, zigomatik, palatin, sfenoid, etmoid, lakrimal kemik oluşturur. Orbital duvarlar
globu korurlar. Lateral duvar en güçlü ve kalın duvardır. Optik foramen, superior orbital fissür ve inferior orbital fissür orbitayı kraniyal fossaya bağlar. Orbitanın esas arteri olan oftalmik arter, optik kanal yoluyla optik sinirle birlikte optik kanaldan orbitaya girer ve burada dallarını vererek orbitayı ve göz küresini besler. Orbitanın venöz drenaji temelde superior ve inferior
oftalmik venler aracılığı ile olur. Orbitada lenf yolları ve nodulleri yoktur.

KRANİYAL SİNİRLER (KAFA ÇİFTLERİ)


12 kraniyal sinirden 6’sı direkt olarak gözü veya etraf dokularını inerve eder (2-7. kraniyal sinirler). Koku alma ile ilgili olan 1. Kraniyal sinirin (Olfaktor sinir) tümörleri gözle ilgili semptomlar verebildiğinden gözcüler için bu sinirde önem taşımaktadır.

Gözle ilgili olan kraniyal sinirler


Gözle ilgili olan kraniyal sinirler şunlardır II. Kraniyal sinir: (Optik sinir), III. Kraniyal sinir: (Okülomotor sinir) IV. Kraniyal sinir: (Troklear sinir) V. Kraniyal sinir: (Trigeminal sinir) VI. Kraniyal sinir: (Abdusens sinir) VII. Kraniyal sinir: (Fasiyal sinir)

II. Kraniyal sinir: (Optik sinir)


Retinadaki gangliyon hücrelerinin aksonlarından oluşan sinir lifleri optik diskte birleşerek optik siniri oluştururlar. Optik sinirde yaklaşık olarak 1-1.2 milyon sinir lifi vardır. Beynin bir uzantısı olarak düşünebileceğimiz optik sinir optik diskten kiyazmaya kadar uzanır. Uzunluğu 35-55 mm arasındadır. Dört bölüm olarak incelenebilir. Optik sinirin bölümleri Şekil 3.1’de görülmektedir.

Ad:  göz5.JPG
Gösterim: 48
Boyut:  35.1 KB

Göz içi parçası (papilla, optik disk)


Ortalama 1.5 mm çapında ve 1 mm uzunluğundadır. Retinada sinir lifi tabakasını oluşturan aksonlar papilla hizasına gelince sklerada bulunan lamina kribrozaya doğru yönelirler. Lamina kribroza denilen skleradaki deliklerden geçen lifler daha sonra orbital parçayı oluştururlar. Optik sinirin bu bölümü miyelinsizdir. Optik diskin ortasında içinden santral retinal arter ve venin geçtiği beyaz renkte fizyolojik çukurluk vardır. Bu çukurluğun çapının optik disk çapına oranı cup/disk (c/d) oranı olarak bilinir. Glokomun tanı ve takibinde önemlidir.

Orbital parça


Bu bölümde sinir lifleri myelinlenir ve optik sinirin kalınlığı artar. 3-4 mm çapa ulaşır. Optik sinirin orbital kısmı göz küresinin hareketlerine uymak için “S” şeklinde kıvrımlıdır ve yaklaşık 3 cm uzunluğundadır. Orbital apekste, oftalmik arter ve superior oftalmik ven optik sinir ile yakın komşuluk içerisindedir. Oftalmik arter, göz küresine yaklaşık 1 cm uzaklıkta iken optik sinirin dura kılıfını deler ve optik sinirin içerisine girer bundan sonra artık, santral retinal arter olarak adlandırılır.

Optik kanal parçası:


Yaklaşık 5-7 mm uzunluğundadır. Optik kanalın içerisinde oftalmik arter ile birlikte geçer.

Kafa içi parçası:


Bu bölümde optik sinir artık kafatası içine girmiştir. Optik kiyazmaya kadar 10-12 mm uzunluğa sahiptir. Optik sinirin orbita ve kanal içi bölümleri beynin zarlarının uzantısı olan duramater, araknoid ve piyamater ile sarılıdır. Kafaiçi parçası ise sadece piyamater ile kaplıdır.

III. Kraniyal sinir:


Okulomotor sinir, orta beyinden köken alır, kavernöz sinüsün lateralinden geçtikten sonra intrakonai alana girmeden önce superior ve inferior olmak üzere iki dala bölünür. Üst dal superior rektus (SR), ve levatör kasını innerve eder. İnferior dal ise inferior rektus (İR), medial rektus (MR) ve inferior oblik (İO) kaslarını innerve eder. İnferior dal içerisinde Edingher-Westphal nukleusundan köken alan parasempatik lifler vardır, bunlar silier ganglionda sinaps yaptıktan sonra kısa silier sinirler olarak göz küresine girer ve silier cisme ve pupillaya giderler. Hasarlandıklarında akomodasyon ve miyozis bozulur.

IV. Kraniyal sinir: (Troklear sinir)


Sadece üst oblik kası inerve eder. Beynin arka yüzünden çıkan ve lifleti beyinde çaprazlaşan tek kastır.

V. Kraniyal sinir (Trigeminal sinir)


Orbifanın duyusal inervasyonu, trigeminal sinir tarafından sağlanır. Yüz ve kafanın sensitif siniri olmakla birlikte çiğneme kaslarının motor liflerini de içermektedir. Lifleri Gasser ganglionunda toplandıktan sonra üç ana sinire ayrılır.
  • Oftalmik sinir
  • Mandibular sinir
  • Maksiller sinir
Oftalmik sinir ise Orbitaya girmeden hemen önce üç dala ayrılır
  • Frontal
  • Lakrimal
  • Nazosiliyer
Frontaf sinir daha sonra Supraorbital ve Supratroklear sinirlere ayrılır. Supraorbital sinir alın, kafa ve üst kapağı inerve eder. Supratroklear sinir ise yine kafa, üst kapak ve konjonktivayı inerve eder.
Lakrimal sinir a1t ve üst göz kapağının deri ve konjonktivasını inerve eder. Aynı zamanda gözyaşı bezinin salgılama fonksiyonlarını da kontrol eder.
Ad:  göz6.JPG
Gösterim: 44
Boyut:  53.4 KB

Nazosiliyer sinir ise göz küresinin sensitif inervasyonunu sağlar. Bu sinirden çıkan iki uzun siliyer sinir kısa siliyer sinirlerle birlikte sklerayı delerek göz içine girerler. Hem sensitif hem sempatik lifleri içerirler.

VI. Kraniyal sinir (Abdusens sinir):


Sadece latereal rektus kasını uyarır. Kafa travmalarında ve kafa içi basınç artışlarında en fazla etkilenen sinirdir.

VII. Kraniyal sinir (Fasiyal sinir):


Yüz ve kafanın motor siniridir. Fasiyal sinirin, temporal ve zigomatik dalları gözü kapatan orbikülaris kasını, frontal kası ve kaş kaslarını inerve eder. Bu sinirin paralizisi halinde göz kapakları kapatılamaz ve gözlerin açıkta kalarak çeşitli problemlerin oluşmasına yol açar.

OTONOM SİNİR SİSTEMİ


İstem dışı meydana gelen ve insan organizmasının devamı, korunması ve çevreye uyabilmesi için gerekli bir çok fonksiyonu sağlayan ve santral sinir sisteminden yapı ve işleyiş şekli bakımından farklı bir sistemdir. Vücutta kalp atışlarını, sindirim sisteminin çalışması gibi önemli rolleri bulunan otonom sinir sistemi, gözde de önemli rollere sahiptir. Birbirine zıt olarak çalışan parasempatik ve sempatik sistem olarak iki ana bölümü vardır. Gözün intraoküler kasları, bütün göz damarlarının inervasyonu, göz yaşı sekresyonu ve orbita çevresi derinin terlemesi otonom sinir sistemi ile kontrol edilir. Bunların içerisinde en önemlilerinden birisi, pupilla reaksiyonu ve ona bağlı reflekslerinde oynadığı roldür. Otonom sinir sisteminin orbitada yer alan önemli kontrol noktalarından birisi de Siliyer gangliondur. Siliyer ganglion optik foramenin 6-8 mm önünde lateral rektusla optik sinir arasında yer alır. Bu gangliondan çıkan kısa siliyer sinirler sempatik, duyusal ve parasempatik lifler içerirler.

ÖZET


12 kraniyal sinirden 6'sı direkt olarak gözü veya etraf dokularını inerve eder. Gözle ilgili olan kraniyal sinirler şunlardır: II. Kraniyal sinir: (Optik sinir), III. Kraniyal sinir: (Okülomotor sinir), IV. Kraniyal sinir: (Troklear sinir), V. Kraniyal sinir: (Trigeminal sinir), VI. Kraniyal sinir: (Abdusens sinir) VII. Kraniyal sinir: (Fasiyal sinir).
II. Kraniyal sinir: (Optik sinir) Retinadaki gangliyon hücrelerinin aksonlarından oluşan sinir lifleri optik diskte birleşerek optik siniri oluştururlar.
III. Kraniyal sinir: Okulomotor sinir, orta beyinden köken alır, Üst dal superior rektus (SR), ve levatör kasını innerve eder. İnferior dal ise inferior rektus (İR), medial rektus (MR) ve inferior oblik (İO) kaslarını innerve eder.
IV. Kraniyal sinir: (Troklear sinir) Sadece üst oblik kası inerve eder. Beynin arka yüzünden çıkan ve lifleri beyinde çaprazlaşan tek kastır.
V. Kraniyal sinir (Trigeminal sinir) Orbitanın duyusal inervasyonu, trigeminal sinir tarafından sağlanır.
VI. Kraniyal sinir (Abdusens sinir): Sadece lareal rektus kasını uyarır. Kafa travmalarında ve kafa içi basınç artışlarında en fazla etkilenen sinirdir.
VII. Kraniyal sinir (Fasiyal sinir) Yüz ve kafanın motor siniridir. Gözün intraoküler kasları, bütün göz damarlarının inervasyonu, göz yaşı sekresyonu ve orbita çevresi derinin terlemesi otonom sinir sistemi ile kontrol edilir.
Bunların içerisinde en önemlilerinden birisi, pupilla reaksiyonu ve ona bağlı reflekslerinde oynadığı roldür.
Son düzenleyen Safi; 17 Temmuz 2016 19:15
15 Temmuz 2016 22:05   |   Mesaj #6   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Ad:  göz7.JPG
Gösterim: 50
Boyut:  36.6 KB

GÖRME YOLLARI


Fotoreseptörler (rod ve koni hücreleri) üzerine düşen ışık enerjisi fotokimyasal reaksiyonla elektrik enerjisine çevrilir (aksiyon potansiyeli). Fotoreseptör hücreler görme yollarının birinci nöronu olan bipolar hücrelerle sinaps yaparlar. Bipolar hücreler ise görme yollarının ikinci nöronu olan ganglion hücreleri ile sinaps yaparlar. Ganglion hücrelerinden çıkan sinir lifleri papillada toplanarak optik siniri oluştururlar. Optik sinir orbita içerisinde ilerleyip optik kanaldan geçtikten sonra kafa içine girer ve iki optik sinir birleşerek kiyazmayı oluşturur. Kiyazmada temporal retinadan gelen sinir lifleri çaprazlaşmadan geçerken nazal retinadan gelen lifier çaprazlaşarak karşı tarafa geçerler. Kiyazmadan sonra lifier optik traktus adını alırlar. Optik traktus yolu ile lateral genikûlat gangliona gelen sinir lifleri burada bir sinaps daha yaparlar. Burada görme yollarının üçüncü nöronu bulunur. Lateral genikülat gangliondan kalkan üçüncü nöronun lifleri optik radyasyoyu oluşturarak oksipital Loba yani visüel kortekse (görme korteksi) gelir. Beynin bu bölgesine Broka'nın 17. bölgesi adı verilir.
Görme alanı değerlendirilirken kiyazmadaki çaprazlaşmayı akılda tutmak gereklidir. Bu çaprazlaşma sayesinde medial lifier yani nazal retinadan gelen lifier karşı tarafa geçer. Böylece sağ optik traktusda sol görme alanı sol optik traktusda ise sağ görme alanının lifleri taşınır.
Optik sinir lezyonlarında lezyon olan göz tarafında görme kaybı olur.
Kiyazmanın ortasında bulunan bir lezyon medial lifleri tutacağı için her iki temporal görme alanı etkilenecektir.
Optik traktusda bulunan bir lezyonda ise bir gözün temporalinden diğer gözün nazalinden gelen lifler etkileneceğinden sağ veya sol görme alanı kaybı olur.
Optik traktusda seyreden liflerin % 20-30'u Korpus genikülatum lateraleye gelmeden optik traktusden ayrılarak pretektal bölgeye, superior kollikulusa geçerler. Pretektal nukleuslarda sinaps yapan lifler pupilla ışık refleksi ile ilgili liflerdir.

ÖZET

Fotoreseptör hücreler görme yollarının birinci nöronu olan bipolar hücrelerle sinaps yaparlar. Bipolar hücreler ise görme yollarının ikinci nöronu olan ganglion hücreleri ile sinaps yaparlar. Ganglion hücrelerinden çıkan sinir lifleri papillada toplanarak optik siniri oluştururlar. iki optik sinir birleşerek kiyazmayı oluşturur. Kiyaznıada temporal retinadan gelen sinir lifleri çaprazlaşmadan geçerken nazal retinadan gelen lifler çaprazlaşarak karşı tarafa geçerler. Kiyazmadan sonra Lifler optik traktus adını alırlar. Optik traktüs lateral genikulat cisimcite 3.sinapsi yapar; buradan kalkan nöronlar optik radyasyo yolu ile görme korteksine giderler.

GÖZ KAPAKLARI


Göz kapakları; gözü yabancı cisimlere karşı koruyan, gözyaşının kornea ve konjonktiva yüzeyine homojen dağılmasını sağlayarak kurumasını önleyen, göze giren ışık miktarını sınırlayan koruyucu yapılardır. Palpebral açıklık (göz kapakları arasındaki açıklık ışığın göze girmesine izin verecek kadar geniş, globu nemli tutacak kadar dar olmalıdır. Kapak sınırları ve açıklıkları kozmetik bütünlüğü sağlamak için simetrik olmalıdır.
Üst göz kapağı alt göz kapağına göre daha hareketlidir. Levator palpebra kasının yardımı ile 15 mm kadar hareket edebilir. Primer pozisyondaki bir gözde , üst kapak serbest kenarı üst limbusun 1,5-3 mm altında yer alır.
Levator palpebra kası III.Kraniyal sinir (Okülomotor sinir) tarafından uyarılır. Levator palpebra kası üst göz kapağını açarken orbikülaris oküli kası tersine çalışarak göz kapaklarını kapatır.

Göz kapaklarımızı istemli olarak kapatabildiğimiz gibi normalde göz kırpma refleksi ile gözlerimiz açılıp kapanır. Göz kırpma refleksi ile göz yaşı oküler yüzeye homojen olarak dağıtılır ve gözün kuruyarak fonksiyonlarını kaybetmesi önlenmiş olur.
Tiyroid hastalıklarında, miyastaneia gravis hastalığında, konjenital ptozis olgularında, horner sendromunda, fasial paralizide, ve III. kraniyal sinir paralizilerinde göz kapaklarında klinik olarak önemli değişiklikler olur.
Ad:  göz8.JPG
Gösterim: 47
Boyut:  39.2 KB

Göz kapakları medialde ve lateralde iç ve dış kantuste birleşirler. Erişkinlerde alt ve üst göz kapağı arasındaki açıklık (Palpebral fissür) yatay olarak 27-30 mm, dikey olarak 10-11 mm'dir; yaşla birlikte dikey aralık daralır ve 8-10 mm'ye düşer. İki pupilla arasındaki uzaklığa interpu- piller mesafe denir erkeklerde ortalama 65 mm'dir. Her iki medial kantüsler arasındaki aralık ise ortalama 32.5 mm'dir. Bu mesafeler ırka ve cinsiyete göre değişiklik gösterebilir. Kapak aralıkları ve interpupiller mesafe Şekil 5.1'de gösterilmiştir.

Göz kapakları
  • Gözü korur
  • Göz yaşının gözün yüzeyine eşit bir şekilde dağılmasını sağlayarak kurumasını önler
  • Göze giren ışık miktarını kısıtlar

Göz Kapaklarının Yapısı:


Üst göz kapağı dıştan içe dokuz anatomik bölge halinde incelenebilir.
1. Deri
Ad:  göz9.JPG
Gösterim: 52
Boyut:  38.4 KB

2. Kapak kenarı
3. Derialtı doku
4. Orbikularis okulinin çizgili kas lifleri
5. Orbital septum
6. Levator palpebra kası
7. Tarsal plaklar
8. Düz kas (MülEer kası)
9. Konjonktivadan, oluşur

Deri:


Vücuttaki en ince deri bölümüdür. Kapakların ön yüzünü örter. Üzerinde vücüdün diğer bölgelerindeki yapıya benzer olarak ince kıllar, yağ ve ter bezleri bulunur. Tarsın üst sınırı boyunca genellikle bir deri kıvrımı vardır. Bu kıvrım levator palpebra kasının aponörozonun deriye verdiği uzantılar nedeniyle oluşur.

Kapak kenarı:


Her bir göz kapağının kenarı 3 mm kalınlığında ve 30 mm uzunluğundadır.Lateraldeki 6/5'lik kısım köşeli ve 'içteki 1/6 ' lik kısım yuvarlaktır. Medialden yaklaşık 5 mm dış kısımda papilla lakrimalis yer alır. Her bir papillanın ucunda lakrimal kanal olarak devam eden punktum lakrimale yer alır.
Papilla lakrimalisin iç yanı kirpiksizken dış 5/6 'lık kısmında kirpikler ve salgı bezleri bulunur. Kapakların kirpikli bölümündeki serbest kenar ön (kütanoz) ve arka (konjonktival) olmak üzere iki bölüme ayrılır. Bu iki bölümü birbirinden ayıran mükokütonoz birleşim yeri gri hat olarak tanımlanır. Kapak cerrahisinde önem kazanır. Kirpikler kütanöz bölümde 2-3 sıra halinde dizilmişlerdir. Üst göz kapağında daha fazla sayıda ve daha kalındırlar.

Kapak serbest kenarına yakın yerleşimli bezlerden, ter bezlerine benzeyen Moll bezleri ile yağ bezlerine benzeyen Zeiss bezleri kütanöz bölgeye açılır. Tarslarda yerleşmiş meibomius bezlerinin boşaltıcı kanalları ise konjonktival bölüme açılırlar.

Deri altı yağ dokusu:


Deri altı dokusu çok ince ve gevşektir. Yağ dokusu bakımından fakirdir. Kan birikmesi veya inflamasyona bağlı olarak sıvı birikmesiyle çok hızlı ve dramatik bir şekilde şişebilir.

Göz kapaklarını kapatan kaslar


Orbikülaris Okuli: Orbital kenarı çevreleyen eliptik ve yassı bir kastır. İçte ve dışta kantal ten- don denilen ve kemiğe yapışan fibröz doku sayesinde yerinde durur. Dış halkadan içe doğru orbital, palpebral ve silier kısımlardan oluşur. Orbital kısım, alnın, şakağın ve yanağın üst kısmının derisini kese ağzı gibi büzer, böylece gözler korunur, bu kısım istemli olarak kasılır ancak refleksif olarak kasılması da mümkündür. Palpebral kısım göz kapaklarının kapanmasını sağlar hem refleksif olarak hem de istemli olarak kasılır. Fasiyal sinirle inerve olur.
M. Korrugator supersilii: Kaş bölgesinin iç yan kısmından orbita kenarının üst -nazal bölümüne uzanır.
M. Proserus: Orta hatta bulunur. Alın bölgesinden maksiller kemiğin frontal çıkıntısına uzanır.

Göz kapaklarını açan kaslar:


Üst kapak retraktörleri: Üst kapak levatör kası ve üst tarsal kastan oluşur.
  • Üst kapak levatör kası (M levator palpebra superioris): Okülomotor sinirle inerve olan bu kas orbita apeksinden başlar. Superior rektusun üzerinde öne doğru seyrederek üst kapak tarsına yapışır.
  • Üst tarsal kas (müller kası): Üst tarsın yaklaşık 12-15 mm yukarısından levator aponevrozunun alt yüzünden çıkar ve üst tarsın üst kenarına tutunur.
Arka yüzü konjonktiva ile örtülüdür. Çizgisiz kas yapısındadır. Ve sempatik sinirlerle inerve olur.

Alt kapak retraktörleri


Alt tarsal kas ve alt rektus kasının kapsülopalpebral fasyasından oluşur.
  • Alt tarsal kas (M. tarsalis inferior): Müller kasının alt kapaktaki karşılığıdır. Çizgisiz kas yapısındadır ve sempatik sinir sistemi ile inerve olur. Alt rektusun kapsülopalpebral başından çıkarak alt tarsın kenarına tutunur.
  • Kapsülopalpebral fasya: Alt rektusun kılıfından çıkar, alt oblik kılıfına yapışarak onu sarar ve Lokwood ligamanına katılır. Daha sonra öne uzanarak alt fornikse ve alt tarsın alt kenarına tutunur.

Tars:


Göz kapaklarına şekil ve sertlik veren yapılardır. Sert fibroz dokudan oluşmuş plaklardır. Üst ve alt kapaklarda birer tane bulunur. Bunlar hilal şeklindedir, üst kapaktaki alt kapakta- kinden büyüktür. Her iki alt ve üst kapakta boyları ortalama 29 mm, kalınlıkları ise 1 mm kadardır. Kapak merkezindeki vertikal yükseklik ise üst tarsda 10-11 mm, alt tarsda ise 3,5-4 mm dir. Yanlara gidildikçe bu yükseklik azalır. Her iki tars iç kenarı içte ve dışta birleşerek iç ve dış kantal ligamanları oluştururlar. Tarslar bu tendonlarla orbita kenarlarına tutunurlar. Bu şekilde göz kapaklarının iskeleti ve bütünlüğü sağlanmış olur.
Tarsların içlerinde, kapak kenarına açılarak göz yaşı lipid bileşenini katkıda bulunan Meibo- mius bezleri vardır. Bunlar tarsal plak içerisinde dikey olarak dizilmiştir. Üst kapakta 25-30, alt kapakta 15-20 kadardır. Dikey olarak yerleştikleri için kapak cerrahisinde bu bezlere zarar vermemek için tarslara uygulanacak cerrahide kesiler, kapak kenarına dik olarak yapılmalıdır.

Orbital septum:


Orbita kemik kenarından tarslara uzanan fibröz bir dokudur. Orbita Göz kapaklarını orbitadan ayırır. Arkasında orbital yağ dokusu bulunur. Orbita kemik penceresinde üstten alta uzanarak orbita girişini kapatır. Böylece enfeksiyonların ve hemorajilerin önden arkaya veya arkadan öne geçmesini kısıtlar.
Kapakların damarları: Göz kapakları esas olarak internal karotis arterin dallarından beslenir. Üst kapak, Oftalmik arterin dalları (Lakrimal arter, Palbebral medial superior arter, Supra- orbital arter, Supratroklear arter) ile beslenir. Alt kapak ise Oftalmik arterin dallarının yanısıra eksternal karotis arterin dallarından da beslenir. Kapakların tarsların önündeki venöz kanı içte anguler vene, dışta ise yüzeyel temporal vene drene olur. Tarsların gerisindeki venöz drenaj ise oftalmik venler yolu ile kavernöz sinüse olur.
Konjonktiva: Palpebral konjonktiva Göz kapaklarının altındaki kısımdır, alttaki tarsal plakların arkasına sıkıca yapışıktır. Kapak konjonktivasının bulbar konjonktivaya döndüğü forniks konjonktivasıyla devam eder.
ÖZET
Göz kapakları, gözü yabancı cisimlere karşı koruyan, gözyaşının kornea ve konjonktiva yüzeyine homojen dağılmasını sağlayarak kurumasını önleyen, göze giren ışık miktarını sınırlayan koruyucu yapılardır. Üst göz kapağı dıştan içe dokuz anatomik bölge halinde incelenebilir: deri, kapak kenarı, derialtı doku, orbikularis okuli, orbital septum, tarsal plaklar, Müller kası ve konjonktiva. Deri, vücuttaki en ince deri bölümüdür. Deri altı dokusu çok ince ve gevşektir. Yağ dokusu bakımından fakirdir. Göz kapaklarını kapatan kaslar orbikülaris okuli, korrugator süper- silii ve proserustur. Göz kapaklarını açan kaslar üst kapak levatör kası, üst tarsal kas, ait tarsal ve kapsülopalpebral fasyadır.
Orbital septum, Orbita kemik kenarından tarslara uzanan fibröz bir dokudur. Göz kapakları esas olarak internal karotis arterin dallarından beslenir.

GOZ YAŞI:


Gözyaşının primer fonksiyonu oküler yüzeyde optik olarak saydam ve pürüzsüz bir ortam sağlamaktır. Göz yaşı dıştan içe doğru lipid, aköz ve müsin olmak üzere üç tabakadan oluşmuş sandviç bir yapıdır. Göz yaşının fonksiyonlarını yapabilmesi için bu üçlü yapının korunması gereklidir.
Ad:  göz10.JPG
Gösterim: 44
Boyut:  27.7 KB


Göz yaşının görevleri aşağıdaki gibi sıralanabilir Düzgün bir optik ortam sağlamak
  • Gözdeki yabancı cisimleri uzaklaştırmak
  • Kornea epiteline oksijen ve glukoz sağlamak
  • İçerdiği antimikrobiyal ajanlarla gözü enfeksiyonlardan korumak
  • Kapakları yağlayarak göz kırpma işlevini kolaylaştırmak

Lipid tabaka:


Meibomian bezlerinden salgılanır. Bu bezler alt ve üst kapak tarslarında bulunurlar ve kirpik diplerine boşalırlar. Lipid tabakanın görevleri şunlardır.
  • Yüzey gerilimini arttırarak hidrofobik bir bariyer oluşturur.
  • Buharlaşmayı geciktirir.
  • Göz kapakları ile glob arasındaki sürtünmeyi azaltır.

Aköz Tabaka:


Ana lakrimal bez ve aksesuar bezler olan Krause ve Wolfring bezlerinden salgılanır. Yardımcı bezler konjonktivada bulunurlar ve bazal sekresyondan sorumludurlar. Aköz tabakanın görevleri şunlardır.
  • Avasküler olan kornea epiteline oksijen sağlamak
  • Antibakteriyel ajan gibi çalışmak
  • Kornea yüzeyindeki küçük düzensizlikleri kapatmak
  • Yabancı cisimleri oküler yüzeyden uzaklaştırmak

Müsin Tabaka:


Konjonktivada bulunan goblet hücrelerinden salgılanır. Hidrofobik kornea yüzeyini hidrofilik hale getirerek aköz tabakanın bütün göz yüzeyinde homojen olarak dağılmasını sağlar.

Lakrimal Bez:


Lakrimal bez, büyük bir orbita) kısım ve daha küçük olan palbebral kısımdan oluşur. Her iki kısım arasında levatör aponörozisi (levatör kası tendonu) yer alır ancak bezi tam olarak ikiye bölmez. Orbital kısım daha büyüktür ve orbita üst lateralinde bir fossa içerisine yer alır. Orbital kısım önde orbita) septum ile arkada ise retrobulbar yağ dokusu ile sınırlıdır. Daha küçük olan palpebral kısmı, levatör kası tendonu altında yer alır, alt yüzü üst forniks konjonktivası ile komşudur. Üst kapak ters çevrildiğinde göz kapağının dış kısmında görülebilir.
Yaklaşık olarak 12 tane olan lakrimal bez kanalı palbebral kısımdan geçtikten sonra üst forniks korıjonktivasına açılır.
Lakrimal bez hem otonomik hem de duyusal inervasyona sahiptir. Parasempatik lifler, fasiyal sinirin lakrimal nukleusundan köken alırlar, preganglionik lifler sfenopalatin gangliona "nervus intermedius" aracılığı ile gelirler, daha sonra postganglionik lifler halinde maksiler sinir içerisine katılır ve zigomatikotemporal dal aracılığı ile lakrimal sinir ve lakrimal beze ulaşırlar.
Sempatik postganglionik lifler, superior servikal gangliondan çıktıktan sonra, internal karotis arter etrafındaki pleksus ile kafa içine girerler, daha sonra, derin petrozal sinir, pterjoid kanal, maksiller sinir, zigomatik sinir ve zigomatikotemporal dal aracılığı ile lakrimal sinir ve lakrimal beze ulaşırlar.
Parasempatik sinir lifleri, gözyaşı bezinin refleks üretimini, Sempatik sinirler ise yardımcı gözyaşı bezlerinin temel üretimini kontrol etmektedirler.

Aksesuar Bezler (yardımcı bezler)


Ana bez yanında bir çok aksesuar göz yaşı bezi konjonktivada, özellikle fornikslerde daha fazla olmak üzere bulunur. Ana bezden parasempatik inervasyonlarının olmaması, sadece Sempatik inervasyonlarının olması ile ayrılırlar. Krause ve Wolfring olmak üzere iki yardımcı göz yaşı bezi vardır.
Ad:  göz11.JPG
Gösterim: 45
Boyut:  17.3 KB

Bu bezler normal durumlardaki salgıdan sorumludurlar (bazal sekresyon). Gözde normal durumlarda sürekli bir gözyaşı salgısı vardır. Refleks gözyaşı salgısı ise ruhsal durumlar, olfaktör sinir uyarıları ya da konjonktiva ve/veva korneanın irritasvonu sonucu gelişir.

LAKRİMAL SİSTEM:


Göz yaşını burun boşluğuna ileten yollardır. Kapakların serbest kenarı ile göz küresi arasında biriken gözyaşı punktumlar aracılığı ile boşaltıcı sisteme girer ve kanaliküller, gözyaşı kesesi, nazolakrimal kanalı izleyerek, burunda inferior meatusa ulaşır. Punktumlar, göz kapakları iç 1/5'lük kısımda yer alırlar. Normalde hafif arkaya doğru dönmüşlerdir ve göz küresi ile temas halindedirler.
Ad:  göz12.JPG
Gösterim: 43
Boyut:  21.7 KB

Kanaliküller punktumdan sonra 2 mm boyunca dikey olarak uzanırlar (vertikal kanalikül). Vertikal kanalikülün sonuna doğru hafif bir genişleme gösterir, bu bölge ampulla olarak adlandırılır. Daha sonra 90 derece mediale doğru dönerler ve yatay kanalikül (horizontal kanalikül) adini alır. Bu bölüm ortalama 8 mm'dir. İnsanların %90'ında alt ve üst kanaliküller tek bir kanalikül olarak birleşir ve ortak kanalikül adini alarak Lakrimal kese ile birleşir. Lakrimal kese ve kanalikül bileşkesinde mukozal bir flep (Rosenmuller valvi) yer alır ve keseden kanaliküllere göz yaşının geri kaçmasını önler.
Lakrimal kese yaklaşık 10 mm boyundadır ve anterior ve posterior lakrimal çıkıntılar arasında lakrimal fossada yer alır. Nazolakrimal kanal 12 mm uzunluğundadır ve lakrimal kesenin uzantısıdır, burun kavitesi içerisinde alt meatusda inferior konka lateralinde ve altında sonlanır. Nazolakrimal kanalın açıklığı Hasner valvi denilen mukozal bir katlantı ile örtülmüştür.
Lakrimal punktumlar ve kanaliküller çok katlı yassı keratinize epitelle örtülüdür. Bu epitel kapak kenarındaki kütanöz epitelin devamıdır. Lakrimal kesede bu epitel iki katlı epitele döner: yüzeysel kolumnar epitel, ve derin düzleşmiş epitel. Bu epitel içerisinde goblet hücreleri de bulunmaktadır.

Yeni doğanların % 30'u nazolakrimal kanallarının alt ucu tıkalı olarak doğarlar. Ancak pek çoğu 6. aya kadar basit müdahalelerle açılırlar. Konjenital dakriyostenoz adı verilen bu durumda, çocuklara antibiyotikli göz damlaları ve kese bölgesine masaj önerilir. Açılmazsa çocuklarda 1 yaşına kadar sondalama denilen bir işlem yapılmalıdır. Sondalamada nazolakrimal kanala özel bir tel sokulur, burun boşluğuna kadar ilerletilir. Böylece genellikle nazolakrimal kanalın alt ucunda (Hasner membranı) bulunan tıkanıklık açılmış olur.
Göz yaşının bir kısmı buharlaşma ile kaybolur, bu interpalpebral alan, göz kırpma frekansı ve ortam nemi gibi faktörlere bağlıdır. Göz yaşının büyük bir kısmı nazolakrimal keseden burundaki alt meaya gelir ve yutulur. Göz kapakları kapanmaya lateralden başlar. Bu hareket göz yaşını iç kantüsde toplar, punktumlardan göz yaşı kapiller çekim etkisi ile önce kanaliküllere daha sonra lakrimal keseye alınır. Göz kapakları kapandığı sırada, orbikülaris oküli kası kasılır. Bu hareket ampullaların sıkışmasına yol açar, lakrimal kese ise bu sırada genişler ve negatif bir basınç oluşur, ve kanaliküllerdeki gözyaşı lakrimal keseye emilmiş olur, gözler açıldığı zaman ise kese küçülerek içeriğini boşaltır.

ÖZET
Lakrimal bez, büyük bir orbital kısım ve daha küçük olan palbebral kısımdan oluşur. Yaklaşık olarak 12 tane olan lakrimal bez kanalı palbebral kısımdan geçtikten sonra üst forniks kon- jonktivasına açılır. Lakrimal bez hem otonomik hem de duyusal inervasyona sahiptir. Krause ve Wolfring olmak üzere iki yardımcı göz yaşı bezi vardır. Bu bezler normal durumlardaki salgıdan sorumludurlar (bazal sekresyon).
Lakrimal sistem, göz yaşını burun boşluğuna ileten yollardır. Kapakların serbest kenarı ile göz küresi arasında biriken gözyaşı punktumlar aracılığı ile boşaltıcı sisteme girer ve kanaliküller, gözyaşı kesesi, nazolakrimal kanalı izleyerek, burunda inferior meatusa ulaşır. İnsanların %90'ında alt ve üst kanaliküller tek bir kanalikül olarak birleşir ve ortak kanalikül adını alarak lakrimal kese ile birleşir. Lakrimal kese ve kanalikül bileşkesinde mukozal bir flep (Rosenmuller valvi) yer alır ve keseden kanaliküllere göz yaşının geri kaçmasını önler. Lakrimal kese yaklaşık 10 mm boyundadır ve anterior ve posterior lakrimal çıkıntılar arasında lakrimal fossada yer alır. Yeni doğanların % 30'u nazolakrimal kanallarının alt ucu tıkalı olarak doğarlar. Göz yaşının büyük bir kısmı nazolakrimal keseden burundaki alt meaya gelir ve yutulur. Göz kapakları kapandığı sırada, orbikülaris oküli kası kasılır. Bu hareket ampullaların sıkışmasına yol açar, lakrimal kese ise bu sırada genişler ve negatif bir basınç oluşur, ve kanaliküllerdeki gözyaşı lakrimal keseye emilmiş olur. Gözler açıldığı zaman ise kese küçülerek içeriğini boşaltır.
15 Temmuz 2016 22:41   |   Mesaj #7   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM

GÖZ DIŞI KASLARI


Göz dışı (ekstraoküler) kaslar


Göz küresinin hareketlerini sağlayan ekstraoküler kaslar, 4 tane rektus (Rektus lateralis, rektus medialis, rektus superior, rektus inferior) ve 2 tane oblik (superior oblik kas, inferior oblik kas) olmak üzere toplam 6 kastan meydana gelir. Kasların anatomik yerlerinin başlangıç ve bitiş yerlerinin bilinmesi kasların fonksiyonlarını anlamak için önemlidir.
Sponsorlu Bağlantılar

Rektus kasları: Orbita apeksindeki Zinn tendon halkasından köken alırlar. Sup. oblik kas orbitanın apeksinden, optik foramenin üst ve medialinden, inf. oblik kas orbita tabanından köken alırlar. Bir başka deyişle inferior oblik kas haricindeki tüm kaslar orbita apeksinden köken alırlar. Rektuslar göz küresinin ön bölümünde skleraya yapışırlar. Yapışma bir spiral şeklindedir ve "Tillaux spiral halkası" ismini alır. Orbita apeksinde kasların başlama konumları Medial rektus kası limbusa en yakın yapışan kas iken (5,5 mm) superior rektus kası limbusa en uzak yapışan kastır. (7,7 mm) Lateral rektusda bu rakam 7 mm, inferior rektusda 6,5 mm'dir.
Ad:  göz13.JPG
Gösterim: 50
Boyut:  50.1 KB
resimde Orbita apeksinde optik sinir ve ekstraoküler kasların oluşturduğu Zinn tendon halkası. II; Optik sinir, SR; Superior rektus kası, MR; medial rektus kası, IR; inferior rektus kası, LR; lateral rektus kası, LEV; levator palpebra kası, SO; Superior oblik kası.

İç rektus kası Zinn tendon halkasından çıktıktan sonra optik sinire yakın seyreder ve limbusdan 5,5 mm geride skleraya yapışır. Görevi göz küresini içeriye baktırmaktır. Okülomotor sinir (III. kraniyal sinir) tarafından uyarılır.

Alt rektus kası Zinn tendon halkasından başladıktan sonra üst rektusa benzer olarak görme aksı ile 23 derecelik açı yaparak dışa doğru uzanır. Limbusdan 6,5 mm geride skleraya yapışır. Okülomotor sinir tarafından uyarılan kasın görevi göz küresini aşağıya baktırmaktır. Bu fonksiyon göz dışa bakarken en kuvvetlidir. Göz içe bakarken ise aşağı bakış hareketi yanında gözün saat yönünde dışa dönmesine katkıda bulunur.
Ad:  göz14.JPG
Gösterim: 44
Boyut:  48.1 KB

Zinn tendon halkasından köken almayan tek kas olan alt oblik orbita iç yan duvarından köken alır. Dışa ve arkaya seyrederek, aşağıdan gözü bir hamak gibi sarar. Ekvatorun gerisinde lateral rektusun yapışma yerinin altında skleraya yapışır. Okülomotor sinir tarafından uyarılan kasın görevi gözü yukarı baktırmak ve gözü saat yönünde dışa doğru çevirmektir. Yukarı baktırma fonksiyonu göz içe bakarken en fazla dışa bakarken ise azdır.

Dış rektus kası Zinn halkasından köken aldıktan sonra limbustan 7 mm geride skleraya yapışır. Görevi gözü dışa baktırmaktır. Abdusens sinir (VI. Kraniyal sinir) tarafından uyarılır.

Üst rektus kası Zinn halkasından köken aldıktan sonra görme aksı ile 23 derecelik acı oluşturacak şekilde dışa açılır. Limbustan 7.7 mm geride skleraya yapışır. Okülomotor sinir tarafından uyarılan kasın görevi yukarı baktırmaktır. Yukarı bakış hareketi göz dışa bakarken en kuvvetlidir. İçe bakarken ise yukarı bakış yanında gözün saat yönünde içe dönüş hareketine katkıda bulunur.
Ad:  göz15.JPG
Gösterim: 51
Boyut:  35.5 KB

Üst oblik kas optik foramenin üst medialinden başlar. Trokleaya kadar kas olarak seyrederken, trokleadan sonra tamamen tendonlaşır. Frontal kemiğin troklear çıkıntısında geriye dönen tendon ekvatorun gerisinde skleraya yapışır.

Troklear sinir (IV. Kraniyal sinir) tarafından uyarılan kasın görevi göz güresini aşağı baktırmaktır. Bu fonksiyonun yanı sıra gözün saat yönünde içe doğru döndürülmesinde katkıda bulunur. Kasların yan temporalden ve üstten görünümü Şekil 7.2 ve 7.3'de görülmektedir.
Aşağı bakış hareketi göz içe bakarken kuvvetli, dışa bakarken ise zayıftır.
Göz dışı kaslarının vücudun diğer bölümündeki çizgili kaslara göre önemli farklılıkları vardır. Örneğin vücutta 140 kas lifine bir sinir lifi düşerken, göz kaslarında bu oran 1/10' dur. Göz kaslarında aynı zamanda derin duyu (propriosepsiyon) özelliği vardır. Göz hareketlerinde, ve cisimlerin uzaydaki yerlerini saptamada propriosepsion duyusunun önemi büyüktür.

ÖZET

Göz küresinin hareketlerini sağlayan ekstraoküler kaslar, 4 tane rektus (Rektus lateralis, rektus medialis, rektus superior, rektus inferior) ve 2 tane oblik (superior oblik kas, inferior oblik kas) olmak üzere toplam 6 kastan meydana gelir. İnferior oblik kası haricindeki rektus kasları orbita apeksindeki Zinn tendon halkasından köken alırlar. Zinn tendon halkasından köken almayan tek kas olan alt oblik orbita iç yan duvarından köken alır. Rektuslar göz küresinin ön bölümünde skleraya yapışırlar. Yapışma bir spiral şeklindedir ve "Tillaux spiral halkası" ismini alır. İç rektus kasının görevi göz küresini içeriye baktırmaktır. Okülomotor sinir (III: kraniyal sinir) tarafından uyarılır. Dış rektus kasının görevi gözü dışa baktırmaktır. Abdusens sinir (VI. Kraniyal sinir) tarafından uyarılır. Okülomotor sinir tarafından uyarılan üst rektusu kasının görevi yukarı baktırmaktır. Okülomotor sinir tarafından uyarılan alt rektus kasının görevi göz küresini aşağıya baktırmaktır. Alt oblik kası gözü yukarı ve saat yönünde dışarı çevirir. Üst oblik kası gözü aşağı ve saat yönünde içe çevirir. Göz kaslarında aynı zamanda derin duyu (propriosepsiyon) özelliği vardır. Göz hareketlerinde, ve cisimlerin uzaydaki yerlerini saptamada propriosepsion duyusunun önemi büyüktür.

GÖZ KÜRELERİNİN TOPOGRAFİK YAPISI


GÖZ KÜRELERİNİN TOPOGRAFİK ÖZELLİKLERİ


Göz küreleri orbita boşluğu içerisinde bağ dokusundan bir yağ yastığı içerisine yerleşmişlerdir. Orbitanın yaklaşık 1/3'ünü kaplarlar. Sadece ön yüzü dış ortamla temasta olup yaklaşık olarak 1/5'i görülebilir haldedir. Normal erişkin gözünün ön arka çapı ortalama 24 mm'dir. 21-26 mm arası erişkinde normal olarak kabul edilir. Bu çap doğumda ortalama 16 mm'dir. 3 yaşındaki bir çocukta 23mm'e ulaşır. Maksimum uzunluğuna 18 yaş civarında ulaşır. Göz küresinin hacmi 7 cm3 olup ağırlığı ise 7-9 gr'dır.

Korneanın en dik olduğu bölüme ön kutup, göz küresinin arka eğriliğinin merkezi arka kutup olarak adlandırılır. Bu iki ekseni birleştiren çizgiye geometrik eksen denir. Bakılan cisim ile fovea arasındaki çizgiye ise görme ekseni denir. Kornea merkezi ile lensin merkezinden geçen hayali çizgiye ise optik aks adi verilir. Ön ve arka kutba eşit uzaklıktaki noktaların oluşturduğu hayali çizgiye ekvator denir. Ekvatorun çevresi 69-85 mm arasında normal olarak kabul edilir. Ön ve arka kutbu birleştiren hayali çizgilere ise meridyonel çizgi adi verilir.
Ad:  göz16.JPG
Gösterim: 45
Boyut:  24.0 KB
  • Ön (anterior) kutup: Kornea eğiminin merkezidir.
  • Arka (Posterior) kutup: Globun arka eğiminin merkezidir.
  • Optik sinirin hafif temporalinde lokalizedir.
  • Geometrik (anatomik) aks: Ön ve arka kutpu birleştiren hayali çizgidir.
  • Görme (vizüel) aksı: Foveanın merkezinden bakılan noktaya çizilen hayali çizgidir.
  • Optik aks: Kornea merkezi (ön kutup) ile lensin merkezinden geçip retinaya uzanan hayali çizgidir.
  • Ekvator: Her iki ön ve arka kutup arasındaki orta noktada gözü çepeçevre saran hayali çizgidir.
  • Meridyen: Ekvatora dik, ön ve arka kutupdan geçen dairesel çizgidir.
  • Ön arka çap: 22-26 mm., ortalama 24 mm. Çevre : 69-81 mm.

GÖZÜN TABAKALARI


Esas olarak üç tabakadan oluşur, dıştan içe
1. Dış destek kılıfı (fibröz tabaka): Saydam kornea, opak sklera ve limbus.
2. Orta tabaka (uvea) (vasküler tabaka): İris, korpus siliyare ve koroid.
3. İç tabaka (sensöryel tabaka) (retina): Duyusal retina ve tek katlı retina pigment epiteli.

ÖZET

Normal erişkin gözünün ön arka çapı ortalama 24 mm'dir. 21-26 mm arası erişkinde normal olarak kabul edilir. Bu çap doğumda ortalama 16 mm'dir. 3 yaşındaki bir çocukta 23mm'e ulaşır. Maksimum uzunluğuna 18 yaş civarında ulaşır. Göz küresinin hacmi 7 cm3 olup ağırlığı ise 7-9 gr'dır. Korneanın en dik olduğu bölüme ön kutup, göz küresinin arka eğriliğinin merkezi arka kutup olarak adlandırılır. Bu iki ekseni birleştiren çizgiye geometrik eksen denir. Bakılan cisim ile fovea arasındaki çizgiye ise görme ekseni denir. Kornea merkezi ile lensin merkezinden geçen hayali çizgiye ise optik aks adı verilir.

KONJONKTİVA:


Göz kapaklarının arka yüzeylerini ve gözün dış ortam ile temas halindeki kısımlarını örten mukoz bir membrandır. Üst ve alt kapak serbest kenarlarından başlayan konjonktiva kapakların arka yüzeylerini örttükten sonra katlantı yaparak göz küresini sarmaya başlar. Limbusda sonlanır. Üç bölüm halinde incelenebilir: kapak konjonktivası, forniks, bulber konjonktiva.

Palpebral konjonktiva:


Göz kapaklarının altındaki kısımdır, alttaki tarsal plakların arkasına sıkıca yapışıktır. Konjonktival forniksle devam eder.

Konjonktiva forniksleri


Altta ve üstte göz kapakları ile göz küresi arasındaki cep şeklindeki boşluğa denir. Levator palpebra ve rektus kaslarının fasiyasına gevşek bir şekilde bağlıdır, bu sayede göz hareketleri ile uyum içerisinde hareket eder. Göz yaşı bezinin kanalları üst lateral fornikse açılır. Medial'de forniks yoktur burada plika semilunaris ve karünkül olarak adlandırılan yapılar vardır. Plika semilunaris kapak aralığının iç kısmında bulunan bir konjonktiva kıvrımıdır. Goblet hücreleri bakımından zengindir. Lakrimal karankül, birkaç ince renksiz tüy ve yağ bezleri içeren modifiye olmuş epitelden oluşur.

Bulbar (Oküler) konjonktiva:


Göz küresinin ön yüzünü ve kapakların iç yüzünü örten ince saydam zardır. Hareketlidir. Saydam olduğu için altındaki yapılardan dolayı beyaz görünür.
Konjonktiva epiteli, stratifiye kolumnar hücrelerden oluşur, ve gevşek bir bağ dokusu üzerinde yer alır. limbusta (kornea kenarı) strafiye skuamöz ve non-keratinize bir yapıya bürünür. Bulbar kısmı saydamdır ve alttaki sklera, damarlar gibi yapılar izlenebilir.
Konjonktivada, küçük aksesuar göz yaşı bezleri, Goblet hücreleri yer alır. Dış kısımdaki konjonktival lenf drenajı yüzeyel parotis lenf noduna, iç kısımdaki ise submandibular lenf nodlarınadır. Plika semilunaris, göz laterale hareket ettiğinde konjonktivanın gerilmesini önler.

TENON KAPSÜLÜ


Göz küresini saran, kollajen liflerden ve az miktarda fibroblastlardan oluşmuş bir kılıftır.
Önde korneaskleral birleşme yerinin hemen arkasında konjonktiva ile birleşir. Arkada ise optik sinir kılıfları, posterior silier damarlar ve sinirler tarafından delinir. Tenon kapsülü ve intermüsküler fibröz membran birlikte dört rektus kasını sararlar. Göz küresinin rahat hareket etmesi için bir yastık görevi görür.
ÖZET
Göz kapaklarının arka yüzeylerini ve gözün dış ortam ile temas halindeki kısımlarını örten mukoz bir membrandır. Üç bölüm halinde incelenebilir: kapak konjonktivası, forniks, bulber konjonktiva. Konjonktiva forniksleri altta ve üstte göz kapakları ile göz küresi arasındaki cep şeklindeki boşluğa denir. Bulbar (Oküler) konjonktiva: Göz küresinin ön yüzünü ve kapakların iç yüzünü örten ince saydam zardır. Konjonktiva epiteli, stratifiye kolumnar hücrelerden oluşur, ve gevşek bir bağ dokusu üzerinde yer alır. Konjonktivada, küçük aksesuar göz yaşı bezleri, Goblet hücreleri yer alır. Göz küresini saran, kollajen liflerden ve az miktarda fibroblastlardan oluşmuş bir kılıftır.

SKLERA VE KORNEA


DIŞ KILIF (FİBRÖZ TABAKA, SKLERA)


Sert fibröz yapılı bir tabaka olup göz küresine koruyucu bir kılıf oluşturur. Opak, beyaz renkte olan, Sklera gözün 5/6 arka kısmını, saydam kornea ise 1/6 ön kısmını oluşturur. Sklera ve korneanın birleştiği gri çizgiye ise limbus adi verilir.
En dıştaki beyaz katmandır. Göz küresine yuvarlak şeklini verir. Yoğun fibrokollajenöz bir yapıdır. Önde episklera, tenon kapsülü ve konjonktivayla örtülüdür. Arkada tenon kapsülüne yapışıktır. Ön ve arkada iki büyük açıklığı vardır. Öndeki açıklıkta saydam olan kornea, arkadaki açıklıkta ise optik sinir vardır. Optik sinir bölgesinde delikli bir yapıya sahiptir. Bu bölgeye lamina kribroza adi verilir. Arka kutup bölgesinde en kalındır (1 mm.), rektus adale insersiyolarının gerisinde ise en incedir (0.3 mm).

Üç tabakadan oluşur : Dıştan içe episklera, stroma ve lamina fusca. Episklera, tenon kapsülüne bantlarla bağlantılı gevşek fibröz dokudan yapılmıştır. Kan damarları bakımından zengindir. İkinci tabaka olan stromadaki kollajen liflerin irregüler dizilimi ve farklı çapları nedeniyle beyazdır. Su içeriği % 65 - 70 dir. Üçüncü tabaka olan lamina fusca koroideya komşudur. Elastik lif bakımından zengindir.
Sklera damar açısından fakir bir dokudur. Episkleral ve koroidal damar ağlarından kanlanır. Arka Sklera kısa siliyer sinirin dallarıyla, ön bölüm uzun siliyer sinir tarafından inerve edilir.

KORNEA


Göz küresinin en dış kısmında bulunan, saat camı gibi saydam olan bölümüdür. Kornea aköz hümör, lens ve vitreus ile birlikte gözün kırıcı ortamlarından birisini oluşturur, Aköz hümör ile birlikte pozitif bir Lens gibi davranarak 43 diyoptrilik bir kırma gücü 8 oluşturur. Önden bakıldığında vertikal olarak 10.6 mm., horizontal olarak 11.7 -mm. uzunluğundadır. Santral kalınlığı 0.52 mm., periferkalınlığı 0,7 mm'dir. Santral 4 mm'lik kısımda sferik olarak kabul edilebilir.
Bu bölümde eğrilik yarıçapı ortalama 7,8 mm'dir. Kornea avaskülerdir yani damarsızdır. Limbus damarlarından, aköz hümörden ve gözyaşından beslenmesini sağlar.
Histolojik olarak 5 tabakadan oluşur Dıştan içe:
Ad:  göz17.JPG
Gösterim: 43
Boyut:  28.1 KB
  • Epitel
  • Bowman tabakası,
  • Stroma
  • Descemet membranı Endotel
Epitel: Keratinleşmemiş çok katlı yassı epitel görüntüsündedir. Ortada 2-3 sıra halinde poligonal hücreler, en altta ise tek sıralı silindirik bazal hücreler vardır. Alttaki hücreler yaşlandıkça yukarı doğru itilirler. Hasara uğradığında epitel rejenere olabilir.
Bowman tabakası: Epitelin hemen altında bazal membran görevi görür. Hücresiz kollajenin yoğunlaşmasıyla oluşmuştur. Arka yüzü stroma ile devam eder. Hasara uğradığında tamir edilemez.
Stroma: Uniform çaplı, düzenli dizilimli kollajen lameller, keratositler ve mukopoli- sakkkaritlerden zengin bir matriks yapıdan oluşmuştur. Kornea kalınlığının % 90'ını oluşturur. Kollajen fibriller korneada eşit uzunlukta ve kalınlıkta düzenli olarak yerleşmişlerdir. Bu düzen sayesinde kornea saydamlığı kazanılmış olur. Hücre bakımından fakirdir. Kollajen fibriller arasına dağılmış keratosit hücreleri stromanın ana hücreleridir.
Descemet membranı: Mukopolisakkarit bir ortamda yer alan kollajen liflerinden yapılmıştır. Anatomik olarak endotelin bazal membranı olarak algılanabilir. Limbusda sonlanır ve trabeküler ağa açılır. Mekanik etkiyle stromadan kolaylıkla ayrılabilir.
Endotel: Tek sıralı poligonal hücrelerden oluşmuştur; mm2'de 3000-3500 hücre bulunur. Bu hücrelerin yenilenme yetenekleri yoktur. Pompa fonksiyonları ve hücreler arası sıkı bağlarla korneanın su dengesini sağlarlar. Çeşitli hastalıklar veya travma nedeniyle sayıları azalırsa hücreler büyüyerek ölen hücrelerin açıklarını kapatmaya çalışırlar. Hücre sayısı mm2'de 500'ün altına inerse endotel yetmezliği oluşur ve kornea ödemlenerek saydamlığını kaybeder.

Limbus:


Kornea ile skleranın birleşim yerine verilen addır. Periferik kornea boyunca uzanan gri renkte, 1-1,5 mm genişliğinde bir alandır. Limbus bölgesi klinik olarak çok önemlidir. Aşağıdaki göz oluşumları limbusun yapısında yer alırlar.
Ad:  göz18.JPG
Gösterim: 50
Boyut:  36.4 KB
  • Konjonktiva
  • Tenon kapsülü
  • Episklera
  • Korneoskleral stroma
  • Şlem kanalı (Aköz hümörün dışa akım yeri)
Opak skleradan saydam korneaya geçiş 1-1,5 mm'lik bir geçiş zonunda oluşur. Bu bölgede Bowman tabakası ve Descemet membranı sonlanır. Descemet membranı Şlem kanalında sonlanır. Klinik histolojik ve patolojik olarak kesin bir sınırı yoktur. Patolojik olarak Limbus, Bowman membranından sonraki 1,5 mm'lik alanda sonlanır. Klinik olarak ise yaklaşık olarak 2 mm genişliktedir. Ve iki eşit bölgeye ayrılır;
  • Önde saydam korneadan başlayarak Bowman membranından Schwalbe hattına kadar uzanan mavi-gri bölge,
  • Trabeküler ağın üzerindeki ve Schwalbe hattından skleral mahmuza uzanan arka bölge veya beyaz limbus. arka limbus veya beyaz limbus.
Bu sınırların bilinmesi katarakt cerrahisinde ve glokom cerrahilerinde son derece önemlidir.
Kornea, limbusdaki damarlar dışında başka damar içermez. Limbus ön siliyer arterlerden kanlanır. Korneada lenf damarlarında bulunmaz. Sinirsel inervasyonu V. Kraniyal sinirin oftalmik dalının uzantıları olan nazosiliyer sinir ve uzun siliyer sinirlerle sağlanır. Endotel ve Descemet tabakalarında sinir yoktur. Stroma ve epitel tabakaları ise yoğun olarak sinirlenmişlerdir. Bu yüzden kornea son derece hassastır, en ufak irritasyonda aşırı reaksiyon verir. Korneadaki sinirler, saydamlığı bozmamak için myelinsiz karakterdedirler.

ÖZET
Opak, beyaz renkte olan, Sklera gözün 5/6 arka kısmını, saydam kornea ise 1/6 ön kısmını oluşturur. Sklera ve korneanın birleştiği gri çizgiye ise limbus adi verilir. Sklera, en dıştaki beyaz katmandır. Önde episklera, tenon kapsülü ve konjonktivayla örtülüdür. Optik sinir bölgesinde delikli bir yapıya sahiptir. Bu bölgeye lamina kribroza adi verilir. Sklera damar acısından fakir bir dokudur. Episkleral ve koroidal damar ağlarından kanlanır. Kornea, göz küresinin en dış kısmında bulunan, saat camı gibi saydam olan bölümüdür. Aköz hümör ile birlikte pozitif bir lens gibi davranarak 43 diyoptrilik bir kırma gücü oluşturur. Histolojik olarak 5 tabakadan oluşur, Dıştan içe: Epitel, Bowman tabakası, Stroma, Descemet membranı, Endotel. Limbus, kornea ile skleranın birleşim yerine verilen addır. Konjonktiva, tenon kapsülü, episklera, korne- askleral Stroma ve Şlem kanalı limbusun içinde yer alırlar.

UVEA


UVEAL TABAKA (VASKÜLER TABAKA)


Klinikte daha çok uveal tabaka ismiyle bilinir. Damar, sinir ve bağ dokusu hücrelerinden zengindir. Dışta sklera; içte ise retina ile komşuluktadır. Sadece önde skleral mahmuz bölgesinde, optik sinir çevresinde ve vorteks venleri bölgesinde sklera ile yapışıklığı vardır. Diğer bölgelerde skleraya yaslı olarak durur. Gözün vasküler tabakası da denilen uvea, zengin damarlanması sayesinde gözün ısı dengesini korurken retina pigment epitelini ve retinanın dış katlarını besler. Önden arkaya doğru üç bölüm halinde incelenir.
  • İris
  • Siliyer cisim
  • Koroid

İris:


Uveanın en önde yer alan tabakasıdır. Göze rengini veren tabakadır ve bu renk kişiden kişiye farklılık gösterir. İris içindeki pigment hücreleri miktarı bu rengi belirler. Açık renkli gözlü sahışlarda pigment epiteli az, koyu renkli gözlü. şahıslarda pigment epiteli çoktur.
Lens ve korpus siliyarenin önünde, ön kamarayı arka kamaradan ayıran bir diyaframdır. Korneanın arkasında, lensin önünde bulunur, her iki yüzü de aköz hümör ile temastadır: Ortasındaki büyüyüp küçülebilen dairesel açıklığa pupilla adı verilir: İris periferde siliyer cisim tabanına tutunur. İris kökü olarak tanımlanan bu kısım, irisin en ince bölümüdür. Künt travmalar sonucu bu bölgeden yırtılarak iridodiyalize yol açabilir.
İris iki histolojik yapı gösterir:
  • Stroma: İrisin 3/4 ön kısmını oluşturur. Stromada kollajen ve elastik lifler, pigmentli hücreler, damarlar, sinirler ve mukopolisakkarit'lerden yapılı bir matriks bulunur.
  • Pigment epiteli: İrisin arka yüzeyinde iki katlı hücrelerden oluşan tabakadır. Pigment epiteli ile stroma arasında sempatik sistemden uyarı alan diatatör pupilla kası (pupillayi genişletici kas) bulunur Lifleri iris kökünden sfinkter pupilla kasına (pupillayı küçültücü kas) kadar devam eder.
Sfinkter pupilla adalesi arka stromada pupiller kenara yakın olarak yerleşmiştir. Pupillayı halkasal olarak çevreler. Parasempatik sinir lifleri ile uyarılır. Her iki adale de nöral ektodermden köken alırlar.
Kanlanması irisin majör arteriyel halkasından çıkan radyal damarlar aracılığıyladır. Bu damarlar pupil kenarında minör arteriyel halkayı oluştururlar. Venöz boşaltım ise vorteks venleri yolu ile olur. İrisin hümör aköz ile temas halindeki endotel hücreleri zonula okludensler aracılığıyla bağlıdırlar. Vasküler endotel ve processus siliyarenin pigment epitelyumunun sıkı bağlantıları kanaköz bariyerini oluştururlar.

Pupilla:


büyüyüp küçülerek göze giren ışık miktarını ayarlar. Hümör aközün arka kamaradan ön kameraya geçmesini sağlar. Kornea merkezinin hafif alt nazalinde yer alır. Oda ışığında 2,5-5 mm ortalama 4 mm çapındadır. Pupilla genç erişkinlerde en büyük boyutunu alır. Yaşla birlikte pupillanın çapı giderek azalır. Yeni doğanlarda da pupilla çapı küçüktür. Pupillanın büyümesine midriazis, küçülmesine myozis adı verilir. Pupillaların çapları normalde birbirine eşittir.
Bu duruma pupillaların izokorik olması denir. Patolojik durumlarda pupillaların çapları arasındaki eşitlik bozulabilir; bu duruma pupillaların anizokorik olması denir.
Ad:  göz19.JPG
Gösterim: 40
Boyut:  38.2 KB

Silier cisim: (Korpus siliyare)


Skleral mahmuzundan ora serrataya kadar uzanır. Bir başka deyişle iris kökünden koroideya kadar uzanan 6 mm kalınlığında bir halkadır. Yandan bakıldığında tabanı kısa ikizkenar bir üçgen görünümünde olup tabanı ön kamerayla, diğer kenarlarından içteki vitreus, dıştaki sklera ile komşudur. Siliyer cisim iki bölümden oluşur.
  • Uveal
  • Epitelyal
Uveal kısım en önemli oluşumu Siliyer kastır. 3 grup düz kas fibrilinden oluşur.
  • Longitudinal kas grubu: Brücke kas grubu da denir. Skleraya en yakın kas grubudurlar ve Siliyer kasın en kalın kısmını oluştururlar.
  • Radier kas grubu: Longitudinal kas grubundan başlayarak sirküler liflerle devam ederler.
  • Sirküler kas grubu: Müller kası olarak da bilinirler. Kasın en iç tabakasını oluştururlar. İrisin arkasında bir tekerlek gibi yerleşmişlerdir. Birlikte çalışan bu kas gruplarının kasılması sona erdiğinde içerisindeki elastik lifler yardımı ile eski halini alır.
Siliyer kasın en önemli görevi akomodasyon yapmak yani uyum yapmaktır. Siliyer kasın çalışması sayesinde gözlerimiz uzak ve yakına odaklanabilirler; yani uyum yapabilirler. Siliyer cisimlere zonula lifleri denen ince iplikçikler tutunmu5tur. Zonula lifleri diğer uçları ile lensin ekvatoruna tutunmuşlardır. Dinlenme halinde zonula lifleri gergindir ve lensi yassı biçimde tutarlar. Akomodasyon yapıldığında siliyer kaslar kasılır. Siliyer halka küçülür, ve zonula lifleri gevşer. Elastik olan lens kendi üzerinde katlanarak kırma gücünü arttırır ve akomodasyon yapılmış olur.
Siliyer kasların inervasyonu III. kraniyal sinir tarafından yapılır. Kısa siliyer sinirlerle göze ulaşan postgangliyonik parasempatik lifler siliyer kası inerve eder.

Epitelyal bölüm:


Siliyer cismin epitelyal bölümü arka kamaraya ve vitreusa bakan iç kısmıdır. İki kısımdan oluşur.
  • Pars plana
  • Pars plikata
Pars plana koroide yakın olan 4 mm genişliğindeki arka kısma denir. Damar bakımından fakirdir. Cerrahi girişimlerde kullanılır.
Pars plikata, 2-3 mm genişlikte ön bölüme verilen addır. Pars plikatada 70-80 tane siliyer proses bulunur. Siliyer proseslerin boyu 0,8 mm, eni 1 mm'dir. Üzerleri iki katlı epitelle örtülüdür. Hümör aköz bu oluşumlardan arka kamaraya salgılanır.
Siliyer cismin kanlanması esas olarak irisin majör arteriyel halkasındandır. Bu halka, iki uzun posterior siliyer arter ve 7 tane ön siliyer arterden oluşur. Ön siliyer arterler rektus kasları ile öne gelirler, her kasta iki adet ön siliyer arter vardır, istisna olarak, lateral rektus kası bir tane siliyer arter içerir. Venöz dönüş vorteks venleri yolu ile olur.

Koroid:


Retina pigment epiteli (RPE) ve duyusal retinanın dış yarısının beslenmesini sağlayan vasküler tabakadır. Arkada optik sinirden, önde korpus siliyareye kadar uzanır. Makula bölgesinde 0,25 mm, periferde ise 0,1 mm kalınlığa sahiptir. Koroideanın kanlanması, kısa siliyer arterlerden, iki uzun posterior siliyer arterden ve 7 tane ön siliyer arter tarafından sağlanır. Bu arterler koryokapillaris yolu ve kendi içlerinde yaptıkları anastomozlar ile birbirleriyle bağlantılıdırlar. Venöz dönüş vorteks venleri yolu ile olur. Duyusal inervasyonu yoktur. Sadece damarların tonusunu kontrol eden sempatik sinirler vardır.
Dıştan içe üç bölüm halinde incelenebilirler. Suprakoroid tabaka (lamina fusca).
Damar tabakası
  • Dış damar tabakası (Büyük venler),
  • Orta damar tabakası (Orta büyüklükte venler ve arteriyoller)
  • Koryokapillaris (Büyük fenestralı kapillerler)
  • Bruch Membranı
Lamina Fusca: Gevşek yapıda elastik ve kollajen liflerden oluşmuştur. Suprakoroid boşluk olarak da bilinir. Bu boşluktan kısa ve uzun siliyer arter ve sinirler geçer.
Damar Tabaka: En dışta büyük venlerden yapılı bir tabakadır. Vorteks venlerine boşalırlar. Haller halkası adıyla da bilinir. Daha içte orta büyüklükte venler ve arteriyoller vardır. Satler halkası olarak da bilinir. En iç vasküler tabaka koryokapillaris olarak bilinir. Kısa arka siliyer arterler tarafından oluşturulur. Arterler 40- 60 mikron kalınlıktaki kapiller damarlara bölünür. Bu tabakadaki kapillerlerin duvarlarında büyük açıklıklar vardır. Bu aralıklardan geçen kan elemanları, retina pigment epitelini ve retinanın dış tabakasını besler.
Bruch membranı: Bağ dokusu katmanlarından oluşmuştur. Ortalama olarak 7 mikron kalınlığındadır. Retina pigment epitelinin bazal membranı olarak çalıştığı gibi, koryokapillaristeki kapillerlerin retina pigment epiteli ve retina katlarına yayılmaması için bir bariyer görevi yapar. Bu membran defektlerinde yüksek miyopi, psödoksantoma elastikum gibi hastalıklar görülebilir. Yaşa bağlı makula dejenerasyonu bu membran bütünlüğü bozulduğunda karşımıza çıkan bir başka hastalık grubudur.
ÖZET
Uveal tabaka; Damar, sinir ve bağ dokusu hücrelerinden zengindir. Dışta sklera, içte ise retina ile komşuluktadır. Sadece önde skleral mahmuz bölgesinde, optik sinir çevresinde ve vorteks venleri bölgelerinde sklera ile yapışıklığı vardır. Önden arkaya doğru üç bölüm halinde incelenir: İris, siliyer cisim, ve koroid: İris, üveanın en önde yer alan tabakasıdır. Göze rengini veren tabakadır ve bu renk kişiden kişiye farklılık gösterir. İris içindeki pigment hücreleri miktarı bu rengi belirler. Açık renkli gözlü şahıslarda pigment epiteli az, koyu renkli gözlü şahıslarda pigment epiteli çoktur.
Silier cisim (Korpus siliyare), iris kökünden koroideya kadar uzanan 6 mm kalınlığında bir halkadır. Siliyer cisim iki bölümden oluşur: Uveal, epitelyal. Koroid, retina pigment epiteli (RPE) ve duyusal retinanın dış yarısının beslenmesini sağlayan vasküler tabakadır. Pupilla büyüyüp küçülerek göze giren ışık miktarını ayarlar. Hümör aközün arka kamaradan ön kameraya geçmesini sağlar.

LENS


Lens (göz merceği): İrisin hemen arkasında bulunan saydam ve bikonveks bir yapıdır.
Pupilla yolu ile göze giren ışığı kırarak retinada odaklar. Ana fonksiyonları şöyle sıralanabilir:
  • Kendi saydamlığını korumak
  • Gözün optik sistemi içinde kırıcılık rolü üstlenmek
  • Akomodasyon (uyum) yapmak. (6 metre içindeki objelerin net görülebilmesi)
  • Ultraviyole ışınlarını absorbe etmek.
Lens korneadan sonra gözün ikinci refraktif elemanıdır. Kırma gücü ortalama 20 Diyoptridir. Lensin olmaması durumuna afaki denir. Gözün 20 Diyoptrilik bir kırma gücünden yoksun kalması demektir. Lens yassılaşmış bir topa benzer
Ad:  göz20.JPG
Gösterim: 42
Boyut:  19.8 KB
Erişkinlerde ortalama 10 mm çapında ve 4 mm kalınlığındadır.
Lensin değişik anatomik bölgeleri vardır. En öndeki kısımına ön kutup, en arka kısımına arka kutup, Ön ve arka yüzlerinin birleştiği yere ekvator denir. Lens anatomisi basittir. Lens bir kapsül ile tamamen sarılıdır. Ön kapsülün altında lens epitel hücreleri vardır. Lens, kapsülünden uzanan zonüllerle korpus siliyareye tutunur. Akomodasyon sırasında lens kalınlığı artar. Siliyer kasların kasılmasıyla zonüler lifler gevşer, elastik olan lens, kalınlığını ve konvek- sitesini arttırır. Ön arka mesafesi artan lenste ön ve arka yüzeylerin eğrilik-yar çapları azalır, böylece lensin kırma gücü artmış olur. Akomodasyon gevşerken bu olayların tam tersi olur.
Ad:  göz21.JPG
Gösterim: 40
Boyut:  16.3 KB

Lensin diğer yapılardan farklı olarak alışılmadık anatomik özellikleri vardır;
  • Lensin sinirsel inervasyonu yoktur.
  • Damarsızdır, beslenmesini arkasındaki vitreus ve önündeki hümor aközden sağlar. . Yaşam boyunca büyümeye devam eder.
  • Kapsül denilen bir zar ile kaplıdır.
Lens Kapsülü: Lensi önde ve arkada tümüyle saran homojen hücresiz bir yapıdır. Lens epitel hücrelerinin bazal membranı olduğu kabul edilir. Ön kapsül arka kapsüle göre iki kat daha kalındır ve kalınlığını hayat boyu arttırır. En ince 2, en kalın 20 mikrometre kalınlığa sahiptir.
Lens epiteli: Ön kapsülün altında tek sıra kübik hücrelerden oluşur. Arka kapsülün üzerinde epitel hücresi yoktur. Ekvatorun hemen önündeki lens epitel hücreleri bölünerek çoğalırlar. Bu epitel hücreleri uzayarak kutuplara doğru uzanırlar ve lens fibrillerini oluştururlar.
Lens fibrilleri: Hayat boyu oluşmaya devam ederler. Yeni fibriller oluştukça eski fibriller merkeze itilir. Bu nedenle fibrillerin en yaşlıları merkezde en gençleri periferdedir. Eski fibriller giderek sertleşen ve büyüyen lens nükleusunu oluşturur. Yeni oluşan lifler ise nükleusun periferinde lens korteksini yaparlar.
Lens Zonülleri (Zinn Lifleri): Lens ekvatoru ile siliyer cisim arasında uzanan ve lensin yerinde durmasını sağlayan ince liflerdir. Siliyer cisimden çıkarak lens ekvatorunda kapsüle tutunurlar.

ÖZET
İrisin hemen arkasında bulunan saydam ve bikonveks bir yapıdır. Pupilla yolu ile göze giren ışığı kırarak retinada odaklar. Görevleri: kendi saydamlığını korumak, gözün optik sistemi içinde kırıcılık rolü üslenmek, Akomodasyon yapmak ve ultraviyole ışınlarını absorbe etmek. Lens korneadan sonra gözün ikinci refraktif elemanıdır. Kırma gücü ortalama 20 Diyoptridir. Lensin olmaması durumuna afaki denir. Erişkinlerde ortalama 10 mm çapında ve 4 mm kalınlığındadır. Lens, kapsülünden uzanan zonüllerle korpus siliyareye tutunur. Akomodasyon sırasında lens kalınlığı artar. Siliyer kasların kasılmasıyla zonüler lifler gevşer, elastik olan lens, kalınlığını ve konveksitesini arttırır. Ön arka mesafesi artan lenste ön ve arka yüzeylerin eğrilik yarı çapları azalır, böylece lensin kırma gücü artmış olur. Akomodasyon gevşerken bu olayların tam tersi olur. Lens damarsız ve sinirsizdir, yaşam boyunca büyümeye devam eder ve kapsül denilen ince bir zarla kaplıdır. Lens kapsülü, lensi önde ve arkada tümüyle saran homojen hücresiz bir yapıdır. Lens epiteli, ön kapsülün altında tek sıra kübik hücrelerden oluşur. Arka kapsülün üzerinde epitel hücresi yoktur. Lens fibrilleri, hayat boyu oluşmaya devam ederler. Yeni fibriller oluştukça eski fibriller merkeze itilir. Bu nedenle fibrillerin en yaşlıları merkezde en gençleri periferdedir. Lens Zonülleri (Zinn Lifleri), lens ekvatoru ile Siliyer cisim arasında uzanan ve lensin yerinde durmasını sağlayan ince liflerdir.

GÖZ KÜRESİNİN BOŞLUKLARI


Üç boşluk mevcuttur. Önden arkaya sırasıyla:
  • Ön kamara
  • Arka kamara
  • Vitreus

Ön kamara:


Önde kornea, arkada iris ve pupilla vardır. Merkezde en derin iken, periferde ön kamara açısının bulunduğu bölgede en dardır. Ön kamara derinliği değişkendir. Katarakt ameliyatı olanlarda ve miyoplarda daha derinken hipermetrop olgularda daha dardır. Normal bir bireyde merkezde ön kamara derinliği 3 mm kadardır. İçerisinde Hümör Aköz denilen saydam bir sıvı vardır. İnsanlardaki miktarı 0.1 ml kadardır. Korpus siliarelerden salgılanan hümör aköz lensi ve korneayı beslerken gözün tonusunu (Göz içi basıncı) oluşturur. Aköz hümör korpus siliarelerden arka kamaraya salınır, pupilla yolu ile ön kamaraya geçer, ve iridokorneal açıdaki trabeküler ağdan Schlemm kanalına geçerek gözü terkeder. Schlemm kanalı ile drenaj da bir problem olduğunda göziçi basıncında artma olur.

Ön kamara açısı:


Kornea ve irisin birleştiği bölgede oluşan açıya verilen addır.
Şu oluşumları barındırır
Ad:  göz22.JPG
Gösterim: 43
Boyut:  38.1 KB
  • Schwalbe hattı
  • Schlemm kanalı ve trabeküler ağ
  • Skleral mahmuz
  • Silier cismin ön kısmı o İris
Ön kamara açısı gonyoskopi denilen bir teknikle görülebilir. Özel bir mercek yardımı ile yapılan bu incelemede en önde opak, beyaz bir hat olarak gözlenen yapı Schwalbe hattıdır. Burası korneanın Descemet membranının bitiş yeridir. Schwalbe hattından sonra trabeküler ağ görülür. Skleral mahmuza kadar uzanır. Skleral mahmuz beyazımsı dar bir bant şeklinde görülür. Bunun da hemen arkasında dar bir bant halinde gri- kahverengi olarak silier cisim görülür. Bunun da gerisinde irisin kökü görülür.

Trabeküler ağ:


Aköz hümörün drenajında en önemli rolü oynayan bölümdür. Trabeküler ağ ve Schlemm kanalının komşu dokularla ilişkisi son derece kompleksdir. Çünkü bu bölgede kornea, iris, sklera, ve silier cismin komşulukları ve ilişkisi vardır. Bu bölgede trabeküler ağdan süzülen aköz hümör Schlemm kanalına geçer. Burada toplanan sıvı da venöz dolaşıma katılır.

Arka kamara:


Önde iris, arkada lens ve zonüllerle sınırlandırılmıştır. Silier cisimlerden buraya salgılanan hümör aköz pupilla yolu ile ön kamaraya geçer. 

Vitreus boşluğu:


Önde zonula lifleri, korpus siliare, lensin arka yüzü, arkada retina ve papilla arasında kalan boşluktur. Boşluk jel kıvamındaki vitreus ile doldurulmuştur. Göz küresinin 80'ini oluşturur. Vitreus su, kollajen fibriller, protein ve hyaluronik asit içeren saydam bir jeldir. Büyük bir kısmı (% 98.5), sudan oluşur. Vitreusun göz küresinin şeklini belirlemek, retinayı koroide yaslı tutabilmek, ve göz içi basıncına katkıda bulunmak gibi görevleri vardır.
ÖZET
Göz küresinde 3 boşluk mevcuttur: ön kamara, arka kamara, vitreus. Ön kamara, önde kornea, arkada iris ve pupilla vardır. Merkezde en derin iken, periferde ön kamara açısının bulunduğu bölgede en dardır. Ön kamara derinliği değişkendir. Normal bir bireyde merkezde ön kamara derinliği 3 mm kadardır. İçerisinde Hümör Aköz denilen saydam bir sıvı vardır. İnsanlardaki miktarı 0.1 ml kadardır. Korpus siliarelerden salgılanan hümör aköz lensi ve korneayı beslerken gözün tonusunu (Göz içi basıncı) oluşturur. Kornea ve irisin birleştiği bölgede oluşan açıya ön kamara açısı denir. Ön kamara açısı gonyoskopi denilen bir teknikle görülebilir. Trabeküler ağ, Aköz hümörün drenajında en önemli rolü oynayan bölümdür.
Trabeküler ağ ve Schlemm kanalının komşu dokularla ilişkisi son derece kompleksdir. Arka kamara, önde iris, arkada lens ve zonüllerle sınırlandırılmıştır. Vitreus boşluğu, önde zonula lifleri, korpus siliare, lensin arka yüzü, arkada retina ve papilla arasında kalan boşluktur. Boşluk jel kıvamındaki vitreus ile doldurulmuştur. Göz küresinin % 80'ini oluşturur.

RETİNA


Gözküresi tabakalarının en içte yer alan ve ışığa duyarlı reseptörleri içeren bölümüdür. Retinanın fonksiyonu ışık enerjisi şeklinde kendine sunulan bilgiyi, algılayarak beyine göndermektir. İnsan beyni dış dünyadaki nesneleri tespit etmek için en çok kontrastlarla ilgilenir. Işığı elektrokimyasal enerjiye çevirirken, retina karanlık ve aydınlık kontrast durumunun oluşturduğu bilgiyi, görsel beyinde anlamı olan nöral sinyallere çevirir.

Retinanın ana fonksiyonel komponentleri fotoreseptörlerdir.
Fotoreseptörler karanlıkta görmeden sorumlu rod ve aydınlıkta görmekten sorumlu koni isimli hücrelerden oluşmuşlardır. Retinada yaklaşık 120 milyon rod, 6 milyon koni hücresi bulunur.
Rod ve konilerin dış segment membranları boyunca vitamin A'nın bağlanabildiği özel bir protein bulunur. Vitamin A dış segmente girerek bu proteinle birleşir. Yeni oluşan bu molekül ışığa duyarlı bir yapıya sahiptir. Işığın retinadaki fotoreseptörleri etkilemesi ile vitamin A ile protein molekülü arasındaki bağ kopar. Bu sırada oluşan fotokimyasal enerji görme siniri aracılığı ile beyine iletilir. Beyinde değerlendirilen bu enerji görüntü olarak algılanır.

Retinanın korideaya yakın olan kısımlarına dış, vitreusa komşu kısmına ise iç retina denir. Dışta bütün uzunluğu boyunca uvea ile komşuluktadır. Retinanın pigment epitel katı optik sinirden pupillaya kadar uzanır. Retina, siliyer cismin iç yüzeyi ve irisin arka yüzünde tek katlı epitel olarak devam eder. Bu bölüm ışığa duyarsızdır ve "Pars caeca retina" adı verilir. Sensöryel retina, papilladan ora serrata'ya kadar uzanır. Bu bölüme "pars optica" ismi verilir. Retina denildiğinde bu optik kısım anlaşılır.
Ora serrata: Periferde retinanın optik parçasının bitiminde ora serrata denilen birleşim hattı bulunur. Retina ora serrataya testere dişi gibi girintiler yapmıştır. Ora serrata pars plana ile devam eder. Ora serrata limbusa nazalde 6mm, temporalde 7 mm uzaklıktadır. Ora serrata arka ve ön vasküler sistemlerin ayrılma noktasıdır.
Ad:  göz23.JPG
Gösterim: 48
Boyut:  26.6 KB

Retina genel olarak merkezi ve periferik retina olmak üzere iki bölümde incelenir. Merkezi retina, retinanın temporaldeki büyük damarlarıyla sınırlanmış bölgedir. Periferik retina ise bu damarlar ile ora serrata arasında kalan kısımdır. Retina muayenesi yapıldığında ilk dikkati çeken oluşum optik diskdir (papilla). Merkezi retinanın ortasında ise makula bulunur.
Makula: Merkezi retinanın ortasında yaklaşık 5 mm çapındaki bölgedir. Histoiojik olarak ganglion hücreleri burada çok katlıdır. Makula bölgesinde fovea foveola ve umbo yer alır.
Fovea: Makulanın ortasında yaklaşık 1.5 mm'lik çaplı bir alandır. Bu bölgede retina gangliyon hücreleri 6-8 katlıdır. Retinanın en kalın yeridir.
Foveola: Fovea merkezindeki tabana verilen isimdir, çapı 350 mikron kadardır. Retinanın en ince bölümüdür. Bu bölgede ışığın daha iyi algılanmasını sağlamak üzere gangliyon hücreleri kenara çekilmiştir: Bu bölgede sadece koni hücreleri bulunur. Foveolanın beslenmesi koryokapillarisden sağlanır, bu bölgede retinal kan damarı yoktur. Bu damarsız bölgede "foveal avasküler zon" ismi verilir. Çapı değişken olmakla birlikte 250-600 mikron boyutlarında olabilir.
Umbo: Foveanın merkezindeki yaklaşık 50 mikrometre çapındaki çukurluğa verilen addır.
Optik sinir: Papilla, optik disk veya optik sinir başı olarak da tanımlanır. Makulanın nazalinde yaklaşık 1.5 mm'lik bir çapa sahiptir. Retina gangliyon hücrelerinden çıkan sinir liflerinin bu bölgede toplanması ile oluşmuştur. Sinir lifleri lamina kribrozadan geçerek gözü terk ederler. Lamina kribrozadan sonra myelinlenen lifler optik sinir adını alır.
Optik diskde foto reseptör hücre bulunmaz bu nedenle kör nokta olarak da anılır. Merkezinde hafif bir çukurluk bulunur. Fizyolojik çukurluk denen bu bölgenin ortasından santal retinal arter ve ven çıkar.

Fizyolojik çukurluğun optik diske oranına "Cup / Disk" oranı denir. 3/10'a kadar normal kabul edilir. Cup / Disk oranının 3/l0'u geçtiği durumlarda glokomdan şüphelenilmelidir.
Retina dışta pigment epiteli, içte nörosensöryel retina olmak üzere iki katmandan oluşur. Bu iki yapı arasında anatomik bağ yoktur Birbirlerine yaslı olarak dururlar. Sadece optik disk ve ora serratada yakışıklıları vardır. Retina yırtıklarında sensöryel retina pigment epitelinden ayrılarak retina dekolmanı denilen hastalık tablosunu oluşturur.

Nörosensöryel retina arka kutupda kalın, (0,4-0,5 mm) ora serrataya yakın daha incedir. Nörosensöryel retina dıştan içe 10 kattan oluşur. Şekil 14.2'de retinanın katları şematik olarak görülmektedir. Bu resimde ışık üstten gelmektedir. Şekilden de anlaşılacağı gibi ışık retina katlarını geçerek rod ve kon hücrelerine ulaşmaktadır. Bu retinanın katmanlarının saydam olduğunun bir göstergesidir.
1. Retina pigment epiteli (RPE)
Ad:  göz24.JPG
Gösterim: 40
Boyut:  48.2 KB

2. Fotoreseptörler,
3. Dış limitan zar,
4. Dış nükleer kat,
5. Dış pleksiform kat,
6. İç nükleer kat,
7. İç pleksiform kat,
8. Gangliyon hücreleri katı,
9. Sinir lifleri katı,
10. İç limitan zar.
Retina Pigment epiteli: Optik diskten ora serrataya kadar uzanan tek katlı, pigmentli, altıgen hücrelerden oluşan bir tabakadır. Retina pigment epitelinin pek çok fonksiyonu vardır.
  • Vitamin A metabolizmasında rol oynar
  • Kan retina bariyerinin oluşmasına katkıda bulunur
  • Fotoreseptörlerin artıklarını ortamdan uzaklaştırırlar
  • Işığı absorbe ederler
Fotoreseptör hücreler: (koni ve basil hücreleri) İleri derece özelleşmiş fotoreseptör hücrelerdir. Üzerlerine düşen ışık enerjisini elektrik enerjisine çevirirler. Koni hücreleri merkezi retinada bulunurlar. Işıklı ortamda keskin ve renkli görmeyi sağlarlar. Fovea bölgesinde sadece koni hücreleri bulunur. Perifere gittikçe koni hücrelerinin yoğunluğu azalır. Basil hücreleri periferik görmeden ve alacakaranlık ortamdaki görmeden sorumludurlar. Periferik retinada bulunurlar.
Ad:  göz25.JPG
Gösterim: 44
Boyut:  33.6 KB
Bipolar Hücreler:
Fotoreseptör hücreler bipolar hücrelerle sinaps yaparlar. Bipolar hücreler görme yollarının birinci nöronudurlar.
Gangliyon hücreleri:
Görme yollarının ikinci nöronudurlar. Gangliyon hücrelerinden çıkan sinir lifleri retina iç yüzeyine çıkarlar ve retina yüzeyine paralel seyrederek sinir lifleri tabakasını oluştururlar. Şekil 14.3'de ganglion hücrelerinin uzantılarının izlediği yol görülmektedir. Optik disk ganglion hücrelerinin uzantılarından oluşur. Gözü optik sinir olarak terkeden sinir lifleri kiyazmaya ulaşırlar. Kiyazmada temporal retinadan gelen lifler çaprazlaşmadan geçerken nazal retinadan gelen lifler çaprazlaşarak optik traktusu oluştururlar. Lifler beyinde korpus genikülatum lateraleye geldiklerinde bir sinaps daha yaparlar. Korpus genikülatum lateralede görme yollarının üçüncü nöronu bulunur.

Retinanın beslenmesi iki kaynaktan olur. Retinanın dış kısmı koryokapillaristen, iç kısmı Santral retinal arterin dallarından beslenir. Bu iki sistem birbirinin yerini alamadığı için retinanın normal fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için bu iki sistemin de çalışıyor olması gerekir.
Santral retinal arteri oftalmik arterin dalı olup göz küresinin 12 mm gerisinde optik sinir içerisine girer. Santral retinal arter papillada üst ve alt olmak üzere iki dala ayrılır. Bu iki dalda temporal ve nazal dallara ve onlar da daha ufak dallara ayrılarak retinanın iç katmanlarını beslerler. Kapillerler, sinir lifleri ve iç nükleer tabakada iki damar ağı oluştururlar. Damarların endotel hücreleri birbirlerine siki bağlantılarla bağlıdırlar. Retina pigment epitelinin siki bağlantıları ile kan-retina bariyerini oluştururlar.
  • Rod ve koniler tercihen dalga boyu 400 ve 700 nm. arasında olan fotonları absorbe ederler.
  • 700 nm. den uzun ve 400 nm. den kısa dalga boyları absorbe edilmeden retinayı geçerler.
  • Koni fonksiyonunun kaybı yasal körlüğe neden olur.
ÖZET
Retina, gözküresi tabakalarının en içte yer alan ve ışığa duyarlı reseptörleri içeren bölümüdür. Retinanın fonksiyonu ışık enerjisi şeklinde kendine sunulan bilgiyi, algılayarak beyine göndermektir. Retinanın ana fonksiyonel, komponentleri fotoreseptörlerdir. Fotoreseptörler karanlıkta görmeden sorumlu rod ve aydınlıkta görmekten sorumlu koni isimli hücrelerden oluşmuşlardır. Periferde retinanın optik parçasının bitiminde ora serrata denilen birleşim hattı bulunur. Ora serrata pars plana ile devam eder. Ora serrata arka ve ön vasküler sistemlerin ayrılma noktasıdır. Makula, merkezi retinanın ortasında yaklaşık 5 mm çapındaki bölgedir. Makula bölgesinde fovea foveola ve umbo yer alır. Fovea: Makulanın ortasında yaklaşık 1.5 mm'lik çaplı bir alandır. Bu bölgede retina gangliyon hücreleri 6-8 katlıdır. Retinanın en kalın yeridir. Foveola, fovea merkezindeki tabana verilen isimdir, çapı 350 mikron kadardır. Retinanın en ince bölümüdür. Umbo: Foveanın merkezindeki yaklaşık 50 mikrometre çapındaki çukurluğa verilen addır. Optik sinir, Retina gangliyon hücrelerinden çıkan sinir liflerinin bu bölgede toplanması ile oluşmuştur. Optik diskde foto reseptör hücre bulunmaz bu nedenle kör nokta olarak da anılır. Retina histolojik olarak dıştan içe 10 kattan oluşur. Retinanın dış kısmı koryokapillaristen, iç kısmı santral retinal arterin dallarından beslenir. Endotel hücreleri terminal barlarla bağlıdırlar ve RPE'nin sıkı bağlantıları ile KAN-RETİNA BARİYERİ'ni oluştururlar.

kaynak: Gözün Anatomisi ve Fizyolojisi

Son düzenleyen Safi; 17 Temmuz 2016 19:43
acebook yorumları
paneli aç