Arama

Sağlık Sektöründe Yeni Teknolojiler, Gelişmeler ve Son Haberler - Sayfa 8

Güncelleme: 28 Kasım 2016 Gösterim: 239.384 Cevap: 327
_PaPiLLoN_ - avatarı
_PaPiLLoN_
Ziyaretçi
1 Ağustos 2007       Mesaj #71
_PaPiLLoN_ - avatarı
Ziyaretçi
İki diyabet ilacı tehlikeli

Sponsorlu Bağlantılar
ABD’li bilim adamları, Türkiye’de de kullanılan şeker hastalığı (diyabet tip 2) ilaçlarından "Avandia" ile "Actos"un kalp yetersizliği ve kalp krizine neden olduğunu ileri sürdü. ABD, ilaçlara kısıtlama getirmeden önce bağımsız araştırmacılardan ikinci bir test istedi. Üretici İngiliz Glaxo Smith Kline şirketi ise "Kalp krizine neden olduğu yönünde kesin kanıt yok, prospektüsünde zaten kalp uyarısı var" açıklamasını yaptı.

Amerika ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde kullanılan ve piyasada "Avandia" ya da "Avendamet" adıyla satılan şeker hastalığı ilacı üzerine ABD’de yapılan araştırma, kaygı verici sonuçlar ortaya ıkardı. Araştırmanın sonuçları, New England Journal of Medicine adlı derginin mayıs sayısında yayınladı.

GENÇLER İÇİN DE RİSK

78 bin şeker hastası üzerinde yapılan araştırma, 1999’dan bu yana piyasada bulunan İngiliz Glaxo Smith Kline şirketinin ürettiği "Avandia" adlı ilaç ile Japon Takeda Farmakoloji şirketinin ürettiği "Actos" adlı ilacın kalp yetersizliğini 2 kat, kalp krizi riskini ise, yüzde 43 oranında artırdığını ortaya koydu.

Geçen yıl sadece ABD’de 2 milyar dolarlık "Avandia" satan Glaxo Smith Kline, ilacın prospektüsünde uyarı bulunduğunu açıkladı. Ancak North Carolina Wake Forest Üniversitesi’nden Prof. Sonal Singh, "Geçmişte kalp riski bulunmayan, hatta genç yaştaki hastalarda bile kalp krizi riskini artırdı" diyerek firmayı yalanladı.

KUTUYA YAZILMALIYDI

Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi FDA, Glaxo Smith Kline’ın geçtiğimiz aylarda, bazı ürünlerinin prospektüsündeki kalp riski uyarısını güncellemek istediğini, ancak bu denli önemli bir uyarının kapakta ve siyah kutu içine yazılması gerektiği için talebin reddedildiğini duyurdu. FDA, "Avandia" adlı ilaca yönelik kısıtlama kararı almadan önce ilaçla ilgili bağımsız bilimadamları gruplarından da araştırma talebinde bulundu. Kurum ayrıca, Takeda şirketinin Actos, ve Merck & Co şirketinin de "Januvia" adlı ilaçlarının da incelenmesini istedi.

Türkiye’de de kullanılıyor

Avandia, Glaxo Smith Kline (GSK) ilaç şirketinin bir ürünü ve Türkiye’de aynı isimle satışı devam ediyor. Actos ise Lilly’nin bir ürünü, ancak Türkiye’de bu isimle mevcut değil. Bilim İlaç tarafından üretilen jeneriği "Glifix" var. Jenerik ilaçlar ve asıllarında etken maddeleri aynı olduğundan, bu ilaçların her ikisinin de Türkiye’de eczanelerde satıldığını söylemek mümkün. Şimdiye kadar herhangi bir toplatma kararı alınmadı.
BsM - avatarı
BsM
Ziyaretçi
14 Ağustos 2007       Mesaj #72
BsM - avatarı
Ziyaretçi
Batılı ülkelerdeki mide kanseri vakalarının gelecek 10 yılda azalmasının beklendiği bildirildi.

Sponsorlu Bağlantılar
1040113SmallPicture

Hollanda'nın Rotterdam kentindeki Erasmus Üniversitesi Tıp Merkezi'nden Ernst Kuipers'in öncülük ettiği ve Gut dergisinde yayımlanan araştırmada, dünyada en çok rastlanan kanser türlerinden biri olan ve genellikle 5 yıl içinde ölüme neden olan mide kanserinin, Batı ülkelerinde yaşam koşullarının iyileşmesi nedeniyle 10 yıl içinde azalmasının beklendiği belirtildi.

Kuipers, geçmiş 15 yıllık dönemi kapsayan dönemde mide kanserinin habercisi olan belirtileri gösteren insanların sayısında yüzde 25 azalma olduğunu belirterek, erkek ve kadınlarda vaka sayısının yüzde 25 azalmasının, kendilerine gelecek 10 yılda da mide kanseri vakalarının düşmeye devam edeceği tespitini yaptırdığını söyledi.

Hollanda'da her yıl mide kanserine yakalananların sayısının yaklaşık 2000 olduğu, dünyada ise bu sayının 760 bin civarında olduğu bildiriliyor.

‘Güneş cildi nasıl yakar’, ‘neden güneşten yanmış cilt kırmızı olur’, ‘cilt neden bronzlaşır’, ‘güneş koruyucuları nasıl işler’, ‘neden plajda daha çok yanarız’ gibi merak ettiğiniz soruların cevapları...

Sağlık Sektöründe Yeni Teknolojiler, Gelişmeler ve Son Haberler

livescience.com adlı internet sitesi güneş ve bronzlaşmak ile ilgili merak edilen 10 soruyu şöyle cevapladı...

10) Güneş cildi nasıl yakar?
Siz şezlongda uzanırken ultraviyole ışınları cildinize nüfuz eder ve yeni hücreler üreten canlı hücrelerinizi öldürür. Ultraviyole A (UVA) cildin daha derinlerine inse de hem UVA hem de UVB cildi yakar.

9) Neden güneşten yanmış cilt kırmızı olur?
Zararı tamir etmek ve ölü hücreleri yok etmek için kan damarları genişler ve yanık yerlere kan akışı artar. Fazla kan cildi kırmızı ve sıcak yapar.

8) Güneşten yanmış cilt neden yanar ve kaşınır?
Tahribata uğramış hücreler beyne yaralandığını anlatan mesajlar gönderir ve acı reseptörlerini harekete geçirir. Bu da cildi temasa karşı hassas yapar.

7) Cilt neden bronzlaşır?
Cildinizin iç katmanını yakan UV ışınlarına tepki olarak vücut cildi koyulaştıran melanin pigmenti üretir. Pigment radyasyonu emerek hücreleri zarardan korur. Çoğu insan güneşe maruz kaldıktan hemen sonra bronzlaşmaz çünkü melanin üretimi uzun sürebilir.

6) Neden kızıl saçlılar bronzlaşmaz?
Melanin vücudun UV radyasyonunu süzmesine yardımcı olur. Fakat melanin zararlı da olabilir. Sarı ve kızıl saçı ve açık teni yapan feomelanin, güneş yanığı ve cilt kanseri gibi güneş zararları riskini arttırır.

5) Güneş koruyucuları nasıl işler?
En etkili güneş koruyucuları hem UVA hem de UVB’ye karşı korur. Bu koruyucular ya UV ışınlarını kimyasal olarak emer ya yansıtır ya da savar.

4) 30 faktör 15 faktörden iki kat fazla mı korur?
Pek değil. Güneşten koruma faktörleri yanmadan önce ne kadar vaktinizin olduğunu söyler. 2 faktörlü koruyucular, hiç koruma kullanmamaya kıyasla güneşte iki kat daha uzun kalmanızı sağlar. 30 faktör size doğal korumanızdan 30 kat daha fazla zaman sunar ve güneş ışınlarının yüzde 97’sini savar. 15 faktör ise güneş ışınlarının yüzde 93’ünü savar.

3) Neden plajda daha çok yanarız?
Güneş ışınları kumda ve suda daha çok yansır. Aynı zamanda UV yazın ve gün ortasında daha güçlüdür.

2) Ufak bir kırmızılık zarar vermez, değil mi?
Yanlış. UV’ye maruz kalmak hücrelerinizi mutasyona uğratıp kansere neden olabilir. Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde çok fazla güneşe maruz kalmak yetişkinliğinizde kansere yakalanma riskinizi yükseltir, çünkü bir kanser tipi olan melanomanın gelişmek için çok zamanı vardır. Diğer kötü etkiler: Kırışıklık, kahverengi noktalar ve katarakt...

1) Güneş yanığını tedavi etmenin en iyi yolu nedir?
Derhal Aspirin almak güneş yanığının gelişimini azaltabilir. Bol bol su için. Ilık suyla duş alın, aloe veralı ya da normal nemlendirici sürün, hidrokortizonlu krem sürün. Eğer yanığa başağrısı, üşüme ya da ateş eşlik ederse doktora gidin.
Son düzenleyen BsM; 14 Ağustos 2007 13:26 Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
Dark-Line - avatarı
Dark-Line
Ziyaretçi
21 Ağustos 2007       Mesaj #73
Dark-Line - avatarı
Ziyaretçi
MEDIST 2007 !

TÜMDEF 3. Dönem Yönetim Kurulu Üyeleri, 31 Temmuz 2007 tarihinde “Sektörel Basın ile Tanışma Toplantısı” gerçekleştirdi. Ankara Ambassadore Boutique Hotel’de gerçekleştirilen toplantıda, medikal sektörün sorunları ve sektördeki son gelişmelerin yanı sıra MEDIST 2007 Fuarı da değerlendirildi. TÜMDEF’in Türkiye’den önce AB’ye girdiğini söyleyen TÜMDEF Başkanı Mehmet Ali Özkan, Avrupa Tıbbi Teknoloji Sanayi Birliği (EUCOMED)’e üye olunduğunu ve Ekim ayında yapılacak olan MEDIST 2007’ye EUCOMED’in de katılacağını söyledi.
TÜMDEF 3. Dönem Yönetim Kurulu Üyeleri, 31 Temmuz 2007 tarihinde “Sektörel Basın ile Tanışma Toplantısı” gerçekleştirdi. Ankara Ambassadore Boutique Hotel’de gerçekleştirilen toplantıda, medikal sektörün sorunları ve sektördeki son gelişmelerin yanı sıra MEDIST 2007 Fuarı da değerlendirildi. TÜMDEF’in Türkiye’den önce AB’ye girdiğini söyleyen TÜMDEF Başkanı Mehmet Ali Özkan, Avrupa Tıbbi Teknoloji Sanayi Birliği (EUCOMED)’e üye olunduğunu ve Ekim ayında yapılacak olan MEDIST 2007’ye EUCOMED’in de katılacağını söyledi.
Sağlık sektörü kabuk değiştiriyor
Sağlık sektörünün bir kabuk değiştirdiğini söyleyen TÜMDEF (Tüm Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçi dernekleri Federasyonu) Başkanı Mehmet Ali Özkan, sektörün hizmet, satın alımlar, sosyal güvenlik, ödemeler ve planlar çerçevesinde her yönüyle kabuk değiştirdiğini belirtti. Bu değişmeler sonucunda alışılagelmiş, bilinen sistemler dışında yenilikler olacağını söyleyen Özkan, şöyle devam etti: “Hepimiz bu yeniliklere uyma konusunda şirketlerimizi ve çalışmalarımızı revize etmemiz gerekecek. Bunun en büyük örneği son olarak SGK tarafından yayınlanan Sağlık Bütçe Uygulama Talimatı. Bu Bütçe Uygulama Talimatı’na TÜMDEF olarak kesinlikle karşı değiliz. Bu talimatın ve buna benzer yürütülebilir, sürdürülebilir bir güvenlik ve ödeme sisteminin mutlaka yaratılması gerekiyordu. Sadece bu uygulama tebliğinin sektörü ilgilendiren birkaç maddesiyle ilgili sıkıntılarımız var” dedi.
Teknik servisi olamayan hiçbir eczane şeker aleti satamaz
Sıkıntılardan biri ve en önemlisinin, ‘Şeker Çubukları’ olduğunu belirten Özkan, “Şeker çubuklarının sadece eczanelerde satılıyor olması, medikal sektörde bu cihazları ithal eden, miadlı ürünleri stoklarında bulunan firmaları çok zor duruma sokmuştur. Aynı zamanda millileşmiş, ithalatı yapılmış olan bu ürünlerin satılamayışından dolayı firmalar ve ülke para kaybetmiştir; miadları dolunca bu ürünler atılmak zorunda. Dilerdik ki, SGK bu maddeyi koymadan bizimle bu konuyu görüşsün, sektörümüzü toparlayalım, bir geçiş süresi verilsin, bu geçiş süresi içerisinde insanlar mağdur olmasın. Bir eczane Medula sistemine kayıt olabiliyor ve alt yapısı buna müsaitse, medikal firmaların da alt yapısı buna müsaittir. Şunu anlayamıyoruz; ana cihazı ithal edeceksiniz ve satacaksınız, ana cihaza teknik servis vereceksiniz ama ana cihazın kullandığı birinci kalemi, sarf malzemesini firma olarak satamayacaksınız. Bu tarif edilemeyen bir yanlışlık. Bu ürünü kullanan hasta, cihazının kalibrasyon ve teknik servis konusunda hizmet alabilmek için medikalcı firma, ithalatçı ve dağıtıcı firmaya muhtaç. Eczanenin, bunun satışını yapması söz konusu değil. Mevzuatta da yok. Teknik servisi olmayan hiçbir eczane şeker aleti satamaz. Dolayısıyla hastalar, teknik servis ve kalibrasyon konusunda medikalcı, ithalatçı ve dağıtıcı firmalarla şeker cihazlarının temini konusunda birebir muhatap durumundalar. Bunun en kısa zamanda SGK’dan bir tebliğ ile düzeltilmesini arz ediyor ve bekliyoruz” dedi.
Fabrika çıkış fiyatı üzerinden kar uygulaması yanlış
Aynı tebliğde başka bir konunun da ‘Türkiye’de üretilmeyen, bulunamayan, Bütçe Uygulama Talimatı’nın Ek-5A Listesinde yer almayan tıbbi cihaz ve malzemelerin temini’ hususunda olduğunu söyleyen Özkan, şu değerlendirmeleri yaptı: “Tebliğde ‘bu tür malzemelerde ithalatçı, her türlü belgesini onaylatarak o malı fabrikadan ne kadar paraya aldığını beyan edecek; ben de ona yüzde 40 gibi bir kâr marjıyla vereceğim’ deniyor. Yani fabrika çıkış fiyatı üzerinden. Şimdi bu malzeme Amerika’dan. Örneğin; fabrikada 100 dolara alınan bir ürün, firmanın İstanbul’daki deposuna gelene kadar bunun şirket deposuna maliyeti en az 125 dolar yapar. Burada işletme maliyeti, firmanın kârı yok. Bunu 130 dolar olarak kabul edersek, 10 dolar kâr yüzde kaça gelir? Bundan hiç bir şey çıkmaz. Bu yanlış bir hesaplama. Kâr marj oranının hesaplanması yanlıştır ve adaletsiz bir uygulamadır. Yürümez ve yürütülemez.”
En iyi alım yöntemi, maliyetlerin kontrol edilebildiği, fiyatların en iyi şekilde indirilebildiği yöntemdir
“Ticarette gizlilik esastır. Her şirketin her kurumun bir namahremi vardır” diyen Mehmet Ali Özkan, firmaların yapmış oldukları pazarlıkların ve ortaya çıkan fiyatların deklare edilemeyeceğini söyledi. Özkan “Gizlilik esası vardır. ‘Siz faturanızı getirin, her şeyinizi getirin, ben kontrol edeyim, ona göre size ödeme yaparım’. Bunun hukukta yeri yok. Çünkü bu bilgilerin kuruma gittiği zaman saklanılabilirliği konusunda bir garanti yok. Ben nereden bileyim A firmasının bilgisinin B firmasına gitmeyeceğini? Böyle bir şey olmaz. Bunun yerine ne yapılmalı? İhaleye çıkarsınız, şartnameyi yazarsınız, şartnamenize uyan ve en iyi şarta uyan firmadan alımınızı yaparsınız. Zaten en iyi alım yöntemi, maliyetlerin kontrol edilebildiği ve fiyatların en iyi şekilde indirilebildiği yöntemdir. Burada mağduriyeti hastalar çeker. Hasta mağduriyeti açısından bu iki uygulamanın gerek şeker çubukları gerekse Türkiye’de üretilemeyen ve bulunamayan tıbbi cihaz ve malzemeye verilen yüzde 40 fabrika çıkış fiyatları oranının yürümeyeceğini ve yürütülemeyeceğini, bunun hastaları mağdur edeceğini, kamunun bu işten zarar göreceğini, ilgili insanları sıkıntıya sokacağını söylüyorum ve ‘yanlışın neresinden dönersek kardır’ noktasından hareketle bir an önce düzeltilmesini rica ediyorum” dedi.
Sağlık alanındaki örgütlenme son yıllarda hız kazandı
“Türkiye AB’ye yönelmiş bir ülke. Hepimiz gerektiğinde imdat olarak AB mevzuatına sarılıyoruz” diyen Özkan, AB’ye daha fazla demokrasi, sivil toplu bilinci ve refah açısından girildiğini ve AB’de sivil toplumların değerinin ve öneminin çok büyük olduğunu söyledi. Sivil toplum bilincinin Türkiye’de yerleşmesi için büyük çaba sarf edilmesi gerektiğini belirten Özkan şunları söyledi: “Bu noktada son beş altı yılda 15. yılını kutlayan derneklerimiz var. Bunlardan biri de MASSİAD’dır. Türkiye’nin dernekleşme noktasındaki yaygınlığı son 5-6 yılda olmuş ve örgütlenme federasyon açısından bu süreç içerisinde hız kazanmıştır. Biz, medikal sektörün sağlık sektöründeki üreticiler ve dağıtıcılar noktasındaki yeri olan TÜMDEF ve çatısı altındaki dernekler olarak bu sektörün sesi, sivil toplum adına lokomotifi ve lideri olma noktasında tüzüğümüzde yazıldığı şekliyle hareket ediyoruz.”
Bu sistem dolaylı olarak hastaya zarar verir
“Sektör çok büyük bir değişim içerisinde. Firmalar zor durumda. Firmalar belki eskisinden daha iyi yönetiliyor ama sistem değişiyor” diyen Özkan, ‘sistem neden değişiyor?’ sorusuna ise şu cevabı verdi: “Sağlık harcamaları kısıtlanacak deniyor. Buna göre uygulamalar yapılıyor. Firmaların sattığı ürünün parasını 6 ila 12 ay zarfında alması ve bu vade oranlarının ve geç ödemelerin, kâr oranlarıyla mukayese edildiğinde, ticarette ve matematikte yerinin olmadığını görüyoruz. Firmalar zor durumda. Yüzde 5’le, 10’la mal satıyorsunuz; 6 ay bekliyorsunuz. Bunun bana bir kârlılığını gösterebilir misiniz? Mümkün değil. Biz hep sermayemizden yiyoruz. Bankalara çalışıyor, onlara faiz ödüyoruz. Sonuçta yeni teknolojileri getiremiyoruz, yeni ürünleri takip edemiyoruz. Kongrelere gidemiyoruz. Hastaları da eski teknolojiyle tedavi eder ve teşhis yapılır duruma getiriyoruz.”
TÜMDEF, Türkiye’den önce AB’ye üye oldu
TÜMDEF’in AB’ye Türkiye’den daha önce üye olduğunu söyleyen Özkan, Avrupa Tıbbi Cihaz Teknolojileri Federasyonu ile görüşme içinde olduklarını açıkladı. “Merkezi Brüksel’de bulunan dünyadaki çeşitli ülkelerin sağlık politikalarında öncü kuruluş olan Avrupa Tıbbi Teknoloji Sanayi Birliği EUCOMED’e TÜMDEF olarak üye oluyoruz” diyen Özkan, “EUCOMED’e giriş taahhütlerimiz var; bu olmazsa olmaz. Tüm bu girişimler için kaynaklar ve regüle bir gelir imkanının olması lazım” dedi. TÜMDEF ve diğer derneklerin içinde bulunduğu bir takım aktiviteler olduğunu söyleyen Özkan, bunlardan birinin MEDIST 2007 Fuarı olduğunu kaydetti. Özkan şöyle devam etti: “MEDIST 2007 Fuarı derneklerin değil sektörümüzün fuarıdır. Bu fuar gündeme geldiğinde bir fotoğraf çektik. Medikal Fuar nedir? Dünyada ve Türkiye’de nasıl yapılmaktadır? Fotoğrafı size arz edeyim. Geleneksel fuarlarda ne yapılıyor? Sadece insanlara bir metrekare satışı, stant fiyatlarında yapılan pazarlıklar vs. insanlar 4 gün geliyor ve ayrılıp gidiyor. Fuarda hiçbir etkinlik yok. Workshop’lar yok, seminerler sempozyumlar yok, bilimsel hiçbir şey yok. İnsanlar fuarlara giriyor ve ardından İstanbul sokaklarına dağılıyorlar. Fuar fiyatlarını inceledik; Avrupa’daki en büyük fuar olan Medica fiyatlarının üzerinde metrekare fiyatları gözlemledik. Değerli medikalci meslektaşlarımız zor kazandıkları paraları fuarlarda bir çırpıda bitiriyorlar. Bu olmamalı. Biz bunun alıcısı mıyız? O zaman biz fuarda bir rekabeti getirelim. Bir kaliteyi getirelim ve bir standart geliştirelim. Tüm fuar şirketleriyle görüştük ve en sonunda CNR ile MEDIST 2007 konusunda, MEDIST 2007 markasına federasyon adına yüzde 50 sektörü ortak ederek bir fuar oluşturduk. Oradaki sihirli kelime şudur. Bu fuar sektörün fuarı. Sektör bu fuarın nasıl olmasını istiyorsa kriterleri kendisi belirleyecek, fuar organizasyonu sektörün beklentilerine göre bu fuarı yapacak. Anlaşmamızdaki özet de budur. Fuar bu yıl Ekim ayında gerçekleşecek. Şu anda hummalı bir çalışma var. MEDIST 2007 Fuarını sektör, medyasıyla, firmalarıyla, her unsuruyla desteklemek mecburiyetindedir.
Avrupa Tıbbi Teknoloji Sanayi Birliği EUCOMED de MEDIST 2007’de olacak
Fuara EUCOMED katılımı da olacak. Türkiye’deki diğer sivil toplum dernekleri, özel hastaneler dernekleri, Türkiye Sağlık İşletmeleri Derneği TÜSİDER ile birlikte bu fuar kapsamlı bir fuar olacak. Tüm görüşmeler yapıldı ve bu derneklerin hepsine aktiviteler verilecek. Sempozyumlar için bir takım programlar yapacaklar. Bu fuar sektörümüzün geleceği ve sektörümüzün geleceği için karar alan STK’lar için olmak zorunda. Firmaların beklentilerine yönelik bir fuar gerçekleştirilmesi yönünde bir fuar anlaşması yapılmıştır. Sadece şunu istiyoruz; Nasıl bir fuar istiyorsunuz? Söyleyin onu yapalım. Bu sektörün fuarıdır ve üyelerimiz bu fuara ziyaretçi olarak gelmemeli, kendi fuarları olarak gelmelidir. Bu çok önemli.”
“Medikal” ve “Tıbbi Cihaz Tedarikçisi” tanımları mercek altında
Sektörde “Medikal” kavramıyla ilgili kafa karışıklığı olduğunu ve yanlış kullanıldığını söyleyen Özkan, bu konuda bazı girişimlerde bulunacaklarını belirtti. Özkan şunları söyledi: “Hastane vs tedavi yapan bir kurum da, üretim, ithalat yapan firmalar da medikal olarak yorumluyor. Tüzüğümüzde değişiklik yaparak ve federasyonumuzun ünvanını değiştirerek bir değişikliğe gidiyoruz. Çünkü AB’nin direktifi, artık her şeye tıbbi cihaz diyor. Elektrikle çalışan ekipmanlara cihaz derdik ama bugün bir eldiven de enjektör de pamuk da tıbbi cihazdır. Direktif böyle diyor. Biz de tüzüğümüzü “Medikal Dernekler Federasyonu” yerine “Tüm Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçi Dernekleri Federasyonu” olarak değiştirdik. Bugün hastanenin karşısında camında x medikal yazan, ticaret odasına kayıtlı olmadığına inandığım, rafında hiçbir ürün olmayan, sadece hastanenin kapısından çıkan zavallı vatandaşın elinden reçeteyi kaparak malzeme ve ilaç simsarlığı yapan firma görünümlü! yer de, Türkiye’de 500 işçi çalıştırıp 106 ülkeye ihracat yapan medikal sektörün saygın sanayi kuruluşu da medikalci olarak tanımlanıyor. Bir taraftan yapılan yanlış, sıkıntıları çekerek doğruları yapan firmaları zan altında bırakıyor. Biz bunu kaldırdık. Biz üretim, ithalat ve bayi olarak tedarikçiyiz. Bu tanımlamayı bu şekilde koyduk.”
Meslek olma noktasında 2008’in ilk çeyreğinde iyi haberler vereceğiz
2006 yılında Tıbbi Cihaz Üretim ve Tedarikçiler Kanun Taslağı’nı meclise sunduklarını söyleyen Özkan, halen sistemin yürüdüğünü ve bu konuda çok güzel gelişmeler olduğunu kaydetti. Özkan, “Tahmin ediyorum meslek olma noktasında 2008’in ilk çeyreğinde iyi haberlerimizi vereceğiz. 2008 yılında sektörümüz, kime Tıbbi Cihaz tedarikçileri denir? Bu işi kimler yapar? Noktasında iyi bir ivme kazanacak. Bu konu detaylarıyla MEDIST 2007 fuarında ve kongremizde işlenecek. Konuya ilişkin gelişmeleri de orada duyacaksınız” dedi.

Volkan DURMAZ - 20.08.2007
Sağlık Haber Dergisi
BsM - avatarı
BsM
Ziyaretçi
22 Ağustos 2007       Mesaj #74
BsM - avatarı
Ziyaretçi
Yaklaşık yüzde 90'ı sudan oluştuğu için düşük enerji içeren salatalık başta olmak üzere yeşil sebzeler ve karpuz, birlikte yendiği yüksek enerji taşıyan gıdaların enerjilerini azaltıyor.

salatalik

Gıda Mühendisleri Odası Konya Şubesi yöneticilerinden gıda mühendisi Tahsin Süer, yaptığı açıklamada, vücutta yağ birikmesi nedeniyle oluşan şişmanlığın en büyük nedeninin, yüksek kalorili besinlerin tüketilmesi ve bu enerjinin yakılamaması olduğunu belirtti.

Süer, her gıda maddesinin, vitamin, karbonhidrat, protein, şeker, yağ gibi farklı maddeler ihtiva ettiğini, diyet yapanların ya da kilo almadan sağlıklı beslenmek isteyenlerin hangi gıda maddesinde ne kadar kalori olduğunu kabaca da olsa bilmesinde yarar olduğunu ifade etti.

Kalorisi düşük, diyete uygun gıdaların özellikle sebzeler olduğuna dikkati çeken Süer, örneğin salatalığın yüzde 90'ından fazlasının sudan oluştuğunu, yüzde 1 oranında bile yağ içermediğini, bu nedenle salatalık yenmesinin su içmekten farksız olduğunu vurguladı.

Diyet yapanlara öneriliyor

Süer, salatalıkta, bünyelerinin yüzde 90'dan fazlası aynı şekilde sudan oluşan diğer yeşil sebzelerde olduğu gibi vücudun ihtiyaç duyduğu çeşitli mineraller ve B vitamininin yer aldığına dikkati çekti.

Bir yaz meyvesi olan, serinletici özelliği ve lezzetiyle yoğun şekilde tüketilen karpuzun da büyük bölümünün sudan oluşan gıdalardan biri olduğunu belirten Süer, "Yaklaşık yüzde 90'ı sudan oluştuğu için düşük enerji içeren salatalık başta olmak üzere yeşil sebzeler ve karpuz, birlikte yendiği yüksek enerji taşıyan gıdaların enerjilerini azaltıyor. Bu meyve ve sebzeler, yoğun şekilde yağ, protein ya da karbonhidrat ihtiva eden gıdalarla birlikte yenildiğinde onları absorbe ederek, vücutta yağ şeklinde birikmelerini azaltır. Bu nedenle diyet yapanlara, bol miktarda salatalık ve karpuz tüketmelerini öneriyoruz" dedi.
_PaPiLLoN_ - avatarı
_PaPiLLoN_
Ziyaretçi
24 Ağustos 2007       Mesaj #75
_PaPiLLoN_ - avatarı
Ziyaretçi
"Sigara bulaşıcıdır"


Mersin (AA)- Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Resul Buğdaycı, ''Sigara içme davranışının bulaşıcı olduğunu ve çocuklara daha çok anne ve babalar ile sevilen ve örnek alınan kişilerden bulaştığını'' bildirdi.

Buğdaycı, dünyada önlenebilir ölüm nedenleri arasında çoğunlukla birinci sırada gelen sigaranın, Türkiye'de de aynı konumda yer aldığını belirtti. Ebeveynlerde ''Yaptığımı yapma, söylediğimi yap'' anlayışının hakim olduğuna işaret eden Buğdaycı, iletişimin yüzde 60'ının sözsüz beden hareketleriyle, yüzde 30'unun ses tonu ve vurgulamalarla, yüzde 10'unun da sözle gerçekleştirildiğinin unutulmaması gerektiğini bildirdi.

Çocuklara sigara aldırmanın kötü bir mesaj olduğunun altını çizen Buğdaycı, sigara kullanımıyla mücadelede eğitimin önemine değinerek, ''Şu anda dünyada önerilen ideal sigaraya karşı eğitim yaşı 13-14'tür. Yani ilköğretim 6. ve 7. sınıfları kapsıyor. Türkiye'de bu eğitim ilköğretim 4 ve 5. sınıflarda başlamalıdır ve diğer sınıflarda devam etmelidir'' dedi.

Buğdaycı, yapılan araştırmalara göre, Türkiye'de 15 yaş üzeri nüfusun yüzde 43,5 oranında sigara içtiğini, erkeklerde bu oranın yüzde 62,5 ve kadınlarda yüzde 24,3'e ulaştığını, hekimlerde yüzde 55 seviyesinde bulunduğunu belirtti
_PaPiLLoN_ - avatarı
_PaPiLLoN_
Ziyaretçi
25 Ağustos 2007       Mesaj #76
_PaPiLLoN_ - avatarı
Ziyaretçi
sigaranın bir yararı var

Sigaranın size bir yararı olabileceğini hiç düşündünüz mü?
Bugüne kadar hep sigaranın zararları araştırıldı. Kansere yol açtığı, öldürdüğü, süründürdüğü daha bir çok şey. Ama bu kez yapılan araştırma sonucu sizi çok şaşırtacak. Bu araştırmada sigaranın insana olan bir yararı ortaya çıktı.

İşte sigaranın içicilerine olan yararı;

ABD’nin prestijli üniversitelerinden UCLA, 11 bini aşkın kişi üzerinde yapılan çok tartışmalı bir araştırmanın sonuçlarını yayınladı.

Araştırma sonucunda sigara, puro ya da nargile içen kişilerin Parkinson hastalığına yakalanma risklerinin % 54 azaldığı ortaya çıktı. Uzmanlar bu şaşırıcı durumu sigaranın içinde bulunan korbondioksitin beyinde dopamin hormonunun salgısını koruması gerçeğine bağladı.
_PaPiLLoN_ - avatarı
_PaPiLLoN_
Ziyaretçi
28 Ağustos 2007       Mesaj #77
_PaPiLLoN_ - avatarı
Ziyaretçi
‘Hastalıklar ilk kez bu hızda yayılıyor’

CENEVRE - Dünya Sağlık Örgütü yıllık raporunda, dünyada korku veren hızda yeni hastalıklar ortaya çıktığını yazdı. “Daha Güvenli Bir Gelecek” adlı raporda 1967’den bu yana hastalığa sebep olan 39 yeni mikrop ya da virüsün bulunduğu belirtiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yalnızca geçen yıl yaklaşık 2.1 milyar kişinin uçakla yolculuk ettiğine dikkati çekerek, bulaşıcı hastalıkların bu yüzden eskisinden çok daha hızlı yayıldığını, çıkabilecek sağlık krizlerini önlemek için hükümetlerin, kendilerinin yayımladığı yeni yönergelere uyması ve çok yakın işbirliği yapmaları gerektiğini bildirdi.

WHO Genel Direktörü Dr. Margaret Chan, örgütün “Daha Güvenli Bir Gelecek” başlıklı yıllık raporuna yazdığı önsözde, “Tarihte benzeri görülmemiş bir hızla, her yıl yeni bir hastalık ortaya çıkıyor” dedi.

Chan, “Uluslararası kamu sağlığı güvenliği hem bir ortak istek, hem de karşılıklı bir sorumluluktur” diye konuştu.

Örgüte üye 193 ülkenin ideal durumda herhangi bir salgın hastalıkta ilk haber kaynağı olması gerektiği, ancak salgın haberlerinin ilk olarak medyadan alındığı belirtildi.

Örnek olarak WHO’nun yayınladığı salgın alarmlarının yaklaşık yarısının medyadan kaynaklandığı ve daha sonra ilgili hükümet tarafından izlemeye alındığı kaydedildi.

RAPORDAKİ UYARILAR


Raporda ayrıca ülkeler, aşı üretilmesine yardımcı olmak için ellerindeki virüsleri örgütle paylaşmaya ve salgın hastalıklarla mücadele için ülke içi önlemleri sıkılaştırmaya çağırıldı.

Raporda örgütün, hastalıkların dünya çapında yayılmasını önlemek için ilk sağlık yönergelerini yayınladığı 1951’de, durumun istikrarlı olduğuna dikkat çekildi ve insanların uluslararası yolculuklarını gemilerle yaptığı, bunun da hastalıkların yayılmasını yavaşlattığı, yeni hastalıkların çok seyrek görüldüğü kaydedildi.

Günümüzde uluslararası yolculukların uçakla yapılmasının bir yerde çıkan bir hastalığın başka bir yere ulaşma süresini saatlerle ölçülebilen bir zamana indirdiği belirtilen raporda, geçen 5 yılda WHO’nun dünya çapında kolera, kuş gribi ve çocuk felci gibi 1100’den fazla salgın vakası kaydettiği belirtildi.

Bir kuşak önce hiç bilinmeyen AIDS, SARS ve Ebola dahil 39 yeni hastalığın ortaya çıktığı dile getirilen raporda, “Yakın ya da uzak gelecekte AIDS, Ebola veya SARS benzeri başka bir hastalığın daha ortaya çıkmayacağını varsaymak için saf olmak gerekir” denildi.

WHO’nun yeni Uluslararası Sağlık Kuralları Yönergesi, geçen haziran ayında yürürlüğe girdi.


_PaPiLLoN_ - avatarı
_PaPiLLoN_
Ziyaretçi
30 Ağustos 2007       Mesaj #78
_PaPiLLoN_ - avatarı
Ziyaretçi
Hissedilen sıcaklığı hesaplayın

Beklenen sıcaklık ile bağıl nem arasındaki ilişki, hissedilen sıcaklığı veriyor. Bu hesabı yapıp dışarı çıkmakta fayda var.

Sağlık Bakanlığı, vatandaşları hissedilen sıcaklığı hesaplayıp dışarı çıkmaları konusunda uyarıyor. Beklenen sıcaklık ile bağıl nem arasındaki ilişki, hissedilen sıcaklığı veriyor. Buna göre, hava sıcaklığının 42 derece olarak beklendiği bir bölgede, hissedilecek sıcaklık 62 dereceye kadar çıkabiliyor.

Tablodaki rakamlara dikkat
Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği günlerde vatandaşlara sıcak uyarısında bulunan Sağlık Bakanlığı'nın hazırladığı tablo, önemli bilgiler veriyor.

Hava sıcaklığının bölgedeki nemin etkisiyle farklılık gösterebildiğini anlatan sıcaklık tablosuna göre yükselen nemle birlikte hissedilen sıcaklık oldukça fazla olabiliyor.

Hissedilen sıcaklık önemli
Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün sıcaklık tahminlerine göre bir değerlendirme yapıldığında vatandaşların tabloya göre hissedilecek sıcaklığı hesaplamadan dışarı çıkmamaları sağlıkları açısından çok faydalı görünüyor.

Ankara:
Ankara merkezde nem oranı gün içinde sürekli değişiyor fakat yüzde 30'un üzerinde olduğu göz önünde bulundurulduğunda hissedilecek sıcaklık en az 38 derece olarak görünüyor. Nem oranı yüzde 40'a ulaştığında ise hissedilecek sıcaklık 42 dereceye çıkıyor.

İstanbul:
Nem oranının yüzde 60 olduğu ele alındığında İstanbul'da hissedilecek sıcaklık 42 dereceye ulaşıyor. İstanbul'da hava sıcaklığının 38 dereceye çıkması halinde aynı yüzde 60'lık nem oranıyla hissedilen sıcaklık 56 dereceye ulaşıyor.

Muğla:
Bölgedeki nem oranının yüzde 45 ve üzerinde olduğu düşünüldüğünde hissedilen sıcaklık değeri 51-55 derece arasında oluyor.

Adana:
Bölgedeki nem oranı gün içinde sürekli değişkenlik gösteriyor ancak yüzde 60 ve üzeri olduğu ele alındığında hissedilen sıcaklık değeri 56 dereceye çıkıyor.

43 derece 77 derece hissedilebilir!
Tabloya göre hava sıcaklığının 43 derece, nemin ise yüzde 60 beklendiği bir bölgede hissedilen sıcaklık 77 dereceye kadar çıkıyor. 44 derece ve yüzde 65'lik nemde ise hissedilecek sıcaklık 89 derece oluyor.

Kahramanmaraş:
Bölgedeki nemin yüzde 45 civarında olduğu göz önünde bulundurulduğunda hissedilecek sıcaklık değeri 62 derece olarak görülüyor. Nemin yüzde 50'ye çıkması halinde sıcaklık 67 dereceye ulaşacak.
DrAm3vLH - avatarı
DrAm3vLH
Ziyaretçi
31 Ağustos 2007       Mesaj #79
DrAm3vLH - avatarı
Ziyaretçi
Kalp naklinde çığır açacak cihaz


İngiliz bilim adamları, donörden alınan kalbin 12 saat boyunca zarar görmeden atmasını sağlayacak bir cihaz geliştirdi. Cihazla, kalbin çalışması durmadan nakli yapılabilecek.
TransMedics adlı yeni cihaz, vericiden alınan kalbi 12 saat boyunca dokular zarar görmeden canlı tutuyor. Eski yöntemde kalbin 4 saat içinde nakli gerekiyordu.
Bugüne kadar kalp, ameliyattan hemen önce donörden alınıyor ve dondurulduktan sonra en fazla 4 saat muhafaza edilerek alıcıya nakledilebiliyordu.
İngiltere'de Papworth Hastanesi'ndeki bir kalp nakli operasyonunda, vericiden alınan organın hastaya nakledilmesinden önce kalbin yeni geliştirilen bir cihaz sayesinde atışlarını yapay olarak sürdürmesi sağlandı.
Mevcut yöntemde, vericiden alınan kalp durdurulup soğuk bir ortamda saklanırken, yeni yöntemde nakledilecek sağlıklı kalp, operasyon yapılıncaya kadar çarpmaya devam etti.

Cihazın adı 'TransMedics'
22 Mayıs'taki operasyonu Prof. Bruce Rosengard ile Cliff Chung ve David Jenkins adlı cerrahlar yaptı. Doktorlar, 58 yaşındaki hastaya nakledecekleri kalbi, ABD'de geliştirilen "TransMedics" adlı mobil kalp - akciğer makinesinde operasyon saatine kadar canlı ve çalışır vaziyette tuttu.
Şimdiye kadarki nakil operasyonlarında, durdurularak vericiden alınan kalbin hücreleri ölmeye başladığı için soğutulup doku kaybı yavaşlatılıyordu.

Zaman sınırı arttı
Makine sayesinde nakledilecek kalbe düzenli olarak oksijen ve besin içeren uygun sıcaklıkta taze kan pompalandı ve organ böylelikle normal sağlığını korudu. Eski yöntemde kalbin en fazla 4 saat içinde nakledilmesi gerekirken yeni yöntemde zaman kısıtlaması büyük ölçüde ortadan kalktı. Kalp yalnızca 1.5 saat süren nakil operasyonu sırasında durduruldu.

Yöntem, böbrek naklinde de kullanılacak
Tıp dünyasında çığır açan nakli gerçekleştiren ABD'li Profesör Bruce Rosengard, Milliyet'e yaptığı açıklamada, ameliyatın son derece başarılı olduğunu belirterek, hastanın mükemmel durumda olduğunu söyledi. ABD'li cerrah, "Kalbin pompaladığı kan miktarı mükemmel, kan basıncı çok normal. Kalbi genç bir insanınki gibi atıyor" dedi. Kalbin vericiden alındıktan hemen sonra küçük bir aygıta bağlandığını ve bu aygıt sayesinde kalbe kan dolaşımı ile oksijen verildiğini, böylece de organın canlı kalmasının sağlandığını söyleyen Rosengard, şöyle konuştu:

'Organ sağlıklı kalıyor'
"Geleneksel kalp nakli ameliyatlarında vericiden alınan kalp bir solüsyon içine konarak donduruluyor ve hastaya naklediliyor. Yeni yöntem hakkında kesin konuşmak için henüz erken, ancak geleneksel yöntemden daha uzun süre kalbi canlı tutmak mümkün olduğu için birçok testin yapılmasına imkân veriyor. Nakledilen kalbin fonksiyonlarını ve rahatsızlıklarını tespit etmeyi de sağlıyor. Üstelik bu süre içinde organ hem daha sağlıklı kalıyor hem de hastanın organı kabul etmesi daha çabuk oluyor."

20 ameliyat yapılacak
ABD'nin TransMedics firması tarafından geliştirilen aygıt üzerinde 11 yıldır çalışmaların sürdüğünü belirten Rosengard, bu sistemle kalbin sadece 1 saat kansız kaldığını ifade etti. Rosengard, yöntemin daha önce iki kez Almanya'da başarıyla uygulandığını ve kalbe kan dolaşımıyla verilen oksijenin organı taze tuttuğunu belirtti.
Yeni yöntem ve cihaz sayesinde, başarılı kalp nakli operasyonlarının 2'ye, 3'e hatta 4'e katlanabileceğini vurgulayan Prof. Rosengard, ayrıca çok uzak mesafelerdeki vericilerden kalp temin edilebileceğini belirtti. Bu yöntemin ileride karaciğer, pankreas, bağırsak ve böbrek nakillerinde de kullanılabileceğini dile getiren Rosengard, önümüzdeki günlerde bu yöntemle İngiltere ve Almanya'da 20 ameliyata hazırlandıklarını açıkladı.
Son düzenleyen Pasakli_Prenses; 24 Aralık 2008 23:20
_PaPiLLoN_ - avatarı
_PaPiLLoN_
Ziyaretçi
1 Eylül 2007       Mesaj #80
_PaPiLLoN_ - avatarı
Ziyaretçi
20 saniyede şip şak


Kalp damar rahatsızlıkları tanısında devrim niteliği taşıyan Çok Kesitli (Mustıslıce) bilgisayarlı tomografi cihazı İnönü Üniversitesi (İÜ) Turgut Özal Tıp Merkezi'nde kullanılmaya başlandı. Cihazın bölgede tek olduğu belirtildi.

İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Radyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. H. Muammer Karakaş, bu cihazın dünyadaki en üst seviyede teknolojiye sahip olduğunu belirterek, "Cihaz teknoloji olarak uzay mekiği teknolojisinden bile önde." dedi.

Tıp alanından 10 bin yıldır insanları parçalamadan vücutlarındaki organların görülmeye çalışıldığını belirten Karakaş, "Bu cihaz ile bu artık mümkün oluyor. Normal cihazlar bir kesit alırken bu cihaz ise 64 kesit alabiliyor. Kalbin bile fotoğrafını çekebiliyor." dedi.

Türkiye'ye giren 4. cihaz olduğunu ifade eden Karakaş, cihazın 0.5 saniyede 64 kesit alabildiğini ve vücudu 20 saniyede görüntüleyebildiğini kaydetti. Karakaş, yapay zeka sisteminin kullanıldığı ender cihazlardan biri olduğunu belirtti.

Karakaş, "Özelikle kalp ve damarların katetersiz anjiyografik incelemelerinde, kanser taramasında ve ileri düzey büyük ameliyatlara yönelik sanal cerrahi uygulamalarında kullanılmaktadır. Kalp damarlarının görüntülenmesinde kullanılan en gelişmiş cihazdır. 64 kesit görüntüleme üstünlüğüyle saniyeler içinde tanı olanağı sağlar. Kansız ve katetersiz anjiyografi sağlayan, devrim niteliğinde bir yöntemdir. Yalnızca koldan yapılan bir iğne ile anjiyo gerçekleştirilebilir." şeklinde konuştu.

Fiyatı 1 milyon dolar olan cihazın bir kullanım maliyetinin ise 500 YTL olduğunu ifade eden Karakaş, cihazın ABD'de cesetler üzerinde kriminal incelemede de kullanıldığının altını çizdi. Cihazı kullanmayı ise Malatya'da 2 kişi biliyor. İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde görev yapan tıp personeline bu cihaz üzerinde kullanım eğitimi de verilmiş.

Benzer Konular

4 Aralık 2016 / gokhan404 Akademik
12 Ekim 2014 / Misafir Sanat
2 Şubat 2016 / byseus Sosyal Ağlar
27 Ekim 2015 / _EKSELANS_ Sosyal Ağlar
12 Haziran 2015 / _EKSELANS_ Arşive Kaldırılan Konular