Gıdalar ve Sağlıklı Beslenme Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: GLOBAL :: > Sağlıklı Yaşam
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 31-07-2006   #11 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Beslenme, Stres ve Denge



Beslenme Yoluyla Denge
Dr. Mehmet KÖYLÜ
Bizler bedenlerimizden sadece denge hakkında dersler çıkarmakla yetinmeyip, aynı zamanda bedene özgü her bir denge şartını (uygun beslenme, uygun egzersiz ve yeterli sürede uyku gibi) sağlamaya da gayret göstermek mecburiyetindeyiz. Ancak bu şekilde optimal olarak dengelenmiş bir tarzda insan bedeni sağlıklı çalışabilir. Öncelikle beslenme tercihlerimize bakalım.
Bazı insanlar yemek için yaşarlar. Bazıları da yaşamak için yerler. Bizler zamanımızın, enerjimizin, paramızın ve dikkatimizin çoğunu, kendimizi beslemeye ayırırız. Ancak sağlık istatistiklerine bakıldığında, hastalıkların % 90'ının, beslenirken yaptığımız şuur ve bilgiden mahrum tercihlerle bağlantılı olduğu ortaya çıkmaktadır. Beslenme tercihleri, şuur ve bilgiyle desteklenmeyen gelişigüzel alışkanlıkların çoğuyla doğrudan bağlantılıdır. Denge kavramını akılda tutarak aşağıdaki rakamlar üzerinde düşünelim. Bir hektarlık verimli bir alandan 20.000 elma, 40.000 patates, 60.000 kereviz mahsul olarak alınırken, 250 tane de sığır beslenir.

Kötü beslenme ve açlıktan ölen çocuk sayısı ne kadar bir sıklıkta gerçekleşmektedir? Cevap: Dünyada her 2-3 saniyede bir çocuk, açlığa bağlı sebeplerle ölmektedir. Bir günde açlıktan ve dengesiz beslenmekten ölen çocukların sayısı 3.800'dür. Bu yıl içinde açlıktan ölüme doğru giden insan sayısı, 20.000.000'dur. Eğer Amerikalılar günlük et alımlarını, % 10 oranında azaltırlar ve bu etler, açlığa bağlı sebeplerle ölmek durumunda olan insanlara gönderilirse bununla beslenebilecek insan sayısı 100.000.000'dur.

Bir görüşe göre yemek yeme, esas olarak insanın kendi kendine bir ilâç reçetesi yazmasıdır. Biz yemek yiyerek sadece kendimizi canlı ve diri kılmayız, her yemek yiyişimizde, kanımızın biyokimyasını, zihnimizin ve bilincimizin durumunu da değiştiririz. Eğer bunda şüpheniz varsa, çok uzun bir süre yemek yemeden yaşamaya devam ediniz ve sonra da zihinsel, duygusal ve fiziksel durumunuzda neler oluşmaya başladığını görmeye çalışınız.

Biz yine biliyoruz ki, bazı gıdaları yediğimizde, kendimizi ağırlaşmış, uykulu, bitkin ve uyuşuk hissederken, bazılarını yediğimizde kendimizi daha canlı, enerjik, sakin ve dengeli hissedebiliyoruz. En azından günde üç kere beslenme tercihimiz bizi az çok dengeye geri getirmeye çalışmaktadır. Beslenme tercihlerimizin farkında olma, farklı yiyecekleri yedikten sonra neler hissettiğimizi duyma ve onun bilincinde olma, dengeli bir hayat sürmek için anahtar prensiplerden biridir. Son yıllarda sağlıklı kalma ve tedavi olma masraflarının giderek artması ve sık rastlanan pek çok hastalığın yeme alışkanlıklarıyla ve gıda endüstrisinde daha fazla üretim amacıyla yapılan şuurdan uzak üretim biçimleriyle doğrudan bağlantılı olduğunun ortaya çıkması, ister istemez pek çok insanın daha sağlıklı beslenme, gıda endüstrisinde daha az zararlı üretim, depolama ve pazarlama biçimlerine yer verilmesi konularına ilgisini artırmıştır.

Basitçe ifade edecek olursak, insan bedeni gerçekte, yürüyen ve konuşan bir biyokimya fabrikasıdır. Yediğimiz şeyler doğrudan ve hemen biyokimyasal dengemizi, kanımızın kimyasını ve bedenimizdeki sayısız biyokimyasal işlemlerin fonksiyon görme kabiliyetini etkiler. Bedenimiz hastalıklara sebep olabilecek elementleri veya artıkları vücuttan etkin şekilde uzaklaştırmak, böylece sağlığı korumak ve devam ettirmek üzere tasarlanıp yaratılmıştır. Fakat vücudun bağışıklık sistemi, vücutta biriken ve dengesizlik yapan aşırı miktardaki maddelerden kurtulmaya çalışırken, aşırı yüklenmeye maruz kalırsa, o zaman sağlığımızı devam ettirme, zindeliğimizi koruma ve hastalık yapıcı faktörlerden uzak kalma kapasitemiz, ciddi düzeyde tahrip edilir.

Bizler bedenlerimizi vergilendiren bir zaman diliminde yaşıyoruz. Beslenme alışkanlıklarımızdan dolayı yediğimiz gıdalardaki besleyici değerin yüzyıl önceki insanların aldığı gıdalardaki ortalama besleyici değerin % 10'undan daha az olduğu belirtilmektedir. Çünkü, gıdalarımızı yetiştirdiğimiz topraktaki besin mineralleri, erozyonla, modern tarım metotlarıyla ve toprağın kimyevî maddelerle kirletilmesi sonucunda ciddi şekilde azalmış bulunmaktadır. Gıdalarımız pestisidlerle o kadar doyurulmuş vaziyettedir ki, Amerika Birleşik Devletleri'nde, test edilen her annenin göğüs sütünde, marketlerde satılan sütlerde müsaade edilen düzeyden çok fazla miktarda pestisid artıklarının varlığı saptanmıştır.

Bizler manava doğru yaklaştığımızda, zihinlerimizde birbiriyle rekabet eden iki sesi dengelemek zorunda kalırız. Sesin biri, manavdaki sebze ve meyvelerin ne kadar tatlı ve iştah açıcı görünümde olduğunu söylerken, diğeri ise bunların her birinin ne oranda pestisid ve sunî gübre artıkları içerdiğinin ve bu zararlı kirleticileri yememizin hayatlarımıza ve sahip olacağımız çocuklar üzerine etkilerinin neler olacağının cidden merak edilecek şeyler olduğunu söyler.

İyi veya kötü olsun, sonunda yediğimiz gıdalar, bedenimizde çok güçlü biyokimyasal sonuçlara yol açmaktadır. Bu sonuçları doğru anlarsak ve bilinçli farkındalıkla gıdalarımızı seçersek seçtiğimiz gıda çeşidi ve miktarını düzenleyerek bu sonuçların iyi veya kötü olmasını kontrol etmeyi öğrenebiliriz.

Beslenme, Stres ve Denge
Bedeninizin stresin etkilerine karşı gerekli olan enerji depolarını uygun düzeyde devam ettirebilme kabiliyeti, büyük oranda iyi dengelenmiş ve besleyici değeri yüksek bir diyete bağlıdır. Yediğiniz gıda ve onu yeme şekliniz, fizikî ve zihnî sağlığınızı toplam bütünde nasıl hissettiğinizi belirlemede önemli rol oynar. Kötü şekilde düzenlenmiş ve sindirilmiş bir mönü, hayatınızı dengeleme yönünde diğer stratejilerden elde ettiğiniz faydaların çoğunu etkisiz hâle getirebilir. İnsanların beslenme tercihleri büyük ölçüde farklılıklar gösterir. Aşağıda kendinize ait optimal beslenme stratejinizi belirlemede yardımcı olabilecek bazı temel beslenme kriterleri verilmektedir.

*Yemeklerde rahat olunuz: Gıdalardan alabildiğiniz besleyici minerallerin miktarı, kısmen sizin yemek yeme alışkanlıklarınızla belirlenir. Eğer siz heyecanlı, gergin iseniz ve yemekleri çok hızlı yiyorsanız, o zaman yediğiniz gıdalar, uygun şekilde çiğnenmeyecek ve tükürükle karıştırılmayacaktır. Bu ise sizin yediğiniz gıdada varolan besleyici elementlerin tümünü almanıza mani olacaktır.

Buna ilâve olarak mide ve bağırsak sisteminize fazladan bir stres de yüklenecektir. Biyolojik sistemde iştah arzusu yaklaşık 20 dakikalık periyotlarla uyarılır. Yani sizin midenizi doyurmak için ortalama 20 dakikalık bir süreniz var demektir. Çok hızlı yerseniz, çok çok fazla yemek yemiş olursunuz. Bundan dolayı yemek yeme sürenizi çevrenizdekilerle sohbet ederek yavaşlatınız. Ağzınıza aldığınız besini çiğnemenin zevkini duymayı öğreniniz. Yemek yeme işleminin, yemeğin bizzat kendisi yanında hazırlığı, tat almayı, koku duymayı, yemeğin dokusunu ve çevreyi algılamayı kapsayan bir işlem olduğunu düşünerek, egzersizlere başlayınız.

*Kendinize ait günlük yemek saatlerinizi belirleyiniz: Yemek zamanlarını düzenli aralıklarla tanzim etmek, sindirim sistemi için en uygun ve doğru olanıdır. İki yemek zamanı arasında küçük kahvaltı türü şeyler yemek veya geceleyin uykuya yakın saatte yemek yemek beden için istenmeyen ve onu zorlayıcı bir alışkanlıktır. Eğer aralarda illâ bir şeyler yemeyi isterseniz, tercihiniz meyveler, taze sebzeler ve tahıldan yapılmış diyet ve lifli bisküviler olsun. Özellikle, arada yediğiniz şeylerin şekerleme türü şeyler olmasından kaçınınız.

*İştahınızı dinleyiniz ve onu duyunuz: Bedeninizin ihtiyaçlarını dinlemeyi öğreniniz. Gerçekten aç mısınız? Pek çok insan canı sıkıldığında, endişe ve kaygıları çoğaldığında veya damak zevkini tatmin etmek için yemek yerler. Gıdaya, sofraya veya mutfağa yakın olduğunuzda gerçekten ne hissetmeye başladığınıza dikkat ediniz. Çünkü beyninizde iştahınızı düzenleyen kısım ile duygularınızı kontrol eden kısım aynıdır. Bundan dolayı, şehvanî arzu ve isteklerimiz, düzensiz yeme alışkanlıklarımız, genellikle yalnızlık, mutsuzluk gibi duygusal gerginliğe bağlı dengesiz durumların varlığını yansıtır. Eğer fiziksel enerjinizi yeniden kazanmaktan ziyade, duygusal nedenlerden dolayı daha fazla yemek istediğinizi hissediyorsanız, bir doktora danışmanızda fayda vardır.

*Basit ve sade şeyler yiyiniz: Gıdaların üzerindeki etiketleri okuyunuz. İçindekilerin neler olduğunu inceleyiniz. Ve katkı maddelerinden mümkün olduğunca kaçınınız. Aşırı yağ, katkı maddeleri ve kimyevî koruyucular içeren gıdaları tükettiğinizde, mide, karaciğer, safrakesesi, bağırsak, böbrek gibi iç organlarınız kendine ait görevlerini yaparken çok daha fazla çalışmak zorunda kalacaklardır. Bundan dolayı, mümkün olduğunca taze, işlenmemiş, rafine edilmemiş ve olduğu gibi satılan gıdaları tüketmeye çalışınız.

*Kafeinden uzak durunuz: Kafein, bedeninizde strese cevabı başlatan bir uyarıcıdır. Sinir sisteminizi, kalbinizi ve solunum sisteminizi uyarıcı etki yapar. Baş ağrıları, sinirlilik, duyarlılık, kan basıncında yükselme, ve mide problemleri günde 200-500 mg kadar kafein alındığında bile ortaya çıkabilmektedir. 250 ml'lik bir bardakla alınan veya Türk fincanı ölçeğiyle 7-8 fincan kahve, 220 mg kafein içerir. Rafine edilmiş aynı miktardaki kahve ise, 175 mg kafein içerir.

Kahve içerek uyuşukluğu üzerinizden atma yerine, hafif jimnastik hareketleriyle, soğuk duşla sabahları kendinizi toparlayınız. Kahve yerine bir bardak tabiî meyve suyu içiniz. Dinlenirken de kahve alma yerine, şifalı ot çaylarını tercih ediniz. Veya bir bardak su içiniz. Hafif tempoda bir kısa mesafeli yürüyüş yapınız. Ve derin şekilde nefes alıp veriniz. Kafeinden arındırılmış kahveleri içmeyi de minimum düzeyde tutunuz. Çünkü hiçbir kafeini ayırma işlemi % 100 etkin olmadığı gibi, kafeini uzaklaştırma işlemlerinde toksik kimyasallar kullanılır.

*Şekeri azaltınız: Şeker iki şekilde stres üreten gıdadır. Şeker aldığınızda vücudunuz, artan kan şekeri seviyesini, sizin mücadele veya kaçış pozisyonunda olduğunuzu gösteren bir işaret olarak yorumlar. Sizin bütün bedeniniz uyarılır ve harekete hazır hâle getirilir. Bu şeker paniği, bütün sisteminizi dengeden uzaklaştırır. Enerji ve bitkinlik de genellikle şeker yorgunluğu olarak bilinen önemli sallanmalar üretebilir.

Mümkün olduğunca rafine şekerleri almayı azaltınız. Tamamen azaltamıyorsanız, bizzat tatlıları ve şekerlemeleri yemekten uzak durunuz. Sadece protein ve kompleks karbonhidratlar bakımından zengin yemeklerin sonunda tatlılardan biraz alabilirsiniz. Şekerin zararlı etkilerini önlemek ve enerji stoklarınızı şarj etmek, dengelemek için taze, rafine olmamış bütün sebze, meyve ve tahılları gıda olarak tüketmeyi artırınız.

*Lifli gıda tüketiminizi artırınız: Bazı insanlar, strese maruz kalırlarsa kabız olurlar. Rahatsızlığı yanında bu durum, bitkinliğe ve yorgunluğa ve toksik maddelerin bedende birikmesine sebep olabilir. Düzenli şekilde egzersiz yapınız. Bol sıvı tüketiniz. Lif oranı yüksek gıdalar alınız. Gerektiğinde lifli, kepekli ve ketenli katkı maddeleri ile yemeğinizi zenginleştiriniz.

*Bol miktarda sıvı içecek tüketiniz: Mevcut araştırmalar, her gün bol miktarda su içmenin hayatî önemini vurgulamaktadır. Dünyamıza benzer şekilde, bedenimizin üçte ikisinden fazlası sudan oluşur. Her organ, uygun şekilde fonksiyon görebilmek için yeterli miktarda sıvıya ihtiyaç duyar. Sodyumun böbreklerde tutulması, sıvı alımının yetersiz olduğu bazı insanlar için strese cevap olabilir. Bu ise, kalbimize, ciğerlerimize, böbreklerimize, kaslarımıza derimize ve beynimize fazladan yük yükler. Bu hayatî organları dengede tutmak ve yüksek düzeylerde çalışmasını sağlamak için, araştırmacılar, her gün 6-8 bardak su içmemizi tavsiye ediyorlar.

*Tuzu azaltınız: Yüksek kan basıncı veya hipertansiyon, genellikle stresle alâkalı bir hastalıktır. Bazı kişiler tansiyonlarını kontrol altında tutabilmek için düzenli ilâç almaya ihtiyaç duyabilirler. Bazıları da hayat tarzlarında değişiklik yaparak (rahatlama eğitimi ve diyet değişikliği gibi) tansiyonlarını kontrol altına almada önemli iyileşmeler gösterebilirler. Tuz tüketimini azaltma bazı insanlarda hipertansiyonu kontrol altına almaya yardım edebilir. Doktorunuz tarafından da tavsiye edilmişse, genel koruyucu önlem olarak, günlük tuz alım miktarını 5 gramın altına düşürünüz.

Hazır gıda alıyorsanız etiketini okuyarak, gerçekte ne yediğinizin farkında olunuz. Tatlandırıcı ve damak zevki olarak baharatları ve faydalı aromatik otları kullanınız. Tuzu istenilen ölçüde azalttığınızda, damak zevkini artırıcı diğer tatlandırıcılara karşı duyarlılığınızın arttığını keşfedebilirsiniz.

*Sağlıklı kilonuzu devam ettiriniz: Ömür uzunluğunu artırma ile ilgili yapılan çalışmaların çoğu, uzun süreli bir yaşam için ideal kilonun, genellikle yaşınıza göre olmanız gereken kilonuzun 5 kilo yukarısı veya aşağısında kalan aralıkta oynadığını göstermektedir. Bir çok araştırmacı, şişmanlığın sağlığa zarar verdiğine ve stres tehlikesi taşıdığına inanmasına rağmen, genellikle kilonuzun birkaç kilo üstünde olmanız, sürekli kilo kaybetme veya kazanmaktan daha sağlıklı bir durumdur. Burada da en iyi kılavuz, aşırılıklardan kaçınma, dengeli bir orta yolu geliştirme ve güçlendirmedir.

*Yeterli miktarda vitamin ve mineral alınız: Yüksek stres koşullarında vücudunuz, bazı mineralleri ve suda eriyen vitaminleri daha çok kullanır. Bu besleyici elementler, sürekli şekilde yerine konmazsa, vücudun depoları aniden bitebilir. Özellikle C, B vitamini kompleksi, kalsiyum, potasyum, çinko ve magnezyum gibi elementlerin, stresten korunma ve tedavi için daha fazla miktarda alınması tavsiye edilmektedir. Diyetinize düzenli şekilde bu mineralleri ve vitaminleri dahil ediniz. Bunlar genellikle yapraklı yeşil sebzelerde, tahıllarda, buğdayda, fındıkta, tohumlarda ve meyvelerde bol miktarda bulunurlar.

*Alerjilerinizin farkında olunuz: Besinlerden kaynaklanan alerjiler, bazı insanlar için gizli gıdaya bağlı stres oluşturur. Çoğu insanlar için çok faydalı besinler olan bazı gıdalar bazı kimseler için alerjik olabilir.

Besin alerjilerinin belirtileri, hapşırma, baş ağrısı, deri kaşıntıları, deride kabarcıklar olabilir. Bu belirtiler hafif veya şiddetli olabilir. Belirtiler, gıdayı aldıktan hemen sonra veya birkaç saat sonra görülebilir. Hafif seyreden alerjik reaksiyonlarda alerji yapan besin 3-4 gün yenmezse, hiçbir rahatsızlığa yol açmaz. Fakat kişi arka arkaya 3-4 gün bu alerjik besini yerse, klinik rahatsızlıklara yol açabilir. Eğer besin alerjilerinin sizin için bir problem olduğunu düşünüyorsanız, farklı gıdalara ve farklı gıda karışımlarına karşı reaksiyonlarınızı gözlemleyiniz. Besin alerjilerinde uzman bir hekime danışarak ilâve testler yapılmasını isteyiniz.

*Beslenmenizde yeterli düzeyde çeşitlilik bulundurunuz: Günlük hayatın giderek artan stresine karşı etkili bir yönetim uygulayabilmek için, beden ve zihninizi hazırlamada bol çeşit içeren, dengeli bir diyet önemli bir anahtardır. Gıdaların veya besleyici minerallerin herhangi birini aşırı miktarda içeren herhangi bir diyet, gerekli bazı mineral ve vitaminleri diyetten çıkarıyor demektir. Bedeninizin ihtiyaçlarını dinlemeyi öğreniniz ve yemeklerinizi bol çeşit olacak şekilde plânlayınız. Yemek mönülerinde hem pişmiş hem de çiğ gıdalar olmalıdır. Bütün renkli ve yeşil sebzeler, meyveler, çeşitli protein kaynakları ve tahılların (kepekli kepeksiz ekmek, buğday, pirinç, bulgur vs) günlük mönülerin birinde mutlaka olması tavsiye edilir.

Özetlersek dengenin varlığına işaretler kâinata konduğu gibi, bizim biyolojik bedenimize de konmuştur. Seçim ve tercih farkındalıktan sonra söz konusu olduğu için, bedenimizdeki dengeyi farkettiğimizde, bu dengenin hayatın alt yapısı ve sistemi olduğunu anladığımızda, hayatımızı daha dengeli yaşama konusunda belli bir gayret gösterebiliriz. Kendi biyolojik bedenindeki denge işaretlerini okuyamayan insanların, hayatlarını dengeli bir şekilde sürdürmeleri de çok zordur.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 31-07-2006   #12 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Omega-3 Yağ Asitleri

Omega-3 Yağ Asitleri
Doç.Dr. C. Kemal SÜMBÜL
Yağlar temel besin öğelerinden birisini teşkil eder. Canlı vücudunu bir makineye benzetirsek, bu makineyi yaratan Kudreti Sonsuz, aynı zamanda güçlü bir yakıt olarak enerji deposu olan yağları da bize ihsan etmiştir. Çok mükemmel bir metabolik zincir ile aldığımız fazla kaloriler vücudumuzda yağ olarak depolandığı gibi, enerji ihtiyacı olduğunda da hemen bu yedek kaynaklara müracaat edilir ve yağlar yakılarak enerji elde edilir. Şayet ihtiyacımızın üzerinde çok fazla beslenirsek, vücudumuzda biriken yağlar yedek enerji kaynağı olmasının ötesinde artık vücut için hastalık ve sıkıntı kaynağı olmaya başlar. Başta kalb hastalıkları ve bazı kanser türleri olmak üzere birçok hastalıkla aşırı yağlanmanın münasebeti gösterilmiştir.
Yağlar canlı bitki ve hayvan hücrelerinde sentezlenir. Ancak bunun için önce yağ asitlerinin elde edilmesi gerekir. Elde edilen yağ asitleri, ortamdaki gliserol ile birleşerek yağlar oluşur. Bir molekül veya bir birim yağda 3 tane yağ asidi bulunur. Bunların hepsi tek çeşit yağ asidi olabileceği gibi, ikisi veya üçü de farklı yağ asidi olabilir. Bir yağ molekülünü aşağıdaki gibi gösterebiliriz. (Yağın ana omurgasını gliserin meydana getirir.)

Yağlar dışarıdan gıdalarla alındıktan sonra birtakım metabolik yollardan geçerek önce bileşenlerine ayrılır. Daha sonra ihtiyaç duyulan yağ asitleri mevcut yağ asitlerinden veya asetil koenzim-A'lardan yeniden sentezlenir. Bunlar da gliserin molekülü ile birleşerek yeniden yağ elde edilir ve vücudun enerji ihtiyacı için kullanılırlar.

Yağların birbirlerinden ayrılığı yağ asitlerinin farklılığından kaynaklanır. Bu yağ asitleri hayvanî ve nebatî yağlarda farklı olduğu gibi, her ikisi içinde de değişiklik gösterir. Meselâ, zeytinyağındaki yağ asitleriyle, ayçiçeği veya mısırözü yağının yağ asitleri arasında, hem miktar hem de kalite bakımından farklılıklar vardır. Yani her yağ çeşidinin kendine has bir yağ asidi kompozisyonu vardır. Biz bu yağları değişik kaynaklardan gıda olarak aldığımız zaman yağ asitlerini de almış oluyoruz. Eğer biz aldığımız gıdalarla ihtiyacımız olan yağları kâfi miktarda temin edemiyorsak bunu telâfi için vücudumuzda yağ sentezi olur. Ayrıca ihtiyacımızdan fazla miktarda karbonhidrat alıyorsak o zaman bu fazla karbonhidratlar yağa dönüştürülür ve vücutta depolanır. Her iki durumda da yağ yapımı glukozdan (yani şekerden) olur.

Bazı özel konfigürasyona sahip yağ asitleri vardır ki bunlar vücudumuzda yapılamaz. Bu şekilde vücutta yapılamayan yağ asitleri, esansiyel (temel) yağ asitleri olarak adlandırılır. Bunların mutlaka dışarıdan alınması gerekir. İşte bunlardan birisi de Omega-3 yağ asitleridir. Son zamanlarda, hangi rahatsızlıkların bu yağ asitlerinin yokluğu veya yeterli alınmayışına bağlı olduğu hususunda birçok araştırma yapılmaktadır.

Son yapılan çalışmalarda, kanlarında Omega-3 yağ asitleri düşük olan çocukların, büyük ölçüde; davranış, öğrenim ve sağlık problemleri olduğu belirtilmiştir. Bu yağ asitlerinin eksikliğinden kaynaklanan belirtiler susuzluk, sık idrar yapma, deride ve saçlarda kurumadır. Okul yaşlarındaki çocukların % 3-5'inin davranış bozukluğu olduğu, bunun erkeklerde kızlardan daha çok görüldüğü belirtilmiştir. Bunun sebeplerinin biyolojik ve çevreye ait olmak üzere birçok faktörden kaynaklandığı düşünülmektedir. Önceden davranış bozukluğu problemi olan 6-12 yaş arasındaki çocuklar üzerinde yapılan araştırmalarda, Omega-3 yağ asidi seviyesi düşük olan 53 çocuğun yaklaşık % 40'ında hiperaktif düzensizliğe bağlı dikkat eksikliğinin olduğu tespit edilmiştir. Yine % 9'unda benzer belirtiler görülmüştür.

Son zamanlarda beslenme uzmanları omega-3 yağ asitlerinin daha fazla alınmasını tavsiye etmektedirler. Bebeklerin büyümesi, gelişmesi ve kalb hastalıklarına karşı korunması, thrombozis, hipertansiyon ve enflamasyon ile otoimmün rahatsızlıklarından korunmak için omega-3 yağ asitlerinin önemli olduğu kaydedilmektedir. Omega-3 yağ asitlerinin serum kolesterol seviyesini düşürdüğü, arteriosklerozis'e bağlı koroner kalb hastalıklarını önleyici tesirinden söz edilmektedir. Omega-3 yağ asitleri bakımından zengin yemlerle beslenen tavukların yumurtalarındaki kolesterol miktarının, normal yemlerle beslenenlere göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Piyasada bu şekilde beslenen tavukların yumurtaları omega yumurtaları ismiyle diğerlerine göre daha pahalı olarak satılmaktadır. Omega-3 yağ asitlerinin kandaki kolesterol seviyesini düşürdüğü, yapılan araştırmalara dayanılarak ifade edilmektedir.

Birçok faydasının olduğu belirtilen omega-3 yağ asitleri, vücutta yapılamadığı için başka kaynaklardan temin edilmek durumundadır. Kimbilir hangi hikmetle birçok yağ asidinin sentezi için gerekli kabiliyetleri vücudumuza yerleştiren Yüce Yaratıcı, bazı yağ asitleri için bu imkânı vermemiştir. Ancak bunları yine başka canlılara yaptırarak bizim istifademize sunmuştur. Balıklar bu yağ asitleri bakımından zengindir. Tatlısu balıklarından Salmonidae (Alabalıkgiller) familyasına mensup balıklarda, deniz balıklarından ise Scombridae (Uskumrugiller) familyasında bol miktarda bulunmaktadır. Yine bazı bitkiler bu yağ asitlerini sentezledikleri için birer kaynaktır. Meselâ, keten tohumunun yağı, mısırözü yağı ve soya yağı, Omega-3 yağ asitleri bakımından zengindirler. Dünya Sağlık Teşkilatı'nın omega yağ asitlerinin günlük ne kadar alınması gerektiği konusunda henüz bir tavsiyesi bulunmamaktadır. Ancak uzmanlar günlük alınan toplam enerjinin % 0,2-% 0,5 kadarının Omega-3 yağ asitlerinden sağlanması gerektiğini ileri sürmektedirler. Kanada Sağlık Teşkilatı hamile kadınların bu miktara ilâve olarak hamileliklerinin ilk üç aylık döneminde 0,05 gram Omega-3 yağ asidi almalarını, daha sonraki üçer aylık dönemlerde ise 0,16 gram daha fazla almalarını tavsiye etmektedirler. Emzirme döneminde ise normal alınması tavsiye edilen miktara 0,25 gram daha ilâve edilmesini tavsiye etmektedirler. Çocukların ve yetişkinlerin Omega-3 yağ asitlerinden günde 800 ile 1100 mg arasında almaları tavsiye edilmektedir. Hiperaktif çocuklardaki dikkat eksikliğinden kaynaklanan öğrenme problemlerinin tedavisi için ve kanda yüksek kolesterol ve trigliserit olanların tedavileri için bu yağ asitlerini yoğunlaştırılmış olarak bulunduran tabletlerin mevcut olduğunu ayrıca belirtelim.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 31-07-2006   #13 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Günlük Hayatta Küfler

Günlük Hayatta Küfler
Kemal YİĞİT


Boşuna yaratılan hiçbir parçası bulunmayan şu alemin hadiselerinden aldığımız derse göre,çok ciddi kanunların önümüze sergilendiğini fark ediyoruz.İhmalleri affetmeyen fıtri prensipler bizi çok mükemmel işleyen bir mekanizma ile karşı karşıya getiriyor.Faydalı yönleriyle ve gafletimize şiddetli bir ceza olmaları itibariyle,dikkatleri üzerlerine çeken küfleri de,bu ahenkli fakat şiddetli nizamın bir parçası olarak ele almamız gerekiyor.


Mantarların büyük bir kısmını meydana getiren küflerin 100.000 türü vardır. Küf mantarları hif adı verilen hortum şeklindeki ipliklerden yapılmışlardır. Kalınlıkları milimetrenin yüzde biri kadar olup insan saçıyla kıyaslandığında; saç buna göre on defa kalındır. Küf mantarları çok geniş olarak dallanmış bir ağ oluşturacak şekilde çoğalırlar. Küflü yiyecek maddelerinin üstünde görülen kadifemsi küf insan saçıyla kıyaslandığında; saç buna göre on defa kalındır. Küf mantarları çok geniş olarak dallanmış bir ağ oluşturacak şekilde çoğalırlar. Küflü yiyecek maddelerinin üstünde görülen kadifemsi küf yeşili bu ağın rengidir. Yeşil rengi konidium denilen spor keseleri meydana getirir. Tüy gibi hafif olan spor keseleri çok az bir hava akımında dahi havalanıp yüzlerce kilometre yol alabilirler. Çok fazla küflenmiş besinlere veya eşyaya temas edildiğinde sporlar yeşil toz bulutları halinde yükselip çevreye dağılırlar. Küf sporları; her yerde bulunabilme imkânlarına rağmen Yaratıcı’nın kurduğu ve işlettirdiği hassas denge sayesinde çevremiz tamamen küflenmemişdir.

Olgun meyveler Yaratıcı’nın yapılarına yerleştirdiği büyük hava delikleri sayesinde zehirli maddelerin, meyvenin iç kısmına nüfuzunu engeller. Bundan dolayı küflü elmaların küflü kısımları kesilip atıldıktan sonra yenilebilir.


Çoğalmaları için karbon; oksijen ve yeterli miktarda suya (neme) ihtiyaç duyarlar. Bu sebebden gevrek ve ekmek gibi kuru yiyecek maddelerinde veya unda yaşayamazlar. Ancak bunları nemli bir yere koyduğumuzda küflerin burada oluştuklarını görebiliriz. Buzdolabındaki yiyeceklerin zaman zaman küflenmeleri; küf mantarlarının soğuktan müteessir olmadıklarına güzel bir misaldir.

Umumiyetle bozulmuş yiyecek maddelerinin satıhlarında yaşarlar. Küf mantarlarının muhtelif lezzetlerde peynir üretiminde kullanılan çeşitleri olduğu gibi; karaciğer tahribatına ve zehirlenmelere yol açan madde üretenleri de vardır.
Ekmeğin içyapısındaki hava delikleri zehirli maddelerin yayılmasını önlediğinden ekmeğin küflü kısımları atılıp yenebilir.
Şeftalilerde küf içten gelir ve daha şeftali çiçek safhasında iken meydana gelen tohumun içine yerleşir.


1961 yıllarında İngiltere’de 100.000 üzerinde gurk tavuğu küflenmiş yer fıstığı yedikleri için ölmüşlerdir. Ölümlerinin sebebi olan Aspergıllus flauus denen küf mantarı; Aflatoxın olarak bilinen kanser yapıcı maddeyi sentezler. 100.000 küf mantarı çeşidinden 120 taneşi zehirli madde üreten çeşitlerinin bu kadar az olmasına rağmen; insan sağlığını tehdit eden husus; zehir üretip üretemediklerinin gözle görülememesidir. Zehirli madde üreten küf mantarları bu maddeleri ancak uygun çevre şartlarında sentezlediklerinden her küflü yiyeceği atmak da doğru değildir. Bu mevzudaki sağlık prensibi şudur. “Kendisi veya hammaddesi küflenmiş olan mallara bozuk nazarıyla bakılır. Dolayısıyla imha edilmelidir.”

Binbir çeşit peynir yememizi sağlayan peynirlerdeki beyaz ve mavi küfler ise zararsızdırlar.

Meyve kabuğunun zedelenmesi neticesinde küf mantarları teşekkül eder. Kabuk üzerinde çıplak gözle fark edilmeyen en ince çatlak ve yarıklar küf teşekkülü için yeterlidir. Bu çatlakçıklar yardımıyla mantar lifleri meyvenin iç kısmına kadar nüfuz edebilir. Hasat edilmiş meyvelerin küflenmelerini ve çürümelerini önlemek için çok itinalı muamele edilmeli ve kabukları zedelenmemelidir. Şeftaliler ve kayısılarda mantar hastalığı daha çiçek döneminde iken oluşabilir. Bu durumda küf mantarları çiçekdeki tohumların içine yer1eşir.

Penicillium expenum adlı küf mantarı tohumları; çekirdekli meyveleri; domatesleri ve bazı sebzeleri önce yumuşatır; sonra çürümeye mahkum eder. Fusarium cinsi de tahıllarda; patateslerde gelişip çürümelerine sebeb olur. Patateslerde; zehirli maddeler daha derin kısımlara nüfuz edemediğinden itinalı şekilde soyulup yaralı kısımlarının küflerin hastalık yapıcı tesiri önlenmesi için atılması yeterlidir. Sulu şeftalilerde olgun armut ve domateslerde ise durum değişiktir. Bu meyvelerin çürümüş kısımlarının kesilip atılması küf mantarı zehirlerinden korunabileceğimiz anlamına gelmez. Çünkü mantarın ürettiği zehirli maddeler suda çok iyi eridiklerinden kolayca meyvenin etli kısmına nüfuz edebilirler. Olgun elmalar ise Yaratıcı’nın yapılarına yerleştirdiği büyük hava delikleri sayesinde zehirli maddelerin; meyvenin iç kısmına nüfuzunu engellerler. Bundan dolayı küflü elmaların küflü kısımları kesilip atıldıktan sonra yenilebilir. Ekmeğin iç yapısındaki hava delikleri de zehirli maddelerin yayılmasını önlediğinden ekmeğin küflü kısımları atılıp yenilebilir. Bütün bu bilgilerin ışığı altında; hepimizin umumiyetle zararlı olduğunu zannettiğimiz bu varlıkların; araştırmalar neticesinde hepsinin öyle olmadığını; bilhassa bazılarında pekçok faydanın gözetildiğini ortaya koymaktadır.

Cosmos'dan
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 31-07-2006   #14 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Süt Hakkında Bilmediklerimiz

Süt Hakkında Bilmediklerimiz
Dr. Muvaffak AYVAZ

1 litre sütün meydana gelmesi için süt bezlerinden 500 litre kanın geçmesi gerekir. Sütteki akyuvar sayısı, sütün sağlıklı olup olmadığı hakkında esas ölçüdür. Memenin iltihabı' hastalıklarında bu sayı artar. F.Almanya'da 1 mililitre sütte ortalama 235 bin, İngiltere'de 420 bin akyuvar mevcuttur.

Sütün kalitesi hakkında ikinci kriter, mikrobik canlıların sayısıdır. Sıhhatli bir inekten sağılan süt, memeden çıkarken steril (mikropsuz) olmasına rağmen çevre tesiriyle mikroplar/a temasa geçer. Birçok ülkede 1. kalite sınırı, mililitrede 100 bin mikroorganizmadır. Bu miktar mililitrede 1 milyon adeti aşınca tad değişmesi meydana gelir.

Antibiotik artıklar, sütten diğer süt ürünlerinin (peynir, yoğurt vb.) elde edilmesine mani olur. Çünkü bunlar fermantasyonu sağlayan faydalı bakterileri de yok ederler

Yüksek biyolojik değerdeki sütün meydana getirilmesi esnasında inek, yüksek besin değerli yemlere ihtiyaç duymaz. Nebati artıklarla dahi beslenebilir. İnsan ve hayvanlar tarafından sindirilemiyen nebati kısımları, karnında taşıdığı 6 ile 8 kg. ağırlık tutan özel mikroorganizmalar sayesinde faydalı hale getirir. Kiel'deki süt araştırma kurumunda Prof. Werner Kaufmann'ın hesaplamasına göre 1 ton hayvani proteinin elde edilmesinde domuz için 14 hektardan üretilen tahıl halinde yem gerekirken, süt ineği için, kullanılmayan 4 hektar çayırlık yetmektedir. Bu da, bizler için çok değerli bir gıda olan sütün Merhameti Sonsuz Yüce Yaratıcı tarafından bizlere ne kadar az bir külfet mukabili bahşedildiğini göstermez mi?
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 01-08-2006   #15 (mesaj-linki)
Hi-LaL - avatarı
Mesleğe göre vitamın alın...

Mesleğe göre vitamın alın!!!


Gerek iş stresi, gerekse uykusuzluk metabolizmayı zayıf düşürüyor. Doğal ortamdan alamadığınız mineral ve vitaminler de buna etki ediyor. Mesleğiniz zorluysa, vücudunuzun yıpranması bir kat daha artıyor. Uzmanlar mesleğinize göre vücuda takviye yapmanızı öneriyor.


Sözgelimi doktor ya da hemşireyseniz taşıdığını enfeksiyon riskine karşı bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için ekinezya almanız öneriliyor. Şayet gece çalışıyorsanız, vücut ritminiz değişir. Bunu önlemenin yolu da, kalsiyum ve magnezyum almaktan geçiyor.

Gazeteciler ve hava trafik kontrolerleri en stresli iş sahalarında çalışıyorlar. Uzmanlar onlar için de Ginko globo öneriyor. Bu katkı hafızayı ve konsantrasyonu artırıyor. Bilgisayar kullananlar, göz sulanması ve dalgınlık sorunuyla karşı karşıya olanlar içinse Bilbery öneriliyor.

Aslında bu katkıları doğal yoldan temin de mümkün? Ama çevresel faktörler ve pişirme esnasında kaybolan vitamin ve mineraller buna çoğu zaman engel oluyor.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 01-08-2006   #16 (mesaj-linki)
Hi-LaL - avatarı
Cvp: Ruh Halinize Göre Beslenin...

Ruh halinize göre beslenin...



Kişilerin yemek seçiminin, ruh hali üzerindeki etkisiyle ilgili ilginç tespitlerde bulunuldu. Yapılan incelemelere göre, aşk acısı çekenlerin pirinç ve şekerden uzak durması gerekiyor.

İtalyan Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Ezio Di Flaviano insanların damak zevkleri ve yemek seçimi konusunda ilginç tespitler de bulunuyor. Flaviano'ya göre, sofraya oturup doğru besin maddeleri seçerek, kötü ruh halinizi düzeltebilirsiniz.

Flaviano yaptığı tespitler sonucunda zihinsel bunalım içinde ve patlamaya hazır bir psikoloji içinde olan kişilerin makarna, ekmek, taze meyve ve sebze yemeleri gerektiğini vurgulayarak, kendisine olan özgüvenini yitirmiş ve bezginlik duyan kişilerin ise peyniri ve kırmızı eti kesinlikle tüketmemelerini öneriyor.

İtalyan doktorun tespitine göre süt ürünleri ve kırmızı et kişilerde bezginliği artırıyor.

Yalnızlık ve iç sıkıntısı hisseden insanların rahatlamak için domates, patlıcan, biber, patates, yumurta ve karnabahar gibi sebzeleri tüketmesini doğru tercih olarak gören Flaviano, söylediği sözler ve davranışlarından memnun olmayanların soğan ve pırasayı tercih etmesi gerektiğini belirtiyor.

Flaviano düş kırıklığı, kuşku ve çekingenlik içinde bulunan kişilerin kereviz ve havuç tüketmesinin ruh sağlığı açısından faydalı olacağına dikkat çekerken, iş hayatının yorgunluğu ve stresinden bunalan kişilerin sofralarından bezelyeyi ihmal etmemeleri gerektiğini vurguluyor.

Üzerinden endişeyi atamayan ve her an hata yapabilirim saplantısını aklından çıkarmayan insanların bol bol marul yemeleri gerektiğini belirten İtalyan Beslenme uzmanı, saldırgan ve karşısındaki kişilere karşı agresif bir yapısı olan kişilerin kendilerini kontrol tutmak için ceviz yemelerini tavsiye ediyor.

Çikolatanın her türlü isteği kamçıladığını ve ihtirasları şahlandırdığını tespit eden Flaviano, bademin öfkeyi azalttığını ve kişiyi sakinleştirdiğini ileri sürüyor.

İlginç tespitlerine bir yenisini daha ekleyen Flaviano, aşk acısı çekenlerin ve bu duygulardan kurtulamayanların kesinlikle pirinç ve şekerden kaçınması gerektiğini belirterek, bu iki gıdanın melankoliyi artırdığını iddia etti.


Kaynak:mynet
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 04-08-2006   #17 (mesaj-linki)
arwen - avatarı
Cvp: Gıdalar Ve Sağlıklı Beslenme

SAĞLIKLI BESLENME

Sağlıklı beslenme yeterli ve dengeli beslenmedir.Vücudumuzu oluşturan hücrelerin düzenli ve dengeli çalışması için besin öğelerinden yani yağlar, karbonhidratlar, proteinler, vitaminler ve minerallerden yeterli miktarda almalıyız. Vücudumuzun tüm besin maddelerine ihtiyacı vardır. Tek taraflı beslenmek yani sadece protein veya karbonhidratla beslenmek yanlıştır. Dengeli beslenerek vitaminler, mineraller ve lifler gibi önemli besin maddelerinden de almış oluruz.
Beslenme Piramidi






Beslenme piramidi 5 ana besin grubunu içerir. Piramit en altta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken karbonhidratlarla başlar ve daha az tüketilmesi gereken gıdalara doğru gider. Bu besin grupları karbonhidratlar, mineraller, proteinler, yağ ve şekerdir.Beslenme piramidi gıdaların doğru seçimi için rehberiniz olmalıdır.




Karbonhidratlar:

Alt grupta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken gıdalardır. Karbonhidratlar pirinç, bulgur, makarna gibi tahıllardır.
Mineraller:

Sağlıklı yaşam için gereklidir. Mineraller (kalsiyum, bakır, iyot, demir, çinko vb.) sebze ve meyvelerde bulunur, hücre korunması ve sağlıklı diş, kemik, cilt yapısı için önemlidir. Mineraller ayrıca kalp ritmi, kan basıncı, vücuttaki sıvı dengesi gibi daha birçok düzenleyici fonksiyonlarda rol oynar.


Proteinler:

Vücudun en etkili kalori yakıcı bölümü olan kas dokusunu güçlendirmek açısından çok önemlidir. Protein ette, süt ürünlerinde ve daha az olarak hububat ürünlerinde bulunmaktadır.

Yağ-şeker: Yağ ve şeker, çok az tüketilmesi gereken gıdalardır fakat A, D, E ve K vitaminleri gibi vücudumuz için önemli vitaminleri taşıma görevi yaptıklarından dolayı sağlığımız için yenilmesi de çok önemlidir. Sıvı ve katı yağlar, şeker ve tatlılar bu grupta yer alır.
Yemek yeme alışkanlığımız zihinsel ve bedensel faaliyetlerimizi etkileyen unsurlardan biridir. Sağlıksız beslenme düşünme ve kavrama yeteneğinin azalmasına ve hafıza kayıplarına neden olur. Günde 8 saat uyuduğunuz halde kendinizi yorgun hissediyor, bedensel, zihinsel faaliyetlerinizde çabuk yoruluyor, hafıza ve düşüncenizde azalma görüyorsanız mutlaka yemek yeme alışkanlığınızı gözden geçirin ve aşağıdaki önerilerimize bir göz atın.


Dengeli Beslenme Önerileri:

Doymamış yağ (tere yağ, kuyruk yağı) oranı yüksek besinleri daha az tüketin.Yeterli miktarda doymuş yağ (ay çiçek, mısırözü, soya, fındık, zeytin yağı) almaya dikkat edin. Yarım yağlı süt, yağsız yoğurt tüketin.Yağlı kırmızı et yerine yağsız et, kuru baklagiller (nohut, mercimek, fasulye gibi) balık ve tavuk tercih edin. Süt ve süt ürünleri de (yoğurt, peynir vb.) tüketilmeli fakat bunlarında az yağlı olmalarına dikkat edilmeli.Yemeklerinizi haşlama, fırında pişirme veya ızgarada pişirme yöntemleriyle pişirirseniz yemeğe eklenecek yağıda azaltmış olursunuz.
Aşırı şekerli gıdalardan kaçınmalı ve hatta çay, kahve gibi içecekler şekersiz içilmeli veya şeker miktarı azaltılmalıdır.
Gıdalardan aldığımız günlük tuz miktarı 6 gr.ı (bir tatlı kaşığı) geçmemelidir. Bu miktara yemeklerden, ekmekten, içeceklerden aldığımız tuz miktarı dahildir. Tuz tüketimi ile yüksek tansiyon arasında ilişki bulunmaktadır. Yüksek tansiyonu olanlar doktorlarının tavsiyesine göre ya hiç tuz kullanmamalı yada miktarını azaltmalıdır.
Güne kahvaltınızı yaparak başlayın. Gece boyu gıda alımı olmadığından beyninizin sabah kalkınca enerjiye ihtiyacı vardır. Daha sonra gıda alımınızı kahvaltıdan başlayarak gün içine yaymanız daha etkin kalori yakmanıza neden olur.Öğünlerinizi önceden belirleyiniz.Mümkünse yediklerinizi 3 ana öğün, 3ara öğüne bölün az ve sık beslenin.Bol su için, yiyecekleri iyice çiğneyin. Her yemek yediğinizde midenin 1/3’ünü boş bırakın. Tam olarak dolu mide sağlığımızın zaman içinde bozulmasına ,erken yaşlanmaya neden olur.Midenizi katı gıdalarla doldurmayın .Katı gıdalarla dolu mide içeriğinin gerekli öz suyu her tarafa dengeli ulaştırması güçleşir ve sindirim zorlaşır. Düzenli yemek yiyenler daha dengeli ve sağlıklı beslenmekte ve ideal kilolarını korumaktadırlar.
Zihinsel faaliyetlerin gerektirdiği enerji kaynaklarının en önemlilerinden biride meyvelerdir. Beynin oksijen dışındaki tek enerjisi glikozdur. Glikoz meyvelerde hazır halde bulunur. Diğer gıdalarla alınan şeker midede yakılarak glikoza çevrilir. Bu nedenle meyveleri aç karnına yememeliyiz.Meyveler yemeklerden 30 dakika önce veya 3 saat sonra alınmalıdır.Mide doluyken alınan meyveler midede kalıp besin değeri kaybolup orada mayalanacağı için bütün sindirim sistemimizi yorar.
Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölür ve bir o kadarı da yenilenir. Ortalama 100 günde (beyin ve sinir hücreleri hariç) bütün vücudumuz yenilenir.Düzensiz kötü beslenme yenileme sistemini aksatır. Cildiniz canlılığını, tazeliğini kaybeder ve en önemlisi hastalıklara açık olursunuz. Yorgunluk, çabuk yorulma, baş ağrısı olabilir. Düşünce ve hafıza sistemi bulanıklaşır.Bu nedenlerden dolayı düzenli ve sağlıklı beslenmeye dikkat etmeli ve yemek için yaşamamalı sadece yaşamak için yemeli görüşünü benimsemeliyiz.





Son Düzenleyen GusinapsE; 15-08-2006 @ 01:22.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 06-08-2006   #18 (mesaj-linki)
kamyon - avatarı
Cvp: Gıdalar Ve Sağlıklı Beslenme

SAĞLIĞIMIZ İÇİN TÜKETMEMİZ GEREKEN GÜNLÜK PROTEİN MİKTARI

Protein vücut için çok gerekli bir bileşendir. Kasların ve bağlantı dokularının beslenmesi, yaşaması ve tamiri, vücudun su dengesinin düzenlenmesi, ana hormon ve enzimlerin üretilmesi ve bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasını sağlar.
Sağlıklı ergen erkek ve kadınlar için, günlük gerekli miktar, Kg başına 0,8 gram olarak hesaplanmıştır. Yani vücut ağırlığına göre, ortalam bir insanın, günlük 40-65 gr arası Protein alması gereklidir.



Günlük 2000 kalorilik beslenme rejimi uygulayan bir ergen kişi için, 50 gram protein alması uygundur. Eğer düzenli egzersiz/spor yapan birisi iseniz, Bu miktarın egzersiz yaptığınız günlerin sayısına bağlı olarak % 25-50 arttırılması gerekir.


Bu miktarı Balık, Yağsız Et, Kümes hayvanlarının etleri, Az yağlı ya da yağsız süt ürünleri, Bakliyat, Tahıl ve Soya gibi sağlıklı ve protein açısından zengin ürünlerden alabilirsiniz.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 09-08-2006   #19 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Yoğurt Gerçeği

Yoğurt Gerçeği
Yusuf KARAOSMANOĞLU


Milli protein kaynağı sayılan ve daha düne kadar Avrupa'nın bilmediği yoğurt bize çok şeyler anlatacaktır. Yoğurt kendi kültürümüzün mahsülüdür ve Avrupa'ya da aynı isimle geçmiştir. Bundan aşağı yukarı 1000 yıl önce Ortaasyada yapıldığını o zamanın eserlerinde adının bu günkü manası ile geçmesinden anlamaktayız.

İlk önce ne zaman ve nasıl yapıldığı kesin olarak belli değildir. Bazı ilim adamlarınca, bir koyun işkembesine konan sütün yoğurt haline gelmiş olabileceği söylenirken, bazılarınca da süt sağılan kaplara hayvan pisliği bulaşmasıyla teşekkül etmiş olabileceği tahmin edilmektedir. Çünkü yoğurt bakterileri esas itibariyle bağırsak bakterileridir. Her ne olursa olsun kendi dünyamızdan çıkmış ve buradan da dünyanın dört bucağına yayılmıştır. Süreyya Tahsin Uygün gayet haklı olarak "Türklerin kültüre yaptıkları en eski hizmetlerden en mühim bir eseridir." demektedir. (1) R. Strohecker ise yoğurdun Almanya'ya Türkiye'den geldiğini ve bunun ana vatanının Ortaasya olduğunu söylemektedir. (2)

Çok eski zamanlardan beri mayalanan süt mamülleri ve bu arada bilhassa yoğurt birçok derdin devası olarak görülmüştür. Yoğurdun şifalı tesirlerini bir yerde okuyarak öğrenen I. Fransuva ağır bir hastalığa tutulduğu zaman İstanbul'a bir haber salarak teminini rica etmiştir. Padişah kendisini tedavi etsin diye bir yoğurtçu ustasını Paris'e yollamıştır. Beraberinde bir keçi ile yola çıkan usta gizli olarak yaptığı yoğurtlarla kralı tedaviye tabi tutar ve kısa zamanda kral yataktan kalkar. Bu hâdise tabiki hemen duyulmuş ve yoğurdun Fransa'da XVI. yy.'da tanınmasına ve bir şifa kaynağı olarak telakki edilmesine yol açmıştır. (3)

Yoğurdun Avrupa'da XVI. yy'a kadar bilinmediği ve birden gittiğini gösteren bir başka hâdisede Avusturya sefiri olarak 1554 - 1562 arasında Türkiye'de bulunan Fqier Ghiselin De Busbecg'in müşahedeleridir. Busbecg, Türklerin kanaatkar olduklarını ifade ederken az yediklerini, sofra zevkine çok az düşkün olduklarını belirtiyor ve bir parça ekmekle beraber tuz, soğan ve (ekşimiş süt olarak tarif ettiği) yoğurt bulurlarsa yemek için başka bir şey aramazlar diyor. Ayrıca süte nazaran akıcı olmadığını ve harareti teskin için çok iyi bir sıvı olduğunu belirtmektedir. (4)
Bu arada sütcülük alanında büyük bir otorite sayılan değerli müellif Fleisch-mann'da yoğurdun kımız ve kefirle birlikte Asya'nın bazı bölgelerinde yüzlerce, hatta binlerce yıl önce tanındığını işaret etmektedir. (5)

Yoğurdun Avrupa'da en fazla tanınmasına sebep Rus alimi E. Metschnikoff'un Paris'te Pastör Enstitüsündeki çalışmaları olmuştur ve zamanla yoğurdun tanınmasına yayılmasına ve büyük rağbet görmesine sebep olmuştur. Nitekim yoğurt bunun üzerine Almanya'ya da sıçramıştır .

Yoğurt, süt şekerinin maya dediğimiz süt asidi bakterileri ile reaksiyonu sonucunda meydana gelen bir süt mamülüdür. Yoğurt yapmak üzere pişirilen ve muayyen bir dereceye kadar soğutulan süte aşılanan maya dediğimiz şey bu sütte bazı değişmelere sebebiyet vererek onu yoğurt haline getirir. Aslında yoğurdun oluş şekli çok karışık ve girift bir hâdisedir. Her yaratılışa bir sebep koyan Kudreti Sonsuz azami tasarruf prensibiyle çok lüzumsuz addettiğimiz şeyleri dahi vazifelendirerek insanlar için hayatı ehemmiyete haiz bir gıda yaratıyor ve görülen esbab perdesi arkasında Kudret Eli'ni hissettiriyor.

Yoğurt, gerek bileşimindeki maddelerin çeşidi ve gerek bunların durumu yüzünden büyük bir ehemmiyet kazanmıştır. Demir ve bakır madeni hariç vücut için lazım olan diğer maddelerin hemen hepsine havidir. Aynı zamanda bunlar kolaylıkla hazmedilecek ve vücuda sinebilecek şekildedir. İhtiva ettiği süt asidi ve süt şekeri, süt tuzlarının ve buradaki kirecin bağırsaklarda kolayca istifade edilebilecek bir hale gelmesine yardım eder. Böylece vücutta D vitamini tasarrufuna imkân verir. Yapılması sırasında B ve C gibi bazı sıcağa dayanamayan vitaminler azalsa da aşılanan mayadaki mikroorganizma bilhassa B gurubundan olan vitaminleri çoğaltır. Böylece yoğurt sinir ve hazım sistemi üzerinde faydalı tesirler yapar. Sağlamlar için olduğu kadar bilhassa mide ve bağırsak hastalıkları bulunanlara da çok faydalıdır. Mideleri zayıf olan bazı kimseler süt içemezler halbuki yoğurdu kolaylıkla hazmederler. Çünkü yoğurdun proteinleri kısmen pepton - albümoz ve amino asitler halinde parçalanmıştır. Böylelikle hazmı kolaylaştırır. Yoğurt,mideye geldiği zaman sütte olduğu gibi pıhtılaşmaz. Çünkü daha önce yapılırken, pıhtılaşmış ve hazıma hazır hale gelmiştir. Yapılan bir denemede sütün 3 saatte hazımlanmasına karşılık bundan elde edilen yoğurdun 1 saatte hazmedildiği görülmüştür.

Yoğurt, içindeki karbonhidratlarla proteinler uygun nisbetlerde bulunduklarından şişmanlatmaz ve bağırsak faaliyetini yavaşlatarak gıda tasarrufuna imkân verir. İnsanlar için şamil olan "yiyiniz — içiniz — israf etmeyiniz" serlevhasını o şuursuz bünyelerinde tam şuurlu bir şekilde yerine getiren yoğurt terkibi, acaba arkasında Kudret—i Sonsuz bir şuuru göstermiyor mu..!

Yoğurdun sağlık bakımından müsbet tesirleri, içindeki maddeler ve bilhassa süt şekeri ile süt asidinden ileri gelmektedir. Dolayısıyla herhangi bir besinde bu türlü maddelerin artışı onların sağlık bakımından iyi tesirlerini de arttırır. Süt şekeri midede değil bağırsaklarda parçalanır ve süt asidi haline gelir. Bağırsakların böylece asit reaksiyonu alması birçok korkutucu bakterilerin gelişmesine imkân bırakmaz. Aynı zamanda madeni maddelerin ve meselâ kirecin vücutta sindirilmesi kolaylaşır. Böylece süt şekeri veya asidi D vitamini tasarrufuna imkân verir. Yoğurdun iyi geldiği arızalar arasında bakırla zehirlenme, bağırsak ve mide bozuklukları sayılabilir. Tuzlu ayran da güneş çarpmalarına karşı başarı ile kullanılır. Ülser ve mide iltihabı gibi arızalarda da kullanılır. Bileşimindeki süt şekeri ve süt asidi kokutucu ve bilhassa asitliği düşük vasatlarda iyi gelişen bakterilerin üremesine mani olur. Bilindiği gibi kokutucu bakteriler proteinlerden indol, fenol, skatol ve benzeri maddeler hasıl ederler ki, bunlar insan için zehirlidir ve sinir sistemine tesir ederek vakitsiz ihtiyarlığa sebebiyet verir. Yoğurt yemek insanlar için faydalı bir bakteri olan Lactobacillus acidophilus'un gelişmesini kolaylaştırır. Bunların bağırsaklarda sayısını artırır ve bu bakterinin çıkardığı asitte, zararlı bakterilerin gelişmesine imkân bırakmaz. Baş ağrısı, dermansızlık, adale ağrısı, atalet vs. gibi birçok arazı yok eder. Umumiyetle karaciğer hastalıklarına da iyi geldiği belirlenen yoğurt çocuk beslenmesi için de çok elverişlidir (7) .

Ayrıca tifüs, kolera, kanlı basur ve cilt hastalıkları yanında saç dökülmesini de önler ve sinir hastalıklarını yok ederek şişmanlığa mani olur.

İnsanla yoğurt arasındaki bu çok ehemmiyetli alakayı kuran kim? Basit gibi görünen yoğurdun muhteviyatındaki, insanlara çok faydalı olan hususiyetler, bize bu işin boşuna olmayıp ve son derece plânlı bir şekilde Rahmeti Sonsuz bir Zât tarafından yapıldığını göstermiyor mu? Bu kadar kuvvetli alakanın kör tabiata ve sağır esbaba verilmesi mümkün mü?.!
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 09-08-2006   #20 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Ekmek Nasıl Yenmeli

Ekmek Nasıl Yenmeli
Dr. Kenan DİLDAR

Her mevzuda tabiî olmaya, fıtratın kanunlarına uymaya gayret göstermemiz gerekmektedir. Çünkü fıtrî olmayanı fıtrat reddeder. Bünyenin yabancı maddeleri atması gibi, yapısına uymayan tutumlara karşı infiâli çok şiddetlidir. Bu bakımdan yaratılış ve fıtratın kanunlarına uygun hareket eden, fıtrîlikten ayrılmayan Mukaddes Rehberimizin "beslenme" mevzuundaki tavsiyelerine de kulak vermek, hatta araştırmalar yapmak ruh ve beden sıhhatimiz bakımından çok ehemmiyetlidir.

Tahıl tüketimi başlıca un şeklinde olur. Un denilince buğday unu anlaşılır. Un, umumiyetle değirmen veya fabrikalarda tahıl tanelerinin öğütülmesiyle elde edilir. Basit değirmenlerde altta sabit, üstte dönen iki taş arasından geçirilen tahıl tanesi, bir defada un haline getirilmiş olur. Buna "tam buğday unu" denir. Köylerde umumiyetle bu un kullanılır. Bir buğday tanesi ortalama % 84 endosperm, % 14 kepek, % 2 çekirdek ihtiva eder. Modern bir un fabrikasında kepek mümkün mertebe elenmeye çalışılır. Kepek tabakasının vitamin, mineral ve protein muhtevası endosperminkinden fazla olduğundan fabrikalarda öğütülen unlar, değirmenlerde öğütülenlere göre bu elementler yönünden fakirdir. Bilhassa % 60–70 randımanlı unlar bu keyfiyettedir.

Ekmek, ortalama olarak % 8,5 gr. protein ihtiva eder. Bu durumuyla ekmek protein ihtiyacına bir ölçüde katkıda bulunur. Buğday proteininin % 2,5'ini lizin aminoasidi oluşturur. Protein miktarında olduğu gibi lizin miktarı da buğdayın dış tabakalarına doğru yükselmektedir. Yani, kabuk kısmında protein miktarı, buğdayın endosperm (öz) bölümünden fazladır. Bilindiği üzere buğday, kabuk, çekirdek ve endosperm bölümlerinden meydana gelmiştir. Kuru ağırlık esas olmak üzere (1 - a) yufka stok beyaz unda protein değeri % 13,8 dir. Net diyet protein değeri 8,2'dir. (2 - b) Bazlama stok-kepekli unun protein değeri % 19,3'dür. Bu demektir ki, kepekli unun protein açısından, beyaz una üstünlüğü vardır.

Kabuk kısmında selüloz ve hemiselüloz gibi sindirilemeyen karbonhidratlar vardır. Bunun kabızlığı önleyici hususiyeti bulunmaktadır. Kepek kısmı aynı zamanda maden ve vitamin açısından da, endosperm kısmına nazaran oldukça zengindir. Bu kısım taneyi koruma görevini yapar. Endospermin kabuğa yakın tasımlan protein, iç kısımları ise daha çok nişasta ihtiva eder.

Ekmek, insanlar için elzem olan bazı B kompleks vitaminlerini ihtiva etmektedir. Kepek miktarı arttıkça B vitaminlerinin nisbeti de yükselmektedir. En çok bulunan B vitamini çeşitleri ise B vitamini ve niasindir.

100 gr. kepekli ekmekte :

0,12 mg. riboflavin, 0,57 mg. tiamin, 4,5 mg. niasin, 350 mg. vitamin B6, 30 mg. folik asit, 1,1 mg. pantotenik asit bulunmaktadır.

100 gr. kepeksiz ekmekte ise :

0,04 mg. riboflavin, 0,10 mg. tiamin, 1 mg. niasin, 45 mg. vitamin B6, 15 mg. folik asit, 0,3 mg. pantotenik asit bulunmaktadır. Bu durumda kepekli ve kepeksiz ekmek kıyaslanırsa kepeksiz ekmek yiyenlerin ne kadar zararda olduğu anlaşılacaktır. Vitamin kaynakları açısından buğday kabuğunun önemli yeri vardır. Buğday kabuğunun elenmesi tiamin kaybına sebeb olur. İnsanda tiamin yetersizliğinin belirtileri, sinir ve sindirim sistemi bozuklukları şeklinde görünür. Tiamin yetersizliğinin hafif belirtileri iştah, azalması, yorgunluk ve sindirim sistemi bozukluklarıdır. Aşın tiamin yetersizliğinde "beriberi hastalığı" olur. Ekmekte ayrıca sodyum, potasyum, kalsiyum, fosfor, demir gibi mineral maddeler de bulunmaktadır. Mineral maddelerin nisbeti de ekmeğin kepek miktarının artmasıyla yükselmektedir.

Griswold ve arkadaşları kepekli ve kepeksiz ekmekten mineral nisbetiyle ilgili araştırmalarında, kepekli ekmeğin kepek-size nazaran çok üstün olduğunu ispatlamışlardır.

Cildiyeciler Akne Rosae denilen cilt hastalığı tedavisinde özellikle kepekli ekmek yenmesini tavsiye etmektedir. Bu hastalık daha ziyade 40 - 50 yaşlarında görülür. Halk bu hastalığa "Gülleme" demektedir. Sleisenger "Gastrointestinal disease" isimli kitabında Amerika ve Avrupa'da barsak kanserlerinin ülkemiz dahil İslâm ülkelerine nazaran daha fazla görüldüğünü ifade etmektedir. Bunu ise şöyle izah eder:

Avrupa'da ekmek fazla yenmemektedir. Böylece kepek fazla kullanılmamış oluyor. Posa bırakan yiyecekler kabızlığı önlemektedir. Kabızlık müzmin tahrişe sebep olarak barsak kanserlerine yol açmaktadır. Böylece kepekli ekmek yiyen ülkelerde barsak kanseri az meydana gelmektedir.

14 asır önce Peygamberimiz (SAV), buğdayın elenmeden, kepekli yenmesini tavsiye etmiştir. Günümüzde, fen, bu sözün hikmetini çeşitli kimyevi analizlerle ortaya koymuştur.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
beslenme, gıdalar, sağlıklı
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Gıdalar ve Sağlıklı Beslenme Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Sağlıklı Beslenme Blue Blood Sağlıklı Yaşam 16 3 Gün Önce 13:40
Sağlıklı Beslenme - Meyveler - Nar Blue Blood Sağlıklı Yaşam 1 20-11-2008 01:14
Sağlıklı Beslenme - Sebzeler - Domates HerHangiBiri Sağlıklı Yaşam 0 14-11-2008 17:56
Sağlıklı Beslenme - Meyveler - Muz Blue Blood Sağlıklı Yaşam 2 20-09-2008 13:02