Gıdalar ve Sağlıklı Beslenme Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: GLOBAL :: > Sağlıklı Yaşam
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 09-08-2006   #21 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Dünya Gıda Gününün Düşündürdükleri



Dünya Gıda Gününün Düşündürdükleri
Mehmet ŞEHRİYAR

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilâtı (FAO), 1979 yılında Roma'da toplanarak 147 ülkenin ortak kararı ile "16 Ekim gününün "Dünya Gıda Günü" olarak her yıl kutlanmasını kararlaştırmıştır.

Dünya milletlerinin birçok maddî ve manevî problemlerinin arasında endişe ile baktıkları ve duydukları "açlık tehlikesine" karşı alınabilecek tedbirler manzumesini oluşturan Roma Konferansı'nın ana gayesi, "gıdaların istihsalinden tüketimine kadar her safhada israf edilmemesi ve yarım, bugünden düşünmenin insanî ve vicdanî bir unsur olduğu" görüşünü açıklamaktadır. Bu mevzu ile ilgili olarak Avrupa Parlementosu'nun bir üyesi olan Victor Michel de şöyle demektedir:

"Bu mesele hayatî bir meseledir. Ne bir milletin ve ne de bir devletin meselesidir. Bu şüphesiz oldukça çok yaygın bir problemdir. Zengin ülkeler GSMH'sının belli bir nisbetini (105/1.000.000) fakir ülkelere vermelidirler." (1)

FAO, sanayileşmiş ülkelerin her yıl fakir ülkeler için kararlaştırdıkları 10 milyon ton gıda yardımının 1985 yılına kadar 18 milyon tona çıkarılmasını hesaplamaktadır.

Aynı konular ülkemizde de zaman zaman tertiplenen ülke ve bölge seviyesindeki gıda konferanslarında ve toplantılarında tartışılmakta ve gıdalarımızın istihsali, dağıtımı ve tüketimi ile ilgili bir dizi tedbirler alınmaktadır. Bu mevzuda da tüketim ekonomisinden istihsal ekonomisine doğru bir eğilimi millet ve fert olarak göstermek zorundayız.

Dünyada gıda bakımından kendine yeten nadir ülkelerden biri olan Türkiye'nin yıllık gıda istihsali 60 milyon ton civarındadır. Yapılan araştırmalara göre gıda istihsalini 2 misline çıkarmanın mümkün olduğu belirtilmektedir. Aynı zamanda Türkiye'de fert başına isabet eden yıllık 1000 kg civarındaki besin ve yiyecek günlük kalori tutarı Avrupa ortalamasının üstündedir. (2) Fakat beslenme dengesi bakımından bu fevkalâde tatminkâr değildir. Nüfus başına düşen 3200 kalori tetkik edildiğinde, bunun %80'inin ekmek (karbonhidrat) olarak alındığı tesbit edilmektedir. Önemli olan dengeli ve yeterli beslenmedir.

Diğer taraftan ana gıda maddelerimizi tüketirken, her gün tonlarcasının heba edildiğini görürüz. Meselâ ülkemizde yıllık buğday istihsali 17,5 milyon tondur. İstihsal edilen bu miktarın büyük bir kısmını tüketmekteyiz. Bir kuruluşumuzca yapılan etüde göre, Türk halkı ortalama nüfus başına yılda 170 kg. buğday karşılığı ekmek yiyor ve bunu yerken 4–5 kilo buğday karşılığı ekmek israf oluyor. Bu fert başına düşen net israfı nüfusta çarptığımız zaman 12,5 milyar TL. bir maliyet çıkıyor. Bu orta büyüklükte birkaç fabrikanın kuruluş giderlerine denktir.

Millet olarak ekmek israfını mümkün olduğu kadar Önlemeye çalışmak büyük bir millî ve ahlâki vazifemizdir. Fırıncıların iyi kaliteli, pişkin ve standart ekmek imâl etmeleri, ekmek satan ve dağıtan bakkalların temiz ambalaj kullanmaları; bilhassa kurşun oksitlenmesinden korunmak için gazete kâğıdı kullanmamaları ve herkesin ihtiyacı kadar ekmek alması gibi prensiblere uyulduğunda, ekmek israfı dolayısıyla uğradığımız kayıplar azalacaktır.

Bütün tedbirlere rağmen yine ekmek israfı yapılıyorsa, bu ekmekler belli merkezlerde toplanarak (bu belediyelerce olabilir), fırınlarda peksimet haline getirilerek Birleşmiş Milletler vasıtasıyla fakir ülkelere gönderilebilir. Aslında bunlar da büyük rakamlar ortaya koyacaktır. Yapılan bir araştırmada orta büyüklükteki bir lokantada günlük artık olarak atılan ekmek ortalama 10 kg.dır Büyük bir şehirdeki 1000 lokantadan toplanabilecek ekmek miktarı günlük 10 tondur.

Bizim basit gördüğümüz ve farkına varamadığımız bazı hususlar hem maddî ve hem manevî kayıplara sebep olur. Bir Alman generali şöyle diyor: "Siz Türkler muazzam işler yaparsınız, fakat küçük işleri ihmal edersiniz."

Bütün dünya ve millet olarak gıdalarımızı israf etmeden tüketip; onları bize vereni düşünebiliyorsak, o zaman gerçek ve şerefli bir insan olacağız.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 15-08-2006   #22 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Sarımsağı Niçin Tüketmeliyiz?

Sarımsağı Niçin Tüketmeliyiz?
M. Ali KAŞLIOĞLU

Sarımsak bitkisinin gövdesi, yeşilimtırak; çiçekleri beyaz veya pembedir. Otsu kültür bitkilerinden olan sarımsağın Lâtince ismi Allium sativum L.dir. Otuz santimetre kadar büyüyebilen sarımsak bitkisi, nadiren tohum bağladığından, soğancıklarıyla üretilir.

Sarımsağın Kırgızistan bozkırlarından dünyanın diğer ülkelerine yayıldığı kabul edilmektedir. Mısır’da piramitlerin inşasında çalıştırılan kölelere hastalanmamaları için sarımsak yedirildiğine dâir belgeler bulunmuştur. Sarımsak, Haçlı seferleri sırasında Avrupa ülkelerine taşınmış ve bugün dünyanın her tarafında yetiştirilmektedir.

Sarımsak geçmişte gıda olarak tüketilmesinin yanında, enfeksiyonlara karşı antibiyotik olarak da kullanılmıştı. Günümüzde de AIDS ve kanser hastalıklarının tedavisinde bitki kaynaklı yeni ilâçlar bulma çalışmalarında sarımsaktaki aktif bileşikler incelenmektedir. Son araştırmalar, sarımsağın içindeki bazı kimyevî bileşiklerin sıtma ve kansere karşı koruyucu rol oynadığını göstermektedir. Bazı bilim adamları sarımsağı, önümüzdeki yılların mu’cizevî bitkisi olarak tarif etmektedir.

Kimyevî terkibi: Gıda olarak tüketilen sarımsak yumrusunda, şekerlerden sakkaroz ve glikoz; vitaminlerinden A, B, C, ve E; eterik uçucu yağlardan alliin, allicin, ve ajoen depo edilmiştir. 100 g sarımsağın, 136 kcal enerji, 6,1 g protein, 0,1 g yağ, 38 mg kalsiyum, 134 mg fosfor, 1,4 mg demir, 0,2 mg B1, 0,08 mg B2, 0,6 mg niasin ve 14 mg C vitamini ihtiva ettiği bulunmuştur. Sarımsakta bulunan alliin, allicin, thiosulfinatlar, gama-glutamylcysteine peptitleri gibi çeşitli kükürt bileşikleri, insan metabolizması için önemlidir. Sarımsağın kokusunu yukarıda belirtilen kükürtlü (sülfürlü) uçucu yağ asitleri vermektedir. Bazı kükürt bileşikleri, sarımsağın kullanıma hazırlanması sırasında uygulanan ezme, kesme, doğrama gibi işlemler neticesinde sentez edilir. Sarımsak içinde fıtrî olarak sentezlettirilen alliin molekülü, hücre içerisindeki vakuollerde bulunan allicinase enzimi vasıtasıyla (sarımsağın ezilmesi neticesinde) allicine dönüştürülür. Allicin, sarımsağın biyolojik faydalarının oluşmasında vazife alan kimyevî moleküllerden biridir. Bu açıdan alliin, sarımsağın tabiî kimyevî bileşenlerinden iken, allicin sarımsağın mekanik olarak ezilmesi neticesi üretilen kimyevî bileşiktir.

Antimikrobiyal özelliği: Araştırmalar, sarımsaktaki kimyevî bileşiklerin çeşitli mikroorganizmalara karşı antimikrobiyal tesire sahip kılındığını ortaya koymuştur. Meselâ uçucu yağlardan olan alliin ve onun enzimatik reaksiyonla parçalanması neticesi meydana gelen allicin mikroorganizmaları öldürücü hususiyetlerle donatılmıştır. Bu madde pek çok bakteri ve mantarın çoğalmasının engellenmesinde vazifelidir. Bir başka uçucu yağ olan ajoen de, mantar öldürücü veya çoğalmalarını engelleyici tesirlerle donatılmıştır. Kükürt ihtiva eden bu maddelere aynı zamanda anti-tümör hususiyeti de verilmiştir.

Sarımsak ve kan yağları: Kanda kolesterol ve trigliserid seviyelerinin yüksek seyretmesi, damar tıkanıklığına bağlı hastalıklar için önemli risk faktörlerinden biridir. Damar tıkanıklarının pek çok kişide yürürken veya koşarken ağrılara ve kramplara yol açtığı bilinmektedir. Araştırmalar sarımsağın kandaki kolesterol ve trigliserid miktarının düşürülmesinde rol oynadığını göstermektedir. Düzenli olarak belirli miktarlarda tüketilen sarımsağın faydalı kolesterol olarak bilinen HDL seviyesinin yükselmesine, serum LDL kolesterol ve trigliserid seviyesinin düşmesine vesile olduğu rapor edilmiştir. HDL kolesterol, vücuttaki kolesterolün karaciğere taşınmasına yardımcı olan kargo molekülü olup, kalb-damar hastalıkları riskinin azaltılmasında rol oynar. Kandaki serbest radikaller, zararlı kolesterol olarak bilinen LDL’yi oksitleyerek LDL’nin damarların iç yüzeyine yapışmasına sebep olurlar. Bu durum, sonunda damar sertliğine ve daralmasına yol açar. Sarımsağın kimyevî terkibinde bulunan allicin, diallildisulfid ve dialliltrisulfid gibi bileşikler, antioksidan enzimler olan glutatyon-peroksidazı ve glutathio-disulfidreduktaz enzimlerinin aktivasyonuna sebep olurlar. Neticede kandaki serbest radikaller, zararsız hâle getirilir. Vücudumuzdaki antioksidan enzim sistemlerini uyarıcı bileşiklerin depolandığı sarımsak, kalb-damar hastalıklarından bizleri korumaya vesile olan tabiat eczahanesindeki önemli fıtrî ilâçlardandır. Sarımsağın içinde depolanan bazı kimyevî maddelerin, kan pıhtılarının damar çeperine yapışmasında ve kanın pıhtılaşmasında rol alan fibrin teşekkülünü engellediği tahmin edilmektedir. Ayrıca sarımsağın kolesterolün karaciğerde parçalanmasında vazifeli kimyevî reaksiyonlara da müdahil olduğu ve karaciğerde kolesterol sentezinin azaltılmasında da rol oynadığı tahmin edilmektedir.

Son 20 yıldır dünya çapında önemli üniversite klinikleri tarafından sarımsak üzerinde takriben 2.500 araştırma ve tedavi denemesi yapılmıştır. Meselâ 32 değişik araştırmada allicin miktarı standart sarımsak tozu tabletlerinden günde 1-2 tane olmak üzere 16 hafta süre ile deneklere verilmiş; sarımsağın kolesterol ve trigliseridleri düşürücü tesiri araştırılmıştır. Çalışma sonunda deneklerin kolesterol seviyesinde % 6-21, trigliserid seviyelerinde ise % 11-24 arasında düşüş kaydedilmiştir. Birçok çalışmada da benzer neticeler alınması, sarımsağın kanda HDL seviyesinin artmasına ve LDL seviyesinin de düşmesine vesile olduğu kanaatini güçlendirmiştir.

Sarımsak kanser ve bağışıklık sistemi: Kanserin teşekkülünde ve tedavisinde bağışıklık sistemine önemli rol verildiğine dâir binlerce delil vardır. Bağışıklık sistemi, vücuda zarar verebilecek mikroorganizmalara veya herhangi bir faktöre karşı, vücudumuza yerleştirilmiş ve biz farkında olmadan işletilen bir müdafaa sistemidir. Bağışıklık sisteminde birçok hücre vazife almasına rağmen, bunlardan fagositler ve lenfositler en önemlilerindendir. Fagositler, vücudun kendisinden olmayan, yabancı olarak gördükleri her şeye saldırır. Fagositlerin erleri olarak tabir edilen nötrofiller, kan içinde çok hızlı hareket ederek düşmanı gördükleri zaman amip gibi kollar uzatıp etrafını sarar ve kimyevî silâh gibi iş gören sindirim enzimlerini üzerine salgılarlar. Bağışıklık sisteminin herhangi bir sebeple zayıflaması durumunda, kanser hücrelerinin fark edilip, imha edilmesinde problemler yaşanmaya başlar. Bunun neticesinde kanser hücreleri hızla artar. Bu yüzden birçok araştırmacı, kanseri, bağışıklık sisteminin zayıflamasının yol açtığı bir hastalık olarak görmektedir.

Sarımsak; vücudumuzu, kanser dahil, bütün yabancı saldırılardan korumada vazifelendirilmiş, bağışıklık sisteminin de güçlenmesine destek olan bileşiklerle donatılmıştır. Yapılan son çalışmalar sarımsak özünün kanserin gelişmesinin baskılanmasında rol aldığını ortaya koymaktadır. Meselâ sarımsak özütünün, doza bağlı olarak farelerde sarkom (yumuşak doku tümörü) hücrelerinin gelişmesini ve sarkom hücre metastazını inhibe ettiği (durdurduğu) gösterilmiştir. Sarımsakta bulunan ajoenin, lösemili (kan kanseri) hastalarda, kanserli hücrelerin ölümünü uyardığı ve hızlandırdığı ortaya konulmuştur. Sarımsağın akyuvarlarda sitokin üretimini baskıladığına ve iltihabî kemik hastalıklarında tedavi edici olarak kullanılabileceğine dâir çalışmalar vardır. Sarımsak, lifli bir ürün olduğundan kanseri tetikleyici nitrozamin gibi N-nitrozo bileşiklerinin oluşumunu azaltıcı rol oynar. Sarımsağın, yemek borusu, mesane, mide ve bağırsak kanserini önleyici tesirleri olduğuna dâir araştırmalar vardır. Bir çalışmada fazla sarımsak yemenin, bağırsak kanserine yakalanma riskini % 35 düşürdüğü bulunmuştur. Dünyada sarımsağın en fazla tüketildiği ülke Bulgaristan’dır. Bu ülkede kanser ve damar sertliğinden ölenlerin sayısı, Avrupa’ya nazaran 6-7; ABD’ye nazaran 10 misli daha düşüktür. İsveç hükümeti çocuk felcine karşı koruyucu özelliği olduğu için, okula giden çocuklara yıllardır sarımsak yedirme gayreti içindedir.

Sarımsağın gerek antioksidan enzimleri uyarıcı özelliği, gerekse de sinir hücrelerini tahrip edici kaspaz-3 enzimlerinin aktivasyonunu durdurucu bileşiklere sahip olması, sinir hücrelerinin ölümlerinin engellenmesinde rol oynayabilir. Nitekim alzhemir gibi önemli derecede nöron kaybının görüldüğü sinir sistemi hastalıklarında, sarımsak olumlu neticeler vermiştir.

Kullanma şekli:
Sarımsak taze veya kurutulmuş olarak kullanılabileceği gibi, kokusuz sarımsak tableti olarak da kullanılabilir. Sarımsaktan âzamî istifade yolunun çiğnenerek yenmesi olduğu noktasında bilim adamları hemfikirdir. İnsanların çoğu, kokusu yüzünden sarımsağı tüketmekten çekinmektedir. Batı’da bilim adamları kokusu azaltılmış sarımsak tabletleri geliştirerek sarımsağı bir ilâç olarak tüketime sunmuş ve Batı insanı bunu kabullenmiştir. Kokusuz sarımsak tabletinin üretimi kokuyu veren sülfür bileşiklerinin klorofille maskelenmesi neticesinde gerçekleştirilmiştir. Sarımsağın nahoş kokusundan çekinenlere sarımsağı, tablet şeklinde almaları tavsiye edilmektedir. Her gün sarımsak yemek mecburiyetini ortadan kaldıran tabletler, bağırsaklarda eridiği için de ağıza ve nefese koku vermez. Tamamlayıcı tıp açısından kalb sağlığını koruyucu tavsiye listesinin ilk başlarına Almanlar, sarımsak tabletlerini koymaktadır. 25 mg’lık kokusuz sarımsak tabletleri, bir diş sarımsağa eşdeğerdir. Yemeklerle beraber günde bir veya iki defa iki tabletin çiğnenmeden su ile birlikte alınması, koruyucu hekimlik açısından tavsiye edilmektedir.

Kurutulmuş sarımsağın üç veya dört dişini soyup, ince ince kıydıktan sonra bir bardak su ile alınması durumunda, faydası, tablete kıyasen daha fazla olmaktadır. Zîrâ sarımsağın bu şekilde tüketimi, bağırsaklardaki zararlı bakteri ve mantarları da yok etmeye vesile olur. Sarımsak çiğnenerek yenildiği taktirde, içindeki müessir (etkin) maddelerin tesiri en üst seviyede olduğundan, kanser riskini azaltıcı rolü daha belirgin hâle gelmektedir. Pişirilmiş sarımsakta allicin bozulduğundan, sarımsağın antibiyotik özelliği kaybolmaktadır. Sarımsağın bu kadar faydalı özelliklerini öğrendikten sonra, aşırı tüketecek olursanız, bazı yan tesirlerine mârûz kalabilirsiniz. Meselâ çok fazla çiğ sarımsak tüketimi, sindirim sırasında bağırsak gazlarına ve bağırsak mukozasındaki normal floranın zarar görmesine yol açabilir. Pişen yemeklere sarımsak atıldığında, yemek buharı ile nahoş kokuyu veren bileşikler kaybolmaktadır.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 16-08-2006   #23 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Üzüm Enerji VE Şifa Kaynagı



ÜZÜM ENERJİ VE ŞİFA KAYNAGI

Herkes günlük olarak 5-6 tane üzüm tüketse, enerji ihtiyacını karşılar.
Üzümün yaş veya kuru şekilde yenmesinin, vücuda önemli ölçüde yarar sağlar.
Üzüm içersindeki şeker, sodyum, demir, potasyum, kalsiyum gibi maddelerin yanı sıra A, B1, B2 ve C vitaminleri sayesinde, üzümlerimiz adeta şifa kaynağı durumundadır. Üzümlerin yaş olarak yenilmesi, rejim yapanlar için iksirdir. Aynı zamanda dişlerin temizliğinde de önemli rol oynamaktadır. Üzümler, enerji kaynağıdır. Yaşı ve kurusu, kan yapıcı özelliği bulunmaktadır.

Üzümler, günlük olarak yenildiğinde sindirim sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlar. Yaş ve kuru üzüm de, aynı zamanda çocukların zekalarının gelişmesinde önemli bir faktördür. Kalp krizi riskini azaltmaktadır. Karaciğer hastalıklarıyla kansızlığa iyi gelmektedir. Üzümlerimizin, aynı zamanda yüksek tansiyonu da dengede tuttuğu tıbben bilinmektedir. Kanımızın temizlenmesinde etkinlik sağlamaktadır. Üzüm sayesinde, doğum kontrol haplarının yan etkileri azalmaktadır.

Özellikle kış aylarında kuru üzümün yenmesi halinde, vücuttaki ısının yükseldiği ve enerji verdiğini için Öğrencilerimiz, sınavlardan önce 5-6 tane kuru üzüm yediklerinde, vücutlarındaki kan şekeri yükselir ve sınav heyecanını kaybolur. Ülkemizde, binlerce dekarlık alan üzerinde üzüm yetiştirilmesine rağmen, ülke olarak üzüm tüketiminde Avrupa'nın gerisindeyiz.

Bunlar Üzümün Faydalarından Bir Kaçıydı
NOT: Bu Bir HaBer den alınıp biraz degişiklige ugramıs tır.Bilginize...
TeseKKürleR.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 17-08-2006   #24 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Brokoli Gıda mı Şifa mı?

Brokoli Gıda mı Şifa mı?
Dr. Musa SARAÇOĞLU
Beyaz lâhana, karnabahar ve Brüksel lâhanası gibi sebzelerin de içerisinde yer aldığı “Cruciferae” ailesinin bir üyesi olan brokoli “Brassica oleracea var italica”, son yıllarda tıbbî araştırmalara konu olması ve çeşitli hastalıkların tedavisi ve önlenmesinde rol oynadığının gösterilmesi sebebiyle adından sıkça bahsettiren bir bitkidir. Bilhassa İtalya ve Fransa gibi Kuzey Akdeniz ülkelerinde yetiştirilir. Amerika Birleşik Devletleri’nde brokoli tüketiminin son 25 yıl içerisinde % 940 oranında arttığı bildirilmektedir. Ülkemizde ise, son yıllarda tanınmaya başlanmış olup üretim ve tüketimi giderek artmaktadır. İnsan sağlığına olan katkıları anlaşıldıkça brokoliye olan talebin daha da artması beklenmektedir.
Daha çok ılıman iklimlerde yetişen brokoli, ülkemizde en fazla Ege Bölgesi’nde yetiştirilmekte olup hasadı Ekim–Nisan ayları arasında yapılmaktadır. Bir yılda üç–dört defaya kadar ürün verir. Tarım Bakanlığı istatistiklerine göre yıllık 5 tonluk üretimi ile ülkemizde en az üretilen bitkilerden birisidir.
Şimdi brokoli bünyesinde bulunan maddelere ve bunların insan vücudundaki görevlerine göz atalım.
Glukozinolatlar: Bitki hücresinin vakuol denilen bölümlerinde bulunan bu maddeler hücre içerisindeki mirozinaz enzimi ile etkileşerek içerisinde indoller ve izotiyosiyanatların bulunduğu bir grup maddeye dönüşürler. Glukozinolatların özellikle karaciğer kanserinin gelişmesine engel olduğu bildirilmektedir.
İndoller: Bitkisel hormonlardır. İnsan vücudunda hormon dengesinin düzenlenmesinde rol oynayabilmektedirler. Özellikle tümör oluşumunda rol oynayan bir çeşit östrojen hormonunun oluşumuna engel olmaktadırlar. Bu grup içerisinden tesirleri incelenen indol–3–karbinol maddesinin özellikle meme kanserinin oluşmasını engellediği ileri sürülmektedir.
Sülforafen: Bağışıklık sistemi üzerinde tesirleri olan bir maddedir. Çimlendirilmiş brokoli tohumlarında brokoli sebzesine göre 50 kat daha fazla bulunmaktadır. En önemli özelliklerinden birisi vücutta kanser ile savaşan enzimlerin yapımını artırmasıdır.
C vitamini: Brokoli yüksek oranda C vitamini ihtiva eden bir bitkidir. C vitaminin vücuttaki önemli görevleri arasında bağışıklık sistemini güçlendirmesi, oksidasyondan koruması, kolesterol düzeyini kontrol etmesi, demir emilimini artırması, bağ dokusunu güçlendirmesi, çeşitli hastalıkların iyileşmesini hızlandırması sayılabilir.
Beta–karoten: Brokoli bünyesinde bol bulunan maddelerden birisi olan beta–karoten; bağışıklık sistemini güçlü tutar, üreme fonksiyonu, doğurganlık ve emzirme üzerine tesirleri vardır, protein sentezi için gereklidir, bazı kanserlerin oluşumunu engelleyebilmektedir, göz sağlığının düzenlenmesinde rol almaktadır, kemik oluşumu ve büyümesi için gereklidir ve oksidasyonun zararlı tesirlerinden korumaktadır.
Selenyum: Glutatyon peroksidaz denilen bir enzimin yapısına girer. Çok güçlü bir antioksidandır. Hücre duvarını ve kırmızı kan hücrelerini oksidasyonun vereceği zararlardan korur. Bağışıklık sistemini güçlendirir.
Ditiyoltiyonlar: Karnabaharımsı bitkilerde bulunan ve kanserin oluşumunun engellenmesinde rol aldığı düşünülen maddelerden birisidir.
Karotenoidler: A vitamini ile ilgili bir grup maddedir. Bu grubun en tanınmış üyesi beta–karotendir.
Quersetin: Antioksidan özellikli bir biyoflavonoiddir. Kansere yol açan çeşitli maddeleri engelleyici bir özelliği vardır. İnsan vücudundaki bazı tümörlerde apopitozis denilen programlanmış hücre ölümünü uyardığı gösterilmiştir.
Lutein: Beta karotene benzer bir maddedir. Yeşil yapraklı bitkilerde bulunur ve antioksidan tesir gösterir. Özellikle mavi, yeşil ve ela gözlü insanlarda gözü güneşin zararlı tesirlerinden korur.
E vitamini: Güçlü bir antioksidandır. Kolesterolün zararlı tesirlerinden kalbi korur. Doğal olarak kanı sulandırıcı tesirleri vardır.
Brokolinin özel selülozik yapısı: Brokolinin kendine özgü bir lif yapısı vardır. Bu yapı bağırsaklardaki zehirli maddeleri ve ağır metalleri uzaklaştırarak koruyucu tesir gösterir.
Brokolinin beslenme açısından iyi bir besin olduğu ve sofralarımızdan eksik edilmemesi gerektiği aşikâr bir durumdur. Ancak hastalıkların önlenmesi ve tedavisi için kullanılması konusunda başlıca iki yaklaşım söz konusudur.
Birinci yaklaşım Prof. Dr. İ. Adnan Saraçoğlu tarafından önerilen doğal kullanım şeklidir. Bu araştırmacı brokolinin basit bir yöntemle günlük olarak hazırlanan kullanım şeklini önermektedir. Hastalıklardan koruyucu ve tedavi edici tesirinin en üst düzeyde olması için brokolinin taze ve bütün olarak kullanılmasını önermektedir. Brokoliden elde edilecek maddelerin ilâç hâline getirilmesine ve bir ticarî meta hâline dönüştürülmesine karşı çıkmaktadır. Özellikle iyi huylu prostat büyümesi ve prostat iltihabına karşı önerdiği kullanım şekli internetteki kişisel web sayfasından öğrenilebilir.
İkinci yaklaşım şekli ise özellikle Prof. Dr. P. Talalay tarafından önerilmekte olan aktif madde kullanımıdır. Bu kullanım şekli brokoli içerisindeki aktif maddelerin ayrıştırılmasına, bunların sentetik yollardan çok miktarda üretilmesini ve ilâç şekline getirilerek piyasaya sürülmesini öngörmektedir.
Bu iki kullanım şeklinin de avantajları ve dezavantajları zamanla daha da belirginleşecektir. Biz şimdi de brokoli ile yapılmış çok sayıda deney ve klinik çalışmasına göz atalım.
ABD Tarım Bakanlığı Tarım Araştırmaları Servisi’nden J. W. Finley ve arkadaşları brokoli ile ilgili olarak bir seri araştırma yapmışlardır. Yayınladıkları ilk iki makalede farelerde brokolinin kalın bağırsak kanserinin oluşumuna karşı engelleyici bir tesir gösterdiğini bildirmişlerdir. Ayrıca meme kanseri oluşumunu engelleyebileceği konusunda ipuçları elde etmişlerdir. Bu tesirin brokolideki yüksek selenyum miktarına bağlı olabileceğini düşünerek yaptıkları başka bir çalışmada, tuz şeklinde alınan selenyum ile brokoli yapısındaki selenyumun tesirini karşılaştırmışlardır. Bu çalışma sonucunda da tuz şeklinde alınan selenyumun bağırsaklardan hızla emilip hızlı bir şekilde idrara geçtiğini; brokoli yapısındaki selenyumun ise çok az emilerek brokoli lifleri içerisinde kalarak kalın bağırsaklara kadar ilerlediğini gözlemişlerdir. Bu gözlemlerine dayanarak brokoli yapısındaki yüksek selenyum oranlarının kalın bağırsak kanserine karşı koruyucu tesir gösterdiğini ileri sürmüşlerdir.
ABD’deki Johns Hopkins Üniversitesi’nde P. Talalay ve ekibi uzun yıllardan beri brokoli üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Bu ekip brokolinin kanser önleyici tesirinin brokolideki sulforafen denilen maddelere bağlı olduğunu düşünmektedir. Bu maddelerin çimlendirilmiş brokoli filizlerinde çok yüksek oranda bulunmaları nedeniyle çalışmalarında çoğunlukla bu filizlerden hazırladıkları tabletleri kullanmışlardır. Fareler üzerinde yaptıkları çalışmalarda brokolinin başta meme ve kalın bağırsak kanseri olmak üzere çeşitli kanserlerin oluşumunu önleyici tesire sahip olduğunu göstermişlerdir. Brokolinin kimyevî yapısını detaylı bir şekilde incelemişler ve ayrıca sağlıklı gönüllüler üzerindeki tesirlerini de araştırmışlardır. Bu çalışmaları ile hastalar üzerinde yapılabilecek çalışmalara ışık tutacak bilgiler sağlamışlardır.
Danimarka’daki Roskilde Üniversitesi’nden O. Vang ve ekibi brokolinin fareler üzerindeki tesirlerini inceleyerek özellikle hangi maddenin tesirli olduğunu anlamaya yönelik araştırmalar yapmışlardır Brokolinin değişik hazırlanış ve kullanım şekillerinin farklı tesirler gösterdiğine dikkat çekmişlerdir.
Brokolinin insanlar üzerindeki kullanımı ile ilgili ilk önemli çalışmalardan birisi Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılmıştır. Bu çalışmada endoskopik incelemelerinde kalın bağırsak polibi (iyi huylu tümör) bulunan 459 hasta ve 507 sağlıklı kişi incelenmiştir. Hasta ve sağlıklıların bir kısmına brokoli verilirken bir kısmı hiçbir şekilde brokoli tüketmemiştir. Brokoli kullanan kişilerde kalın bağırsak kanseri gelişme oranı brokoli kullanmayanlara göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur.
Almanya, Belçika, İtalya ve İngiltere gibi ülkelerde de brokoli ile ilgili çeşitli çalışmalar yapılmakta ve sonuçları yayınlanmaktadır. Genel olarak brokolinin faydası üzerinde fikir birliği vardır. Ancak hangi kullanım şeklinin daha faydalı olacağı ve hangi mekanizmalarla vücutta tesir gösterdiğini açıklayabilmek için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.
Brokolinin bizi en çok ilgilendiren yönü iyi bir gıda olmasıdır. Tarım Bakanlığı ihtiyaç fazlası ürün veren fındık, tütün ve şeker pancarı alanlarında sınırlandırmaya gidilmesini ve bu ürünlere alternatif ürünlerin ekiminin yapılmasını tavsiye etmektedir. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi tütün alanlarında alternatif ürün olarak brokoli tarımı yapılması konusunda bir çalışma yapmıştır. Eşme İlçesi’nde gerçekleştirilen bu çalışma brokoli tarımının çok kârlı bir alternatif olduğunu göstermiştir. Öyle görülüyor ki yıllardır insanları zehirleyerek çeşitli hastalıklara yol açan tütün gibi zararlı bir bitkinin yetiştirilme alanları bu kez de insanlığın faydası için çok çeşitli özellikler gösteren brokoli ile tanışacaktır.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 17-08-2006   #25 (mesaj-linki)
Mystic@L - avatarı
Cvp: Gıdalar Ve Sağlıklı Beslenme






Vitamin ve mineral deposu: Aşure
Türk mutfağının vitamin ve enerji bakımından en sağlıklı ve besleyici tatlısı aşuredir.

Türk ve İslam mutfağının geleneksel yemek kültüründe yer alan ve bazı özel günlerde hazırlanan aşurenin, içinde bulunan vitaminler, mineraller ve protein nedeniyle özellikle çocuklar için önemli bir besin kaynağı olduğu bildirildi.

Gıda Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Ramazan Çelebi, yaptığı açıklamada, Hicri takvime göre Muharrem ayının onuncu gününe denk gelen Aşure Günü'nde evlerde hazırlanan aşure çorbasının, Türk mutfağının önemli damak tatları arasında yer aldığını söyledi.

Aşure günlerinde birçok ev kadınının aşure hazırlayarak, komşu ve dostlarına ikram ettiğini belirten Çelebi, şöyle dedi:

"Aşure gününde birçok peygamberin hayatında önemli ve olumlu olaylar olduğuna inanılır. Bu günde, peygamberlerin ve onlara inananların çok büyük sıkıntılardan, zulümlerden, baskılardan kurtulduğuna inanılır. Bu nedenle de aşure günlerinde her mutfakta sabahın erken saatlerinde aşure çorbası hazırlanmaya başlanır."

Çelebi, aşure yapma ve dağıtma geleneğinin her yıl sürdürüldüğünü ifade ederek, şunları kaydetti:

"Aşurenin yapılış şekli bölgeye göre değişiyor. Ancak genel olarak, buğday, nohut, fasulye, kuru üzüm, kayısı, badem ve ceviz gibi 10'a yakın baklagil, meyve ve sert kabuklu yiyecekler katılıyor. Bunun dışında bazı bölgelerde haşhaş, susam, nar, kenevir, kuru elma ve portakal gibi malzemeler de eklenebiliyor. Türk mutfağının vitamin ve enerji bakımından en sağlıklı ve besleyici tatlısı aşuredir. Tahıl ve kuru baklagiller birlikte kullanıldığı için protein, kuru meyveler kullanıldığı için de yoğun vitamin barındırır."

Aşure çorbasının içinde sadece bitkisel yağlar olduğu için de kolesterolün bulunmadığını bildiren Çelebi, katılan tüm besleyici malzemeler sayesinde aşurede B2, B1, C, A vitamininin yanı sıra bol miktarda demir, çinko, fosfor, kalsiyum ve sodyum içerdiğini belirtti.

Tüm bu vitamin değerleri nedeniyle aşurenin sağlık için daha sık tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Çelebi, şunları söyledi:

"Aşure, özellikle çocuklar için büyük bir enerji kaynağıdır. Tatlı olarak çocukların kolaylıkla tüketmesi sağlanabilecek aşure, vücut direncini artıracaktır. Vitamin ve mineral deposu olan aşure, vücudun daha dirençsiz kalabildiği bu dönemlerde mutlaka tüketilmelidir. Kış aylarında soğuk ve hastalıklara karşı gerekli olan enerji, vitamin ve minerallerin önemli kısmı aşurede bulunuyor."




  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 26-08-2006   #26 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Gıda Zehirlenmelerine Karşı Uyarıyoruz

Gıda Zehirlenmelerine Karşı Uyarıyoruz
Gıda zehirlenmeleri konusu çok sık gündeme gelen bir konu. Gıda zehirlenmeleri sizi korkutmasın, bu konuda bazı basit kurallara dikkat etmeniz ve uymanız yeterli olacaktır. Birçok kez gıda zehirlenmelerinde sorumlu bakteri ve virüsler sadece hafif bir mide ağrısına neden olurlar. Patogen adı verilen bu virüsler genellikle et ve tavuk eti, yumurta, yumurta ürünleri (mayonez gibi) kabuklu deniz ürünleri, pirinç ve yumuşak peynirlerde bulunur. Gıdalar hazırlanış sürecinin herhangi bir bölümünde bozulabilir. Kesim yerine, depolarda, nakliye sırasında, satış yerlerinde ya da evde… Gıdaların nerede bozulduğunu anlamak bazen mümkün değildir. Gıdalardan tüm patogenleri ortadan kaldırmak için 70 derecede ısıtmak gerekmektedir. Ancak ısıtma işlemi herçeşit gıda için geçerli olmaz. Bunun için bir takım tedbirleri önceden almakta yarar vardır. Biraz dikkat ve takiple aldığınız her türlü yiyeceğin evinize taze olarak girmesini sağlayabilirsiniz. Alışveriş yaptığınız yerde ilk dikkat etmeniz gereken nokta personel yapısına ve ağına sahip olmayan işletmenlerin, kaliteli mal ya da hizmet sunabilmeleri beklenemez. İşte size aileniz için alışveriş yaparken birtakım kurallar ve ipuçları…
Süpermarketlerde Dikkat Edeceğimiz Konular;
-
Alacağınız ürünlerin son kullanma tarihlerine mutlaka bakın, son kullanma tarihi geçmiş ürünleri almayın ve satıcıyı da bu konuda uyarın.
- Üreticisi ve markası belli olmayan ürünleri kesinlikle tercih etmeyin. Ayrıca gıda maddeleri üreticisinin Sağlık Bakanlığı onaylı olmasına özen gösterin.
- Ürün çeşidinin bol ve sürümünün fazla olduğu yerleri tercih etmeye çalışın, bu sizin taze yiyecek bulma olasılığınızı arttıracaktır.

Satıcılar
-
Giysileriniz temiz olmalıdır.
- Yiyecek ile doğrudan temas edilen bölümlerde el yıkama yerleri bulunmalı, yiyecekleri paketlerken hijyen kurallarına uyulmalıdır.
- Bulaşıcı bir hastalık söz konusu olmamalıdır.

Çevre
-
Raflar, yerler, kasalar temiz olmalıdır.
- Kapalı raflardaki yiyecekler böceklerden koruma için paketlenmiş olmalıdır.
- Marketteki ışıklandırma, ısıtma ve soğutma sistemi yeterli düzeyde olmalıdır.

Şarküteri’de Dikkat Etmemiz Gerekenler
Tazelik
-
Şarküterilerde paketlenmemiş halde satılan ürünlerde son kullanma tarihleri bulunmaktadır. Bu tür yiyeceklerin ne zaman hazırlandığını satıcılara sormadan almayın.
- Üzerleri kurumuş, posa tutmuş yiyecekleri almayın.
- Alacağınız besin maddesinin genellikle parlak va canlı görünümlü olmasına dikkat edin.

Saklama Koşulları
-
Şarküteri ürünleri ambalajlı olmadığından mutlaka kapalı ve soğutuculu dolaplarda saklanıyor olmalıdır
- Kokulu gıda maddeleri (sucuk, salam, sosis, pastırma vb.) ayrı bir soğutuculu dolapta salanıyor olmalıdır.
- Ürünlerin saklandığı dolaplarda fazla ısı veren ışıklandırma sisteminin olmaması gerekmektedir.
- Satılan tüm ürünlerin üzeri kapalı olmalıdır.

Satıcılar
-
Koruyucu önlük giymeli ve temiz olmalıdır. Satıcının saçı uzun ise arkadan bağlanmış veya koruyucu kullanıyor olmalıdır.
- Plastik eldiven kullanılmalı ve yiyecekleri verirken temiz aletler kullanılmalıdır.
- Pişirilmiş ya da çiğ yiyecekler için ayrı ambalaj kapları kullanılmalıdır.
- Et ve peynir ayrı bıçaklar ile kesilmelidir.

Kasap’ta Dikkat Etmemiz Gereken Konular
-
Et ve et ürünlerinin üzerinde son kullanma tarihi yoktur, bu yüzden etin ne zaman kesildiğini sorun.
- Soğutucu dolapta saklanmayan eti kesinlikle satın almayın, kasabın tezgahının, kasap dükkanının, dolaplarının, yerlerinin mutlaka temiz olmasına dikkat edin.

Balıkçı’da Dikkat Etmemiz Gereken Konular
-
Unutmayın ki taze balık kesinlikle kokmaz.
- Balığın yüzgeçleri ve gözleri parlak, eti sıkı ve yumuşak olmalıdır kabuklu deniz ürünlerini balıkçıya geldiği gün alınız taze balık, buz ve etrafın temiz olmasına dikkat edin. Balık temizlendikten sonra hemen çevre temizliği yapılmalıdır.

Mutfakta Alınması Gereken Önlemler
Mutfağunızda basit bir takım kurallara uymanız ve dikkat etmeniz evdeki gıda zehirlenmelerinin önlenmesinde büyük önem taşımaktadır.

Buzdolabı
Dereceyi kontrol edin. Buzdolabı 2-5, dondurucu ise –18 derece olmalıdır. Et ve tavuğu alt raflarda saklayın, akan su ve diğer ürünlerin bozulmasına neden olabilir. Donmuş ürünleri buzdolabmda çözün, tavuk etini pişirmeden önce iyice çözünmüş olmasına özen gösterin. Çözündürdüğünüz et, sebze gibi gıdaları ikinci kez buzluğa koymayın. Yeni aldığınız ürünü hemen buzdolabına yerleştirin. Çalıştığınız tezgahı ve aletleri kullanım sonrasında hemen temizleyin. Pişen yemek hemen yenmeyecekse soğutun ve buzdolabında saklayın. Yemekleri bir defadan fazla ısıtmayın. Çiğ yenecek tüm sebze ve meyveleri soğuk su ile yıkayın. Marul, maydonoz, roka, tere gibi sebzeleri bir yıkamadan sonra sirkeli suda bir sure bekletin ve sonra tekrar yıkayın. Sirkeli su bu sebzelerdeki mikropların yok olmasını sağlayacaktır.

Genel Kurallar
Evinizde kedi ve köpek besliyorsanız mutfaktan uzak tutun, sizin tabağınızdan yemesine izin vermeyin. Tezgahları daima temiz, çöp kutusunu kapalı tutun. Mutfakta kullanılan bezleri sık sık değiştirin.

Lokantada Yemek
Bir lokantanın sağlığa uygun hizmet verip vermediğini bazı basit ayrıntılardan anlamanız mümkün. Masa örtüleri, peçeteler, servisler temiz olmalı, pişirilmiş yemekler bunun için tasarlanmış ısıtıcılarda saklanmalı. Yemeklerin saklandığı ortam ılık olmamalıdır, zira ılık ortam bakterilerin üremesi için uygun ortamdır. Servis yapan garsonlar ve diğer görevliler temiz olmalıdır.

Ayrıca en büyük özellik mutfağın düzenli ve temizlik koşullarına uygun olmasıdır. Gıda zehirlenmeleri ile karşı karşıya kalmamak ve sağlıklı beslenebilmek için satıcılarda bütün bu özelliklere sahip olamlı. Alışveriş için bu özelliklere sahip olmayan uygunsuz koşullarda satış yapan satıcılardan uzak durmalı, onları uyarmalıyız. Uyarılarınız dikkate alınkıyorsa İl Sağlık Müdürlüklerine şikayetlerinizi bildiriniz
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 27-08-2006   #27 (mesaj-linki)
kompetankedi - avatarı
Cvp: Gıdalar Ve Sağlıklı Beslenme



SALATALIK MUCİZESİ..

Karaciğeri ve böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktüren salatalığın idrarla birlikte vücuttaki üre asidi ve ürat tuzlarını eritip dışarı attığı belirtildi.
27 Ağustos 2006 Pazar 11:57

MUAMMER AY
SAMSUN - Karaciğeri ve böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktüren salatalığın idrarla birlikte vücuttaki üre asidi ve ürat tuzlarını eritip dışarı attığı belirtildi.
Tüketici Hakları Derneği Samsun Şubesi Başkanı ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. M. Emin Dinççağ, salatalığın kanı temizlediğini, karaciğeri ve böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ifade ederek, idrarla birlikte vücuttaki üre asidi ve ürat tuzlarını eritip dışarı attığını söyledi. İçeriğindeki bol kükürtle kanı temizleyen salatalığın ciltteki ter bezlerini de çalıştırdığını kaydeden Dr. Dinççağ, "Salatalık bol vitamin ve madeni madde verdiği için cildin taze ve pürüzsüz olmasını sağlıyor. Cildi bir tonik kadar temizliyor. Et yemeklerinin verdiği susuzluğu kesiyor. Sıcak bir havada, iç ısısı dış ısıdan 20 derece daha düşük olduğundan serinletici özelliğe sahip. Kabızlığı önlediği gibi, böbrek ve kalp hastalıklarında vücutta biriken suyun atılmasına yardımcı oluyor. Kalp hastalıkları ve enfeksiyonlara karşı etkili olan salatalık, vücudun enfeksiyonlara karşı dayanıklılığını artırarak kolesterolü düşürüyor" diye konuştu.

Son Düzenleyen Pasakli_Prenses; 22-12-2008 @ 20:12.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 01-09-2006   #28 (mesaj-linki)
Avatarı Yok (No Avatar)
Cvp: Gıdalar Ve Sağlıklı Beslenme

ÜZÜM ÇEKIRDEĞI

Üzüm Çekirdeği Avrupa'da ilaç niyetine satılıyor. Mucizevî çekirdek
ödemden,nezleye kadar bir çok hastalığın tedavisinde kullanılıyor. Üzümün çok
faydalı olduğu bilinir. Özelliklede zihin açıcı yönü ile sınavlardan önce
kuru üzüm tavsiye edilir. Ama birçoğumuz üzümü yerken çekirdeğinden
muzdarip oluruz. Onu tüketmez, atarız. Hatta marketlerde en çok çekirdeksiz üzümler
rağbet görür. Halbuki üzümün çekirdeği bugün birçok Avrupa ülkesinde ilaç
niyetine, tabletler halinde satılıyor. Yavaş yavaş Türkiye'de de
yaygınlaşmaya başlayan üzüm çekirdeği, yakında bütün eczanelerdeki yerini
alacak gibi. Bu çekirdeğin en önemli faydası kan damarı onarıcısı olması.
Kan damarları insan için hayati önem taşıyor. Başınızdan ayak uçlarınıza
kadar her doku kanla beslenir. İncecik kılcal damarlardan, geniş
atardamarlara kadar, karmaşık kan damarları ağı sizin yaşam hattımızdır.
Eğer kan damarları yaşlanır, hastalanır, zayıflar, incelir ve kan
sızdırırsa, sağlığınız tehlikede demektir. Eğer oksijeni taşıyan kan düzgün
bir biçimde akmıyorsa kalp kasınız hasar görebilir. İşte üzüm çekirdeği,
zayıflamış kan damarlarını güçlendirip normal sağlıklarına döndürebilen,
dolaşım bozukluklarının düzeltebilen ve önleyebilen bir yapıya sahip.
Özelliği ise tamamen doğal olması... Çekirdek, damar hastalıklarını tedavi
ediyor. Zayıflamış kan damarlarının yapısını güçlendiriyor.
Ayrıca üzüm çekirdeği bilinen en güçlü antioksidan... Yapılan bazı
testlerde, E vitamininden 50 kat daha güçlü olduğu ortaya çıkmış. İlk
Fransa'da keşfedildi Üzüm çekirdeği 40 yıldır Avrupa'da, özellikle üzüm
bağlarının çokluğu ile bilinen Fransa'da etkili bir biçimde kullanılıyor.

Üzüm çekirdeği 1947 yılında Bordeaux Üniversitesi'nden emekli tıp profesörü,
Fransız Kimyacı Jack Masquelier tarafından keşfedilmiş.
Çekirdek ilk olarak hamileliğinden dolayı aşırı ödemi olan fakültenin dekanının eşine, dekan tarafından verilmiş.

Masquelier o günü şöyle anlatıyor;

"Kadın, şişmiş bacakları ile o kadar yorgun görünüyordu ki, güçlükle
yürüyebiliyordu. Yüzünden, çektiği acıları okumak mümkündü.
Ne yapabilirim de bu kadının acılarını dindirebilirim diye düşündüm.
Sonra dekanın eşine çekirdek verdiğini gördüm.
Dekanın eşi 48 saat içinde iyileşti. O halde, ben üzüm çekirdeğinde özel
bir şeyler olabileceğini düşündüm.

"1950'de üzüm çekirdeği Resivit olarak bilinen ve Fransa'da satılan ilk
damar koruyucu ilaç olmuş.

Doktor Masquelier ve meslektaşları, üzüm çekirdeğinin varis üzerindeki
etkisini doğrulayan dokuz deney yapmışlar. Bununla birlikte çekirdek, göz
kamaşması, gece körlüğü, maküler dejenerasyon gibi göz sorunlarının,
"Eğer düzenli olarak üzüm çekirdeği alırsanız, damar duvarlarınız
güçlenecektir." diyor Dr. Masquelier. Diş eti kanayanlar kullanmalı. Peki
üzüm çekirdeğine ihtiyacınız olup olmadığını nasıl öğreneceksiniz? Doktor
Masquelier'in konu ile ilgili görüşleri şu şekilde:

"Sabahleyin dişlerinizi fırçalarsınız ve diş etlerinizin kanadığını
görürsünüz. Ya da göz korneasında bir kan lekesi fark edersiniz. Veya
geceleri kendinizi yorgun hissedersiniz, baldırlarınız şişer, ödem olduğunu
fark edersiniz. Bu durumda damar zayıflığından muzdaripsinizdir ve üzüm
çekirdeği tüm bu patolojik mekanizmalarla mücadele eder.

"1995 yılında İtalya'da yapılan bir araştırmada 150 miligramlık üzüm
çekirdeğinin ağrıyı, yanma karıncalanma hissini ve atardamarların şişme
derecesini azaltmada, yaygın olarak kullanılan bir eczacılık ilacından daha
hızlı ve üzün sureli etkili olduğu bulunmuş. 1985 yılında da Fransa'da 92
hasta üzerinde yapılan kur kontrollü deney, 28 gün boyunca 300 miligram
üzüm çekirdeği almanın, ağrıyı, karıncalanma geceleyin giren bacak kramplarını
ve şişkinliği yüzde 50'den daha fazla azalttığını göstermiş. Üzüm çekirdeğini
diğer bir faydası ise gözlere... Gece görüşünde önemli olan parlak ısıların
neden olduğu göz kamaşmasını geçirmeye yardımcı oluyor.

Yine Fransa'da 100 denek üzerinde yapılan iki ayrı araştırmada 5 hafta
boyunca günde 200 miligram üzüm çekirdeği almanın parlak ısılara maruz
kaldıktan sonra görme keskinliğine yeniden kavuşma durumunu artırdığı
ortaya çıkmış. Ayrıca testlerde üzüm çekirdeği ürünün bir bilgisayar ekrani
karşısında çalışmanın neden olduğu göz gerilimini geçirdiği ve miyop
kişilerde retinanın işlevini ve duyarlılığını düzelttiği görülmüş.

Üzüm çekirdeğinin tansiyonu ve onun sonuçlarını düzenlemeye yardımcı
olabileceği de belirtiliyor. Araştırmaların gösterdiğine göre, yüksek
tansiyonlu insanlar genellikle çok geçirgen olan, zayıf kılcal damarlara
sahipler. Bu da onların kılcal damar kanaması geçirme ve göz retinasındaki
kan damarlarının yırtılma olasılıklarını artırıyor. Dr. Miklos Gabor'un
yaptığı araştırmada üzüm çekirdeği yüksek tansiyonlu deneklerde kılcal
damarları güçlendirmiş.

Anti-Aging etkisi Üzüm çekirdeği damarları yenilediği için ayrıca
anti-aging etkisine sahip. Yenilenen damarlar yaşlılığı geciktiriyor. Böylelikle
cildinizdeki yaşlanma belirtileri azalıyor. Uluslararası sertifikalı
Organik Üzüm Çekirdeği Ekstraktinin içerdiği Proantosiyanidin, bilinen en güçlü
etkisi antioksidant. Üzüm çekirdeğinin antioksidant etkisi vitamin E'den
50,vitamin C'den 20 kat daha fazla.

Antioksidantlar, vucudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya
dışarıdan sigara, alkol, kirli hava v.s. ile alınan zararlı maddeleri
etkisiz hale getiriyor.

Uzmanlara göre vücudun antioksidant üretimi 25 yaşından sonra
yavaşlamaktadır. Bu yavaşlamanın yol açtığı deformasyonları yok etmek için
bilinen en kuvvetli antioksidant ise organik üzüm çekirdeği ekstraktıdı
olduğu belirtiliyor.

Çekirdek, bağ dokularını güçlendirerek cilt sarkmasına engel oluyor. Cildin
elastik, yumuşak ve düzgün olmasını sağlıyor. Üzüm çekirdeğinde tavsiye
edilen miktar günde 150 ile 300 miligram.

Damar sağlığını korumak için gerekli doz ise günde 5-10 gram. Üzüm
çekirdeğinin insanlar üzerinde her hangi bir yan etkisi görülmemiş.

Prof. Peter Rohdewald tarafından laboratuar fareleri, Hint domuzları ve
köpekler üzerinde yapılan araştırmada doğal çekirdeğin, toksik, mutajenik,
karsinojenik olmadığı tespit edilmiş.

Kimler kullanmalı?
* Kan damarlarının yardıma ihtiyaç duyduğunu düşünenler.
* Cildindeki kırışıklıklar günden güne fazlalaşanlar
* Cildi cansız ve solgun görünenler
* Cinsel yaşantısında kendini yetersiz hissedenler
* Kalple ilgili sorunları olanlar
* Ani kalp krizi riski olanlar
* Görme gücünde yaşlanmaya bağlı bozulma olanlar
* Şişlikler ve ödem alerjilerinde
* Yüksek tansiyonda
* Kolayca kanama ve morarma eğilimi olanlar
* Daha önce kanamaya bağlı felç geçirenler
* Şeker hastalığı olanlar
* Varis ve hemoroit gibi soruları olanlar
Sunu belirtmek gerekiyor ki; yukarıda bahsettiğimiz faydaların birçoğu
çekirdeğin damarları onarıcı özelliğinden kaynaklanıyor.
Çünkü damarlar, insan bedenini ayakta tutan ana mekanizmalar. Onların
bozukluğu insan bünyesinde birçok hastalığa neden oluyor.
Damarları onaran çekirdek, böylelikle diğer hastalıkların iyileşmesinde de
önemli bir etkiye sahip oluyor.
Dünya bir ayna gibidir; siz onu gülümseyerek karşılarsanız, o da size gülümser.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 01-09-2006   #29 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Fakirlik ve Kötü Beslenme İle Savaş

Fakirlik ve Kötü Beslenme İle Savaş
Kötü / yetersiz beslenmeyi elimine etmek için ne gerelidir?
(Combating Malnutrition/What is Needed to Eliminate Malnutrition?)
Küreselleşme, dünya ekonomisinin daha fazla entegrasyonu, fakirliği azaltmada en önemli kuvvet kabul edilmektedir. Ancak uluslar arası entegrasyon daha çok gelişmiş ülkeler için fırsatlar yaratmaktadır. Fakat beraberinde artan eşitsizlik, kuvvet dengelerinin kayması, kültürel uniformluk gibi bir takım kaygı/riskleri taşımaktadır. Küreselleşme, büyüme ve fakirlik azaltma ilişkisi; mal, hizmet, insan, kapital ve bilgi akışının Dünya Ekonomisinde artışıyla yani artan ekonomik entegrasyonla sağlanması beklenmektedir. Ancak küreselleşmenin fakirler için yarattığı riskler, sağladığı fırsatları geçememiştir. Dezavantajlı fakir ülkeler küreselleşmeden sağlık, beslenme, eşitlik ve nüfus planlama programlarından arzu ettikleri/yeterli faydayı henüz sağlayamamışlardır.

Küresel beslenme sorunu son onlarca yıldır gelişmektedir, fakat bu yavaş ve düzensiz olmaktadır. Dünya çapında, 180 milyondan fazla beş yaş altı çocuğun – hemen hemen üç çocuktan biri- büyümesi durmuş/bodur kalmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde çocukların %30’dan fazlası mikro beslenme eksikliğinden zarar görmektedir. Beslenme çocuk ölümlerinin yarısında önemli hastalık ve gelişim azlığının en önemli sebeplerindendir. Gelişmekte olan ülkelerde 1 milyar insan olması gereken kilonun/ağırlığın altındadır ve 1.6 milyar ergen ise anemiktir. Bunlar enfeksiyonlara daha az dirençlidir, çalışma kapasiteleri azdır ve ekonomik üretkenlikleri azalmıştır. Kötü beslenme çocuklukta yaşamı, gelişmeyi ve büyümeyi tehdit etmekte ve kronik hastalık risklerini sonraki hayatta artırmaktadır. Kötü beslenme aynı zamanda HIV/AIDS’inde artışına sebep olabilmektedir. Gelişmiş ülkelerde ise diğer bir beslenme problemi olan şişmanlık ve dietlerle ilgili hastalıklar hızla yayılmaktadır. Milenyum Gelişme Amaçları (MGA) kötü beslenme elimine edilmeden başarılamaz.
Kötü beslenmenin eliminasyonu Dünya Bankası ve UNİCEF katkılarıyla başarılmaya çalışılmaktadır.
Ancak:
- Beslenme bazı bölgelerde yavaş bir şekilde gelişse de birçok bölgede durgundur.
- Beslenme fakirliğin yok edilme ajandasında yan bir dal olup, sağlık, ruhi gelişme ve verimliliğin gelişmesi için potansiyeldir.
- Birkaç büyük ölçek/çaplı programlar sıkı şekilde takip edilip değerlendirilmelidir.
- Kötü beslenmeyle uğraşmak için yetersiz kapasite fakirliği azaltmada ana sınırlayıcı faktördür.
- Beslenmeye verilen kişi başı harcama genellikle düşüktür.

Kötü beslenmeyi yenmede toplumdan, ulusal ve uluslar arası seviyelere sosyo-politik gelişme sağlanmalıdır. Beslenme sorunu küresel çaba ile çözülebilecek bir sorundur. Kötü beslenmeyi azaltmak demek fakirliği azaltmak demektir.


Beslenme için Uluslarası Amaçlar Birleşmiş Milletlerin (BM) 2000 yılı Milenyum Gelişme Zirvesine göre: İlk amaç fakirlik ve açlığı kökten yok etmektir Açlık gören insanların sayısının yarıya indirilmesi ana hedeflerden olup, bu beş yaş altı olması gerekenden zayıf çocukların sayısına bakarak değerlendirilmektedir. Çocuk beslenmesinin iyileştirilmesi çocuk ölümlerini azaltacaktır. Zorunlu ilk eğitim çocuk beslenmesini artıracaktır. Tüm çocuklara emin, sağlıklı bir hayat başlangıcı kötü beslenme ve kötü sağlık şartlarını azaltacaktır. Bu amaçlara ulaşmak için gerekli stratejiler şunlar olmalıdır:
- İlk altı ay anne sütü ile beslenmenin desteklenmesi, özendirilmesi ve sağlanması gerekmektedir.
- İki yaşına kadar anne sütü ile beslenmenin yanında ek besleme (mama) önerilmelidir. Bundan sonra çocuk uygun beslenmesi sağlanmalıdır.
- Anne, genç çocuk ve erişkinlerin beslenmesinin temel sosyal hizmetlerce hane halkı besin emniyeti sağlanmalı ve geliştirilmelidir.
- 2005’e kadar iyot eksikliği/bozukluğu, 2010’a kadar A vitamini ve demir eksikliğinin eliminasyonu hedeflenmiştir.
- Mikro beslenme eksikliği azaltımının hızlandırılması için diet çeşitlendirmesi, besin kuvvetlendirmesi ve ilavesi yapılmalıdır.

Beslenme göstergeleri ülkenin fakirlik azaltma stratejilerinin gelişiminin en kolay ölçüsünü gösterir. Beslenme verilerinin toplanması ucuz, güvenilir, hassas ve karar vericilere yön vermede kullanılabilir. Toplumlarda çocukların büyümesi fakirlik eğiliminin göstergesi olarak kullanılır. Beslenmenin izlenmesi fakirlik azaltma stratejilerinin en önemli köşe taşıdır. Maalesef az gelişmiş/gelişmekte olan ülkeler temel sosyal hizmetlere, milli gelirlerin %20’si ayırması gerekirken bu yapamamaktadırlar. Buralarda bağış yapanların katkısı da yeterli olamamaktadır. Bazı ülkelerde topluma besin yardımı yapılsa da kafi olmamaktadır. Bir çok ülkede sağlık ve beslenmeye gelirden harcanan pay çok az olmaktadır.
Milenyum Gelişme Amaçlarına göre UNİCEF ve Dünya Bankası dünyadaki kötü/eksik beslenmeyi elimine etmek için önemli mücadeleler vermektedir. Çocuk ve anne sağlığı, büyümesi, gelişimi, yaşamı önem kazanmaktadır. UNICEF anne sütü ile beslenme ve mikro beslenmeyi ön plana çıkarmaktadır. Dünya Bankası ise entegre toplum tabanlı programlarla mikro beslenmeyi ve çocukların daha iyi beslenme ve bakımını ön plana çıkarmaktadır. Ancak her iki kurumunda beslenme konusundaki kaynakları dünyadaki beslenme sorunu çözmeye yeterli gelememektedir. UNİCEF ülke programlarını desteklemektedir. Dünya Bankası ise makro seyiye de ülke politikalarını projeler geliştirme bazında analitik olarak desteklemektedir.
Ülkelerin gelişmesinin merkezinde beslenme sorunu vardır. Bunun çözümü de büyük ölçekte eylemlerle başarılabilir. Kalıcı kötü beslenme dünyanın en önemli sağlık problemlerinden biri olup, dünyada çocuk ölümlerinde en önemli etkenlerden biridir.
Sonuç olarak dünyada olan çarpık küreselleşme sonucunda fakir olanlar; hasta, daha az bakım gören, karnı doymayan, ilaçını alamayan yani hep kaybeden olmaya devam etmektedir. Uluslararası kuruluşların insani yardımları dünyada var olan kötü beslenme sorununu çözmede çok önemli rol oynasa da yeterli olamamaktadır. Dünyada açlıktan ölenlerin sayısı terörizmden ölenlerin sayısını gölgede bırakmaktadır. Geçen sene terörden 625 kişi ölürken, 10 milyon kişi açlıktan ölmüştür. Her 5 saniyede bir kişi dünyada açlıktan ölmektedir. Her gün ise 25 bin kişi açlıktan ölmektedir. Kötü beslenme ve açlıkla savaşa Dünyada daha fazla önem verilmek ve kaynak ayırmak zorundayız.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 03-09-2006   #30 (mesaj-linki)
Avatarı Yok (No Avatar)
Cvp: Gıdalar Ve Sağlıklı Beslenme

Kanser sirküleri

1. Mikrodalgaya plastik kap konmayacak.
2. Dondurucuya plastik su şişesi konmayacak.
3. Mikrodalgaya plastik ambalaj konmayacak.
Johns Hopkins bunu kanser sirkülerine yeni göndermiştir. Bu bilgi, Walter
Reed Ordu Tıp Merkezi'nde dolaşmaktadır.

Diyoksin (Dioxin) maddesi kanser sebep olmaktadır, özellikle de göğüs kanserine.
Diyoksinler, vücudumuzdaki hücreler için yüksek derecede zehirlidir.
Plastik şişelerinizi içlerinde su varken dondurmayın; çünkü bu plastikten diyoksinlerin açığa çıkmasına sebep olmaktadır.
Yakın zamanda, Dr. Edward Fujimoto, Castle Hastanesi İyileştirme Programı Yöneticisi, bu sağlık tehlikesini anlatmak üzere televizyondaydı.
Diyoksinlerden ve bizim için ne kadar kötü olduklarından bahsetti.
Dediğine göre, yemeklerimizi mikrodalga fırında plastik kaplar içinde ısıtmamalıyız. Bu yağ içeren yemekler için geçerli. Dr. Fujimoto, yağ, yüksek ısı ve plastik bileşiminin yemek içinde diyoksin açığa çıkardığını ve en son noktada bunun vücut hücrelerimize vardığını söyledi.

Bunun yerine, yemeklerimizi ısıtmak için cam ya da seramik kaplar kullanmamızı öneriyor. Aynı sonucu elde ediyorsunuz, sadece diyoksin olmadan. Bu yüzden, hazır yemek, dışarıdan alınan hızlı yemekler (hamburger, tavuk kanatları, vs.) ucuza mal edilen plastik ve benzeri kaplarından çıkartılıp cam ya da seramik kap içinde ısıtılmalı.
Kağıt/karton kaplar kötü diye bir bilgi yok; fakat kağıdın içinde ne var bilemezsiniz. Cam ya da seramik kap kullanmak daha güvenli.

Yakın zaman içinde hızlı yemek restoranlarının (McDonald's, Burger King) köpük ve benzeri plastik alaşımlı kaplardan kağıt kaplara geçtiklerini hatırlattı. Diyoksin problemi bu değişimin sebeplerinden biri.

PVDC olarak da bilinen ve yemeğin tadını, dokusunu ve kalitesini koruma görevini en uzun süre devam ettirdiği için yaygın olarak kullanılan Saran Poliviniliden Klorid (Saran Polyvinylidene Chloride) veya Saran reçine ve zarları 50 yıldan beri en yaygın ambalaj malzemesi. Dr. Fujimoto, Saran ambalajların (PVDC) da mikrodalgada ısıtılan yemeklerin üzerinde olmasının
aynı derecede tehlikeli olduğunu belirtti. Yemek nükleer bir yolla
ısıtıldığından, ısı bu ambalajlardan zehirli toksinlerin eriyerek açığa
çıkmasına ve yemeğe damlamasına sebep oluyor. Bu işlem nemle beraber gerçekleştiğinden farkına varamıyoruz.

Bunun yerine, yemeği kağıt havlu ile sarın.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
beslenme, gıdalar, sağlıklı
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Gıdalar ve Sağlıklı Beslenme Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Sağlıklı Beslenme Blue Blood Sağlıklı Yaşam 16 3 Gün Önce 13:40
Sağlıklı Beslenme - Meyveler - Nar Blue Blood Sağlıklı Yaşam 1 20-11-2008 01:14
Sağlıklı Beslenme - Sebzeler - Domates HerHangiBiri Sağlıklı Yaşam 0 14-11-2008 17:56
Sağlıklı Beslenme - Meyveler - Muz Blue Blood Sağlıklı Yaşam 2 20-09-2008 13:02