Gıdalar ve Sağlıklı Beslenme Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: GLOBAL :: > Sağlıklı Yaşam
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 03-09-2006   #31 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Çikolata Yemek



Çikolata Yemek
Tadına doyum olmaz, bu nedenle de yemekten asla vazgeçmeyiz. Ama hep bir sıkıntı duyarız: Çünkü bize “Çikolata sağlığa zararlıdır” diye öğretmişlerdir. Oysa bilim adamlarının yaptığı son araştırmalar, tam tersi sonuçları ortaya koyuyor. Çikolata neredeyse her derde deva. İnanması zor ama, dişleri de çürütmüyor, tam tersi çürümesini bile önleyebiliyor. Sorun yalnızca hangi tür çikolata yiyeceğimizi bilmiyoruz.
Beyin mutlu oluyor

Middlesex Üniversitesi uzmanlarından Dr. Neil Martin’in yaptığı araştırma sonuçlarına göre, çikolatanın kokusu bile insanı baştan çıkartıyor. Çikolata, beyni rahatlatıp gevşetiyor, mutluluk veriyor. Çikolata, beynin “Endorfin” salgılamasına neden oluyor. Bu salgı, mutluluk duygusu duymamızı sağlıyor.



Fazlası uyuşturuyor
Eğer bir oturuşta bir kilo çikolatayı bitiririm diyenlerdenseniz, uyuşturucu madde almaya hazır olun. Çünkü bu miktarda çikolatanın içindeki maddeler, insanda marijuana içmiş gibi bir etki yapıyor.



Kalsiyum ve demir
Çikolata aynı zamanda çok besleyici. İçinde büyük oranlarda magnezyum, demir ve kalsiyum var. Küçük bir parça çikolata, almamız gereken bu maddelerin en az 5’te birini içeriyor.






Antioksidan maddeler
Son araştırmalar, çikolatanın farklı bir özelliğini daha ortaya çıkarttı. Kaliforniya Üniversitesi’nin yaptığı araştırmaya göre 50 gramlık bir çikolata ya da iki kaşık şekerle karıştırılmış bir bardak kakao, bir kadeh kırmızı şarap içinde bulunan antioksidanlara eşdeğerde kimyasal madde içeriyor. Bir başka deyişle çikolata kalp krizi ya da beyin kanamasını önlüyor.



İnsan ömrünü uzatıyor
Harvard Üniversitesi’nde 8 bin erkek üzerinde yapılan araştırma, çikolatanın ömrü uzattığını da ortaya koydu. Çikolata yiyenlerin ömürlerinin en az bir yıl uzadığını belirten uzmanlar, bunu içindeki antioksidan maddelere bağlıyor.



Kalbe faydalı yağ
Çikolatanın içindeki yağ, üç kaynaktan geliyor. Kakao yağı, bitki yağları ve süt içindeki yağlar. Kakaonun içindeki “stearic asit” içeren yağ bir çeşit doymamış yağ. Doymamış yağların da sağlığa ve özellikle kalbe zararlı olduğu bilinir. Ancak kakao içindeki stearic asit, vücuda girince “oleic asite” dönüşüyor. Aynı zeytinyağı içindeki oleic asit gibi. Bu yağ türü de kalbe çok faydalı.



Migrenliler dikkat
Migren hastalarına çikolata pek yararlı değil. Çünkü migren hastaları “phenolsuphotransferase” adlı bir enzim yetersizliği nedeniyle ağrılar içinde kıvranırlar. Çikolata ise, damarları açarak bu enzimin daha çok tüketilmesine yol açar. Çikolata normal insanlara çok yararlıdır ama migrenliler kesinlikle uzak durmalı.



Dişleri çürütmez
Çikolatanın dişleri çürüttüğü önyargısı vardır. Oysa araştırmalar tam tersini gösteriyor. Kakao içinde bulunan bir bileşim, diş çürümesini engelliyor. Kakao içindeki bu bileşim dişi kaplıyor ve dışarıdan gelecek bakterileri engelliyor. ABD’li bilim adamlarının yaptığı araştırmalar çikolatanın kalp hastalıklarına karşı koruma görevi gören maddeler içerdiğini ortaya koydu. ABD’de bulunan California Üniversitesi doktorları çikolatadan başka meyve ve sebzelerde de bulunan “procyanidin” maddesinin koroner kalp rahatsızlıklarına karşı koruyucu bir görevi olduğunu belirtti. Araştırma için on sağlıklı deneğe değişik zamanlarda içinde hem yüksek hem de düşük oranda “procyanidin” bulunan birkaç türde çikolatalar yedirildi. Çikolotayı yedikten iki saat sonra deneklerin metabolizmaların yapılan araştırmalar “procyanidin” maddesinin 20 kattan daha fazla olduğunu ortaya çıkardı.

Araştırma, çikolatayı yiyen kişilerin kanlarında serum leukotriene maddesinde ciddi bir düşük olduğunu da gösteriyor. Böylece kanda bulunan plaketler yapışarak kan pıhtılaşmasını da önlüyor.

Uzmanlar, kalp hastalıklarından korunmak isteyenlerin, düzenli olarak belli bir miktarda çikolata tüketmelerini öneriyor.



Çikolata seyyar bir eczane gibi...
Çikolata, insanların yerken beslenme değerini düşürmedikleri nadir gıda maddelerinden biri. Çok basit anlamda “sevildiği” için yenen çikolata aynı zamanda hediye özelliği de taşıyor. Yapılan birçok incelemede çikolatanın sayısız faydalarının bulunduğunu ortaya koyuyor.
İnsanlar kendi sevdikleri kadar, sevdiklerine de ikram etmek isterler çikolatayı. Dolayısıyla psikolojik özelliklerinin yanısıra tadı ve lezzeti de çikolatayı fazlaca tüketilen bir gıda haline getiriyor. Özellikle öğünler arasında atıştırıldığından bu durum, çikolatayla fazla kilolar arasında doğrudan bir bağlantı olduğu kanaatini oluşturuyor. İngiliz Ulusal Gıda Araştırmaları ve New Grubb’un 1996’da İskoçya’da yaşayan kadınların çikolata tüketim sıklıkları ve fazla kiloları gösteren BMI değerler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yaptıkları çalışmada bu iki değer arasında belirgin bir fark olmadığı saptanıyor. Aynı araştırma 10-15 yaş arası kız ve erkek çocuklar üzerinde de gerçekleştiriliyor ve sonucun yine aynı doğrultuda olduğu belirleniyor.



Hastalıklara karşı kalkan
Canınız durmadan çikolata yemek istiyorsa, beyniniz sizi bir konuda uyarmak istiyor demektir. Araştırmalar, tatlı yiyeceklerin depresyonu giderici özellikler taşıdıklarını göstermekte. İngiltere’de Middlesex Üniversitesi’nde nöropsikolog olan Dr. Neil Martin, “Bir çikolata, seyyar bir eczane gibidir. Adını bile bilmediğiniz bazı önemli kimyasal maddeler içerir. Çikolatayı koklamak bile insanı rahatlatır” diyor.

Dr. Martin, başka yiyeceklerin kokuları üzerinde deney yaptıklarını fakat hiçbir kokunun insanı çikolata kokusu kadar etkilemediğini de belirtiyor. California Üniversitesi’nde de araştırmacıların çikolata konusunda yaptıkları araştırmalardan ilginç sonuçlar almışlar.
Bilim adamlarına göre çikolatada bulunan ve “catechin” adıyla bilinen antioksidanlar kansere ve kalp hastalıklarına karşı korunmayı sağlıyor. Antioksidan maddeler aynı zamanda da çayda da bulunuyor. Dolayısıyla sağlığımızı korumak için bol çikolatalı pastayla bir fincan çaya ihtiyacımız olacak.

Ulusal Halk ve Çevre Sağlığı Enstitüsü tarafından yapılan ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen araştırmalarda, bu maddenin çikolatada çayınkinden dört kat daha fazla olduğu, en fazla da siyah çikolatada bulunduğu belirtiliyor.



Üretimde ileri teknoloji
Çikolatanın gıda maddeleri içinde ve özel bir yerinin olmamasının sebeplerinden biri, elde tutulduğunda, yani vücut sıcaklığında erimeden dayanabilmesi ve ağıza alındığında hemen eriyerek, o sevilen ve ferahlatıcı tadı vermesi.



Çikolata diş çürümelerini engelleyebilir mi?
Japon araştırmacılar, çikolatanın diş çürümelerini engelleyebileceği ve dişte oyukların açılmasının önüne geçilebileceğini belirtti. New Scientist dergisinde yayınlanan araştırmada, çikolata karışımının ana maddesi olan kakao tohumunun bazı kısımlarının ağızdaki bakterilerle mücadele ettiği bildirildi. Diş plağındaki bakterilerin şekeri, diş yüzeyini eriten asitlere dönüştürmesi, dişlerde oyukların meydana gelmesine neden oluyor.

Japonya’nın Osaka Üniversitesi’nden Takashi Ooshima ve araştırma ekibi, (çikolata üretiminde genellikle kullanılmayan) kakao tohumu kabuğunun (CBH) güçlü bir anti-bakteriyel kaynak olduğunu ortaya çıkardı. Ooshima, dergiye yaptığı açıklamada, “Gargara ve diş macunlarında CBH özünü kullanmak mümkün olabilir” dedi. Ooshima, bu tohum kabuğunun, çikolatanın dişler için faydalı hale getirilmesine yönelik kullanılabileceğini kaydetti. Japon araştırmacılar, sularına CBH ekleyen kobay farelerin dişlerinin daha sağlıklı olduğunu belirterek, elde ettikleri bulguları insan dişinde denemeyi planladıklarını bildirdi.

Londra’daki King’s and St. Thomas Diş Enstitüsü’nden David Beighton, kakao tohumunda bulunan aktif maddelerin diğer bazı bitkilerde de bulunduğunu kaydetti.



Çikolata hakkında bilmediklerimiz
·
Bir dilim çikolata kalsiyum ihtiyacını karşılıyor.
· Çikolata da sigara veya alkol gibi alışkanlık yapıyor, ancak bu alışkanlığın kalori dışında bir zararı yok.
· İçinde bulunan kakao, beyinde bulunan bazı kimyasal maddeleri harekete geçiriyor.
· Bazı çalışmalar çikolatanın, cildi güzelleştirdiğini göstermiştir.
· Çikolata, vücudun bağışıklık sistemini harekete geçirir. Vücudu sakinleştirici özelliğinden dolayı hormonların ve enzimlerin düzgün çalışması, bağışıklık sistemine de yararlı olmaktadır. İşe gitmeden önce çikolata koklayın. Bu sizi rahatlatacak miktarda mutluluk hormonu, seratonin ve noradrenalin salgılamanızı sağlayacaktır.

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 03-09-2006   #32 (mesaj-linki)
kan-düserken topraga - avatarı
Cvp: Gıdalar Ve Sağlıklı Beslenme

çok

çok güzel yazmışsında çikolata hakketten bu kadar faydalımıki?
dişleri çürütür şeker hastası yapmazmı?

Son Düzenleyen kan-düserken topraga; 04-09-2006 @ 00:00. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 04-09-2006   #33 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Cvp: Gıdalar Ve Sağlıklı Beslenme

marem3x adlı kullanıcıdan alıntı Mesajı Görüntüle
çok

çok güzel yazmışsında çikolata hakketten bu kadar faydalımıki?
dişleri çürütür şeker hastası yapmazmı?
Herşeyin fazlası zararlıdır çikolatanın bukadar faydası var diye oturup bir düzene çikolata yersen zarar görürsün..

Veya şeker hastasıysan yemezsin.. Yada sana zarar vermiycek kadar yersin.

Dİç çürüğüne gelince ;Diş çürüğünün tek sebebi çikolata olamaz tek başına.. keza dişlerinde çürük varsa önce dişlerine gerekli bakımı yaptırırsın sonra azami ölçüde çikolata yersin

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 04-09-2006   #34 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Gıdalar Ve Sağlıklı Beslenme

Kara üzüm çekirdeğinin faydalarını bilin

Antioksidan olan üzüm çekirdeği vücudu, kendi içinde oluşan ya da dış kaynaklı serbest oksijen radikallerinden ve diğer radikallerden korur. Üzüm çekirdeğinin antioksidan özellikleri çok tanınmış antioksidan vitaminler olan C vitamininden 20 kat, E vitamininden ise 50 kat daha üstündür. Prof. Dr Ahmet Aydın'ın Buğday Dergisi'ndeki yazıya göre doğal yolla üre(til)miş meyveler, sebzeler ve otlar sağlığımız için son derece yararlıdır.

Üzüm çekirdeği de bunlardan biridir. Fakat beslenme bir bütündür. Sadece üzüm çekirdeği, yeşil çay, kuş burnu gibi iki üç gıdayı yemek, buna karşılık beslenmenin diğer unsurlarına dikkat etmemek ile kendinizi kurtaramazsınız. Sağlıklı bir yaşam için her mevsimin meyve, sebze ve otunu dönüşümlü olarak yiyin, un ve şekerden mamul gıdaları diğer rafine ya da paketlenmiş yiyecekleri iyice azaltın; suni yemle beslenmemiş hayvanların et, süt ve yumurtasını tüketin.


Üzüm çekirdeği hülasası (özütü) nedir?

Kara üzüm çekirdeğinden elde edilir. Üzüm çekirdeği hülasası flavonoid denilen vitamin benzeri grubun içine girer; oligomerik protoantosiyanidin kompleksleri içerir. Üzüm çekirdeğinin temel görevi antioksidan olmasıdır. Vücudu, kendi içinde oluşan ya da dış kaynaklı serbest oksijen radikallerinden ve diğer radikallerden korur. Üzüm çekirdeğinin antioksidan özellikleri çok tanınmış antioksidan vitaminler olan C vitamininden 20 kat ve E vitamininden ise 50 kat daha üstündür.


Üzüm çekirdeğinin faydaları nelerdir?

Üzüm çekirdeği damar yozlaşmasını önler ve damarlarınızı sağlamlaştırır. Hipertansiyon, kalp krizi ve felç olasılığını minimale indirir. Diabetli ve varisli kişilere son derece yararlıdır. Gözü maküler dejenerasyon ve kataraktan korur. Üzüm çekirdeği sürekli bilgisayarın başında olan kişilerin göz sağlığının korunmasında da önemlidir. Üzüm çekirdeği DNA hasarını azaltarak kanser oluşum riskini de minimale indirir.

Üzüm çekirdeği cildin bağdokusunda bulunan kollajeni sağlamlaştırır. Deriyi dinçleştirdiği için kozmetik sanayinde merhem olarak da kullanılır

Üzüm çekirdeği damarların kollajen dokusunu da sağlamlaştırdığı için damar sertliği ve damar sertliği ile ilgili çok sayıda hastalığı önler.

Üzüm çekirdeği histamin salgısını azaltarak alerjiyi önler. Üzüm çekirdeği iltihabi prostaglandinlerin sentezini azaltarak romatizmal hastalıklar, ağrı ve endometrioz gibi durumlarda yararlı olurlar.

Ne kadar üzüm çekirdeği ekstresi kullanılmalı?

Üzüm çekirdeği ekstresinin 100 mg'lık kapsülleri mevcut. Hastalıklardan korunmak için günde 1-2 kapsül yutunuz. Bir hastalığınız varsa dozu iki katına çıkartın. Şimdiye kadar üzüm çekirdeği ekstresinin fazla alınması ile ilgili bir yan etki bildirilmemiştir.

Kapsül yerine 1 avuç ya da fincan kara üzüm kurusu da yiyebilirsiniz. Piyasada kilosu 6-8 milyona satılıyor. Ayrıca aktarlarda kilosu 30 YTL'den üzüm çekirdeği de satılmakta.

Kara üzümü ya da kurusunu yerken çekirdeklerini çiğneyiniz, böylece etkisi de artmış olacaktır. Üzüm çekirdeği gibi kabuğu da proanthosiyanidin içerir. Yaban mersini (çay üzümü, çoban üzümü) ve şarap da proantosiyanidin bakımından zengindir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 04-09-2006   #35 (mesaj-linki)
Mystic@L - avatarı
Cvp: Gıdalar Ve Sağlıklı Beslenme

SIKINTILI ZAMANLARDA
DAHA MI ÇOK YİYORSUNUZ ?
Hiç düşündünüz mü ? Üzüntülü ve duygusal açıdan zayıf zamanlarda daha çok mu yiyorsunuz? Yedikleriniz aslında gerçekten sevdiğiniz şeyler olmasa da yediğiniz oluyor mu ? Ya da açlık hissetmeseniz bile yiyor musunuz? Bütün bunlardan sonra, "Niye yedim ki" diye pişmanlık duyuyor musunuz? Bilinen bir problem bu. Bazı kişiler, ruhsal açıdan dengelerini kaybet- tikleri zaman kendilerini "yemek yiyerek" rahatlatmaya çalışmakta- dırlar. Ancak, bu da başka bir probleme yani kilo fazlalığına yol açmakta. Problem katlanarak artmaktadır.
Bu alışkanlığınızı ancak, yiyecekleri, kendi mutsuzluğunuz ve kötü duygularınızı yoketmek için kullandığınızı farkettiğiniz zaman yokede- ceksiniz. Mesela, kendinizi mutsuz hissettiğinizde yiyecek bir şeyler öi arıyorsunuz? Olayın bu türlü geliştiğini farkettiğinizde kendinize sormanız gereken soru "Gerçekten ne istiyorum" olmalıdır. Gerçekten karnınız aç ya da yemek istediğiniz şey sevdiğiniz bir şey mi? Yedikleriniz gerçekten sizi rahatlatıyor mu yoksa, hala aynı sıkıntınız sürüyor mu ?
Kendinize bu soruları sorarasanız, yemek yeme ihtiyacınızın nedenini daha iyi anlayabilirsiniz. Bir şeyler yemek yerini tutacak ve moralinizi yükseltecek başka bir şey bulun. Düşünün, neleri yapmak sizi mutlu ediyor.
Bazı insanlar müzik dinledikleri zaman kendilerini daha iyi hisseder- ler. Araştırmalar göstermiştir ki, yumuşak fiziksel aktiviteler morali yükseltmektedir. Bu ikisini birleştirebilir, oturma odanızda müzik eşliğinde hafif sportif hareketler yapabilir ya da dans edebilirsiniz. Ya da işinizde moraliniz bozuldu ise eve geldiğinizde bir komedi filmi seyredebilirsiniz.
Kendinizi, yemek yemeden de rahatlatmanın bir çok yolu var. Moraliniz bozuk iken, kendinizi mutlu edecek birşeyler yapın. Pahalı olması gerekmiyor ama normal zamanlarda "zamanınız olmadığı" ya da başka bir nedenle yapmadığınız birşeyler olmalı.
Mesela, küvette köpüklü bir banyo alabilir, bir yandan da müzik dinlerken, şarabınızı yudumlayabilirsiniz. Ya da kendinize bir buket çicek alabilir, ya da beyninizi yormayacak, basit, dedikodu roman ve dergileri okuyabilirsiniz.
Bu methodların size uygun olmadığını düşünüyorsanız. Ya da uygun olmadıklarına dair uzunca bir neden listeniz varsa. Anlamanız gereken bir konu var. Siz aslında, kendinize iyi davranmayarak kendi diyetinizi sabote ediyorsunuz.
Perhiz - Diyet yapmak zordur. Son yapılan araştırmalardan birisi, diyet yapanların, yemek yeme süresi hariç kendilerine iyi davranmadıklarını göstermiştir. Bu bir nevi savunmadır.
Şimdi,
1. Yemek zamanlarınızı planlayın.
2. Kendinize iyi davranmayı öğrenin.
3. Hoşunuza giden, yapmayı istediğiniz bazı aktivitelere zaman ayırın.

Böyle yaparsanız, moral durumunuz yüksek olacak, diyet programınızı sürdürme isteğiniz artacak ve yemek yeme aceleniz azalacaktır.

Son Düzenleyen GusinapsE; 06-09-2006 @ 00:47.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 06-09-2006   #36 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Et Yemenin Tehlikeleri Nelerdir?

Et Yemenin Tehlikeleri Nelerdir?
Eskimoların yaşamları ortalama 27,5 yıldır. Çünkü genellikle et ve yağlı besinler tüketirler. Aynı şeyi Kırgızlar için de söylemek mümkündür. Nadiren 40 yaşını geçerler. Bunun yanında etle beslenmeyen Otomi kabileleri (Mexico yerlileri), Amerika yerlileri, Pakistan’daki Hunzalar üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda bunların uzun yaşadıkları ve sağlıklı oldukları belgelenmiştir. Dünya sağlık istatistikleri, en çok et tüketen toplumların en yüksek kalp-damar hastalıkları ve kanser hastalıkları oranına sahip olduklarını gösterirken, bunun yanında vejetaryenlerde ise hastalık oranının çok düşük olduğunu açıklamıştır.


Zehirlenme
Kesim öncesinde ve kesim sırasında ölüm korkusundan dolayı ürkmüş hayvanın biyokimyasal yapısı derin değişikliğe uğrar. Böylece açığa çıkan toksik ürünler tüm bedene yayılarak hayvanın bedenini zehirli hale getirir.

Şiddetli öfke veya korku gibi değişik duygulanımların hormonal değişmeler yarattığı bilinmektedir. İnsanda meydana gelen bu biyokimyasal değişimlerin aynısı hayvanlarda da rastlanır. Kesimevinde hayvanın diğer hayvanların öldürülmesine tanık olması snucunda adrenalin hormonunun artmasına neden olur. Salgılanan bu hormon hayvanın bedeninde kalır ve besin olarak kullanıldığında insanın dokularını ve zihnini olumsuz etkiler. Amerika Beslenme enstitüsüne göre “Hayvan eti toksik kan ve öteki atık yan ürünlerle yüklüdür.”.


Kanser
Yapılan incelemeler, vejetaryenler (50.000 vejetaryen incelenmiş) arasında her tür kanser vakasına çok düşük oranda rastlanmış. Kalifornia’da Mormonlar üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda Mormonların %50 oranında daha az kansere yakalandığı gözlenmiş. Çünkü Mormonlar, çok az et yerler.

Et yiyenlerin kansere yakalanma riskinin yüksek olmasının sebebi, kesimden bir kaç gün sonra hayvan eti gri-yeşil bir renge dönüşür. Et endüstrisi nitritler, nitratlar ve benzer koruyucular kullanarak bu renklenmeyi maskelerler. Bu maddeler eti kırmızı renkli ve taze gösterir ama bu maddelerin çoğu kanserojendir.
Amerikan ve İngiliz bilim adamları et yiyenlerle vejetaryenlerin bağırsak bakterileri arasında belirgin farklar bulmuşlar. Et yiyenlerin bağırsağındaki bakteriler, sindirim salgıları ile reaksiyona girerek kansere sebep olan kimyasal maddeler üretir. Buna örnek, Hindistan gibi vejetaryen ülkelerde bağırsak kanserine çok az rastlanırken Kuzey Amerika ve Batı Avrupa gibi çok et yenen yerlerde çok rastlanmasıdır. İngiltere ortalamasının %20 üzerinde et tüketen İskoçya, dünyanın bağırsak kanseri oranının en yüksek görüldüğü yerlerinden biridir.


Kimyasal Diyet
Doğada uzun bir beslenme zinciri vardır. Et, besin zincirinin en üst noktası olarak tanımlanmıştır. Bitkiler hava, güneş ışığı ve su ile beslenirler. Hayvanlar bitkilerle, büyük hayvanlar ve insanlar ise daha küçük hayvanlarla beslenirler. Bütün dünya, günümüzde zehirli kimyasal gübreler ve ilaçlarla doludur. Bu zehirler, bitkileri yiyen hayvan ve insanların vücuduna geçer. Hayvanların otlardan aldıkları zehirler ve ilaçlar, vücutlarına yerleşir. Böcek öldürücü olarak kullanılan kimyasal bir madde olan DDT de bu zehirlerden biridir. DDT çok kullanılan, çok zehirli bir maddedir. Kısırlık, kanser ve ciddi karaciğer hastalıklarına sebep olur. DDT ve benzeri ilaçlar hayvanların yağ dokularına yerleşir ve bu ilaçların parçalanarak bedenden atılması çok zordur. Böylece hayvanların otlardan aldıkları bu kimyasal maddeler atılmayarak vücutlarına yerleşir. Bu hayvanlar yenildiğinde de aynı madde yiyenin vücuduna da geçer. Besin zincirinin en son halkasını oluşturan insan da bu durumdan fazlasıyla payını alır. Iowa State Unıversity’de yapılan deneylerde, insan bedenindeki DDT’nin önemli bir kısmının etten geldiği anlaşılmış. Çünkü, vejetaryenlerin vücudundaki DDT yoğunluğu et ile beslenenlerinkinin yarısından az olduğu saptanmıştır.

Eti için beslenen hayvanların gelişmelerini hızlandırmak için hayvanlar zorla beslenmekte, hormon enjekte edilmekte, iştah açıcılar verilmekte, antibiyotikler, sedatifler ve kimyasal besin karışımları yedirilmektedir. The New York Times, “Tüketicilerin sağlıklarını tehdit eden daha büyük potansiyel tehditler vardır. Bunlar salmonella tipi bakteriler, pestisit, nitrat, nitrit, hormon, antibiyotik ve diğer izinsiz ve gizlice kullanılan kimyasal madde artıklarıdır” (18 Temmuz 1971) diye yazmıştır. Bunların çoğunun kanser yapıcı maddeler olduğu bulunmuştur. Araştırmalar, ette bulunan bu kimyasal maddelerin sonuç olarak hamile kadınlara, anne karnındaki bebeklere ve küçük çocuklara büyük zararlar verdiğini göstermiştir. Bu nedenle hamile kadınlar, yeni doğacak çocuklarının zihinsel ve fiziksel sağlıklarını korumak için beslenmelerine özellikle dikkat etmelidirler.


Hayvan Hastalıkları
Hayvan üreten çiftliklerin, hayvan fabrikalarına dönüşmesiyle, birçok hayvan gün ışığını göremez olmuş ve yaşamlarını acımasız çevre şartlarında, ızdırap içinde ve vahşice geçirmeye başlamıştır. Chicago Tribune’nun bir makalesinde, yüksek ürün veren bir tavuk çiftliği anlatılmıştır. Tavuklar, ilaçlarla uyarılarak zorla beslenmiştir. Küçük kafeslerde doymak bilmez bir şekilde yer, asla hareket edemez ve temiz hava alamazlardı. Büyüdükçe hareket etmeye başlarlar ve her seferinde bir kat aşağıya inerlerdi. En alt kata ulaştıklarında da kesilirlerdi. Böyle bir doğa dışı uygulama, tavukların biyokimyasını bozuyor, doğal alışkanlıklarını da yok etmektedir. Bu yaşam şekli hayvanlarda habis tümörlerinin gelişmesine ve diğer şekil bozukluklarına neden olmaktadır.

Hayvan kanserli ya da bedeninin herhangi bir yerinde tümör olsa bile çoğu kez kanser olan kısım kesilerek, bedenin diğer kısımları toksinler ve hastalıklarla dolu olduğu halde et olarak satılmaktadır. Amerika’da kesilmiş hayvanların rutin olarak kontrol edildiği bir yerde göz kanseri olan 25.000 sığırın biftek olarak satıldığı saptanmış. Bilim adamları hastalıklı bir hayvanın ciğerinin balıkların beslenmesinde kullanıldığında balıkların da kansere yakalandığını kanıtlamışlardır. Et uzmanlarından başka hiç kimse kesilen hayvanlarda ne kadar ciddi hastalıkların bulunduğunu bilemez.


Kalp Hastalığı
Kalp rahatsızlıklarına, ABD, Kanada, Batı Avrupa ve Avustralya gibi yüksek oranda et tüketilen toplumlarda oldukça yaygınken, et tüketiminin çok düşük olduğu toplumlarda bu hastalığa daha az rastlanmıştır.

Eti dolaşım sistemi için bu derece zararlı yapan sebep nedir? Hayvan etindeki kolesterol gibi yağlar, insan bedeninde tamamıyle çözülemez ve kan damarlarının iç duvarında birikmeye başlar. Sürekli birikim sonunda damarların içi giderek daralır, kanın rahat hareketi zorlaşır. Bu tehlikeli duruma “Damar sertliği – arteriosklerosis” denir. Kanın tıkanmış, sertleşmiş ve daralmış damarlardan pompalanabilmesi için daha çok güç sarfeden kalbe ağır bir yük biner. Sonuç olarak yüksek tansiyon, çarpıntı ve kalp krizleri meydana gelir.


Kokuşma
Hayvan kesildiğinde bedenindeki proteinler pıhtılaşmaya başlar ve kendini bozan enzimler açığa çıkar. Hayvanın ölümünden kısa bir süre sonra “ptomain” gibi doğa dışı maddeler belirir. Bu maddeler nedeniyle hayvan eti, balık eti, tavuk eti ve yumurta çok hızlı bir biçimde parçalanır ve kokuşur. İnsanın sindirim sistemi eti tam olarak sindirebilecek şekilde evrimleşememiştir. Etin insan vücudunu terk etmesi 5 gün sürer (Vejetaryen besinler için bu süre 1,5 gündür). Bu sırada çürüyen et, sindirim organları ile sürekli temas halindedir. Bu durumda et ile beslenme, kalın bağırsakda zehirli bir ortam yaratarak bağırsak bölgesini vaktinden önce eskitir.



Böbrek Hastalığı, Gut, Artrit
Et yiyen kişilerin bedenine yüklediği en belli başlı atık madde (nitrojen bileşikleri olan) üre ve ürik asittir. Araştırmalar, et yiyenlerin böbreklerinin etten aldıkları nitrojen bileşiklerinin zehirlerini gidermek için vejetaryenlerinkinden üç kat daha fazla çalıştığını göstermiştir. İnsan yaşlandıkça bu ürik asit bedende birikmeye başlar ve gut, romatizma, artrit gibi acı verici rahatsızlıklar çıkar. Ürik asit sinirlerde birikirse sinir iltihabı ve siyatik meydana gelir. Son zamanlarda birçok doktor, hastalarına et yemeyi tamamen kesmelerini ya da azaltmalarını tavsiye etmektedirler. Öte yandan kuruyemiş, fasulye, tohumlar ve süt ürünlerinden sağlanan proteinler, ete kıyasla daha saftır.



Yetersiz Boşaltım
Et yiyenlerin ortak şikayeti, yetersiz boşaltımdır. Çünkü sindirim sistemimiz etle beslenmeye göre yapılanmamıştır. Et insanın sindirim sisteminden, tohumlar ve vejetaryen besinlerden dört kat daha yavaş geçer. Bu nedenle et ile beslenenlerde kronik kabızlık genel bir rahatsızlıktır.

Araştırmalar, sağlıklı bir boşaltım için hacim ve liflerin sadece düzenli bir vejetaryen diyet ile sağlanabildiğini göstermiştir. Çünkü et, lifler açısından çok zayıftır. Sebzeler, tohumlar ve meyveler, etin tersine nemlilik sağlar ve kolay geçiş için hacim oluşturur. Vejetaryenler, beslenmelerinde doğal besin liflerini bol bol alır ve bu maddelerin hastalıktan koruyucu özelliklerinden yararlanırlar. Son araştırmalara göre doğal lifler apandisit, divertikulit, kalın bağırsak kanseri, kalp hastalıkları ve aşırı şişmanlığı belirli oranda önleyebilir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 11-09-2006   #37 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Mutluluk Veren Besinler

Mutluluk Veren Besinler
İçinde Endorphin bulunan besinlerin insanı mutlu ettiğinii belirten bilim adamları, bu maddeyi en çok barındıran besinleri açıkladılar.
Çilek: C vitamini deposu olan çilek, önde gelen afrodizyaklar arasında yer alır. Çilek bütün salgı bezlerini çalıştırarak vücuda gençlik ve kuvvet kazandırır. Yüksek tansiyonu düşürür, damarları temizler. Kansere karşı korur, böbrekte kum ve taş oluşmasını önler.
Muz: Kokusuyla bile mutluluk taşıyan tam bir Endorphin deposudur. Kendinizi, güçsüz ve sinirli mi hissediyorsunuz, hemen bir muz yiyin. Kalsiyum ve magnezyum içeren bu meyve strese karşı bire bir. Sinir hastalığı olanlar için her gün yemek arası saatlerde tüketilmesi gereken bir besindir.
Üzüm: Kırmızı ve beyaz üzüm yiyen herkes gülücükler saçar. Üzümde yüzde 20 oranında diekt olarak kana karışan şeker vardır. Bedenen ve zihnen çalışanlar için iyi bir gıdadır. Üzümdeki bol demir kan yapar. Yüz ve boyuna taze üzüm suyu sürülüp 10 dk. sonra yıkanırsa cilde dirilik verir.
Portakal: C ve B vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlar. Vücuttaki direnci artırır. Grip ve nezle olunduğunda portakal suyu, şeker, şarap karıştırılır üzerine sıcak su katılır ve içilir. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı olur. Hazmı kolaylaştırır. Portakal reçeli ise karaciğeri çalıştırır.
Çikolata: Stresin bir numaralı düşmanı. Kendinizi kötü hissediyorsanız hemen bir parça çikolata yiyin. Flört etmek gibi bir şey. Bir kalem yemek yeterli, mutluluk hormonu “seratonin” anında beyinde dolaşıma çıkıyor. Çikolatanın içerdiği “penilatilmanın” insanı bulutlara çıkarıyor. Çikolatada, yeşil çay ve sebze meyvelerde bulunan “flavonoid” adlı madde bol miktarda vardır. Bu madde kanı sulandırıyor, kalp hastalıkları riskini azaltıyor. Çikolata kötü kolesterolün (LDL) okside olarak damar çeperine yapışmasını engelliyor. Tıpkı aspirin gibi kanda pıhtılaşmanın önüne geçiyor. Düzenli tüketenler arasında ölüm olayı yemeyenlere kıyasla yüzde 30 daha geç gerçekleşiyor.
Dondurma: Çok yenirse şişmanlatıyor, az yenirse mutluluğa mutluluk katıyor. Dondurma yaşlanmayı önlüyor. 100 gr dondurma ortalama: 135mg kalsiyum 115mg fosfor* 100mg sodyum *160mg potasyum, 25 gr karbonhidrat bulunuyor. Amerika’da kişi başına 25 kg., Türkiye’de kişi başına 6 külah tüketiliyor. Sütten daha zengin bir besin maddesidir. A,C,D,E vitamini içerir. Çocukların sağlıklı büyümesi ve kemik erimesi sorunu olan kişiler için büyük önem taşıyor. Beslenme uzmanları dört mevsim tüketilmesini önermektedir.
Makarna: Çok ağır soslarda yenilmediği sürece enerji veren ve mutlu eden besinler arasında yer alıyor. Hazmı kolaydır. Özellikle sadece salata ile birlikte yenirse şişimanlatmaz
Ekmek: Buğday ekmeği de sıkıntıları unutturuyor.
Fıstık: Yağ oranı yüksek ama yine de insanı mutlu ediyor. Roma İmparatorluğu’nda “Tanrı yiyeceği” olarak adlandırılan fıstığın kolesterolü düşürdüğü ve kalp krizi krizi riskini azalttığı bildirildi. Çocuklar ve sporcular daha fazla yiyebilir. Demir, bakır, selenyum, magnezyum, çinko, potasyum, fosfor gibi minerallerin doğal kaynağı olan bu çerez kalbimizin yanı sıra, beyin sinir sistemi, kas ve kemiklerimizin dostudur. Tuzsuz olanından hergün 10-15 adet yenilebilir.
Susam: Dar gelirlilerin baş tacı olan simit mutluluğa giden yolda önemli bir yere sahiptir. Yağ ve protein içerir. Susamdan elde edilen tahin, bal ile karıştırılıp yenirse boğaz ağrısı ve bronşite iyi gelir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 19-09-2006   #38 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Antioksidanlar ve Sağlık

Antioksidanlar ve Sağlık
Vücutta gerçekleşen ve oksidasyon denen bir grup kimyasal reaksiyon sonucunda ortaya çıkan serbest radikaller, bilhassa DNA üzerinde hasara yol açarak yaklaşık 80 farklı hastalığa zemin hazırlamaktadır. Enfeksiyon dışı olan bu hastalıkların başında kalp ve beyin damarlarının tıkanmasına bağlı hastalıklar, kanserler ve artrit yer almaktadır.
Reaktif oksijen türleri, vücutta metabolik yolla oluşabileceği gibi UV ışınlar, virüsler, radyasyon, çevre kirliliği, sigara dumanına maruz kalınması, enfeksiyon, stres, alkol ve bazı ilaçların alımı ile de oluşabilmektedir. Antioksidanlar açısından zengin olan beslenme şekli bazı hastalıkların görülme sıklığını düşürmektedir. Fransızlarda kalp hastalığının, Güneydoğu Asya’da yaşayanlarda meme kanserinin az görülmesi gibi.
Sebze ve meyvelerde bulunan lifler, tüketilen besinlerle birlikte alınan çeşitli zararlı maddeleri kendi yapısına bağlayarak dışkı ile vücuttan atmaktadır. İçerdikleri (özellikle flavonoidler ve polifenoller gibi) doğal antioksidanların, reaktif oksijen türleri (ROS) aracılığı ile oluşan doku hasarına karşı olası koruyucu etkileri bulunmaktadır. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü günde 5 - 9 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesini önermektedir.
· Yeşil yapraklı sebzeler özellikle folat açısından çok zengin olduklarından kalp hastalıklarından koruyucu etkiler içermekte, yeni DNA sentezlenmesi, DNA onarımı ve ekspresyonu açısından son derece faydalıdır. Çiğ olarak veya buharda pişirilerek tüketilmesi daha sağlıklı olacaktır.

· Brasika sebzeleri olarak tanımlanan lahanagiller (Brüksel lahanası, brokoli, turp, hardal, şalgam, beyaz ve kara lahana) kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkilere sahiptir. Öte yandan lahananın kadınlarda östrojen düzeylerini artırıcı etkileri bulunduğundan meme kanseri riskini azaltabileceği bildirilmektedir.

· Alyum sebzeleri olarak tanımlanan soğangiller (sarımsak, arpacık soğanı, Frenk soğanı, taze soğan, kırmızı soğan, kuru soğan, pırasa) sülfür içeriklerinin yüksek olması sebebiyle detoksifikasyon sistemine yardımcı olmaktadır. Güçlü birer antioksidan olduklarından serbest radikallerin vücuttan uzaklaştırılmasında etkili rol oynarlar.

· Kurubaklagiller (kuru fasulye, nohut, mercimek, soya fasulyesi, kuru bakla) ve yulafta bulunan saponinler antioksidan etki göstererek hücrelerdeki DNA mutasyonlarını önlemektedir.

· Zeytinyağının bileşimindeki tekli doymamış yağ asitleri kolesterolü düşürmede etkilidir. Aynı zamanda antioksidan etkisi de vardır. Ancak ışık almayan, serin bir yerde ve hava almadan saklanması önerilmektedir.

· Yağlı tohumlar (ceviz, badem, yerfıstığı ve fındık) içerdikleri çoklu doymamış yağ asitleri, E vitamini, B6 vitamini ve magnezyum sayesinde kuvvetli birer antioksidan ve detoksifikanlardır.

· İlave olarak yeşil çay, yumurtanın sarısı, domates, havuç, enginar, turunçgiller, elma, nar, kepekli tahıllar ve su ürünleri sağlık açısında son derece faydalı besinlerdir.

Örnek Mönü
Sabah
Yeşil çay
Haşlanmış yumurta
Ceviz
Kuru kayısı
Esmer ekmek (kepek, çavdar, yulaf veya tam buğday ekmeği)

Kuşluk Taze sıkılmış portakal suyu

Öğle
Izgara veya fırında pişirilmiş çipura
Esmer ekmek (kepek, çavdar, yulaf veya tam buğday ekmeği)
Bol soğanlı yeşil salata (zeytinyağı ve limonlu)

İkindi
Süt
Kahvaltılık tahıl gevreği (kuru meyveli ve yulaflı)

Akşam
Ezogelin veya mercimek çorbası
Brokoli
Sarımsaklı yoğurt
Esmer ekmek (kepek, çavdar, yulaf veya tam buğday ekmeği)

Gece
Mevsim meyveleri ile hazırlanmış meyve salatası

Beslenme ve Diyet Uzmanı Turgay Köse
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 19-09-2006   #39 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Dondurma ve Diyet

Dondurma ve Diyet
Çoğumuz yemekte tereddüt ederiz, kilo almaktan korkarız, bizi hasta edeceğini düşünürüz. Ama biz diyetisyenlere göre diğer tatlılardan daha hafiftir, bunun yanında besin değeri de daha üstündür. Her şeyden önce kalsiyum içeriği yüksektir. İçeriğindeki sütün bütün besleyiciliği onda da vardır; fosfor, çinko, magnezyum gibi mineraller, A, B2, B12, ve E vitaminlerini de içerir. Hayatta hiçbir besin tek başına kilo aldırmaz, sonuçta yaktığınız enerjiden daha fazla alıyor olmanız size kilo aldırır. Dondurmayı hamur tatlısı vb. besinlere tercih ederiz. Kıyasla besin örüntüsü de daha kalitelidir ve onlara göre kalorisi daha düşüktür. Çocukların severek tükettiği bir besindir. Özellikle süt içmeyen, peynir, yoğurt vb. besinlerin tüketiminde problem olan çocuklarda hoş bir besin alternatifi olabilir.
Aslında sadece yaz aylarında değil tüm mevsimlerde rahat tüketilebilecek bir besindir. Sanılanın aksine kişinin hasta olmasını sağlamaz, yani soğuk algınlığı ve gribe yakalanmayı ya da boğaz ağrına sebebiyeti yoktur. Yalnız astım, alerjik rinit vb. kronik problemi olan çocuklarda ateş ve boğaz enfeksiyonlarına yol açabilir. Ama bademcik ameliyatı sonrası çocuğa verdiğimiz ilk besindir.
Sadece dikkat edilmesi gereken güvenilir bir marka veya yerden alınmasıdır. Aksi takdirde besin zehirlenmesi riskiyle karşı kaşıya kalabiliriz. En başata sütün alındığı ortam; sağılma şekli ve sağan kişinin sağlıklı olması ve kullanılan kapların ya da büyük endüstrilerde sağımda kullanılan aletlerin temizliği herhangi bir bulaşmayı engellemek için önemli. Süt pişirildikten sonra saklama koşulları ve ısısı uygun değilse bozulma riski yüksek bir besindir. Dolayısıyla sağlıksız bir koşulda üretilmiş dondurma besin zehirlenmesine yol açabilir. Pastörize sütle yapılan dondurmadan salmonella bulaşma şansı ortadan kalkar. Bir de gıda boyaları ve katkı maddelerinin güvenilir koşullarda eklendiğinden emin olunmalıdır. Sağlığı tehdit eden boyutlarda olmamalıdır.
Her yaş grubu için günlük kalsiyum ihtiyacı 800 - 1200 mg, büyüme - gelişme çağındaki çocuklarda, menopoz dönemindeki kadınlarda ve yaşlılarda ise daha da fazladır. Yaklaşık 100 gr sade dondurma yendiğinde yaklaşık 1 büyük su bardağı sütün içerdiği kalsiyumu sağlamaktadır. Ancak dondurmanın şeker içeriği daha yüksektir. Parça çikolatalı olanları daha da kalorilidir. Bir de üzerine eklenen soslar, fındık veya toz fıstık kaloriye biraz daha katkı sağlar. Kilo sorunumuz varsa daha çok sade ve meyve parçalı alıp soslardan uzak durmalıyız.
Yalnız tüketileceği süreç önem kazanmakta; yemeklerden hemen önce yenilen dondurma çocukta iştahı kapatacaktır. Geç saatlerde yendiğinde bir de hareketsiz kaldığımız saatlerse aldığımız enerjiyi fazla yakmamamıza ve kilo alma eğilimine bu koşulda yol açar. Şeker içeriği nedeniyle; tüketildikten sonra dişlerin iyi fırçalanmaması diş çürüklerine zemin hazırlar. Kilo problemimiz yoksa istenildiğinde yenebilir. Ama kilolu isek haftada en fazla 2 kez yenebilir. Günün hareketli olduğumuz saatlerinde yaz aylarının serin tadı olabilir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 19-09-2006   #40 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Yazın Sağlıklı Beslenme

Yazın Sağlıklı Beslenme
Yaz mevsiminin etkisini iyice göstermeye başladığı şu günlerde hava sıcaklığının artmasıyla birlikte bol sıvı alınması yönündeki öneriler sıklıkla gündeme gelmektedir. Vücuttan fazla miktarda su kaybedilmesi sonucu; bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemleri görülebilir. Sıvı ihtiyacını karşılamak için süt, ayran, soda, taze sıkılmış meyve suları, bitki ve meyve çayları tercih edilebilir. Öte yandan en iyi çözücü, saf, doğal ve katkısız olan içecek sudur. Dünya Sağlık Örgütü kadınların günde 10, erkeklerin 14 bardak su içmesi gerektiğini belirtmektedir. Bebek ve çocuklar sıvı kayıplarını ifade edemeyecekleri için, ebeveynlerin bu konuda daha dikkatli olmaları gerekmektedir.
Havaların ısınması ile birlikte ev dışında daha uzun süre kalınmaktadır. Özellikle hipertansiyon, diyabet, kalp - damar hastalığı gibi kronik rahatsızlığı olan bireylerin güneş ışınlarının çok dik geldiği 11:00 - 17:00 saatleri arasında gerekmedikçe dışarı çıkmamaları gerekmektedir. Özellikle bu tür rahatsızlığı olan bireylerin öğün atlamamaları, 3 ana öğünün yanı sıra 3 küçük ara öğün almaları önerilmektedir. Böylelikle bir sonraki öğünde hem yavaş hem de az yemek yenilmesi söz konusu olmaktadır.
Yaz mevsiminde günlerin uzun olması nedeniyle daha çok yemek yenilmekte, özellikle geç saatlere kadar süren akşam yemeği sırasında alkol alınması, yağlı ve ağır yemekler yenmesi vücut dengesini zorlayabilmektedir. Katı yağların kalp krizi riskini artırdığını artık herkes biliyor. Kalp krizi yaz döneminde daha fazla görülmektedir. Bu nedenle yemeklerde sıvı yağlar tercih edilmelidir. Et, süt, yoğurt, peynir, yumurta ve yağlı tohumların içerisinde de yağ bulunmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; ekmeğe yağ sürmemek, zeytinyağı bile olsa aşırı miktarda kullanmamaktır. Kızartma ve kavurma işlemlerinden kaçınmalı; haşlama, ızgara, buğulama veya fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir. Sonuçta 1 gram yağ 9 kkal. enerji vermektedir.
Şeker açısından durumu değerlendirirsek; bazı şekerler besinlerde doğal olarak bulunurlar (meyvelerdeki fruktoz, sütteki laktoz, tahıllardaki nişasta gibi). Bazıları ise sonradan ilave edilirler (çay şekeri ve şeker içeren besinler). Dengeli beslenme çerçevesinde şeker ihtiyacı besinlerden doğal olarak karşılanmaktadır. O halde tatlı tüketiminden kaçınmak, yenildiği taktirde tüketim sıklığına ve miktarına dikkat etmek, lokma ve tulumba gibi ağır tatlılar yerine; sütlü ve meyveli tatlıları tercih etmek daha sağlıklı olacaktır (örnek: Dondurma, puding, sütlaç, komposto, meyve jölesi).
Hızla ve tamamen kana karışan, rafine şeker içeren besinler kan şekerinde ani bir dalgalanmaya neden olur, böylelikle tekrar tatlı yeme isteği doğurarak bir kısır döngüye yol açarlar. Şeker tadından vazgeçemeyen, iştahını baskılayamayan, formuna önem veren bireyler ve aileleri için çok iyi bir alternatif olan yapay tatlandırıcıların şeker yerine kullanılması daha uygun görülmektedir. Tatlıların yapımında güvenle ve rahatlıkla kullanılabilecek olan bu yapay tatlandırıcıların enerji değeri yok veya göz ardı edilecek kadar düşüktür. Kan şekeri üzerinde de olumsuz etki yaratmamaları nedeniyle rafine şeker yerine tercih edilmeleri daha sağlıklı olmaktadır.
Yazın öğünlerin sadece meyve ile geçiştirilmesi oldukça yanlıştır. Meyvenin ana yemek yerine, yemekten sonra yenmesi gerekir. Mesela sadece karpuz ile öğün geçiştirmek yanlıştır, fazla meyve de kilo artışına neden olmaktadır.
Şeker, kolesterol ve kan basıncı üzerine olumlu etkileri, kabızlığı önlemesi ve tok tutma özelliğinden ötürü lifli (posalı) besinlere önem vermek gerekmektedir. Bu bağlamda kış mevsiminin vazgeçilmez yiyeceklerinden kuru baklagillerin yazın da haftada 2 - 3 kere tüketilmesi önerilmektedir. Kepekli tahılların (esmer ekmek, bulgur, kepekli makarna / pirinç / erişte / un) ve sebze - meyvelerin tüketimine ağırlık verilmelidir.
Yaz aylarında artan sebze ve meyve çeşitlerinden yararlanmak gerekir. Sebze ve meyve tüketimi ile kalp - damar hastalıkları, bazı kanser türleri, inme, diyabet, Alzheimer hastalığı, katarakt ve yaşla ilintili fonksiyonel kayıp riskinin azalması arasında kuvvetli bir ilişki vardır. Bu etkilerin sebze ve meyvelerin içerdiği diyet posası, folat, potasyum ve Beta - karoten, C vitamini, E vitamini gibi antioksidan etkinlik gösteren biyoaktif fitokimyasal bileşenlerden kaynaklandığı vurgulanmaktadır. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü günde 5 - 9 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesini önermektedir.
Tüm bu ilkelere ilave olarak mutlaka egzersiz yapılmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü en çok tempolu yürümeyi önermektedir. Bunun dışında; jogging, bisiklete binme, yüzme, tenis, dans, aerobik, jimnastik tarzı kalbi çalıştıran sporlar da uygun görülmektedir. Haftanın 4 - 5 günü 40 - 50 dakika kadar egzersiz yapılması yeterli olacaktır. Amaç; metabolizma hızını düşürmemek, ve en önemlisi sağlıklı yaşama adım atmaktır.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
beslenme, gıdalar, sağlıklı
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Gıdalar ve Sağlıklı Beslenme Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Sağlıklı Beslenme Blue Blood Sağlıklı Yaşam 16 3 Gün Önce 13:40
Sağlıklı Beslenme - Meyveler - Nar Blue Blood Sağlıklı Yaşam 1 20-11-2008 01:14
Sağlıklı Beslenme - Sebzeler - Domates HerHangiBiri Sağlıklı Yaşam 0 14-11-2008 17:56
Sağlıklı Beslenme - Meyveler - Muz Blue Blood Sağlıklı Yaşam 2 20-09-2008 13:02