Arama

Hikayeler ve Öyküler -2- - Sayfa 129

Güncelleme: 17 Şubat 2016 Gösterim: 595.478 Cevap: 1.812
Fırtına - avatarı
Fırtına
Ziyaretçi
26 Eylül 2007       Mesaj #1281
Fırtına - avatarı
Ziyaretçi
İyiki doğdun: Dostluk hikayesi

Sponsorlu Bağlantılar
Bazen insan yannda biri oLsun istermiş...Bir canlı!
Nefes aLışını kontroL etsin,tüm gönLünü açabiLsin,içten sarılabiLsin istermiş...Hem öyle biri olsunki...Bakınca gözleri ışıldasın,yaz akşamını anımsatsın,kabusta olsa yaşamaya değer olsun ve zaman geçip gidince 'iiki tanımışım' dedittirsin...En zor anlarında adı kalsın istermiş dudaklarında...Başımız belaya girince aklına bir o gelsin istermiş!Şarkılara eşlik edecek biri olsun istermiş..Biraz sarhoş olunca sırtını yaslayarak onu kaldırıp yatıracak,üstüne üstlük birde uyuyana kadar başında bekeleyecek biri olsun istermiş!Hayatının en önemli kararını alırken,çok önemli bir sınavı kazandığında,ilk kez aşık olup ilk kez aşka ağladığında biri olsun istermiş...Ou dinleyecek,haklıysa avutacak,haksızsa yüzüne vuracak biri olsun istermiş...Canını yaksada kırılmayacağı biri..Şiir yazdığında okutacağı mektuplarına başlık yaptığı,adını anınca kocaman bir gülümseme yaşadığı biri...Ve ağladığında onu susturacak değil,onunla ağlayacak,oturup Dünyaya küfürler savuracak sonra o haline gülebilecek biri olsun istermiş...
Bir canlı...Öyle bir canlıki...Can katsın istermiş canına..Sayfalarca anlatabilceği,bazense anlatırken ona yakışan tek bir kelime bile bulamayacağı,delice sevdiği biri olsun istermiş...Uğruna çılgınlık yapabılceği,düşünmeden kış gecesi denize dalabileceği,ve peşinden atlayabilen biri..Tabikide!Verdiği kadar değer verecek belki,belki bukadar sevmenin karşılığını bulamayacağı biri olsun istermiş!Ona masalar kurabilecek ve yaptığı herşeyi 2 kişilik hazırlayabilecek biri...Sevgili desen değil,kardeş,anne,baba,bir arkadaş hiç değil...Biri olsun istermiş,uykusuz gecelerde ona masal okuyan,hatta çok seviyor diye kendi masalını yaratan,uyuduğunda dokunmaya kıyamayacak,üstünü örtüp,ışığıda kapayıp odadan usulca çıkan biri olsun istermiş...Bazen onunla çoçuklaşmak,İlkokul şarkıları söylemek,bazense ' hayat ne garip' diye başlayan felsefeler yapabileceği...Kendi filmlerini çekip yöneten biri olsun istermiş...söyle bir tokat atsada 'haketmişimdir' diyebileceği biri olsun istermiş!
Yıldızlara bakıp,ayrı şehirlerdeyiz diye dua ettiren ayrılık fikri bile çok uzak gelen biri...Ayrılığa inanmayan korkuların fişini çeken biri..Biri olsun istermiş insan!Bir canlı hayatında..Sadece bir DOST! sadece bir SEN...

UNUTMAKİ;KARDEŞ ZORUNLU ARKADAŞ,ARKADAŞ SEÇİLMİŞ KARDŞTİR...NİCE MUTLU YILLARA BİTANEM!ALLAHIN BANA ARMAĞANI İYİKİ DOĞDUN!

Alıntıdır...
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
26 Eylül 2007       Mesaj #1282
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Aşkın Hikayesi

Sponsorlu Bağlantılar

Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.

Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.
Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.
Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.
Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.
Zenginlik, "Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.
Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!",
Kibir "Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş.
Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim."
Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."
Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış.
Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."
Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.
Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş:
"Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş.
"Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk.
Bilgi gülümsemiş:

"Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir,,
Anonim

Fırtına - avatarı
Fırtına
Ziyaretçi
26 Eylül 2007       Mesaj #1283
Fırtına - avatarı
Ziyaretçi
Kediler tarafından dışlanan köpek...

Zamanıyla bir tane 'Köpek Ailesi' diye aile varmış.Bunlar çok fakirmiş o kadar fakirmişlerki,1 ekmeği zor alıyorlarmış.Birgün bunların evine yağmacılar yağma yapmış bunlar artık dışarda oturmaya başlamışlar.O ara anneside hamile kalmış.O doğan küçük bebeğide hemen yandaki yere bırakmışlar.Hiç kimse almamış.Aradan 1 yıl geçmiş,ordaki köpeği 2 yaşında bir kedi ailesi almış.Bu kedi ailesi ülkenin en zengin ailelerindenmiş.Köpeğin yeni ailesinde 5 kişi varmış.Bir anne,bir baba,bir abi ve birde abla varmış.Köpek o kadar büyümüşki yakışıklı,iri yarı bir köpek olmuş ama tek sorunu varmış.Kediler tarafından dışlanıyormuş.Köpek kedilere her soruşunda kediler'Sen köpeksin git köpeklerle oyna'derlermiş sonra bir gün ailesi biraz para kaybetmiş.Diğerlerine bakıyolarmış ama köpeğe bakamıyorlarmış.Köpek bu duruma çok üzülmüş ve ordan kaçmış gitmiş gitmiş.Gelmiş bir fare ülkesine fare ülkesindekiler ilk köpekten korkmuşlar,ama sonra bakmışlar köpek bize hiç zarar vermiyor.Onu ülkenin baş koruması yapmışlar.Köpek sevinmiş ve işine başlamış.Çok seviniyomuş ama bir yandanda üzülüyormuş,çünkü 'Kedi Ailesi' acaba para kazandımı diye düşünüyormuş.Sonra fareler ülkesindeki işi bitmiş ve Kedi Ailesi'nin yanına dönmüş.Sonra aklına çok ani bir soru gelmiş.Ailesine sormuş:Benim gerçek ailem kim?
Anne: Seni biz şurda bulduk ama ailen yıllar önce ordan taşındı.
Köpek: onların nerde olduğunu biliyormusunuz?
Anne:Tabiki biliyorum.
Köpek:Nere
Anne:İşte şura
Köpek teşekkür eder ve ailesine kavuşur.

Kerim deniz BATUN
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
26 Eylül 2007       Mesaj #1284
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Aklımdasın


Başımdan geçen ilginç bir aşk öyküsünü anlatmak istiyorum.
Üniversite 2.sınıfa gidiyordum. Gençlik bu ya, başımda kavak yelleri esiyor.
Zaman ise benim geleceğin en büyük gazetecilerinden biri olmam için geçiyor gibime geliyordu. Geliyordu ama ben derslerden çok, arkadaşlarla üniversite binamızın içerisindeki sahalarda ve ağaçların arasında top oynamayı, gezmeyi ve arkadaşlarla sohbet etmeyi tercih ediyordum.
Ama itiraf edeyim, özellikle bahar aylarında etraftaki değişimleri, yeşillikleri geleceğin büyük gazetecisi gözüyle de izliyordum. Eh, gözleme yeteneğin olacak ve tabiattaki güzellikleri –bayanları- göreceksin de şairlik taslamayacaksın, aşık olmayacaksın olur mu?
“Öğrenci dediğin fotokopisinden belli olur”, “Fotokopisiz öğrenci meyvasız ağaca benzer” öğrenci atasözleri uyarınca vize dönemlerinden bir ay önce gördüğümüz derslerin notlarının fotokopilerini bulup almak için Azim Fotokopi’ye gittim. Azim Fotokopi hemen hemen bizde ki bütün derslerin dönem içindeki notlarının fotokopilerini çoğaltır ve satardı. Orada fotokopileri alırken yanımda bizim birinci sınıfta gördüğümüz bir dersin fotokopisinin olup olmadığını soran bir kız vardı. Fotokopiciden o dersin notlarının olmadığını öğrenince oldukça üzüldüğünü gördüm. İçimdeki yardımseverlik duyguları kabardı. Belirtmeliyim ki genellikle güzel bayanlara karşı her zaman yardımseverimdir. Kıza dönerek:
- “Her halde İletişim Fakültesinde okuyorsunuz” dedim.
- “Evet” dedi.
- “Bizim geçen yıl gördüğümüz Gazete Yazı Türleri dersinin fotokopileri bende hala duruyor. İsterseniz onları size ben temin ederim”dedim.
- “Ah, size zahmet olmasın?” dedi.
- “Yok canım ne zahmeti” dedim.
Sonra oradan beraberce konuşarak çıktık. Yolda adını söyledi: Figen’miş. Neyse biz böylece tanışmış olduk.
Ertesi gün ders notlarını ona verdim. Kız beni çok etkilemişti. Bir içim su derler ya öyleydi. Tabii, beni çok etkilediği içinde bana öyle gelmiş olabilir. Neyse... Bu yardım severliğimin karşılığında kız beni ne zaman görse hemen yanıma gelmeye başladı. Diğer arkadaşlarımla da tanıştırdım onu. Artık çok samimi olmuştuk. Olmuştuk olmasına ama kıza da tutulmuştum.
Ne yapmalıydım... Düşünüyordum ama bir türlü de karar veremiyordum. Şimdi kıza arkadaşlık teklif etsem, yardım etmemin karşılığında ondan faydalanmak istediğimi düşünebilirdi. Ayrıca arkadaşlık teklif etmemin diğer arkadaşlarımın hele hele Osman’ın kulağına gitmesi... Aman aman ölsem daha iyi. Çünkü bizim arkadaş gurubumuzun arasında şöyle bir beddua vardı: “Allah seni Osman’ın medyatik diline düşürsün de, manşetlerden inme emi !”
Çok düşündüm bir karar veremedim. En sonunda ona aşkımı mektupla ilan etmeye karar verdim. Bu amaçla oturdum ve usturuplu bir aşk mektubu yazdım.

“Bu mektubu kaldığım yerin soğuk duvarlarını ısıtmaya çalışan yüreğimin her atışında ismini hatırlatan sıcaklığında yazıyorum. Bir melankoni içerisinde yazmaya çalıştığım bu satırlar daha çok seven yüreğimin sevilme mutluluğunu yakalaması için çabalaması ve belki de karşılıksız bir sevda bataklığına nasıl gömüldüğünün ifadesi.
Acaba Figen; senin o melekler kadar güzel olarak tasavvur ettiğim hayalini gönlümden silip atsam mı diyorum. Yazık olmaz mı sorusu aklıma geliyor. Yazık olmaz mı aşkıma? Acaba unutsam sana karşı hissettiklerimi, hiçbir şey yaşanmamış gibi acaba bir anda geçen onca zamanın ötesine gidebilir miyim?
Yakalanan bir kuşun esaretten kurtulmak için çırpınması gibi seni görünce çırpınan kalbimin atışlarını, yüzümün her kızarışını, benim sana olan tutkumu tavır ve yüz ifademden, heyecanımdan, titrememden anlamandan duyduğum korkuları... unutsam mı?
Böyle bir şey mümkün olsa bile herhalde yaşadığım onca duyguyu bir anda jiletle kazıyıp, söker gibi atamam, atmam.
Çevremde çok pişkin, yüzsüz, her şeyi çok rahat ifade edebilen biri olarak görülmeme rağmen aslında sevdiğine karşı aşkını ve duygularını ifadeden bile çekinen utangaç yapıda biri olarak sevgimi yazı ile belirtme ihtiyacı duydum. Sana olan sevgimi hoş karşılaman dileğiyle...”
“Yakın çevrenden biri”

Mektubu daktilo ile yazdıktan sonra bir zarfa yerleştirdim. Figen’in de aralarında bulunduğu arkadaşlarla okulun önünde sohbet ederken lavaboya gitme bahanesiyle gidip sınıfta Figen’in ders notlarını tuttuğu ajandanın içine koydum ve sonucu beklemeye başladım.
Ertesi gün üniversitenin ana binasında bulunan yemekhaneye giderken Figen bir ara yanıma yaklaştı ve:
- “Yükselciğim san bir şey söyleyeceğim ama aramızda kalsın. Aramızdaki samimiyetten bir tek sana söylüyorum” dedi ve devam etti “Yahu dangalağın bir bana bir mektup göndermiş” dedi.
- “Şaka mı yapmış mektupta?” diye sordum.
- “Şaka mı bilmiyorum ama mektupta bana tutulduğunu, aşık olduğunu... falan filan yazmış işte. Yani oldukça duygulu bir dille bana ilan-ı aşk ediyor herif” dedi. Ben de:
- “Peki kim bu herif”dedim.
- “Ne bileyim, ismini yazmamış ki! Ama yazdıklarından bir şeyler çıkarmaya çalışıyorum. Bir iki tahminim de var” deyince heyecanlanarak;
- “Peki kim olabilir” diye sordum.
- “Tahminime göre bizim gruptakilerden biri ve... Neyse ismini de sonra öğrenirsin Yüksel” dediği sırada diğer arkadaşların da yanımıza gelmesiyle sözünü keserek onlarla konuşmaya başladı.
Beni bir merak sarmaya başlamıştı. Acaba tahmini ben miydim de tavırlarımdan öğrenmek için konuyu bana açmıştı. Anlamış mıydı acaba...
İçim içimi kemiriyordu; mektup yazmasa mıydım. Eğer gerçekten benim yazdığımı anlamışsa ve benimle bir daha konuşmazsa ne yapardım. Belki hem bir arkadaşı yitirecektim, hem de sevdiğim kızı.
Bu arada şeytan da dürtüyordu beni bir mektup daha yaz diye. Bu sefer duygularımı daha açık belirtecektim. Bu düşüncelerle tekrar daktilonun başına geçerek yazmaya başladım:

“Figen; şu an sana söylemek istediğim ama söyleyemediğim duygular var ya, o duyguları sana bir sahilde hafif bir yağmur çisiltisi altında ıslanırken ve deniz dalgalarının, martı sesleriyle birleşerek oluşturduğu o nefis fon müziği eşliğinde dans ederken söylemek isterdim.
Bilmem sen hiç birşeyi, pek çok şeyi kaybetme pahasına daha doğrusu yüreğin pahasına satın almak ister misin? Bil ki ben yüreğimi sana, senin için satmaya hazırım.
Keşke sana olan aşkımı, seni görünce hissettiğim duyguları gözlerinin derinliklerinde köşe kapmaca oynarken anlatsaydım. Acaba anlatabilir miydim?
İnsanlar madde ve mana arasında, denizde salınan tekneler misali gelip giderken; ben kendimi sevdama kucak açmış, senin gönül limanında demirlemiş olarak bulmak isterdim. Sana bağlanmak sarılmak ve ...
Hayali bile yaşadığım hayatın sahte yaşantısından daha gerçek ve daha güzel.
Mektubuma çok sevdiğim, güzel bir söz ile son vermek istiyorum: “Sevsen, sevilsen ve sevilebilir olsan”
Beni sevilebilir biri olarak görmen dileğimle...
“Yakın Çevrenden Biri”
Mektubuma ek olarak da “Figen’e” diye ithaf ederek yazdığım:

AKLIMDASIN

Papatya açmış kırlardan
Peygamber çiçeklerinin sarısından
Kekik otlarının kokusundan
Doyasıya içime çektiğim sen!

Belki değilsin, belki farkındasın
Sen benim hep aklımdasın

Turnalarla gönderdim sana
Gönlümde yetiştirdiğim gülleri
Yalancı gönüllerde
Karanlık tünellerde
Aşkı aramaya çalışırken sen
Senin aşkını hayat gibi yaşardım ben

Belki aşkıma uzaksın, belki yakındasın
Sen bilmesende hep benim aklımdasın !

Şiirimi de zarfa koyarak bu sefer postaladım.
Ertesi günde dedemin vefat ettiği haberi geldi. Alel acele Gümüşhane’ye gitmek zorunda kaldım. Bir hafta sonra döndüm ve okula gittim. Figen beni görünce hemen gülerek yanıma geldi ve:
- “Yüksel hani bana biri aşk mektubu yazıyor demiştim ya işte ondan ikinci bir mektup daha geldi. Bir de bana ithaf ederek yazdığı şiirini koymuş. Çok etkilendim.”
- “Peki kim olduğunu bulabildin mi?” diye sordum. O da:
- “Sana bir iki tahminim var diyordum ya... Artık emin oldum.”
- “Emin mi oldun, peki kim?” diye heyecanla sordum
- “Hiç tahmin edemezsin... Osman!” dedi.
- “Osman mı?” dedim şaşırarak
- “Tabii... Yakın çevremden biri, çok pişkin, yüzsüz, her şeyi çok rahat ifade edebilen biri olarak görünen başka kim olabilir?” deyince şaşkın, yıkılmış bir ifade ile:
- “Çok şaşırdım” dedim.
- “Şaşır, şaşır ... Dahası var. Emin olunca ben gittim ona ondan
hoşlandığımı belirttim. Yazdıkları beni çok etkilemişti. Ayrıca çok utangaç, ona kalırsa bana hiç açılamayacak ve beni sevdiğini söyleyemeyecek... Bu sebeple ona ben açıldım. O da benden hoşlandığını fakat benim seninle olan diyalogumuzdan ve samimiyetimizden dolayı ikimizin arasında bir şey olduğunu sandığından bana açılamadığını söyledi. Düşünebiliyor musun ayrıca ikimizin arasında bir şey var sanıyormuş” dedi.
Çok şaşırmıştım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Sonunda;
- “Senin adına sevindim. Nihayetinde sana mektupları yazanı da bulmuş oldun böylece” dedim ve yanından ayrıldım.
Bir yanda sevdiğim kız Figen diğer yanda en yakın arkadaşlarımdan Osman vardı. Ve ikisi de benim aşk mektuplarım sonucu... Tam bir çöküntü içerisindeydim, ne yapacağımı bilemiyordum. Bu hal içinde iki hafta okula gitmedim, hatta gidemedim.
İki hafta kadar sonra okula gidince bu sefer Figen ve Osman bir ara yanıma geldiler. Osman bana:
- “Yüksel seni yemeğe götürüyoruz. Orada sana bir de süprizimiz var” dedi. Ben de:
- “Osmancığım bugün olmasa” deyince, Figen:
- “İtiraz etme hakkın yok. Çünkü seni son zamanlarda hiç göremiyoruz. Okula uğramıyorsun bile” dedi ve kolumdan çekerek dışarı doğru sürükledi.
Benim isteğim üzerine Karadeniz Pidecisine gittik. Yemek siparişini verdik. Bu arada ben sohbet esnasında elimden geldiğince espiri yapmaya, güleç olmaya çalışıyordum.
Konuşma esnasında Figen bir ara bana dönerek:
- “Sana bir süprizimiz var demişti ya Osman; şimdi onu söyleyeceğim sana. Biz Osman’la nişanlandık. Osman’ın romantik, duygusal mektuplarına dayanamadım. Ben de ona duygusal olarak karşılık verdim ve...” derken Osman söze girerek:
- “Ne saçmalıyorsun, ne romantik, duygusal mektupları...” diye Figen’in sözünü kesince ben de Osman’ın sözünün devamını getirmesine fırsat vermeden hemen sözünü kesmek ihtiyacını hissettim:
- “Demek ki Figen sendeki romantik, duygusal yönleri keşfetmiş ve sana tutulmuş. Çok şanslısın Osman; Figen’in kıymetini bil” dedim.
Yemekten sonra Osman’ın ellerini yıkamak için lavaboya gittiği sırada masadaki peçeteyi aldım ve Figen’e dönerek sessizce:
- “Bu günün anısına bu peçeteye duygularımı yazıyorum. Çıktıktan sonra yazdıklarımı oku ve sonra da yırt tamam mı?” dedim. Figen meraklı bakışlarla başını evet manasına salladı.
Bende peçeteye O’na ithaf ederek yazdığım şiirin nakarat bölümü olan:

Belki aşkıma uzaksın, belki yakındasın
Bilmesen de, sen benim hep aklımdasın

Ve altına da: “Allah’tan Osman’a ve sana mutlu bir yuva ve mutlu yarınlar diliyorum.”
“Yakın Çevrenden”
“Yüksel”
notunu yazdım. Notu yazdığım peçeteyi katlayarak Figen’in eline tutuşturdum.
Osman da yanımıza gelince;
- “Sizin bu mutlu haberinize çok sevindim İnşallah Allah tamamına erdirir” dedim ve devamla “Bu gün de aslında çok işim vardı. Sizinle buraya gelince unuttum hepsini. Şimdi gitmem lazım; anlayışla karşılayacağınızı umuyorum” dedim.
Birlikte dışarı çıktık ve tokalaşarak yanlarından ayrıldım. Bir süre sonra dönerek arkama baktım Figen peçeteyi yırtıyordu ve gözleri yaş doluydu. Benim onlara baktığımı görünce gözlerini silerek bana el sallamaya başladı.
Bir daha arkama bakmaya cesaret edemeden gözlerimde beliren yaşlarla oradan uzaklaştım.


Yüksel Şahin
nünü - avatarı
nünü
Ziyaretçi
26 Eylül 2007       Mesaj #1285
nünü - avatarı
Ziyaretçi
Herkesin sevgi kavramı, mutluluktan beklentisi farklı, kimsenin ki kimseye uymaz, tıpkı elbiselerimiz gibi. Bazen renklidir davranışımız, duygularımız, bazen de bu dünyayı terk edene saygı gösterir gibi terk edilen duygulara ve bizi bırakıp gidenlere tepki gibi siyaha bürünür kelimelerimiz hislerimiz, yüzümüze yansır tüm hüzünleriz. Bir de her zaman aynı duygularla cevap veremeyiz herkese, seçeriz ve seçiliriz. Bir bakış bir gülüş değildir seçimi sağlayan tene dokunuş değildir yürekteki yaşam titreşimlerini artıran, sevmek isteyenden sevilmek isteyene bir haykırıştır, çoğu zaman bir yüreğin anlattıklarıdır. Benim haykırışlarım yıllar ilerledikçe azalacağına daha da çoğalıyor, sona doğru adım adım yaklaştıkça içimde yaşayan ve bir türlü gerçeğe dönüşemeyen sevgim birikiyor, gittikçe çoğalan bir duygu seline dönüşüyor. Yaşamak istediklerimi yaşayamamanın verdiği sıkıntı boğuyor beni. Hayallerini kurduğum sevgiye şöyle bir teğet geçebilseydim belki o da yetecek ama o kadar uzağım ki istediğim hayata. Tüm geçen yıllar ve olumsuz olaylara rağmen, içimde bitip tükenmez bir sevgi var, keşke olmasaydı dediğim anlar o kadar çoğaldı ki bu aralar. Yaşayamadığım sevgi dünyamı yazdığımda kendimi avuttuğumu düşünüyordum ama olmuyor, yazdıklarım içimdekileri daha da büyütüyor ve içimde sanki sanal olarak yeni bir hayat kuruluyor ve ben her göz kırpıştırışımda dış dünyamdaki yalnızlığıma dönüyorum. Sevgim ve insanları kucaklayan harflerim çevremdekilere yönelik görünüyor ama aslında esas sevgimin kaynağı bir bilinmeze doğru gidiyor ve ben artık takip edemiyorum, artık çok sevdiğim bu şehir bile bir harabe gibi görünüyor, gözlerim de beni kandırıyor, sanki çek git diyor bu şehirden. Korkağım, hayatımı değiştirebilecek hiçbir şey yapamıyorum, her gün bulunduğum ortama uyum sağlayıp sadece sahte sahte gülümsüyorum. Ama beni tanıyanlar benim gibi düşünmüyor, girdiğim bütün ortamlarda neşe kaynağı oluveriyorum, kimilerini yüreğimden dilime doğru yağan duygusal yağmurlarımla hayrete düşürürken kimilerini de olaylara espritüel bakışımla gülümsetebiliyorum. Konu kendi yaşamım ve sevgi dünyam olunca kendimi çevremden ve herkesten soyutluyorum, kendi hayatımda başrolde olmam gerekirken, bir de bakıyorum ki figüran bile değilim, sadece seyirciyim.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
26 Eylül 2007       Mesaj #1286
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Aşkın Dili-2Bir baharın ötesinde. Yorgun kuşlar misali , arasan belki de bulunmayacak emsali , içi ve dışı umut , sevgi ve hasret kokuyor sanki. Kim bilebilir ki ; yaşam ile ölüm arasındaki farkı ? Tekrar umut beslemek özlemlere , yaralı kalmış kalbin sevgisine ve son bir kez bakıp maziye , niye sevdim mi demektir ? " AŞK " yarım yamalak bir su kenarı olgusu değil , o suyu dahi içinde bulunduran duygudur. Seversin her an aşkı ve sevgiyi karşılıksız olsa dahi. Öylesine vurur ki kalpleri ; duramaz rüzgarı karşısında en çılgın ve vurdum duymaz asi. Bunun adı " AŞK " başı da sonu da siler ezberi...

Esecek bir nefes rüzgar varsa , uçurum kenarlarında bozsun dengemi , kurtulmak çaremi ; sanki , ya ölüm seni onsuz , yada kurtulmak onu sensiz mutlu etmeye kafi. Yaralı kuş misali. Dua et alsın tüm bedenini , aksi takdirde hazır aşkın fermanının acıması katlli...

Nasıl olduğunu bilmeksizin katılırsın aşk oyununa. Öylesine bir kalem ve öylesine bir kağıt sevişir adeta aşk adına. Sonuç mu ; Psikolojik baskılarına aşka tanımadığı uygarlığı , " Yaşayan bilir ve uygular " felsefesi ile kalbimize aksetmektir.
Kurtuluş : Sev lakin Aşık olma
Kaçış : Kendi düşen ağlamaz
Ve son söz : Aşk acıdır , Sevgi Tatlı , Aşk için ölünür, Sevgi için yaşanır..
Narey
Fırtına - avatarı
Fırtına
Ziyaretçi
26 Eylül 2007       Mesaj #1287
Fırtına - avatarı
Ziyaretçi
BİR İNSAN NASIL SEVİLİR?..

Merhaba aşkım,

Bir eylülde, bir yağmur yağıyordu ya hani, geldin yanıma bütün bereketinle.Nasıl bir heyecanla bekledim gelişini anlatamam.Garipti biraz da, çünkü kaşını gözünü görecektim, ellerini tutacaktım, öpecektim hasretle utanarak.O gün yoldaydı en sevdiklerim.Gelmiştin işte.Aynı şehirde aynı havayı soluyorduk ya yetti bir an bana.

Yetti sanmıştım, ancak yanılmışım, gözlerin geliverdi aklıma.Merak ediyordum gözlerini, merak ediyordum ellerini nefesini, kokunu.Gelmiştin işte.Bayram sabahındaki çocuklar kadar masum bir sevinç kaplamıştı yüreciğimi.Ellerinle güveni tattım.Göğsünde huzuru.En çok da aşkı buldum dudaklarında...

Korkaktın, tutuktun kendi sözlerinle.Benimleydin ya, yanıbaşımdaydın ya, gerisini halledebiliriz diye düşündüm.zaten sarılınca da geriye bir şey kalmadı.Gözümü açtım, sen uyanıktın.Bakıyordun öylece bana.Öyle mutlu oldum ki...Gözlerinle dolmak istedim o an.Abartıyor muyum diye düşününyorum da, hayır içimden geçenler, yaşadıklarım bunlar...

Bir insan nasıl sevilir bilmiyorum. bir insan nasıl sevilir bana kimse öğretmedi.Elimden geldiğince seni çok seveceğim.Çok da seviyorum.Gittin...İki ayrı kentin sevgilisiyiz şimdi. Oturup masama seni izliyorum boş kaldıkça.Bir insan böyle mi sevilir diye düşününyorum ve daha da seviyorum seni...

seni seviyorum...


Tuğba Balcı...
nünü - avatarı
nünü
Ziyaretçi
26 Eylül 2007       Mesaj #1288
nünü - avatarı
Ziyaretçi
EGER ISTERSEN ...
Bugun oldugu gibi yarin da , yarindan sonra da, ondan sonraki gunlerde de gozlerinde ki yerimin degismeyecegine,
Beni bir omur boyu sevecegine...
Her bakisinda okudugun o gozleri her zaman yaninda gorecegine, en yakin dostun en yakin sirdasin en yakin arkadasim olacagina...
Sikintimin sIkintin ; uzuntumun uzuntun olacagina...
Her kizgin animi cicege donusturecegine.. .
Her uzgun animda tebessumun geri gelmesi icin elinden geleni yapacagina..
Asla ve asla soguktan ve yalnizliktan usumeyecegine...
Yaninda olmadigim ve varligina ihtiyacim oldugu her anda bir ruzgar olup beni saracagina...
Gozumun gozune deydigi her an ; bana yeniden asIk olup beni bir periye donusturecegine..
Yasam boyu her sabah bana asIk olarak uyanacagina...
Ben uyurken bana bakip sen ve ben icin dualar edecegine...
Beni asla uzmeyecegine.. ..
Beni tanidigin gun ben de gordugun neyse omrunce ayni beni gorecegine ...
Sevginin asla degismeyecegine ve azalmayacagina. ..
Beni asla ihmal etmeyecegine. ..
Bana yalan soylemeyecegine. ..
Baskalarinin yaninda beni asla unutmayacagina. ..
Elimi usul usul korka korka tuttugun o ilk gundeki ayni heyecani hep yasayacagina..
Bana her zaman hayatim diyecegine...
Seni Seviyorum diyecegine ...
SOZ VERIRMISIN ASKIMMM
Fırtına - avatarı
Fırtına
Ziyaretçi
26 Eylül 2007       Mesaj #1289
Fırtına - avatarı
Ziyaretçi
Arkadaşlar lütfen en alttaki yazıya bakın ve örnek alın işte sanat ruhu diye buna derim ben...Msn Cry

Aşkım Seve Aşkım

Aşkım sonradan gibisin
Hemen sonradan sevgili
Mutlu mu sonradan yıla
Aşkım mı sonradan aşkım

Büyüklüğüm hiç aşkımdan
Sonra hüznlü yanlızım
Yanlızım bize hüznlü
Bize aşkıyla hiçbiri

Heyecanım hiç mi aşka
Duygusun hiç mi aşka
Bize sabrlım mı vardım
Hatırlayacak hiç yok aşkım

Yürür yola hiç beraber hiç aşkım
Korkalım vardım aşkım utançım var
Aşkı hatırlanım ne aşkım hiç mi
Aşkım Aşkım be aşkım mı hiçbiriyle


Şervan KILIÇOĞLU


>>İŞİTME ENGELLİYİM<<
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
27 Eylül 2007       Mesaj #1290
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Aşkın Rüyası


Aradan uzun bir zaman geçmiş ne kadar geçtiği meçhul…Benmi duyuyorum yoksa birisimi haber veriyor yada sen mi çağırıyorsun onuda hatırlamıyorum, ve biliyorumki zor durumlarında, aklın neye hizmet ederse kendine bırakırsın zorları ve kimseyle paylaşmassın . İhtimal ben duyup geliyorum sana , duyduğumda şeyde ne ! ; senin zor bir durumda çaresiz olduğun gibi sanki öyle bir şey … Aradan belki on belki beşyıl geçmiş daha fazla değil .. ben vefasızım ya aramıyorum sende hiç aramamışsın. Çocuklar gibi önce o arasın ,o niye aramıyor teraneleri...
Yani o uzun süre zarfında hiç görüşmemişiz. Ve ben yolları çok iyi bilir gibi geliyorum ,Aklımda geçmişin izleri; capcanlı görüntün ,bulaşıcı gülüşün , Benim asılmalarıma tatlısert sınırların ….benden kaçışların sanki hissetmiyorum.bal gibi anlıyorum...hele beni odada yalnızken istemediğin zamanlar bile aklımda ...Ve ben seni her zaman hatırladım mutlu bir gülümsemeyle.Mutlu olmanı diledim hep. Her şeye rağmen…... sona yaklaşan beraberliğimizin son görüşmelerin birinde hiç olmassa kardeşliğimi sundum sana , en çaresiz en zor hissettiğin gününde kanımla canımla yanında olmak için…. Ve gideceğin gün bilerek bulunmamıştım dairede. Hep diyoruz ya geçerli sebeplerim var diye…onun gibi işte...

Bir bahçenin içerisine giriyorum ,yerde taş karoların kenarlarını otlar sarmış ,Bahçenin bir zamanlar çok güzel bir bahçe olduğu belli ancak şimdi bakımsız bir orman gibi…Önümde 2 katlı bir ev sanki ahşap gibi yada öyle gösterilmeye çalışılmış.Bu yoldan geçiyorum ama hiçbir şeye takılmıyorum sanki yüzüyormuyum yolda uçuyormuyum.öyle süzülerek gidiyorum işte.Evin önünde bir kalabalık var hepside bayan . Enteresan bişey hepsinin kıyafetlerinin aynı olduğunu hatırlıyorum .Bana boş bakıyorlar bakışlarından yorum uydurmaya çalışıyorum iyi bir şey gelmiyor aklıma yalnızca düz ve boş bir bakışlar. Aynı şekilde ikinci kata çıkan merdivenin her bir basamağına dizilmişler.Bende senin kaldığın odayı sanki biliyormuşum doğruca basamaklardan yukarı çıkıyorum.Boş bakışlı bayanlar eski uzun kapılar var ya öyle bir kapının yanına dizili vaziyetteler. Ne varsa o kapının arkasında var….Erkeklerin kalbi dukkan derdiniz. Ben ne dukkanı dükkan olarak düzeltebildim nede benim kalbim dukkan .. ben yalnızca aradım… Gerçek yada bulduğumu sandığım serapların peşinden gittim ..Bazende bulduğumu hissettiğim anda kendim serap oldum elleri kolları bağlı ifadelerinin sonunu getiremeyen….

Kapıdan giriyorum beyaz yatağın içinde sarı bir gecelikle ordasın, biraz zayıflamışsın, solgunsun , yine güzelsin, yine muhteşem görünüyorsun. Bakışlarında yine aynı sevecenlik var ama birazda pişmanlık, doğrulmaya çalışıyorsun yatakta …Geçmiş yılların bütün bedellerini ifade eden şu sözü söylüyorsun kırık ve kısık bir sesle ;-keşke…… gelmiş geçmiş zamanlar içerisinde hayatımın yörüngesini şaşırtan sana ; Şimdi ve şimdiden sonraki zamanlarımız var. Kalk ve silkin üzerindeki ağırlıkları diyorum ve gidiyoruz . Allah Allah kapıdan çıkmıyoruz ama ne ev var ne yatak .Sende bende yokuz ama varız.Varız. Bu defa bedensiz varız. Ve Her yerdeyiz. Sürekli öpüşen dalgayla sahil gibi , Bulutla rüzgar gibi, Yağmurla toprak gibi , Arıyla çiçek gibi ,İki aşığın vuslatında karışan nefesleri gibi.
Ahmet Hayri Tekin

Benzer Konular

3 Aralık 2006 / Misafir Genel Mesajlar
16 Mayıs 2014 / NihLe Müslümanlık/İslamiyet
11 Haziran 2013 / Misafir Forum Oyunları
18 Aralık 2011 / ocean97 Genel Mesajlar
20 Haziran 2012 / ThinkerBeLL Edebiyat