Arama

Sonsuz Aşk - Sayfa 41

Güncelleme: 26 Ekim 2014 Gösterim: 563.848 Cevap: 2.787
Pollyanna - avatarı
Pollyanna
Ziyaretçi
12 Ekim 2006       Mesaj #401
Pollyanna - avatarı
Ziyaretçi
SEN ve Ben

Sponsorlu Bağlantılar
Sonsuz Aşk

Gözlerini kapat; evet, sadece sen ve ben; gözlerimizi açtığımızda bambaşka bir dünya olacak. Ya gülme, ben inanıyorum, tamam salakça ama olsun ne güzel işte…

Sakin kafayla rüyalarıma bile sahip çıkamadım. Kafanın sakin halini yakalamışken, sakin olmayan halindeki gereksiz çoğulluğumu düşünüyorum. Anlamsızım biliyorum, anlamsız olduğumda daha çok seviyorum kendimi. Sende bana anlam yükleme sakın, yükleme dedim ooo! hamal mıyım kardeşim ben? Onu yüklen, bunu yüklen, nedir canım yahu?

Annem günlerdir yolculukta, hani bir ara geliyor fark ediyorum, evde ayak izlerini takip ediyorum. Lavabonun önü kirliydi, temizlenmiş, odam toparlanmış, taraktaki saçlar temizlenmiş; bu hafta üç bin kilometre yaptı sanırım( tamam abarttım) ama kardeşim, hangi leylek sürüsüyle karşılaştın? Nedir bu seferilik, anlamadım. Ya bi dön gel, bi gel de yüzünü göreyim, oturup sohbet edelim. Ben yine yapmam işleri, sen yaparsın, aynı eski günlerdeki gibi. Eve gelince karanlık ve sessiz olması kadar kötü bir şey yokmuş. Puff…

Odamdan geçen karıncalarda yok. Buzdolabı süsleri, makyaj çantamın içinde, sinek vızz vızz ediyor kulağımın civarında, birazdan sinek savarla saldıracağım haberi yok. Canım sıkılıyor, işte asıl mesele bu zaten, canımın ne istediğini bilmediğim bir ay dönümü daha, koşmak istiyorum ama bacaklarımda derman yok, ağlamak istiyorum, gözlerim ağlamıyor; kaçmak istiyorum, yolu bulamıyorum, annemi özledim, seni özledim, kardeşimi özledim.

Baştan devrik bir cümle kurulmuş noktayı bekliyorum. Yeni cümleler kurulmadı daha, paragraf ne kadar uzar bilinmez ama bu cümleden çıkmalıyım.

Vücudumdaki benleri halka içine aldım, yenileri çıkarsa bilip, numaralandıracağım, çok işim var daha.



Yıkılmış kentler gördüm;
seni gördüm.
Bensizliğimin önünde;
sessizce duran senler gördüm.
Sessizce yıkılırken;
İkimizi gördüm.
Soluk soluğa kaçarken
Kentin ortasında
yangınlar çıkarırken gördüm ikimizi;
yaşayamadığımız kentleri ateşe verirken;
üşüyorum

Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
12 Ekim 2006       Mesaj #402
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Gökyüzüne asılı kalmış bir yankı
Arıyor kendisini bırakan ağzı
Sponsorlu Bağlantılar
Yeniden, yeniden sesini bulmak için

İki köşeli yalnızlığın bir ucunda sen, bir ucunda ben
Birleşip ayrılıyor çizgilerimiz
Hangi boyuttan koparılmıştık ki biz

Anı bile yok, ses, koku bile
Bir elin yazdığını öteki el karalıyor sanki
Silgiler hatırlıyor, kalemler unutuyor bizi..
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
14 Ekim 2006       Mesaj #403
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ne yana gitsem sensin vardığım . sevmek böyle oluyormuş.
dur durak bilmeksizin bütün gidişlerimde yüreğime koyduğum, göğsümün ince sızılarında adını anımsadığımsın.
varlığında bile özleyip,anlatamamak, lal olmakmış seni sevmek...
ne yana gitsem sensin vardığım. sana kurup bütün saatleri üç vardiya seni sevmek...
kimsenin bilmediği zamanları yaşayarak, yalnızken seninle, seninleyken yine seninle... hastalanmakmış sevmek.
bir delilik durumu. aklın,mantığın coşması, görünce yüreğin dört nala koşmasıymış sevda...
sevda tüm ozanların bin yıllardır yazmaya çalıştığı ortak şiirin adı, kimsenin yazamadığı...
ne yana gitsem sensin vardığım. dünyanın en büyük ve kutsal uğraşlarından biriymiş sevmek...
madencinin güneşe ulaşınca yüzüne vuran gülüş, kömür tozunun gözlerine çektiği kalemmiş sevda.
korkuyu yok eden, gönül köprülerinde Deli Dumrul gibi ak güvercin kılığındaki Azrail’le karşılaşmakmış sevda...
ve ömür bağışlamak , sevgiliyi bir gün daha fazla yaşatmak için...
ey sevgili! yolculuklarımın nedeni; bugüne kadar kaç kişi,kaç kez bağırdı acaba?
EY SEVGİLİ....!! bin yıllardır kaç kişi aradı seni...? sen bütün sevdalıların aradığı güzel,
insanlığın yürekten yüreğe bıraktığı paylaştıkça çoğalan duygunun sahibi, ne yana gitsem sensin vardığım.
seni düşünüyorum...yalnız seni. gece yarılarında. tam anımsayamadığı sınav sorusunu çözmeye çalışan,
öğretmenlerinin gözüne girmeye çalışan öğrencinin telaşı ve heyecanıyla düşünüyorum gözlerini.
tüm utangaçlığımla yürekliliğimi harmanlayarak düşlerimde ...
ne yana gitsem sensin vardığım...
her şeyden, herkesten vazgeçmeyi göze alıp, anlık ayrılıklarına katlanamadığımsın. uğrunda ölümü göze alıp,
hepten uzaklaşmak, hiç görememek korkusuyla direndiğimsin. yazdığım mektupların,şiirlerin özüdür ellerinin sıcaklığı.
sana ulaşmak için en ince ayrıntılarıyla karşılaşma planları kurarak bütün yolları ayak izlerinin bulunduğu yollara çıkarmakmış
sevmek...
karşılaştığımız sokaklara karşılaştığımız günlerin adını vermekmiş sevmek...
ne yana gitsem sensin vardığımsın. eriyip kalıba girmekmiş sevda...
sevda senin ateşinde gönüllü yanmak, yangınları körükleyerek,
dudaklarından dökülen tüm sözcükleri özenle toplayıp dudaklarımda saklayarak, sürgünlere yatıp dolaşmakmış tüm denizleri...
ey sevgili! adındır yolculuklarımdaki rotam...
çoğulluğumsun tüm zamanlarda. bilmediklerimi öğrendiğim ve öğrendiklerimi öğrettiğimsin.
ömrümdeki tüm sevdaların toplamısın yüreğimde. saçlarının dalgasında serinlerken aynalara öykündüm,
çiçeklere,balıklara ve kuşlara öykündüm. öykündüm sevdiğin ne varsa...bakmadan ne olduğuna... bilsen bir bilsen...
tüm dillerde sevda şiirlerini biriktirip sana vermek istedim ayrı kaldıkça. ayrılma korkularına kapıldıkça...
en bilinçli anlarımda duygularımı öne çıkaran yüzün izleğimdir.
insanlığımı bulmamı sağlayan sevdandır.
karşı konulamaz, anlatımsız duygularla seviyorum seni..
yazmaya, çizmeye, söylemeye çalıştıkça karmakarışıklaşıyor belleğim...
tüm bildiklerimin yetersiz kaldığını görüyorum sana sevdiğimi anlatmakta... biliyor musun?
en iyi yazdığım şiirlerimde bile bir eksik kaldı kuşkusuyla, en iyisi sana gelmek,..
bildiğim sevda türkülerini söyleyerek, çocukların, genç kızların, genç erkeklerin, yüreği genç olanların eskimemiş,
kirletilmemiş duygularından derlenmiş sevda şiirlerini yazarak duvarlara, seni sevmenin onuruyla sana gelmek...
sende kendime gelmek...
çünkü ne yana gitsem sensin vardığım...
Pollyanna - avatarı
Pollyanna
Ziyaretçi
14 Ekim 2006       Mesaj #404
Pollyanna - avatarı
Ziyaretçi
Sabahında uyanacağım bir umut yok bana.Gözlerim nemli yatarken kurumamış bir damla serencamın zülüflerinde titreyerek uyanıyor bedenim.Bu ayrılığı hiç anlamadım.Bu ayrılığı hiç sevemedim.Oysa seven sevdiği için ölür iye okumuştuk leyla ile mecnunu.Adına kader denen bir kaç sözcüklere attın beni çöllere.Bilemedin ki bir aşıka işkenceden beter bu ayrılık.Gözlerinin içine mutlulukla bakacağım ümitlerini yeşertirken bir zalimin elin baltalarıya koparıldı ellerim.Yetmedi sen attın beni kor ateşe.Çaresizim ve yok hiç bir teselli bana...Her gecenin dağılan aydığınlığında gömülürken karanlıklara seni seviyorum fısıltılarıyla dalıyorum uyku diye acılara...
Bana unut deme...
Bana kadermiş deme...
Yapacağın son şey bu olur cansız bedenimde
Unutmalarını da kader denen heybene koy ve arkana bakmadan git...
Çünkü ben sensizlik heybeme bir başkasına yar olmayı değil ölmeyi koydum...
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
15 Ekim 2006       Mesaj #405
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Senİ YasaklayacaĞim Kendİme

Hiç bu kadar yağmur yağmamıştı yüreğime
Unuturum diye bekliyorum
Bekledikçe sevda doluyorum ben benden geçtim
Bir senden vazgeçemem yüreğime hükmedemem

Ne varsa sana ait,ne biliyorsam
Gezdiğimiz sokaklar caddeler
Oturduğumuz yerler hepsini yazmak istiyorum.
Sana kızmayı düşündüm
Haksızlık ettin demenin peşinden
Gittim gittim defalarca yapamadım
Öyle temizsin ki içimde
Kusursuz,sakin,telaşsız
Hiç birşey diyemiyorum sana
Boğazımda biriktirdiğim kelimeler,
Ama sana iyi ki seni seviyorum demiştim
Bundan sonra diyemiyecektim
Her seferinde boğazıma tıktın git...

Yüreğim yanıyor yüreğim kanıyor
Ömür boyu beklerim diye söz vermiştin
Olmasaydı sonumuz böyle,
Ben seni yasaklayacağım kendime.
Gideceksin git tabi,yorgunum bittim
Şimdi dinlenmeliyim yada uyumalıyım
Garip bir duyguya tutsak olmuş gibiyim
Bu benim adam halim, bu benim sensiz halim
Bu benim en sevda halim
Yüreğim kanıyor bitmeseydi öykümüz böyle
Son sözüm ben seni yasaklayacağım kendime
Yasaklandın Gönlüme
__________________
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
16 Ekim 2006       Mesaj #406
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
O günlerde kavak yelleri bir başka eser. Bir başkadır güneşin doğuşu... Bir başka açıdan bakılır hayata. Pembeler ne kadar da çoktur. Evler pembe, panjurlar pembe, günler pembe olacaktır. O günlerde hayat bir sıcak ve tebessüm doldur ki sorma gitsin. Güller başka kokar, mevsimler bir başka hoştur. Sorsalar, "mutluluk nedir?" diye, "budur!" dersin sanırım. Sanırım, o günlerde KUSUR gözükmez gözüne. Gözünü bir sevda bağı kaplamıştır da haberin yoktur. Boşuna dememişler AŞKIN GÖZÜ KÖRDÜR... O günlerde iki göz ve bir gülüşe kurban olursun da, nedenini iki satıra dökemezsin. Pır pır eden bir kalbin etrafında sanki yıldızlar dönmektedir. Dönmektedir hem dünya ve hem tüm kainat etrafınızda. Hayat meğer ne güzel. Meğer AŞK budur!?
Pollyanna - avatarı
Pollyanna
Ziyaretçi
16 Ekim 2006       Mesaj #407
Pollyanna - avatarı
Ziyaretçi
ne zaman düştün sol yanıma da, vuruldum sözlerimden
benim yazım değilsin, korkarım kışım da
tenimde çıldırmış bir dilek tutuşturur iliklerimi
sen ateşsin
saat 17:28
kimbilir, şimdi neredesin

yoruldum korktuğum yangınlara yakalanmaktan
suya düştü intihar, boğuldu son bakış
kimi istesem uzaktır kıyı boyları
vedalar alnıma işlenmiş, nakış nakış

aşk! Sevdiğim ama dokunamadığım çiçek
kulaç attığım dalgalara sıkıştı haykırışım
gitmeyi öğrettiler bana, kalmak nasıldır..?
nasıldır bir göğüste endişesiz uyumak..?
yırttığım takvim yapraklarında ağlıyor çocukluğum
söylesene, nasıldır dudaklarını bir dudakta uyutmak..?

ne zaman girdin aklıma da, karıştım gecelerde
benim sevdam değilsin, korkarım sevenim de
yürekte şaha kalkmış bir arzu ıslatır dilimi
sen havasın
saat 22:16
kimbilir, şimdi hangi kuytudasın

arındım ve çözüldüm geçmişin kirli nefesinden
geceye düştü uyku, titredi acı soluk
kimi çağırdıysam, kapalıdır seslerinin yolu
üşümeler içimden akıyor, oluk oluk

tutku! Bildiğim ama gösteremediğim resim
akıttığım renklere takıldı gül yüzlü uçurtmam
susmayı öğrettiler bana, konuşmak nasıldır..?
nasıldır, bir sesin içinde bağdaş kurup dinlenmek..?
yitirdiğim öpüşlerde yanıyor sevgilerim
söylesene, nasıldır bir yüreğin içinde demlenmek..?

ne zaman geldin yanıma da, dağıldı hüznüm
kaçarım değilsin, korkarım tutanım da
sen topraksın
saat 22:39
kimbilir, şimdi hangi duygunun uykusundasın

Pollyanna - avatarı
Pollyanna
Ziyaretçi
17 Ekim 2006       Mesaj #408
Pollyanna - avatarı
Ziyaretçi
AY IŞIĞINDA GÜNEŞLENİYORKEN SEN UMUTLARIM

önce
yüreğimde gizleyip geçmişin sabıkalı el izlerini
kilit vurup kapattım dört bir yanından
sonra kirpiklerimden duvar ördüm göz yaşlarıma

en son damlasını da sana ayırdım
şimdi sar bir yerlerinden yüreğimi

bir mevsimsiz bahar sağanağı ile
çatlak dudaklarıma
ve yangınıma düşen son yağmur damlasına benzeyecektir gelişin
perdeleri açar gibi
arala bir yerlerinden geceyi
arala
ve gir yüreğime

gecelerin mavi olmayışına inat
açlığa
ve susuzluğa değil
bin yıllık sevdanın özlemiyle
yüreğimin pervazında sıralanan kuşların
seni çağırması
ve en son matemidir bu

kanatlarında çarpan yüreğiyle
bir serçe kadar ürkek
ve karıncanın bedeninden taşan cesaretine benzeyecektir gelişin

ay ışığında güneşleniyorken sen umutlarım
sıyrıl korkularından
şimdi gir bir yerlerinden yüreğime
FLaMiNGo - avatarı
FLaMiNGo
Ziyaretçi
17 Ekim 2006       Mesaj #409
FLaMiNGo - avatarı
Ziyaretçi
Bendeki aşkın tarifi sadece sensin

Aşk uzaktan bakmaktı habersizce…
Aşk korkmaktı fark edilmekten
Aşk gözümde değiştirmekti saçını, başını, giyimini, kuşamını...
Aşk kalp atışımı yavaşlatamamaktı…
Aşk buğulu gözlere dalmaktı. Söylediği şarkıyı yazmaktı Bir kenara
Ve Aşk sonunda fark edilmekti
Aşk başa belaydı… İlk kez öpülmekti
Aşk onu tanımaya çalışmak, kendimi tanıtmaktı…
Ve aşk kavgaydı...
Aşk ağlamaktı, gözyaşıydı, kanamaktı, kanatmaktı
Aşk ayrılıktı…
Aşk duvarları yumruklamak, hasta olmaktı, aşk çok acıydı…
Aşk kimse görmesin diye yorgan altında ağlamaktı
Aşk telefon edip sesini duyup kapatmaktı
Aşk şarkı falları tutmak şiirler yazmaktı…Aşk onsuzluğa dayanamamaktı… Aşk birleşmekti ve aşk o anki mutluluktu…
Aşk bağlılıktı, heyecandı. Aşk yarınsız yaşamaktı…
Aşk umarsız gözü kör etmekti. Aşk Bir tek onun için hayatta kalmaktı…
Aşk uykusuzluktu, aşk sıkı sıkı sarılmaktı.
Aşk kırmaktı, kırılmaktı
ölesiye dövüşmekti, öldüresiye kıskanmaktı...
Aşk nefret etmek küfür etmekti.
Aşk göğsünde huzurla uyumaktı, kimse olmasın bir tek o var ya demekti .
Aşk niçin di, neden di, kaderdi…
Aşk uzun uzun dalıp gitmekti…
Aşk öğrenmekti, öğretmekti
Aşk bir lokma ekmeği paylaşmaktı. Endişelenmekti, sahiplenmekti…
Aşk üzmekti, üzülmekti. Vazgeçilmezimdi…
Aşk bunalmaktı bunaltmaktı hüzündü..
Aşk cesaretti çılgınlıktı konuşmadan gözlerle anlaşmaktı…
Aşk hatırlanmak değil akıldan çıkarmamaktı…
Aşk onun için dualar etmekti aşk katlanmaktı sabırdı…
Aşk hayalini başucunda tutmaktı…
Aşk özeliydi özelimdi…
Aşk emanetti… Kalbi emanet etmekti...
Aşk buydu işte aşkı aşk gibi yaşamaktı
Kalbimi emanet ettiğim adam.
Kalbini bana emanet eden adam…
Emanetini aldım özenle kalbimin üstüne koydum. Bizde verilen geri alınmaz bilesin
Kalbin kalbim oldu… Kalbim kalbin olsun… Sana aşığım…
Bendeki aşkın tarifi sadece sensin…
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
18 Ekim 2006       Mesaj #410
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
“ O kadar çok bahsettiler ki, artık kimse inanmıyor...”

Edebiyatın en temel konularından biri olan “aşk” uzun süredir, ölümlüler arasında düşen ve inandırıcılığını kaybeden bir trend. Aşkın yükselişe geçtiği tek kuşak, ’68 kuşağı...Yeni jenerasyona baktığımız da, ilişkilerini ışık hızıyla yaşadıklarını, her türlü duygu gibi aşkı da hızla tükettiklerini gözlemliyoruz. Yaşadıkları ilişkilerde temel kıstaslarının, derin duygular, fedakarlıklar, acılar, kayıtsız şartsız bağlılıklar, sadakat yerine, para, eğlence, prestij olduğunu net bir biçimde görüyoruz.

Peki, günümüz aşklarının (?) veya ilişkilerinin bu derece yozlaşmasında edebiyatın etkisi veya bundan etkilenişi ne düzeydedir?

Bülbül’ün Gül’e, Leyla’nın Mecnun’a, Aslı’nın Kerem’e, Romeo’nun Juliet’e duyduğu temiz, karşılıksız, ölümüne aşkların yerini, bugün Ahmet Altan’ın “Aldatma”sı, Ayşe Arman’ın köşe yazıları, vb. gibi, insanların yaşadıkları karmaşık düzen içerisinde tükettikleri, uğruna çok da kafa patlatmadıkları sığ duygular aldı. Bir anlamda aşk ve edebiyat zamana ayak uydurdu!

Sheakspear’in, Abdülhamit Hak’ın, Sait Faik’in yazılarınızda karşılaştığımız ağdalı cümlelerin, uzun tasvirlerin, methiyelerin yerini bugün, en basit cümle dizimleri, en net anlatımlar, imadan ve derinlikten yoksun cümleler aldı. “Kendinizi ve partnerinizi tanımanın 20 kuralı”, “ Mutlu bir beraberliğin 45.000 inceliği” gibi bir gerizekalıya hitap edercesine, iyi bir ilişki için neler yapmanız gerektiğini listeyen saçma sapan kitaplar, sözüm ona edebiyat listelerinde ilk sıradalar.

Romeo’nun Juliet’in gülüşü için kurduğu ve onlarca sayfa alan betimlemelerin yerinde bugün, “ içimi gıdıklayan gülüşü”, “ ay bir güldü valla pek fena oldum” gibi kendini cümle sanan bir takım kelime yığınları dolaşmakta.

Modern aşkları incelediğimizde; uğruna badireler atlatılan, destanlar yazılan, dağlar delinen, yemeden içmeden kesilinen aşkların yerini, günü birlik ve hatta gecelik ilişkiler aldı. Artık kimsenin kimseye, uzun uzadıya tahammülü yok. Kimse kendinden öte kimseyi sevmiyor veya buna vakti yok. Bir evlilikte çiftler birbirleri ile kavga etmiyorlarsa anormal addediliyor. 5 yılı geçen evlilikler neredeyse Guinesse’e girmek üzere...Babam ve annemin 25. yılına giren evlilikleri, dehşetle izlenirken, babamın her cumartesi anneme aldığı çiçekler, babamın kesinlikle annemi aldattığı şeklinde yorumlanıyor. Sevgilinize, arkadaşlarınızın yanında “canım, aşkım” gibi kelimelerle hitap ediyorsanız, otomatikman “iğrenç” bir ilişkiniz olduğu düşünülüyor. Evlenmek artık “out”, ve hatta uzun ilişkiler yaşayanlar oldukça “ demode” algılanıyor.

Bu paralellikle bakıldığında, insan yaşamındaki tüm değişimlerin, edebiyatı da aynı oranda etkilediğini görebiliyoruz. Aşklar yozlaştıkça, uğruna kurulacak özenli cümleler veya
yaşanmışlıklar olmadıkça, edebiyat da sığlaşıyor. İnsanlar birbirlerine tahammül edemedikçe, edebiyatçılar da ağdalı cümlelerden, acılardan, fedakarlıklar vazgeçerek, daha gerçek, daha hayatın içinden cümleler ve öyküler kurguluyorlar.

Bizi bu noktaya getiren edebiyat mı, yaşadığımız “modern” hayat mı? Oscar Wilde’ın dediği gibi, ozanların bize sunduğu ve yüzyıllarca anlattıkları ideal aşkları bulamadığımız için mi biz artık aşka inanmıyoruz? Edebiyattan esinlenen insan, yaşadığı ilişkiye romanlarda gördüğü vaatleri ve anlamları yüklediği, ancak, bu vaatleri yerine getiremediği veya karşılık göremediği için mi artık aşka ve klasik edebiyata değer vermiyor? Bu yüzden mi mantık evlilikleri çoğalıyor? Bireyciliği, önplanda tutan, egosantrik eserler bu yüzden mi okuyucular arasında giderek beğeni topluyor?

Bundan yıllar ve yıllar önce ideal aşkları, uzun ve ağdalı cümlelerle anlatan klasikler yüzünden mi, bugün gerçek aşktan umudumuzu kesişimiz; yoksa içinde yaşadığımız karmaşık hayatta, bizim mi uzun cümlelere ve geçirilecek biraz acıtan gecelere tahammülümüz yok?

Benzer Konular

6 Kasım 2015 / ThinkerBeLL X-Sözlük
11 Mart 2012 / Mira Edebiyat
 Sonsuz
14 Şubat 2013 / buz perisi Matematik