Arama

Hikayeler ve Öyküler -2- - Sayfa 6

Güncelleme: 17 Şubat 2016 Gösterim: 594.369 Cevap: 1.812
arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
27 Aralık 2006       Mesaj #51
arwen - avatarı
Ziyaretçi
Anne ile Oğlu


Sponsorlu Bağlantılar
-Oğlum hazır mısın?
-Evet anne hazırım.
-Dur bir bakayım hele.Amanın oğlum bu halin ne böyle ütüsüz giysileri giymişsin kızın karşısına buruşuk buruşuk çıkmayı mı planlıyorsun?
-Öff be anne bir şey olmaz yaa.
-Olmaz olur mu a benim salak oğlum. Bir kızın karşısına böyle mi çıkılır? Öncekilerin seni terk etmelerine şaşmamak lazım. -Aman be anne açma gene şu konuyu.
-Ne demek açma şu konuyu. Yaşın gelmiş 23 e çıktığın kız sayısı toplasan belki 5 tane. Ama sen ne yaptın hiç birisiyle anlaşamadın. En fazla süreyle çıktığın toplam 1 haftaydı o da zavallı 5 gün yatakta yatmıştı. Ayrılma kararını 7. güne ancak verebilmişti.Ahh ahh ne de iyi bir kızdı.
-Hadi be anne ancak 1 gün görmüştün onu.
-Unuttun mu a benim hödük oğlum. Onu sana ben bulmuştum.
-Yapma be sen mi bulmuştun? Hiç hatırlamıyorum.
-Hatırlasan şaşardım zaten. Zaten hangisini hatırladın ki. Bak a benim güzel oğlum. Bugünkünü sakın kaçırma. Çok iyi bir ailenin kızı o. Ailesinin durumu da iyi , okuyor da. Zaten bugün için zor ayarladım onu sana. Bak a benim melek oğlum artık evlenme çağın geldi de geçiyor bile. Evlenmeni istiyorum. Torun sahibi olmak istiyorum anladın mı?
-Tamam anne anladım merak etme. Bugün kesin bağlıyorum Sevgi’yi.
-İyi anlamana sevindim. Bak şimdi Sevgi hakkında birkaç şey öğrendim senin için.
-Nedir?
-Birincisi nazik erkelerden hoşlanıyor. Onun yanında oldukça kibar olmaya çalış , öküzleşme olur mu?
-Kimin yanında öküzleştim ki?
-Aslı’yı unutuyorsun galiba?
-Aslı’mı?
-Bak adını bile hatırlamıyorsun.
-Hayır hatırlıyorum onu 90-60-90 lık dilberi diyorsun.
-Aha senden de ancak bu beklenirdi. Oğlum böyle konuşmayacaksın işte daha nazik olacaksın sevdiğinin yanında. Yazık Aslı’nın yanında laf atmadığın kız kalmamış. Üstelik bir de ona dilber diyorsun.
-Ama ne yapayım daha dilberini görünce dayanamıyorum.
-Oğlum şimdi sana diyeceklerimi iyi belle. Sevgilinin yanında asla başka kızlara yan gözle bakma bakacağın tek kız sevgilin olsun. Yüz yüze konuşurken gözün gözlerinde elin de ellerinde olsun. Öyle bir olun ki sanki bir bütünmüş gibi anladın mı? -Tabi ki anladım.
-Nah anladın. Öncekiler için de böyle demiştin. Ne oldu peki sıfıra sıfır elde var sıfır. Neden böyle davranıyorsun anlamam ki? Sakın Sevgi’nin yanında da Melek’in yanında olduğu gibi geğirip etme olur mu?
-Ama anne geğirmek insan sağlığı için çok faydalı bir eylemdir. Doktorlar…!
-Ulan susacak mısın sen. Doktoru ne karıştırıyorsun işe. Doktor mu Sevgi ile çıkacak. Deminde dedim şimdi de diyorum onun yanında nazik ol biliyorum kesin olamayacaksın ama elinden geldiğince nazik ol. Dışarı çıktığında bir çiçekçi bul ve hemen ona en güzellerinden bir bukle yaptır.
-Ne gerek var ki o kadar paraya. Şu bizim belediye parkından iki üç adet papatya yolar götürürüm.
-Bak gene açtıracaksın ağzımı. Yazık Neşe’ye de böyle yapmıştın zaten. Ağlaya ağlaya yanıma gelmişti kızcağız zor teselli etmiştim. Dert etme sen parayı bak sana dolu para veriyorum En iyilerinden çiçek yaptırıp götür Sevgi’ye.
-Üff , tamam olur.
-Bir de bir yerlerde bir şeyler yedikten sonra da hesabı sen öde sakın ona ödetme olur mu?
-Olmaz. Alman usulü hesap en iyisidir. Herkes kendi parasını ödesin.
-Şimdi sana bir çakacağım ana usulü , göreceksin alman usulünü. Yavrucuğum anlamamak için neden bu kadar ısrar ediyorsun. Bir kızla çıkarken onu mutlu etmenin en önemli yollarından birisi hesabı ödemektir. Zaten zavallı neşeye iki papatya götürdüğün gün bir de hesapları ödetmişsin zavallıya.
-Ödeyecekti tabi param kalmamıştı.
-O gün altılı ganyana yatırırsan tüm paranı kalmaz tabi.
-Ne yapayım dehşet bir tüyo gelmişti elime ah bir rüzgar yeli kazanaydı…
-Oğlum bak bir kızla çıkacakken atı ne yapacaksın sorabilir miyim atla mı çıkacaksın tüm paranı ona yatırıyorsun. Bir kıza kendini sevdirebilmenin yolu altılı oynamak değildir. Onun için o gün her türlü fedakarlığı yapabilmektir.
-Pekala bir daha altılı oynamam. Zaten sıkılmıştım altılıdan. Artık sayısal loto oynayacağım.
-Loto kadar loto olasın salak üstü salak oğlum. Hiçbir şans oyunu o kızı sana sevdirmez. Eğer oynamazsan şansın daha yüksektir. Zaten bir kızı kendine sevdirebilmek en zor şans oyunundan bile daha zordur. Çünkü o oyunda belli bir sıra içinden rakamları seçersin ama bir kızı etkilemeye çalışırken beynin o anda tüm fonksiyonları ile çalışmaktadır anladın mı.
-Evet bu sefer kesin anladım.
-Allah’ım bana bu günleri de gösterdin ya sana şükürler olsun yarabbim.
-Amin amin.
-Bu arada Sevgi’yi doğru düzgün bir yere yemeğe götür. Aysel’e yaptığın gibi lahmacuncuya falan götürme.
-Anne her şeyine tamamda lahmacunuma karışamazsın. Hiçbir şeyin zevki lahmacun yemenin zevkini veremez. Hele bir de onu hazırlarken limon sıkıyorsun ya… Ooof offf.
-Limoni oğlum şunu unutma ki lokantaya kişisel zevklerinden gitmiyorsun sevdiğini mutlu edebilmek için gidiyorsun. Bir kızı mutlu edebilmenin yolu önce kendini mutlu edebilmek değildir. Bunu asla unutma. O yüzden onu düzgün bir yere götür.Önce onu mutlu et sen zaten o sırada mutlu olursun.
-Tamam , buna da tamam.
-Ayrıca buluşma noktanızda sahil falan varsa akşam onu sahile götür olur mu. Yazık Suna’ya yaptığın gibi işkembe çorbası içtikten sonra birahane de maç izletmeye götürme.
-Ne yapabilirdim ki o gün Fener’in çok önemli bir maçı vardı kesin izlemem gerekti. Ölüm kalım maçı bile denebilirdi.
-Oğlum açtıracaksın ağzımı gene bilmiyor muyum sanıyorsun sezonun ikinci hafta maçıydı.
-İşte o yüzden önemliydi takım oturmuş mu görmem lazım idi.
-Şimdi senin suratına bir oturtacağım sen de tam oturmuş olacaksın. Hiçbir kıza istisna durumlar hariç maç izlettirilir mi. Hem işkembeci de çorba içirtmen ayrı bir sorun.
-Olur mu be anne tarihi işkembeciydi orası. Dehşetti işkembesi özellikle bir sirkesi vardı ki…
-Bu kadar olur yani. Bir kız nasıl bunaltılır diye bir yarışma açsalar uzak ara birinci olursun vallahi.
-Anne.
-Efendim.
-Bir dakika odama gidip geleceğim.
-Çabuk ol geç kalacaksın zaten.
-Hemen geliyorum.
Biraz sonra.
-Aha da geldim.
-O elindeki de ne öyle.
-Bir yarışmadan bahsetmiştin ya.
-Evet.
-Geçtiğimiz günlerde öyle bir yarışma açılmıştı da ilçede kazandım.
-İyi halt ettin. Millete de kendi öküzlüğünü ispatlamış oldun bravo yani.
-Ödül alıyorum gene de yaranamıyorum sana.
-Aaa tabi ki oğlum dehşet bir başarı elde etmiş Bir kız nasıl bunaltılır dalında uzman olmuş. A benim zevzek oğlum başarı bu değildir. Bunu herkes yapar. Demin de söyledim gene söyleyeyim esas başarı onu elde etmektir.
-… -Susarsın tabi. Peki neden böyle yapıyorsun söyler misin? Neden kızlardan kaçıyorsun? Neden hepsini kendinden nefret ettiriyorsun nedir derdin sadist misin nesin?
-Elbettte bir nedeni var anne.
-Nedir bir nedeni. Yoksa onlar uzaylı mı?
-Değil tabi ki söyleyemem.
-Ne o yoksa yumuşak mısın? Böhüüe Allah’ım bugünleri de görecektim.
-Aman Allah göstermesin Anne bu nasıl söz. Şeytan kulağına kurşun. Olur mu öyle şey.
-Nedir peki. Snıfff.
-Söylersem kızarsın.
-Kızmam.
-Kızarsın.
-Kızmam dedim ya serseri dingil.
-Pekala söylüyorum hazırlıklı ol.
-Pekala hazırım.
-Anne?
-Gene ne var.
-Sen de kalp yok di mi?
-Hayır yok.
-İyi o zaman. Anne ben evliyim.
-!
-Anne ben evliyim.
-Evli mi , sen mi?
-Hadi canım.
-Vallahi de evliyim aha bu da yüzüğüm.
-!!!
-Bu da evlilik cüzdanım.
-Ama ne zaman evlendin?
-İki ay önce evlendim. Evlendiğim kız da gördüğün gibi kan davalımızın kızı. Kanlılarımızdan birisiyle evlenmeme oldukça kızacağını bildiğimden sana bunu söylemedim. Eşimde bu fikre oldukça olumlu yaklaştı. Bir ev tuttuk ikimiz. Hatırlarsan hafta da bir iki defa arkadaşlarda kalacağım diye çıkıyordum. Eşimin yanına , aşkıma , evime gidiyordum. Serap’ı çok seviyorum Anne. O yüzden tüm olanları da anlatıyordum ona o da bana bu zor günlerimde çok destek çıktı. Ben ona aitim bizi birbirimizden ayıramazsın anne.
-Ayıracağım falan yok oğlum. O kadar sevindim ki anlatamam

-Gerçekten mi?
-Evet gerçekten. Hatta; Allah’ım sana şükürler olsun ki oğlum bir yumuşak değil


emre şeyda

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
27 Aralık 2006       Mesaj #52
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
KIR(IN) KALEMİMİ…
Kendi sonumun önünde diz çöküyorum.Arsız suretimi koydum,çökmüş omuzlarımın yük bilmez güçsüzlüğüne.Taşıyamadıklarını,bakışlarımı kaçırdığım aynalarda aradım.Baktıkça kaybolan yalancı lisanlarımın tüm harflerini kaldırdım hafızamın karanlığından Kayboldum…
Sponsorlu Bağlantılar
Bakamadığım yüzsüz yüzlerden en öne kendi adımı çıkardım.Suçlu ararken kazanamadıklarıma,boğazımdaki eller kendi sıcaklığım.Tanıdım… Her bir adımım şahit tutulurken mizan meydanlarında,Şehrimin sokaklarında yankılanacak en kutlu peygamber soyuna yakışmayan sözde kalışlarım.
Neydi…?kimdi…?nereyeydi…?Tıkanacak boğazıma düğüm düğüm zehir sunarak.Tıkanacakta,aynalardan silineni nerde paklayacağım…?Acı bir pas kokusuna aşikar derken inanmadığım kirli yansıması duvarlarıma vurmuş yüreğim,sıyrılacak soysuz yalanlarımdan.Kaçıncı tükenişin liste başı oluşu bu tekrarlanan.Yenilgileri tekrar etme seanslarımda hiç arkama bakmamış mıyım ki,varoluşta etime üflenen cismaniyetime bu kadar korkak kalmışım.Mübaşir bağırıyor ismimi avaz avaz.Ar ederde çöker bir duvar dibine diye beklediğim B-E-N ,neden hala savunma telaşındayım…?
Gereği düşünülmeden,bilinmezlik ve tutarsızlıklara mahkum ettiklerimin bende kalan hesaplarını kesiyorum. Ebediyete kadar kendi biçtiğim simsiyah feracelere saracağım bedenimin her yanını.Son yolculuk entarim,beyazlar diye deftere geçilmişken,hangi aklık yaraşır bu toz dumana karışmış zahir ömrüme.İyi ki soysuz intiharlarla tüketmemişim hakka layık gördüğüm kirli düş yanıklarımı.Cezamı noktası koyulmuş dolap diplerindeki hükümlüler arasına sızdırırken,müdafamı kabul buyurun benden uzak kalmış ben-deliklerim.
Bu defa seferi beklemeden iniyorum gemiden.Bitiyorum.Kır(ın) kalemimi…
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
27 Aralık 2006       Mesaj #53
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
hiç

Dışarıdan gelen iki el ateş sesi ile uyandım. Sabahın erken saatleriydi, kalkıp pencereyi kapattım ve tekrar yatağa uzandım.

- N’oldu?
- Hiç.

Şu geveze Avustralyalılar bir sürü hediye getirmişlerdi geçen hafta eve, yemeğe geldiklerinde. Tişörtler, şapkalar, bisküviler falan. Benim payıma ise uçakta gözlerine ışık gelmeden uyuyabilsinler diye bedavadan dağıttıkları bezden gözlük düştü. Bu muhteşem bir hediyeydi benim için. Ona o kadar alıştım ki, geceleri tuvalete kalktığımda bile gözlerimden çıkarmıyorum. Kör olursam hiç zorluk çekmeyeceğim. Kör olmak iyi; hiçbir şey görmekle ve çalışmakla vakit kaybetmeden sürekli düşünebilirsin. “Açın lan kapıyı!” diyen bir ses duydum. Sol elinin aynı parmağında benim yüzüğümün bir eşini taşıyan kadının, yatağından doğrulduğunu hissettim. Körlerin ve uçaklarda dağıtılan bez gözlüklerle uyuyanların duyuları güçlüdür.

N’oldu?
Hiç.

İkisi de emekliydi. Daha önce geldiklerinde onlara fazla kazıklamadan birkaç şey satmıştım. Hoş, satmamış olmayı yeğlerdim; o kadar çok konuşuyorlardı ki. Sonra mektuplaşma faslı başladı, zaman hızla aktı ve tekrar gelecekleri tuttu. Kalacakları otelin parasının tamamını gelmelerinden aylar önceden kredi kartı ile tahsil ettim. İnsanın tatile gideceği yabancı yerlerde tanıdıkları olması iyi tabi. Dandik bir otelde, aldığım paranın yarı fiyatına yerlerini ayırttım. Aşağı yukarı otuz altı karton sigara parasıydı bu ve otelin parasını ödedikten sonra kalan on sekiz karton sigarayı ise onlar daha gelmeden tüketmiştim bile.
“Açın ulannn!” sesinin ardından “Şangırrr!” diye bir ses geldi. Tahminen karşı apartmanın apartman kapısı camı indi.

N’oldu?
Hiç.

Kadının annesi aslen Adanalı bir Ermeni, babası ise Rus bir Yahudi’ydi. Esmerdi ve renkli gözleri vardı, gençliğinde pek fingirdek olduğu belliydi. Adam ise İngiliz bir babadan, Mısırlı bir anadan Avustralya doğmalıydı. Kocaman bir göbeği, kırlaşmış saçları vardı. Birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlardı, keyifleri yerindeydi. Ne kadar konuşuyorlarsa; bir o kadar da kahkaha atıyorlardı. Kadının iki, adamın bir eksik dişi vardı. “Defol git ***!” diyen sesin ardından yukarıdan aşağıya bir şey düştü ve gürültüyle kırıldı.

N’oldu?
Hiç.

Pazar günleri, öğle yemeği olarak mutlaka tavuk kanat yerim. Alt kata iner ve altı parça kanatı ellerimle yerim. Bu bir tören gibidir benim için; geleneksel bir şey. Diğer günler kahvaltı etmeyebilir, öğle yemeği yemeyebilir ya da simit-kuru ekmek yemekten gocunmam ama Pazar günleri mutlaka kanat yemeliyim. İnsan zaman zaman kendisini şımartmalı. İşte tam üçüncü kanatı ağzıma doğru götürüyordum ki yukarıdan bir ses geldi; “***! Boktan bu otel! Bunu nasıl yaparsınız? Hani dört yıldızlıydı, bu otelin bir tek yıldızı bile yok! “

Kanat yerken rahatsız edilmekten hoşlanmam.

Yataktan kalktım ve bez gözlüğümü çıkarmadan pencereyi açıp aşağı doğru tükürdüm. Sonra pencereyi kapatıp yatağıma uzandım.

N’oldu?
Hiç.

“Biz aylar önce parayı peşin ödedik, iyi bir otelde kalalım diye! Gönderdiğiniz fotoğraflar bu otele ait değil! Bu otel beş para bile etmez! Dünyanın parasını ödedik!”

Sinirlendim.

Dördüncü kanatın üzerine biraz daha tuz attım. “Lanet olsun! Size güvendik! Anlıyor musunuz; size güvendik!”
Bu terbiyesiz insanlar kendimi şımartma günümün içine etmek istiyorlardı ama onların oyunlarına gelmedim. Kanat oldukça lezzetliydi, lavaş ekmeği ise mükemmel.
Aşağıdan yukarı bağıran ses sayısı artmıştı, yukardan aşağı inen sesler de. Kalkıp mutfaktaki ecza dolabından iki parça pamuk alıp, kulaklarıma tıkadım.

N’oldu?
Bekle.

İki parça daha pamuk alıp, kadının kulaklarına tıkadıktan sonra yatağıma uzandım. Mükemmel bir kör adayıydım. “Nerede o? Hemen görmek istiyorum onu; derhal! Bizi aldattı.”
Kullanmamış olduğum çatal ve bıçağı, tabağın üzerindeki kanat kemiklerinin yanına bıraktım. Tabağı bir gazete kağıdı ile sardım ve dişlerimi fırçalamak için lavaboya yöneldim.
“Hayır! O bit yuvasında kalmayacağız! Paramı geri istiyorum! Nerde o? Çabuk gelsin!”
Dişlerimi fırçaladım, çoğu zamanki gibi dişlerimi fırçalarken midem bulandı ve yarıda kesip kustum, sonra da gazete kağıdına sarılı boş tabağı alıp yukarı çıktım.

N’oldu?
Hiç.

Elimdeki tabağı kapının önüne bıraktıktan sonra geri dönüp onlara “Hoş geldiniz” deyip, tebessüm ettim.Birkaç saniyelik tereddütten sonra elimi istemeden sıktılar. “Bize gönderdiğin fotoğraflardaki otel bu değil!”
“Ne içersiniz?” dedim. “Hiçbir şey!” dedi adam, “Su” dedi kadın. Onlara oturmalarını işaret ederek yan dükkana gidip iki küçük pet şişe su aldım. Ellişer kuruş ödedim, halbuki aynı su evin oradaki dükkanlarda otuz kuruştan satılıyordu.
Araba frenleri duyuldu, bağırma sesleri duyuldu, bir sürü saçma sapan ses duyuldu.

N’oldu?
Dur.

Yataktan kalkıp telefonun yanına gittim. Polis merkezini aradım; “Şu anda, operatörlerimiz diğer müşterilerimize hizmet veriyor, lütfen bekleyiniz.”
Bekledim, beklerken telefonda çalan klasik müziği dinledim. Yeni bir uygulama olmalı bu; hoş da, insanın ruhunu dinlendiriyor.
Oteli aradım, daha iyi bir oda vermelerini rica ettim. “Bütün odalarımız aynı” dedi katip. Ben de müşterilerime otele geri döndüklerinde, otelin en iyi odasında kalacaklarını söyledim.

“İyi sabahlar, nasıl yardımcı olabilirim?”

O sırada, dışarıdan gelen gürültü hiçbir plastik pencere ve pamuk yığınlarıyla önlenecek gibi değildi.
“Odalarını beğenmemişler” dedim. “Daha iyi, çok daha iyi bir oda istiyorlar”
“Adresi alabilir miyim?”

Adresi verdim.

Sonra yatağıma uzandım. Gerçekten de o bisküvi paketlerinden falan iyiydi bu bez gözlük. Aylardır kullanıyorum, bozulmadı.
Muhteşem bir yemekti, çok şaşırdılar. Bir de “Türk Mutfağı kitabı” hediye ettim kadına, İngilizce. Bugüne kadar aldığı en iyi hediye olduğunu söyledi. Kadın midesine çok düşkün. O otelde on beş gün kaldılar. On beş günde de, on beş oda değiştirdiler. Ama çok mutlu gittiler. Dün bir mail atmışlar bana; seneye yine geliyorlarmış. Onlara mükemmel bir otel önerdim kalmaları için, ücreti de söyledim. İyi buldular. Yarın havalesini yaparlar. Aynı otele verecektim ama müdür ve personel kesinlikle itiraz etti, almadılar.

Benden önce uyanmışlardı her zamanki gibi.
“Sabahı hatırlıyor musun?” dedi yüzükdaşım.
“Evet” dedim; “Onları iyi bir otelde yatıracağım”
“Sokakta ne kadar insan varsa toplayıp, götürdüler” dedi. “ O bağıran çocuk ölmüş”

“Klasik müzik “ dedim: “İnsanın ruhunu dinlendiriyor”

Ne?
Hiç.

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
30 Aralık 2006       Mesaj #54
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
ZAHMİN-1

Bu acıya bu kadar şiir fazla…
Aşkın eşref saati… Kanımı yalayıp içime biriken suskuların hayalet cümleleriyle konuşmaktayım. Yitirerek susan ve kıyasıya tükenen sensin. Belki de sesimin ucundaki kundaklanmış ceset bundan. Ucumu kaybediyorum gözlerimin önünde git gide; aşkı bir daha yitirmek adına. ‘O’ şehrin boğazıma iliştirdiği ünlemleri yutkunarak saklanıyorum senden. Sense kaçtığım şehirlerin griliğini teneffüsleniyorsun. Bensizliğin gözlerinin içine kendini yoklaştırırcasına bakarak, benden yüzleri soru işaretli anlamlar türetiyorsun. Tırnak diplerinde affedilmez yanılgıların külleri… Pişmanlığın önce İstanbul’dan başlıyor seni cümlesizleştirmeye. Ne kadar da cesaretli yalnızlıkların… Beni yalnızlığına terk ederek gidiyorsun, senin yalnızın olacağımı bile bile. Bakışmalar arası korunaksız bir kimsesizlik aramızda gelgitlenen deniz. Ey zahmin! Sensizlik sana niye benzemiyor? Terk-i kalbe süslenemeyişim aykırılığa utangaçlığından mı? Zamanın varsa sensizliğe, gel…
Usanılası hayatlara başkalığı naçarlaştıran sancı yüklü duruşlar ilikliyorum. Soluğun ciğerimde duraklıyor. Aklımda içime savrulan saçlarının kıyameti. Saklanışlarım kendime sobe ancak biliyorum. Sana bakarak eskittim yüzümü, söyle şimdi hangi acının ağrılı kahkahasızlığına çıkar yüzüm? Kim çevirecek beni kaldığım yerden? Ey zahmin! Ağlamak yüz kızartıcı bir suç aşkın yırtılıp durduğu satır aralarında. Peki, cümle sonları sensizliğin kör bakışlarına çıkan yazgının alfabesinde ölmekte mi suç? Selam olsun dağlar gibi hasretine. Kalbime giyiyorum aşkı delilik gömleği diye zahmin.
Yüzümüzün akının geceye yakıştığı gibi yakışıyorduk aşka. Gözlerim içine emanetti. Aynı cümlenin içinde acıya haykıran sessiz harflerdik, kursağımızda kaldı dipnotsuz hikâyemiz. Yüzün dünden kalan bir anı mı olacak kederime? Gittin, bari bunu şarkılara söyleme ve beni bekleme, gelemem. Yokluğunla avunmaktayım. Ey zahmin! Şefaatin kalbin dileğince ağlayan aşka olsun.
Yakın bir ağrısın. Uzak duruyorsun aşkae yakınlığıma. Ben sana hayata devrik düşmeyen düşler büyütüyorum kefenimin iç cebinde. Aramızdan körkütük aşık şarkılar geçiyor, sen görmüyorsun. Sana dokundukça islenen gözlerim cana bela bakışmaları yükleniyor. Ama ayrılıktan gayrı her şeye küsüyor, sigaranın dumanından şakaklarıma savrulan efkâr. Saçlarım boyu uzuyor hayatsızlığıma çarpan çehrenin beyazından yayılan hüzün. Ellerinin az ötesinden kırık nakaratlar yuvarlanıyor gülüşüme. Bu acınılmayası acıya kahır dolu şarkıların notaları çok ağır değil mi zahmin? Kaldır aşka cevaz taşımayan yangınları kalbin üstünden ve sus sükût, içimden aşk geçiyor. Ah kalbim, düş içimden. Ayrılığın ayak seslerini duyuyorum, bende sana yer kalmadı. Topla kendini kalbim! Miracına vurulduk aşkın.
‘Dur gitme’li ağlayışlar yanaklarıma yuvalanırken, bana yetişemeyen aşkın karanlığını yokluyor çifte minareli camîlerin göğü. Saçlarım değiyor ıslaklığına, esriyor martıların gözlerinde kanayan çığlıklar. Uzun uzadıya göğsümü deliyor hasretin. Çiğneyip geçiyor vapur soğukları beynimin narkoza yatan İstanbul suskunluğunu. Kuşlar, asın beni kirpiğimden bulutlara ne olur. Kin tutuyor yaramı çoğullaştıran mahkumun tel örgülü yakasından. Eskiye çalan fırtınalı bir lanetin uğultusuna öykünüyor dilim: ‘’Dile verdin ya hatırımı, bozdur bozdur harca’’.
Kan kaybı az geliyor efkârı tütün molalı aşk zayiatına. Yarınım dünden heder. Sana şiir yazmak gelmiyor içimden, içim sana şiir değil mi zaten? Nefesin uzanır mı yine kimliksiz kalmış kirpiğime, yakmak için arkasına tufan yığılan gözevimi? Bir sigara yakıp ciğerimi küllemeliyim hüznüme karşı. Yatırıp seni dizlerime, uyutmalıyım yokluğunu bir kanama boyu. Sende eğ başını rüzgâr, kalakalma yazılanın koynunda ıpıslak.
Ey zahmin! Ötesi sen, berisi aşk… Nasıl çıkarım bu yalnızlığın içinden? Ben şehadet ederim ki, gözlerin ölümden güzel…
arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
30 Aralık 2006       Mesaj #55
arwen - avatarı
Ziyaretçi
Aşk çoğu zaman oyun oldu bana ya saklambaç gibi geldi yada bir yakalamaç gibi bir fanus gibi camın içine aldı üzerinde delik yok ki hava alasın denizde çıktıktan sonra kurulanmamak olmaz üşürsün tek başıma gezdiğim zaman bunun değerini anladım tepenin ucundan yaptığım maketle uçmaya çalıştım senin evini üstten gördüm kus bakışı yol boyunca kuşlar arkadaşlık etti yere inince her şey eskisi gibi oldu beni ansızın bıraktı kuşlar uzanan yardım eli bile yok dost dediklerim bıraktılar beni eski dostluklar ölmüş derlerdi demek doğruymuş bahçemdeki tek dostlarım yere uzunca uzanmış beni bekleyen çimler ilgi ve şefkatin değerini iyi bilirler uçlarını bile kırpmaya kıyamıyor insan iki ağaç arasında kurduğum hamak bulutlar arsında el sallar ay dede domates yedim biraz yüzüme kan gelsin diye ekmek sepetindeki kurumuş ekmekleri kuşlara verdim kediler ise süte talim kedi ile köpek geçinemez derler ikisi de koyun koyuna vermiş kara inat küçük evlerinde uyuyor doğanın kanundan habersiz kedi fareyi yer derler ama burada o kanun geçmez tahta arasının önünde bekler tekir tehlike anında kerimi çağırsın diye aynı kaptan yerler peynirlerini aynı sudan içerler bilmez ki birlerine ne yapsınlar insanlardaki yapışık yumurta ikizlerini oynuyorlar sanki aslında birbirlerine tiyatro oynuyorlar bizlerden habersiz derim ya söz gider yazı kalır anlatılanlara kimse inanmaz ama doğa böyle düşman gibi davranıp dost olmak aslında durum öle değil çıkarcı olmuş herkes karga tilki masalına dönmüş dünya insanları eksik taraflardan vurmuşlar boş tankları bile bile savaşa göndermişler insanların öleceğini bildikleri halde dolu sokaklar boşalmaya başlamış herkesin nereye gittiği bilinmez sıra er yada bize gelecek o zaman bize ne olur bilmem ama kazanan her zaman kötüler her yerde torpil olur ama burada asla soruyorum kötü kötüye torpil yapsa ne olur ortada bir patlama kırmızılar içinde havai fişek kimse patlama oldu diye üzülmez aksine yeni doğmuş gibi sevinir ama neye bilmez ki aramızdan biri daha gitti diye...


semih çağdaş
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
30 Aralık 2006       Mesaj #56
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
ZAHMİN-2


Adının baş harfindeyim, ‘f’ tipi yalnızlıkta…
Adından başlayarak sayıyorum ölüme kaç adım kaldığını. Sara nöbetlerinde sarsılan bedenim düşüne yatılmaz intiharlara kalkışıyor. Ceplerimde bir yangın ertesizliğine zerk edilmiş kanamalı günahlar. Ey zahmin! Aşk, iki deniz arası çırpınışların uykusuzluğunda yapayalnız kâbuslar görmek belki de. Sonrasına geç kalınmış hayatın iz bırakmamışlığında kaybolan hayallerimin yolu darağacına çıkıyor zemherilerde. İki büklüm rüyalarım. Bana sebep, bana ziyan atalarından miras gülüşün. Kaç durak sonra bitecek otobüs gürültüsü boyunca uzayan gitmelerin?
Hıncımın saçlarını tarıyorum esaretin ensesinde ispiyonculuğa soyunan lanetkârın yol’suzluğuna dikenli teller batsın diye. Sevmekten yargılı bir sonbahar düşü gibi gelip duruyorsun saçlarımın rüzgârına. Muammalığı tutuluyor gecenin ay dolunayken. Olmamışlığım zamanın karabasanlarına sığmazken içimden dehşetini kabullenemediğim hüzzam ağıtlar geçiyor. Seni duymak için sağır ediyorum iç denizleri dalgalandıran fırtınanın türküsünü. Duası devşirilmesin aşkın. Ruhuma uzanan nefesine göm beni. Yüzüne sar güzelleşeyim diye. Avuç içlerimi yokluyor güle har sıcaklığın. Kaçsam kaç sen sonra terk eder gözlerin beni? Eceliyle ölmeyen turnalar ayaza vuruyor haykırışlarını. Kaybediş turnaya ecel midir zahmin?
Arkandan ağlayan susuşlarımı galiz sancılarla ve sensizliğin karşı koyulmazlığıyla alazlıyorum. Dokunduğun yerleri bana uçurumlaşıyor tenimin. İçim aşkın yas renginde. Kime çarpsam ihtilal sorumlusu kalbimi ve hangi yağmurdan erken uyandırsam gözlerimi, yenilgiyi kuşanıyor ömrüm. Sevdalı yanlarım derme-çatma uykulara yaslanan. Sol bileği aşktan kesik bir sürgünlük benimkisi, inadıma acının sırtına yol alan. Asaletini kurşun rengi toprakların üstüne yağdıran, kalmaktan yorgun düşen bu aşk benim. Durup durup ayrılık biriktiriyorum akşamüstü kanayışlara. Ensemizden mi üflenecek sur, kabzedilmeden evvel düşlerimiz? Bu sensizlik seansları hiç bitmeyecek mi ve ateş sonrası külle yıkanır mı ´kirletilmiş aşk’ dediğin?
Yitirdiğimiz ne varsa şimdi hepsi mayınlı bir duruşla sınıyor beni. Harf harf eksiltirken alın yazımı silinmişlik, ben doğruları söylüyorum ama yalan kalıyorum hüznün şahitliğine. Başkasına aitliği ispatlanamamış aşkın kötürümlüğüne jurnal dururken çehren, siyah bir uğultu yokluyor kahrımı. Recmedilmeye yatırılan kalbimin günahkârlığı susuşundan belli. Ah bu ben! Mazeretleri çürüterek aslını günbatımında hecelemeyi öğrenemedin. Çek kokunu yalnızlığımdan, boğuluyorum. Sana ihanetten öldüğümü gözlerine duyurma zahmin!
Uyu ve rüyama kahırlansın hasır altı edilen gözyaşımın tuzu. Ömrümden uzun acılarım var benim, ucu babama çıkan. Sen uyurken hiç ağladın mı? Kendine kör kalmayan aynalarım kırıldı, döküldü sırrımın sahtiyanı yüzümden. Sınanmamış hayatın denenmemiş intiharlarıydı solukladığım. Ruhumun tanrıçası yalnızlık ısıttı bileklerimi kasım akşamlarında. Miraca kalktı kuşlar karanlık aldatırken kan hevesli soyumu. Yusuf gömleğini yırtsın şimdi Züleyha diye…
Sensiz olamayacak kadar sen dursam da kaşlarımın çatıklığına… Sevilmenin öznesi hep sen olsan da, yüklemi uçurum bu kan revan cümlenin. Gelme, iade-i taahhütlü değil yokluğun.
Geleceksen, kalbimi sensizlikten arındırayım öyle gel.
arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
31 Aralık 2006       Mesaj #57
arwen - avatarı
Ziyaretçi
İnsan hayatı çoğunlukla arayışlarla geçer iyi bir iş iyi bir arkadaş çevresi iyi bir gelecek iyi bir eş gibi
Arayışlar böylece sürüp gider birini yakalayınca birini kaybeder ötekine ulaşınca birini çoktan yitirir tam buldum işte bu dediğinde sonrasında istemediği bir sonuçla karşılaşınca yitirilen zamana acır insan
Ve arayışlarla elde edilenler hiçbir zaman eşitlenmez sürekli bir arayış içerisinde sürüklenmeye mecbur kalırsın
Umut tükenmeyen bir sermaye arayışlarda kullanılan yegane servettir. Umut bitmez bittiği yerde arayış bitmiş ölmüş yada yaşarken ölenlerden olmuşuzdur.
Her nedense arayışlar her zaman bir sevgide toplanmış hak edilen hatta hak edildiği halde alınamayan bir sevgi arayışıyla süre gider hayat, ama ufuk geniş ve ülkü ulaşılamayacak kadar uzak değildir. Sevgi kutsal gizemli bir şekle girer sevgideki ilahiyatı bulabilmek ümidiyle birçok güçlük def edilir ve arayışlar devam eder.
Arzulananlar alınıp arayışlar sonuçlandığında çekilen acılardan kurtulmak en azından acıları dindirmek üzere yalnızlık seçilir.
İşte o an , gönül dağıma kurduğum bağ evine çekilir kendi yaralarıma kendim merhem olmaya çalışır türküler eşliğinde tan yerindeki ela gözlerle beni gözlediğini hisseder her daldığımda beni düşündüğünü hayal eder yaralarımı iyileştirmeye çalışırım. İşte o an tüm acılardan kurtulur yeniden doğar ve koynumda biriktirdiğim tüm ışıltıları serper gök yüzüne saçlarıma yağan yıldızlarla bütünleşir kuşlar kadar özgür olur kırardım esaret zincirlerini
Dinen sızılar iyileşen yaralarla ama yara izleri bedenimdeyken dönerim hayata çarklar arasındaki yerimi alır büyük ve acımasız çarklar arasında yıpranmadan ve yok olmadan yaşamaya devam eder mutluluk oyunu oynarım.
sahte göz yaşlarının tuzlu sudan başka bir şey olmadığını anladığım anda rüyamın pembeliği bozulur ve uyanırım. Tatlı ama acı veren uykumdan. Elde kalan sermayemle ilahi sevgiyi bulma ümidiyle devam ederim hayata ve arayışlarıma.


tayfun karakaş
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
31 Aralık 2006       Mesaj #58
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ey Gülüm...

Ey..! Rüyalarımın penceresine gizlice yaslanan
Ey..! Hülyalarımın perdesini sinsice aralayan
Ey..! Düşlerimin pergelini izlerinle karalayan

Hayallerimin damlasında akan sen, gözlerimin boğuntusunda bakan sen. Her anımdan zihnime kurulan, her yanımdan fikrime vurulan, her yazımdan sonra sislerinle oyalayan: Günlerimin şafakları senle doğar, Gözlerimin nemleri seninle batar.

Sana olan sevdaya son vermişken, umutsuz sevgiyi zamanın kuyusuna gömmüşken, karanlığın işaretine ulaşmışken... karşıma çıktın. Tebessümün ruhumun kalıbında dondu. O günün damlası kan sızarak kalbimi yoran, günlerin teni gözlerime dolan, güllerin rengi gönlümü soran. İsmin canıma mimlenmiş, cismin kanıma milleşmiş. Sancılı kalıp içersinde kavrulup duran ben. Gözlerimiz kilitlendi: Sana olan sevdam yeniden filizlendi. Bakışlarında şiir satırları gördüm, tebessümünde hatırların izlerini buldum. Belki de bu umutsuzluğun alevinde mantığımı söndüren boş ve uzak olan sevda düşüdür. Gözlerim gözlerini arıyor, sözlerim sözlerini sarıyor...

Beni ret etseniz de, yüreğinizde set çekseniz de; sizin gönlünüzü sıkacak, ruhunuzu daraltacak gelişmelerden uzak kalacağımdan emin olabilirsiniz.

Var oluş istikameti iki kanattır: Biri sanatla medeniyetin dairesine ulaşmak, diğeri de ihsanların gayesinde bulaşarak ufuklarda süzülmektir. Var oluşun istirahatı iki kanattır: Biri kişilik ve kimliğin olgunda şahsiyet donanımı, diğeri de şahsiyetlerin olgunluğuna ayna olacak ve bütünlük içersinde tamamlayacak eştir.

Benimle hayat yolculuğuna çıkmayacaksanız da; çürük bedenimi sahiller boyu sürükleyerek, yumuşak kumların batışıyla ağır ağır yürüyeceğim. Aydınlık gözlerin ufkunda gündüzün perdesi kapanarak, gecenin karanlığına benliğim yaslanacaktır. Üzerime yığılan zifiri karanlığın bağrıyla size olan hislerimi derin kör kuyulara atacağım. Gözlerimi dolduran geniş deryanın ıslaklığı yüreğime çökecektir. Ve... Sizler; meçhullerin bir daha açılmamak üzere dikenli güllerin bahçesinde gölgenizi kalbime gömeceğim.

KaRaYeL61 - avatarı
KaRaYeL61
Ziyaretçi
1 Ocak 2007       Mesaj #59
KaRaYeL61 - avatarı
Ziyaretçi
MUMLAR BİTECEK…

Bu akşam gökyüzü mor,deniz mor….Ama martılar bembeyaz.Uçuyorlar…Alçalıp tekrar yükseliyorlar,sesleri akşamın ayazında isyan gibi…Ne kadar da asiler ve asiller….Sevmelerim bundandır işte martıları..
Sonra bir seremoni başladı.Gökyüzü önce kızıllandı,kavuniçimsi.Sonra kahve,koyu kahve.Deniz de uydu bu değişime.Önce mavi…sonra koyu mavi..En sonunda gece mavisi başladı.Ve,akşam indi yavaş yavaş.Yavaşlığına inat..uzun,sessiz,yalnız.Geceye dönüşürken alabildiğine karanlık üstelik…
Bu akşam,ayağıma taş bağlayıp atsam kendimi denize.Kahırlarımla kalsam denizin taa derinlerinde.
Bu akşam,efkarımdan ölsem….Ölsem de yine yüzüme vurmasa bu kederim…
Bu akşam dağılsam….tuz-buz olsam.Un ufak,toz zerrecikleri gibi..
Bu akşam , hiçbir duyguyu yaşayamayacak kadar hissizleşsem…Bu mümkün olsa….
Işıkları söndürdüm,mumları yaktım, bu akşam.Uzun uzun yanışlarını seyrettim.Titreyerek yanan ve usulca bitenlerin yerine yenilerini yaktım..Aydınlığım onlar olacak bu akşam..
Bu akşam kendime giden yollar hep yokuş..Mumlarıma , yalnızlığım eşlik etti önce..Gözleri zindan karası,kuytu,bir o kadar da ağlamaklı..Hayal kırıklıklarını…..yıllar yılı ona yaslanan merdiven misali,dostların sahte olanını itivermişti kendinden öteye.Tercihini uzak ve yalnız kalmaktan yana yapmıştı, yalnızlık.Yalanı yoktu….çıkarı da….Yazlık-kışlık,düğünlük-bayramlık kategorisi yapmamıştı.Dost ölümüneydi onun için…Sadece sevmişti dostlarını ama vazgeçmeyi de bilmişti hak etmeyenlerden..
Sonra….hüzün geldi ,baş köşeye oturdu.İçimde rüzgarların dağıtamadığı kara bulutlar..Olmadı..Ne gidebildim,ne de kalmalardan mutlu olabildim.Oysa hiç görmediğim,hiç gitmediğim bir yer vardı.Ve ben orda gözlerimi kapadığım zaman kendime ait bir dinginlik hissedecektim.Hüznüm yaşanamayanlaraydı veya yaşadıklarımın bıraktığı izlerdi.
Ölüm kalleşti,acımasızdı ama mertti.Geldi mi alır da, giderdi..Yaşamda var olanlar öylemiydi ya….Renksiz,kokusuz,kemiksiz,kimliksiz…
Bu akşam mumlar bitecek….Ben onları seyredeceğim,onlar da benim gözlerimin derinlerindeki kederi…Onlar yanmalı ve ben aydınlanmalıyım,görmeliyim.Ne ben onların erimesine engel olacağım..Ne de onlar benim vazgeçmeme engel olabilecekler.Çünkü ben vazgeçeceğim.
ReaLin - avatarı
ReaLin
Ziyaretçi
1 Ocak 2007       Mesaj #60
ReaLin - avatarı
Ziyaretçi
Fatoş, annesiyle birlikte alışverişe çıkmıştı. Oyuncak satan mağazanın yakınına geldiklerinde Fatoş: “Anneciğim, sınıfımı geçince bana alacağın oyuncak bebeği görmek istiyorum “dedi. “Onu ne kadar sevdiğimi bilemezsin anneciğim. O çok şirin, çok tatlı bir bebek. O bebek mutlaka benim olmalı. Sınıfımı geçince o bebeği bana alacaksın, değil mi anneciğim?” Bunun üzerine annesi: “Tabii kızım “dedi.
“Sen yeter ki sınıfını geç. Karneni aldığın gün o bebeği sana alacağım” Biraz sonra Fatoş’ la annesi mağazanın vitrini önünde durdular. Fatoş ilk anda vitrindeki bebeği gördü. İşte oradaydı, hep aynı yerde. Nasılsın Ülkü? ‘diyerek bebeğin hatırını sormak ihtiyacını hissetti düşüncesinde. ‘ İyi misin Ülkü?..Merak etme güzel bebek, pek yakında birbirimize kavuşacağız. Ben seni çok seviyorum ve inanıyorum ki sen de beni çok seveceksin. Bu nasıl olacak diye sorma bana güzel bebek., çünkü ben sana her zaman iyi davranacağım, seninle güzel güzel konuşacağım, sana tatlı sözler söyleyeceğim, senin kalbini hiç kırmayacağım ‘ Annesinin “Fatoş” demesiyle düşüncelerinden sıyrıldı Fatoş. “Haydi kızım, gidelim artık. Sonra geç kalacağız ama. “Fatoş: “Tamam anneciğim, özür dilerim “dedi. “Bir an daldım!” Daha sonra Fatoş annesinin elinden tutarak yürüdü. Aradan günler geçti, ders yılı sonu geldi ve Fatoş karnesini alarak 3. sınıfa geçti. Aynı gün annesi Fatoş’ u oyuncak satan mağazaya götürdü ve bebeği satın alarak kızına verdi. Fatoş bu güzel armağan için annesine teşekkür etmeyi unutmadı. Fatoş bir süre evde bebeğiyle oynadıktan sonra sokağa çıktı. Fatoş’ u gören Burcu onun yanına gelerek, “Fatoş, bu bebeği yeni mi aldınız? “diye sordu. Fatoş: “Evet Burcu” dedi, “Sınıfımı geçtiğim için annem bana bu bebeği aldı. Ne kadar sevindim bilemezsin. Çok şirin bir bebek değil mi? Hem adını da ben koydum. Adı Ülkü…”
“Adı da kendi gibi güzelmiş bebeğinin “dedi Burcu. “Ülkü’ yü sevmeme izin verir misin? ““Tabii olur Burcu, al sev Ülkü’ yü “dedi Fatoş ve bebeği arkadaşına verdi. Daha sonra Fatoş sınıf arkadaşı olan Burcu’ ya sınıfını geçti diye bir armağan alınıp alınmadığını sordu. Burcu da nasıl bir armağan istemesi gerektiğine bir türlü karar veremediğini söyledi. Bunun üzerine Fatoş, Ülkü’ yü satın aldıkları mağazanın vitrininde çok güzel bir bebeğin daha olduğunu, yarın annesiyle gidip o bebeği görebileceğini, eğer beğenirse bebeği satın alabileceklerini ve birlikte evcilik oynayabileceklerini anlattı. Fatoş’ un fikrini olumlu bulan Burcu, bu konuyu akşam yemeğinden sonra anne ve babasına açacağını söyledi. Vakit gece yarısını geçeli biraz olmuştu ki, Fatoşun bebeği ayağa kalktı. Baktı Fatoş derin uykuda. Hemen odadan çıktı. Bu iş buraya kadardı.
Daha fazla dayanamayacaktı. Ne güzel mağazanın vitrininde diğer bebekle sohbet ediyordu. Ya şimdi ne vardı? Konuşacak kim vardı? Yapayalnız, sessiz sessiz bekle dur. Olacak şey miydi bu? Konuşmadan öylece beklemekten bıkmıştı. Doğruca mağazaya gidecek ve arkadaşına kavuşacaktı. Koridordan geçtikten sonra sokak kapısını açtı. Kapıyı kapatıp yola çıktı. Issız ve yarı karanlık yolda hızlı adımlarla yürümeye başladı. Ancak sabaha karşı mağazanın vitrini önüne gelen Fatoşun bebeği, arkadaşının yerinde yeller estiğini görünce olduğu yere çöküverdi. Arkadaşı vitrinde yoktu, demek ki satılmıştı, alan da kim bilir kimdi? Fatoşun bebeği bir süre mağazanın vitrini önünde çaresizlik içinde kalakaldıktan sonra toparlandı ve gerisin geriye dönerek, Fatoşların evine doğru yürümeye başladı. Evin önüne geldiğinde öğle üzeri olmuştu.
Sokak kapısı kapalıydı. Kapının önündeki çöp bidonunun arkasına saklanıp beklemeğe başladı. Aradan on beş-yirmi dakika geçmişti ki, karşıdaki evin sokak kapısı açıldı ve Burcu dışarı çıktı. Burcu’ nun kucağındaki bebeği hemen tanıdı. Çok sevindi o anda. Vitrindeki arkadaşını demek ki Burcu almıştı. Burcu gelerek kapının zilini çaldı. Kapıyı Fatoş açtı. Fatoş’ la Burcu konuşurken aralık kalan sokak kapısından içeri süzüldü. Fatoş’ un onu gece yatmadan önce bıraktığı koltuğun altına uzandı. Biraz sonra Burcu evine gidince Fatoş odasına geldi, bir iki yere baktıktan sonra bebeği koltuğun altında buldu. Bebeği kucağına alan Fatoş mutfakta yemek hazırlamakta olan annesinin yanına koştu. Meğer evlerinde akşam yemeği yendikten sonra Burcu anne ve babasına durumu anlatmış, onlar da “İstersen şimdi gidip bebeği alalım, hem de gezmiş oluruz “demişler ve vitrindeki diğer bebeği Burcu’ ya alıvermişler.Öğle yemeğinden sonra Fatoş ile Burcu evcilik oynamaya başladılar. Fatoşun bebeği Ülkü ile Burcunun bebeği Arzu nihayet bir araya gelmişti. Topu topu bir gün ayrı kalmışlardı, fakat anlatacak o kadar çok şey vardı ki…Şimdilik sadece bakışmakla yetineceklerdi, konuşmak için fırsat nasıl olsa bulurlardı.

Benzer Konular

3 Aralık 2006 / Misafir Genel Mesajlar
16 Mayıs 2014 / NihLe Müslümanlık/İslamiyet
11 Haziran 2013 / Misafir Forum Oyunları
18 Aralık 2011 / ocean97 Genel Mesajlar
20 Haziran 2012 / ThinkerBeLL Edebiyat