Arama

Sizin Yazılarınız - Sayfa 13

Güncelleme: 14 Eylül 2014 Gösterim: 48.992 Cevap: 157
ÖmÜrCeK - avatarı
ÖmÜrCeK
Ziyaretçi
23 Aralık 2008       Mesaj #121
ÖmÜrCeK - avatarı
Ziyaretçi
Yine özlüyorum..

Sevdam sığmıyor kelimelere,
Sponsorlu Bağlantılar
Hiç bir kelime tanımlamıyor sevdamı,
Yakışmıyor en güzel sözler bile sevdama,
Olmuyor, olduramıyorum..
Bu kadar büyük sevebilir mi insan?
Bir sevda bu kadar yaktığı halde nasıl bir yandan da doyumsuz bir mutluluğa eriştirir insanı?
Sesim değmiyor sesine, gözüm düşmüyor gözüne ama değer..
Değil 1 yıl 1 ömür bile beklemeye değer..
Bu kadar seviliyorken beklememek yazık olur..
Hayatımdaki tek şansım, 'bir daha böylesi karşıma çıkmaz' diyebileceğim tek insan..
Özledim çok..
Kocaman özledim..
Acılı, sancılı ama umut dolu özledim..
Daha fazla bekletme yâr'ini..
Çok az kaldı..
Bu kadar sevilmeyi hak etmiyorum (ne kadar çok sevsem de)..
Vicdan azabım,
Aklıma düştükçe gözlerimi ıslatanım..
Affedersin biliyorum..
Tek gerçeğin seni çok özledi..
Bize zarar verenlere, üzenlere, kıranlara inat bekliyorum..
Zaman doluyor artık..
Rabb'dan tek dilediğim, 'onu bir kere daha görmeden canımı alma' dememe sebep olanım..
Dua'm olup kaldın..
[Ö][Z]LEDİM..
Gel hadi..

ÖmÜrCeK - avatarı
ÖmÜrCeK
Ziyaretçi
18 Ocak 2009       Mesaj #122
ÖmÜrCeK - avatarı
Ziyaretçi
Yaş olup dökemiyorum gözümden..

Sponsorlu Bağlantılar

Dökülmüyor..


Hak ettim yaşananları!


İçimdeki boşluğa asmak istiyorum ruhumu..


Dinlensin istiyorum ruhum da bedenim de..


Benden mahrum ettim seni, senden mahrum ettim beni..


Yasını tutuyorum şimdi..


Gelmeyecek olanın yası tutulmaz mı zaten?


Ah'ımda, eyvah'ımda yok artık..


Soğudu ve öldü (!) ateş!




Dar ettim kendime dünyayı..



Dar...



Da..



D.



Kan ağlıyorum gör, duy..


Ama bil(me)..


Yeter, dinsin bu tanımlanamayan hâl..


Yüreğim feryat figân..


İşitmiyor musun?


Dayanılmıyor..


Ama işit(me)..


İçimin ateşiyle yanasın!


Boğulasın yâr boğulasın..


Ne bana, ne benden başkasına yâr


o-la-ma!


Gözlerime susmayı öğrettim ama içime söz geçmiyor..


Öyle bir hâldeyim ki..


N'olur beni bir daha


Sev(me)..


Beni en çok anlayanıma sığınıyorum..



Gel(me)!


Amaçsızca, öylesine işte..
Hadi şimdi git(me) )

hadiseyim - avatarı
hadiseyim
Ziyaretçi
25 Ocak 2009       Mesaj #123
hadiseyim - avatarı
Ziyaretçi
51611690wm0vi0
telefisiz yok bazı şeylerin
tekrarı yok.
bir film sahnesi ya da bir melodi gibi geri sarması yok.


yaşadığım ve yaşlandığımın telafisi yok. işte sadece bu yüzden vazgeçiyorum sevemediğim.

hep yanıtı yasaklanmış sorular sordular
o masal ülkesinin kapılarını zorladılar!


gitmek; ne demek acaba farklı lügatlarda. benim gidişim, beceremeyişim sevemediğim. peki niye sana yazıyorum böyle umarsız, böyle çare arar gibi, böyle yitik... bir yerlerde aradığım sen misin yoksa?
yok ya, sanmam... eğer öyle olsaydı, sen de seni aradığımı görür ve karşıma çıkardın...

bu sefer kararlıyım, gidiyorum sevemediğim!

artık arkamdan istediğin laneti oku... sevemedim, beceremedim çünkü seni sevmeyi...

peki sen, az da olsa özledin mi beni. yokluğumun yerine, yenilerini koydun mu odalarına yüreğinin. tabiki evet! ne borcun vardı ki bana...

gidiyorum sevemediğim.

yüreğim buruk,
gözlerim donuk,
çareler, çaresizliklere yenik.

sevemediğim hayat; gidiyorum!

lakin beceremiyorum!
king nothing - avatarı
king nothing
Ziyaretçi
25 Ocak 2009       Mesaj #124
king nothing - avatarı
Ziyaretçi
ASK VE ARABESK

Zamanımızda ask oyle bır hal almıskı artık asık olmak sevmek degılde ezıyet cekmek sanki.
ınsanların umutları hayallerı ve beklentılerı ucmus gıtmıs yerını bır karamsarlık bır umutsuzluk kaplamıs neden acaba toplumumuz oyle bır arabesklesmıskı ask artık ezıyet, olmek ve acı cekmek gıbı seylerın ıcınde cope atılmıs sankı.Ya ask bu kadar korkunc bır seymı yokmu bunun ıyı ve mutlu bıten bır sonu herkez acı cekerekmı sevıyor yada kendını kesıyor.
Bence ask arabeskte anlatılandan daha guzel bır duygu yasamasını bılene ınsanın ayagını yerden kesen onunla nefes alıp onunla hayatı solumak gıbıdır.Bence gercek ask karsındakı ınsanı mutlu kılabılmek onunla mutlu bır hayatı paylasabılmektır.Suda son sozum olsun,

HERKEZ ÖLÜR AMA KİMSE GERCEKTEN YASAMAZ ISTE ZOR OLAN BUDUR BUNU YAPABILIYORSAN NE MUTLU SANA !!



ÖmÜrCeK - avatarı
ÖmÜrCeK
Ziyaretçi
25 Ocak 2009       Mesaj #125
ÖmÜrCeK - avatarı
Ziyaretçi
Gelmedi..
Hem gidenin geldiği nerede görülmüş ki?
Bilmiyor, hiç bilmiyor..
Zaten hiçbir zaman benim olmamıştı, yine olmasın !
Akıl almaz bir biçimde huzurluyum..
Görmüyorum ayıplarımı, hatalarımı !
Ben zaten hep böyle bencildim..
Dünya sadece benim etrafımda dönmüyor görmem lazım !
Uyanmam lazım bu gafletten..
Çok üşüyorum, bu yokluk duygusu yiyip bitiriyor beni..
İliklerime işlemiş, her zerrem O'na yanıyor ama bilmiyor..
Olsun bilmesin, gelmesin, yetmesin ama yitmesin !


Aptallık bu !!


Ahh bir gelse..


Aklım yerinde değil. Madde yeterince doyurdu, maneviyattan yoksunum.. Bu saatten sonra tatmin olmam biliyorum.. Meğer ne eksikmişim.. Güçlü (gibi) duran bedenimin içi ne kadar aciz, ne kadar çaresizmiş..
Bunu da bilmesin!
Bana zorunluluktan değil gönülden gelsin..
Ama sevsin !
Hep sevsin, tek sevsin, büyük sevsin ki içimin cehenneminden haberi olsun..
Niye yazıyorum ki bunları ?


Gitti giden geçmiş ola..


Sus yüreğim sus !


Duymasın kimse acizliğini !
Sana yakışan güçlü olmak.. Zaten hep sana yakışanı yapmadın mı sen (ben de sana) ?
İstediğini değil yakışanı !
Yandın ama yaptın çünkü mecbur bırakıldın..
Hem biz böyle büyü(tül)medik mi seninle?
''Bize yakışanı yapın'' demedi mi büyüklerimiz ?
Ee nedir bu halin ?
Bize güçlü olmak yakışıyor yüreğim yeter üzüldüğümüz.. Hadi sus ve kaldır başını, kaldır ki ayakta durabileyim !
Destek ol bana yüreğim senden başka kimsem yok bunu sen de biliyorsun..
Sen de yarı yolda bırakma beni.. Bedenim de kaldırmaz artık bu kadarını..
Ömrümün son demidir o vakit..
Hadi kalk yüreğim gidelim...



(Yine amaçsızca, yine öylesine..
Bilsin diye değil sevsin diye..)
hadiseyim - avatarı
hadiseyim
Ziyaretçi
26 Ocak 2009       Mesaj #126
hadiseyim - avatarı
Ziyaretçi
Uzaklardan bir ses olmanı isterdim, bir selam, bir nefes... "Üşüme" diye seslenmeni isterdim... Bir el olmanı isterdim, bir kol... "Özledim" deyip sarılmanı... En karanlık yerinde düşlerimin çıkıp gelmeni isterdim. Kınalı bir bahar gibi, umut ışığı olmanı isterdim hayatıma... Gelseydin ve yaslasaydım başımı omuzuna, ağlasaydım doya doya ... Geçerdi üşümesi yüreğimin, geçerdi üşümesi içimin, kirpiklerimde yağmurlar dumanlanmazdı biliyorum...

Seninle suları yeşil bir ırmağın kıyısında buluşmak, saçlarının kokusundan öpmek, içime çekmek ve serin soluğundan içmek, sana sarılmak, kucaklamak, uçmak isterdim'

Ama nafile, aramızdaki bütün yollar kapalı... Bütün dallar kesik... Yokluğun buz gibi soğuk... Karakıştaymışım gibi üşüyorum... Yüreğim donmuş sanki, gözlerim de...
Ateşler içinde bedenim... Öyle bir üşüme ki, hiç bir şey ısıtmıyor artık. Bütün uzuvlarım uyuşmuş. Ezip geçiyor ruhumu acılar...

Yoksun işte, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi. Kirpikleri kırılan bir zamanın teninde, ağrılı şiirler topluyorum gecelere...
Bilirim, sevmek ve özlemek bir ateşe dokunmaktır; yakmaktır yüreğini yangınlarda. Ama ben üşüyorum. Yokluğun buz gibi soğuk. Yakacak bir şeyimde yok'
Ağlıyorum, buza dönüşüyor gözyaşlarım' Ağlıyorum, akıp gidiyor gözyaşlarım çağlayanlara' Bakakalıyorum ardından çaresiz'Ah! bir el olsan dokunsan alnıma, okşasan saçlarımı bir anne şefkatiyle.. Geçerdi ağrısı başımın, geçerdi biliyorum... Bir gül olsaydın bahçemde, koklasaydım nefes nefes, çekseydim içime derin derin... Bir göz olup baksaydın gözlerime, çekip alsaydın içindeki hüznü... Ah! bir bilsen nasıl sevinirdi yüreğim, nasıl sevinirdi dudağımdaki gelincik, kapımdaki akasya...

Susuyorum artık derin derin... Ve sessizce soluyorum bir hazan yaprağı gibi... Oysa ne kadar çok hasretim konuşmaya, anlatmaya anlaşılmaya... Oysa ne çok istiyorum, tüm bedenimden söküp almanı yalnızlığımı, söküp almanı hicranımı bir tılsımla...

Yüreğim kanrevan, yüreğim yorgun, dikenler acımasız, ayaklarım kırık koşamıyorum artık doruklara, menzil uzak...

Gel, yüreğim ol cangülüm, her ölümümde yeniden hayat ver bana. Elim ol, ayağım ol, canım ol... Gecem - gündüzüm ol... Ağlayan gözlerim ol her damlada yeniden doğur beni, yeniden doğur umudumu. Her öldüğümde yeniden yarat ki, seni ne kadar özlediğimi anlatayım yeryüzündeki canlı - cansız varlıklara, seni ne kadar çok sevdiğimi anlatayım ...

Önce sen gel sevgilim solmadan resimler, şiirler sislenmeden... İslenmeden geceler ... Sonra ölüm gelsin...

Yoksun işte, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi.Msn CryMsn CryMsn Cry
monler - avatarı
monler
Ziyaretçi
2 Nisan 2009       Mesaj #127
monler - avatarı
Ziyaretçi
Hilal kefenin oldu…Bir kara gün. Beyaz bulutlar arasından uçarken. Bir bahar günüydü. Cenabı Allah’ın emri ile, Beyaz karlara doğru indin. Bayrağımın kırmızı rengine boyanan gömleğin, Beyaz karlar ile hilale boyandı. Hilal kefenin oldu. Beyaz karlar içinde. Boz kurtlar gibi üşümedin. Dağların tepesinden. O gün ülküdaşım. Başbuğ’umun gittiği yola baş koydun. Cenabı Hakkın yoluna gitin o gün. Yüz bilerce Boz kurt arkanda yürüdü. Bir mart günü. Melekler secdeye vardı gök kubbede o gün. Cenabı Allah afetsin Muhsin kolunu diye. Mekanınız Cennet olsun. H.z. Muhammed Mustafa sav komşunuz olsun diye … c C c(Elazığ 02.04.2009) Muzaffer Önler
ÖmÜrCeK - avatarı
ÖmÜrCeK
Ziyaretçi
16 Nisan 2009       Mesaj #128
ÖmÜrCeK - avatarı
Ziyaretçi
Sözcükler boğazımda düğümleniyor kelimelerim can çekişiyor ..
Yüreğimdeki sevgin gitgide büyüyor
senin kadar kimse yakışmıyor bana!
Sana ‘kal‘ desem olmuyor bu yüzden ; ‘git’ demekten başka çarem yok ..
Kendime karşı sorumluluklarım var benim ..
Olmalı !
Bu gidişe 'dur' demenin vakti geldi artık ..

( Yok !
İstemiyorum ben senden ırakta olmayı .. Kaldıramam
bilmiyor musun ? )



Bu çarpık yolda yürümeme neden olacak hiçbir gerekçem de yok benim !


( Sevdamın büyüklüğü herşeyi herkesi gözardı etmeme yeter yâr .. )


Başıma buyruk yürümemin özrü de olamaz olmamalı ..
Özgürüm !
Hayır üzülmüyorum içim de yanmıyor hiç düşünme ağlamıyorum da ..


( Sen yanımda olmadığında kafese kısılmış kuş misali
sağıma soluma çarparım ..
Sensiz iflah olamam yâr .. )



Kurduğum tümceler yarım kırık devrik ..
Karanlık boşluklarda kendimle hesaplaşırken yok olma
noktasındayım !


( Senden gayrım yok benim .. )


Al acılarımı öyle git !
yusufdemir55 - avatarı
yusufdemir55
Ziyaretçi
27 Nisan 2009       Mesaj #129
yusufdemir55 - avatarı
Ziyaretçi
Tarih: 29 Nisan 1992 Saat 04.35

Yunanistan'ın Pilos Limanı açıklarında, Mert Kan isimli bir Türk yük gemisi ile, Pallas isimli bir Yunan kargo gemisi çarpışıyor, Güllük Limanından aldığı demir cevheri yükünü, o zamanın Yugoslavya Koper Limanına götürmekte olan Mert Kan adlı Türk gemisi, birkaç dakika içerisinde batıyor.. Kazadan kurtulan 4 denizci ve Yunan yetkililerin verdiği bilgiye göre, kazada kaybolan denizcilerimiz, sabaha karşı olan bu kazada, kamaralarından çıkacak zaman bulamamışlardır.

Kaza sonucu, 4 denizci sağ olarak kurtulur, 2. kaptan Tekin Erdem'in cesedi bulunur. Yüksel Güceyü, Ayhan Gökçe, Hüseyin Kaya, Recai Aycı, Hasan Demir, Şaban Başaran, Hasan Oruç, Kıral Erkutay, Recep Akbaş, Yusuf Yeğin, Ahmet Ziya Meral ve Hüseyin Akgün, bir daha bulunamazlar.

Kaza üzerine olay yerine giden Yunan televizyonunun helikopteride orada denize düşer, mürettebat kurtarılır ancak helikopter pilotu bulunamaz.

Ne acıdırki, bu kazadan sonra, devletin hiçbir yetkilisi, kazada kaybolan bu denzcilerimizin ailelerini aramamış, sormamış, başsağlığı bile dilememiştir. Kazanın olduğu gün manşetlerden verilen bu haber, daha sonra tamamen unutulmuş, arşivlerde bile izine rastlanmamaktadır.

Kazada yitirdiğimiz denizcilerimizi ve aynı kaderi paylaşan Yunan televizyonu helikopter pilotunu, saygı ve rahmetle anıyoruz.
29nisan1992
Son düzenleyen yusufdemir55; 27 Nisan 2009 00:09 Sebep: imla hatası
reyan - avatarı
reyan
Ziyaretçi
10 Temmuz 2009       Mesaj #130
reyan - avatarı
Ziyaretçi
DAHA FAZLA YABANCI “ÖLMEK” İSTEMİYORUM SANA

İyilikten, saflıktan ulaşamadım kendime burada… Burası durmadan hızlanan bir kent. Burada sonsuz arzu çarpışır. Sonsuz acı… Sonsuz hırs…
En başlarda ne istedim tam bilmiyorum. Ama öyle açık ve duruydu ki gördüğüm herşey, nereye ve kime baksam beni kendisine inandırıyordu. Henüz içimde bir başkası yoktu. İçimde benden ayrı, bana karşı bir ses yoktu. Gidemediğim yerleri mutlu özlerdim, çünkü gitmesem bile bilirdim ki oraları da benden bir parçaydı.
Çok az ve usulca konuşulurdu.
Çünkü sessizlik vardı ve ve bu sessizlikte en küçük sesler bile çabucak yayılırdı heryere. Sessizlik kutsaldı, çünkü bütün sesleri o saklardı koynunda.
Evlerin önünde küçük bahçeler vardı. Geceleri ışıl ışıl yanan küçük düş ağaçları vardı. Herşey bizim için yaratılmıştı sanki, göründüğü gibi olan ruhumuza göre. Geceler gündüzlere usulca sokulurdu. Yavaştı herşey. Çok yavaş…
Kutsal ve sonsuz bir aynaydı gökyüzü. Kendisine içtenlikle ve sabırla bakanların ismini sayıklardı…
O zaman da vardı kötülük ve şiddet… O zaman da vardı yalan ve sevgisizlik… Ama yavaş dönerdi dünya. Garip, kutsal bir sessizlik vardı heryerde. Utanırdı kötüler yaptıklarından. Pişmanlık duyulurdu her yalandan sonra. Sanki mecbur kalındığı için sevgisizdi insanlar.
Top oynardık mezarlıklarda. Ölüler dünyanın en sevecen insanlarıydılar. Hayatı onlar sevdirirdi bize. Aynı güneşin altına uzanırdık birlikte.
O zaman bir tek kalbim vardı benim. Gözlerim bana aitti nereye gitsem. İçimde kendi sesimden başka hiçbir ses yoktu.
Hayatın o dinmeyen ağrısıyla hatırlardım kendimi. Susar dinlerdim. O ağrıyı incitmemeye çalışırdım. Kaçmazdım ondan. Bilirdim ki istesem de kaçamam ondan. Güneşin doğuşu ya da batışına nasıl saygı duyuyorsam ona da öyle derin bir saygı duyardım…
Toprak, içimde sakladığım halde ulaşamadığım sevgiliydi… Kendimle değil, toprağın sırrıyla yarışırdım. Kendimden değil, toprağın sırrından ürkerdim… Bu ürküntüyle barışmak için sık sık toprağa yüz sürerdim. Koklardım onu. Çıplak bir hazla yürürdüm üzerinde. Kalbimin üzerinde yürür gibi…
Sonra sular geliyor aklıma. Aktıkça yüzün gibi aydınlanan sular. İlk orada hatırlıyorum seni. İçimde henüz başka bir ses yokken. Kalbim ve gözlerim sadece bana aitken…
O suların peşinde, hayatımın peşinde, yüzünün peşinde…
İlk orada akıp giden sularda seninle kendimi gördüm. En çok sende sevdim kendimi. Akıp giden sularda. İlk kez sende gördüm özlemlerimi… Akıp giden kalbimi… O parçalanmış ve sadece sana ait benliğimi ilk kez sende gördüm…
O yavaşça dönen dünyayı, bütün sesleri içinde saklayan o kutsal sessizliği… Kendisine sabırla ve içtenlikle bakanın adını sayıklayan o sonsuz gökyüzünü… Gökyüzünün el verdiği o küçük düş bahçelerini…
Toprakla sular arasındaydı kalbim. Bu yakınlıkta ne varsa, bu sır nereye varacaksa görmek isterdim. Çünkü öyle inanırdım ki kendime, nereye baksam seni görürdüm. Toprakla sular arasında giderek aydınlanan yüzünü.
Dalgaların aydınlığı vururdu terkedilmiş evlere. Bir kapı açılır, içeri üşümüş bir ışık girerdi. Dışarıda bir sonsuzluk kimsesiz yanardı. Bir ceset vururdu sahile, ömrüm olurdu yorgun ve ıslak saçları… Sen olurdun yüzünü saklayan herkes… Sonra… Sonra biterdi toprak… Akmaz olurdu sular. Kirlenirdi o kutsal sessizlik… Düş ağaçları kesilirdi… Seni bekleyecek yer bırakmazlardı bana… Sürüklerdi beni peşinden hızlanan dünya, bu durmadan hızlanan kent… Sürüklerdi beni kalbimden ayrılan ikinci kalp, sürüklerdi beni gözümden ayrılan ikinci göz… Ruhumdan ayrılan öbür ruh, sürüklerdi beni…
Artık bu kent o kent değil, bu kalp o kalp değil, bu gözler o gözler değil… Seni sevdiğine inandığım o insan bu insan değil…
Burada gidilecek hiçbir yer yok. İnsan en fazla o öbür, o yalancı kalbine çarpıyor… Burada insan en fazla o sahte gözünü hissediyor içi acıyarak… Ne kadar sevse de dünyanın bütün sevgisizliğini üzerine alıyor burada insan… Hep başkalarının sahte yasını tutuyor…
Burada her sabah, her akşam insan yeniden, hep yeniden başlıyor hayatına. Sanki hiç yaşanmamış gibi, hiç gidilmemiş gibi, hiç ders alınmamış gibi… Burada insanın yalan yüzü değil, o en derinde sakladığı kalbi kararıyor önce…
Artık burası herhangi bir kent: Kalabalık, doyumsuz, aceleci, konuşkan, acımasız, telaşlı unutkan, intikam dolu ve hep kaybetmiş… Burada sistem, kirletilmiş arzularla içimize, beynimize sızıyor, o “kurtarılmış beyin hücrelerimize”. İşte sevgiyi, yitirdiğimiz ve özlediğimiz aşkımızı, işte en derinde yatan insanlığımızı aradığımız yer burası…
İşte seni aradığım yer burası: Herşey satılık burada, herşey ambalajlı. Sevgi, umut, ütopya, başkaldırı, inanç, ölüm, farklı hayatlar… Herşey, herşey satılık burada.. Burada herşeyin bir fiyatı var… Burası durmadan hızlanan bir kent… Aşk bile burada serbest piyasa kurallarına bağlı… Sahte bir kalple peşinden koştuğum bu dünya seni bana anlatmaz, artık biliyorum…
Burası benim önümden koşan bir kent… Burada ikinci kalbimle, ikinci gözümle, ikinci benliğimle yarışıyorum. Burada kendimle amansız kavgalıyım…
Seni sevdiğim kadar sevmedim bu hayatı, inan… Ne olur bir tek buna inan…
Çünkü sende gökyüzüm var. sende sonsuz yağmurlarım, kutsal sessizliklerim var… Sende o küçük düş ağaçlarım var… Affet bu küçük insanlığımı… Affet peşinden geldiğim bu kenti… Affet o derin doyumsuzluğumu…
Göremedim affet, sen bu kentte denizden çıkan bir cesettin. O yorgun ve ıslak saçları ömrüm olan bir ceset… Affet beni… Gidilecek başka bir yer yokmuş bu kentte… Toprakla akan su arasındaki yüzünden başka… İşte bunu öğrettin bana… O sessiz, o kutsal yüzünle bana bunu öğrettin. Bu kentte aşk olamayacağını… Beni kendine çağırdın. Akşamın o ıstıraplı eşiğine…
Son bir umutla sana sarılıyorum sevgili. Dünya nereye giderse gitsin, bir tek sen kaldın bu kentte, birtek sen kaldın içimdeki iyilik yüzünden utandırmayan beni…
Ben bu dünyadan kaçtım ve gidecek başka yerim yok…
Burası içimi kanatarak hızlanan bir kent…
Bir yanım ölü, bir yanım sen…
Sevgiliysen tanı beni, bil öyleyse…
Dediğin gibi sevgili, daha fazla yabancı ölmek istemiyorum sana….

(ALINTIDIR)
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

24 Ağustos 2017 / Misafir Genel Mesajlar
6 Temmuz 2015 / Misafir Forum Oyunları
5 Mayıs 2006 / Misafir Bilgisayar