Arama

Hikayeler ve Öyküler -1- [Arşiv] - Sayfa 93

Güncelleme: 3 Aralık 2006 Gösterim: 575.223 Cevap: 1.997
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
12 Haziran 2006       Mesaj #921
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Dursun üç yıl hasretten sonra ilk defa izine gidecekti. Gurbetin kendisine yansıyan yönlerine hazır ve alışık olmaması onu oldukça sıkıntıya sokmuştu. Dostluğa, sevgiye ve ilgiye hasret kalmıştı. Uzun süre işsiz kalması, hemşehri veya arkadaş diye sarıldığı insanlardan zarar görmesi ise onu bu yönde iyice hassaslaştırmıştı.
Sponsorlu Bağlantılar

İzin için hazırlık yaparken aklından geçenler onu rahatlatmış gibiydi. O :

" - İçinde yaşadığımız bu ülkede kendi insanları arasında bir uyum olmadığı halde yabancıların kendilerine uyum sağlayamadıklarından bahsedebiliyorlar. Kendileri acaba ülkelerinde yaşayan yabancılara uyum sağlayabiliyorlar mı ? Üç yıldır Fransa’dayım. Allah’ın bir kulu çıkıp da aç mısın, susuz musun ? diye sormadı… İş yerinde ben nasılım, evimde nasıl yaşıyorum ? Bunları merak edip de araştıran yok… İşte bunlar benim vatana olan özlemimi katmerleştirdi. "

Charles de Gaulle Havalimanı’ndan uçağa bindi. Oldukça heyecanlıydı. Adeta bütün sıkıntıları dağılmıştı. Uçakta iken dahi kendi dilini konuşan insanlarla kendisini Türkiye’de hissetti.

Ankara Esenboğa Havalimanı’na iner inmez derin derin nefes aldı. Şehir içerisine yolcu taşıyan servis aracını beklerken yaklaşık 22 yaşlarında güzel bir bayan dikkatini çekmişti. Bir anda göz göze gelmişlerdi. Aynı bayanla servis aracına binmişler, yan yana da oturmuşlardı.

Genç bayan :

" - Yurtdışında çalışıyorsunuz herhalde ? "

Dursun :

" - Evet…Üç yıldır Fransa’da çalışıyorum… Annemi babamı ve bacılarımı çok özledim… Konya’ya gidiyorum yani. "

Servis aracı, eski garajların bulunduğu yerde yolcu indirmek için durmuştu. Genç bayan Dursun’a

" - Eğer yeni garajlara gidecekseniz bir yakınım taksiyle beni bekleyecek. Seni istersen oraya bırakırız ! "

Dursun :

" - Şu inceliğe bak… Hem beni garajlara götürmeyi teklif edecek kadar nazik.. Hem de beni yalnız bırakmayacak kadar düşünceli bir bayan… Bu ne sans…» diyordu kendi kendine…

" - Tamam, dedi. seninle inebilirim... "

Küçük valizini alarak indi. Servis otobüsünün arkasına yaklaşan bir taksi içinden inen, zayıf, uzun boylu 45 yaşlarında bir hanım genç bayana doğru yaklaştı, önce birbirlerine sarılarak kucaklaştılar. Sonra fisıltılarla kendi aralarında birşeyler konuştular.

Bu hanım bir müddet sonra karanlıkta yürüyerek oradan uzaklaştı.

Taksinin arka kısmına önce Dursun bindi… Yanına da genç bayan oturdu. Ellerinin

biriyle birbirlerinin bellerine sarıldılar. Diğeriyle de birbirlerini okşuyorlardı.

Genç bayan yeni garajlara yaklaşırken Dursun’a :

" - Sevgili Dursun, bak garajlara yaklaşıyoruz. İstersen burada indirelim seni. İstersen benimle gel. Uzaktan geliyorsun, karnın da aç... Beraber yemek yeriz. Bu gece bizim evde kalırsın. Sabahleyin erkenden de kalkıp ben seni garajlara götürüm . Sonra bu geç vakitte Konya’ya otobüs bulman da güç olabilir. "

Dursun :

“– Aman Allah’ım... Şu inceliğe bak… Beni bu kadar düşünen bir bayanla karşılaşmak bir mucize... Beni aynı zamanda evine götürmeyi düşündüğü gibi karnımın açlığına kadar ilgileniyor…” diye söylendi kendi kendine. Ve genç bayanın bu teklifine de :

" - Evet… Seninle gelebilirim …" dedi.

Ankara’nın iç kısımlarından geçerek gece yarısı ıssız ve ışıksız çıkmaz bir sokağa girdiler. Genç bayan taksi şoförüne

" -Burada ineceğiz..." dedi.

Dursun bagajdan valizini alırken genç bayan cüzdanını çıkararak şoföre para vermek istedi.

Dursun :

" - Taksi parasını ben vereceğim " diye engel olmak isterken genç bayan :

" - Böylesi olur mu hiç! Sen benim misafirimsin… Bizim geleneklerimizde misafire para verdirtmek yoktur..." dedi. Ve taksi parasını verdi.

Kapıyı anahtarıyla açan genç bayan içeriye girdiklerin de " hoş geldin " diyerek Dursun’a sarıldı. Ve onun dudaklarından öptü.

Dursun bir evde bir bayanla Ankara gibi büyük bir şehirde yaşadıklarına ve karşılaştıklarına bir türlü inanamıyordu. Bir çok kez hayallerinde canlandırdığı tutkular adeta birer birer gerçekleşiyordu.

" – Sevgili Dursun... Sen çeketini çıkar… Elini yüzünü yıka biraz rahatla! Ben de bir şeyler hazırlayayım… başbaşa bir şeyler yiyelim… Tamam mı canım? "

Dursun :

"- Bu olacak şey değil… Şu konuşmaya bak… Zerafet… nezaket hepsi bunda toplanmış… Bana şimdiye kadar hiç canım, diyen olmamıştı. Şu işe bak dünyada ne iyi insanlar varmış da benim haberim yok… Vay oğlum Dursun işin iş… Durdun durdun da sonunda turnayı gözünden vurdun..."

Onun hazırladığı masada bir "kuşun sütü" ek*****. İçkiden tatlıya kadar her şey vardı... Genç bayan masayı hazırlarken :

" – Sevgilim yarın giderken birbirimize adreslerimizi vermeyi unutmayalım tamam mı?

Böylece birlikte geleceğimiz için planlar yaparak uzun süreli mutluluklar için adımlar atabiliriz. Haydi başlayalım yemek yemeğe. Afiyet olsun... "

Dursun :

"- Bak şu güzelliğe... Hem hamarat... Hem de güzel konuşuyor. Sevgilim de dedi bana... Hele hele şu afiyet osun sözü içimi titretti. "

Bunlar genç bayanla birlikteyken en son içinden geçen duygulardı.

Uyandığın da bir yatak üzerinde sadece bir kilotla çıplak bir durumda olması onu oldukça şaşırtmıştı. " En son beni sevdiğini söyleyen bir bayanla yemek yiyorduk… Ne zaman sabah oldu… Beni neden böyle soydu ? O nerede şimdi? " diye kendi kendine mırıldandığı sırada yanıbaşında bir sandalye üzerinde yüzünün sağ tarafında bıçak yarası bulunan bir adamla karşılaştı.

Adam :

" - Beyefendi siz kimsiniz buraya nasıl geldiniz, kim getirdi ? Bilemiyorum ama, tek bildiğim şey hırsızın evimizi soyması ve sizin burada baygın halde bırakılmanız…

Bak televizyonumuza kadar götürmüşler… Allah bunların ellerinden canımızı korudu. Ya evde olsaydık? Önce sizinle konuşmak için polise haber veremedim. Sonra sizi burada yalnız bırakarak gidemezdim! Çünkü evimi terketmeniz halinde polise olanları anlatmak ve inandırmak güç olabilirdi. Anladığım kadarıyla sizi içtiğiniz kolaya uyuşturucu atarak bayıltmışlar... On gün önce hanım havaalanında evimizin anahtarlarını kaybetmişti. Demek adım adım bizi takip etmişler... İzmir’deki kızımızı ziyaret için bir haftalık evimizden ayrılışımızı gidiş geliş saatlerimize kadar öğrenmişler... Sabaha doğru geldik biz... "

Dursun üstüne oradaki yorganı çekti önce. Sonra bir sandalye üzerine atılmış olan pantolonunun arka cebindeki cüzdanının ucunu gördü.

" –Olamaz... dedi, ben pantolonumun cebine cüzdanımı bir kez dahi koymadım ? "

Hemen ayağa kalktı. Pantolununu eline aldı. Oturararak alel acele cüzdanının içine baktı. Çeketinin ceplerini de tek tek kontrol etti. Pasaportu, Fransa’ya ait çalışma ve oturma kartıyla çil çil euro’ları hepsi birden çalınmıştı.

Elbiselerini giyindikten sonra karşısında duran elli yaşlarındaki bayana ve kendisine bir şeyler anlatan adama hitaben :

" - Anlattıklarınızın doğruluğunu yalnışlığını bilmiyorum ama, bildiğim iki şey var… Bu da aldığım bir ders ve babamın yanlarından ayrılırken bana üç yıl önce söylediği ; (oğlum dibi görünmeyen kaptan su içilmez…) sôzünü unutmam… "

Konuşurken genç bayanla eve girdikleri sırada masanın altına bıraktığı valizi aklına geldi Dursun’un … Valizi yerinde duruyordu ve kapağını pantolonunun para cebinden aldığı anahtarıyla açtı.Valizindeki yeleğinin iç cebini kontrol etti…Paralarının büyük kısmı olduğu gibi yerinde duruyordu. Sevincini belli etmeden :

" - Bana şimdi bir taksi çağırın… Yeni garajlara nasıl gidebileceğimi söyleyin… Beni bekleyen hasret kaldığım anama, babama ve bacılarıma kavuşmak istiyorum! Sakın benimle geleceğinizi söylemeyin! "

venüsün_kızı - avatarı
venüsün_kızı
Ziyaretçi
12 Haziran 2006       Mesaj #922
venüsün_kızı - avatarı
Ziyaretçi
Barış Benimle

Sponsorlu Bağlantılar

Anlayamadığım bir şekilde garip bir yakınlık hissediyorum sana karşı.
Nasıl geldiğini hala anlayamadığım gibi, neden gittiğin konusunda da hala en ufak bir fikrim yok.
Uzaktaki, görmediğim, sadece yazdıklarını bildiğim, hakkında hala öylesine çok ki bilmediklerim.

Bir gün mektup kutuma gelen bir mektupla tanıdım seni, birkaç gün içinde farklı titreşimler almamı sadece frekansların uyuşması olarak gördüm, ötesini düşünmedim sorgulamadım, kurgulamadım. Sonra ısrarlı istekler, sanki önceden tanışıyormuş gibi hissetmeler…
Hala böylesi var mı diye sorguladığım, çocuksu, masum, ama “şeker vermiyorsan küstüm sana” diyen halin.

Barış benimle…

Gitmeyi istemekle, gitmesini istemek at başı giden olgular, bir bakıyorsun giden arkasından yas tutmuşsun, bir bakıyorsun gittiğin halde yas tutmuşsun, acaba gittiğin senden önce gitmiş olsaydı, acın nasıl değişecekti?
Şimdi kendimleyken, gidenin ardından bakakalmışken, tekrar burada olsan da yine seninle sanki düne ait konuşmalarımızı sürdürüyor olsak demek geçiyor içimden.

Dokunmadan ne kadar aşk var.
Tutku tendedir.
Teni hissetmekse ancak görmekle olabilir.
Gördüysen onu, dokunduysan tenine, kokladıysan nefesini, bunları yaşayabilirsin görmediğin zamanlarda da.
Görmediysen gördüğün, dokunduğun, kokladığın ancak senin kafandaki imgelemlerdir, ya da benzeştirmelerdir daha önce yaşadıklarını.
Bu ne kadar gerçek olur sorarım sana. Sen giydirdiğin için bugün pembe giyiyorum gözünde, oysa belki de pembeyi hiç giymem.
Sen düşündüğün için gül kokuyorum belki; oysa ben ancak ben kokarım.

Bunu bilmen gerek.
Beni tanıman gerek.

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
12 Haziran 2006       Mesaj #923
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
YANLIZ BİR ADAM

Sokaklarda yalnız bir adam yürüyor. Saat gecenin üçü. Her taraf sessiz. Uzaktaki ana caddedeki otomobillerin gürültüsü bile duyulmuyor. Sokak lambalarının soluk ışığı adamın yıpranmış, çökmüş yüzünü hafif de olsa aydınlatıyor. Şimdi açık seçik görülebiliyor. Traşı uzamış, yorgun, hayattan bezmiş gibi bir ifadeyle çarpılmış bir yüz...

Garip bir insan belki. Anlayabilen için ise olmamalı. Sokağın bozuk kaldırım taşlarına çarpan ayakları tok bir ses çıkarıyor ve bu ses bütün acılarının ifadesi olarak yayılıyor, yansıyor, dağılıyor, her yöne, her tarafa, bütün dünyaya kafa tutarmış gibi...

Zaman çok yavaş geçiyor. Neredeyse duracak. Ayak sesleri aynı düzenle yayılıyor, yansıyor....

Sokaklarda yalnız bir adam yürüyor. Saat gecenin üç buçuğu. Herkes uyurken o niye geziniyor? Gidenleri, terkedenleri unutmak için mi? İnsanlardan kaçmak için mi? Nefretten çıldırmamak, insanlara kötülük etmemek için mi? Kim bilir?

Bazı mağazaların ışıkları açık bırakılmış, dışarıya vurarak loş bir ışık meydana getiriyorlardı. Gökte tek bir yıldız bile yoktu. Ay, bütün haşmetiyle ışıklarını dünyaya gönderiyor, karanlığa boğulmuş geceyi aydınlatmak istermiş gibi gönderiyordu.

Yalnız adam büyük bir caddeye çıktı. Arabalar gecenn bu geç saatinde bile vızır vızır geçmeye devam ediyorlardı. Kaldırımlarda tek tük, onun gibi amaçsız kimseler dolaşıyordu. Sirenini öttüre öttüre bir polis arabası geçti. bakakaldı ona yalnız adam. Monoton hayatında hiç bir değişiklik olmuyordu. Zaman çok yavaş geçiyordu. Artık kararını vermişti.

Vızır vızır geçen otomobillerin önüne bir gölge atladı. Acı acı fren sesleri duyuldu. Bir kaç kişi oraya doğru koşuştu....

Sokaklarda artık yalnız bir adam dolaşmıyordu....


arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
13 Haziran 2006       Mesaj #924
arwen - avatarı
Ziyaretçi
Bir Cimrinin Günlüğü

15 Temmuz 2003

Ohh be en sonunda ben de günlük tutmaya karar verdim. Bugün benim doğum günüm ve annem bana doğum günü hediyesi olarak bu günlüğü yani seni verdi günlük. Neymiş efendim cimrilik derdimi senin sayende aşacakmışım. Yav bir kere benim cimrilik sorunum yok ki anlatamıyorum hiç kimseye . Sadece biraz tutumluyum hepsi bu. Ne yani paramı her şeye harcayınca daha mı iyi olacakmışım. Para harcanmadıkça güzeldir günlük bunu böyle bil. Bakınca ona yeşil yeşil oooff offf. Efkarlandım be günlük. Bak günlük bundan böyle bütün her şeyi sana anlatacağım böylece benim cimri olmadığıma sende karar vereceksin. Kimse inanmıyor zaten cimri olmadığıma , kimse dinlemiyor zati. Bulmuşum seni anlatayımda derdimi kurtulayım kederlerimden. Bu arada sana kendimi de tanıtayım günlük. Biliyorum saçmalıyorum sen cansızsın bişey anlamazsın dediklerimden ama ben günlüklerdeki moda konuşmalara uyacağım ve seninle her şeyi varmışsın gibi konuşacağım.

1975 yılının 15 temmuzunda doğmuşum be günlük. Tam 28 sene geçmiş hayatımdan. Ne zamanki parayı doğru harcamayı öğrenmişim işte o zaman milletin dilinde olmuşum cimri. Kusura bakma cimri cimri deyip başını şişiriyorum ama gün boyu herkes bana böyle diyor ama başım şişmiyor çünkü zaten şişmiş durumda. Acım büyük be günlük ama bir gün gelecek cimri olmadığımı ispatlayacağım onlara. Bugünkü doğum günüm Allah’tan iyi geçti. Bayağı bir hediye aldım. Babam bana birkutu kibrit almış ne kadar sevindiğimi anlatamam. Kardeşim de bir adet silgi almış hemi de kokulu. Amcam da 5 adet dosya kağıdı almış. Yaz yaz bitmez. Annem de seni almış günlük. Tamam tamam biliyorum hediyeler gerçekten kötü. Sanki bana nispet yapıyorlarmış gibi geldi. Neyse günlük bu konuyu daha fazla açıp moralimiz bozmayalım dimi. Günlük ; bu arada sana adımı söylemedim be. Adım Saffet bir kuyumcu dükkanım var anladığın zengin bir adamım ama tutumluyum. Malımı severim , paramı da.

Hediye olarak seni alınca oldukça şaşırmıştım “Bu ne” diye sorduğumda “Günlük” cevabını almış ve daha da şaşırmıştım. Sanki bilmiyordum senin bir günlük olduğunu. Aman işte ; annem senin benim için oldukça önemli olacağını içimi dökmemde çok faydan olacağını söyledi. Bilmiyorum ama günlük sanki annem beni en fazla anlıyormuş , seviyormuş gibi geliyor. Zaten baksana tek doğru düzgün hediyeyi o verdi.

İlk başlarda seni yadırgamıştım ama sana daha şimdiden alışmaya başladım bile. Hatta sana günlük demek bile istemiyorum sana bir isim vereyim günlük. Bir karizman olur en azından. Hmm düşünmem lazım günlük acaba sana ne isim verebilirim. Aha buldum her baba çocuğuna kendi babasının ismini ya da dedesinin ismini verirmiş. Sana da öyle bir isim vereyim. Evet sana babamın ismini vereyim her ne kadar beni sevmiyor olsa da onu çok severim be günlük. Artık senin ismin Abdulrezzak olsun. Ne o beğenmedin mi ismini. Babam da kendi ismini beğenmemişti zaten. Babama da ismini büyükbabam koymuş evet o da kendi babasının ismini koymuş. Tamam küsme be günlük sana kısaca Abdül derim nasıl bu daha iyi değil mi. Tamam oldu bu iş artık sen benim için Abdülsün.

Amma da konuştum be Adbül. Bugünlük bu kadar yeter zaten feci uykum geldi. Yarın bizim çırağı da kovacağım maaşından kısıntı yapınca işleri yavaşlattı salak. Altı üstü %30 kısıntı yaptım çok mu? Ama dur bakalım yarın gelsin bir hele , göstereceğim o hergeleye. Vay şiir gibi yazdım Abdül. Neyse sana iyi geceler Abdül yarın akşam görüşmek üzere. İyi uykular eğer uyuyabiliyorsan  Tamam şaka yaptım 

16 Temmuz 2003
Günlük naber , pardon Abdül naber  Gördüğün gibi neşeliyim hem de çok neşeliyim. Kovdum çırağı en sonunda. Zaten bir halta da yaradığı yoktu ama alıyordu paraları o ayrı mesele. Kovarken bayağı zorlandım ama tehdit etti beni işçilik kuralları mı ne varmış tazminat alırım dedi senden (Milyarlarca hem de). Tırstım tabi hiç araştırmamıştım gözümden kaçmış. Halbuki böyle şeyler hiç gözümden kaçmaz. Neyse aradım avukat arkadaşı var mı böyle bir şey dedim o da evet olmaz mı dedi. O zaman dedim ki kendi kendime “ İşte şimdi ayvayı yedim. Acaba çıkartmasam mı çırağı aslında fena biri değildi” O sırada aklıma bundan kurtulmanın bir yolu olabileceği geldi. Öyle ya her şeyin bir çözümü vardır değil mi Abdül. Sordum avukata var mıdır bir çözümü diye. O da yoktur dedi. “Eyvah” dedim. “Ne yapabilirim” diyince o da bana “Ne kadardır sende sigortalı” dedi. İşte o zaman içimde bir şeyler kıpraştı Abdül ama nedenini bilmiyordum. Verdim cevabı “Ben onu fazla para gitmesin diye sigortal! atmamıştım ki”. “Ne?” dedi bana heyecanla. Ben cevabı tekrarlarken o da bana cimriliğimin en sonunda işe yaradığını söyledi ben de ona cimri olmadığımı tutumlu olduğumu söyledim. Bunun üzerine biraz ağız kavgası yaptık. Yanımda olsaydı eğer komuştum kafayı ona ama şükretsin ki yanımda değildi. Neyse sakinleştiğimiz anda bana o çırak olacak veletin zırnık bile alamayacağını söyleyince içimde kıpraşan şeylerin mutluluk kelebekleri olduğunu o an anladım. Kurtulmuştum  Aldım çırağı karşıma anlattım her şeyi kovdum hergeleyi ( Bir gün şiir yazmayı da deneyeyim) .Giderken de velet “Yürü , yürü de ense traşını göreyim yer elması” dedim. Hep birisini kovarken o sözleri sarf etmek isterdim . Sarf ettim oldukça zevkliydi.

Akşam eve geldiğimde bizimkilere de anlattım durumu. Tabi ki beni savunmadılar üstüme geldiler. Neymiş efendim çocuğun rızkıyla oynuyormuşum. Evet oynuyorum kabul ama o da benim rızkımla oynuyordu. Annem girdi araya “oğlum” dedi “zaten bu cimriliğin yüzünden evde kaldın bari insanlardan olma , iyice yalnız kalacaksın”. Boşverin be ben ve param bana yeter diyince az kala babam tarafından hastanelik ediliyordum. “ben ve param” lafına alınmış. Neden “Ben ve ailem” değilde “Ben ve param” Pöh gülerim buna. Allah’tan son sürat odama kaçtım da kapıyı kitledim. Yoksa yemiştim ananası. Şu an bu satırları yazarken bile babam hala bağırıyor Abdül. Varsın bağırsın be günlük hayatımı kendim kontrol edebiliyorum ya o yeter bana zaten yakında yeni bir eve taşınsam hiç fena olmayacak ama kira parası düşündürüyor beni. İlginçtir benim gene uykum geldi Abdül  Dur şöyle bir esneyeyim doya doya uaaah. Kusura bakma sen esneyemiyordun di mi  Sen ne iyi bir arkadaşsın be Abdül ne k! ızıyorsun ne ediyorsun. Allah senden razı olsun. Neyse ben yatıyorum yarın işime geç kalmayayım. (gelsin paralar  )

17 Temmuz 2003
Günlük dün çok sevinçliydim ama bugün çok sinirliyim. Neden diye sorma çünkü zaten anlatacağım o yüzden yaklaş ve dinle. Hani dün benim elemanı kovmuştum ya “ yok o geri gelmedi Abdül” aman be o kadar sinirliyim ki kendi kendime konuşmaya da başladım. O elaman gelmedi ama annem bir başkasını getirtti ve zorla işe sokturdu bana. Çıldıracağım ya kendi işimde elamanları kendim işe isteyerek alamıyorum. Kendimi light patron olarak hissetmeye başladım. Hadi annemin o elamanı zorla işe aldırtmasını bir yere kadar kabullenebilirim ama çıkarttığım elemanın kesintisiz maaşının iki katı maaşla işe başlatması işi çığırından çıkartan nokta oldu. Yeni gelen eleman az kala bir aile faciasına şahit olacaktı. Evet gerçekten de öyle masamın üstünde duran aile resmini yırtmaya çalışarak annemi tehdit ettim. Ya resim ya da elaman dedim. O da eleman diyerek beni hayal kırıklığına uğrattı. Resmi de zorla aldı elimden. Eleman da pis pis sırıtıyordu. Çakacaktım suratına kız olmasaydı. Ne o günlük ! sana yeni elamanın bir genç kız olduğunu söylememiş miydim?. Öğrenmiş oldun işte. Bir kızın ne işi vardı kuyumcu dükkanında? Anneme bunu anlatana kadar akla karayı seçtim. O da ani bir hareketle forvetle kaleciyi seçtirdi. Bu yüzden baya bir takıştık yani. Eğer Perihan’ı işe almazsam evde kaldığım her gün kira alacağını söyleyerek beni tehdit etti. Gördün mü hem de öz annem dedi bunu. Kabul etmemem lazımdı ama bir aylık kira parası Perihan’a ödeyeceğim aylık maaştan fazla çıkınca mecbur kabul ettim. Komploya kurban gittim resmen. Belli ki her şeyi önceden planlamışlar. Unutmadan söyleyeyim öğlen yemeğini ben verecekmişim , bitmedi bir de yol parası. İflas ettirecekler adamı yahu. Kardın milleti değil mi adamı ya batırır ya da şımartır başka da bir şey yapmaz zaten. Bunları da kabul ettim mecbur. Allah’tan yeni eleman iyi çalışıyor. Günlük işlem hacminde tüm zamanlar rekoru kırdık bugün. O zaman sevindim aslında işe aldım diye ama belli etmedim ona. Devamlı asık yüzle bakıyor! um ona , o da bana baygın baygın bakıyor neden öyle bakıyor çözemedim gitti. Bugünlükte bu kadar günlük bakalım yarın neler olacak doğum günümden beri değişik değişik olaylar oluyor zaten. Yarın görüşmek üzere.

18 Temmuz 2003
Selam Abdül nasılsın. Beni sorarsan nasıl olduğumu anlayamadım. Bir garip hissediyorum kendimi. Mutlu desen değilim , kızgın desen hiç değilim bir garibim. Bu Perihan’dan yavaştan tırsmaya başladım. Tamam iyi çalışıyor bugün de rekoru yeniledik ama bana olan bakışları falan çok garip , anlaşılmaz bakışlar. Kısa kısa da bakmıyor çoğu zaman gözlerini hiç ayırmadan uzunca bakıyor. Rahatsız oluyorum bundan be Abdül. Özellikle öğlen yemeğimizi yerken (ki kuru üstü pilav yiyorduk , merak etme evden getirmiştim yemeği fazla para gitmesin diye) ki bakışlarından dolayı yemeği doğru düzgün yiyemedim. Bir insana bu kadar uzun bakılır mı? Hayret bir şey yahu. Bakışlarını tarif et desen edemem Abdül. Çok garip bakışlar bunlar anlatılamayacak kadar garip. Cidden bu kızın yanında rahatsız hissediyorum kendimi. Acaba annem neden Perihan’ı zorla işe aldırttı? Bana bir komplo mu kuruyorlar yoksa? Zaten eve gelir gelmez direk odama geldim. Herkese bir selam yetti. Bir keresinde müşteriden aldı! ğı parayı bana verirken parayı bana vermeyecekmiş gibi yapıp bir iki dakika oyaladı beni. Şaşkınlığımdan bir şey de diyemedim. Resmen kukla oldum Abdül. Perihan’da o sırada gülümseyerek yüzüme bakıyordu. Sanırım ben de aptal aptal bakıyordum. Ulan var ya rezil kepaze oldum. En son parayı verdiği zaman parayı verdiği elini uzun süre elimden çekmedi. Resmen neden olduğunu bilmemekle beraber tir tir titredim. Donup kalmıştım resmen. Neler oluyor anlayamıyorum Abdül. Yardım et bana. Ahh keşke canlı olsaydın da bana yardım edeydin. Eni en iyi sen anlıyorsun çünkü. Bazen bu kızın uzaylı olduğundan şüphe ediyorum. Acaba uzaylı araştırma merkezine müracaat mı etsem. Şaka yapmıyorum günlük ciddiyim bu konuda. Ne olduğunu anlayamadığım bir durumla karşı karşıyayım korkuyorum. Sırf Perihan’a olan korkumdan öğlen yemeğinde istemiş olduğu colayı aldım. İnanamıyorsun di mi günlük cola aldım. Hatırladığım kadarıyla hiç kimseye cola almamıştım. Ne hallere düştüm be. Bu soruna bir çözüm bulm! am gerek. Yarın Perihan’ı dışarı öğlen yemeği için bir şeyler almaya yollarım (Para gidecek ama ne yapalım katlanacağım günlük) o sırada da arkadaşlardan birini ararım. Bana yardım ederler umarım (Beni sevmeseler de) Bakalım yaptığı davranışlar ne anlama geliyormuş. İyi uykular Abdül , uyuyamasan da  Neşelenmem lazım di mi 

19 Temmuz 2003
Merhaba günlük I Am Back  Neşeliyim bugün. Bütün her şeyi öğrendim. Arkadaşın biriyle yaptığım görüşmede bana eğer ona bir akşam yemeği ısmarlarsa yardım edeceğini söyledi. Kabul ettiğimde gerçekten de yardıma muhtaç zavallı bir olduğumu kabul etti. Ne durumlara düştüm di mi günlük. İlk defa birisine bir yemek ısmarlayacağım. Bu kız yüzünden iflas edeceğim ama sağlığım iflas etmeyecek. Neyse Perihan dışarıdayken arkadaşla telefonda konuştuk. Ben kızın yaptıklarını anlattım. Uzaylı araştırma merkezine gitme fikrimi de en sonunda ekledim. O da bana “Hödükleşme Saffet şimdi beni dinle dedi” Ve 15 kısa dakika boyunca ki bana 15 uzun dakika geldi (Telefon faturasını düşününce) anlattı da anlattı. Ben anlattıklarına ilk başta inanamadım. Hatta bir ara “Sen akşam yemeği istemiyorsun galiba” diyince “Olur mu Saffet tarihi bir fırsatı teper miyim sanıyorsun” diyerek hafiften yumuşattı beni. Konuşması bittiğinde ben de inanmıştım. Hatta bana “İnanmıyorsan bir aşk filmi izle ,! işte o zaman inanırsın dediklerime (Aslında bu adam da şair ruhludur ama bir kırodur) diyince akşamleyin evdekilerle bir film izlemeye karar verdim. Bu arada evet günlük kız bana aşıkmış. Ben nasıl anlayamadım anlamadım. Aşıkmış dedim doğru okudun (ya da duydun her neyse) eve gelirken gene paraya kıyıp (Harbi iflas edeceğim) bir film aldım. Geldim eve ve bizimkilerle merhabalaştıktan sonra beraber film izleme teklifi ettim. Önce babam kızdı neden dalga geçiyorum diye. İnandırana kadar bayağı zorlandım. Hatta izleyeceğimiz filmi aldığımı söyleyince annem sanırım heyecandan bayıldı. Beş dakika kadar onu ayıltmakla geçti. Neden film izleyeceğimi falan anlatmadım tabi ki anlatsam rezil kepaze olurdum vallahi. Sonunda filmi de izledim. (Bu arada odamda tv yok fazla masraf yapmayayım diye almamıştım sadece bizimkilerde var) Filmi izledikten sonra (Aşk filmi aldım merak etme) gerçekten de kızın bana aşık olduğuna karar verdim. Bu kadar olur filmdeki bayan oyuncuyla aynı tarz bakış! lar hareketler cilveler (Garip hareketlerin cilve olarak adlandırıldığını bu film sayesinde öğrenmiş oldum) resmen aynı ; aynı olmasa da yakın, yakın olmasa da çağrıştırıyor. Peki bu kız bir gün de beni nasıl bu kadar sevebildi. Üstelik o kadar cimri olduğumu( düzeltme : tutumlu )bile bile nede bana aşık olsun ki. Bu işin içinde bir iş var ama ne. Neyse günlük yarın görüşmek üzere . I Will Back. 

19 Temmuz 2003
Vay günlük naber. Şu an ne dinliyorum biliyor musun. Sting’den Shape of My Heart. Vay be amma güzel bir şarkıymış. Arkadaşın teki tavsiye etti bu şarkıyı bana gene bir akşam yemeği sözü üzerine. Gittim hemen aldım albümünü (Biraz zor oldu yalnız bulması Eski bir albümmüş de) Nedense para harcamak artık o kadar zor gelmiyor bana insan birkaç günde değişir mi be Abdül. İnanmayacaksın ama Bir de müzik seti aldım kendime , müzikleri odam da dinlemek için. Nedir bu sendeki değişiklik diye soracaksın. Bilmiyorum ama Perihandan ben de hoşlanmaya başladım. Daha doğrusu evvelden de seviyormuşum aslında ilk gördüğüm andan beri yani. Hani dedim ya ellerim falan titredi diye heyecandan hani. Hatırladın mı? Dün filmi izlerken bu hareketlerin donup kalmaların aslında sevgiden kaynaklanan şeyler olduğunu öğrendim. Rahatım şimdi çünkü her şeyi biliyorum. Birincisi Perihan bir uzaylı değil. (Uzaylı araştırma merkezine yaptığım başvuruyu geri çekeceğim) ikincisi beni seviyor , üçüncüsü ben de! onu seviyorum (Sanırım  ) Cimrilikten kurtuldum sanırım Abdül. Bak kendim bile kabul ediyorum artık cimri olduğumu. Ama artık değilim bu sevgi her şeyi değiştirdi beni kendime getirdi. (Tam şairim  ) Peki bugün neler oldu günlük orasını anlatamam sana özel şeyler oldu. Maazallah bir gün gelir de biri seni okursa mahvolurum. (  ) Yalnız bir şey oldu ki onu anlatayım sana her şeyi birbirimize açılmıştık , ellerlimiz ellerimizde gözlerimiz gözlerimizdeydi işte o sırada içimdeki şair çıktı ortaya ve Perihan’a şöyle dedim

Tutmuştum ellerinden
Bakmıştım gözlerine
Hissetmiştim aşkını kalbimde
Görmüştüm o aşkını gözlerinde
Ve anlamıştım ki
Sende beni seviyorsun
Aynı;
Delicesine...
Sanırım içimdeki şair patladı en sonunda ha ne dersin Abdül  Perihan’da çok sevmiş olmalı ki… (öhhöm burayı kesmek zorundayım günlük sorry  ) Bir günlük insanı ne kadar a değiştiriyormuş. Hem de birkaç günde. Demek ki bir arkadaş bir insanı nasıl değiştirir , bir aşk ne kadar değiştirir , akrabalar arkadaşlar ne kadar değiştirir. Ailemle de aramı düzelttim. Eve bir kilo telli kadayıf alınca (ki annem gene bayıldı) biraz da laflayınca falan düzelttim arayı işte. Sen günlük beni değiştirdin ve Perihan o daha da değiştirdi. Aşk beni değiştirdi. Sevmek ne kadar güzel bir duyguymuş. Özellikle de sevilmek. Keşke devamlı sevebilsem keşke herkes beni devamlı sevebilse. Varsın para gitsin. Para her şey demek değil , çünkü sevgiyi satın alamazsın. Sen de sevebilseydin keşke günlük. Hissedebilseydin her şeyi özelikle de aşkı. Sen de sev Abdül , sen de sev günlük Sen de sev.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
13 Haziran 2006       Mesaj #925
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
La Fontaine okumuş karınca, şaşkınlığını kendine saklayarak, üzüntüsünü içine
gömerek yuvasına döner. Anlayamadığı bir şeyler vardır; ama doğru bildiğini de
yapmak zorundadır. Hiç etrafına bile bakınmadan, coşkulu şarkılara, alkış
seslerine aldırmadan çalışmaya devam eder. İçindeki şüpheler ağır basınca,
tekrar gider tepeciğin ardına...

Gördükleri karşısında büyülenir; ama bunu kendine söyleyecek cesareti yoktur.
Vakit gece yarısıdır; gökte incecik bir hilal dünyaya gülümsemektedir. Ilık
rüzgârın dokunuşuyla hışırdayan yapraklar, yakındaki dereden gelen kurbağa
sesleri, ağustos böceğinin şarkılarına enfes bir vokal yapmaktadır. Dinleyiciler
ateş böceklerinin de eşlik ettiği muhteşem bir ışık gösterisi altında yeşil
yapraklar arasından yükselen nağmeleri dinlemektedir. Karanlıktan cesaret alan
okumuş karınca kalabalığın içine karışır. Kimsenin kendisini tanımayacağından
emin olduktan sonra, ellerini ensesinin altına alıp bir köşeye uzanır. Günlerdir
çektiği telaş, minicik bedenine yüklediği stres yavaş yavaş silinmeye başlar.
Çalışmaktan gerilmiş yüz kasları gevşer, gözlerine sevinç ışıkları doluşur. İlk
defa yaşadığı anın farkına varır. Habire çalışmaktan fark edemediği yaz
gecesinin güzelliklerini seyre dalar. Sürekli düşünüp durduğu kış şartları
yüzünden, antenlerini okşayarak esen ılık meltemi ilk defa doyasıya hisseder.
Taze çiçek kokularını hiç telaşsız ve kaygısız içine çeker. Az ötede akıp
durmakta olan derenin şırıltısını da sanki ilk defa dinliyor gibidir. Soyulur
endişesiyle her gece nöbet tuttuğu yuvasından uzakta bir gece geçirmeye
niyetlenir. İlk defa, ağustos böceklerinin hiç de tembel olmadıklarını düşünmeye
başlar. Hiç durmadan, hiç usanmadan, hiç hata yapmadan günlerce şarkı
söyleyebilmenin de bir iş olduğunu düşünmeye başlar. Gözlerini kapatır; uzaklara
dalar. Kulağına gelen melodilerin ninnisiyle uykuya dalar. Sabah olduğunda fark
eder ki, sadece kendisi değil, diğer bütün hayvanlar da neşe içinde çalışmakta,
kış hazırlıkları yapmaktadır, ama bunu yaparken kimse kimseyi tembellikle ya da
aptallıkla suçlamamaktadır. Karınca kardeşleri hiç telaşsız çalışmakta; ama
ağustos böceğinin şarkılarına da eşsiz bir sanat zevkiyle kulak vermektedirler.
Okumuş karınca, bir gecelik kaçamağın ardından, kimseye açılmaya fırsat bulmadan
yuvasına döner. Günler geçer, ağustos ayı sona erer. Takvimler eylül ayını
gösterirken, yapraklar sararmaya başlar. Yaz meltemlerinin yerini güzün hoyrat
rüzgârları alır. Ekim ve kasım ayı ile birlikte ortalık iyice sessizleşir.
Yaprak hışırtıları giderek azalır, ağustos böceğinin söylediği şarkılar ise
sadece hatıralarda kalır.

Nihayet kış da gelir. Artık çalışkan ve okumuş karınca için mutluluk vakti
gelmiştir. Onca telaş içinde biriktirdiklerini harcama zamanıdır artık. Uğrunda
cefa çektiği şeylerin sefasını sürmeye hazırlanmaktadır. La Fontaine'i bir kez
daha minnetle anar. Soğuk bir kış gecesi kapısı çalındığında yüreği pır pır
eder. "Tembel" ağustos böceği nihayet kapısına dayanmıştır işte! Kızgınlıkla
kapıya seğirtir. Kapıyı açtığında, kuryelik yapan genç bir çekirgeyi bulur.
Üzerinde adı yazılı, özenle süslenmiş paketi açtığında, ağustos böceğinin seçme
şarkılarından oluşan CD albümü görür. "Hep hatırlanmak dileğiyle" diye adına
imzalanan CD kapağında, ağustos böceğinin özgeçmişi de yazmaktadır. "Okumuş
karınca" özgeçmişi okuyunca, hayretle öğrenecektir ki ağustos böceği sadece bir
mevsim yaşamıştır ve kış gelmeden aylar önce bu hayata veda etmiştir. Her mevsim
hatırlanacak şarkılar ise bu kısa ömrün meyvesidir
arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
13 Haziran 2006       Mesaj #926
arwen - avatarı
Ziyaretçi
Sabah Uyanmak Seninle


Bir sabah uyanmak, gözlerini daha iyi açmak dünyaya...
Bir sabah uyanmak, bütün kırgınlıkları, nefreti, özlemi, acıyı, ayrılığı, gözyaşını bir tarafa bırakmak onları terk etmek...
Uyanmak bir bayram sabahı, neşeyle, mutlulukla...
El ele verin, ziyaret edin, tanımanız şart değil, gönül alin bu bayram, mutlu edin mutlu olun...
Bugün yüreğinizin sesini dinleyin, ona kulak verin ve yüreğinizden ne gediyorsa onu yaşamaya bakin.
Kırdığınız kalpleri düzeltme günü bugün, geç olmadan sevdiklerinizin kapısını çalın gülümseyen yüzünüzle...
Uzakta sizi sevenlerin var olduğunu unutmayın sakın telefon açın güzel konuşmalar yapın. Çocuğunuzun elinden tutup onu oyun parklarına götürün, o'na bayramı öğretin, çocuğunuza bayramın önemli olduğunu anlatın,elinizi öpsün, seker toplasın, arkadaşlarıyla bayramlaşsın...
Bu bayram farklı açın gözlerinizi sanki siz değilmişsiniz o kırgınlıkları yasayan, sanki siz kimsenin kalbini kırmadınız gibi... Her şeyi unutun bu bayram, sevdiklerinizin yanında olun, mesela hiç gitmediğiniz bir yere ya da hep yapmak isteyip yapamadığınız bir şeyi yapın. Huzur evlerine gidin, Kimsesiz çocuk yuvalarına gidin onlara minikte olsa bir çikolata götürün sevindirin onları, evlerine gidemeyen askerlere ziyarete gidin, onlara dolmalar yapın. Bu bayram daha farklı yaşayın sokaktaki çocuktan, akrabalarınıza, es-dost herkesi mutlu edin, mutlu olun... Çocuklara ufakta olsa harçlık verin.
Uyanmak bir bayram sabahı...
Uyanmak bütün güzel duygularla...
Uyanmak sevgiyle, mutlulukla...
Uyanmak bayramı yasayan ülkene...
Bir sabah uyanmak...
Gözlerini farklı açmak dünyaya,
Sadece bir sabah bu şansı vermek kendine...
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
13 Haziran 2006       Mesaj #927
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Yasaminin sevgiyle dolu olmasini istemeyen bir tek insan cikacagini sanmam. O halde bunu gerceklestirmek icin ilk cabayi bizim gostermemiz gerekir. Arzu ettigimiz sevgiyi bize baskalarinin saglamasini beklemektense, kendimiz bir sevgi kaynagi olmaliyiz. Baskalarina ornek olmak istiyorsak, once biz kendi icimizdeki sevgi ve sevkati harekete gecirmek zorundayiz. Derler ki: "Iki nokta arasindaki en kisa mesafe niyettir." Sevgi dolu bir yasama kavusmak icin bu deyis son derece dogrudur. Sevgi dolu bir yasamin baslangic noktasi, ya da temeli once bir sevgi kaynagi olma arzusu ve kararliligidir. Takindigimiz tavir, yaptigimiz secimler ve iyiliklere, once sevgi elini uzatma istekliligi bizi bu hedefe tasiyacaktir. Eger bir daha kendi yasaminizdaki veya,dunyadaki sevgi eksikligi sizi uzecek olursa, soyle bir deney yapin. Birkac dakikaligina dunyayi ve baska insanlari aklinizdan cikarin ve sadece kendi yureginize bakin. Daha buyuk bir sevgi kaynagi haline gelebilir misiniz? Kendinize ve baskalarina yonelik sevgi dolu dusunceler uretebilir misiniz? Sonra bu sevgi dolu dusunceleri dis dunyaniza acabilir, hatta sizce bu sevgiyi hak etmeyenlere bile iletebilir misiniz? Yureginizi daha buyuk bir sevgi barindiracak kadar acarsaniz ve onceliginiz sevgi toplamak degil de, kendinizi sevgi kaynagi yapmak olursa, arzu ettiginiz sevgiyi alma yolunda buyuk bir adim atmis olursunuz. Ayrica, gercekten cok onemli bir sey fark edeceksiniz: Ne kadar cok sevgi gosterirseniz, o kadar cok sevgi gorursunuz. Sevecen bir insan olmak sizin elinizdeyken, sevilen bir insan olmak sizin kontrolunuzde degildir. O halde, sevgi gostermeye agirlik verirseniz, yasaminizin fazlasiyla sevgi doldugunu goreceksiniz. Cok gecmeden de dunyanin en buyuk sirlarindan birini kesfedersiniz: Sevginin odulu kendisidir..
arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
13 Haziran 2006       Mesaj #928
arwen - avatarı
Ziyaretçi
Bir Tek Seni Unutamam


Bir başıma bu kentin sokaklarında yürüyorum. Üşüyorum. Ne kadar uzaksan bana o kadar soğuyor hava. Sen yoksa, sıcaklık hep mevsim normallerinin altında. Bu yüzden meteoroloji raporları umurumda bile değil. Kar mı yağıyor yoksa yağmur mu bana ne? Ben senin hasretinle sırılsıklamım zaten,daha ne kadar ıslanabilirim ki?

Burada mısın değil misin belli değil. Bazen gidişlerin kahramanı oluyorsun, bazen sonsuz kalışların. Doyumsuz gecelerdesin kimi zaman, bazen de yalnız karanlıklardasın. Bitmek bilmez bir şarkısın ama ben mi notaları yanlış basıyorum da sen bu şarkıyı söyleyemiyorsun? Neden susuyorsun?

Aşkın sessizliği ne kadar korkunç olur bilir misin? Bir tek kelimeye hasret geçen gecelerin hesabını soracağın kimse de yoktur üstelik. Kendi kendiyle konuşana deli derler ya, beni çoktan akıl hastanesine kapatmaları gerekirdi. Hem de iflah olmaz hastalar bölümüne…

Yokluğuna alışmaktan korkuyorum,ne kadar kötü… Yokluğunu yürüyorum sokaklarda. Yokluğunu içiyorum kadeh kadeh. Hiç gelmeme ihtimalin bir idam mahkumuna dönüştürüyor beni. Hiçbir şey yapmadan beklerler ya hücrelerinde, ölümün soğuk nefesini hissederek… Anlamlı olan bir şey yoktur onlar için.Belki de bir an önce ölmektir akıllarından geçen ,bu bekleme işkencesi bitsin diye…Bu yokluk hissi öldürecek beni…

Gelebilme ihtimalinse yüreğimdeki kuşları havalandırıyor,kanat seslerini duy. Gelmek iste bana. Bir görsem yüzünü,ah bir dokunsam sana…

Göreceksin,sevdanın çiçek çiçek açtığını umudun bir yangın gibi alev alev ikimizi birden sardığını. Anladım ki mümkün değil seni sensiz yaşamak. Ben o gönlü genişlerden değilim. Madem içimdesin, yüreğimde taşıyorum seni,o zaman yanımda da olmalısın. Sensiz yaşanmayacak bu aşk ötesi yok..

Şimdi yalnız geceleri seviyorum. Seni yıldızlarda buluyorum. Daha bir dayanılır oluyor sensizlik sancısı. Mümkünü yok çıkmayacaksın aklımdan, bu yüzden gece, el ayak çekilmişken, hiçbir ses yokken sen ve gece.. Zaman geçer,her şey unutulur, bir örtüyle kaplanır acılar ama… BİR TEK SENİ UNUTAMAM..
KafKasKarTaLi - avatarı
KafKasKarTaLi
Ziyaretçi
13 Haziran 2006       Mesaj #929
KafKasKarTaLi - avatarı
Ziyaretçi
Bu Kadar Sevebilir misiniz?

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden
çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf
ettiler bir süre sonra...

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz,bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için yada tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek
eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam: "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı.. Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika
bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam
Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde
kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu
fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu
neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç
beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...."

"Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor" dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl
Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev
tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten
hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:

"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken,ben hep seni izliyor olacagım.
arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
13 Haziran 2006       Mesaj #930
arwen - avatarı
Ziyaretçi
Bir Tek Seni Unutmam


Şimdi sen gideceksin ve ben arkandan bakakalacağım. Dur diyemeyeceğim, sesim çıkmayacak. Susuşlarımda saklı kalacak duygularım ne kötü... Söz geçiremeyeceğim göz yaşlarıma akacak. Saklayacağım görmeyesin diye, beceremeyeceğim. "Ağlama" diyeceksin bana, seni dinlemeyeceğim. İçimde biriken ne varsa gözlerimden taşacak dışarı. Dokunmak isteyeceksin, başımı geri çekeceğim öfkeyle. Kızgınım gidişine çünkü, öfkem bir dağ gibi büyük. Ne varsa hayata dair alıp götürüyorsun benden farkında değilsin. Ya da farkındasın ama değilmiş gibi davranıyorsun. Sen kendi yolunu çiziyorsun şimdi ve doğru bildiğini yapıyorsun. Bense binlerce yanlışın ortasında tek başımayım. Oysa beklediğim sevgiliydin sen. Yorgun dünlerden damıtılmış, kimliksiz sevdalardan süzülmüş aşkımın tek sahibi. Sanki seni aramıştım yıllarca da , ararken aşk niyetine yabancı kollarda uyumuştum. Bu yüzden kimse kandırmadı beni, dindirmedi aşka susamışlığımı. Hep ek***** hep yarım. Ne yazık ki "Bu kez tamam" dediğimde de yarım kaldığımı görüyorum. Belki de sevmeyi beceremiyorum ben.

Öyle ya, deli sevdalar bana göre değil belki de. Dümdüz, heyecansız, içimdeki kuşlar kanat çırpmadan ve tutkuyu kanımda hissetmeden yaşamalıyım aşkı. Buna aşk denirse tabii.. Bu yarım kalmışlık duygusu yok olur mu o zaman? Peki sen biliyor musun bu acıya katlanmaların ilacını? Bu yürek sancısını ne dindirecek? Bu geceler nasıl geçecek? Söyle yar, içimi kor gibi yakan bu ateş nasıl sönecek?
Acelen var biliyorum. Gideceksin, yaşanmamış zamanları da beraberinde götüreceksin. Bunu hiç istemiyorum. Ne berbat bir duygu bu.. İstemediğim bir şeyi yaşıyorum ve buna engel olamıyorum. Benden bağımsız gelişiyor her şey. Çarpmanın etkisiz elemanı gibiyim. Ya da bir savaş filminin daha ilk karesinde atılan ilk kurşunla düşüp ölen ve bir daha da hiç görünmeyen figüran...
Haydi git, bu yol senin yolun. Dilediğince özgür at adımlarını. Kendin için iyi olanı yapıyorsun ya ne önemi var gerisinin. Yaşadığımız kısa günlerin anısına sığınır, atlatmaya çalışırım bu acıyı. Sensiz olmaktan daha kötü ne olabilir bu hayatta ki? Bir insanın başına en kötü şey gelmişse başka hiçbir şeyden korkmuyor. Bir tek seni kaybetmekten korkuyordum, onu da yaşadım zaten. Haydi git, merak etme yaşayacağım. Sensiz olsam da bu sevdayı yaşatacağım.

Benzer Konular

17 Şubat 2016 / Misafir Genel Mesajlar
16 Mayıs 2014 / NihLe Müslümanlık/İslamiyet
18 Temmuz 2016 / Daisy-BT Edebiyat
18 Aralık 2011 / ocean97 Genel Mesajlar