Arama

Kadın Sağlığı - Sayfa 12

Güncelleme: 25 Temmuz 2014 Gösterim: 321.130 Cevap: 357
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
21 Nisan 2006       Mesaj #111
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Mum ışığının büyüsü

Sponsorlu Bağlantılar
Işıklandırma, kutlama anlarının başrolünü kimseye kaptırmaz. Hele mum ışığı, tek başına bir köşede bile dursa, bir odanın anlamını baştan sona yeniden yazabilir
.

Mum, sadece ışık değildir çünkü. Sadece onu görürseniz, parlaklığı, fitili, ışığın içinde bulunan siyahi gölge ve çevresine verdiği haleyle mutlu olabilirsiniz.

Ama ötesini de görebilirseniz, orada saklı duran umutları, hayalleri, sıcaklığı ve enerjiyi hissedersiniz.

Eskiden sadece elektrikler kesildiğinde başvururduk mumlara. Bugün ise, mumsuz bir ev çiçeksiz bir ev kadar uzak bir ihtimal. Hayalgücümüz kadar geniş çeşit, renk, form ve kokuya sahip olan mumlar, salonlarımızın, sofralarımızın, yatak odalarımızın, banyolarımızın ve bahçelerimizin her yerinde artık.

Kalıbına sığmayan bir çocuk gibi durmadan şekil değiştiriyor, ışığını oradan oraya yansıtıyor, kapı aralarından süzülüp dokunduğu her yeri ısıtıyor.

Mumla neler yapabilirsiniz

Vitray tarzında renkli mozaiklerden tasarlanmış mumluklarla loş bir aydınlatma sağlayabilirsiniz.

Mumlukların içinde perde kornişine asabilirsiniz.

Beyaz ya da renkli cam bardaklar içinde merdiven basamaklarına dizerek gökkuşağı tonlarında ışık noktaları yaratabilirsiniz.

Duvarınıza aşağıdan yukarı asarak bir ışık ağacı oluşturabilirsiniz.

Kristal ya da boncuklu mumluklar içinde yakarak tıpkı bir yıldız gibi parlamalarını sağlayabilirsiniz.

Cam fanuslar içinde suda yüzdürebilirsiniz.

Fenerlerin ve kandillerin içine koyarak oryantal bir etki yaratabilirsiniz.

Aynanın önüne dizerek gölge ve ışık oyunları oluşturabilir; etkisinin ikiye katlanmasını seyredebilirsiniz.

Mumlukları kuru ağaç dallarına asarak alternatif bir yılbaşı ağacı tasarlayabilirsiniz.

Cam sürahilerin ağzına kağıttan kaseler yaparak içlerine koyabilirsiniz.

Yothi Trataka (Mum ışığı konsantrasyonu)
Göz yogası da denilen tratakanın bu yöntemi için her gün 10 dakikanızı ayırın. Karanlık bir yerde yaklaşık bir kol boyu ilerinize bir mum koyun. Mumun arkasına siyah bir örtü gerin. Rahat oturun. Mum ışığı tam göz hizanıza gelecek şekilde olsun.

Mümkün olduğunca hareket etmeyin. Birkaç derin nefes alıp verin. Gözlerinizi kapayın ve derin soluk alış verişine konsantre olun. Yavaşça gözlerinizi açın. Gözlerinizi yavaşça burnunuzun ucundan, yere doğru ve yerden yavaşça muma doğru takip ederek, direkt mum ışığına bakın. Işığı görün.

Gözlerinizi kırpmayın. Göz bebeklerinizi oynatmayın. Işığın parlaklığını, fitili, ışığın içinde bulunan siyahi gölgeyi, çevresine verdiği haleyi görün. Gergin değilsiniz. Gözleriniz yaşarana ya da gözlerinizi kırpma ihtiyacı hissedene dek, ışığa bakmayı sürdürün. Gözlerinizi kapayın ve biraz önce gördüğünüz mum ışığını kapalı gözlerinizin ardında canlandırın. Yarattığınız ışık sağa, sola kaydığında tekrar göz hizanıza getirin.

Mümkün olduğunca bu ışığı koruyun. Işık kaybolmaya başladığında yine gözlerinizi burun ucundan başlayacak şekilde yavaşça açarak mum ışığına bakın ve uygulamayı tekrarlayın.

En son uygulamadan sonra, uygulamayı bitirmek için gözlerinizi kapayın.

Ellerinizi birbirine sürtün ve avuç içlerinizi hafifçe çukurlaştırarak, gözlerinizin üzerine koyun. Bu sırada ellerinizdeki sıcaklığın ve oluşan güzel titreşim ve enerjilerin ellerinizden gözlerinize geçtiğini hissedin. Sıcaklık gözlerinizdeki yorgunluğu alsın.

Gözlerinizin dinlendiğini hissettiğinizde, normal duruşunuza dönün.

Mumu kendiniz yapıyorsanız...

Mum yapımı eğlenceli olsa da her zaman başarılı sonuçlar elde edemeyebilirsiniz. İşlemlerin daha kolay olması için birkaç ipucu: Balmumunu eritirken her zaman çiftli kaynatıcı kullanıp, balmumunu ateşin üstünde bir kutuda, sıcak suyun üstünde eritin.

Balmumunu ve boya maddelerini karıştırmak için önce balmumunu eritin, sonra boyayı ilave edin. Balmumunun ısısını kontrol için termometre kullanın.

Balmumu kaynamadan fitili katmak gerekli. Yaklaşık beş dakika boyunca fitili balmumuna daldırın ve tutun.

Dümdüz çekin, sertleşinceye kadar düz durmasını sağlayın. Kullanılmayan balmumunu temiz tutun ki, kirli ve tozlu mumlarınız olmasın. Eğer balmumu tütmeye başlarsa, altını kısın, fakat sakın dokunmayın. Eğer balmumu alev alırsa, alevleri bir kapak yardımıyla yavaşlatın.


Son düzenleyen GusinapsE; 22 Nisan 2006 03:00
GusinapsE - avatarı
GusinapsE
Ziyaretçi
22 Nisan 2006       Mesaj #112
GusinapsE - avatarı
Ziyaretçi
Bayanlarda Kemik Erimesi - Osteoporoz

Sponsorlu Bağlantılar
Kemikler vücudu dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korurlar, bir takım mineralleri içlerinde bulundururlar,kan dokuları ve kemik iliğini içlerinde bulundururlar, vücutta hareketin sağlanması için eklemleri oluştururlar. Kemik kalsiyum, magnezyum, fosfor ve minerallerin ortaya çıkardığı kristallerden meydana gelir. Kemiklerin yapısında kemik oluşturan ve bunu yıkan hücreler vardır. Doğumdan hemen hemen 25 yaşına kadar kemik yapıcı hücreler etkinlik gösterirken 45 yaşına kadar da aralarında bir eşitlik görülür. Bu yaştan itibaren de yıkıcı hücreler etkinlik göstermeye başlar. Bu nedenle kemikte bulunan mineraller azalır ve bu azalmayla da kemiklerde kırılmalar ortaya çıkartır. Kemiklerde bulunan minerallerin önemli miktarda azalmasıyla osteoporoz meydana çıkar.


Osteoporozun Çeşitleri

Birinci tür osteoporoz:
Kadınlarda kemik yıkan hücreleri engelleyen bir etkende yumurtalıklar tarafından ortaya çıkarılan östrojendir. Fakat kadınların 45 yaşından itibaren yumurtalıklarında ki üretimler aksamaya başlar ve en sonunda tamamiyle durur. Böylece kadın adet göremez ve menopozo girer. Böylelikle östrojen de fazlasıyla azalma görülür ve kemiklerdeki yıkım süreci hızlanır.

İkinci tür osteoporoz:
Kemiklerdeki yıkım ilerleyen yaşlarda fazlalaşır. 70 yaşından sonra yıkım oldukça çoğaldığından sağlıklı bir insan gibi hareket edememeye başlanır. Bu rahatsızlığı yaşayan insanın oturduğu kanepeden yere düştüğünde dahi kemiklerinde kırılma görülebilir.

Üçünçü tür osteoporoz:
Bu tip osteoporoz yıkıcı hücrelerden dolayı oluşmaz. Daha çok kortizon alan kişilerde belirlenir. Kortizonu, astım, romatizmal rahatsızlıklar ya da başka nedenlerden dolayı alanların ilacı sürekli kullanmaları halinde ortaya çıkar.

Osteoporozun Oluşumundaki Nedenler
Osteoporoz ilk başladığı dönemler de kendini göstermez. Özellikle menopozun ardından ortaya çıkan osteoporoz da belirtiler ortaya çıkmaz. Menopozdan bir kaç yıl sonra kemiklerin hemen hemen yarısı yıkıma uğrayabilir. Osteoporoz vücutta etkinliğini göstermeye başlamışsa hastanın boyunda kısalma, belinde ağrıların olması, sırtın kamburlaşması ve el bileklerinde hassasiyet olarak gözlenebilir. Osteoporozun ikinci türünde ise, ilerleyen yaşlarda vücut ağrıları olarak da kendini gösterebilir. Omur kemiklerinde ve önemli durumlarda kalça kemiğinde kırılma olabilir. Uzmanlara göre kemik kırılmaları ciddi boyutlarda ölüme bile yol açabilir. Kalçasında oluşan hasardan dolayı ameliyat olan kişilerden % 25’inin bir yıl içinde hayatını kaybettiği görülmüştür. Öteki %25’inin ise yatalak olduğu belirlenmiştir. Bu nedenlerle hastalık vücutta etkin hale gelmeden belirlenmesi gereklidir.
Yapılan araştırmalara göre osteoporozla bazı insanlarda daha çok karşılaşılıyor. Bu araştırmalar sonucunda kadınların bu hastalığa daha çok yakalandıkları görülmekte ve özellikle hassas bir vücuda sahip olan, sarışın ya da kumral, çok doğum yapan, vücut hareketi monoton olan ve de olması gerekenden daha önce menopoza giren kadınlarda bu hastalığa sıkça rastlanmaktadır. Ayrıca kalsiyum içeren gıdalar tüketmeyen, sigara ve alkol kullanan, kortizon kullanan, böbrek fonksiyon bozukluğu olan ve ailesinde osteoporoz olan insanlarda da daha sık görülmektedir.

Osteoporozun Teşhisi
Osteoporozun üzerine bir çok araştırma yapılmaktadır. Araştırmaların bir kısmında osteoporozu vücutta etkinliğini göstermeden önce ortaya çıkaracak bir takım aletler oluşturulmuştur. Oluşturulan bu aletlerin bazısı X ışınlarıyla işlev görürken, bazısıda en sık kullanılan DEXA tedavisidir. Bu yöntemin hastalara karşı bir olumsuzluk gösterdiği belirlenmemiştir. Hastayı bir masaya yatırarak üzerinde hareket halinde olan bir kamera gezdirilir. Daha sonra bu işlem sırasında ortaya çıkan bulgular sistem bilgisayarına geçirilir. Taramanın süresi nasıl bir metodun yapılacağına ve nasıl bir aletin kullanılacağına göre değişiklik gösterir. Alınan bulgularda bu sürenin her koşulda 30-40 dakika kadar sürdüğü belirlenmiştir.
Osteoporozun vücutta ciddi boyutta etkinliğini göstermesi herhangi bir röntgen filminde de görülebilir. Bu şekilde görünen osteoporozda kemik kütlelerinin en az %30'unun yok olması gerekir. Bütün bunlara rağmen hastalığı belirten en iyi yöntemin doktorların klinik belirlemeleri olduğu görülmüştür.
Bir çok insanın osteoporozu yaşama riski olduğunu düşünürsek, bunun önüne geçmenin en iyi yöntemi sık sık doktor kontrolünden geçmektir. Vücutta etkisini göstermeye başlamadan önce osteoporozu teşhis etmek sağlığınız açısından oldukça yarar sağlayacaktır.
Osteoporozdan korunmak için aşağıdakileri gözönünde bulundurun.
·Yağsız olması koşuluyla bol miktarda süt ve süt ürünleri tüketilmelidir.
·Bol miktarda C vitamini ve magnezyum alınmalıdır.
·Proteini fazla olan gıdalardan uzak durmak gerekir.
·Tuz tüketimi az olmalıdır.
·Beslenmede özellikle sebzeler tercih edilmelidir.
·Kafein içeren içecekler ve alkol alınmamalıdır.
·Doktor tavsiyesi altında bir takım hareketler uygulanmalıdır.
·Yerden bir şey almanız gerektiğinde beli bükmeden dizleri bükerek alınmaldır.
·Elinizde ağır bir şey taşımaktan kaçının.
·Ani hareketler yapmayın.
·Ayakkabılarınızın rahat olmasına özen gösterin.
·Ayağınıza bir şey giyerken eğilmeyin, oturarak giyin.
·Zemini buzlu ya da kaygan olan yerlerde dolaşmayın.
·Evinize her tarafın rahatlıkla görüldüğü bir aydınlatma yapın.
·Banyonuzun olduğu bölümü sürekli aydınlık tutun.
·Sürekli kullandığınız eşyaları yanınızda bulundurun.
·Telefonunuzu rahatlıkla ulaşabileceğiniz yerlere koyun.
·Banyonuzun kaygan olmamasına herzaman özen gösterin ve herhangi bir durumda tutunmanız için kollar yaptırın.
·Oturduğunuz bölümlerin yanlardan destekli olmasına dikkat edin.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
22 Nisan 2006       Mesaj #113
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Suyla gelen güzellik Cildimiz, geçen yılların etkisinin en çok gözlenebildiği yerimiz. Cildi genç ve sağlıklı tutmanın yolu ise cildin nem dengesini korumaktan geçiyor.
Bebekliğimizde sahip olduğumuz o yumuşacık, pürüzsüz cilt, geçen zamanla nem tutma özelliğini ve gerginliğini kaybediyor. Günümüzde her beş kişiden biri aşırı kuru bir ciltten mustarip ve bu oran her yıl artıyor. Eskiden bu sorun çoğunlukla cildin doğal yağ üretiminin azaldığı 40'lı yaşlarda etkili olmaya başlarken artık gençler de kuru cilt problemleriyle boğuşuyor. Bunda genetik faktörler kadar kapalı binalarda çalışmak, kışın kuru ısıtma sistemlerin, yazın klima kullanımı gibi havadaki nemi azaltan çevresel faktörler de etkili oluyor. Bunun yanı sıra kötü beslenme, A ve B vitamini yetersizliği, cildin büyük düşmanları arasında. Özellikle kuru cilde sahip kadınlar kabuklanma ve kaşıntıdan, yüzlerinin nemlendirici sürdükten bir kaç saat sonra yeniden çöle dönmesinden şikayetçiler. İşin tuhaf tarafı, her kuru cilt birbirinin aynı değil.

Önemli olan cildinizin hangi koşul ve dönemlerde iyice kuruduğunu tespit edebilmenizdir. Kışın iyice kuruyan hava ve yün gibi rahatsız edebilecek malzemelerden yapılmış giysiler mi? Yazın güneşin altında uzun süre kalmak mı?

Yine de iyi bir haberimiz var. Cilt kurtarıcılarımız nemlendiricilerin yaratılması ve üretilmesinde son dönemde sessiz bir devrim yaşanıyor.

Bilim adamları nemlendirici malzemeleri cildin kendi yapısına benzer bir yapı oluşturacak şekilde bir araya getirmeyi başardılar. Özellikle de nemi içeri hapsetme konusunda. Sağlıklı cilt kendisini nemli, esnek ve suya dayanıklı hale getirebilmek için sebum adlı yağlı bir madde üretiyor. Sebum ve doğal yağlar, kir ve bakteri gibi yabancı maddelerin vücuda girmesini önlemeye ve nemi vücudun içinde tutabilmeye yarıyor. Cildimiz çok ince olmasına rağmen işine yarayan maddeleri içeride, zararlı olanları dışarıda tutabilme yeteneğine sahip ama bu doğal bariyer zarar gördüğü zaman, cildimiz nem kaybetmeye başlıyor. Bu duruma sebep olanlar arasında, sık sabun kullanımı, cildin kendi doğal yağlarını yok edebilen kalitesiz krem kullanımı, cildi sık sık su ve kimyasallara maruz bırakmak sayılabilir. Yeni nesil nemlendiricilerin özelliği bu koruyucu bariyeri yeniden oluşturabilmeleri, böylece cildiniz nem tutma özelliğini geri kazanmış oluyor. Cildin kaybettiği lipid içeriğini yerine koyabilen bu kremlerde yıpratıcı boya ve parfümler yerine alerji yapmayan, cildin nefes almasını engellemeyen malzemeler kullanılıyor.
trans
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
22 Nisan 2006       Mesaj #114
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
.BEZELYE MASKESİ : İki su bardağı taze bezelye,ezildikten sonra üzüm pekmezi ile karıştırılır.Yumurta akı ve yarım fincan ayçiçek yağı ilave edilir.Bir miktar un konularak maske kıvamına gelinceye kadar karıştırılır.

ETKİSİ : Ten dokusu üzerinde parlaklık sağlar,gece yatmadan uygulanmalıdır.Sabah cilt temizlenir.



.ÇİLEK MASKESİ : Bir avuç taze çilek ezilip,yulaf unu ile karıştırılır.Bir adet yumurta sarısı ile iki çrba kaşığı yoğurt çırpılır,krem kıvamına getirilir.

ETKİSİ : Kuru ciltler için besleyici olan bu maske 20 dakika ciltte kaldıktan sonra ılık su ile yıkanır.Çilek maskesi özellikle gözaltlarındaki kırışıklıkların azalmasında önemli rol oynar.
arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
22 Nisan 2006       Mesaj #115
arwen - avatarı
Ziyaretçi
Kadınların en büyük endişelerinden biri belirli bir yaştan sonra ortaya çıkan yaşlılık belirtileri. İlk olarak göz kenarlarında, kaş arasında, dudak çevresinde beliren ince çizgiler zamanla derinleşmeye ve gözle görünür hale gelmeye başlar. Siz de yaşlılık belirtileriyle mücadele etmenin şöyle kolay ve hesaplı bir yolu yok mu diye merak edenlerdenseniz yazımız mutlaka ilginizi çekecek.

Sabah ve akşam olmak üzere günde iki kere uygulayacağınız anti-aging bakımla, cildinizin elastikiyetini koruyabilir ve hücre yenileme sürecini hızlandırmayı başarabilirsiniz.

Sabah bakımı

Sabahları göz ve yüzünüze C Vitamini içeren bir krem uygulayın. İçeriğinde L-ascorbic acid olması tercih sebebiniz olsun. Seçeceğiniz ürünlerin aynı zamanda UVA/UVB filtreli ve en az 20 koruma faktörüne sahip olmasına dikkat edin. Güneşe karşı koruyucu kullanmanın mevsimi yok. İnanın güneşin zararlı etkileri kışın bulutların arasından da cildinize ulaşabiliyor.

Akşam bakımı

Göz çevreniz ve cildinizdeki hücre yenilenmesini hızlandırmak için AHA (meyve asitleri) içeren ürünler ideal. Özellikle haftada bir veya iki kez AHA içerikli bir maske kullanmanızı öneririz. Ancak uygulayacağınız maskenin Hydroxy acid oranının cildinizle uyumlu olup olmadığını sorgulayın. İlk kez kullanımlarda bazı oranlar cildiniz için güçlü gelebilir. İki akşamda bir de AHA kullanımınıza Kinerase (N6-Furfuryladenine %0,1) içeren bir ürün ekleyebilirsiniz. Kinerase’nin nemlendirici özelliği bulunmakta, bu şekilde derinin daha fazla su tutmasını, böylece daha yumuşak ve pürüzsüz olmasını sağlamaktadır.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
23 Nisan 2006       Mesaj #116
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Yaşlanıyor Musunuz?
"Acaba yaşlanıyor muyum?" diye kendi kendinize dert ediyorsanız uzmanların söylediklerine kulak verin.
İşte bazı yaşlılık belirtileri...
* Oturduğunuz yerde uyukluyor, arkadaşlarınızın isimlerini hatırlamakta zorluk çekiyorsanız. * İşlere şevkle sarılmak yerine, bahaneler arıyorsanız.
* Hafta sonunu evde geçirmek, bir yerde arkadaşlarla eğlenmekten daha cazip geliyorsa.
* Sizin dinlediğiniz müzikler nostalji kasetleri olarak satılıyorsa.
* Çocuklarınız (bunlar gene moda oldu) diye elbiselerinizi giymek istiyorsa.
* Yaşıtlarınızla parklarda yada yürüyüşlerde karşılaşıyorsanız.
* Hergün bir avuç ilaç içiyor, sık sık bel ağrılarından şikayet ediyorsanız.
* En sevdiğiniz filmler, televizyonda klasikler adı altında yayınlanıyor, sevdiğiniz artistleri kimse hatırlamıyorsa.
* Yemeklerden sonra hazmettirici ilaçlar alıyor, kalp ve tansiyon ilaçlarını aksatmaktan korkuyorsanız, yaşlanıyorsunuzdur.
Fakat unutmayın, "Zaman durdurulamaz, ancak yaşamın kalitesi artırılabilir''
Yaşlanmamak için ne yapmalısınız?
* Hiç vakit geçirmeden spora başlayın,
* Un, şeker ve tuzdan uzak durun,
* Stresi yaşantınızdan çıkarın,
* Uyku ve dinlenmeye özen gösterin,
* Dost ve arkadaşlarına daha çok zaman ayırın.
arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
24 Nisan 2006       Mesaj #117
arwen - avatarı
Ziyaretçi
Korunma Yollari
Nasil Korur?
Her gün bir tane hap alindiginda, kadinin yumurtaliklarindan, yumurta hücresinin çikmasi engellenmis olur.
Faydalari Nelerdir?
Düzenli kullanilirsa gebeligin önlenmesinde çok etkilidir. Rahim ve yumurtalik kanserine karsi korur. Kullanimi da kolaydir.
Sakincalari Nelerdir?
Bazi kadinlarda bulanti, kilo artisi, adetlerde azalma gibi önemsiz yan etkilere neden olabilir.
Kimler için Uygundur?
Her gün hap almayi hatirlayabilecek olan kadinlar, Adet kanamalari fazla miktarda olan ve/veya asiri agrili adet görenler, Ilerde yeniden çocuk isteyenler. Kimler için Uygun Degildir?
35 yasindan büyük ve sigara içen kadinlar,
Adetleri düzensiz olanlar (sebebi ortaya çikartilip tedavi edilmelidir),
Damar sertligi, damar tikanikligi olanlar, tansiyonu yüksek olanlar,
Seker hastalari, asiri sisman kadinlar, felç geçirenler,
Sarilik geçiren kadinlar (Karaciger bozuklugu devam ettigi sürece),
Emziren anneler (emziren anneler için, özel yapilmis gebeligi önleyici haplar vardir)
Nasil Kullanilir?
Hapa baslamadan önce bir saglik kurulusuna danisilmasi gerekir. Hapa, adetin ilk veya besinci günü baslanir. Her gün bir tane hap alinir. Hap alinmasi 2 veya 3 gün unutulursa gebelik meydana gelebilir. Her gün bir tane, düzlenli olarak hap kullanmayanlar hapla korunmaz.
Önemli !
Hap kullanlarda;
Adetler azalir veya kesilirse ya da beklenmeyen kanamalar olursa,
Tansiyon yükselirse, siddetli bas agrisi, bulanik görme, bacaklarda kizariklik, sisme, agri olursa,
Nefes darligi olursa,
…derhal bir saglik kurulusuna basvurulmalidir.
dişi_kartaL - avatarı
dişi_kartaL
Ziyaretçi
24 Nisan 2006       Mesaj #118
dişi_kartaL - avatarı
Ziyaretçi
229 normal DUDAKLAR
Yaz mevsimlerin en sıcağı.. en verimlisi.. en bereketlisi. Güneş ve açık gökyüzü. Katmer katmer güller. Gün ışığı içmiş şeftaliler, erikler, kayısılar, dutlar.. Ekin tarlaları.. Hayat fışkırıyor her yandan.İşte yaz kadını da en olgun, en görkemli, en albenili güzelliği bu mevsimde yaşar, yaşatır. Sağlıklı, taze, güneşle kucaklaşmış görüntüsü ile kadın tüm renkleri içerir. İşte size Yaz Kadın'ının makyajı:
1. Güneşte daha fazla zaman harcayacağınız için makyaj ve cilt bakımınızı buna göre uyarlayın. Ayrıca mutlaka güneş koruma kremleri kullanın. Her zaman olduğu gibi, güzel bir makyajın ilk adımı temiz ve iyi nemlendirilmiş bir cilttir. İşte size makyaja başlamadan önce yapmanız gerekenler konusunda birkaç ipucu: Cildiniz yağlıysa, yaz aylarında (yüksek nem oranı nedeniyle) daha da yağlanacağından jel temizleyiciler kullanın. Cildiniz normal ise, rutin olarak kullanılan temizleme ürünleri yeterlidir. Güneş koruması içeren bir nemlendirici kullanın. Nemini yitirmiş veya kuru cildiniz varsa, cildinizi iyice temizleyin ve cilt tipinize uygun ürünlerle iyice nemlendirin. Göz çevresindeki hassas bölgeyi yeterince nemli tutmak için göz kreminizi gece ve gündüz kullanın.
2. Yaz ayları boyunca, hafif bir makyaj uygulaması taze görünümünüzü korumanıza yardımcı olacaktır. Başlamadan önce, kapatıcınızın pürüzsüz olarak uygulanabilmesini temin etmek için göz altlarınıza göz kremini parmaklarınızın ucuyla uygulayın. Kapatıcı ile devam edin ve kapatıcı fırçasıyla aşağıdaki tonlardan birini kullanarak kaş çizginize kadar ulaşın. Gözlerin iç köşelerini sakın unutmayın, bu bölgeler gölgelerin en derin olduğu bölgelerdir. Kapatıcınıza uyumlu bir pudra ve fırçasıyla kapatıcınızı sürün. Daha sonra cilt tipinize ve ihtiyaçlarına uygun formülde, cilt renginize uyumlu olan fondöteninizi sürün. Yağlı ciltleri güneşten korumak için olduğu gibi aşırı derecede kuru olan ciltler için de özel fondötenler kullanılabilir. Pudrayla fondöteninizin de iyice oturmasını sağlayın. Pudrayı süngerle uygulayın ve ardından fazlalıkları fırçayla yok edin. Kaşlarınızı uygun tonda göz farıyla doldurarak başlayın. Bu işlemden sonra kaşlarınızı kaş şekillendiricisiyle düzeltin. Daha sonra göz bölgesine kaş çizgisinden kirpik dibine kadar kemik rengi gölge uygulayın. Göz kapağına far fırçasıyla far uygulayarak devam edin . Alt kirpik çizginizi belirginleştirmek için eyeliner fırçasıyla koyu far sürün. Bundan sonra granit veya siyah renk eyeliner ile üst göz kapağınızın hattını ince eyeliner fırçasıyla belirginleştirin. Ve son adım: kirpiklerinize iki kat rimel sürün.
3. Her birimiz sağlıklı ve yanık bir yaz tenine sahip olmayı istesek de, güneş tehlikeli bir oyun! Cildin sağlığını korumak her şeyin üstünde tutulan bir öncelik olmalı. Kullandığınız kozmetik ürünlerinin koruma faktörlü (SPF) olmasına özen gösterin. Tehlikesiz bir şekilde bronz ve güzel bir cilt görünümü için, güneşin yüzünüze doğal olarak geldiği bölgelere (yanaklar, alın, burun ve çene) doğru tonda bronzlaşma pudrasını fırçasıyla sürün. Sonra gülümseyerek elmacık kemiklerinizden başlayarak yukarı saç diplerinize doğru allık fırçasıyla yumuşak tonda pembe allık uygulayın. Eğer doğal halinizde bronz görünen bir tene sahipseniz bronzlaşma pudrası ve allık işlemini tamamen atlayın.
4. Dudaklarınızı boyarken sadece görüntünüze değil, aynı zamanda dudaklarınızın ihtiyaçlarına da kulak verin. Kullanacağınız dudak boyasının rengi olduğu kadar dudaklarınızın beslemesini, nemlenmesini ve korunmasını da sağlayacak ürünler seçin. Bunun için SPF bazlı, yani koruma faktörü içeren rujlar seçmeniz daha sağlıklı olur. Yaz makyajınızı tamamlamak için dudaklarınızı ve sizi doğal gösterecek olan bir ruj kullanın. Bu ton size parlak ve sağlıklı bir görünüm kazandıracaktır. Dudaklarınızın daha belirgin olmasını isterseniz tonlarını da kullanabilirsiniz. Kusursuz yaz için son işlem, parlatıcı olarak lipgloss ve kakao renkli dudak kalemiyle dudaklarınıza yapacağınız son dokunuş olacaktır.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
24 Nisan 2006       Mesaj #119
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
ok
mkanseri


Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan
oluşur. Bu süt bezleri ve kanalları döşeyen hücrelerin, yukarıda tanımladığımız
şekilde, kontrol dışı olarak çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine giderek
çoğalmaya devam etmelerine meme kanseri denir.



MEME KANSERİ RİSK FAKTÖRLERİ NEDİR ?


Bazı özellikleri taşıyan kadınlarda, meme kanserinin daha sık görüldüğünü
biliyoruz. Bu özelliklere risk faktörleri diyoruz. Bu risk faktörlerini taşıyan
kişilerin mutlaka meme kanserine yakalanacakları söylenemez. Sadece, bu
faktörleri taşımayanlara göre, daha fazla meme kanserine yakalanma olasılıkları
olduğunu biliyoruz. Bu faktörleri taşımayan kişiler de meme kanserine
yakalanabilirler. Meme kanserine yakalanan kadınların yarısı, bu risk
faktörlerini hiç taşımamaktadır. Bu nedenle, risk faktörlerinin taşımayan
kişiler de olağan kontrollerini yaptırmalıdırlar.



Meme kanserine yakalanma riskini artıran faktörleri kısaca şu şekilde
sayabiliriz;

Yaş: İleri yaş önemli bir risk faktörüdür. Yeni meme kanseri tanısı konan
kadınların % 70’i, 50 yaş üzerindedir. Diğer bir deyimle, yaşı 50 yaş üzerinde
olan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı, yaşı 50 yaşın altında olan
kadınlardan 4 kat daha fazladır. Bu nedenle, 50 yaş üzerindeki her kadın,
mutlaka yılda bir defa hekime baş vurarak muayene olmalı ve mamografi dediğimiz
meme filmini çektirmelidir.

Kişisel meme kanseri hikayesi: Daha önce meme kanseri geçirmiş ve tedavi
olmuş kadınlarda, diğer memede kansere gelişme olasılığı normal kadınlara göre
3-4 kat daha fazladır.

Ailede meme kanseri hikayesi: Aile yakınları arasında meme kanserine
yakalanmış kadınların, meme kanserine yakalanma olasılığı, diğer kadınlara göre
daha fazladır. Örneğin, kız kardeşi veya annesi meme kanserine yakalanan bir
kadının, meme kanserine yakalanma riski, diğer kadınlardan 2- 5 kat daha
fazladır. Bu kadınlar daha sık ve dikkatli izlenmelidir. Bu şekilde sorunları
olan kadınlar, meme kanseri genetik danışmanlığının yapıldığı kliniklere baş
vurarak risklerini hesaplattırmaları gerekir. Eğer aile geçiş riski yüksek
bulunursa, genetik testi yaptırmalıdırlar. Vakfımız polikliniğinde bu hizmet
verilmektedir.

Daha önce meme biopsisi yapılmış olması: Memede bir kitle nedeni ile
biopsi yapılmış ve iyi huylu bir tümör saptanmış olabilir. Bazı kanser olmayan
iyi huylu tümörlerin bulunması, kanser gelişme riskini değişik oranlarda
artırabilmektedir. Bu, tümörün hücresel yapısına göre değişir. Örneğin, yapılan
bir biopside, çıkartılan kitlenin patolojik incelemesi sonucu atipik hiperplazi
tanısı konmuş kadınlarda ( bu tamamen iyi huylu bir tümördür), meme kanseri
gelişme oranı normal kadınlara göre daha fazladır.

Fertil çağ süresi: Adet görmeye erken başlanması, menepoza geç girilmesi,
fertil cağı uzatmaktadır. Bu sırada kadın daha uzun süre östrojen hormonu etkisi
altında kalmakta, meme kanseri gelişme riski artmaktadır. Erken menopoza giren
kadınlarda hormon tedavisi yapılmıyor ise, meme kanseri riski önemli ölçüde
azalmaktadır. Elli yaşından sonra adet görmeye devam eden kadınlarda, meme
kanserine yakalanma riski az da olsa artmaktadır.

Doğurganlık hikayesi: İlk çocuğu doğurma yaşı önemlidir. İlk çocuğunu 30
yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranı 20 yaşından önce
doğuranlara göre 2 kat fazladır. Hiç çocuk doğurmayan kadınlarda risk hafif
yükselmektedir

Sosyoekonomik seviyenin yüksekliği: Varlıklı, sosyoekonomik düzeyi yüksek
olan kadınlarda, meme kanseri görülme oranı daha fazladır. Bu ailelerin kızları
daha iyi beslendikleri için daha erken gelişmekte ve erken yaşta adet görmeye
başlamaktadır. Ayrıca bu çocuklar büyüdükleri zaman eğitim ve iş nedeni ile daha
geç evlenmekte ve daha geç çocuk sahibi olmaktadırlar. Bu nedenlere bağlı olarak
fertil çağın erken başlaması, geç doğurma gibi nedenler sebep olarak
sayılabilir. Ayrıca bunların dışında başka faktörler de rol almaktadır.

Östrojen hormonu tedavisi görenler: Menopoz nedeni ile uzun süre östrojen
tedavisi ( 10 yıldan fazla) gören kadınlarda, meme kanseri oranı artmaktadır.
Fakat, hormon tedavisi almayan kadınlarda da, kalp hastalıklarında ve osteoporoz
gibi sorunlarda artış ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, menopoz yakınmalarının
azaltılması amacı ile, östrojen verilmesi önerilebilir fakat, mutlaka bir hekim
kontrolu altında yapılmalıdır.

Doğum kontrol hapı kullanılması: Bu konuda farklı görüşler olmakla
birlikte hafif bir risk artışı olduğu ileri sürülmektedir. On yıl önce doğum
kontrol hapını bırakmış olan kadınlarda ise, bu risk tamamen ortadan
kalkmaktadır.

Alkol kullanılması: Fazla alkol alan kadınlarda, almayan kadınlara göre
risk nispeten artmaktadır. Günde 3 bardak yüksek dereceli alkol içen bir kadının
meme kanserine yakalanma riski, hiç içmeyen kadına göre 2 kat daha fazladır.
Alkol alımının günde bir kadeh ile sınırlandırılması önerilmektedir.

Sigara: Sigaranın kesin bir etkisi gösterilememiştir. Fakat, genel
sağlığı etkilediğinden dolayı bırakılması önerilmektedir. Şişmanlık ve yağlı
beslenme: Bazı çalışmalarda şişmanlığın, özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda
meme kanserine yakalanma riskini artırdığı gözlenmiştir. Özellikle, doymuş
yağların fazla bulunduğu yağlı et gibi yemekler ve yağlı süt ürünlerinin fazla
alınmasının bu riski artırdığı ileri sürülmüştür.




MEME KANSERİ RİSKİ AZALTILABİLİR Mİ ?


Egzersiz: Yoğun egzersiz ve jimnastik yapan kadınlarda meme kanseri
riskinin azaldığı gözlenmiştir. Bu nedenle, tüm kadınlara önerilmektedir.
Beslenme:Meme kanseri ile beslenmenin önemli ilişkisi vardır. Sebze ve meyveden
zengin beslenme, ağır yağlı yiyeceklerden uzak durulması önerilmektedir. Günlük
gıda alımına C vitamini, betakaroten gibi antioksidanların eklenmesinin koruyucu
etkisi olduğu ileri sürülmektedir.

Kısaca,

dotBlack
şişmanlığın azaltılması,

dotBlack
alkol alınıyorsa bırakılması.

dotBlack
Hafif egzersiz yapılması(haftada 4 saat tempolu yürüyüş),

dotBlack
Sebze ve meyvenin bol tüketilmesi,

gibi basit önlemler ile meme kanseri riski % 30-40 oranında azaltılabilmektedir.




MEME KANSERİ ÖNLENEBİLİR Mİ ?

Henüz meme kanserini kesin önleyen bir yöntem henüz yoktur. Günümüzde bilinen
tek yöntem, erken tanıdır. Erken tanı sayesinde, meme kanserinin getirdiği
sorunlar büyük oranda çözülebilmektedir. Bu sayede hastalığın toplumda yaptığı
hasar en aza indirilebilir, yaşam süresi ve kalitesi önemli ölçüde
arttırılabilir.

Erken teşhis için bilinen en iyi ve etkili çözüm, kadınların risk durumlarına
göre belirlenmiş olan muayene ve tetkik protokollarının uygulamasıdır.



MEME KANSERİ NASIL ERKEN TESPİT EDİLEBİLİR ?


Meme kanserinde erken teşhis yöntemleri, hastanın taşıdığı risk faktörlerine
göre değişmektedir. Bu risk faktörlerinin arasında en başta yaş gelmektedir.
Daha genç yaşlarda ortaya çıkabilmesine rağmen, ilerleyen yaş gruplarında bu
risk artmaktadır. Bu nedenle ilerleyen yaş gruplarında erken teşhis için
alınması gereken önlemler, daha erken yaş gruplarına göre farklılık
göstermektedir.

Yirmi yaş üzerindeki kadınlar, her ayın belirli bir döneminde kendi
kendilerini muayene etmelidirler. Bu muayene sırasında meme dokusunda farklılık
olup olmadığı araştırılır. Eğer bir değişiklik tespit edilirse derhal bir hekime
baş vurulmalıdır. Bir değişiklik saptanmasa bile, üç yılda bir kez hekim
tarafından muayene edilmelidirler.

Kırk yaşına gelen kadınların, kendi yaptıkları periyodik muayeneye ek
olarak her yıl bir kez hekim tarafından muayene edilmeleri gereklidir. Ayrıca
her yıl veya iki yıl ara ile mamogrofiyi çektirmeleri gereklidir.

Elli yaşından sonra, kadınlar kendilerinin periyodik muayenelerine ve her
yıl bir defa hekim muayenesine devam etmeli ve mamografi dediğimiz meme filmini
her yıl çektirmelidir.


KADINLAR KENDİLERİNİ NASIL MUAYENE ETMELİDİR
?

Erken teşhis için her kadının ayın belirli bir günü kendisini muayene etmesi
gerekir. Her ay düzenli olarak kendisini muayene eden bir kadın, memesinde
ortaya çıkan bir kitleyi çok daha erken fark eder.

Kadınlara kendilerini muayene etmesini öğreten çeşitli kitap ve broşürler var.
Fakat bu çoğunlukla yetersiz kalmaktadır. Meme muayenesini öğreten silikon meme
kiti ve video filmleri bulunmaktadır. Vakfımızda meme muayenesi eğitimi, bu
araçlar ile seminerler şeklinde verilmektedir.



MUAYENE SIRASINDA FARK EDİLEBİLECEK
DEĞİŞİKLİKLER NELERDİR?

Aşağıda değişiklikler fark edildiğinde, gecikmeden bir hekime baş vurulmalıdır:


dotBlack
Memede iki haftadan uzun süre ele gelen sertlik veya kitle,

dotBlack
Meme derisinde kalınlaşma, şişme, renk değişikliği,

dotBlack
Meme başında kalınlaşma, kızarıklık veya yara olması,

dotBlack
Memede veya meme başında içeri doğru çekinti olması,

dotBlack
Memenin şeklinde değişiklik,

dotBlack
Meme başlarının pozisyonlarında değişiklik,

dotBlack
Meme başında ortaya çıkan akıntı.



MAMOGRAFİ NEDİR ?

Mamografi, düşük dozda çekilen bir meme rontgen filmidir. Memede, muayene ile
saptanamayacak kadar küçük anormalliklerin tespit edilmesi amacı ile çekilir.
Mamografinin gerçek değeri budur. Çünkü, bu sayede, hastalık muayene ile tespit
edilebilecek safhadan önce saptanır. Bu nedenle kesin hayat kurtarıcıdır. Kırk
yaşını geçen kadınlar her yıl veya iki yılda bir mamografi çektirmeli ve her yıl
uzman bir hekime meme muayenesi olmalıdır. Elli yaşını geçen kadınlar ise her
yıl mamografi çektirmeli ve hekime muayene olmalıdır.



MAMOGRAFİ NE ZAMAN ÇEKTİRİLİR ?

Mamografi çekilirken meme, iki tabaka arasında birkaç saniye hafifçe
sıkıştırılır. Bu nedenle memelerin en az hassas olduğu zamanda mamografi
çekilmesi, özellikle memeleri hassas kadınlara önerilmektedir. Adet bitimini
takip eden hafta, memelerin hassasiyetinin en az olduğu zamandır. Ayrıca adet
bitimini takip eden hafta, hormonal nedenlerle memelerin şişliği en alt
düzeydedir ve bu sırada daha iyi sonuçlar alınmaktadır. Bu sebeplerden dolayı
herhangi özel bir durum olmadıkça, mamografi çekiminin, adetin bitimini takip
eden haftada yapılması önerilmektedir.



MAMOGRAFİ ÇEKTİRMEYE GİDERKEN NELERE DİKKAT
ETMELİ ?

Mamografi çekilirken belden yukarısı çıplaktır. Bu nedenle çekime gelirken iki
parça elbise giyilmesi önerilir. Bu sayede çekim sırasında belden üstü
kolaylıkla çıkartılabilir. Filmi etkileyebileceğinden, koltuk altlarına
deodorant, talk pudrası, losyon gibi şeyler sürülmemelidir.



MEMEDE BİR KİTLE TESPİT EDİLDİĞİNDE NE
YAPILMALI?

Memede bir kitle tespit edilince bunun kanser mi, yoksa başka bir hastalık mı
olduğu araştırılmalıdır. Şunu önemle vurgulamak gerekir ki, memede saptanan her
kitle kanser değildir. Bu nedenle, memede şüpheli bir kitle saptanınca, hemen
korkup telaşlanmaya ve paniğe kapılmaya gerek yoktur. Memede bir kitle
saptandığında, bir hekime başvurarak daha ileri tetkiklerin yapılması
gereklidir.



MEME KANSERİ NASIL TEDAVİ EDİLİR ?


Son yıllarda meme kanseri tedavisinde oldukça önemli gelişmeler olmuştur. Bir
çok tedavi olanakları ortaya çıkmıştır. Bu olanaklar, önemli ölçüde, hastalığın
saptandığı safhaya göre değişir. Hastalık ne kadar erken safhada saptanırsa
tedavi olanağı ve seçeneği o kadar fazla olmaktadır.

Meme kanseri tedavisi, günümüzde, uzmanlardan oluşan ekiplerce yapılmaktadır.
Böyle bir ekip içinde cerrah, onkolog, radyasyon onkoloğu, radyolog, patolog,
psikolog, plastik cerrah, fizyoterapist gibi, tıbbın değişik dallarından bir
araya gelmiş ve özellikle çalışma alanları meme kanseri üzerinde yoğunlaşmış
hekimler bulunur.



MEME AMELİYATLARI NELERDİR ?

Günümüzde meme kanserinin tedavisinde, cerrahi girişimin birkaç farklı
uygulaması vardır. Bu uygulamalar temel olarak, memenin alınmadan korunmasına
yönelik olanlar ve memenin tümünün çıkartılmasına yönelik olanlar olarak iki ana
gruba ayrılmaktadır. Bunlara ek olarak da, alınan memenin yerine, plastik
cerrahi teknikler ile yeniden meme rekonstrüksiyonu yapılması ameliyatları
vardır



KEMOTERAPİ NEDİR ?

Kanser hücrelerini öldürücü ilaçlarla yapılan tedavidir. Bu ilaçlar ağızdan veya
damardan verildikten sonra tüm vücuda yayılır. Genellikle, aynı anda birkaç ilaç
birlikte verildiğinde daha etkili olduklarından, değişik kombinasyonlar halinde
verilirler. Kemoterapi, belirli bir süre verilir ve sonra ara verilir. Bu
aralarda hastanın kendisini toparlaması sağlanır. Daha sonra tekrar bir süre
ilaç verildikten sonra ara verilir.

Bazı olgularda lokal olarak yapılan cerrahi tedaviye ek olarak, ilaç tedavisi de
eklemek gerekebilir. Hastalarda cerrahi tedavi sonrası yapılan tetkiklerde,
herhangi bir bölgede kanser kalmamış olsa bile, koruyucu önlem olarak bir süre
ilaç tedavisi yapılabilir. Bu tedaviye adjuan kemoterapi denir.



HORMON TEDAVİSİ NEDİR ?

Bazı meme kanseri hücreleri, içerdikleri hormon reseptörleri (algılayıcıları)
aracılığı ile dişilik hormonu olan östrojene duyarlı olabilir. Yani, östrojen
hormonu bu kanser hücrelerinin büyümelerine ve artmalarına neden olabilir.
Hormon tedavisinde amaç, bu şekilde östrojen reseptörü içeren ve bu hormona
duyarlı olan kanser tiplerinde, östrojen etkisinin ortadan kaldırarak kanserin
gelişmesinin önlenmesidir. Bu amaçla günümüzde kullanılan ilaç, tamoxifendir.
Tamoxifen tedavisi, genellikle en az iki yıl ve en fazla beş yıl sürmektedir.




IŞIN TEDAVİSİ (RADYOTERAPİ) NEDİR?


Işın tedavisi, meme bölgesine ve koltuk altına uygulanarak, cerrahi girişimden
sonra kalma olasılığı olan kanser hücrelerinin öldürülmesini sağlamak amacı ile
yapılır. Bu tedavinin de, diğer tedaviler gibi bazı yan etkileri vardır. Bu
tedaviyi gören kadınların çoğu halsizlikten yakınırlar. Memede şişme ve ağırlık
hissi ortaya çıkabilir. Bu yan etki yaklaşık bir yılda kendiliğinden kaybolur.
Tedavi edilen bölgedeki deri, güneş yanığı rengini alabilir. Bu da yaklaşık bir
yıl içinde azalır.



ERKEKLERDE DE MEME KANSERİ GÖRÜLÜR MÜ ?


Kadınlara kıyasla daha az görülmekle birlikte, erkeklerde de meme kanseri
görülebilir. Her 100 meme kanserinden birisi erkeklerde görülür. 1993-1997
yılları arasında, erkeklerde görülen meme kanseri oranı % 50 artış göstermiştir.
Bu nedenle erkeklerin de bu konuda duyarlı olmaları gereklidir.



DÜNYADA MEME KANSERİ GÖRÜLME SIKLIĞI NEDİR?


Meme kanseri bir çok ülkede, kadınların en korkulu sağlık sorunu olma özelliğini
taşımaktadır. Günümüzde ABD’ de, sekiz kadından birisi meme kanserine
yakalanmaktadır. Bu oran Avrupa ülkelerinde on kadında birdir. Meme kanseri ile
ilgili sayıları şu şekilde sıralayabiliriz;

1950-1970 yılları arasında ABD’ de, 1milyon kadın meme kanseri nedeni ile
hayatını kaybetti. Bu sayı ABD’nin 2. Dünya savaşı, Kore ve Vietnam savaşlarında
kaybettiği insan sayısından fazladır. 1998 yılında Avrupa’da 1 milyon kadın,
meme kanserin nedeni ile tedavi görmektedir. 2000 yılında dünyada 1 milyon
kadına, yeni meme kanseri tanısı konacaktır. Dünyada her 11 dakikada 1 kadın,
meme kanseri nedeni ile hayatını kaybediyor. Dünyada her 3 dakikada 1 kadına,
yeni meme kanseri tanısı konuyor.



TÜRKİYEDE MEME KANSERİ GÖRÜLME SIKLIĞI NEDİR?


Türkiye’ de sağlıklı bir istatistik bulunmuyor. Gerek beslenme, gerekse iklim
açısından, ülkemiz şartlarına yakın sayabileceğimiz bir Akdeniz ülkesi olan
İtalya istatistiklerini ülkemize uyguladığımızda, Türkiye’ de her yıl 30 bin
kadın meme kanserine yakalanmaktadır.

Sayılar soyut kavramlar oldukları için fazla bir anlam taşımayabilir. Fakat bir
an durup düşünürsek, yakın çevremizde, akraba ve dostlarımız arasında, bu sorun
ile karşılaşmış birkaç tanıdığımızı, mutlaka anımsayacağız. Sorunun hiç de
sandığımız kadar bizden uzak olmadığını, güç de olsa kabul etmeliyiz.



DÜNYADA MEME KANSERİ ARTIŞ GÖSTERİYOR MU?


Hastalığın diğer bir özelliği de, görülme sıklığının artıyor olmasıdır. Kırk yıl
önce 1960 yıllarında, ABD’ de yirmi kadından birisinde meme kanseri görülürken,
günümüzde sekiz kadından birisinde meme kanseri görülmektedir. Hastalığın
gösterdiği bu artış, tüm gelişmiş batı ülkelerinde izlenmektedir. Meme kanseri
görülme oranı artış göstermekle birlikte, teknolojik gelişme ve erken tanı
olanaklarının artmasına bağlı olarak, meme kanseri ölüm oranı aynı kalmıştır,
artmamıştır.



MEME KANSERİNDEN ÖLÜM ORANI YÜKSELİYOR MU?


Batı ülkelerinde sivil toplum örgütlerinin çalışmaları ve hükümetlerin sağlık
politikaları sonucu, meme kanseri ile ilgili toplum bilinci oldukça yüksek
seviyede gelişmiştir. Bunun sonucu erken tanı olanakları yaygın olarak
kullanıldığı için, meme kanserine bağlı ölüm oranı düşük kalmaktadır.

Türkiye’ de ise, bu konudaki toplum bilinci yeterince gelişmemiştir. Erken tanı
olanakları yetersizdir. Bu olumsuzlukların sonucu, Türk kadını meme kanseri
konusunda çağdaş erken tanı olanaklarından mahrum olduğu için, tanı çok geç
konulmaktadır. Hastaların büyük bir çoğunda, ilk tanı sırasında çok geç
kalındığı için,uygulanacak tedavi seçenekleri fazla olmamaktadır.



MEME KANSERİ TOPLU TARAMASI NASIL YAPILIR ?


Mamografi, memenin rontgen filminin çekilerek, kanserin erken dönemde
saptanmasına yardımcı olan bir yöntemdir. Bu yöntem ile, toplumda belirli bir
yaşın üstündeki tüm kadınların meme filmi çekilerek, meme kanseri erken safhada
yakalanmaya çalışılır. Bu şekilde toplumda meme kanseri taramasının
yapılabildiği mamografiye, tarama mamografisi denir.

Tarama mamografisi, dünyada en yaygın kullanılan meme kanseri erken tanı
yöntemidir. Amerikan Kanser Enstitüsü, 40 yaş üzerindeki her kadının, yılda bir
defa mamografi çektirmesini ve uzman bir hekim tarafından muayene edilmesini
önermektedir. Türkiye’de gelişmiş teknolojik donanımlı mamografi merkezlerinin
sayısı sınırlıdır. Bu aygıtların kalibrasyonu düzenli olarak yapılmamaktadır.
Filmi çeken teknisyenlerin eğitim düzeyleri yeterli değildir. Bu filmi okuyup
değerlendiren bir radyoloji uzmanın deneyimli olabilmesi için, yılda en az 8 bin
mamografi filmini değerlendiriyor olması gereklidir. Türkiye’de tüm bu
özellikleri taşıyan tanı merkezi sayısı oldukça azdır.



MEME KANSERİ TEDAVİSİNİ KİM YAPAR?


Meme kanserinin tedavisi, günümüzde multidisipliner bir yaklaşım
gerektirmektedir. Hastanın ilk ameliyatını yapan cerrah, ilaç tedavisini
uygulayan onkolog, ışın tedavisini uygulayan radyasyon onkoloğu, teshisin
konulmasında kilit rol alan patolog ve plastik cerrah mutlaka bir ekip çalışması
içinde birlikte hastayı ele almalı ve hastanın tedavisini birlikte
planlamalıdır. Bu hekimler meme kanseri konusunda yeterince bilgili ve
uzmanlaşmış olmalıdır. Alınan memenin yerine, rekonstrüksiyon yapılarak
hastaların bedensel kayıplarının en aza indirilmesi, çağdaş meme kanseri
tedavisinin ayrılmaz parçasıdır. Bu nedenle plastik ve rekonstrüktif cerrahi, bu
ekip içinde yerini almalıdır. Ameliyat sonrası erken dönemde kol ve omuz
hareketlerinin kazanılmasında, geç dönemde kolun şişmesi şeklinde seyreden
lenfödem tedavisinin yapılmasında, fizik tedavi ve rehabilitasyonun önemi çok
büyüktür. Meme kanseri sadece hastayı değil, çevresindeki insanları da
psikolojik olarak önemli ölçüde etkileyen bir sosyal bir sorundur. Böyle bir
ekip içinde psikolojik desteği sağlayan psikoloğun bulunması, mutlaka
gereklidir. Hastaların hemen tümü büyük bir bilgi açlığı içindedir. Özellikle
beslenme konusunda kendileri yeterince bilgilendirilmemektedir. Ekip içinde
bulunan bir diyet ve beslenme uzmanı, bu açığı kapatacaktır. Bu ekiplerin
birlikte çalıştığı meme poliklinikleri, gelişmiş ülkelerin çoğunda vardır.
Yapılan bilimsel araştırmalar, meme kanseri hastalarının, bu konuda uzmanlaşmış
kliniklerde tedavi görmeleri ile, çok daha başarılı sonuçların alındığını
göstermiştir.



MEME PROTEZİ NEDİR?

Meme ameliyatı olmuş ve plastik rekonstrüksiyon yapılmamış kadınlar, beden
görümlerini korumak amacı ile protez meme kullanmaktadır. Batı ülkelerinde bu
konuda eğitimli protez hemşireleri, hastanın ölçülerini almakta ve uygun
protezin seçimine yardımcı olmaktadır. Bu hizmet, eğitim ve deneyim
gerektirmektedir. Ülkemizde bu protezlerin satışı, sıradan satış elemanlarınca
yapılmakta ve ülke alım gücünün çok üzerinde ücret istenmektedir. Uygun bir
organizasyonla, bu sorun çözülebilir ve ücret üçte bire düşürülebilir. Bu sayede
hizmet toplumun tüm kesimlerine yayılabilir.
Son düzenleyen M.S.T; 24 Nisan 2006 14:56
Pollyanna - avatarı
Pollyanna
Ziyaretçi
24 Nisan 2006       Mesaj #120
Pollyanna - avatarı
Ziyaretçi
çarpıcı Gözler
Doğru renklerle yapılan makyajın kadın güzelliğini tamamlayan en önemli unsurlarından biri olduğunu söyleyen güzellik uzmanları, etkileyici bakışların sırrını açıklıyor.
* Rimelin etkisini arttırmak ve günboyu kalıcı olmasını sağlamak için sürmeden önce kirpikleri fırçalayıp, hafifçe pudra sürün.
* Aplikatör yardımıyla kirpiklerinizi kıvırın.
* Rimeli kirpiklerin ucundan başlayıp, uçlardan diplere doğru sürün. üst kirpikleri yukarıdan aşağıya, sonra alttan yukarıya doğru fırçalayın. Böylece kirpiklerin tek tek hem altları, hem de üstleri rimellenmiş olur. Alt kirpikleri ise önce altlarında yukarıya doğru, daha sonra da üstten aşağıya doğru fırçalayın.
* Dolgun kirpikler için iki kat rimel yeterli olacaktır. Ancak ikinci katı sürmeden önce birincisinin iyice kurumasını bekleyin.
* Rimeli önce sürüp sonra kıvırmak isterseniz kirpiklerinizin kırılmasına neden olursunuz.
Bunlara Dikkat!
* Günlük bir makyaj yapıyorsanız mavi, yeşil ya da mor gibi renkli rimeleri tercih etmeyin. Bu renkler günlük makyajınız için ağır olabilir.
* Rimelinizin bulaşmasına, pul pul olmasına ve öbek öbek toplanmamasına dikkat edin.
* çıkarması zor olacağı için su geçirmez rimelleri günlük makyajınızda tercih etmeyin.
* Rimelinizi sürmeden önce rimel fırçanızı tüpün içinde aşağı yukarı pompalamayın. Bu durum hem fırçanızın yıpranmasına hem de rimelinizin hava alıp kurumasına neden olur.

Benzer Konular

11 Aralık 2014 / ThinkerBeLL Sağlıklı Yaşam
19 Şubat 2013 / Demir YumruK Taslak Konular