Hikayeler ve Öyküler -2- Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Yaşam :: > Genel Mesajlar > Yazın Hayatı
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 19-03-2007   #441 (mesaj-linki)
iblis1907
Avatarı Yok (No Avatar)
Cvp: Hikayeler ve Öyküler



İmkansız'a Mektup

Hepimiz yaşadığımızdan başka bir şeyler istiyoruz sevgili. Sahip olduğumuzdam başka bir şeyleri düşlüyoruz.
Şimdi ben de seni düşlüyorum. Senin gelip beni büyülemeni istiyorum. Seninleyken gözkapaklarımızın arkasından bir tren geçsin, bizi alıp Kaf Dağı’nın arkasındaki ülkeye götürsün istiyorum. O ülkede; insanlar hep gülsün, hep mutlu olsun, birbirlerini olduğu gibi kabul etsin, koşulsuz sevsin istiyorum.
Söyle sevgili; sence ben imkansız olanı mı istiyorum?
Ne çok özlemler biriktirmişim ben. Ne çok düş kurarmışım meğer. Paylaşmayıp kendime sakladığım biriktirdiğim ne çok şey varmış içimde. Seninle kelimeler yüklü bir kervanımız olsun diliyorum. O kervan, kurduğum düşleri, özlemlerimi, kimselerle paylaşmadıklarımı sana taşısın istiyorum. Bu kervanla yüreğimde nice zamandır yeşerttiğim umut filizlerini göndereyim istiyorum.
Kısa cümleler kurmayacağım. Bir kelimeme binlerce anlam yükleyip yollamak hevesindeyim. Hiç soru sormayacağım. Hiçbir kelimene söylediğinden başka anlamlar yüklemek niyetim yok. Seni, bana verdiğin kadarından başka düşlemeyeceğim. Seni olduğun gibi kabul etmek istiyorum. Sen de beni olduğum gibi kabul edesin diye. Kendimi senden esirgemeyeceğim. Neysem, kimsem, nasılsam öylece basit olmak isterim seninle. Yaşadığım onca acıya rağmen, inatla gülümseyebilen biri olduğumu, sevilmeye önemsenmeye ne denli hasret olduğumu fark edebilmeni diliyorum.
Söyle sevgili; sence ben imkansız olanı mı istiyorum?
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 19-03-2007   #442 (mesaj-linki)
NiliM
Avatarı Yok (No Avatar)
Cvp: Hikayeler ve Öyküler

ÇINAR

Evinin önündeki o koca çınar ağacının gölgesinde oturarak geçirdi o günü de.
Bir anne sevgisi buluyordu o koca ağaçta. Geniş yapraklarının gölgesi, Hasan Dede’nin üzerine düştüğünde sanki şefkatli bir anne eli dokunuyordu ona ve dallar onun bedenini yine aynı annenin kolları gibi sarıyordu.
Bir iskemle, kahverengi kabuklu koca gövdeli bir çınar ve birkaç uysal çocuk…
Hasan Dede, bir iki küçük çocuğa öykü anlatıyordu.
Öykü içinde öykü…
Otuz iki yaşındaydı saçları hala siyah değildi. Kaygan ve parlak değildi suratı. Saçlarını aklar sarmış, ara ara ağarmış sakalları iyice uzamıştı. Çocuklar ona ‘ dede’ derdi, çünkü vardı sakalı, vardı ağarmış saçları.
Hasan Dede, içinden ne geldiyse o gün onu söyledi o çınarın dibinde. Avlulu evinin önündeki o dev çınar…
Dedi ki:

‘Bir gün çınar dile geldi. Dillendi yani, lâf üretti. Değdi birbirine ses telleri, titreşti. Açtı içe çökmüş ve etrafı kırış kırış olan gözlerini. Sonra kapattı usulca ve açtı başını öne eğdi. Ağladı dahası, yanaklarından gözyaşı aktı ve düştü kendi toprağına. Can oldu ona, canlandırdı kocamış bedenini. Neden sonra her şeyi sığdırdığı, bir tek cümleydi sadece!“ Kendi suyumla büyüdüm ben de!” ’

Bitirince cümlesini Hasan Dede, ayağı kalktı bir çocuk. Ceylan gözlü bir çocuk…
‘Ya bu çınarın gözleri nerede?’ dedi küçücük eliyle Hasan Dede’nin sırtını yasladığı o dev çınarı.
Oradaki bütün durağan bakışlar, o küçük çocuğun sağ işaret parmağının işaret ettiği yere döndü. Çınara çevrildi meraklı gözler! Çınarın gözleri ise gözükmüyordu. Çınar asude, çınar suspus… Hem de yüzyıllardır!
Çınara sırtını vermiş olan belki de onun yerine konuştu o an.
‘Bu çınar çok çekingen, o yüzden saklıyor yaşlı gözlerini ve dökemiyor gözyaşlarını!’
‘Eeee?’ dedi bir başka çocuk, soru sorarcasına.
Hasan Dede’nin üzerinde çınarın gölgesi, içinde yıllanmış bir çınar kokusu ve o kokunun vermiş olduğu kendinden geçmişlik…
Ardından başka bir çocuk daha ayaklandı ve ‘ ama nasıl büyüdü bu çınar öyleyse? Nasıl bu hâle geldi?’ deyiverdi.
Gülümsedi Hasan Dede ve…
‘Bilmiş demek ki o da şu karşı duvarın önündeki söğüdün dibine dökülen suları emmeyi!’ dedi…
Dedi ve…
Ve gülümsedi tüm çocuklar birbirlerinin yüzlerine bakaraktan. Sadece kendi suyunda, kendi öz suyunla büyümenin de Sonra hepsi Hasan Dede’nin önünde birer birer sıraya girdiler. O da cebinden çıkardığı şekerleri teker teker onlara verdi.
Ve gitti çocuklar!
Kaldı çınar, kaldı iskemle; kalakaldı yine bir başına Hasan Dede.
Hasan Dede o gün yine aynı hikâyeyi anlatmıştı aynı çocuklara, aynı şekerlerden vermişti.
Ne de olsa çocuk dediğin büyümezdi ve hep aynı şeyleri isterdi!
Çınar dediğin kocalmazdı; kocalsaydı ölürdü, ölecek olsa “çınar” denilmezdi ona! Çınar dedin miydi ölüm değil, sonsuzluk gelirdi akla ve hep o dev cüsse hatırlanırdı.
Ve birine birkaç çocuk “ dede” dese de, saçları ağarmış olsa da o birinin, yolun yarısındaki o kişi asla yaşlanmış sayılmazdı!
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 19-03-2007   #443 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Hikayeler ve Öyküler

Sarı sümbül yaprakları....



Sarı sümbül yaprakları düştü gözlerine,


Çırpınıp duran kırmızı kanatlı bir balık.......

....Sırıl sıklam olmuş yüreği,

....Ağlıyordu!

Geçen günlerde / yitip giden sevgiye!......

....Korkuyordu,

Sonunu göremediği sümbül ' lü yolda yürüyordu.....

....Üşüyordu,

Buz gibi nefesi havayı donduruyordu,

....Düşünüyordu,

Yarının umutsuz ışığını....

....yürüyordu,

Amaçsız / gidiyordu....

.....Özlüyordu, yitip gideni / belki geri dönmeyeni.....

.....Bilmiyordu,

Onu seven, sümbüllü yolun sonunda bekler...

İki adımlık düş denizinde çırıl çıplak, soluksuz ve buz gibi.....

...Bakıyordu,

Ne olduğunu bilmez, anlamsızca izliyordu!....

....Gördü,

....Anladı,

Sevgisizliği kaldıramamıştı,

.....Sonunda canına kıydı.......
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 20-03-2007   #444 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Hikayeler ve Öyküler

YOKLUĞUNUN SEYİR DEFTERİ I

Sen, imkansız hayallerimin ele avuca sığmaz başrol oyuncusu. Sen, apansız bir zamanda başlayan ve zaman varoldukça varolacak sevgili aşkım. Sen,duygularımın yaratabildiği ve yüreğimin sevebildiği en yüce sevgi... Şimdi nerdesin...?

SENSİZ BİR DÜNYA

Günler sahte gülümseyişlerin yalancı cıvıltıları arasında geçip gidiyor. Geceler hep hüzün keder. Tek tesellim kendi kendimi kandırışlarım. Takvimlerden yapraklar birer-birer düşüyor. Mevsimler ısınıyor,mevsimler soğuyor tükenmeyen bir devir daim içinde. Ama ben hep aynı ben. O bildiğin.. Ya da unuttuğun. Belki biraz düşünsen hatırlayabileceğin. Belki de hatırlamak bile istemediğin ben. Bir elinde sigarası ve yanında kahvesiyle ömür tüketen, zamanın seyrine - kaderin keyfine esir adam. Sana söz verdiğimden beri yalnızca “belirli günler ve haftalarda" alkol alıyorum. Sana verdiğim onca sözden yalnızca bunu tutabildim ve nedense hâlâ tutmaya devam ediyorum. Oysa şimdi içmek için onca sebebim var.

Vazgeçmeyi her zaman becerebildim ama unutmayı asla beceremedim. Bir zamanlar kuvvetli olmasında çok memnun olduğum hafızamdan artık çekiniyorum. Ne zaman, nerede, hangi alakasız olaydan mazimdeki hangi kötü hatırayla bağlantı kurup, beni içinden çıkılmaz düşüncelere salacağını kestiremiyorum. Sık-sık düşüyorum o içinden çıkılmaz kederli düşüncelere. Düşünüyorum ve kendimi suçluyorum. Sonra da bu suçlamalardan rahatsız olan vicdanımı rahatlatabilecek düşünceler geliştirme çabasına giriyorum. Bulduğum bahaneler, geliştirdiğim mantıklar geçici bir süre için çare oluyorlar ama bir başka zamanda yine alakasız bir şekilde bu düşüncelerin ortaya çıkmasını engelleyemiyorlar. Üstelik yeniden ortaya çıkan bu kederli düşüncelerin vicdanıma verdiği rahatsızlığı ilk seferinde geçici bir süre de olsa ortadan kaldıran çözümlerim, ikinci seferde hiçbir işe yaramıyor.

Vazgeçmek de çözüm olmuyor unutmak da. Ama iyi ama kötü bir şeylerin yaşanmış olduğu gerçeğini asla değiştirmiyor ikisi de. Sonunda vicdanın faturayı yine sana kesiyor. Buna pişmanlık diyorlar. Yani aptallığın belgelenmesi ve su götürmez bir gerçek olarak kabul görmesi durumu...

GECELER BİTİNCE SABAH OLMUYOR

Hüzün ikliminde yazlar sıcak ve karanlık, kışlar soğuk ve karanlık. Varlığın kaynağı gizli karanlıklarda. Yanıtların soruları gizli. Şimdi anlamsız bir inatla aslolan gerçeği anlamaya çalışıyorum. Bu çaba beni bir belirsizliğin içine gömüyor olsa da bundan rahatsız değilim. Belki belirsizliğin içinde beliriverecek her şey..sen..

Yağmurlu bir aralık gecesinde hava soğuk.Yağmuru düşündükçe içim biraz olsun huzurla doluyor.Üşüyorum ama bu üşüme beni ürkütmüyor.Hastayım ama nasıl olsa öleceğim,zaten herkes ölüyor diyerek kendimi avutuyorum.Arka planda HEART’IN ALONE’U çalıyor.Bu şarkı bana her zaman kışı hatırlatır.
İçimde belki de bilinçaltımda unutulmuş değişik hüzünlü duyguları ortaya çıkararak kederime keder katar..Yine de bu şarkıyı dinlemek benim için büyük bir keyif.......
Yalnız gecelerimin vefakar dostu sigaram dudaklarımla klavye arasında gidip gelen parmaklarımın arasında sıkışmış ama halinden şikayetçi değil.Benim gibi birini yakıp birini söndüren bir tiryakiye eşlik etmekte tereddüt etmiyor.Beraber takılıp gidiyoruz işte bu boktan hayatın trajedisi içinde...
2000’de bitiyor.Bu yıl sanat adına bir şiir ve iki denemenin dışında hiçbir icraatım yok.Bu kaygı verici bir durum ama bende bu kaygıdan eser bile yok. Kendimi günlük koşuşturmaların hengamesine öyle kaptırdım ki manevi anlamda beni tatmin eden çalışmalarımın hiç birini yapamıyorum. Okumaktan bile uzaklaştım.Eski şarkılar gibi bir kenarda nostalji kasetlerinde yer alacağım zamanı bekler oldum. Bazen kendim için üzülmüyor değilim hani. Ama üzülmek varolan durumu değiştirmek için tek başına yeterli bir icraat değil...
Geceyi,yağmuru ve huzuru dinlemek ve demlenmek için ideal bir gece.Hele sevdiğin bütün damar şarkılar bir arada elinin altında varsa bu olay keyfini iki kat arttırır. Hüzünlenebilmenin keyfini yaşar oldum. Garip değil mi..? Hüzünlenebilence mutlu olmak.. Çelişki artık anlamsız ya da anlam kaymasına uğramış bir kelime benim için..
Kahvemden bir yudum aldım ve yazmaya devam ediyorum.İnsanın yazacak bir konusu olmaması ve sadece yazmak için bu işe başlaması ortaya bu akşam olduğu gibi böyle bir metin çıkarıyor işte.Yazmanın yaşamakla eşdeğer olduğu bir beynin hezeyanları bazen kelimelerle ifade edilemiyor.Kelimelerin kifayetsiz kaldığı durumlarda üstat Orhan VELİ’Yİ hatırlamadan geçmek olmaz.Bir dakikalık saygı duruşu misali bir dakika gözlerini kapatarak İstanbul’u dinlemek gerek.
Hani nerde hüzün çökmüş akşamlar...? Hani nerde boğazın serin sularına karşı içilen hüzün kıvamında demli bir çay...? Nerde kaldı o zamanlar?Üzerinden asırlar mı geçti? Biz mi yaşlandık zaman mı çabuk geçti...? Nerede kaybolduk ya da nerede kaybettik eski hevesimizi...? Sitemkâr olmamak elde değil. Ama bu sitem neye ya da kime.İşte cevabı verilmesi gereken soru bu.. Bütün bu olanlar için,bütün bu bezginliğimiz,bütün bu vazgeçmişliğimiz için kime sitem edeceğiz ...?
Yanlış sorularla doğru cevaba ulaşmanın mümkün olmadığını bilmek de bir erdemdir.Soruların yanlış olmadığından eminim ama soruyu doğru mercilere sorup sormadığımdan da emin olmam gerek.Kederli boğaz akşamları misali martılardan ve yıldızlardan yoksunluğumuz maksimumda..Üstat Nazım babanın dediği gibi “hey insanlar nerdesiniz.....?”
Uykusuz gecelerde sigarasız kalmaktan daha kötü olan şey kendinle ilgili sorular karşısında cevapsız kalmak.Ciltli ve kalın ansiklopedilerde yazmayan bu cevapları bize hayat bu zamana kadar vermeliydi.Belki de verdi.Biz bunun farkına varamadık.................................................................. ............

Varlığımın anlamını anlamakla geçecek ömrümde iyi olarak sıfatlandırılacak bir şeyler yapma çabası içinde olmak asla yanlış değildi.Amaç doğruyken yapılan icraatlarla o amaca ulaşamamış olmak kullandığım araçların yanlış ya da eksik olduğunu gösterir.Zaman içinde bir an ama her ne zaman olursa olsun hatadan dönmek bir erdemdir.Amaca giden yolda her araç meşru sayılabilir ama her aracın seni amaca götüreceğini beklemek biraz saflık olur.Yapılan herhangi bir şey ancak doğru yer ve zamanda yapılmışsa meşruluk kazanır.Aksi halde en iyi niyetle yapılan bir davranış bile yanlış anlaşılır ya da yanlış sonuçlar verir.......
Ara sıra durup bir vicdan muhasebesi yapmak gerek.Hayatın bu hızlı hengamesi içinde buna vakit ayırmalı insan. Bir süre kendini hayatın içinden soyutlayıp olaylara bir gözlemci yaklaşımıyla eğilmek ve bu farklı bakış açısından yanlış görünen olguları zamanın akışında mutlaka düzeltmek gerek.Gerekli olan şeyleri bilmek ya da öğrenmek için asla geç değil.
Doğrulara giden yol yanlışlardan geçer.Çünkü dünya üzerinde yanlışlığı ispat edilemeyecek hiçbir doğru yoktur.Bu açıdan bakınca yanlış yapmaktan korkmanın ne kadar anlamsız olduğu açıkça çıkıyor ortaya..........................

Şimdi o eski zamanları aramıyor değilim.Ama eski zamanlara dönmenin şu anki bilgi ve birikimimizle imkansız olduğunu da biliyorum.Eskiyi özlemek ayıp değil ama eskiye dönmenin imkansızlığını bilmek şartıyla.Yapılacak şey vakit kaybetmeden bugünü kurtarmaya başlamaktır.Ne kadar çabuk başlarsak gelecekte o kadar çok kurtarılmış zamanımız olacaktır................


Bir sigaranın dumanıyla çıkılan hüzünlü bir gece yolculuğunun son durağı saba makamında okunan sabah ezanıdır................

KABULLENİŞ

Yokluğun varlığı üzerine anlam buldu dünya
Varlığın yokluğu üzerine boşa kafa yorma..

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 20-03-2007   #445 (mesaj-linki)
Nephthys - avatarı
Cvp: Hikayeler ve Öyküler

Her mevsimi bahar olsun ister insan; Her mevsimin bahar tadında yalanları olsa bile..." (KS)


Hayat, her zaman aynı pencereden görünmüyordu insana... Arka odadan baktığında uzuyordu yol; çok uzun diyordun. Beklenmeden gelen bir misafir oluyordu ağır aksak adımları, elindeki bastonuyla... Gölgesi cumbanın önüne düşüyor, upuzuyordu...

Hazırlanmak istiyordun, çekip çevirmek lazımdır evi barkı; 'pişirmek lazım en leziz yemekleri' diyordu yüreğin... Zira yolu uzundu; gölgesi uzundu, o habersiz misafirin... Umduğunu değil, bulduğunu yiyendir diyemediğin, tanrı misafiriydi; belki yorgun...


"Binbir hengame, koşturmaca, telaş..."

Ne kadar yaklaşmıştı acaba...
Bakıyordun...
Kayboluyordu cumbanın ucuna düşen gölgesi...

Ya kendisi... Neredeydi!

Neredeydi dersin?

Gelmekten vazgeçip dönüyor muydu, gerisin geri?

Ön odadan bakıyordun bu defa yola... Uzaktan gelen oluyordu tekrar görünen. Evet, evet geliyordu... Küsmemişti...

'Temiz, pak olmalı, giyinmeli' diyordun en yeni giysiler, dolaptan çıkmalıydı beyaz kol düğmeleri, yüzükler... Habersiz de olsa en güzel biçimde karşılanmalıydı bu misafir... Odalar havalandırılmalı, çiçekler sulanmalıydı... En güzelinden kokmalıydı renksiz duvarlar...

Misafir....

Misafir.... Ne kadar da yaklaşmış oluyordu... Neredeyse gelmek üzereydi değil mi? Gelmesin hemen!
Gelmemeliydi... Masa hazırlanmalı, mumlar yakılmalı, çalmalıydı en güzel müzik o antika gramafonda...

"Binbir hengame, koşturmaca, telaş..."

Kapıyı çalmak üzereydi... Evet, şimdi...

Yok, hayır; kapıda karşılanmalıydı.. Tabi ya, ayıp olmaz mıydı...


"Üçer beşer inilen basamaklar, burkulan bir bilek, düşen bir beden..."

Sonra aniden toparlanıp, uzanıyordun kapının koluna... Açıyordun...
Misafir...

Misafir neredeydi?

Çok mu beklemişti, peki neden çalmamıştı kapıyı, senden mi beklemişti, o zaman şimdi neredeydi, neden gelmiş, neden gitmişti?

"Kısıklaşan gözler, soluk soluğa kalan beden... Uzaklaşan bir silüet... Elinde bastonu..."

O; O olmalıydı... Ne de çabuk uzaklaşmıştı... Beklememiş miydi hiç... Hiç mi yani; Hiççççç mi?
Ne kadar çabuk gelmiş, ne de çabuk gitmişti... Gelirken de giderken de gölgesi tam da oraya düşmemiş miydi, nasıl olmuştu...

Düşünmek yersiz miydi... Koşmalı mıydın... Tutup kolundan getirilmeli miydi... En güzel köşelerde oturtulup, en güzel yemeklerle doyurulmalı mıydı...

Evet...


"Koşar adımlar, hızlanan yürek ve umutsuz bakışlar..."

Giden gitmişti...
Ne kadar çabuk gelmiş, ne de çabuk gitmişti.
..

"Mahzun duruş, tükenmiş zaman ve bir başka misafire kalan hayatlar..."


Hayat her zaman aynı pencereden görünmüyordu değil mi insana... Birden gelip ansızın gidiyordu... Belki hazırlıksız yakalanmak en iyisiydi ve kollarına bırakılmalıydı güçsüz bedenler... Hayat zaten fazla birşey istemiyordu... Umduğu yoktu, bulduğunu yiyendi... Değil mi...

Ve zaman... Elindeki bastondu hayatın... El ele yitip gidendi... Beklemeden; geri dönmeden...



Kemal SÜME-2006
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 20-03-2007   #446 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Hikayeler ve Öyküler

TATLI CADI!!
Kral Arthur, bir soruya doğru cevap verebilirse hayatı
kurtulacak, aksi takdirde ölecektir. Soruya cevap verebilmesi
için 1 sene süresi vardır. Soru aynen söyledir:

KADINLAR NE İSTERLER?

Bu soru tabi ki, dünyanın en zor sorusu. Ancak,
kralın fazla bir tercih şansı yoktur.
Ülkesine geri döner. Türlü alimlere, bilir kişilere danışır
ama soruya tam bir doğru yanıt bulamaz.
Bu sorunun cevabını sadece yaşlı bir cadı bilmektedir.
Artık en son gün gelmiştir ve Arthur mecburen cadıya gider.
Cadı soruya cevap verecektir ancak bir şartı vardır.
Cadı cevap karşılığında Arthur'un yakın arkadaşı,
en iyi ve yakışıklı şövalyesi ile evlenmek istemektedir.
Arthur yıkılır ve bunu kabul edemeyeceğini söyler
ve cadının yanından ayrılır. Şövalye olanları duyar,
krala koşup hiçbir şeyin Arthur'un hayatından daha önemli
olamayacağını söyler. Ve cadıdan cevabı alırlar.

KADINLAR HER ZAMAN KENDI ÖZGÜR
İRADELERİYLE KARAR ALMAK ISTERLER.

Evet kesinlikle doğru olan bu cevap sayesine kralın
hayatı kurtulur ancak, şövalyenin hayatı sönmüştür.
Nihayet şövalye için en kötü an yani,
gerdek gecesi gelir. Ancaaaakk...Odaya girdiğinde
karşısında cadı yerine dünyanın en güzel kadınını görür.
Şövalye şaşırır ve sorar. "Sen kimsin?".
Kadın cevap verir:. "Ben evlendiğin cadıyım.
Ancak gündüzleri son derece çirkin ve geceleri
son derece güzel olurum. Ya da, gündüzleri
son derece güzel ve geceleri son derece çirkin olurum.
Nasıl gözükeceğime sen karar vereceksin".
Şövalye çok kısa bir süre düşünür.
Geceleri mükemmel bir sevgili mi yoksa
gündüzleri eşiyle beraber kazanacağı saygınlık mı?
Ve şöyle cevap verir: "Nasıl olmak istediğine sen karar ver
lütfen, ben senin her haline karşı saygılıyım."
Cadı bu karar karşısında çok sevinir. "Sen bana
seçme özgürlügünü verdin ve beni kısıtlamadın şövalyem.
Bu yüzden ömür boyu yanında güzel ve
saygılıbiri olarak gözükeceğim".
sonuç ?

KADINLAR, İSTER, SON DERECE GÜZEL...
İSTER, SON DERECE ÇİRKİN OLSUN...
HERZAMAN CADIDIRLAR ...
)))
AMA TATLI...

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 20-03-2007   #447 (mesaj-linki)
tikkymelike
Avatarı Yok (No Avatar)
Cvp: Hikayeler ve Öyküler


KAPALI KAPILAR
Julıa Dixon,kazayla anahtarını evde unutmuş ve sokakta kaldığı sırada postacı ona doğru yaklaştı.
Bayan Dixon!
Üzgün görünüyorsunuz,bir sorun mu var?Ne yapacağımı bilmiyorum.Kapıda kaldım.Anahtar evde ve yedeğini bıraktığım komşum şehir dışında.Kocamda anahtar var fakat oda şehir merkezinde bir otelde konferansa katıldı.Ona ulaşabileceğimi sanmıyorum.Eve nasıl gireceğim??
Postacı kadını sakinleştirmeye çalıştı ve ona bir çilingir çağırmasını tavsiye etti.Sanırım yapabileceğim tek şey bu,fakat doğruyu söylemek gerekirse,çilingirler dünya kadar para alıyorlar.Oysa şuan üzerimde bir kuruş bile yok.Postacı kadının derdine ortak oldu.Kadının başka çaresi yoktu.Gitmem gerekiyor ,buyrun mektubunuzu.Kim bilir belki içiresinde sizi neşelendirecek güzel haberler vardır.
Julıa zarflara baktı.Kardeşi jonathan'dan bir mektup vardı.Geçen hafta onları ziyaret etmiş ve birkaç gü kalmıştı.Neden bu kadar çabuk mektup yazdı diye mırıldandı Julıa.Zarfı yırtıp açtığında avucuna bir anahtar düştü.Mektupta şunlar yazılıydı:
Sevgili Julıa.Geçen hafta sizde kalırken,siz alışverişe gittiğinizde kazayla kapıda kaldım.Komşunuzdan yedeğini istedim ama geri vermeyi unuttum.Bu mektupta onu da gönderiyorum.
................................
Kapalı bir kapıyla yüzyüze gelmiş ve kendinizi ümitsiz hissediyorsanız,bilin ki tüm kapılar zamanı gelince içeri girmeniz için ardına kadar açılacaktır....
............................................
Alıntıdır

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 20-03-2007   #448 (mesaj-linki)
NiliM
Avatarı Yok (No Avatar)
Cvp: Hikayeler ve Öyküler

GÖKKUŞAĞI
Hafif yağan yağmurdan sonra, elbiseleri ıslanmış hafif üşüyordu. Güneşin açmasıyla birlikte ortaya çıkan ; doğa ananın usta fırça darbeleriyle çizdiği gökkuşağını seyrediyordu. Gökkuşağının atından geçenlerin tüm dileklerinin gerçekleştiğini bir arkadaşından duymuştu .Bu yüzden gökkuşağı; Umut için, düş ve gerçek arasındaki çizgiydi.Gökkuşağının bu tarafı gerçek diğer tarafı düştü.Gözlerini hafifçe yumdu.Gökkuşağına doğru koşuyordu.Fakat o da neydi!Koştukça gökkuşağının kendisine daha da yaklaştığını görüyordu.Kalbi hızlı hızlı atmaya başladı.İşte , gökkuşağının altından geçmişti.
Uzun bir patikadan sonra yol onu, bacasından incecik dumanlar süzülen bir eve götürmüştü. Kapıyı çalmadan açtı.Evin içi sıcacıktı. Doğru odasına gitti.Şimdi çıtır çıtır yanan sobanın yanında oturmuş, sobanın kapağından süzülen ışığın , hafif karanlık odada, tavanda oynadığı oyunları seyrediyordu.Önünde bir sürü oyuncak sağa sola dağılmış, bir çoğu da artık ilgisini çekmediği için bir kenara atılmıştı. Hiç kimse kendisine kızmıyor, her istediği yapılıyordu.Kapı açıldı, gelen annesiydi. Annesinin elinde kendisi için hazırladığı sandviçler vardı. Fakat Annesinin yüzünü göremiyordu.Yüzün yerinde beyaz bir boşluk vardı.Hiç görmediği annesinin yüzünü görebilmek için gözlerini acıtana kadar sıktı, sonuç yoktu.
Sandviçleri almak için elini uzattığında , elinin tekmelenmesiyle acı içinde irkildi.”Uyan ulan *** , uyan!Defol git buradan, git başka yerde zıbar zıbaracaksan” diye bağırdı Umut’ u tekmeleyen adam. Başını kaldırıp adama baktı.Yattığı mazgalın demirleri vücudunun her yerine saplanmış gibi ağrı verdi birden .Adam, sıcak hava geliyor diye önündeki mazgala uzandığı çok katlı mağazanın görevlisiydi.Düşler kenti İstanbul’ da bazılarının önünde düş görüp bazılarının düşlerindeki yaşamlarını gerçekleştirdiği büyük mağazalardan biriydi... Düşler , çıtır çıtır yanan soba gibi sıcak, yumuşak ve huzurluydu.Bu düş değil gerçekti; üstüne uzandığı demirler kadar sert, soğuk ve kırılmazdı...
Düşlerde bile güzel yaşanmasına izin verilmeyen bu yerden kalktı titreyerek.. Düşlerdeki dünyasına girebileceği başka bir kapı bulmalıydı......
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 20-03-2007   #449 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Hikayeler ve Öyküler

İsli Aşk

Kimi sevsem, kalbinin uzaklarında bir yerlerde bir sevdiği vardı, unutamadığı ilk aşkı çizme gibi bir ülkede ya da kopamadığı çocuğunun babası boğaziçinde... derinden sevdiklerimin derinlerinde bir başkası yaşardı, eller, gözler ve sözler benimdi, yüreği başka birinin... Öylesine çok sevdim ki onları, bana aşk sözcükleri fısıldarlarken sessizce, hecelerin arkasına saklanan malta humması sevgisi vardı dökülen kelimelerde ve ben onları saçılan yerlerden toplardım, hastalıklı, içim acıyarak, içim kanayarak ağlardım duş teknesinde, musonlar yağardı yüreğime... Beni yitirirken hep aynı bahane vardı; “onlara göre fazla iyiydim.” İyi olmanın prim yapmadığını defalarca öğrendim. Aşk dersinde not tutmak istediğimde kırık kalemim hep ‘sen iyi...’ yazabildi, gerisine ucu yetmedi. O yüzden öğrenemedim aşkta iyiliğin kaybettiğini. Aşk iyiliğe saygısını kaybetmişti. Buydu puslu bir gökyüzünde en son gözlerin söylediği ayaküstü elveda öpücüğünde yanağımda asılı kalan. “çok iyisin ve bu yüzden sana olan saygımı kaybettim.” Son sözler ise hançer yarası: “Çık hayatımdan ki sana olan saygım daha fazla azalmasın”

Aşk insanın gözlerini kör etmekle kalmaz sadece, kalbi de kör edermiş. ‘Çık hayatımdan’ın en kibar halini bile sana aşığım gibi algılamıştım. Kalbimin kör olduğunu bayramın ikinci günü anladım. O gün evin terasında bacadan savrulan isli dumanı çektim içime. İsli bir aşktı o dumanla savrulup giden. O duman kokusu saçlarımda iki koca hafta taşıdım. Her duman kokusunda körlettim kalbimi, o yüzden pus asılmıştı retinama. Aşk dilendim çiçekçi önlerinde kör kalbimle. Şiirlerden baston yaptım kendime. Böyle başladı ilkokul şiirlerim. O kadar saf ve temizlerdi ki şiirlerim, onları beyaz kağıt üzerine yazmaya kıyamazdım, saflık ötesinde temizdiler, o yüzden yüreğimde sakladım sessizce. Yaseminlerle dolu bir zarfa kapattım yasemin kokulu aşkımı, saçılmıştı bir gün yatağın üzerine...
Güneşler açmıştı yağmur yağarken, cennette melekler evleniyordu. Bir reklam filmindeki o gelinliği giyme hayalini gözlerinde gördüm o pus’lu ve sus’lu gecede. Otururken üçlü koltuk köşesinde, yüreğin ilk dansa hazırdı. Çeyiz asma heyecanı takılmıştı saçlarına. Sonra kendinden emin gülüşün takılı kaldı hafızamda. O andaki anlık mutluluğun gözlerinde bir daha hiç çakmadı, ne acı. Oysa bu dünyada peygamber kalbi olduğuna inanırdım sevenlerin. “Seven insan saf olurdu çünkü” diye hayal ederdim. Hayallerin gerçek olmadığını öğrendim bir de... Ne kadar da siyah beyaz Türk filmlerinde yaşıyormuşum meğer. Ne kadar da beş yaş saflığındaymış duygularım, gözlerim otuz beş yaş bitkinliğinde ve gönlüm is yetmiş yaş kırgınlığında.

Gönül yangınında ilk terk edileceklerin başında oldum hep. Beni terk edenlerden tek isteğim vardı. “Beni bir daha aramayın! Çünkü ben zaten acı çekiyorum geçmişteki bütün işlemediğim suçları üstlenerek. Hataların faturalarını ilk elime geçtiklerinde ödüyorum birikmesin diye. Hoş haczedecek kalbimde senden bir şey kalmadı nerdeyse. Kırık bir kalpte para etmiyor artık. Ben eski kadınlarıma duyduğum tutkulu, kelimelerin anlamlandıramadığı aşk yüzünden kendimi dağıtıyorum fakirlere. Saçlarımı bir balıkçıya, yüreğimi bir aşığa, ellerimi yoksul bir kadına, ayaklarımı bir dağcıya, gözlerimi ise bir şarapçıya bir daha gam ve kederle bakmasınlar diye. “Böyle acı çekerdim eskilerimle ve dünyanın her köşesine küllerimi serpmek isterdim... Umutsuz kalmış aşklara umut, soluksuz kalmış aşklara soluk olmaktı bütün derdim...
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 20-03-2007   #450 (mesaj-linki)
tikkymelike
Avatarı Yok (No Avatar)
Cvp: Hikayeler ve Öyküler

BIRAK SEVGİ SENİ BULSUN
İyi kalpli yalnız bir adam,bir gün bir koza bulur.Kozann içinde küçük bir tırtıl vardır.Adam çık sever bu tırtılı,onunla tüm yalnızlığını,tüm sevgisini paylaşır.
Gel zaman git zaman tırtıl büyür,güzel bir kelebek olur.Adam kelebeğine hayran..bırakamz bir türlü..Aslında kelebeğin aklında dağlar,kırlar,çiçekler vardır da ;kıyamaz bir türlü adama ve sevgisine,yalnız bırakamaz onu...Üç günlük ömrünü sevildiği yerde geçirmeye hazırdır...
Ama adam bilir ki;"Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir"...Kelebeğine son kez bakar ve onu salıverir özgürlüğüne,kırlarına ,çiçeklerine doğru....
Kelebek mutlu olmasına mutlu olur ama hiç bir meltem,hiç bir çiçek yaprağı adamın avucunun sıcaklığını andıramaz....Aklında adam o çiçek senin bu çiçek benim dolaşır saatlerce...Adam bir kelebeğe sevdalı,bakıp durur boşluğuna.Kelebek se hala konacak sıcak bir avuç aramakta....
Böylece kelebek şunu anlar:BAZEN AİT OLDUĞUMUZ YER ORASIDIR;SICAK BİR AVUÇTUR BİLİRİZ AMA O YERİN BİZE AİT OLMA İHTİMALİ BİR HİÇTİR.....
Böylece adam şunu anlar:
HİÇ BİR SEVDAYI YALNIZCA SEVGİYLE YAŞATAMAZSINIZ..
O günden sonra kelebek,adama duyduğu özlemi gömecek bir dağ aramaya başlar,ama gücü tükenene dek arayışda bulamayınca anlar ki;
HİÇ BİR DAĞ BİR ÖZLEMİ GÖMEBİLECEĞİNİZ KADAR BÜYÜK DEĞİLDİR...
Adamsa sevdasını koyar sımsıcak avuçlarına;kelebeğin yerine...
Sevgili dostum;Herkes bir şeyler yaşar;iyi ya da kötü,doğru ya da yanlış...Yaşadıklarından bir çıkarım yaparak hayatına bir yol verir;aynı zamanda düşüncelerine de.....
Bırak sevgi seni bulsun....
Geri dön
..........................Alıntıdır

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
Yok
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Hikayeler ve Öyküler -2- Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Menkıbeler (Dini Hikaye, Öyküler) NihLe Müslümanlık/İslamiyet 153 2 Gün Önce 23:15
Şiirlerde Hep Sen ve Hep Aynı Hikayeler Blue Blood Duygu Yüklü Flash'lar 3 29-03-2009 20:30
Sürpriz Hikayeler Blue Blood Forum Oyunları/Online Oyunlar 54 22-04-2008 19:24
Feridun Düzağaç - Sevgili Öyküler MaRCeLLCaT Türkçe Şarkı Sözleri 0 23-02-2008 18:44
Hikayeler ve Öyküler -1- [Arşiv] Blue Blood Yazın Hayatı 1996 03-12-2006 20:50