Ziyaretçi
Yelkovan
Eski ayakkabılarını giyerek tahta kapıdan çıktı Vosviddin. Boşluklara basarak uzaklaşmaya başladı evinden, belki de yalnızlığından. Bağcıklarını bağlamamıştı, taşımakta zorlandığı kocaman kalbi gibi onları da arkasından sürüklüyordu. Ama her ikisinin de farkında değildi. Gözlerini ovuşturdu, sonra kırmızı yanaklarına koydu ufak ellerini. Soluk bir ağacın altındaydı, parmak uçlarında yükselip ellerini uzattı, ağaçtan yemyeşil bir yaprak koparmak için. Yapamadı. Yeniden denedi. Bu kez daha çok yükseldi, bir yaprak kopardı ağaçtan. Yeşil yaprak elinde soldu, aynı gittikçe yok olan kısa, ama uzun hayatı gibi. Elinden bıraktı kırık, sarı yaprağı. Duraksadı bir an, sonra gölgesini de peşine takıp yolun diğer tarafına geçti. Kaldırıma oturdu, yeniden yanaklarına koydu ellerini, dizlerini kendisine çekip. Boş vermeye çalıştı her şeyi; evini, çocukluğunu, göz yaşlarını, sarı yaprağını, en sevdiği oyuncak arabasını. Ama bunu da beceremedi. Kafasını gömdü sessizliğine. Neleri yanlış yaptığını düşündü, ve yanlışın ne anlama geldiğini. Annesini düşündü, onun nerede olduğunu, neden ona sarılamadığını. Annesiyle ilgili her şey, onun karanlık odası bile mutlu olması için yeterliydi. Ama annesinin olmadığını bilmemesi de, bunun farkında olmaması da onu donuk da olsa gülümsetebiliyordu. Dumanlı düşüncelerini tiz bir ses dağıttı. Kafasını kaldırdığında eski bir bisiklete binen garip, çelimsiz bir çocuk gördü. Çocuk hurda bisikletiyle ağır ağır ilerlerken çıkardığı ses Vosviddin’in kulağını tırmalıyordu. Ufak elleriyle kapattı kulaklarını sıkıca. Çocuğa baktı. Suratındaki ifade mavi gökyüzüne pek benzemiyordu, soğuk ve ürkütücüydü. Bisikletinin arkasına bağlı, sonu görünmeyen uçsuz bucaksız bir ip vardı. Çelimsiz çocuk Vosviddin’in önünden geçip gitti, peşindeki iple birlikte. İpin ucunda ne olduğunu görmek için yerinden kalktı yavaşça. Kafasını kaldırdı, ufuğa baktı, hiçbir şey göremedi. İpe dokundu, hiçbir şey anlamadı. Boş verdi, veya verdiğini zannetti. İkisinden biri…
Yol kenarında duran, uykulu bir bisiklet gördü çelimsiz çocuk. Terkedilmiş hurdayı inceledi dakikalarca. Bir lastiği patlamıştı ve bunu tamir edebilecek hiçbir şey yoktu elinde. Morali bozuldu, ama bu şekilde de binebileceğini düşündü o bisiklete. Bir de ip buldu, yılan gibi kıvrılan yollar kadar uzun. Bisikletinin arkasına bağladı sıkıca. Diğer ucunu da güneşe bağladı. Bu onu yormuştu, ama değdi. Bisikletine bindi ağır hareketlerle. Yola çıkmak için hazırdı. Arkasında güneş, altında bir hurda. Yeterince mutluydu, daha fazlası gerekmiyordu ona. Saatlerce ilerledi, ilerledi, ilerledi. Suratında yorgun bir ifade vardı. Bisikleti tiz bir ses çıkarıyordu, bu onu rahatsız etmişti. Ama yolu uzundu, devam etti. İleride, kaldırımda dizlerini kendisine çekmiş halde oturan, kırmızı yanaklı, ufak elleri olan bir çocuk gördü. Kafasını bisikletin çığlığına kaldırdı. Çelimsiz çocukla gözgöze geldi. Kaldırımdaki çocuğun suratında donuk, ürkütücü bir ifade vardı. Korktu çelimsiz çocuk. Diğer çocuk da sesten rahatsız olduğu için ufak elleriyle kulaklarını kapattı sıkıca. Çelimsiz çocuk hızla uzaklaştı, patlak lastiğiyle birlikte.
Vosviddin yeniden ufuğa baktı, ipin ucunda ne olduğunu görmek için. Yapamadı. Diğer tarafa, bisikletli, çelimsiz çocuğa baktı, giderek uzaklaşıyordu. Ama ipin ucu ona daha uzaktı. Çocuğun arkasından koşmaya başladı, nefes nefese. Ondan korkuyordu, ama onunla konuşmak da istiyordu, neler olduğunu anlamak için. Bunun neyi değiştirip neyi değiştirmeyeceğini bilmiyordu. Belki de bilmek istemiyordu. Koştu arkasından kırmızı yanaklarıyla. Çelimsiz çocuk hala ona çok uzaktı. Daha hızlı koşmaya başladı, eski ayakkabılarının buna dayanıp dayanamayacağından şüpheliydi, koşabildiği kadar hızlı koştu. Sonunda yoruldu, ama çocuğa yaklaşmıştı. Son gücüyle seslendi, bisikletin çığlığından daha güçlü bir sesle. Çocuk yavaşladı, pedallarını daha ağır çevirmeye başladı. Ve durdu. Aniden karanlığa gömüldü yaşlı şehir. Gökyüzü karardı, ağaçların rengi siyaha döndü. Vosviddin olduğu yere çakıldı, kaldı. Kendisini suçlu hissediyordu bunun için. Belki de her şeyi akışına bırakması gerekirdi, belki de hiç o kaldırımdan kalkmaması gerekirdi. Ama yapmadı, birçok şeyi mahvetti, belki de istemeden. Geriye dönüş şansı yoktu, eğer olsaydı, her şey çok farklı olurdu. Her şey…
Vosviddin yeniden ufuğa baktı, ipin ucunda ne olduğunu görmek için. Yapamadı. Diğer tarafa, bisikletli, çelimsiz çocuğa baktı, giderek uzaklaşıyordu. Ama ipin ucu ona daha uzaktı. Çocuğun arkasından koşmaya başladı, nefes nefese. Ondan korkuyordu, ama onunla konuşmak da istiyordu, neler olduğunu anlamak için. Bunun neyi değiştirip neyi değiştirmeyeceğini bilmiyordu. Belki de bilmek istemiyordu…
Sponsorlu Bağlantılar
Eski ayakkabılarını giyerek tahta kapıdan çıktı Vosviddin. Boşluklara basarak uzaklaşmaya başladı evinden, belki de yalnızlığından. Bağcıklarını bağlamamıştı, taşımakta zorlandığı kocaman kalbi gibi onları da arkasından sürüklüyordu. Ama her ikisinin de farkında değildi. Gözlerini ovuşturdu, sonra kırmızı yanaklarına koydu ufak ellerini. Soluk bir ağacın altındaydı, parmak uçlarında yükselip ellerini uzattı, ağaçtan yemyeşil bir yaprak koparmak için. Yapamadı. Yeniden denedi. Bu kez daha çok yükseldi, bir yaprak kopardı ağaçtan. Yeşil yaprak elinde soldu, aynı gittikçe yok olan kısa, ama uzun hayatı gibi. Elinden bıraktı kırık, sarı yaprağı. Duraksadı bir an, sonra gölgesini de peşine takıp yolun diğer tarafına geçti. Kaldırıma oturdu, yeniden yanaklarına koydu ellerini, dizlerini kendisine çekip. Boş vermeye çalıştı her şeyi; evini, çocukluğunu, göz yaşlarını, sarı yaprağını, en sevdiği oyuncak arabasını. Ama bunu da beceremedi. Kafasını gömdü sessizliğine. Neleri yanlış yaptığını düşündü, ve yanlışın ne anlama geldiğini. Annesini düşündü, onun nerede olduğunu, neden ona sarılamadığını. Annesiyle ilgili her şey, onun karanlık odası bile mutlu olması için yeterliydi. Ama annesinin olmadığını bilmemesi de, bunun farkında olmaması da onu donuk da olsa gülümsetebiliyordu. Dumanlı düşüncelerini tiz bir ses dağıttı. Kafasını kaldırdığında eski bir bisiklete binen garip, çelimsiz bir çocuk gördü. Çocuk hurda bisikletiyle ağır ağır ilerlerken çıkardığı ses Vosviddin’in kulağını tırmalıyordu. Ufak elleriyle kapattı kulaklarını sıkıca. Çocuğa baktı. Suratındaki ifade mavi gökyüzüne pek benzemiyordu, soğuk ve ürkütücüydü. Bisikletinin arkasına bağlı, sonu görünmeyen uçsuz bucaksız bir ip vardı. Çelimsiz çocuk Vosviddin’in önünden geçip gitti, peşindeki iple birlikte. İpin ucunda ne olduğunu görmek için yerinden kalktı yavaşça. Kafasını kaldırdı, ufuğa baktı, hiçbir şey göremedi. İpe dokundu, hiçbir şey anlamadı. Boş verdi, veya verdiğini zannetti. İkisinden biri…
Yol kenarında duran, uykulu bir bisiklet gördü çelimsiz çocuk. Terkedilmiş hurdayı inceledi dakikalarca. Bir lastiği patlamıştı ve bunu tamir edebilecek hiçbir şey yoktu elinde. Morali bozuldu, ama bu şekilde de binebileceğini düşündü o bisiklete. Bir de ip buldu, yılan gibi kıvrılan yollar kadar uzun. Bisikletinin arkasına bağladı sıkıca. Diğer ucunu da güneşe bağladı. Bu onu yormuştu, ama değdi. Bisikletine bindi ağır hareketlerle. Yola çıkmak için hazırdı. Arkasında güneş, altında bir hurda. Yeterince mutluydu, daha fazlası gerekmiyordu ona. Saatlerce ilerledi, ilerledi, ilerledi. Suratında yorgun bir ifade vardı. Bisikleti tiz bir ses çıkarıyordu, bu onu rahatsız etmişti. Ama yolu uzundu, devam etti. İleride, kaldırımda dizlerini kendisine çekmiş halde oturan, kırmızı yanaklı, ufak elleri olan bir çocuk gördü. Kafasını bisikletin çığlığına kaldırdı. Çelimsiz çocukla gözgöze geldi. Kaldırımdaki çocuğun suratında donuk, ürkütücü bir ifade vardı. Korktu çelimsiz çocuk. Diğer çocuk da sesten rahatsız olduğu için ufak elleriyle kulaklarını kapattı sıkıca. Çelimsiz çocuk hızla uzaklaştı, patlak lastiğiyle birlikte.
Vosviddin yeniden ufuğa baktı, ipin ucunda ne olduğunu görmek için. Yapamadı. Diğer tarafa, bisikletli, çelimsiz çocuğa baktı, giderek uzaklaşıyordu. Ama ipin ucu ona daha uzaktı. Çocuğun arkasından koşmaya başladı, nefes nefese. Ondan korkuyordu, ama onunla konuşmak da istiyordu, neler olduğunu anlamak için. Bunun neyi değiştirip neyi değiştirmeyeceğini bilmiyordu. Belki de bilmek istemiyordu. Koştu arkasından kırmızı yanaklarıyla. Çelimsiz çocuk hala ona çok uzaktı. Daha hızlı koşmaya başladı, eski ayakkabılarının buna dayanıp dayanamayacağından şüpheliydi, koşabildiği kadar hızlı koştu. Sonunda yoruldu, ama çocuğa yaklaşmıştı. Son gücüyle seslendi, bisikletin çığlığından daha güçlü bir sesle. Çocuk yavaşladı, pedallarını daha ağır çevirmeye başladı. Ve durdu. Aniden karanlığa gömüldü yaşlı şehir. Gökyüzü karardı, ağaçların rengi siyaha döndü. Vosviddin olduğu yere çakıldı, kaldı. Kendisini suçlu hissediyordu bunun için. Belki de her şeyi akışına bırakması gerekirdi, belki de hiç o kaldırımdan kalkmaması gerekirdi. Ama yapmadı, birçok şeyi mahvetti, belki de istemeden. Geriye dönüş şansı yoktu, eğer olsaydı, her şey çok farklı olurdu. Her şey…
Vosviddin yeniden ufuğa baktı, ipin ucunda ne olduğunu görmek için. Yapamadı. Diğer tarafa, bisikletli, çelimsiz çocuğa baktı, giderek uzaklaşıyordu. Ama ipin ucu ona daha uzaktı. Çocuğun arkasından koşmaya başladı, nefes nefese. Ondan korkuyordu, ama onunla konuşmak da istiyordu, neler olduğunu anlamak için. Bunun neyi değiştirip neyi değiştirmeyeceğini bilmiyordu. Belki de bilmek istemiyordu…

Hikayeler ve Öyküler -2-
